BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.00
6 Kasım 2003 Perşembe
BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER : Suat KILIÇ (Samsun), Ahmet Küçük (Çanakkale)
_____0_____
BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 15 inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı
yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce, üç arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.
Gündemdışı ilk
söz, Cumhuriyetimizin Kuruluşunun 80 inci Yıldönümünde Erzurum gerçeğiyle
ilgili söz isteyen, Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’ya aittir.
Buyurun Sayın
Ilıcalı. (Alkışlar)
Konuşma süreniz 5
dakikadır.
MUSTAFA ILICALI
(Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz hafta,
Cumhuriyetimizin 80 inci Kuruluş Yıldönümünde -belki, bazı vekillerimizin
bilgisi vardır- Erzurum’da, yoğun bir kar yağışı nedeniyle bir afet oluşmuş,
elektrikler kesilmiş, sular akmamış, fırınlarda ekmek çıkmamış; bu konuyu
Meclisimizin gündemine taşımak için söz aldım; bu vesileyle, hepinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Bana bu imkânı
veren Başkanlığımıza da, teşekkürlerimi sunuyorum.
80 inci Yıldönümünde, tabiî ki, böyle
bir afetle karşılaşılması oldukça önemli. Doğu Anadolu gibi bir yerin bu kadar
önemli bir sorununu dile getirirken, tüm muhalefet ve iktidar
milletvekillerinin beni dinleyeceğini düşünüyorum. Burada, bu 5 dakikalık süre
içerisinde, ülkemizin...
Sayın Başkanım, bu... Yani, konuşamıyorum.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel
Kurulda uğultu var; hatip arkadaşımız sesinin duyulmadığından şikâyetçi.
Buyurun.
MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; çok önemsediğim, sizin de mutlaka önemsediğinizi
düşündüğüm, Doğu Anadolumuzdan, sadece, bir ili biraz sonra anlatacağım; ki,
her ilin başına aynı konular gelebilir. Şu anda, Erzurum halkı televizyona
kilitlenmiş, Meclise taşınacak, hükümetimiz ne diyecek, muhalefetimizin görüşü
ne olacak diye bizi izliyor. Onun için, istirhamım, bize, dikkatli bir 5
dakikanızı verirseniz, herhalde, sadece beni değil tüm Doğu Anadolu’yu
sevindirmiş olursunuz.
İşte, 80 inci Yıldönümünde, bazı konular gündeme çıkarken,
maalesef, Erzurum gerçeği kamuoyunun gözlerinden kaçtı. Oradaki vatandaşlar,
elektrik kesintisi nedeniyle, suların kesilmesi nedeniyle perişan oldular;
haberleşmeleri kesildi, elektrik kesildi, su kesildi, ekmek çıkmadı. Nüfusun
büyük bir çoğunluğu zaten yoksulluk sınırında yaşarken; yani, burada büyük bir
çoğunluk ekmekle beslenirken, fırınlardan onu da alamadı.
Bu arada, tabiî ki, bizim Erzurum’da,
kar, diğer yıllara göre kırk gün önce yağdı, metrekareye 56 kilogram su düştü.
Şimdi, diyeceksiniz ki, bu olumsuz koşullardan dolayı mı Erzurum’da bu durum
meydana geldi? Yine, üzülerek söylüyorum, 80 inci yıldönümümüzde, iyi
yönetilemediğimiz için -bu bir gerçektir- enerji nakil hatları karın
ağırlığıyla beraber yıkıldılar, kısa devre oluştu. Tabiî ki, bunların
yıkılmaması lazımdı, bunların inşa edilirken daha iyi, dikkatli bir şekilde
kontrol edilmesi lazımdı. Ayrıca da, neden hatlar yeraltında değil de, yüzde
80’i havaî? Diğer illerde bunlara baktığımız zaman, batıdaki illerimizde,
Aydın’da, Bursa’da, Denizli’de, Antalya’da yeraltı hatların oranları yüzde 80’e
ulaşırken, ilimizde yüzde 20, Doğu Anadolu'nun diğer illerinde de bundan bir
farkı yok. Sonuçta, yaşadığımız bu afeti, Erzurum Valiliğimiz, oluşturduğu bir
kriz masasıyla ve en sonunda 4 Kasım 2003 tarihiyle Başbakanlık Acil Destekleme
Fonuna bildirdi. İlk tespitlere göre, yaklaşık 4 trilyon liralık bir zararımız
söz konusu oldu; tabiî, buna, çiftçilerin gördüğü zarar dahil değildir; çünkü,
ilk ürün kar altında kaldığı için alınamadı. Bunun, mutlak surette afet
kapsamına alınması gerektiğini düşünüyorum. Şu şekilde: 7269 sayılı Kanununun 1
inci maddesine göre, bu afet genel hayata etki ettiği için, sayın hükümetimizin
bu afeti mutlaka bu kapsamda değerlendirecektir. 4864 sayılı Kanunun 5 inci
maddesine göre de, afete maruz kalan yörelerdeki belediyeler ile özel
idarelere, maruz kaldıkları hasar ve tahribatları gidermek amacıyla gerekli
ödemenin yapılması gerekir.
Tabiî “Erzurum’da meydana gelen olay,
kar yağışından ileri gelmiştir” derken, burada sadece Erzurum’u dile
getirmiyorum. Doğu Anadolu’nun hangi ilinde bu durum olsa aynı konuyla
karşılaşacağız. Burada dikkat çekmek istediğimiz konu şudur: Doğu Anadolu
Bölgemizi bir bütün olarak ele aldığımızda, kalkınmışlık yönünden diğer
bölgelere göre çok gerisinde olduğunu göreceğiz.
Ne yapmamız gerekiyor; biz, bunun için,
milletvekili olur olmaz, hemen, muhalefetiyle iktidarıyla Doğu Anadolu’nun tüm
milletvekillerini bir araya getirerek; acil çözümlerimiz ne olabilir, Hükümet
Programına, Acil Eylem Planına bakarak, bir koordinasyon sağlayarak bazı
çalışmaları hızlandırabilir miyiz diye düşündük. Kısacacsı, ulaşım yönünden
bakıyoruz, enerjinin kullanımı yönünden bakıyoruz, hangi kriterlere bakarsak
bakalım, kalkınmışlık yönünden çok geride olduğumuz açık bir gerçek.
Dolayısıyla Türkiye'nin geneline göre yapılan bütün yatırımların, Erzurum için
veya bir Kars için, bir Iğdır için, bir Ardahan için iki kat yapılması
lazımdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun Sayın Ilıcalı,
konuşmanızı toparlayabilir misiniz.
MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Bu
bölgemizde, fert başına düşen millî gelir, Türkiye ortalamasının yarısı kadar
olduğuna göre bölgemize farklı bakılması gerekiyor. Tabiî, hükümetimizin
bölgemize vermiş olduğu önemin somut bir göstergesi olarak, 23 Temmuzda
Erzurum’da toplandı. Biz, bu toplantıdan önce sayın bakanlarımıza, Doğu Anadolu
Bölgesi sosyal ve ekonomik kalkınma modeli olarak bir öneri sunduk. Buradaki
öneri, sadece Erzurum için değil, tüm Doğu Anadolu’daki iller için önemli.
Burada, bütün sektörler için önerilerimiz somut biçimde bakanlarımıza
sunulmuştur. Bunların bir an önce hayata geçmesiyle beraber, buradaki
standartlar da kısa bir sürede yükselecektir.
Bu vesileyle söz almışken, Başkanımın
da sabrını zorlamadan, bu sosyal ve ekonomik kalkınma modelinden birkaç
maddeyi, izninizle burada sıralamak istiyorum.
Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı
kapsamında, ulusal kaynakların en yüksek ekonomik ve sosyal faydayı sağlayacak
şekilde geliştirilmesi, bölgelerarası dengesizliklerin en aza indirilmesi temel
amaç olarak saptanmıştır.
Bölgesel gelişme politikalarının
uygulanmasında sürdürülebilecek bölgelerarası bütünleşme, sosyal ekonomik
dengelerin sağlanması, yaşam kalitesinin iyileştirilmesi, fırsat eşitliği,
sosyal ve kültürel gelişme amaç edinilmelidir. Bu geri kalmışlığın kısa sürede
kapanması için büyük adımlara, dev hamlelere ihtiyaç vardır. Bölgeye girişimci
çekmek için, şu anda Meclis gündeminde olan teşvik yasasının da en kısa zamanda
çıkacağını umuyoruz.
Mevsim şartlarına bağlı olarak inşaat
süresi çok kısa olan bölgemizde yatırımların kısa sürede tamamlanması için,
yatırım bedelinin inşaat mevsimine göre dağıtılması oldukça önemlidir.
Yine, kış şartlarının elverişsiz ve
uzun olması sebebiyle, kamu personelinin bölge dışına tayin yaptırmak için
yoğun çaba sarf ettikleri bilinen bir gerçektir. Burada zaten yetersiz olan
özellikle teknik ve sağlık personelinin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Sağlık
personeli için bir çözüm getirildi, sözleşmeli kadro; teknik personel için de
aynı çözümün bulunması gerekmektedir.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Ilıcalı.
MUSTAFA ILICALI (Devamla) – 1 dakika,
Sayın Başkan...
BAŞKAN – Maalesef, Sayın Ilıcalı;
bugün, önemli kanun tasarıları gündemde.
MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Çok büyük
bir bölge Sayın Başkan.
BAŞKAN – Dün istismar edildi bu konular
Sayın Ilıcalı; lütfen, buyurun...
MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Hepinizi
saygılarımla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın
Ilıcalı.
Gündemdışı ikinci söz, İstanbul’da var
olan yoksulluk ve işsizlik sorunuyla ilgili söz isteyen, İstanbul Milletvekili
Hasan Aydın’a aittir.
Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından
alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakikadır.
HASAN AYDIN (İstanbul) – Sayın Başkan,
böyle bir imkânı verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Sizin disiplininize de
uymaya çalışacağım; uymazsak da bir anlamı yok; çünkü, konuşamıyoruz. Ayrıca,
haklısınız.
Sevgili arkadaşlarım, belki, günümüzde,
ikili ilişkilerde hepimizin çok düzenli olarak konuştuğu ve şikâyetçi olduğu,
ama, her ne hikmetse, Parlamento gündemine en az taşınan, belki, taşınsa da bir
fayda bulamayacağımızı düşündüğümüz bir temel nokta olan, Türkiye’de, ama,
özellikle de İstanbul’da işsizlik konusunu bu Parlamentonun gündemine taşımayı
önemli bir görev saydım.
Şöyle bir inceledim; Türkiye’de 10 000
000 insan günde 1 dolarla geçiniyormuş, 20 000 000 insan da günde 2 dolarla;
yani, Türkiye’de, yaşam zorluklarını bir Marlboro sigarasıyla ayakta tutmaya çalışan 20 000 000 civarında insan var ve
Türkiye’de, çalışması gereken nüfusun sadece yüzde 46,5’i çalışıyormuş; bunlar
istatistikî araştırmalar. Avrupa’nın en fazla işsizlik sorunu yaşanan ülkesi
İspanya’da bu oran yüzde 55 civarında.
Değerli arkadaşlarım, geriye kalan
kısmımızın çalıştığını ifade etmek belki mümkün. Onları da çalışıyor farz etmek
mümkün değil; çünkü, çalışan nüfusumuzun yüzde 52’si herhangi bir sosyal
güvenlik kurumuyla herhangi bir ilişki içerisinde değil. İşsizler arasında 25 yaşın
altındaki işsizlerin oranı daha çok da yüksekokul mezunu. Bir bakıma,
Türkiye’de, tahsil yapmış olmak, üniversiteyi bitirmiş olmak bir dezavantaj
noktasına gelmiş bulunmaktadır. Türkiye’nin manzarası bu. Türkiye’nin
manzarasından İstanbul’a inmeden önce, sanki, Türkiye’de işler çok iyi
gidiyormuş diye ya da öyle bir manzara görünüyormuş gibi, 2004 yılında vergi
harçları yüzde 85, cezalar da yüzde 28,5 artacak.
Değerli arkadaşlarım, eğer, bir
toplumda, toplumların bireylerinin, unsurlarının umudu yoksa, geleceğe güzel
bir şekilde bakma şansları yoksa, geleceğin planını yapamıyorlarsa, o zaman, o
ülkede, mutluluktan, refahtan söz etmek ya da ülkede sorunların ortadan
kalktığını, durumun düzeldiğini ifade etmek mümkün değil. İşsizlerin ötesinde,
çalışanların hiçbir tanesi yaşam güvencesi taşımıyor. Bugün, Türkiye’de,
çalışan insanların hemen tamamı, acaba yarın benim halim ne olacak diye
düşünmekte; ama, öte taraftan, milyonlarca işsizin gerekçesini, yeri
geldiğinde, Sayın Başbakanımız çalışanlara çatarak “siz, bu kadar işsiz
sokaktayken neden zam istiyorsunuz” diyerek, sanki çalışan insanların yüzünden
bu kadar milyonlarca insan, işsiz varmış gibi... Üstüne üstlük, bir de, böyle
bir ortamı, yoğun bir işsizlik ortamını fırsat bilen ve Türkiye’de, çok az da olsa,
birkısım kötü özellikteki işverenlerin de fırsatçılığı, sorunu daha da
artırmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, İstanbul öyle bir
kent ki, yüzde 1 zengini var –yine bir istatistik çıkarmışlar- Anadolu’nun
bütün millî geliri, İstanbul’daki o azınlık gelirleri kadar değil; ama, dağı
taşı altın olan İstanbul’da, her dağın, her sokağın ortası bir dert küpü.
Belki, İstanbul, Türkiye’nin genel mozaiği, genel bir resmi gibi. İstanbul’da
bugün insanlar çöpten besleniyor.
İstanbul’da insanlar pazarlarda çürük
domatesleri toplama fırsatı bile bulamıyor artık. Köylerden erzaklarını
taşımanın yoğunluğu artmış durumda. Eğer, aile dayanışması olmasa, herhalde,
İstanbul, Türkiye’nin isyan eden en büyük kentlerinden birisi olur. Evsizlerin
sayısı artıyor; ama, daha da acısı, hiçbirimizin görmek istemediği bir resim
var ki, gerek Anadolu yakasında gerek Avrupa yakasında otomobilinize
bindiğinizde, yol kenarlarında 20-22 yaşlarında canlarını pazarlayan
kızlarımızı, her saniye, her metrede görmeniz mümkün. Türkiye’nin hali bu!..
Türkiye’de, genç kızlarımız, çocuklarına süt verebilmek için, annelerine ekmek
taşıyabilmek için kendilerini pazara sürme noktasına gelmişlerdir. Sadece
bununla da değil, İstanbul’da artık insanlar -eskiden kadınlar için geçerliydi-
erkekler bile sokağa çıkma noktasında sıkıntı yaşamaktadır; çünkü, sokağa
çıktığınızda herhangi bir güvenceniz söz konusu değildir. O küçücük küçücük
evlatlarımızın gruplar halinde bali içerek dolaştıklarını, uyuşturucunun artık
sokaklarda alenî bir hale geldiğini, burada, Büyük Millet Meclisi önünde dile
getirmenin galiba bir görev olduğunu ifade etmeliyim.
İstanbul’da müthiş derecede iş varmış
gibi, bir de İstanbul’da yabancı işçiler sorunu var. Aksaray meydanına
gittiğinizde, onlarca, yüzlerce inşaata gitmek için sıra bekleyen ve günde 2
000 000-3 000 000 liraya çalışmak için birbiriyle yarışan Romanyalı ve Balkan
ülkelerinden gelen işçileri de gördüğünüzde, İstanbul’da bir manzarayı daha
yaşamaktasınız.
Değerli arkadaşlarım, belki burada
ifade etmem gereken en önemli nokta şu: Bir yılı geride bıraktık; Türkiye’nin
çok temel bir sorunu var, Türkiye’de işsizlik var, Türkiye’de insanlarımız
aç...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
HASAN AYDIN (Devamla) – Toparlıyorum
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.
HASAN AYDIN (Devamla) – Eğer bir ülkede
insanlar açsa, eğer bir ülkede insanlar mutlu değilse, eğer bir ülkede, 20
yaşında, 25 yaşındaki gençler annelerinin, babalarının yüzlerine bakamaz hale
gelmişlerse, eğer bir ülkede devlet kendi vatandaşlarına zekat verme noktasına
gelmişse, eğer bir ülkede sadece ramazanlarda –neyse ki, onu yapabiliyor ve
başarabiliyoruz- iftar yemekleri veriyor; ama, sahurda insanların ne yaptığını
bilmiyorsak, o zaman, geriye bırakmış olduğumuz bir yıl içerisinde
insanlarımızın sorunlarıyla ilgilenme hususunu eksik bırakmışız demektir.
Özellikle de, Adalet ve Kalkınma
Partili milletvekili arkadaşlarıma bir şey söylemek isterim: Adalet ve Kalkınma
Partisi büyük bir destek alarak iktidara geldi. En temel sorun da işsizlikti.
Yani, bu işsizleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin yarattığını söylemek elbette
haksızlık olur; ama, bu bir yıl içerisinde bu işsizlerin sayısı azalması
gerekirken -Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidar olduğu bir yıl içerisinde-
işsizlik oranı, cumhuriyet tarihinin en yüksek noktasına çıkmış, resmî rakamlar
12,5.
Değerli arkadaşlarım, bu rakamlar, size
bağlı olarak çalışan kurumlardan gelen rakamlar. Öyleyse, Adalet ve Kalkınma
Partisindeki arkadaşlarımızın... En çaresiz olduğumuz, insanlarımızın birçok
işini görebilmekteyiz; ama, maalesef, insanlarımız iş dedikleri zaman sırtımızı
dönmek durumunda kalmaktayız. Sadece üç beş tane yakınımıza iş bulmak mümkün
değil ya da onlara iş bularak toplumun sorununu azaltmak mümkün değil. Bir
taraftan böyle sorunlar var; kamu kurumlarında oldukça kadro şişkinliği var
diyoruz; ama, Millî Eğitim Bakanımız, yine, bir çırpıda “atama ve
görevlendirme” adı altında kadrolarını atayabilmekte; onlarca insanı sokağa
koyabilmektedir.
Ben, böylesine önemli bir sorunu
çözemezsek -Adalet ve Kalkınma Partisinin en önemli problemi- Türkiye’de
açlığın, sıkıntının, mutsuzluğun ve işsizliğin bizim tümümüzü etkileyebilecek
boyutta sorun olacağına inanıyorum. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.
Gündemdışı üçüncü söz, Malatya Tekel
Sigara Fabrikası ve Tekelin sorunlarıyla ilgili söz isteyen Malatya
Milletvekili Muharrem Kılıç’a aittir.
Buyurun Sayın Kılıç. (CHP sıralarından
alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakikadır.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; Malatya Tekel Fabrikasının durumu ve Tekelin
özelleştirilmesi hakkında görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım;
Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Ülkemizin en önemli ekonomik varlıklarından
birisi olan Tekelin özelleştirilmesiyle ilgili teklifler, Özelleştirme İdaresi
tarafından dün açıklandı. Bu açıklamaya göre, Tekelin sigara bölümüne verilen
en yüksek teklif 1 150 000 000 dolar, alkollü içkiler bölümüne verilen en
yüksek teklif ise 292 000 000 dolardır. Yapılan bu açıklamadan sonra,
Özelleştirme İdaresi Başkanı, verilen bu fiyatın Tekelin değerinin çok altında
olduğunu söylemiştir; ancak, ihale komisyonunun kararını serbestçe takdir
edeceğini de belirtmiştir.
Sayın milletvekilleri, Tekelin 2002
yılı hasılatı 4,5 katrilyon TL olup, günlük 17,4 trilyon TL Tekelin kasasına
girmektedir. 2002 yılı kârı 318 trilyon TL’dir. Tekel, 29 000 kişiye iş imkânı
sağlamaktadır; 402 000 tütün üreticisi ailenin, yani, ortalama 2 500 000
kişinin ekonomisine katkı yapmaktadır.
Ülkemiz ekonomisinde hayatî konuma
sahip bulunan, deyim yerindeyse, altın yumurtlayan tavuk konumundaki Tekel,
haraç mezat satılmaya çalışılmaktadır. Tekelin mevcut fabrikaları, sigara ve
alkol markaları, bulundukları şehirlerin en merkezî ve en değerli yerlerindeki
arsalarının değeri milyarlarca doları bulmaktadır; ancak, cumhuriyetin
birikimleriyle oluşturulmuş bu değerler, yabancı alkol ve sigara tekellerinin
çabası, Türkiye’deki işbirlikçilerin desteğiyle, yok pahasına satılmaya çalışılmaktadır.
Bunun için de, 2001’den bu yana, Tekelde üretimde ve pazarlamada oynanan
oyunlarla, Tekelin üretiminin azalmasına ve pazar payının daraltılmasına
çalışılmıştır. Bununla ilgili olarak, Malatya yaprak tütün fabrikasında oynan
oyunları dikkatinize sunmak istiyorum.
Malatya sigara fabrikasında, 2002 yılı
başında, çalışan 1 100 kişiden, en önce elektrikçi, elektronikçi, kazancı,
makine ustası gibi kalifiye elemanlardan başlamak üzere, büyük bölümü emekliye
sevk edilerek, çoğu vasıfsız 450 kişi kalmıştır. Kalanların bir kısmı da kasım
ve aralık ayında emekliye sevk edilerek, fabrika tümüyle çalışamaz duruma
getirilmek istenmektedir. Şu anda, 37 adet makinenin 22’si kapatılmış, günlük
50-60 tonluk sigara üretimi 10-15 tona düşmüştür. Bu üretim de, kalan işçilerin
özverili çabalarıyla sağlanmaktır.
Bu da yetmezmiş gibi, yine, üretilen
sigaralar maliyetine fiyatlarla, Pazarlama ve Dağıtım Başmüdürlüğüne fatura
edilmekte, Başmüdürlük ise, yüksek fiyatla bu ürünleri piyasaya sürmektedir.
Gönderilen genelgelerle, muhasebe oyunlarıyla, fabrika zararda, Pazarlama ve
Dağıtım Başmüdürlüğü ise kârda gözükmektedir. Amaç, günlük cirosu 2,5-3 trilyon
lira olan fabrikayı, üretim yapamayan, zarar eden bir konumda göstererek,
Tekelin ucuza kapatılmasına kılıf uydurmaktır.
Sayın milletvekilleri, bizler, büyük
bir tarihî sorumluluk altındayız. Önümüzde iki seçenek bulunmaktadır: Ya IMF
direktifleri doğrultusunda yabancı tekellerin ve onların yerli
işbirlikçilerinin ülkemiz kaynaklarını yok pahasına ele geçirmesine seyirci
kalarak onlardan yana olacağız ya da bizleri buraya gönderen halkın
çıkarlarının yanında yer alacağız. Bu iki seçenek içinde, inanıyorum ki, gerek
Cumhuriyet Halk Partili gerekse Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili
arkadaşlarım ikinci seçenekten yana tavır alacaklardır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Tekelin özelleştirilmesiyle, maliyemiz, altın yumurtlayan tavuğu keserek büyük
ve sürekli bir gelirden mahrum kalacaktır. Geçimini tütün üretiminden sağlayan
402 000 tütün üreticisi aile mağdur olacaktır. Tekel işyerlerinde çalışan 30
000 kişi işini kaybederek işsizler ordusuna katılacaktır. Tekeli ele geçirecek
yabancı tekeller, kâr hırsıyla genç nüfusumuzu sigara ve içkiye özendirerek,
insanlarımızın sağlığını riske atacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kılıç, konuşmanızı
toparlar mısınız.
Buyurun.
MUHARREM KILIÇ (Devamla) – Değerli
milletvekilleri, biz Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri olarak
seçildiğimizden bu yana, gerek soru önergeleriyle gerekse araştırma
önergeleriyle bu sorunu Yüce Meclisin gündemine taşıdık. Tütün Yasası Türkiye
Büyük Millet Meclisinde görüşülürken, şu anda iktidar partisi olan Adalet ve
Kalkınma Partisine seçilen pek çok milletvekili arkadaşımız da benzer görüşler
sergilemişlerdir. Örneğin, Sayın Eyüp Fatsa, bu yasanın sosyal hukuk devlet
anlayışıyla bağdaşmadığını, tütün üreticisini yok edecek olan bu yasanın IMF
dayatmasıyla millî irade baskı altına alınarak çıkarıldığını belirtmektedir.
Yine, Sayın Mahmut Göksu arkadaşımız, Tütün Yasasının Türkiye pazarını ele
geçirmek isteyen sigara tekellerinin baskısıyla çıkarılmak istendiğini,
halkımızın sağlığı feda edilerek, sigara tekellerinin pazarı olacağımızı ve
dışarıya her yıl milyarlarca dolar ödeyeceğimizi belirtmektedir. Yine, Sayın
İsmail Özgün arkadaşımız “tütün üreticisinin ahını almayalım, bu vebalin
altından kalkmamız zordur” demektedir. Bu görüşlere aynen katılıyorum. Bu
arkadaşlarımızın “dün dündür, bugün bugündür” zihniyetinde olacağına da inanmak
istemiyorum.
Bu nedenle, gelin, parti ayırımı
yapmadan, hep beraber, Tekel olayını enine boyuna araştırarak sağlıklı bir
sonuca ulaşalım. Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu araştırma
önergelerini hızlandıralım. Tütün Yasasını yeniden ele alalım. Ben, Yüce
Meclisin bu hususta sağduyulu davranacağına inanıyorum.
Bu düşüncelerle, Yüce Heyete
saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılıç.
Gündemdışı konuşmaya hükümet adına
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen cevap verecektir.
Buyurun Sayın Tüzmen. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 20 dakikadır.
DEVLET BAKANI KÜRŞAD TÜZMEN (Gaziantep)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Malatya Milletvekili Sayın Muharrem
Kılıç’ın Tekel Sigara Fabrikası hakkındaki gündemdışı konuşmasına cevap vermek
üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Malatya Sigara Fabrikasında sigara
üretimine 1977 yılında başlanılmıştır. Söz konusu fabrikamızda halen Kısa
Maltepe, Kısa Samsun ve Birinci markalı sigaraları üretilmektedir.
30.9.2003 tarihi itibariyle, yaklaşık
718 işçiyle, iki vardiyada, günde 23-24 ton sigara üretimi yapılmakta olan
Malatya Sigara Fabrikasındaki işçi sayısı, ekim ayındaki emeklilikleri
nedeniyle 490 kişiye inmiş bulunmaktadır.
Malatya Sigara Fabrikası, Tekel Genel
Müdürlüğünün önemli fabrikalarından birisidir. Bu nedenle, gerek işçi sayısının
yeterli seviyeye çıkarılması gerekse teknik ve idarî personelle takviyesi
yönünde önlemlerin alınması cihetine hızla gidilmektedir.
Malatya Sigara Fabrikasının üretim dışı
bırakılması yönünde bir çalışma söz konusu değildir. Aksine, Malatya Sigara
Fabrikasında üretimin daha verimli ve rantabl bir şekilde sürdürülmesi yönünde
gayretler sürdürülmektedir.
Malatya Sigara Fabrikasında üretim
kayıplarının azaltılması, işçilerimizin daha sağlıklı bir ortamda
çalışmalarının temini amacıyla 2003 yılında yaklaşık 2 trilyon lira harcama
yapılarak, toz toplama ünitesi yapılmış bulunmaktadır.
Bu çerçeve içerisinde, Tekelin sigara
bölümü, özelleştirme kapsam ve programında olmakla birlikte, bugün itibariyle
özelleştirme sürecinde gelinen noktada dikkate alınarak, diğer tesislerde
olduğu gibi, güzide fabrikalarımızdan biri olan Malatya Sigara Fabrikasında da,
iyileştirme çalışmalarıyla hem kaliteyi hem de üretim miktarını artırmak suretiyle
Malatya ve yöre ekonomisine en yüksek seviyede katkı sağlanmaya devam
edilecektir.
Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Başkanlığın Genel Kurula diğer
sunuşları vardır.
İki adet Meclis araştırması önergesi
vardır; okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizde kalkınmanın temel taşlarından
olan organize sanayi bölgelerinin sorunlarının tespit edilerek, çözüm
yollarının bulunması amacıyla, Anayasanın 98 inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması
açılmasını arz ederiz.
Saygılarımızla.
1.- Ahmet Küçük (Çanakkale)
2.- Özlem Çerçioğlu (Aydın)
3.- Haluk Koç (Samsun)
4.- Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
5.- Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
6.- Mustafa Gazalcı (Denizli)
7.- Erdal Karademir (İzmir)
8.- Ali Oksal (Mersin)
9.- Yüksel Çorbacıoğlu (Artvin)
10.- İzzet Çetin (Kocaeli)
11.- Mehmet Boztaş (Aydın)
12.- Mehmet Vedat Melik (Şanlıurfa)
13.- Halil Ünlütepe (Afyon)
14.- Necdet Budak (Edirne)
15.- Salih Gün (Kocaeli)
16.- Yaşar Tüzün (Bilecik)
17.- Zeynep Damla Gürel (İstanbul)
18.- Mehmet Semerci (Aydın)
19.- Tuncay Ercenk (Antalya)
20.- V. Haşim Oral (Denizli)
21.- Kemal Sağ (Adana)
22.- Esat Canan (Hakkâri)
23.- Atilla Başoğlu (Adana)
24.- Rasim Çakır (Edirne)
25- Orhan Ziya Diren (Tokat)
Gerekçe:
Ülkemizin kalkınma hamlesinin atılım
merkezleri, yakın zamanlarda Anadolu’nun muhtelif yerlerinde kurulmuş ve
kurulmakta olan organize sanayi bölgeleridir.
Organize sanayi bölgeleri uygulamalarının
başlatılmasındaki temel amaçlar, sanayinin disipline edilmesi, şehirlerin
planlı gelişmesine katkıda bulunma, birbirini tamamlayıcı ve birbirinin yan
ürününü teşvik eden sanayicilerin bir arada ve bir program dahilinde üretim
yapmalarıyla üretimde verimliliğin ve kâr artışının sağlanması, sanayinin az
gelişmiş bölgelerde yaygınlaştırılması, tarım alanlarının sanayide
kullanılmasının disipline edilmesi, sağlıklı, ucuz, güvenilir altyapı ve ortak
sosyal tesisler kurulması, müşterek arıtma tesisleriyle çevre kirliliğinin
önlenmesi şeklinde sıralanabilir.
Düzenli kentleşme, sağlıklı çevre ve
sanayileşmiş Türkiye idealinin omurgası olan “Türkiye OSB Projesi”
sanayicilerimizin entegre ve rekabet edebilir ortamlarda organize
edilmeleriyle, çağdaş medeniyet hedefine ulaşmakta çok önemli bir görev
üstlenmiştir. Uygulanan projeler ve desteklerle, Anadolu’nun dört bir yanında
ortaya çıkan Anadolu Kaplanlarıyla birlikte, sanayi atılımı
gerçekleştirilmiştir.
Gerçekleştirilen tüm sanayi atılımları
ve organize sanayi bölgelerine yıllardır yapılan büyük yatırımlar görmezden
gelinerek, OSB’lere uygulanan teşvikler kaldırılarak, OSB’ler yok edilmeye
çalışılmaktadır.
Türkiye’nin bütün OSB’lerinde yüzde 100
olan yatırım indirimi yüzde 40’lara indirilmiş, OSB yönetimlerince bedeli
ödenen trilyonluk enerji nakil ve dağıtım tesislerine rağmen, OSB’lere tanınan
yüzde 5 ucuz enerji uygulaması kaldırılmıştır.
Ülkemizin dört bir yanında, ülkemizin
içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılara rağmen önemli bir sayıda istihdam yaratan
OSB’ler, bir yandan yaşam mücadelesi vermeye çalışırken, bir yandan da
hükümetin uyguladığı politikalarla ciddî engellerle karşılaşmaktadırlar. Bu
engeller, OSB’lerde geçmişte yapılan yatırımların üretime dönüşmemesine ve yeni
yatırımların yapılamamasına neden olmaktadır.
Bu doğrultuda, kalkınma ve gelişmenin
temel kaleleri olan OSB’lerin sorunlarının çözülerek, yeni Anadolu
Kaplanlarının yaratılması için bir Meclis araştırması açılmasına ihtiyaç
bulunmaktadır.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve
Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde
yapılacaktır.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizin yaşamakta olduğu en büyük
sorunlardan birisi de işsizliktir. Bugün, ülkemizde, hemen her ailede bir işsiz
bulunmaktadır. İşsizlik, sadece ekonomik alandaki bir kayıp unsuru olmayıp
derin sosyal sorunlara yol açan bir olgudur.
Ülkemizde, 1980’den beri uygulanagelen
liberal piyasa ekonomisinin işsizliğin boyutlarını daha da artırdığı
görülmektedir. Özelleştirme uygulamaları, sendikasızlaştırma çabaları ve düşük
ücret politikaları istihdam artışını sağlamamış, işsizliği artırmıştır.
Devlet İstatistik Enstitüsünün
verilerine göre, işsizlik oranı yüzde 10, eksik istihdam, yani gizli işsizlerin
oranı ise 4,6’dır. Böylece, resmî kayıtlardaki işsizlik oranının yüzde 15’e
yaklaştığı ortaya çıkmaktadır.
Son yıllardaki krizlerle birlikte,
toplam istihdam önemli ölçüde azalmıştır. 2000 yılında 20,6 milyon olan istihdam,
2001 yılında 20,4 milyona, 2002 yılında 20,3 milyona düşmüş ve halen de bu
seviyesini korumaktadır.
Bu rakamlar resmî kayıtlar olup, gerçek
hayattaki durum çok daha vahimdir. Tarım sektöründe yılın belli dönemlerinde
çalışan köylüler, çeşitli alanlarda mevsimlik olarak çalışanlar ve iş bulamayıp
aramaktan vazgeçenler kayıtlara alınmamaktadır. Gizli işsiz denilen fiilî
işsizler de hesaba katıldığında işsizliğin gerçek boyutunun aktif nüfusumuzun
neredeyse üçte 1’ine ulaştığı görülecektir.
Ülkemizdeki istihdam artışı, nüfus
artış hızının gerisinde kalmakta, bu da stoktaki işsiz miktarını artırmaktadır.
Yapılan hesaplamalar mevcut durumun sürmesi halinde ülkemizdeki işsizlik
oranının 2010 yılında 2’ye katlanacağını ortaya koymaktadır.
Önemli bir diğer olgu da son yıllarda
kentlerdeki eğitimli gençler arasındaki işsizliğin yükselmiş olmasıdır.
Eğitimli işsiz gençlerin oranı ülke ortalamasının üzerindedir ve neredeyse üçte
1 oranına yaklaşmaktadır.
Ülkemizde istihdam ve işsizlik
konularında ciddî yapısal sorunlar yaşanmaktadır. Kayıtdışı olarak çalışanların
sayısının 3,5 milyonu bulduğu tahmin edilmektedir.
Uzun bir gecikmeyle de olsa çıkarılmış
olan İşsizlik Sigortası kapsam ve ödentilerinin yetersiz olması nedeniyle
ihtiyacı karşılamaktan uzaktır. Ücret üzerindeki istihdam vergilerinin
yüksekliği de işsizliği artıran bir diğer faktördür. Türkiye, bu bakımdan 30
OECD ülkesi içerisinde ilk sıralarda yer almaktadır. Kayıtlı çalışanlar
üzerindeki yüklerin artması, kayıtdışı istihdamın artmasına ve kayıtdışı ekonominin
büyümesine yol açmaktadır. Bu da zincirleme bir şekilde sosyal güvenlik
kurumlarının özellikle SSK’nın açıklarını artırmaktadır.
İşsizlik, aynı zamanda yoksulluk
anlamına da gelmektedir. Ülkemizde çalışan bir kişi ortalama 3,63 kişiye
bakmaktadır. AB’de bu oran 2,52’dir.
Paradan para kazanmayı özendiren rant
ekonomisi uygulamaları reel sektörü geriletmekte, sosyal politikaları
azaltmakta ve insan unsurunu ikinci plana atmaktadır. İnsanları sadece işgücü
olarak görmek Anayasamızdaki sosyal devlet anlayışıyla ve çağdaş sosyal
anlayışla da bağdaşmamaktadır.
Türkiye Avrupa Birliğine girmek
istiyorsa, siyasî kriterlerin yanı sıra ekonomik ve sosyal alandaki eksiklik ve
düzenlemelerini de gerçekleştirmek durumundadır.
Bu noktalardan hareketle, ülkemizdeki
işsizliğin boyutlarının, nedenlerinin, niteliğinin, ekonomik ve toplumsal
tahribatlarının araştırılması ve çözüm yollarının belirlenebilmesi için
Anayasanın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci
maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1 – Orhan Eraslan (Niğde)
2 – Feramus Şahin (Tokat)
3 – Zekeriya Akıncı (Ankara)
4 – Muharrem Doğan (Mardin)
5 – Abdurrezzak Erten (İzmir)
6 – Enver Öktem (İzmir)
7 – Vezir Akdemir (İzmir)
8 – Mustafa Sayar (Amasya)
9 – Mehmet Vedat Yücesan (Eskişehir)
10 – Ali Dinçer (Bursa)
11 – Nejat Gencan (Edirne)
12 – Emin Koç (Yozgat)
13 – Yavuz Altınorak (Kırklareli)
14 – Hüseyin Bayındır (Kırşehir)
15 – Erdal Karademir (İzmir)
16 – Yılmaz Kaya (İzmir)
17 – Oğuz Oyan (İzmir)
18 – Zeynep Damla Gürel (İstanbul)
19 – Mevlüt Coşkuner (Isparta)
20 – Mehmet Vedat Melik (Şanlıurfa)
21 – Mahmut Duyan (Mardin)
22 – Memduh Hacıoğlu (İstanbul)
23 – Şevket Gürsoy (Adıyaman)
24 – Mehmet Parlakyiğit (Kahramanmaraş)
25 – Esat Canan (Hâkkari)
26 – İsmet Atalay (İstanbul)
27 – Ersin Arıoğlu (İstanbul)
28 – Orhan Ziya Diren (Tokat)
29 – Kâzım Türkmen (Ordu)
30 – Mehmet Işık (Giresun)
31 – Ensar Öğüt (Ardahan)
32 – Mehmet Yıldırım (Kastamonu)
33 – Sedat Pekel (Balıkesir)
34 – Hakkı Ülkü (İzmir)
35 – Tacidar Seyhan (Adana)
36 – İsmail Özay (Çanakkale)
37 – Mehmet U. Neşşar (Denizli)
38 – Necati Uzdil Osmaniye)
39 – Uğur Aksöz (Adana)
40 – Ersoy Bulut (Mersin)
41 – Feridun Ayvazoğlu (Çorum)
42 – Salih Gün (Kocaeli)
43 – Züheyir Amber (Hatay)
44 – Yüksel Çorbacıoğlu (Artvin)
45 – İlyas Sezai Önder (Samsun)
46 – Orhan Sür (Balıkesir)
47 – Ali Kemal Kumkumoğlu (İstanbul)
48 – Ali Cumhur Yaka (Muğla)
49 – Ali Kemal Deveciler (Balıkesir)
50 – Rasim Çakır (Edirne)
51 – Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
52 – Yücel Artantaş (Iğdır)
53 – Yakup Kepenek (Ankara)
54 – Bülent Tanla (İstanbul)
55 – Hüseyin Ekmekçioğlu (Antalya)
56 – Muhsin Koçyiğit (Diyarbakır)
57 – Mehmet Şerif Ertuğrul (Muş)
58 – Bayram Ali Meral (Ankara)
59 – Mehmet Küçükaşık (Bursa)
60 – Hüseyin Özcan (Mersin)
61 – Hasan Fehmi Güneş (İstanbul)
62 – Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
63 – Mehmet Tomanbay (Ankara)
64 – Mehmet Nuri Saygun (Tekirdağ)
65 – Halil Ünlütepe (Afyon)
66 – Hasan Aydın (İstanbul)
67 – Atilla Kart (Konya)
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önerge, gündemde yerini alacak ve
Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırasında
yapılacaktır.
Orman köylülerinin sorunlarının
araştırılarak orman köylerinin kalkındırılması için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının bir
tezkeresi vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Komisyonumuz, başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip
üyelerini seçmek üzere 5.11.2003 Çarşamba günü saat 16.00’da Halkla İlişkiler
Binası B Blok 2 nci Kat 4 üncü Banko 7-8 no’lu Araştırma Komisyonu Toplantı
Salonunda 12 üye ile toplanmış ve aşağıda isimleri yazılı sayın üyeler
belirtilen görevlere seçilmişlerdir.
Fikret Badazlı
Antalya
Komisyon
Geçici Başkanı
Adı
ve Soyadı Seçim Bölgesi Aldığı Oy
Başkan Nusret
Bayraktar İstanbul 10
Başkanvekili Fikret Badazlı Antalya 10
Sözcü Yüksel
Coşkunyürek Bolu 10
Kâtip Erdoğan
Kaplan Tekirdağ 10
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu
maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır;okutup oylarınıza sunacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulunun 6.11.2003 Perşembe günü (bugün) yaptığı
toplantıda siyasî parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından,
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel
Kurula sunulmasını arz ederim.
Haluk
İpek
Ankara
AK Parti Grup Başkanvekili
Öneri:
Genel Kurulun 6 Kasım 2003 Perşembe günkü (bugün)
birleşiminde; daha önce Gelen Kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak
dağıtılan 275 sıra sayılı kanun tasarısının 48 saat geçmeden gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 4 üncü
sırasına alınmasını ve bu birleşimde çalışma süresinin bu işin bitimine kadar
uzatılması, 11 Kasım Salı günkü birleşiminde; “Özel Gündemde Yer Alacak İşler”
kısmında 265 sıra sayılı İzmit Büyükşehir Belediyesi İzmit Kentsel ve
Endüstriyel Su Temin Projesiyle ilgili iddiaların araştırılması amacıyla
kurulan (10/4) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporunun
görüşmelerinin yapılmasının, Genel Kurulun onayına sunulması önerilmiştir.
BAŞKAN-Öneri aleyhinde söz isteyen
Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Samsun Milletvekili Haluk Koç.
Buyurun Sayın Koç. (CHP sıralarından
alkışlar)
HALUK KOÇ (Samsun)- Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, Adalet ve Kalkınma Partisi, yine
kendi önerisiyle, 4 Kasım 2003 Salı günü aldığımız Danışma Kurulu kararının
üzerine âdeta bir tekzip önerisiyle karşımıza geliyor. Âdeta, denilmek
isteniyor ki “biz, salı günü bir karar aldık; ama, o dünde kaldı. Bugün, hemen
acil olarak, 1 maddelik bir başka yasa teklifini de görüşmemiz lazım.” Yeniden
gündem belirleyelim önerisiyle geliyorsunuz Genel Kurula.
Değerli arkadaşlarım, geçen yasama
yılında da benzerlerini yaşadığımız bir dayatma karşısındayız; kusura bakmayın
bu deyimi söylüyorum. Yine, 48 saat geçmeden; bakın, görüşülmesi öncelikle istenilen tasarı dün saat 11.50’de
yayımlandı. “Canım, ne olacak; 1 maddelik bir
tasarı. Oylar geçeriz.” Mantık bu.
Peki, neyi getirmek istiyorsunuz bu
yasa tasarısında? Neyi yasalaştırmak istiyorsunuz aceleyle? Daha doğrusu
-deminki deyimimi tamamlamak için- neyi dayatmak istiyorsunuz Genel Kurula?
Şimdi, içerik şu: TÜBİTAK’ta boş
bulunan bilim kurulu üyeliklerine bir defaya mahsus olmak üzere, Başbakan
tarafından atama yapılmasını ve başkanın bir defaya mahsus olmak üzere,
Başbakanın teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanmasını öngörüyor bu
teklifiniz; yani, teklif, hepsi bir defalık mazeretiyle saklanmak isteniyor.
Bir defalık... Hani o yabancısı olmadığımız “bir kere Anayasayı delmekle bir
şey olmaz” mantığının devamı uygulamalarının uzantısı bir mantıkla karşı
karşıyayız.
Değerli arkadaşlarım, burada muhalefete
de âdeta “susun, oturun canım; işte, bir defalık diyoruz” mesajı ayrıca
sunuluyor.
Değerli arkadaşlarım, TÜBİTAK nedir?
TÜBİTAK’ın görevi nedir? Nasıl kurulmuştur? Neden siyasetin dışında
tutulmalıdır, özerk yapısını korumalıdır? Neden, usulüne uygun yapılan bir iç
seçim mevcut yasal çerçeve içerisinde 4,5-5 aydır sonuçlandırılamamaktadır?
Neden iktidar TÜBİTAK’ı hedefine almıştır? Sayın Başbakan ne hedeflemektedir?
İktidar, sayısal çoğunluğunu neden bu ülkeyi gerecek girişimlerin harcında
kullanmak istiyor âdeta? Bunları, eğer bu yasa tasarısını görüştürme başarısını
yakalayabilirseniz oylarınızla, Cumhuriyet Halk Partisi sözcüleri, tüm
çıplaklığıyla, tüm perde arkası beklentileriyle, tüm acı gerçekleriyle Genel
Kurula ve ulusumuza sunacaklardır.
Değerli milletvekilleri, bakınız,
birinci yılın sonunda ne kadar kendinizi makyajlasanız da, topluma ve ülkeye
güven veremiyorsunuz.
YAHYA BAŞ (İstanbul) – Siz öyle
zannediyorsunuz!..
HALUK KOÇ (Devamla) – Bu güven sorununu
bir türlü aşamıyorsunuz. Bir yerlere takılıp kalıyorsunuz. Kafanızın
arkasındakilere takılıp kalıyorsunuz. Her seferinde bu kadar açık bu kadar net
de olmuyorsunuz.
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Millet
sizi iyi tanıyor!..
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
oturduğumuz yerden müdahale etmeyelim lütfen.
HALUK KOÇ (Devamla) – Her attığınız
adımı demokrasi söylemleriyle, katılımcılık, hoşgörü, özgürlük açıklamalarıyla
süslüyorsunuz. Sonraki adımlarınız da, gerçekler yüzünüze vurulduğunda, bu
sefer de mehter ritmine uyup, geri adım atıyorsunuz.
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Demokrasi
sizin tekelinizde mi?
HALUK KOÇ (Devamla) – Aklınız sıra,
toplumda bazı konuları tartıştırmış, bu şekilde tartıştırmış oluyorsunuz; yani,
toplumu bu art radikal özlemlerinizin gerçekleşmesi yolunda duyarsızlaştırmaya
çalışıyorsunuz.
Demokrasi diyor arkadaşım, bir yandan
da demokrasi söylemini hiç dilinizden esirgemiyorsunuz; ama, gerektiğinde 12
Mart savcılarını aratmayacak 146 ncı madde suçlamalarını dile getiriyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım...
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Millet
sizi çok iyi biliyor!..
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen,
dinleyelim.
HALUK KOÇ (Devamla) – Değerli
arkadaşlarım...
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Şapkanız
eksik, şapkanız...
HALUK KOÇ (Devamla) – 146 ncı madde
suçlamasını siz getiriyorsunuz sayın milletvekili. 12 Mart savcılarını
aratmıyorsunuz.
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Millet
sizi iyi tanıyor.
HALUK KOÇ (Devamla) – Çık, burada
konuş!..
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Konuşurum
tabiî.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Hatibe
saygılı ol!..
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) –
Konuşurum...
BAŞKAN – Sayın Aktaş...
HALUK KOÇ (Devamla) – Sayın
milletvekilleri, bakınız, sizlere, bir kere daha bazı konuları anımsatmak
istiyorum. Lütfen, dinleyiniz!..
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Bizi
karalayan politika yapamazsınız burada!..
HALUK KOÇ (Devamla) – Lütfen,
dinleyiniz!..
Toplumsal düzenin korunması, ancak
hukuk kurallarına hem uymak hem uyulmasını idare olarak sağlamakla mümkündür.
Yasama, yürütme ve yargının bu alandaki görevleri anayasal kurallar ve hukuk
kurallarında belirlenmiştir. Demokrasilerde yönetme ve yürütme, seçimle işbaşına gelen siyasî
iktidara verilmiş bir haktır, görevdir. Buraya kadar tanımlamalarda bulundum.
Değerli milletvekilleri, ama, unutmayalım, demokrasilerde oluşan siyasî
çoğunluğun her dediğinin -bugün istenildiği gibi- gerçekleştirilmesi mümkün
değildir. Sayın Cumhurbaşkanının 1 Ekim günü Türkiye Büyük Millet Meclisinin
açılışında yaptığı konuşmasında şöyle diyor, bakın: “Egemen olan,
katılımcılıkla desteklenmiş düşünsel çoğunluktur. Farklı düşünceleri anlamak ve
onlardan yararlanmak sistemin gereğidir” ve ekliyor akabinde “sayısal çoğunluk,
gelenekler, kamu yararı ve hukuk devleti ilkesiyle sınırlandırılmıştır. Güç
sahibi olan iktidarın, kendisine oy vermeyenlerin -yani, bugünkü tabloyla
söylüyorum; Türkiye’deki nüfusun yüzde 66’sının, oy kullanmayanları da
eklerseniz, yüzde 75’inin- haklarına ve düşüncelerine saygı gösterilmesi ve göz
önüne alınması demokrasinin erdemidir.”
Şimdi, siz, bu orantısız yansımanın ürünü olarak, bu çoğunlukla
buradasınız. Bunları sizin hiç aklınızdan çıkarmamanız gerekiyor değerli
arkadaşlarım.
BURHAN KILIÇ (Antalya) – Siz muhalefetinizi yapın.
HALUK KOÇ (Devamla) – Bana laf atacağınıza, bunların ağırlığını bir
düşünün.
BURHAN KILIÇ (Antalya) – Çok düşündük!
HALUK KOÇ (Devamla) - Bu kadar tepki gösterenler, bu kadar yanlışlığı
ifade eden değişiklikleri, söylediklerimizin tam tersine, bugün olduğu gibi
dayatırsanız, sistemi de, demokrasiyi de yaralar, zedelersiniz.
Bu yasa tasarısı, eğer, gündeme alınıp, söylediğimiz uyarılara
kulaklarını kapatan çoğunluğunuz tarafından kabul edilirse, sizler, Türkiye’de
eğitimi, bilimi, özgür düşünceyi ve bunların kurumlarını zedelemeye,
özelliklerini kemirmeye, siyasallaştırmaya olan niyetinizi apaçık ortaya
koyacaksınız; ama, unutmayın, Türkiye Cumhuriyeti, Adalet ve Kalkınma
Partisinden çok büyüktür. (CHP sıralarından alkışlar) Sizler, tüm yaptıklarınızla
geçicisiniz arkadaşlarım.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) – Size öyle geliyor.
HALUK KOÇ (Devamla) – Bu büyük ulusun geleceği olan inançlı yürüyüşünde
bırakın noktayı, virgül bile olamayacaksınız ne yazık ki! (AK Parti
sıralarından gürültüler)
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Bir daha iktidara zor gelirsiniz.
HALUK KOÇ (Devamla) - Sizi yanlışlarınızla baş başa bırakmayacağız, size
onu da yapmayacağız, sonuna kadar dayatmalarınıza karşı koyacağız.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar; AK Parti sıralarından
gürültüler)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Koç.
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Siz, bu
kafayla iktidara daha çok gelirsiniz!
AHMET YENİ (Samsun) – Bittiniz,
bittiniz!..
HALUK KOÇ (Samsun) – Bir duyalım,
sesini duyalım, çık konuş...
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Daha çok
gelirsiniz, çok!.. Devam edin...
HALUK KOÇ (Samsun) – Çık konuş!.. Çık
konuş!..
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Gelmek için
bir asır daha beklersiniz.
BAŞKAN – Önergenin aleyhinde söz
isteyen, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bugün, burada, TÜBİTAK’la ilgili 3 maddelik tasarının
getiriliş biçimi üzerinde konuşmayacağım; Sayın Koç bu konuda gereken uyarıyı
-çok işe yaramasa da; şimdiye kadar çok yapıldı- yeniden tekrarladı. Ben, daha
çok, bu 3 maddelik tasarının zamanlamasına, neden ve sonuçlarına değineceğim.
Değerli arkadaşlarım, bir kere, üç
maddelik bu tasarının gerekçesi, tamamen yaratılmış bir gerekçedir, tamamen
uydurma bir gerekçedir; nereden bakarsanız bakın, savunulamaz bir gerekçedir;
hatta, özrü kabahatinden büyük bir bahanenin arkasına sığınılarak
getirilmiştir.
Dört perdelik bir oyun oynanmıştır.
Bunların birinci perdesi, bilindiği gibi, şubat 2003’te TÜBİTAK Bilim Kurulunun
aldığı karar gereği atanan yahut da atanması prosedürü başlatılan TÜBİTAK
Başkanının, 6 Mayıs 2003 tarihinde Başbakanlıkta bu atama işleminin yapılması
için başlattığı prosedür zamanında tamamlanmamış; yani, Başbakan tarafından
imzalanarak Cumhurbaşkanlığına iletilmemiş ve bu işlemin yarım kalmasına yol
açılmıştır.
Açıkça şunu söylemek gerekir; atama
sürecindeki temel işlem, Bilim Kurulunca yapılan seçim işlemidir. Bilim Kurulu
oybirliğiyle bir seçim işlemi yaptıktan sonra, bunun üzerinde, yasa gereği
Başbakanın bir tercihte bulunması, başka bir aday önermesi mümkün değildir.
Ancak, söz konusu o kişinin, istenilen koşulları taşımaması durumu halinde,
yani, yasaya aykırılık durumunda buna itiraz edebilir. Oysa, TÜBİTAK Başkanı,
bu göreve ilk kez atanan bir kişi olmayıp, bu konudaki ehliyeti herkes
tarafından zaten kabul edilmektedir ve böyle bir gerekçe de zaten ortada
yoktur. Yani, atama işlemi, Başbakanın kusurlu davranışları dolayısıyla
sonuçlanmamıştır.
Şimdi, burada bir boşluk doğdu, biz, bu
boşluğu doldurmak için bir defalık bir atama yapacağız gibi bir gerekçe, tam,
özrü kabahatinden büyük bir gerekçedir. Önce durumu hazırlayacaksınız, önce
atama işlemini yapmayacaksınız; arkasından, ne yapalım, şimdi, artık!.. Bu
arada, eylül ayında, TÜBİTAK’ın 13 kişilik Bilim Kurulunun 6 üyesinin de görev
süresi doldu, ikinci perdesi de orada oynandı. Bu 6 Bilim Kurulu üyesinin
sürelerinin uzatılması teklifi 20 Eylül 2003 tarihinde Başbakanlığa verildi ve
bu da, yine, işlem olarak sonuçlandırılmadı. Ondan sonra, Başbakan ve
Başbakanlık “ne yapalım, bu süreler zarfında bu atamalar yapılmadığı için Bilim
Kurulu çoğunluğunu kaybetmiştir” diyebildi. Yani, kendi kusurlu davranışından
dolayı ortaya gelen bir durumu bahane ederek “yeni bir çözüm sunacağım” dedi.
Karşımıza, bugün, burada tartışmak istediğiniz bir yasa tasarısı geliyor. Bu
önerinin kabul edilmemesi için burada söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, bakın, bu, başka
bir olayı, bizzat kendi başıma gelen bir olayı hatırlatıyor. 1985 yılında
doçentlik kadrosu için, benim için verilen bir ilan, bizzat rektörün bu
konudaki kasıtlı tavrıyla sonuca ulaştırılmadı. Doçentlik atama yönetmeliğinde
şöyle bir hüküm vardır: “Jürideki üyeler -bu kadro için başvuran zaten doçentlik
unvanını almış, kadro için başvuruyor- bir aylık süre içerisinde raporlarını
vermelidir.” Rektör, bu bir ay içindeki süreyi geçiştirdi, son günlerinde
verdi. Ondan sonra da “bir ay içerisinde kimse rapor vermedi; bu durumda
hakkınız düştü” diyor.
Değerli arkadaşlarım, konulan süre,
orada, hak sahibinin, akademisyenin haklarını korumak için getirilmiştir; yani,
jüri üyeleri bunu aylarca, yıllarca süründürmesin diye getirilmiş bir süredir.
Siz, şimdi, hak sahibinin lehine olan bir süreyi onun aleyhine kullanacaksınız.
Bunu yapan rektör, benim açtığım dava sonucunda, kuşkusuz, mahkemede bunun
hesabını veremedi; ama, bakınız, o rektör, 12 Eylül rejiminin atadığı rektördü.
Ben, şimdi size soruyorum: Sizin
farkınız nedir değerli arkadaşlarım?! Şu işlemin, 12 Eylül rejimi rektörünün
yaptığı işlemden farkı nedir; bana bir açıklayınız! Bunun, 12 Eylül kafasından
hiçbir farkı yoktur. Önce, bu kişilerin -bir başkanın ve 6 üyenin- süresi
içerisinde atama işlemlerinin sonuçlanmaması sağlayacaksınız, ondan sonra diyeceksiniz
ki: “Ne yapalım, Kurulda çoğunluk kalmadı, bu atama işlemini yapamıyoruz.”
Değerli arkadaşlarım, bu, hukukdışı bir
davranıştır, bunun hiçbir hukuk düzeninde yeri yoktur; hiçbir hukuk düzeni, bir
hakkın kötüye kullanılmasını desteklemez. Dolayısıyla, bilerek yasalara aykırı
davranan kimse de, burada, kalkıp, iyi niyet sahibi olduğunu iddia ederek
“gelin, bir defalık bir atama yapalım” deme hakkına sahip değildir. Bu, iyi
niyet değildir; bu, olsa olsa, onun muhaliflik kavramıdır; yani, kötü niyettir.
Değerli arkadaşlarım, bu arada, çok
müessif olan bir olay da şu: Görevden
alınmaları konusunda bizzat ilgili başkan ve üyeler kolaylık göstermeyince;
yani, kendileri beyaz bayrağı çekip “teslim oluyoruz” demedikleri için,
kendileri üzerinde bir karalama kampanyası başlatılıyor. Bu, şimdiye kadar
söylediklerimden daha da vahim bir olaydır; yani, eğer, birisini görevden
alamıyorsanız, çamur atınız izi kalsın, karalayınız... Görev süresi mayıs
ayında tamamlanması gereken bir başkan için ne yapıyorsunuz; daha sonraki
-hazirandan sonraki- bir dönemde murakıp atıyorsunuz. Oysa, onun işleminin,
zaten, mayıs ayı içinde tamamlanmış olması gerekirdi. Siz ya da en azından
Başbakanlık, böyle, daha sonraki bir dönem için murakıp atayarak, iyi niyetli
davranmayacağınızın örneğini vermektesiniz.
TÜBİTAK’ın yıllardır ibra edilmediği
gibi birtakım bahaneler söyleniliyor.
Değerli arkadaşlarım, TÜBİTAK ve birçok
kuruluş, gecikmeli olarak
denetlenmektedir.
yedi kişilik bir ibra kurulu vardır, bunların denetimi, hep yıllar itibariyle,
gecikmelerle gelmektedir; dolayısıyla, bu, sadece, TUBİTAK ile ilgili bir olay
değil, bütün KİT sisteminde -KİT Komisyonu üyesi arkadaşlarımız bilirler- hep
gecikme ile gelir bunlar; yani, buradan kalkıp, bahane üretmeye çalışmak,
burada, bu kurumlara yıllardır hizmet vermeye çalışan insanlar açısından, en
azından, çok ciddî saygıda kusur anlamına gelmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bu davranışların
sonucu ne olur; yani, burada, şimdi, iktidar partisinin bu önergesi kabul
edilir ve biz, bugün, bu yasa tasarısını konuşursak ne olur? Bir kere, bugün,
burada, söylediğim hukuk dışılıklar hatta Anayasa dışılık; çünkü, burada üç
bakımdan Anayasaya aykırılık vardır. Sebebi, amacı ve konusu itibariyle bu
getirilen üç maddelik düzenleme -aslında tek maddelik bir düzenleme- Anayasaya
aykırı bir düzenlemedir. Bunun gereğini yaparız.
Değerli arkadaşlarım, burada, çok daha
vahim bir durumla karşı karşıyayız. Burada, TUBİTAK gibi bilimsel özerkliğe
sahip olması gereken, 40 yıl önce bu amaçla kurulmuş olan bir kurumu, siz,
siyasî etki altına alıyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, bunu bir defalık iş diye
geçiştiremezsiniz; çünkü, bir defa yaparsak ne olur sorusunun cevabı; yol olur;
yani, birisinin tarlasından bir kere traktör ile geçin, herkes bir kere geçsin.
Ne olur; orası yol olur. Aynı, biraz önce, Sayın Koç’un dediği gibi, bir kere
değiştirmekle ne olur; eğer, hukuk düzenini korumakla birinci derece görevli
kişiler, Başbakan, Cumhurbaşkanı gibi, en üst noktada olan kişiler “ne olur
canım bir kere hukuku delsek” diyorlarsa, balık baştan kokar hesabı, herkes
hukuku deler, ondan sonra trafikteki anarşiden dahi yakınmaya hakkımız kalmaz;
çünkü, herkes ona katkıda bulunur, herkes ona katılır.
Değerli arkadaşlar, iyi örnekler vermek
zorundayız. İyi örnekler vermek için, onun için dokunulmazlığın ilk örneğini
buradan vermek gerekir diyoruz. İyi örneği biz verelim ki, başkaları bizi
izlesin. Kötü örnek biz isek, o zaman millet bizi niye izleyecek?!..
Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu
siyasallaşma meselesi bir tek kişiyle sınırlı değildir; sadece, TUBİTAK
başkanının atanmasıyla sınırlı değildir. Altı tane bilim kurulu üyesi, yine
Başbakanca belirlenecektir. Başbakan, başkanın bu bilim kurulunda sağlayacağı
çoğunluk olacağı için, kurum yönetimi kalıcı olarak siyasal etki altına girecek
demektir. Bu, Türkiye’de, bir defaya mahsus atanmışlık sistemi getirerek, bu
kurumun yapısında olan, kendi içinden bilimsel kriterlerle atama sistemini
altüst etmektir, tarihe gömmektir. Bu tarihe gömmek, sizin sırtınızda, sizin
vebaliniz olacaktır. Siz, böyle bir sorumluluğu sürekli taşıyacaksınız.
Ben, son olarak şunu söyleyeyim: Niçin
bu kadar pervasızca, bu kadar değişiklik yapılabiliyor. Değerli arkadaşlarım,
bunun arkasında, kuşkusuz, bugün medyanın, büyük medyanın, çok büyük menfaat
çıkarlarıyla, tek başına iktidar olmuş bir partiye yakın durma çabaları vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
OĞUZ OYAN (Devamla)- Bitiriyorum Sayın
Başkanım.
BAŞKAN- Buyurun Sayın Oyan.
OĞUZ OYAN (Devamla)- Bugün burada bu
söylediklerimiz bu salonun dışına yansımıyorsa, rotatifler yalan söylüyorsa
değerli arkadaşlarım, bir gün sizin için de yalan söylerler. (CHP sıralarından
alkışlar)
Siz bugün bunun arkasına sığınarak
burada böyle bir hukuk dışılığı geçirme suçuna ortak olmayınız; arkanıza medyayı
alarak, önümüz açık diye lütfen bu milletin, bu ülkenin bilimsel geleceğinin
kararmasına izin vermeyiniz.
Saygılar sunarım. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Oyan.
Önerinin lehinde söz isteyen, AK Parti
Grup Başkanvekili Haluk İpek.
Buyurun Sayın İpek. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
HALUK İPEK (Ankara)- Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Danışma Kurulunda Cumhuriyet Halk
Partisi Grup Başkanvekili arkadaşlarımızla mutabık olamadığımız önerge üzerinde
söz almış bulunuyorum.
Tabiî, biz, bugünkü Danışma Kurulundan
önce salı günü elden dolaştırarak haftanın programını yapmıştık ve hafta
programı da belli olmuştu; ancak, hükümetimizden gönderilen TÜBİTAK’la ilgili olan
1 maddelik bir yasa tasarısını bugünün gündemine almakla ilgiliydi bu
teklifimiz. Yine, İzmit Büyükşehir Belediyesinde, bu kentsel ve endüstriyel su
teminiyle ilgili araştırma önergesinin de salı günü görüşülmesi, salı gününe
kadar da Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın da hazırlık yapması için
önergemizi bugün verdik.
Tüm bu kopan gürültünün sebebi, tek
maddelik bir yasa teklifi, bir madde. Yani, tüm programa, bu hafta
görüşeceğimiz programa bir madde ekledik TÜBİTAK’la ilgili; onunla ilgili koptu
(CHP sıralarından gürültüler) ve genel olarak söylenen “bilimsel özerkliği olan
bir kuruluşu siyasî etki altına alıyorsunuz.” İddia bu.
Esasen, biraz sonra önergemiz kabul
edildiğinde ve yasa görüşülürken, burada TÜBİTAK konuşulurken, tüm iktidar ve
muhalefet düşüncelerini iletirken bunları söylemesi gerekirdi; ancak, o zaman
söyleyeceklerini şimdi söyledikleri için, ben de kısaca değinmek istiyorum
acaba böyle mi olmuştur.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Aynen öyle
oldu.
HALUK İPEK (Devamla) - Şimdi, TÜBİTAK’ın
değişik kurulları var; bir tanesi Bilim Kurulu, bir tanesi Başkanlık, bir
tanesi Araştırma Grupları, yine araştırma merkezleri ve kurmuş oldukları
enstitüleri.
Şimdi, TÜBİTAK’ın bu Bilim Kurulu
dediğimiz kısımda 12 üyesi var, 1 de başkanlığı var. TÜBİTAK, tüm kararlarını
bu Bilim Kurulunda, yani, Başkanın başkanlık ettiği Bilim Kurulunda alıyor. 6
tane Bilim Kurulu üyesinin üyeliği düşmüş ve yine, TÜBİTAK’ın Başkanlığının da
başkanlığı düşmüş. Dolayısıyla, şu anda TÜBİTAK karar alamayan bir kuruluş haline
gelmiş.
Peki, TÜBİTAK ilk kurulurken neler
olmuş...
ALİ RIZA BODUR (İzmir) – Niye düştüğünü
de açıklayın lütfen!
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
lütfen...
HALUK İPEK (Devamla) – TÜBİTAK ilk
kurulurken de yine...
ALİ RIZA BODUR (İzmir) – Açıklasın!..
BAŞKAN – Sayın Milletvekili, aleyhte
iki arkadaşınız söz istedi, söz verildi.
Buyurun.
HALUK İPEK (Devamla) – TÜBİTAK ilk
kurulurken, yine Başbakanın teklifi üzerine... Yani, aynı getirdiğimiz
düzenleme ilk kuruluşta da yaşanmış. Ancak, şu anda, yeniden oralarda üyelerin
tamamlanmasıyla ilgili olarak bir karar alma mekanizması TÜBİTAK’ta yok olduğu
için bunun tamamlanması gerekir.
Peki, kim tamamlayacak...
İSMET ATALAY (İstanbul) – Kim yok
etmiş!
HALUK İPEK (Devamla) – Kim
tamamlayacak; Türkiye Büyük Millet Meclisi tamamlayacak.
Geçmişte TÜBİTAK ilk kurulurken, ilk
başkanlık kurulunu, ilk başkanı atarken, nasıl bir husus öngörmüşse... Kim
öngörmüş; Türkiye Büyük Millet Meclisi öngörmüş. Peki, Anayasamıza göre,
kuvvetler ayrılığı ilkesine göre, şu andan itibaren bu boşluğu kim dolduracak;
Türkiye Büyük Millet Meclisi. Şimdi, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız,
burada hatta biraz da hırçınca bir gerilim
politikası şeklinde bunu eleştirirken, bu konu şu şekilde çözümlenmelidir
diyebildiler mi?!
HALUK KOÇ (Samsun) – Kendi aslı var...
Aslı var...
HASAN AYDIN (İstanbul) – Sorunu yaratan
sizsiniz.
HALUK İPEK (Devamla) – Diyemezler,
neden diyemezler; çünkü, Anayasa, yasa yapma yetkisini Türkiye Büyük Millet
Meclisine vermiş ve bu konu burada tamamlanacak ve çözümlenecek. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Esas olan şudur arkadaşlar: demokrasiyi
özümsemek bir erdemdir...(AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
HALUK KOÇ (Samsun) – Demokrasiyi tarif
ettin bak!..
HALUK İPEK (Devamla) – ...ve
insanoğlunun geçirdiği en önemli aşamadır. Maalesef, bu aşama herkese nasip
olmuyor.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – İnşallah,
size de nasip olur!
HALUK İPEK (Devamla) – Esasen,
söylenenlerin bir kısmına, yine, cevap
verecektim; ama, vermiyorum. (CHP sıralarından “Ver, ver” sesleri) Vermiyorum.
Son olarak şunu söylüyorum...
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Cevabınız
var mı ki acaba?!
HALUK İPEK (Devamla) – Var var...
Söyleyeyim, cevap vereyim: Şimdi, denildi ki “dayatma...” Hayır, Anayasada
öngörülen, hükümet belli bir teklif getirebilir, Türkiye Büyük Millet Meclisi
tartışır ve isterse yasalaştırır, isterse yasalaştırmaz. Bu, bir dayatma
değildir. Yine...
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Cevap mı bu!
HALUK İPEK (Devamla) – Tabiî tabiî,
cevap.
“Topluma güven vermiyorsunuz” dedi
arkadaşlarımız, demokrasinin çok önemli bir özelliği var...
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale) – Kızılay’a
gitseydin bugün, görürdün toplumu!.. (AK Parti sıralarından gürültüler)
HALUK İPEK (Devamla) - Günü gelince
sandığa gidiyoruz, yani, bu, çok büyük de bir nimeti demokrasinin. Sandığa
gideceğiz, yakında da bir belediye seçimleri var, sandıkta iktidarın da,
muhalefetin de durumu belli olacak . O nedenle, Yine son olarak şunu
söylüyorum: Biz, 3 Kasımda milletten almış olduğumuz vekâleti, bu salonda görev
yaptığımız sürece, tam ve layıkıyla kullanacağız; sonuna kadar kullanacağız.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
Bundan birileri rahatsız olacakmış,
varsın olsun. Anayasa ve yasalar bu Meclisi oluşturuyorsa ve ülkedeki
demokratik sistem bu Meclisi oluşturuyorsa, bunu herkes özümsemek zorunda
diyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İpek.
Başka söz talebi?.. Yok.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) – Başkan,
yalandan da olsa say bir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
oturduğunuz yerden sayabilirsiniz karşı grubu da sizin grubu da; sayıldığı için
“kabul edilmiştir” denilmiştir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
Önce yarım kalan işlerden başlayacağız.
Adli
Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve
Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı:
146)
Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve
Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)
BAŞKAN - Adli Yargı İlk Derece
Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun Tasarısı ile Hukuk usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon
raporları henüz gelmediğinden, tasarıların müzakeresini erteliyoruz.
19.6.1994 Tarih ve 544 sayılı Türk
Patent Enstitüsü Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname; Türk
Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe komisyonları raporlarının
görüşmelerine başlıyoruz.
1. X- 19.6.1994 Tarih ve 544 Sayılı Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname; Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/224, 1/361) (S. Sayısı: 272) ...x
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.
Komisyon raporu 272 sıra sayısıyla
bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Uşak Milletvekili Sayın Osman Coşkunoğlu; buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak)
– Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisinin
görüşlerini ifade etmek için huzurunuzdayım.
Patent ve patent enstitüsü teknik bir
konu olmakla birlikte ülkemizi ve ülkemizin ekonomisini ve toplumsal yapısını,
siyasî yapısını çok yakından ilgilendiren kavramlardır. Nitekim, belki de bu
özelliği nedeniyle -Türk Patent Enstitüsüyle- bugün görüşmekte olduğumuz tasarı
Plan ve Bütçe Komisyonuna geldiği gün saygın biz gazetemizde ciddi bir
yazarımızın bir makalesi çıkmıştı. Makalenin başlığı “Sıra Patent Enstitüsünde”
idi. Bazı kaygıları ifade eden, patent enstitüsünde yapılan değişiklikler
sonucu ortaya çıkan bazı kaygıları ifade eden bir makale; fakat, komisyondaki
tartışmalarımızda, Sayın Bakanın da gösterdiği anlayışla biz bu kaygıların bir
kısmını ortadan kaldıracak değişiklikleri yaptık, bir kısmı kaldı onlara
değineceğim; fakat, önemli olan, sözünü ettiğim bu makalenin son cümlesidir. Bu
kaygıları belirttikten sonra şöyle bir cümle var ki, Türkiye Büyük Millet
Meclisini çok yakından ilgilendiren bir cümle: “Bugün, Plan ve Bütçe
Komisyonunda düzeltilir mi bunlar bilinmez. Bunun olabilmesi için, önce patentin
ne demek olduğunu bilen komisyon üyelerine ihtiyaç var da...” diyor; yani, bir
kuşku belirtiyor. “... Patentin anlamını komisyon üyeleri biliyor mu,
milletvekilleri patentin anlamını biliyor mu?” Elbette biliyor; kelime
anlamını, sözlük anlamını elbette biliyor. Sözlükte verilen tanımı, elbette,
hepinizin bildiğine inanıyorum; fakat “patent” kavramının önemini ve anlamını
-sözlük tanımı ayrı- onun toplumsal, ekonomik, hatta, siyasî platformlardaki
önemini biliyor muyuz; bu konuya biraz değinmek istiyorum; çünkü, bu
çıkaracağımız patentle ilgili bir kurum yasası. Bu patent kavramının önemini
anladıktan sonra, o öneme yardım edici bir enstitü yasası çıkarıp
çıkarmadığımız üzerine konuşabiliriz.
Nedir patent; birtakım yenilikler -
genellikle teknolojik - için alınan fikrî mülkiyet, bir nevi tapudur. Bir
patente yol açan teknolojik yenilik -icat diyelim, yenilik diyelim- nasıl
ortaya çıkar? Biri bunu talep ettiği için mi ortaya çıkar, biri bunu sunduğu
için mi ortaya çıkar? Arzla mı çıkar, taleple mi? Bunların ikisi de önemlidir.
Fakat, bilim tarihçileri göstermiştir ki, sunumun önemi daha fazladır; arzın
önemi daha fazladır. Bir patente yol açan teknolojik yeniliği arz eden ortamın,
sunan ortamın, geliştiren ortamın, icatlar için, yenilikler için daha önemli
olduğunu bilim tarihi üzerine çalışanlar göstermiştir. Bunun bir somut örneğini
ve bence, çok ilginç olan bir somut örneğini, hatta, iki somut örneğini
tarihten vereceğim.
Sanayi devrimi İngiltere’de ortaya
çıktı; neden, bilim İngiltere’de daha ileri olduğu için mi; aslında değil.
İlginç bir şekilde, sanayi devriminin ortaya çıktığı sıra, bilim Fransa’da daha
ileriydi. Yine, bu konuda farklı görüşler var; fakat, ilk defa, Magna Carta
deklarasyonuyla toplumu demokratikleştirmeye götüren ülke 13 üncü Yüzyılda
İngiltere’ydi. Magna Carta’dan sonra, patent yasasını -çok ilginçtir- dünyada
ilk çıkaran ülke de 1624 yılında İngiltere’dir. Bakın, Fransa 1791’de,
İngiltere’den yüzyetmiş yıl sonra ancak çıkarıyor patent yasasını; İngiltere
1624’te, sanayi devriminden önce. Bunun anlamı nedir? Bunun anlamı, gerek Magna
Carta, daha sonra patent yasasıyla, o devirdeki iktidarın, monarşinin keyfî
olarak onun bunun fikrî mülkiyetine veya diğer mülkiyetine veya diğer haklarına
el uzatma hakkını almaktır monarşiden. Siyasî iktidardan, onun bunun fikrî
mülkiyetine, onun bunun hakkına el uzatma hakkını elinden alan bir dizi
maddedir Magna Carta. Daha sonra, patent yasası 17 nci Yüzyılda bunu
pekiştirmiştir. Monarşinin elinden bu gücü almıştır.
Değerli arkadaşlarım, bunu söyledikten
sonra, şu noktada konunun biraz dışına çıkayım: Sık sık Türkiye Büyük Millet
Meclisinin iradesinden söz ediliyor. Evet, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçim
sisteminin aksattıklarına karşın büyük ölçüde toplumu yansıtıyor; fakat,
Türkiye Büyük Millet Meclisi adı altında iktidarın, iktidara mensup
milletvekillerinin, hatta ve hatta, sadece o milletvekillerinin, farkında bile
olmadan parmak kaldırarak çıkarttığı yasalar bir tahakküm değil midir? Türkiye
Büyük Millet Meclisinin yetkisini bir gruba, hatta Bakanlar Kuruluna hatta
zaman zaman Başbakana vermek demek değil midir? Böyle bir ortamda, demokrasiden
ve haklara el uzatmayan bir yönetim anlayışından söz etmek mümkün değil.
Türkiye’de, hâlâ bu demokrasi sıkıntısını çekiyoruz; çoğunluğu elde eden “ben
çoğunluğum, istediğim hakka el uzatabilirim” anlayışı sürdüğü sürece, maalesef,
bu, demokrasiyi benimsememiş anlamına gelir.
Patent yasasını ilk çıkaran ülkenin
İngiltere, ondan 170 yıl sonra Fransa olmuş olması ve sanayi devriminin
İngiltere’de olması, bunlar rastlantı değildir.
Yine tarihe bakarsak; çok ilginç yeni
yayımlanmış bir yayımda, Osmanlı İmparatorluğunun, denizlerdeki üstünlüğünü 16
ncı Yüzyılda, karadaki üstünlüğünü de 17 nci Yüzyılda Avrupa’ya kaptırdığını
görürüz. Bu yeni çıkan araştırma, denizdeki üstünlüğünü yelken teknolojisindeki
geri kalmışlığına bağlıyor. 17 nci Yüzyılda Osmanlı top teknolojisi Avrupa’nın
gerisine düşmüştür. O devrin tarihçilerinden, bulunan ve yayımlanan belgelerden
çok ilginç iki kısım okuyacağım. Bir tanesi şunu söylüyor:
”Osmanlıların Hint Okyanusunun
Portekizlere karşı savunulmasındaki başarısızlıklarının gerçek nedeni, zamanla
aşılmış olan deniz savaşı tekniklerinde gizliydi. Gemilerinde bulunan topları
hep kendi eski yöntemleriyle kullanırken, yelkenlilerden de yararlanıyorlardı;
ama, temelde insan enerjisine bağımlı kalmayı sürdürmüşlerdi, yelken
teknolojisini es geçmişti maalesef. Hâlâ insan gücüne, yani bugünkü sanayi
politikalarımızdaki hâlâ ucuz işgücüne başvurduğumuz gibi neredeyse.
Yine, bir kumandanın, Osmanlı ordusunu
1 Ağustos 1665’te Sankt Gotthar çarpışmasında dağıtan Avusturyalı komutanın
yazdıklarından: “Çok sayıdaki Türk topları, vurdukları noktada etkili
olmalarına karşın, kullanımda atak değil, yeniden yüklenmesi ve onarımıysa
zaman alıyor. Bizim toplarımız daha kullanışlı ve bizim Türklerden daha üstün
oluşumuzun sırrı burada.” Yani, bu Avusturyalı komutan, kendi ordusunun
kahramanlığından, iman gücünden değil, teknolojik gücünden ve teknolojideki
üstünlüğünden söz ediyor. Bu anlayışı genç cumhuriyetimizin ilk yıllarında
gördük. Batının tekniğini yakalamaya çalışan çabaları o zamanlar gördük,
ibretle yine tarihte okuyoruz. Olağanüstü çabaların içerisinde bir tanesini
söyleyeceğim, 1930’lu, 1940’lı yıllarda uçak yapımına girişecek olan bir kadro geliştirip,
uçak parçalarını denemek için o dönemin en ileri teknolojideki rüzgâr tünelini
Ankara’da inşa etmişti genç cumhuriyetimiz. Bugünkü duruma bakalım, Türkiye'nin
teknolojik yenilik yapma kapasitesi -patentleri ortaya çıkaran bu kapasitedir-
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonunun (TİSK) açıkladığı, yaptırdığı ve
kısmen OECD’den aldığı bir rapora göre Türkiye 40 ıncı sırada, verilen patent
sayısında da 42 nci sırada. Şimdi, neden bu kadar geriyiz? Bugün açıklandı,
Birleşmiş Milletler tarafından, teknoloji ve bilişim alanında yapılan bir
araştırmada Türkiye 173 ülke arasında 49 uncu sırada yer alıyor, bu da bugün
açıklanan bir rapor. Bu,
Neden bu böyle, neyimiz eksik:
Nitelikli mühendislere bakıyoruz, Türkiye, 18 inci sırada; bilgiye dayalı işlere
bakıyoruz, bilgi teknolojileri alanında yetişmiş personele bakıyoruz, Türkiye,
17 nci sırada; ama, kişi başına ar-ge’ye bakıyoruz, Türkiye, 39 uncu sırada.
Bunu, bütçenin konuşulduğu şu günlerde dikkatle not etmemiz ve bu Türk Patent
Yasasını tekrar değerlendirirken gözönünde tutmamız gerekir.
Patent yasa tasarısını, konuşmamın
başında da söylediğim gibi, genellikle olumlu buluyoruz; hükümetin, bayağı
gecikmiş bu yasa tasarısını gündeme getirmiş olmasından memnunuz; fakat
-yasanın dışına çıkan konular- bu yasayı çıkarmakla işin hallolmayacağını,
Türkiye’nin teknolojik altyapısını ve teknoloji üretme kapasitesini, bu Türk
Patent Enstitüsünün başarmayacağını görüyoruz. Türkiye’nin teknoloji
kapasitesini, biraz önce tartışmasını yaptığımız ve bütçesi kısılan, başkanı
olmayan ve diğer birçok sıkıntılara maruz bırakılan TÜBİTAK gibi kuruluşlar
yaratmaktadır ve yaratacaktır.
Bu yasa tasarısında, birkaç noktayı,
hâlâ, kaygı verici buluyoruz. Bunlardan bir tanesi, 1 inci maddede belirtildiği
gibi, Türk Patent Enstitüsünün, Sanayi ve Ticaret Bakanlığına bağlı bir kuruluş
olması; bu, idarî özerkliği zedeleyici bir yapıdır; Sanayi ve Ticaret
Bakanlığına ilişkili olmalıdır. Yakınlarda, yine bu hükümet döneminde, “BOREN”
dediğimiz Bor Araştırma Enstitüsünü kurduk, onun yasasını çıkardık. Örneğin, o
yasada, enstitü için, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığına “bağlı” terimi
değil “ilişkili” terimi kullanılmıştı. Burada, bu “bağlı” kelimesinin, hâlâ,
kalmış olması, idarî özerklik bakımından zedeleyicidir; ki, bu konuda, Dünya
Bankası ve uluslararası kuruluşlar da, duyarlılıklarını, defalarca Türk
hükümetine ve diğer yetkililere bildirmişlerdir.
Diğer bir konu, 5 inci maddede, şimdiye
kadar beş yıl olan başkan ve yöneticinin süresini üç yıla indirmek ve değerli
arkadaşlarım, tesadüfen, bu yönetimin, bu yıl, üç yılı doluyor. Şimdi, burada,
doğrudan bir suçlama yapmayacak kadar Bakan beyi tanıyoruz, biliyoruz. Herhangi
bir imalı suçlama da yapmak istemiyorum; fakat, eğer, devlet yapısına, devlet
ciddiyetine -TÜBİTAK için de geçerli- yakışır bir anlayışla gelirsek...
Bilmiyorum, eğer, belli kuruluşların yönetimlerinden belli bir yakınma varsa,
bunları değiştirmek için yasalarla oynamak doğru değildir. İktidara
geliyorsunuz, beğenmiyorsunuz ve yöneticiler o sene iki yıllık olmuş olsaydı,
iki yılda bir değişir diye yasa geçirecektik; bu, devlet ciddiyetine
yakışmıyor. Bu, bürokrasi ile hükümet arasındaki ilişkiler, çok başka
şekillerde, çok daha uygar ve demokratik bir şekilde düzenlenebilir diye
düşünüyorum.
Son olarak da, kadro ihdası. Kadro
ihdası için norm kadro çalışmaları, arzu edildiği şekilde yapılmıştır, Millî
Prodüktivite Merkezinin yardımıyla yapılmıştır. Norm kadroda ifade edilen, arzu
edilen, beklenen kadro ihdasının çok altında kadro verilmiştir. Bu da, yasa
tasarısında gördüğümüz, kaygı duyduğumuz önemli noktalardan bir diğeridir.
Bunları ifade ettikten sonra, tekrar,
böyle bir tasarının gelmiş olmasıyla, Türk Patent Enstitüsünün, idarî
özerkliğiyle, hükümetler tarafından müdahale edilmeden ve güçlü kadrolarıyla
Türkiye’ye katkıda bulunacak, Türk teknolojisine, ekonomisine, toplumsal
yaşamına katkıda bulunacak bir yapıya kavuşturulması dileğiyle, bu yasanın
hayırlı olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Coşkunoğlu.
Birleşime, saat 18.00’e kadar ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 16.25
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 18.00
BAŞKAN : Başkanvekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER : Ahmet Küçük (Çanakkale), Suat KILIÇ (Samsun)
_____0_____
BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 15 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
272 sıra sayılı
kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
X- 19.6.1994 Tarih ve 544 Sayılı Türk Patent Enstitüsü
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname; Türk Patent Enstitüsü
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve
Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/224, 1/361) (S. Sayısı:
272) (Devam)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.
Tasarının tümü üzerinde AK Parti Grubu
adına söz isteyen, Sayın Ahmet Edip Uğur; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
AK PARTİ GRUBU ADINA A. EDİP UĞUR
(Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Patent Enstitüsü
Kuruluş Yasasında değişiklik yapan yasa tasarısıyla ilgili olarak AK Parti
Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere huzurlarınızda bulunuyorum; Yüce Heyeti
saygıyla selamlıyorum.
20 nci Yüzyılın son çeyreğinde ortaya
çıkan teknolojik gelişmelerin sanayi toplumuna taşıdığı yeri ifade eden bilgi
toplumu kavramı, 21 inci Yüzyıla ilişkin öngörülerin de anahtarı konumundadır.
Bilgiye sahip olma ölçütünün, günümüzde, gelişmişlik düzeyinin en kabul edilir
göstergesi olduğu görülmektedir. Sosyal, kültürel ve ekonomik yönden gelişmiş
kabul edilen ve dünyaya yön vermekte olan ülkelerin bu seviyeye gelmelerindeki
en önemli etkenlerin başında bilgiye verdikleri önem gelmektedir.
Bilgiye verilen önceliğin en önemli
göstergelerinden biri de, söz konusu ülkelerin fikrî hakların kullanılması ve
korunması konusunda attıkları adımdır. Fikrî hakların korunması, bir yandan,
buluş yapanların, eser sahiplerinin ve bu eseri emek ve sermaye koyarak kamuya
aktaranların haklarının korunması, diğer yandan da, iç ve dış ticaretin çağdaş
normlara uygun olarak yürütülmesi, teknoloji geliştirme ve transfer etme
yoluyla özellikle imalat sanayiinin desteklenmesi ve geliştirilmesi, topluma
kültür ve sanat zenginliğinin değerlendirilmesi için gerekli şartları sağlar.
Fikrî haklar, günlük yaşamda olduğu
kadar, ülkelerarası ilişkilerde de sıklıkla karşımıza çıkar. Hemen hemen tüm
ülkelerin katılımıyla gerçekleştirilen ve Dünya Ticaret Örgütünün kurulmasıyla
sonuçlanan müzakerelerin en önemli tartışma konularından birini fikrî hakların
korunması oluşturmuş, daha sonra Türkiye’nin de onayladığı Ticaretle Bağlantılı
Fikrî Haklar Antlaşması, Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Antlaşmasının ayrılmaz
bir parçası haline gelmiştir. Uluslararası ilişkilerin de ötesinde, fikrî
hakların korunmasını gerekli ve yeterli şekilde sağlayamayan toplumların
ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerinde sorunlar ve aksaklıklar yaşamaları
kaçınılmazdır.
Bu gelişmelere paralel olarak,
Türkiye’nin de, diğer ülkeler gibi, uluslararası ve bölgesel entegrasyonlara
katılımının hızlanmasıyla fikrî hakların korunması konusu daha önem
kazanmıştır.
Günümüzde ticaret alanında ulusal
sınırlar giderek ortadan kalkmakta, dünya tek bir pazara dönüşmektedir.
Uluslararası ticaretin bugün ulaştığı değer, yirmi otuz yıl öncesi tahmin
edilmesi güç seviyelere ulaşmıştır; bu gerçek, tüm devletleri uluslararası
ticaretin önündeki engelleri kaldırma hususunda zorlamaktadır; bu zorlama ise,
hem uluslararası ilişkilerin sonucu hem de ülkelerin kendi iç dinamiklerinin
gereği olmaktadır. Uluslararası ticaretin önündeki en büyük engellerden birisi
ise, ülkelerin farklı fikrî hukuk düzenlemelerine ve uygulamalarına sahip
olmalarıdır.
Günümüzde teknolojik gelişmelerin
sonucu olarak üretim şekilleri değişmiştir. Üretim, hammaddeye değil bilgiye,
fizikî performansa değil, beyingücüne dayanmakta ve ancak bilgiye dayanan bu
üretim şeklini gerçekleştirebilen toplumlar ayakta kalabilmektedir.
Türkiye’nin 21 inci Yüzyıldaki hedefi
de, bilgi üreten ve ihraç eden bir ülke olabilmektir; bu hedefe ulaşabilmenin
ilk koşullarından birisi ise, fikir eserlerinin üretimini özendirmek ve bunları
korumaktır; bu amacı gerçekleştirebilmenin ilk adımı eğitimdir. Fikrî haklar
alanında eğitim, bireylerin aydınlatılmasından uzmanların yetiştirilmesine kadar
geniş bir alanı kapsamaktadır.
Ülkelerin ekonomik, teknolojik,
endüstriyel gelişmesinde önemli derecede rol oynayan fikrî mülkiyet hakları,
sınaî mülkiyet haklarını ve telif haklarını içermektedir. Ülkemizde sınaî
mülkiyet hakları, patent, marka, endüstriyel tasarım ve coğrafî işaretler, 24
Haziran 1994 tarihinde 544 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle kurulan Türk
Patent Enstitüsünün, telif hakları ise, Kültür ve Turizm Bakanlığının
sorumluluğundadır. Bunların dışında, ticarî haklar arasında yer alan ticaret
unvanı Sanayi ve Ticaret Bakanlığının sorumluluğundadır.
Sınaî mülkiyet kavramı, genel
tanımıyla, sanayide ve tarımdaki buluşların, yeniliklerin, yeni tasarımların ve
özgün çalışmaların ilk uygulayıcıları adına veya ticaret alanında üretilen ve
satılan malların üzerindeki işaretlerin sahipleri adına kayıt edilmesini ve ilk
uygulayıcıların ürünü üretme veya satma hakkında belirli bir süre sahip
olmalarını sağlayan bir hakkın tanımıdır.
Sınaî mülkiyet hakları, patent, faydalı
modeller, markalar, endüstriyel tasarımlar, coğrafî işaretler, bitki türlerini
kapsamaktadır. Ülkelerin ekonomik gelişmelerinde yeniliklerin ve yeni
buluşların sanayie uygulanması büyük önem taşımaktadır. Yenilikler ve
buluşların sanayie uygulanması ve sonuçta ekonomiye katkı sağlamasında en
önemli etken, buluş sahibinin ödüllendirilmesi ve buluş yapılmasının
özendirilmesidir.
Yukarıda sayılan konularda söz sahibi
ülkeler, yalnız kendi ülkelerindeki tekel ile yetinmeyip, rüçhan hakkı, devir,
lisans gibi satış şekillerinden biriyle yenilikler ve buluşlar üzerinde büyük
paralar kazanabilmektedirler. Bilhassa, ilaç, iletişim, otomotiv, ulaştırma,
konfeksiyon, silah ve iş makineleri gibi sanayi kollarındaki yeniliklerin diğer
ülkelerde üretim ve satışı, ancak büyük ödemelerle yapılabilmektedir.
Sınaî hakların ilk bulucuları veya
uygulayıcıları adına tescilinin tarihi oldukça eskidir. Buluşların korunmasıyla
ilgili uygulamanın 1474’te Venedik’te başladığı, bunu 1624’te İngiltere,
1791’de Fransa, 1879’da Amerika Birleşik Devletleri, 1877’de Almanya ve 1879’da
da Osmanlı Devletinin izlediği kaynaklardan anlaşılmaktadır. Sınaî mülkiyet
haklarının yabancı ülkelerde de korunması, ilk olarak, 1883 yılında imzalanan
ve bugün Paris Sözleşmesi olarak anılan Sınaî Mülkiyetin Himayesine Mahsus Milletlerarası
Bir İttihat İhdas Edilmesine Dair Mukavele ile mümkün olmuştur. Bu anlaşmayı
diğerleri izlemiş ve bugün, Türkiye’nin katıldığı çok uluslu anlaşma sayısı
12’yi bulmuştur.
Türkiye’nin uluslararası anlaşma ve
protokollere katılımı, Türk Patent Enstitüsünün kurulmasıyla birlikte hız
kazanmış ve bu arada, üyeliklerin zorunlu kıldığı yurtiçi yasal düzenlemeler de
süratle yürürlüğe konmuştur.
Bir ülkedeki patent ve marka
başvurularının çokluğu, o ülkedeki araştırma geliştirme faaliyetlerinin
yoğunluğu, sanayiinin yeniliklere açık olması, ekonomik gelişmişliğin ve o
ülkenin yabancı sermayeye cazip olmasının göstergesi olarak kabul edilmektedir;
ancak, burada, şunu söylemek, bir özeleştiri yapmak gerekiyor.
Yıllar itibariyle, gerek başvuru
sayıları ve gerekse tescil edilen patent sayıları, ülkemizin nüfusu ve ekonomik
potansiyeli gibi faktörler incelendiğinde, diğer ülkelere oranla çok düşük
sayıda seyretmektedir. Türkiye’de yüzonyedi yılda toplam 39 000 patent
talebinin tescili yapılmıştır. Son yıllarda bu taleplerin hızla artmakta
olduğu, 1879’dan 1996 yılına kadar 28 000 küsur olan patent tescili, 1996-2003
yılları arasında 11 000 artış göstermiştir.
Mesela, Amerika Birleşik Devletlerinde
haftada yapılan patent başvurusu 6 000’dir; haftada 6 000 ve bunun 3 000’nin
tescili verilmektedir. Bu gösteriyor ki, araştırma geliştirmeye, bilime, buluş
yapanlara, bizim ülkemizde gerekli ve yeterli önemi vermediğimizi, özel sektör
veya devlet olarak, bu alanda uğraşanları teşvik etmediğimizi ortaya
koymaktadır. Halbuki, Dünya Ticaret Örgütü kaynakları, önümüzdeki otuz yıl,
gündemini işgal edecek iki konudan birinin patent ve markalaşma olduğunu
söylüyor. Bu konu, sağlık, eğitim savunma kadar önemlidir. Patent başvuru
sayısı, bilime, araştırmaya verilen önemin ölçüsüdür.
O halde, bu konu, fen liselerinin genç
mucitler yarışmasında derece alan çocukların teşvikinden başlayarak hemen ele
alınmalıdır. Bilhassa özel sektör, Ar-Ge konusunda özel fonlar oluşturmak
suretiyle, bu alanda çalışanları teşvik etmelidir. Ticaret sanayi odaları,
borsalar, kaynaklarının bir bölümünü, araştırma geliştirme yapanlara,
mucitlerin teşvikine kullandırmalıdır.
Resmî ya da sivil bütün kuruluşların,
bilimsel araştırmalara, ilgiye değer bulunacak icatlara ayırabilecekleri makul
bir fon oluşabileceğine inanıyorum.
Türkiye’nin patent tescil işlem
sayısının düşük seviyelerde kalması, sanayi kesiminin araştırma-geliştirme
faaliyetlerine gerektiği kadar eğilmemesine ve özellikle, dış ülkeler
tarafından alınan patent haklarına lisans ücreti ödenmek suretiyle üretim yapma
politikası gütmesine bağlanmaktadır. Oysaki, yüksek maliyetli sanayi
ürünlerinin yeni tip ve modellerinin yerli sanayi tarafından geliştirilmesi ve
dış ülkelere bilgi (know how) satışı yapması, ülke ekonomisinin dışa
bağımlılıktan kurtulması açısından son derece faydalı görülmektedir.
Bizde, sınaî mülkiyet haklarından
patentlerin korunması 1871 tarihli Alameti Farika Nizamnamesi ile markaların
korunması 1879 tarihli İhtira Beratı Kanunuyla başlamıştır. Cumhuriyet
döneminde bu nizamname ve kanuna yapılan ek değişikliklerle 1995 yılına kadar
uygulanagelmiştir. Söz konusu işlerin yürütülmesi görevi de, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı bünyesinde kurulan Sınaî Mülkiyet Dairesi Başkanlığına verilmiş, 1994
yılına kadar bu isim altında faaliyet göstermiş ve gümrük birliğinin bir şartı
olarak, 19.6.1994 tarih ve 544 sayılı Türk Patent Enstitüsünün Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameyle, Türkiye’nin teknolojik
ilerlemesine katkıda bulunmak, ülke içinde serbest rekabet ortamını oluşturmak
ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinin gelişmesini sağlamak üzere çeşitli
kanunlarla düzenlenmiş olan patent ve markalar ile sınaî mülkiyet haklarına
ilişkin yurt içinde ve dışında var olan bilgi ve dokümantasyonun kamunun
istifadesine sunulabilmesi amaçlanmıştır.
Sınaî mülkiyet hakları, 1871 tarihli
nizamname ve 1879 tarihli kanunla patent ve markayla sınırlıyken, Türk Patent
Enstitüsünün kuruluşunu müteakip kararnamelerle, faydalı modeller, patent ve
coğrafî işaretler olmak üzere kapsam genişletilmiştir. Henüz Türkiye’de koruma
kapsamına alınmayan entegre devrelerin topografyalarıyla ilgili mevzuat da
Avrupa Birliğine üyelik çerçevesinde yeniden gözden geçirilmiş ve Meclise sevk
aşamasındadır.
Türk Patent Enstitüsünün görevleri;
sınai mülkiyeti korumak ve ilgili tüm işlemleri yürütmek, sanayiciler ve
araştırmacılara belge, bilgi vermek ve yönlendirmek, Türkiye’yi sınai haklarla
ilgili olarak yurtiçi ve yurt dışında temsil etmek şeklinde özetlenebilir.
Avrupa Birliğine ekonomik ve ticarî
uyumun bir gereği olarak kurulmuş olan Türk Patent Enstitüsü, hedef kitlesi
itibariyle çok geniş bir toplum kesimine hitap etmektedir. Dünyada Türkiye’nin
taraf olduğu anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerin takibinin yanı sıra,
çeşitli dış projeler de yürütülmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bu değişiklik tasarısıyla, ülkemizde başlangıcı Meşrutiyet dönemine kadar
uzanan ve bir ülkenin ekonomik gelişimi ve kalkınması bağlamında kritik bir
öneme haiz bulunan sınai mülkiyetin korunmasıyla ilgili önemli bir aşama
kaydedileceği inancındayız. Bu yasanın getireceği iyileştirmelerden, yalnızca,
bu konuda ülkemizde tek sorumlu ve yetkili kamu kurumu olan Türk Patent
Enstitüsü değil, girişimcilerimiz, sanayicimiz, tüccarımız, kısacası ülkemiz
ekonomik yapısı içerisinde faaliyet gösteren bütün kesimler azamî ölçüde
faydalanacaktır.
Tasarının getirdiği düzenlemelerden
kısaca bahsetmek gerekirse; getirilen yeniliklerden biri, Enstitü bünyesinde
yeniden yapılanmaya gidilmesidir. Bu bağlamda kurumun görevlerini daha iyi
yerine getirebilmesi, sanayiinin değişen ihtiyaçlarına daha başarılı cevap
verebilmesini teminen organizasyon şemasında bazı düzenlemeler yapılmıştır; en
önemlisi, Endüstriyel Tasarımlar Daire Başkanlığı adı altında yeni bir ana
hizmet birimi kurulması öngörülmüş; bu şekilde kurumun, 1995 yılı itibariyle
başlayan ve son yıllarda başvuru sayısında büyük artış görülen endüstriyel
tasarımların gereği gibi korunması sağlanabilecektir.
Yardımcı hizmetler sınıfındaki iki
daire birleştirilmek suretiyle başkanlık sayısı azaltılarak teşkilat yapısının
sadeleştirilmesi arzu edilmiştir.
Gerektiğinde özel sektörün de temsil
edilebilmesine imkân sağlamakta ve kurul üyelerinin toplantılara katılımlarının
sağlanması için cezaî yaptırımlar getirilmektedir.
Böylesi önemli bir kurumun günümüzdeki
mevcut kadro yapısıyla, hızla gelişen ve değişen taleplere yetişebilmesi, âdeta
imkânsız ve vahim bir hal aldığından, mevcut 224 kadro, 300’e çıkarılmaktadır.
Ayrıca, tasarının, ülkemizde sınai
mülkiyet sistemine yeni bir soluk getireceğine ve imkânları artıracağına
inanıyorum.
Küreselleşen dünyada ülkemizin
karşılaşacağı önemli yapısal konulardan birisi patent ve lisans sisteminin
işlerliği olacağı göz önüne alındığında, bu yasa tasarısı, Türk Patent
Enstitüsünün önünün açılması bakımından tarihî bir önemi haizdir. Kasım ayı
içerisinde açılacak yeni sınai mülkiyet kampusüyle birlikte sektöre yepyeni bir
soluk kazandırılmış olacaktır.
Sözlerimi tamamlarken, kanunun ülkemiz
ve insanlarımız için hayırlı olmasını diliyor, Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uğur.
Tasarının tümü üzerinde, şahsı adına
söz isteyen, Adana Milletvekili Tacidar Seyhan; buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
TACİDAR SEYHAN (Adana) – Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi, partim ve şahsım adına saygı ve
sevgiyle selamlıyorum.
Öncelikle, ben de, bu tasarının
gerekliliği, desteklenmesi ve genişletilmesi konusunda diğer konuşmacı
arkadaşlarımla hemfikirim. Hatta, gönül isterdi ki, bu tasarıda gerekli
tedbirleri alalım, kadro ihdasını biraz daha genişletelim ve bu kurumun
işlerliğini biraz daha artıralım.
Ancak, ben, endüstriyel alanda eğitim
görmüş bir arkadaşınız olarak -yani, lütfen bunu bir muhalefet eleştirisi olarak
algılamayın, bir eksikliğin paylaşılması olarak algılayın; bu, Türkiye’nin bir
gerçeği- ben, buradaki eksiklikleri, biraz daha basite indirgeyerek, teorik
yaklaşım biçiminden uzaklaştırıp, pratik olarak sizinle paylaşmak istiyorum.
Her şey, burada anlatıldığı gibi güllük
gülistanlık değil, maalesef değil. Olması gereken odur. Burası, bir enstitü.
Burası, çağdaş ülke normlarının, sanayiin, buluşların, endüstriyel tasarımların
geliştirilmesi gereken bir yer. Burası, çağdaş ülkenin ilk görüntü noktasıdır;
adı, enstitü; bilim, kültür yuvası; ama, bir de gerçeğine bakıyoruz. Bunları
anlatmadan önce, basit olarak -kamuoyu da bizi ilgiyle izliyor- enstitü ne
yapar; aslî görevleri, marka, endüstriyel tasarım, patent ve buluşlar konusunda
tescil işlemleri yapmaktır. Nedir bunlar; yine, izleyen vatandaşlarımız için
-birçok arkadaşımız biliyor- aydınlatmak babında söylüyorum; bir meşrubatın
üzerinde yazan falan kola ismi, bir markadır; onun şişesi, biçimi, bir
endüstriyel tasarımdır; ancak, içerisindeki içecek, bir buluştur. Aynı şekilde,
OYAK’ın ortaklığı olduğu için söylüyorum, Renault, bir markadır; bunun, Megane,
Laguna gibi değişik modelleri var, çizgileri var; bu, bir endüstriyel
tasarımdır; fakat, VTI motor, dizel motor gibi değişik şeyler de, birer buluştur.
Bunu, şunun için anlattım; bakın,
ülkemiz gerçeğine, enstitü gerçeğine: Bizim, Türk Patent Enstitüsünde, raflarda
birikmiş, marka tescili için bekleyen dosya sayısı 20 000’dir, yığıldı.
Bilgisayara dosya girişlerini kim yapıyor biliyor musunuz arkadaşlar; burada
çalışan, 150 kadar sözleşmeli personel. Biri için hak arayışına neden
olabilecek, yani, hak olabilecek, biri için hakkının elinden alınması
olabilecek bir konuda, veri girişini, bilgisayardan, temizlik şirketi adı
altında çalışan personel yapıyor. Buranın adı, enstitü; çay yapması gereken,
kahve yapması gereken, istihdam edilmiş insanlar, arşivde dosya diziyorlar,
orada çalışıyorlar. Şu anda, enstitünün işleyiş biçimi, gerçeği budur. Sadece
bununla kalmıyor; gizlilik arz eden konularda dahi, birçok personel, bu
bölümlerde çalıştığı için, bunu koruyacak durumda değildir ve üstelik, bu
personelin hiçbiri, sorumlu tutulamıyor. Kim sorumlu; orada çalışması gereken
uzmanlar. Peki, nasıl sorumlu tutacaksınız?! Siz, sanayiciyi, buluş yapan
insanı nasıl koruyacaksınız?! Onların görevleri bu mudur?! Şimdi, kimsenin hak
mahrumiyetine yol açmadan, buralardaki aksaklıkları hızla düzeltmek lazım. Ne
kadar bilgili, bilinçli, alanında deneyimli insan varsa, oraya tahsis etmek zorundasınız. Bu ülke
bizim. Herkes işini yapsın. İşini yapmayan başka bölümler var mı; var tabiî,
birazdan açıklayacağım. Burası, bizim enstitümüz, bu gerçeği konuşmak
zorundayız.
Bakın “Madrid Birimi” diye bir birim
var. Bu birimde, yapılan başvurular, ülkemizden diğer ülkelere yönlendirilir.
Burada bile, uzmanların yanında, yardımcı olarak çalışan insanlar, maalesef,
oraya bir başka firma adı altında alınmış, sorumluluğu bulunmayan kişiler,
uluslararası işlemlerde dahi bunlar çalışıyor.
Değerli arkadaşlarım, şirket
elemanlarıyla bu işi yürütemezsiniz. Eğer, orası enstitüyse, ayağa
kaldıracaksak, kim yapabiliyorsa onu getirmek zorundayız, bizim görevimiz
budur. Erkseniz, bunu görmezden gelemezsiniz; birincisi bu. İkincisi, daha
vahim... Biz, orada niye varız; bu ülkenin eksikliklerini gidereceğiz,
vatandaşa yardımcı olacağız, onların işlemini hayata geçireceğiz. Biz öyle mi
yapıyoruz; yapamıyoruz, marka tescili için aylarca bekletiyoruz orada. Eğer,
birisi bu işi çabuk yapmak isterse, devlet olarak ne diyorsunuz, biliyor
musunuz; “hızlı inceleme ücreti olarak 2 400 000 000 lira yatır, senin marka
talebini hızlı inceleyim, ilgili kurumlardan geçireyim, bir an önce vereyim”
diyorsunuz. Yapmamız gereken iş için 2 400 000 000 lira para alıyoruz. Bu mu
sosyal devlet değerli arkadaşlarım?! Bu mudur enstitünün çalışma biçimi?! Bu
mudur enstitüdeki görev anlayışı?! Bu mudur buluşa, markaya, endüstriyel
tasarıma hizmet?! Biz, böyle mi bu devleti çağdaş normlara kavuşturacağız?!
(Alkışlar) Her şeyi iyi niyetle konuşuyoruz.
Değerli arkadaşlar, zaten, birlikte
yapabilmek için söylüyorum. Ne Sayın Bakanın ne buradaki arkadaşlarımın, bu
ülkenin düzeltilmesi konusunda engel olucu konumda olduklarını söylemiyorum;
böyle bir niyeti kimsenin yok. Hep birlikte yapalım diye söylüyorum, bu ülkenin
gerçeği... Bakın, gerçek daha burada bitmiyor. Elimde belgeler var. Patent
uzmanı ve marka uzmanı olarak görevlendirilmiş insanlar gidiyorlar, dört
şehrimizde marka konusunda, patent konusunda, endüstriyel tasarım konusunda
eğitim veriyorlar. Kadroları işletmen. Onlara görev verilirken yazılan yazıda
“sayın patent uzmanı, şurada görevlisiniz” diyorlar; ama, nedir görevi;
işletmen. Bu insanları, bu arkadaşlarımızı gönderiyorsunuz, orada o özellikleri
taşısa dahi görev veriyorsunuz, bunu anlat diyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, eğer bu insanlar,
gerçekten marka uzmanıysa, onlar o görevi taşımaya layıksa, o liyakati verin,
personellerin görevlendirilmesi konusundaki maddede değişiklik yapın, uzman
yapın o insanları, gönderdiği yerde uzmanlığın gereğini yerine getirsinler.
Öyle değilse, bu yazıları yazıp, o insanları oralarda görevlendirmeyin lütfen,
böyle enstitü olmaz, enstitü yönetimi ciddiyet ister. Ben de bu ülkenin bir
evladıyım, her kuruşunu, her yerini her kurumunu, her ferdini ben de korumakla
yükümlüyüm. Milletin vekili olarak söylüyorum, hep birlikte yapalım. Bu kanunda
ne yapılması gerekiyorsa önümüze koyun, birlikte yapalım; ama, bu insanların
hakkını verin. Mühendisler çalışıyor patent bölümünde, ne olarak çalışıyor;
mühendis kadrosu altında memur. Ne iş yapıyor; görevi uzman. “Bu özellikleri
taşıyorsa, kurum kendi içerisinden kendisini yenilesin, bu insanları uzman
yapalım” diye bir değişiklik önergesi verdik, Sanayi ve Ticaret Komisyonunda
kabul edildi, Plan ve Bütçe Komisyonunda çıkmış. Neden “olsun efendim, uzman alacaksak
yeni alırız...” Peki, dokuz yıldır uzman diye çalıştırıyorsunuz o insanı, özlük
haklarını vermiyorsunuz, bu insana geriye dönük sosyal dengeyi nasıl
anlatacaksınız? Ben, okumanın iyi bir şey olduğunu Adana’ya gittiğimde
insanıma, halkıma nasıl anlatacağım? Çalışkanın, dürüstün mükâfatlandırıldığını
nasıl anlatacağım ben insanlara? Bunlar enstitünün bayrağı altında mı
yapılacak? Adı altında mı yapılacak? Bununla mı kalıyor; bununla da bitmiyor.
Değerli arkadaşlarım, sıkıntılar hızla devam ediyor.
Değerli arkadaşlarım, bizde bir de
vekillik müessesesi var. İnsanlar geliyor “marka ve patent vekili olacağım”
deyip sınava giriyorlar. Bir sanayici adına, buluş yapan bir birey adına
yetkilerini kullanarak evrak takip ediyorlar. Bunlar sınavdan sonra malî sorumluluk
sigortası da yaptırıyorlar. Görevleri bilinçlendirmek; ama, henüz mağduriyet
yaşayan insanların bu konuda ne yapacağını bildiği yok. Patent ve marka
konusundaki vekiller sınavla alınıyor; ama, endüstriyel tasarım konusunda
vekâleten çalışan arkadaşlarımızın hiçbiri, vekillik koşulu olmadığından,
vekillik sınavına girmiyor. “Herhangi biri, beni vekâleten temsil edebilir”
diye veriyor yazıyı, o vekillik yapıyor. Değerli arkadaşlarım, bu vekillik
işlemlerini Avrupa ülkelerinin tamamında avukatlar yapıyor, hemen hemen
dönüşmeye başladı. Ama, eğer vekillik verecekseniz, sorumluluk verecekseniz,
insanları eğitimle bilinçlendirip, endüstriyel tasarımlar konusunda da
vekâletinizi verin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Diğer
bölümlerde bazı eksiklikler var, sizlerle paylaşmak istiyorum. Gerçekten olması
gerekeni de söylemek istiyorum, sadece olumsuzluğu söylemek yetmez.
Değerli arkadaşlarım, biz, maalesef,
ihdas edilen bu kadroyla, bu tasarıda yapılan düzenlemeyle, iyi bir şey
yaparız; ama, burada anlattığım, anlatacağım sorunları çözemeyiz. Sayın Bakan
burada, Değerli Müsteşarımız burada, Komisyon Başkanımız burada; eğer, biz,
daha verimli bir çalışma sistemi istiyorsak, lütfen, bundan sonraki maddelerde,
ihdas olunacak kadrolar ve görevler konusunda önümüze makul önergeleri koyun,
biz de altına imzamızı atalım; bu ülkedeki enstitüyü, amacına uygun enstitü
gibi çalıştıralım.
Hepinize Saygılar sunuyor, teşekkür
ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Seyhan.
Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kâtip Üyenin, tasarının maddelerini oturarak okuması
hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler.. Kabul
edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA
KANUN TASARISI
(Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü ile Genel
Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde ve Devlet Memurları
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı)
BİRİNCİ KISIM
Genel Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Kuruluş ve Amaç
Kuruluş ve Amaç
MADDE 1. - Türkiye'nin teknolojik
ilerlemesine katkıda bulunmak, ülke içinde serbest rekabet ortamını oluşturmak
ve araştırma geliştirme faaliyetlerinin gelişmesini sağlamak üzere, çeşitli
kanunlarla düzenlenmiş olan patent ve markalar ile diğer kanunlarla düzenlenen
sınaî mülkiyet haklarının tesisi, bu konudaki korumanın sağlanması ve sınaî
mülkiyet haklarına ilişkin yurtiçi ve yurtdışında varolan bilgi ve dokümantasyonun
kamunun istifadesine sunulabilmesi amacıyla tüzel kişiliğe sahip, bu Kanunda
belirtilmeyen hallerde özel hukuk hükümlerine tabi, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığına bağlı, özel bütçeli Türk Patent Enstitüsü kurulmuştur. Türk Patent
Enstitüsü, bir kamu kuruluşu olup kısa adı "TPE" dir.
TPE' nin merkezi Ankara'dadır.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan; buyurun.
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA TACİDAR SEYHAN (Adana) – Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, amaç konusunda birkaç şeye
değineceğim; ama, önce, tamamlayamadığım birkaç cümleyi burada tamamlamak istiyorum.
Özellikle yurt dışındaki yapılanmayı size anlatmak
istiyorum. Yurt dışında, şirket isimleri -bu çok önemli olduğu için vurgulamak
istiyorum- fikrî haklar ve sınaî haklar aynı çatı altında toplanmıştır, şirket
isimleri de fikrî haklar da sınaî haklar da; ama, ülkemizde öyle değil değerli
arkadaşlarım. Ülkemizde şirket isimleri, Sanayi Bakanlığının direkt kontrolü
altındadır; sınaî haklar, Türk Patent Enstitüsünün kontrolü altındadır; fikrî
haklar ise, Kültür Bakanlığının kontrolü altındadır. Bu, ülkemizde ciddî bir
kargaşa yaratmaktadır; bunun çözülmesi lazım, hiç değilse, aralarındaki bilişim
temel alınarak entegrasyonun sağlanması lazım.
Burada bir sıkıntı daha var değerli
arkadaşlarım, sanat eserlerimiz var. Basit örneklemek gerekirse bu sanat
eserlerimiz ne olsun, tablo, kumaş, biblo, vesaire, hem Türk Patent Enstitüsü
bunlara onay verebiliyor hem de Kültür Bakanlığı onay verebiliyor. Yani, siz,
bir şey yaptınız, götürdünüz, Türk Patent Enstitüsünden bir onay aldınız, bir
başka arkadaş aynı şeyle Kültür Bakanlığına başvurursa o da onay alabilecek. Bu
karışıklığın hızla ortadan kaldırılması lazım. Nasıl bir entegrasyon
gerekiyorsa hızla bu entegrasyonun yapılması lazım.
İkinci söyleyeceğim eksiklik,
Türkiye’de buluşlar. Maalesef buluşlar, altyapımız olmadığı için Türkiye’de
değerlendirilemiyor; yani, Türk Patent Enstitüsü değerlendiremiyor. Neden;
altyapımız yok. Peki, diğer ülkeler değerlendiriyor mu diye bir soru gelebilir;
hayır, bu iş dört ülkede yapılıyor; ama, bu ciddî bir sorundur, dünya için
ciddî bir sorundur. Eğer, ben, bir buluş yapmışsam ülkem adına bu güvencemin
sağlanmasını beklerim. Bir başka ülkenin kendi çıkarına değişiklik yapmasının
önüne geçecek ciddî tedbirleri almak zorundayım. Benim yapmam gereken altyapı
oluşturmaksa, enstitüye yetki verip bu altyapının sonuna kadar oluşturulmasını
sağlamakla yükümlüyüm arkadaşlarım.
Diğer bir şey, Endüstriyel Tasarımlar
Daire Başkanlığı kuruluyor şimdi. Enstitü kurulalı, önümdeki tasarıya
bakıyorum, yayınlanma tarihi 24.6.1994, geçen yıla bakıyorsunuz 9 yıl ve çok
şükür 9 yıl sonra Endüstriyel Daire Başkanlığının kurulmasını idrak etmekten
duymuş olduğum mutluluğu da burada ifade etmiş oluyorum; ne kadar erken olmuş
görüyoruz!
Değerli arkadaşlarım, tabiî, bir de
özerklik konusuna değinmek istiyorum. Bakın, burada da çok ciddî; bir enstitü
yönetiyorsunuz. Siz devletsiniz, yapacağınız şey, devlet yöneticilerinin bu
enstitünün şeffaf, saydam bir şekilde topluma hizmet vermesini sağlamaktır.
Enstitüleri mutlaka, siyasî iradenin etkisinden kurtarmak zorundasınız. Her
defasında sosyal devlet budur diyoruz, demokrasi budur diyoruz; ama,
yaptığımıza bakın. Bu kanunda yapıyoruz bunu. Yönetim kurulu, eski halini
anlatıyorum; başkan 1, başkan yardımcısı 2; yani, enstitünün içerisinden 3 kişi
var, Adalet Bakanlığı temsilcisi 1, Maliye Bakanlığı temsilcisi 1, Sanayi
Bakanlığı temsilcisi 2; yani, enstitü içerisinden 3, siyasî erkten 4 kişi. Bir
dengesizlik var, ben bu dengesizliğin düzelebileceğini düşündüm; ama, iyimser
davranmışım. Sonucu okuyorum: Enstitüden başkan ve başkan yardımcısı; yani,
olması gereken 2, diğer bakanlıklardan 5. Ben, bu özerklik anlayışının
neresinden tutayım söyler misiniz? Bu, nasıl siyasî etki altından uzaklaştırmaktır?
Bu, nasıl, bilime, sanata, sınaî, mülkî haklara değer vermektir? Bu, nasıl ülke
gerçeğini kamuoyuyla, toplumla buluşturmaktır? Kime vereceğiz bunun hesabını?
(CHP sıralarından alkışlar)
ÜNAL KACIR (İstanbul)- Birini de CHP
atasın!.
TACİDAR SEYHAN (Devamla)- Değerli
arkadaşlarım, hiçbirimizin atama diye bir kaygısı yok. Biz, toplum için
müştereken doğru olanı yapalım. Eğer, doğruysa, siz de anlatın biz de ikna
olalım; ama, biz diyoruz ki, özerk bir kurumdan bahsediyoruz, siyasetin
etkisinden uzak diyoruz.
ÜNAL KACIR (İstanbul)- Kim atasın?!.
TACİDAR SEYHAN (Devamla)- Tabiî ki
atasın. Sanırım bir yeri kaçırdık,atama konusunu demiyorum. Bunu enstitü
içerisinden... Eğer bilim kurulunuz yoksa, yönetim kurulu içerisinden fazla
yetkilendirme yapmak zorundasınız. Enstitü, sorunlarını kendi içinden çözecek.
Bakın, yıllarca, enstitü başkanı atandı bu ülkede, enstitü başkan yardımcıları
atandı, yönetim kurulu atandı; ama, gittikleri yerde, yanlarında uzman
götürdüler. Çünkü, bu konuyu bilmiyorlardı. Üç yıl kaldılar, dört yıl kaldılar
görevlerinin başında, modeli, markayı, endüstriyel tasarımı ancak ondan sonra
öğrendiler. Biz bu ülkeyi böyle mi geliştireceğiz?
Oradaki uzmanlar, üstümdeki insanın bu
konuyu bilmemesi benim çalışma hukukumu, çalışma ortamımı ve verimliliğimi
tamamıyla ortadan kaldırır; lütfen, gidin, bu insanların etkin, yetkin, bilime
dayalı insanlar olmasını sağlayın diyor. Benim kulaklarım açık da, o enstitüye
giden arkadaşların kulakları kapalı mı? Oradaki uzman arkadaşların
yakarışlarını, feryatlarını bu arkadaşlar duymuyor mu?
Biz, komisyonda bunların hepsini
konuştuk, o enstitünün o günkü komisyonda görüşüldüğü günkü başkanı da bunları
kabul etti; bu aksaklıkların hepsi var.
Ben, kınamak için söylemiyorum,
birlikte halledelim diye söylüyorum. İşte yasa, işte tasarı, işte Cumhuriyet
Halk Partisi; getirin önümüze düzeltelim.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Seyhan.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen
Eskişehir Milletvekili Sayın Fahri Keskin; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakika.
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) – Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 24 Haziran 1994 tarih 544 sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameyle kurulan Türk Patent Enstitüsünün Kanununda
yapılacak değişikliklerle ilgili şahsî görüş ve düşüncelerimi arz etmek üzere
huzurunuzdayım.
Ülkemizin ekonomik, teknolojik ve
endüstriyel gelişmesinde sanayi ve mülkiyet haklarının korunmasının büyük önemi
vardır. Ülkemizde sanayi mülkiyet hakları Patent Enstitüsünün, telif hakları
Kültür Bakanlığının, ticarî haklar arasında yer alan
ticaret unvanı da Sanayi ve Ticaret Bakanlığının sorumluluğu altındadır.
Bunların tek bir çatı altında, bir kurum altında -gönlüm arzu eder- idarî bir
özerklik verilerek, bir araya getirilmesinde büyük fayda mülahaza ediyorum. Bu
konuda, Avrupa Birliği, Dünya Bankası ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği de
aynı kanaate sahiptirler.
Bugün, bir keşmekeş içerisindedir. Herhangi bir ürüne yıllar ve ömrümüzü
verip, ortaya çıkarıp bir marka oluyorsunuz; bu markanız gerektiği şekilde
korunamıyor. Nasıl oluyor bu; Patent Enstitüsünden bunun tescilini alıyorsunuz.
Bir başka komşunuz, aynı iş kolunda bir
şirket kuruyor, sizin ürün ismi olarak kullandığınız ismi ticarethanenin unvanı
olarak kullanıyor; dolayısıyla, yıllar boyu elde ettiğiniz o ürüne
gösterdiğiniz titizlik başkasının eline geçmiş oluyor.
Ayrıca, firma ve müessese isimleri adı altında kurulan şirketler de
Sanayi ve Ticaret Bakanlığının sorumluluğu altındadır. Bir havuz meydana
getirilerek, bu havuzda çakışan isimleri ve bunlardan dolayı meydana getirilen
haksızlığın ortaya konulması, ortadan kaldırılması için, mutlak surette, bir
denetleme müessesesinin olması lazımdır.
Vatandaşın ürününün ismi adı altında, karşı taraftaki rakip bir
müessese, yine ticaret unvanı olarak Patent Enstitüsünden o ismin müessese ismi
olarak patentini alma yolunda gitmektedir ve buna da müsaade edilmektedir. Bu
da ortadan kaldırılması gereken bir husustur.
Türkiye, 1 Ocak 1995 tarihinden itibaren Dünya Ticaret Örgütünün kuruluş
anlaşmasına taraf olmuştur; 1 Ocak 1996’dan itibaren de Avrupa gümrük birliği
uygulamasına geçmiştir. Bu gelişmeler, Türkiye’nin uluslararası sanayi ve
ticarette yerini alabilmesi için gerekli mevzuat düzenlemelerini gündeme
getirmiştir.
Sanayi ve mülkiyet haklarının uluslararası standartlarda korunması
gerekir. Bu husus, uluslararası pazarda yer almamızın temel şartıdır.
Getirilen değişikliklerle, Enstitüde
başkan, başkan yardımcıları ve yönetim kurulu üyelerinin görev süreleri 5
yıldan 3 yıla indirilmiştir. Oysa, bir ihtisas unsuru olması yönünden, bu
sürelerin kısaltılmaması gerektiği kanaatindeyim.
Enstitünün yapısını tanıma, faaliyet
alanlarının kavranması yönünden bazı sıkıntılar doğurabilecek bir değişikliğe
gidilmemesi gerekiyor. Yapılacak değişiklikler, çağdaş, Avrupa düzenine uygun,
Avrupa Birliğinin şartlarına uygun hale getirilmekten ibaret olmalıdır.
Yeni kanun tasarısıyla, Enstitüye
yapılacak atamalarda Birleşmiş Milletlerce kabul edilen konuşma dillerinden en
az birini iyi derecede, kamu personeli sınavında (C) düzeyinde bilme şartı
getirilmiştir. Bu, güzel bir şeydir; ama, Avrupa Patent Ofisinin merkezi
Almanya’nın Münih Kentidir. Burada 6 000 kişi çalışmaktadır. Türkiye’nin Avrupa
Patent Sözleşmesine taraf olması dolayısıyla, Birleşmiş Milletlerde olduğu
gibi, orada da Türk mühendis, mimar ve işadamlarının bulunması gerekir. Burada
görev alacak üst düzey yönetici ve uzmanlarda ayrıca ve özellikle Almancanın
aranması gerekmektedir.
Kanun tasarısıyla Enstitüde 76 adet
kadro ihdası öngörülmüştür. Oysa, bu, yetersizdir. Halbuki, Enstitüde norm
kadro sayısı, Millî Prodüktivite Merkezi tarafından 502 olarak tespit
edilmiştir. Bugün, Enstitüde 224 kadrolu personel bulunmaktadır. Bu hesaba göre
278 açık vardır. Bu açık neyle kapatılmaktadır; taşeron firmaların
temsilcileriyle, taşeron firmaların adamlarıyla. Böyle olunca da, işler
ehliyetsiz kişilerin eline kalmakta ve dolayısıyla, işler çabuk yürümemektedir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun Sayın Keskin.
FAHRİ KESKİN (Devamla) – Bu Enstitüde
sözleşmeli personel ile daimî personel arasında büyük maaş farklılıkları
vardır. Enstitüye son 3,5 yıl içerisinde 56 personel atanmıştır. Bunların
içerisinden kalan bir elin parmakları kadar azdır.
Bu 56 personelden 42’si, çeşitli
nedenlerle buradan ayrılmak mecburiyetinde kalmıştır. Maaşların yetersizliği
burada en önemli faktördür.
Sözleşmeli personel statüsünde bulunan
memur ve diğer personelin ücretlerinin artırılması, kalifiye, nitelikli elemanın
Enstitüde muhafazası için temel şarttır.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Keskin.
1 inci madde üzerinde 1 adet önerge
vardır; okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanına
Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Tasarısı ile Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci maddesinin ilk fıkrasına
“kişiliğe” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve idarî-malî özerkliğe” ibaresinin
eklenmesini, aynı fıkrada yer alan “Sanayi ve Ticaret Bakanlığına bağlı”
ibaresinin de “Sanayi ve Ticaret Bakanlığıyla ilişkili” olarak değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz.
Osman Coşkunoğlu Mehmet Kartal Mustafa Özyurt
Uşak Van Bursa
Mesut Özakcan R. Kerim Özkan Orhan Ziya Diren
Aydın Burdur Tokat
Feridun
Baloğlu Feramus Şahin
Antalya Tokat
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor
mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RUHİ
AÇIKGÖZ (Aksaray ) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu?
SANAYİ VE TİCARET BAKANI ALİ COŞKUN
(İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN – Önerge sahipleri, önergeniz
hakkında konuşacak mısınız, yoksa, gerekçeyi mi okutayım?
MEHMET MESUT ÖZAKCAN (Aydın) – Gerekçe
okunsun.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Türk Patent Enstitüsünün sağlam
temellere oturtulabilmesi ve modernizasyonu gayesiyle, Avrupa Birliği, Dünya
Bankası, TÜSİAD ve TOBB talepleri de göz önüne alınarak, benzer yurtiçi kamu
kurumları ve uluslararası kuruluşlarda da olduğu gibi, daha bağımsız yapıda
idarî-malî özerkliğe sahip bir kurum oluşturulması hedeflenmektedir.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler
Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2. - Bu Kanunda adı geçen
deyimlerden;
a) Enstitü: Türk Patent Enstitüsü'nü,
b) Yönetim Kurulu: Türk Patent
Enstitüsü Yönetim Kurulunu,
c) Danışma Kurulu: Türk Patent
Enstitüsü Danışma Kurulunu,
d) Başkanlık: Türk Patent Enstitüsü
Başkanlığını,
e) Bakanlık: Sanayi ve Ticaret
Bakanlığını,
İfade eder.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Eskişehir Milletvekili Sayın Mehmet Ali Arıkan söz
istemiştir.
Buyurun Sayın Arıkan. (CHP sıralarından
alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ ARIKAN
(Eskişehir) – Sayın Başkan ve çok kıymetli milletvekili arkadaşlarım; ülkemizin
kalkınmasına öncülük yapacak Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun Tasarısının 2 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin ve
şahsımın düşüncelerini size anlatmak için söz almış bulunuyorum; hepinize saygı
ve sevgilerimi sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, ben, enstitünün
görevlerinin neler olması gerektiğini anlatmak için söz aldım. Kavga falan
edecek değilim; çünkü, kavga insanı değilim, barışçı bir insanım. (CHP
sıralarından alkışlar)
Ülkemizin teknolojik ve endüstriyel
gelişimine katkıda bulunmak amacıyla, modern sanayi stratejisi ve politikaları
içerisinde verimliliğin ve ekonomik gelişmelerin ana faktörlerinden biri olan
teknik yenilikler ve buluşların sanayie uygulanıp, aktarılmasını sağlamak.
Patent Enstitüsü sayesinde korunmasına
ve teşvik edilmesine başlanılan buluş ve özgün tasarımların, ülkemizin ekonomik
ve teknolojik gelişmesine pozitif katkıda bulunacaktır.
Enstitü, ülkemizin ekonomik
gelişiminde, kalkınmasının, sanayi ve ticaret sektörlerinin geniş bir alana
yayılan haklarının korunmasını sağlayacaktır. Ekonomideki rekabet ortamının
sağlanmasında ve teknoloji üretimi ve transferinde lokomotif rolü oynayacaktır.
Bu kurum, aynı zamanda, Dünya Ticaret
Örgütü ve Dünya Fikrî Mülkiyet Teşkilatı gibi dünya ticarî ve sanayi fikir
mülkiyet haklarını...
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
salondaki uğultudan dolayı hatibin sözü anlaşılmıyor.
Buyurun Sayın Arıkan.
MEHMET ALİ ARIKAN (Devamla) – Bu kurum,
aynı zamanda, Türkiye Ticaret Örgütü ve Dünya Fikrî Mülkiyet Teşkilatı gibi
dünya ticaret ve sanayi fikri, mülkiyet haklarını düzenleyen, politika üreten ve
yönlendiren uluslararası sekreteryalar ile üye ülkeler arasında köprü vazifesi
görecektir.
Ayrıca, Avrupa Birliğine, ekonomik
uyumun bir gereği olarak, ülkemizde sanayi mülkiyet haklarının, ulusal ve
uluslararası düzeyde korunmasında sorumlu tek kuruluş olarak birçok görevi
birden yerine getirecektir. Bu görevlerin bazıları şunlardır:
Patent ve markaların ve diğer
kanunlarla korunan, koruma altına alınmış olan sanayi mülkiyet haklarının
ilgili mevzuat hükümleri uyarınca tescilini ve bu hakların korunmasını sağlar.
Zorunlu lisans işlemlerinde
arabuluculuk faaliyetlerinde bulunur ve mahkemelerde bilirkişilik yapar. Lisans
ve devir anlaşmalarını tescil ve kayıt eder.
Buluşların kullanımını takip eder.
Yeni teknolojilerin değerlendirilmesi
ile teknoloji transferlerinin yönlendirilmesi ve arşivlendirilmesi işlemlerini
yapar.
Yurt dışında benzer kuruluşlar ve
uluslararası kuruluşlarla işbirliğinde bulunur.
Sınaî mülkiyet haklarıyla ilgili
uluslararası anlaşmaların hazırlanmasına ülke çıkarlarını koruyarak katkıda
bulunur ve anlaşmaların ülkemizde uygulanmasını sağlar.
Yurtiçi ve yurtdışında, teknoloji
araştırma ve geliştirmeyle ilgili kurum ve kuruluşlarla ve bilgi ve bilgi
bankalarıyla işbirliği yapar; dokümantasyon merkezi kurar, bu bilgileri kamunun
hizmetine sunar.
Sınaî mülkiyet haklarıyla ilgili olarak
yayın yapar, Türk Sınaî Mülkiyet Gazetesini yayımlar.
Sınaî mülkiyet hakları konularında
yurtiçinde kişi ve kuruluşların bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesi için
gerekli çalışmalar yapar.
Kanunlarla verilen diğer tüm görevleri
yapar.
Bu kurum Sanayi ve Ticaret
Bakanlığımıza bağlı olup, şu organlardan mevcut olmaktadır: Yönetim Kurulu,
Danışma Kurulu, Başkanlık, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu, Ana Hizmet
Birimleri, Yardımcı Hizmet Birimleri, Danışma Birimleridir.
Bu kanun hükmünde kararnameyle kurulan
Türk Patent Enstitüsünün vereceği hizmetin gelişmiş ülkelerin standartlarında
olması, Enstitünün modern araç gereç, bilgisayar ve dokümantasyonla donatılmış
olması ve kalifiye personel tarafından yönetilmesiyle, hizmetin kalitesinin ve
hızının artacağı ve ülkemizin sanayileşmesine ve teknolojik gelişmesine çok
büyük katkıda bulunacağına inanıyor, ülkemize, milletimize hayırlı olması
temennisiyle ve ayrıca, Ramazan ayının tüm İslam alemine hayırlar getirmesi
dileğimle hepinize saygılarımı sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN- Teşekkür ediyorum Sayın Arıkan.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Görevleri ve Organları
Görevleri
MADDE
3. - Enstitü, ülkenin teknolojik ve endüstriyel gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla;
a)
Patent, markalar ve endüstriyel tasarımlar ile diğer Kanunlarla koruma altına
alınmış olan sınaî mülkiyet haklarının ilgili mevzuat hükümleri uyarınca
tescilini ve bu hakların korunması ile ilgili işlemleri yapar,
b)
Zorunlu lisans işlemlerinde arabuluculuk faaliyetlerinde bulunur ve
mahkemelerde bilirkişilik yapar,
c)
Lisans ve devir anlaşmalarını tescil ve kayıt eder,
d)
Buluşların kullanımını takip eder, yeni teknolojilerin değerlendirilmesi ile
teknoloji transferinin yönlendirilmesi ve arşivlenmesi işlemlerini yapar,
e)
Yurtdışında benzer kuruluşlar ve uluslararası kuruluşlarla işbirliğinde
bulunur,
f)
Türkiye'yi Bakanlığın onayı ile uluslararası kuruluşlar nezdinde temsil eder,
g)
Sınaî mülkiyet hakları ile ilgili uluslararası anlaşmaların hazırlanmasına ülke
çıkarlarını koruyarak katkıda bulunur ve bu anlaşmaların Türkiye'de
uygulanmasını sağlar,
h)
Yurtiçi ve yurtdışında teknoloji ve araştırma- geliştirme ile ilgili kurum ve
kuruluşlarla ve bilgi bankalarıyla işbirliği yapar, dokümantasyon merkezleri
kurar, bu bilgileri kamunun istifadesine sunar,
i)
Sınaî mülkiyet hakları ile ilgili olarak çeşitli yayınlar yapar ve Türk Sınaî
Mülkiyet Gazetesini periyodik olarak yayınlar,
j)
Sınaî mülkiyet hakları konularında yurtiçinde kişi ve kuruluşların
bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesi için gerekli çalışmaları yapar,
k)
Görev alanına giren konularla ilgili akademik çalışmaları destekler,
l)
Kanunlarla verilen diğer görevleri yapar.
BAŞKAN
– Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
4
üncü maddeyi okutuyorum:
Organ
ve Birimler
MADDE
4. - Enstitü aşağıdaki organ ve birimlerden oluşur;
a)
Yönetim Kurulu,
b)
Danışma Kurulu,
c)
Başkanlık,
d)
Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu,
e)
Ana Hizmet Birimleri,
f)
Yardımcı Hizmet Birimleri,
g)
Danışma Birimleri.
BAŞKAN
– Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
5
inci maddeyi okutuyorum:
Yönetim
Kurulu
MADDE
5. - Yönetim Kurulu Enstitünün en yüksek düzeyde yönetim ve karar organıdır.
Yönetim
Kurulu Adalet Bakanlığı ile Maliye Bakanlığından birer üye, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığının belirleyeceği üç üye, Enstitü Başkanı ve bir Başkan Yardımcısı
olmak üzere yedi üyeden oluşur.
Enstitünün
Başkanı aynı zamanda Yönetim Kurulu Başkanıdır.
Enstitü
Başkan ve Başkan Yardımcısı Sanayi ve Ticaret Bakanının önerisi üzerine, diğer
Yönetim Kurulu üyeleri ise bağlı bulundukları Bakanlığın önerisi üzerine
müşterek kararname ile atanırlar.
Yönetim
Kurulu üyelerinin görev süreleri üç yıl olup, görev süresi dolan üyeler yeniden
atanabilir.
Herhangi
bir nedenle boşalan Yönetim Kurulu üyeliği için, aynı usulle en geç bir ay
içinde atama yapılır, atanan üye önceki üyenin görev süresini tamamlar.
Başkanın
olmadığı hallerde Başkana Başkan Yardımcısı vekalet eder.
Yönetim
Kurulunun çalışma usul ve esasları Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Mesut Özakcan; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA MEHMET MESUT ÖZAKCAN
(Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Patent Enstitüsü Kuruluş
ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 5 inci
maddesinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, ülkelerin
ekonomik açıdan gelişmesinde yeni teknolojilerin üretilmesinin sanayie
uygulanmasının ve diğer ülkelere pazarlanmasının çok önemli bir etken olduğu
tartışılmaz bir gerçektir. Yeni teknolojilerin gerçekleştirilmesi, ancak,
bunları gerçekleştirenlere özel haklar ve ayrıcalıklar tanınması ve bu hakların
korunması yoluyla teşvik edilebilir.
Sınaî mülkiyet hakları olarak
tanımlanan bu haklardan biri olan ve buluşların korunmasını amaçlayan patent
hakkı, buluşa ait bilgilerin yayınlanması şartıyla patent sahibine belirli bir
süre için buluşun kullanılmasıyla ilgili olarak bir tekel hakkı vermektedir.
Yayınlanan bu bilgiler de yeni teknolojik gelişmeler için basamak
oluşturmaktadır.
Türkiye’de patent haklarının korunması,
1879 tarihli İhtira Beratı Kanunu ile başlamıştır. Ancak, ülkemizde, sınaî
mülkiyet haklarının korunmasıyla ilgili çalışmalar, dünyadaki teknolojik,
ekonomik ve ticarî gelişmelere paralel olarak 1990’lı yılların başında hız
kazanmış ve 24 Haziran 1994 tarihinde özerk bütçeli Türk Patent Enstitüsünün
kurulmasıyla birlikte de bu çerçevede önemli bir adım atılmıştır.
Türkiye, 1973 yılında imzalanan ve
ancak 1977 yılında yürürlüğe giren Avrupa Patent Sözleşmesine 1 Kasım 2000
tarihinde yirminci üye olarak katılmış ve Avrupa patent sistemi içindeki yerini
almıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
çokuluslu anlaşmaların başarılı bir örneği olan Avrupa Patent Sözleşmesi, esas
itibariyle patent verilmesi işlemlerinde rasyonelleşmeyi gerçekleştirme ve
patent korumasının niteliğini yüksek bir seviyeye çıkarma amacına yönelik olduğunu
ve bu suretle de Avrupa’nın ekonomik entegrasyonuna ve sınaî büyümesine katkıda
bulunmaktadır. Söz konusu sözleşmeyle patent verilmesi işlemlerinde ortak bir
hukuk yaratılmış ve bir buluşun tek bir başvuruyla sözleşmeye taraf olan yirmi
ülkede birden korunabilmesi sağlanmıştır. Böylece gerek başvuru gerekse üye
ülke patent ofisinin işlemler için harcadıkları zaman, emek ve para
azaltılmaktadır.
Türk Patent Enstitüsünün kurumlaşması
ülkemizin acil sorunları arasındadır. Türkiye’nin sanayileşmesi, üretme
yeteneğinin artırılması kapsamında atılması gereken adımlar içinde Türk Patent
Enstitüsü önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle 2000’li yıllardan ileriye
2020’li yıllara doğru somutlaştırılması gereken öngörüler içinde Türk Patent
Enstitüsünü değerlendirmek, kapsamlı, çağdaş bir bakış açısını
gerektirmektedir.
Teknoloji üretiminin hedeflendiği,
KOBİ’lere gereken desteğin verildiği, meslekî eğitime özel önem verilen,
bilimin her alanda desteklendiği, belgelendirme faaliyetlerinin uluslararası
geçerlilik ve tanınırlık düzeyine ulaştığı, bağımsız denetim kurumlarının
geliştiği bir Türkiye’nin rekabet gücü ve gelişmişliğini öngörmek, planlamak,
bütünsel çabalarla hedefleri gerçeğe dönüştürmek gerekiyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
böylelikle Türkiye’de üretim ve istihdam artacak, tarımda, sanayide, ticarette,
kısacası her alandaki faaliyetler Türkiye’nin ulusal gelirini artırabilecektir.
Özetle söylemek gerekirse, ortaya
koyduğumuz yapılanma 2020’lere doğru emin adımlarla yürüyen, çağdaş kurumlarını
yaratarak, var olan kurumlarını destekleyerek, takviye ederek giden Türkiye’nin
kurumu olmalıdır.
Türk Patent Enstitüsünün kurulmasındaki
amaç nedir, çağdaş Türkiye’nin, Türk Patent Enstitüsünün iddiası nedir, hedefi
nedir sorularını sormak ve bu iddiaları gerçekleştirecek yapıyı oluşturmak
gerekir. Bu noktada enstitünün en işlevsel, en belirleyici unsuru yönetim
kuruludur. Birçok kamu kurumunda gözüken zaaflar, Türk Patent Enstitüsünde de
oluşturulmamalıdır. Genelde Türkiye’nin yaşadığı sorun, Türkiye’deki kurumlarda
her iktidarın kendi yandaşlarına istihdam yaratma çabası şeklinde olmuştur. Bu,
yalnızca, siyasî partiler düzeyinde kalmamış, bürokratik gücün de istihdam
politikasıyla, bugün şikâyet edilen kamu kurumu yapısı ortaya çıkmıştır.
Verimliliğe, üretkenliğe örnek
cumhuriyetçi kurumlar yıllar içinde sabote edilerek, verimsiz hale
getirilmişlerdir. Özelleştirme yöntemiyle elden çıkarılma politikası kurtuluş
olarak kamuoyuna benimsetilmeye çalışılmıştır.
Bugün ülkemizde yaşanan işsizlik, açlık
ve benzeri sosyal sorunların kaynağının bir nedeni, yanlış personel
politikalarıdır. Türk Patent Enstitüsü yapılanmasında bu anlamda hatalardan
kaçınmak, verimli ve üretken bir kurumsal yapıyı yaygınlaştırmak, hepimizin
ortak arzusu ve amacı olmalıdır. Özerk, çağdaş, bilimsel kurum ve kuruluşlar,
Türkiye’nin gelişimine ancak önemli katkılar sağlayabilir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türk Patent Enstitüsünün Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun Tasarısının 5
inci maddesinde, Sanayi ve Ticaret Bakanlığına bağlı olacak bu kurumun yönetim
kurulu, “Adalet Bakanlığı ile Maliye Bakanlığından birer üye, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığının belirleyeceği üç üye, Enstitü Başkanı ve bir Başkan Yardımcısı
olmak üzere yedi üyeden oluşur” denilmekte ve bu yapılanma, AKP iktidarının
özerk yapı tanımlaması ve anlayışını ortaya koymaktadır.
Tasarıyla, Türk Patent Enstitüsü
yönetim kurulu üyeleri ile enstitü başkanı
ve başkan yardımcısının görevi beş yıldan üç yıla indirilmektedir. yeni bir
kurumun işlevselliği açısından 3 yıllık bir süre, oldukça kısadır. Uluslararası
uygulamalarda Türk Patent Enstitüsü benzeri kurumlardaki benzer organların
görev süreleri 5 yıl ve onun üzerinde bir süredir. 5 yıllık süre, yönetimde
istikrar açısından daha yararlı ve uygun olacak, ülke çıkarlarına ve yararına
hizmet edecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
AKP iktidarının kadrolaşma hastalığı devam ediyor. Bu tasarının 23 üncü
maddesinde getirilen değişiklik de, bu hastalığın devam etmekte olduğunun bir
kanıtıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sözlerimi burada noktalarken, hepinize yürekten saygılar sunuyorum, teşekkür
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Özakcan.
Madde üzerinde başka söz talebi?..Yok.
Madde üzerinde bir adet önerge vardır :okutuyorum
:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlık Divanına
Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ile
değiştirilen Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinin beşinci fıkrasındaki
“beş yıl” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz
Osman Coşkunoğlu Mustafa Özyurt Mehmet Kartal
Uşak Bursa Van
Mehmet Mesut Özakcan Ramazan Kerim Özkan Orhan Ziya Diren
Aydın Burdur Tokat
Feridun Fikret Baloğlu Feramus Şahin
Antalya Tokat
BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu ?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RUHİ
AÇIKGÖZ (Aksaray) –Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu ?
SANAYİ VE TİCARET BAKANI ALİ COŞKUN
(İstanbul) – Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Sayın Coşkunoğlu...
HALUK KOÇ (Samsun)Gereke okunsun.
BAŞKAN Gerekçeyi okutuyorum.
“Gerekçe :
Enstitünün üstlenmiş olduğu görev ve
faaliyetleri ile benzer görevleri yürüten uluslararası kuruluşlardaki görev
sürelerinin 5 yıl ve daha fazla olarak düzenlenmiş olması hususları da göz
önüne alınarak görev sürelerinin mevcut düzenlemedeki gibi 5 yıl olarak
bırakılması sağlanmaktadır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum:
Yönetim Kurulunun Görev ve Yetkileri
MADDE 6. - Yönetim Kurulu, bu Kanun ve diğer mevzuatla
Enstitüye verilen görevlerin yerine getirilmesini sağlar,
Bu amaçla;
a) Enstitünün idarî, malî ve teknik yönden düzenli, verimli
ve etkin faaliyette bulunabilmesi için gerekli bütün tedbirleri alır. Enstitünün
işleyişine etkinlik kazandırmak amacı ile hazırlayacağı yönetmeliklerin
Bakanlığın onayı ile yürürlüğe girmesini sağlar,
b) Enstitü ile ilgili mevzuatın uygulanmasını sağlar,
c) Enstitünün bütçesini onaylar,
d) Hazırlanan faaliyet raporunu ve malî raporu görüşüp
karara bağlar,
e) Sınaî mülkiyet hakları ve teknolojik ilerleme konusunda
kalkınma planları ve yıllık programlar doğrultusunda kısa ve uzun vadeli
çalışma programları hazırlar, araştırma konuları tespit eder ve uygulamaya
koyar,
f) Enstitünün vereceği hizmetler karşılığında alınacak ücret
tarifelerini hazırlar ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığının uygun görüşü üzerine
uygulamaya koyar,
g) Başkan tarafından yapılacak atama önerilerini karara
bağlar,
h) Gerektiğinde Danışma Kurulunu toplantıya çağırır,
i) Danışma Kurulunun tavsiye kararlarını görüşüp karara
bağlar,
j) Enstitünün görev alanına giren konularda kamuoyunu
aydınlatmak ve ilgililerin görüşlerini almak için ulusal ve uluslararası nitelikte
seminer, sempozyum, açık oturum, konferans ve benzeri konuların düzenlenmesine
karar verir,
k) Sınaî mülkiyet haklarıyla ilgili ihtiyaç görülen
konularda görüş almak üzere bu alandaki uzmanlardan oluşan geçici veya sürekli
ihtisas komisyonları oluşturur,
l) Enstitünün ihtiyaçları için bina inşa edilmesine, taşınır
ve taşınmaz malların satın alınmasına veya kiralanmasına, bunların gerektiğinde
satılmasına veya kiraya verilmesine karar verir.
Yönetim Kurulu, Başkan tarafından hazırlanacak gündem ve
yapılacak davet üzerine ayda en az bir defa toplanır.
Yönetim Kurulu tarafından kabul edilen geçerli bir mazereti
olmaksızın, bir yıl içinde dört toplantıya veya arka arkaya üç toplantıya
katılmayanların üyelikleri, hiçbir işleme gerek kalmaksızın kendiliğinden düşer
ve yerlerine aynı usulle yeni üyeler atanır.
Yönetim Kurulu en az dört üye ile toplanır, kararlar
toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğunun oyu istikametinde alınır. Oyların
eşit olması halinde Başkanın oyu çift sayılır.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Edirne Milletvekili Nejat Gencan; buyurun.
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA NEJAT GENCAN (Edirne) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Tasarısının 6 ncı maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
görüşlerini sunmak üzere, söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
1994 yılında, 544 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameyle, Türkiye’de sanayiin ve ticaretin sağlıklı bir rekabet ortamına
kavuşması, ülkenin teknolojik bakımdan ilerleyebilmesi için gerekli olan
teknolojik bilginin sağlanabilmesi, ülke içinde serbest rekabet ortamının
oluşturulması, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin motive edilmesi için
çeşitli kanunlarla düzenlenmiş olan patent ve markalar ile sınaî tasarımlar,
menşe ve mahreç işaretleri gibi diğer sınaî mülkiyet haklarının tescil edilmesi
ve gerekli korumanın etkin biçimde sağlanması, sınaî mülkiyet haklarına ilişkin
yurtiçi ve yurtdışında var olan bilgi ve dokümantasyonun kamunun istifadesine
sunulması görevlerini yürütmek üzere “Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı” isimli,
tüzelkişiliğe haiz, idarî ve malî özerkliğe sahip, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığına bağlı kamu kurumunun kurulması sağlanmıştır; fakat, gelişen
süreçte, Türk Patent Enstitüsünün ülkemizin ekonomik yapısı içerisinde farklı
ve teknik bir misyonuyla, çağın gereklerine, ulusal ve uluslararası
yükümlülüklerine uygun olarak yeniden yapılanmasını mümkün kılarak, ülkemiz
sınai mülkiyet sisteminin Avrupa standartlarına yükseltilmesi, bekleyen dosya
sayısının eritilmesi, tescil işlemlerinin daha süratli ve kaliteli bir şekilde
yapılması, kararlarda daha büyük bir isabet oranının tutturulması ve her şeyden
önemlisi, ülkemiz sanayi ve ticaret sektöründe rekabetin korunmasına yönelik
şartların teminine olanak sağlayacak yeni bir düzenlemenin hayata geçirilmesi
kaçınılmaz olmuştur. Bu bağlamda, 21 inci Yasama Döneminde hazırlanıp,
İçtüzüğün 77 nci maddesine göre hükümsüz sayılan kanun tasarısının, üyesi
olduğum komisyonda ele alınarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmeye
başlanmasıyla, ihtisas mahkemeleri, uluslararası standartlara uygun yasalar ve
yasal statü kazandırılmış bir vekillik sistemiyle birlikte, çağdaş bir sınai
mülkiyet sisteminin en temel unsurlarından bir tanesi olan, teknik açıdan
güçlü, kendine yeterli ve kurumsal altyapısı tamamlanmış bir Türk Patent
Enstitüsü oluşturulması yönünde çok önemli bir adım atılmış olduğu
kanaatindeyim.
Değerli milletvekilleri, Türk Patent
Enstitüsü gibi, gerek ülke sanayii ve ekonomisi açısından gerekse Avrupa
Birliğiyle ortaklık müzakerelerinde, Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Fikrî
Mülkiyet Teşkilatı gibi teşkilatlarla olan ilişkilerde son derece önem arz
eden, azamî ölçüde teknik ve ihtisaslaşmış bir kurumun, üzerine düşen büyük
görevi layıkıyla yerine getirebilmesi, her şeyden önce, ihtiyacı olan
altyapısının, nitelik ve nicelik olarak en doğru şekilde istihdamıyla mümkün
olabileceğini söylememiz gerekmektedir.
Enstitünün sekiz yıllık geçmişinden
bugüne kadarki gelişmeleri, sayısal olarak, sizlere bildirmek istiyorum.
Enstitünün verdiği hizmetlerin öneminin ve yoğunluğunun anlaşılması açısından,
yıllara göre, patent başvuru ve tescil sayılarını kısaca şu rakamlarla
değerlendirmemiz gerekiyor:
Yerli patent başvurusu: 1995 yılında
178, 2002 yılında 391.
Yerli patent tescil sayıları: 1995
yılında 60, 2002 yılında 44’tür.
Yabancı patent başvuru sayıları: 1995
yılında 1 520, 1999 yılında 2 755, 2002 yılında ise 1 492’dir.
Yabancı patent tescil sayıları: 1995
yılında 703, 1999 yılında 1 114,
2002 yılında 1 742’dir.
Yerli olan faydalı model başvurusu
sayıları: 1995’te 34, 2002 yılına geldiğimizde de 909’dur.
Yerli olan faydalı model tescil
sayıları: 1997’de 113, 2002 yılında 376’dır.
Yabancı olan faydalı model başvuruları:
1998 yılında 18, 2002 yılında 14’tür.
Yabancı olan faydalı model tescil
sayıları: 1998’de 9, 2002 yılında ise 14’tür.
Evet, bu rakamlardan, Enstitünün
görevini, bir anlamda da olsa, layıkıyla yaptığına inanmamız gerekmektedir;
ama, Enstitünün görevlerinden biri buluşların kullanımını takip etmektir; bu
görevi layıkıyla yapıyor mu dersek, yapmadığını görmekteyiz.
“Teknoloji transferlerini yönlendirir
ve ülkeye kazandırır” Enstitünün görevlerinden olan bu kazanımları yeteri kadar
yapıyor mu; yapmadığını görmekteyiz.
“Yurtiçi ve yurt dışında teknoloji ve
araştırma, geliştirmeyle ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapar” ama, bugüne
kadar bunu gerçek anlamda yaptığını görmemekteyiz.
“Bilgi bankaları oluşturur, yeni
teknolojileri değerlendirir” ama, Enstitünün bunu layıkıyla yapmadığını
görmekteyiz.
Evet, ülkelerin ekonomik açıdan
gelişmesinde yeni teknolojilerin üretilmesinin, sanayie uygulanmasının ve diğer
ülkelere pazarlanmasının çok önemli bir etken olduğu göz önüne alındığında,
Yönetim Kurulunun görevlerinin önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Yönetim Kurulu,
Başkan tarafından hazırlanacak olan gündem çerçevesinde toplanır; ama, yeteri
kadar layık olan insanları bu görevlere getirirsek bu görevleri yapabiliriz;
ama, liyakate bakmadan, sadece siyaset gereği atamalar yaparsak, bu işleri ehli
olmayan kişilere verirsek, bunu yapamadıklarını, şimdi gördüğümüz gibi, bundan
sonra da görmek zorunda kalırız.
Bu yasanın desteklenmesi konusunda
bizler de oy vereceğiz; ama, enstitünün enstitü gibi olması için, sizlerle
beraber ne yapmamız gerekiyorsa, bunu da hep birlikte yapmamız gerektiğini
düşünüyorum; saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Gencan.
Madde üzerinde şahsı adına söz talep
eden, İstanbul Milletvekili Sayın Ünal Kacır; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Konuşma süreniz 5 dakikadır.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının 6 ncı maddesi
üzerinde söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlarım.
Değerli milletvekilleri, Türk Patent
Enstitüsü Yönetim Kurulunun görevleri arasında (l) fıkrası olarak “Enstitünün
ihtiyaçları için bina inşa edilmesine, taşınır ve taşınmaz malların satın
alınmasına veya kiralanmasına, bunların gerektiğinde satılmasına veya kiraya
verilmesine karar verir” diye bir madde var. Bu maddeden yola çıkarak, sizleri
bilgilendirmek istiyorum.
Bu yasa tasarısının eklerinde
görüleceği üzere, Enstitünün personel sayısı yaklaşık 300; ama, şu anda, yeni
taşınacakları bina hakkında bilgi vermek istiyorum. Geçtiğimiz dönemde yapılan,
2002’de temeli atılan ve bitmek üzere olan binadan bahsetmek istiyorum. 30 000
metrekare inşaat alanı olan bir bina yapılmıştır. 300 personelin taşınacağı
Patent Enstitüsünün 30 000 metrekarelik binasına yaklaşık 20 trilyonun üzerinde
para harcanmış ve bu paranın da yüzde 75’i Dünya Bankası kredisiyle
yapılmıştır. Endüstriyel Teknoloji Projesi adı altında yapılan bu inşaatın bu
kadar büyük tutulmasını, ben, şahsen anlayamıyorum. Ülkemizde birçok kamu
kuruluşu binalarını satarken yeniden böyle bir bina inşa edilmesini hem de
ülkemizin ekonomik sıkıntılar içerisinde olduğu bir dönemde dış krediyle böyle
bir yatırım yapılmasını anlamak mümkün değildir.
Tabiî, bu binanın yapılması sırasındaki
iş ve işlemler hakkında detaylı bilgilere burada zaman yok. Yeri ve zamanı
geldiğinde bu konular hakkında gerekli açıklamalar da yapılır. Ben, şimdi,
yapılan bu binanın çok iyi değerlendirilmesini bekliyorum, yeni yönetimden. 30
000 metrekare inşaatın çok iyi değerlendirilmesini ve hiç olmazsa, ödediğimiz
kredi faizlerinin karşılanabilmesini, bu binadan karşılanabilmesini bekliyorum.
Bu görüşlerimi arz etmek üzere söz
aldım; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum, hayırlı akşamlar diliyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kacır.
Madde üzerinde başka söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum...
A. HALUK KOÇ (Samsun) – Karar
yetersayısının aranılmasını arz ediyorum.
BAŞKAN – Arayacağım Sayın Başkan.
Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Karar yetersayısı yoktur.
Birleşime 10 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.26
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.35
BAŞKAN : Başkanvekili Sadık
YAKUT
KÂTİP ÜYELER : Ahmet Küçük
(Çanakkale), Suat KILIÇ (Samsun)
_____0_____
BAŞKAN –15 inci Birleşimin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
272 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
X- 19.6.1994 Tarih ve 544 Sayılı Türk Patent Enstitüsü
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname; Türk Patent Enstitüsü
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve
Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/224, 1/361) (S. Sayısı:
272) (Devam)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.
Tasarının 6 ncı maddesinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı.
Şimdi, oylamayı tekrarlayacağım ve karar yetersayısını arayacağım: Kabul
edenler...
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Muhalefetin karar yetersayısı yok!
BAŞKAN –Sayın
milletvekilleri, karar yetersayısını bulmak, muhalefetin değil iktidarın
görevi. (CHP sıralarından alkışlar)
Karar yetersayısı vardır; madde kabul
edilmiştir.
7 nci maddeyi okutuyorum:
Danışma Kurulu
MADDE 7. - Enstitünün Danışma Kurulu aşağıdaki üyelerden
oluşur.
Adalet, Millî Savunma, Dışişleri, Maliye, Millî Eğitim,
Sağlık, Tarım ve Köyişleri, Ulaştırma, Çevre ve Orman, Sanayi ve Ticaret,
Kültür ve Turizm Bakanlıklarından birer üye, Devlet Planlama Teşkilatı
Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Gümrük
Müsteşarlığı, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu'ndan birer üye,
Üniversitelerden Yükseköğretim Kurulunca belirlenecek beş üye, en fazla üyeye
sahip İşçi ve İşveren Sendikaları Konfederasyonlarından birer üye, Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu, Millî Prodüktivite Merkezi, Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi
Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı, Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliği,Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Türk Tabipleri Birliği, Türk
Veteriner Hekimleri Birliği ve Türk Eczacıları Birliğinden birer üye,
Yönetim Kurulu ihtiyaca göre Danışma Kurulu toplantılarına
uzman kişileri çağırabilir.
Danışma Kurulu üyeliklerinin süresi iki yıldır. Görev süresi
dolan üyeler yeniden seçilebilir.
Danışma Kurulunun çalışma usul ve esasları Bakanlıkça
hazırlanacak bir Yönetmelikle düzenlenir.
Danışma Kurulu yılda en az bir kez toplanır. Toplantılara
Sanayi ve Ticaret Bakanı veya görevlendireceği kişi başkanlık eder.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Vezir Akdemir;
buyurun.
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA VEZİR AKDEMİR (İzmir) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca
hazırlanan Türk Türk Patent Enstitüsü ve görevleri hakkında kanun tasarısının 7
nci maddesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Türk Patent Enstitüsü, Türkiye’nin
teknolojik ilerlemesine katkıda bulunmak, ülke içinde serbest rekabet ortamını
oluşturmak ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinin gelişmesini sağlamak üzere,
çeşitli kanunlarla düzenlenmiş olan patent ve markalar ile diğer kanunlarla
düzenlenen sınaî mülkiyet haklarına ilişkin yurtiçi ve dışında var olan bilgi
ve dokümantasyonun kamunun istifadesine sunabilmesi amacıyla tüzelkişiliğe
sahiptir.
Kanun tasarısının 7 nci maddesinde
danışma kurulunu oluşturan üyelerin görevleri ve statüleri önemli olduğu kadar,
bu üyelerin, teknik anlamda, dünyadaki gelişmeleri takip ederek, bu amaçla,
ilgili bakanlığa ışık tutması ve yönlendirmesi kaçınılmazdır.
Tasarıda belirtildiği gibi, Türk Patent
Enstitüsünün çalışmaları ekonomik, kültürel ve hukukî açıdan geniş kapsamlı bir
alanı kapsadığından, Adalet, Millî Savunma, Dışişleri, Maliye, Millî Eğitim,
Sağlık, Tarım ve Köyişleri, Ulaştırma, Çevre ve Orman, Sanayi ve Ticaret,
Kültür ve Turizm Bakanlıklarından birer üye, Devlet Planlama Teşkilatı
Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığından birer üye, üniversitelerden Yüksek
Öğretim Kurulunca belirlenecek beş üye, en fazla üyeye sahip işçi ve işveren
sendikaları konfederasyonlarından birer üye, Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliğinden bir üye, diğer kamu kurumlarından da kurulda üye bulundurulması
ilgili tasarıda belirtilmiştir. Bu nedenle, enstitünün ne kadar önemli olduğu
ilgili maddede belirtilmiştir.
Türk Patent Enstitüsünün, çağdaş
anlamda, modern sanayi, strateji ve politikaları içerisinde verimliliğin ve
ekonomik gelişmenin ana faktörlerinden biri olan teknik yenilikler ve
buluşların sanayie uygulanıp ekonomiye aktarılması ayrı bir önem taşımaktadır.
patent sistemi sayesinde, korunmasına ve teşvik edilmesine başlanan, buluş ve
özgün tasarımların, ülkelerin ekonomik ve teknolojik gelişmelerine pozitif
katkıları olmaktadır.
Günümüzde farklı adlarıyla patent
enstitüleri, marka, patent ofisleri ve sınai mülkiyet kurumları, ülkelerin
ekonomik gelişmelerinde, kalkınmasında, sanayi ve ticaret sektörlerinin geniş
bir alana yayılan haklarının tesisi ve korunmasında, ekonomide rekabet
ortamının sağlanmasında ve teknoloji üretimi ve transferinde bir nevi lokomotif
rolü üstlenmiş kurumlardır. Bu kurumlar, aynı zamanda, Dünya Ticaret Örgütü ve
Dünya Fikrî Mülkiyet Teşkilatı (WIPO) gibi dünya ticareti ve sınai ve fikrî
mülkiyet haklarını düzenleyen politika üreten ve yönlendiren büyük uluslararası
sekreteryalar ile üye ülkeler arasında da bir köprü vazifesi görmektedir.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığına bağlı
özel bütçeli bir kamu kurumu olan Türk Patent Enstitüsü ise, Avrupa Birliğine
ekonomik ve ticarî uyumun bir gereği olarak 1994 yılında kurulmuş olup,
ülkemizde sınai mülkiyet haklarının ulusal ve uluslararası düzeyde
korunmasından sorumlu tek kuruluş olarak önemli ve özel nitelikli birçok görevi
birden yerine getirmektedir.
Danışma kurulunun, dünyadaki
gelişmeleri görerek, Bakanlığın çalışmalarına teknik, ekonomik ve kültürel
anlamda katkı koyarak, Bakanlığı yönlendirmesi lazım.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde
faaliyet gösteren Türk Patent Enstitüsü kuruluşunda 209 kadro tahsis edilmişse
de, bu sayı günümüze kadar geçen dokuz yıllık süre zarfında değişmeksizin
kalmış; söz konusu kadronun kullanımı ise, kurumlararası nakiller ve bürokratik
engellerden dolayı, 200 civarında kalmıştır.
Kadrosu sınırlı olan bu kurum,
yılda 3 500’den fazla tescil, başvuru
dosyası, 250 000’e ulaşan gelen-giden evrak, sürekli ve ivedi binlerce mahkeme,
icra müdürlüklerinin talepleri ve ayrıca, ülkemiz adına taraf olunan ve
sorumluluk alınan 11 adet önemli uluslararası anlaşma ve dış projelerle ilgili
işlemleri gerektiği gibi yürütmeye çalışmıştır.
Türk Patent Enstitüsünün mevcut kadrosu
ve bu kadro içerisindeki karar verici personel sayısı değerlendirildiğinde, ana
iş yükü ve gelir kaynağını teşkil eden ve 2002 yılı itibariyle, yerli ve
yabancı 300 000’e yakın tescil başvurusunun gerçekleştiği Markalar Daire
Başkanlığında görev yapmakta olan uzman personel sayısının ise 13’le sınırlı
olduğu görülmektedir. Personel sayısının yetersiz olması nedeniyle, kurumun,
günün şartlarında yeterli hizmeti veremediği görülmektedir.
Bugüne kadar uygulanan politikalar ve
siyasî kayırımcılıkla, kurumda nitelikli ve konunun uzmanı personel istihdam
edilememiştir. Uluslararası boyutta çalışma yapması gereken bu kurumda, özerk
ve uzman elemanların görev yapması bir zorunluluktur. Mevcut iktidarın, konunun
önemini göz önünde bulundurarak, nitelikli eleman istihdam etmesi lazımdır.
İlgili tasarının 7 nci maddesinde,
Danışma Kurulunun görevleri de önem taşımaktadır. Bu Kurulun, bir otokontrol
sistemi şeklinde görev yapıp, kurumu, günün şartlarına göre görev yapması için
yönlendirmesi lazımdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Grubumuz adına, olumlu oy vereceğimizi belirtmek istiyorum. Bu vesileyle, Yüce
Meclisin değerli üyelerinin konuya duyarlılık gösterecekleri inancıyla,
saygılarımı sunarım. (CHP sıralarındın alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Akdemir.
Madde üzerinde başka söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
8 inci maddeyi okutuyorum:
Danışma
Kurulunun Görevleri
MADDE
8. - Danışma Kurulu, Enstitünün faaliyetleri çerçevesinde ve Enstitüye yardımcı
olmak maksadıyla; Türkiye'nin teknolojik gelişimine ve sınaî mülkiyet
haklarının etkin biçimde korunmasına, rekabet ortamının yaratılmasına ilişkin
olarak, Enstitünün çalışma ilkeleri, faaliyet raporu, bütçe ve çalışma
programları hakkında düşünce bildirir ve tavsiyelerde bulunur.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Vezir Akdemir; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
Sayın milletvekilleri, bundan önce,
UEFA Kupasında, az önce aldığı 3-0’lık galibiyetle ikinci tura yükselen futbol
takımımız Gaziantepsporu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı olarak
kutluyor, tüm takımlarımıza başarılar diliyorum. (Alkışlar)
HALUK KOÇ (Samsun) – Başkanım,
yanlışınız var; birinci tur maçı, daha yükselmedik; inşallah, yükselecek.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Akdemir.
CHP GRUBU ADINA VEZİR AKDEMİR (İzmir) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca
hazırlanan, Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 8 inci maddesiyle
ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu
vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Kanun tasarısının 8 inci maddesinde
belirtildiği gibi, danışma kurulunun, enstitünün faaliyetleri çerçevesinde ve
enstitüye yardımcı olmak maksadıyla, dünyadaki gelişmeleri göz önünde
bulundurarak, çağdaş normların ülkemizde de ışık tutması gerekir.
Bu nedenle, danışma kurulunun
görevlerini özetleyecek olursak:
1-Kalkınma plan ve programları
doğrultusunda, Türkiye’nin teknolojik gelişmesine ve sınaî mülkiyet haklarının
etkin biçimde korunmasına, rekabet ortamının yaratılmasına ilişkin olarak
düşünce bildirir ve tavsiyelerde bulunur.
2-Enstitünün çalışma ilkeleri hakkında
düşünce bildirir ve tavsiyelerde bulunur.
3-Enstitünün faaliyet raporu, bütçe ve
çalışma programları hakkında düşünce bildirir, tavsiyelerde bulunur.
Dolayısıyla, danışma kurulunun, uzman
kişilerin fikirlerinden yararlanarak, enstitünün çalışmalarına katkı yaparak
çalışması gerekir.
Ülkemizin ekonomik yapısı içerisinde,
farklı ve teknik bir misyonu olan Türk Patent Enstitüsünün, çağın gereklerine,
ulusal ve uluslararası yükümlülüklerine uygun olarak yeniden yapılandırılmasını
mümkün kılarak, ülkemiz sınaî mülkiyet sisteminin Avrupa standartlarına yükseltilmesi,
bekleyen dosya sayısının eritilmesi, tescil işlemlerinin daha süratli ve
kaliteli bir şekilde yapılması, kararlarda daha büyük rekabet ortamının
tutturulması gerekir.
Her şeyden önemlisi, ülkemiz sanayi ve
ticaret sektörlerinde rekabetin korunmasına yönelik şartların teminine olanak
sağlayacaktır.
Çağdaş bir sınaî mülkiyet sisteminin en
temel unsurlarından bir tanesi olan, teknik açıdan güçlü, kendine yeterli ve
kurumsal altyapısı tamamlanmış bir Türk Patent Enstitüsü oluşturulması yönünde
çok önemli bir adım olacaktır.
Grubumuz adına, olumlu oy
kullanacağımızı belirtmek istiyorum. Bu vesileyle, Yüce Meclisin değerli
üyelerinin bu konuya duyarlılık göstereceklerine inanıyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Akdemir.
Madde üzerinde başka söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler.. Kabul edilmiştir.
9 uncu maddeyi okutuyorum:
MADDE 9. -
Başkan, Enstitünün en üst amiridir ve Enstitüyü temsil eder. Başkanlık; Başkan
ve iki Başkan Yardımcısından oluşur.
Enstitü
Başkanı ve Başkan Yardımcıları üç yıl süre için müşterek kararname ile
atanırlar. Görev süresi dolanlar yeniden atanabilir. Herhangi bir nedenle
boşalan Başkan veya Başkan Yardımcılığı kadrosu için, aynı usulle en geç bir ay
içinde atama yapılır, atanan kişi öncekinin görev süresini tamamlar.
Yeniden
atanamayan Başkan ve Başkan Yardımcıları kazanılmış hak aylıklarına göre durumlarına
uygun başka kadrolara atanırlar.
Başkan,
Enstitü hizmetlerinin mevzuata, Türkiye'nin taraf olduğu sınaî mülkiyet hakları
ile ilgili uluslararası anlaşmalara, millî güvenlik siyasetine, kalkınma plan
ve yıllık programlara, Yönetim Kurulu'nun kararlarına uygun yürütülmesi ve
Enstitünün faaliyet alanına giren konularda ulusal ve uluslararası kurum ve
kuruluşlarla işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla görevlidir. Başkan,
Enstitünün bütçesi, faaliyet raporu ve malî raporunu hazırlar ve Yönetim
Kurulunun onayına sunar. Başkan, Enstitüde çalışanların işlemlerinden sorumlu olup,
Enstitünün faaliyetlerini ve hesaplarını denetlemekle görevli ve yetkilidir.
Başkan,
sınırları açıkça yazılı olarak belirtilmek şartı ile yetkilerinin bir kısmını
astlarına devredebilir. Ancak, yetki devri yetkiyi devredenin sorumluluğunu
kaldırmaz.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
10 uncu maddeyi okutuyorum:
Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu
MADDE 10. - Sınaî mülkiyet haklarının tescil işlemleri ile
ilgili Enstitünün almış olduğu kararlara karşı başvuru sahipleri veya üçüncü
kişiler tarafından yapılacak itirazların incelenmesi ve değerlendirilmesi
işlemleri Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunca yürütülür.
Yeniden incelenmesi ve değerlendirilmesi talep edilen konuda
kararlar, Enstitü Başkanı veya görevlendireceği Başkan Yardımcılarından biri
başkanlığında, Başkanın Enstitü içinden seçeceği, yeniden incelenip
değerlendirme yapılacak konuda uzman olan ve itiraz ile ilgili olarak alınmış
olan kararlarda görevli bulunmayan en az iki uzman üyeden oluşan kurul tarafından
alınır.
Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun kararları
Enstitünün nihai kararıdır. Bu kararlara karşı ilgili mahkemede dava
açılabilir.
Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun çalışma esasları
ve işleyişi Enstitü tarafından hazırlanıp Bakanlığın onayı ile çıkarılacak
yönetmelikle belirlenir.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
11 inci maddeyi okutuyorum:
İKİNCİ
KISIM
Hizmet
Birimleri
BİRİNCİ
BÖLÜM
Ana
Hizmet Birimleri
Ana Hizmet Birimleri
MADDE 11. - Enstitünün ana hizmet birimleri şunlardır.
a) Patent Dairesi Başkanlığı,
b) Markalar Dairesi Başkanlığı,
c) Endüstriyel Tasarımlar Dairesi Başkanlığı,
d) Uluslararası İlişkiler Dairesi Başkanlığı.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
12 nci maddeyi okutuyorum:
Patent Dairesi Başkanlığı
MADDE 12. - Patent Dairesi Başkanlığı;
a) Patentlerin tescil başvurularının ilgili mevzuat
hükümlerine göre kayıt, dosyalama, araştırma, inceleme, değerlendirme ve tescil
işlemlerini yapar,
b) Patentlerin ve patent tescil başvurularının ilgili
mevzuat hükümlerine göre lisans, devir, sair değişikliklerle ilgili işlemlerini
yapar,
c) Patentlerin ilan, tasnif ve sicil işlemlerini yapar,
d) Başkanlıkça verilecek diğer işleri yapar.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz
talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
13 üncü maddeyi okutuyorum:
Markalar Dairesi Başkanlığı
MADDE 13. - Markalar Dairesi Başkanlığı;
a) Markaların tescil başvurularının ilgili mevzuat
hükümlerine göre kayıt, dosyalama, araştırma, inceleme, değerlendirme ve tescil
işlemlerini yapar,
b) Markaların ve marka tescil başvurularının ilgili mevzuat
hükümlerine göre lisans, devir, sair değişikliklerle ilgili işlemlerini yapar,
c) Markaların ilan, tasnif ve sicil işlemlerini yapar,
d) İlgili mevzuat hükümlerine göre, belirli nitelikleri haiz
işaret ve ibarelerin koruma altına alınması, markaların tanınmışlık düzeyleri
ile ilgili esasların belirlenmesi ve uygulamaya konulması işlemlerini yapar,
e) Coğrafi işaretlerle ilgili işlemleri yürütür,
f) Başkanlıkça verilecek diğer işleri yapar.
BAŞKAN
– Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
14
üncü maddeyi okutuyorum:
Endüstriyel
Tasarımlar Dairesi Başkanlığı
MADDE
14.- Endüstriyel Tasarımlar Dairesi Başkanlığı;
a)
Endüstriyel tasarımların tescil başvurularının ilgili mevzuat hükümlerine göre
kayıt, dosyalama, araştırma, inceleme, değerlendirme ve tescil işlemleri ile
lisans, devir ve sair değişikliklerle ilgili işlemlerini yapar.
b)
Endüstriyel tasarımların ilan, tasnif ve sicil işlemlerini yapar,
c)
Başkanlıkça verilecek diğer işleri yapar.
BAŞKAN
– Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
15
inci maddeyi okutuyorum:
Uluslararası
İlişkiler Dairesi Başkanlığı
MADDE
15. - Uluslararası İlişkiler Dairesi Başkanlığı;
a)
Enstitünün görev alanına giren uluslararası anlaşmaları izler, inceler ve
yükümlülüklerin yerine getirilmesi için gereken çalışmaları yürütür,
b)
Uluslararası anlaşmalardan katılınması gerekenlere katılmak için 5.5.1963
tarihli ve 1173 sayılı Kanun çerçevesinde işlemleri yürütür,
c)
Gerekli hallerde mevzuatta düzenlemeler yapmak üzere Başkanlığa önerilerde bulunur,
d)
Yabancı mevzuatı izler ve temin eder,
e)
Başkanlıkça verilecek diğer işleri yapar.
BAŞKAN
– Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
16
ncı maddeyi okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Yardımcı Hizmet Birimleri
MADDE
16. - Enstitünün yardımcı hizmet birimleri şunlardır;
a)
Personel Dairesi Başkanlığı,
b)
İdarî ve Malî İşler Dairesi Başkanlığı,
c)
Enformasyon, Dokümantasyon ve Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı.
BAŞKAN
– Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
17
inci maddeyi okutuyorum:
Personel
Dairesi Başkanlığı
MADDE
17. - Personel Dairesi Başkanlığı;
a)
Enstitü bünyesinde görev yapan personelin iş akitleri, kadro, terfi, görev,
yolluk, sağlık, izin ve benzeri özlük işlemleri ile ilgili hizmetleri yürütür,
b)
Sosyal hizmetler ve hizmet içi eğitim ile ilgili işleri yapar,
c)
Başkanlıkça verilecek diğer işleri yapar.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
18 inci maddeyi okutuyorum:
İdarî ve Malî İşler Dairesi Başkanlığı
MADDE 18. - İdarî ve Malî İşleri
Dairesi Başkanlığı;
a) Enstitü tarafından yapılması gerekli
harcamaların, toplanacak gelirlerin ve satın almaların ilgili kanun ve mevzuat
çerçevesinde yürütülmesini sağlar,
b) Enstitünün temizlik, bakım ve onarım
hizmetleri ile Enstitünün ihtiyaçları için taşınır ve taşınmaz malların satın
alınması veya kiralanması, bunların gerektiğinde satılması veya kiraya verilmesi
işlerini Yönetim Kurulu'na sunar ve bu işleri Yönetim Kurulu'nun onayı ile
yürütür,
c) Evrak giriş ve çıkışları ile arşiv
hizmetlerinin düzenli bir şekilde yürütülmesini sağlar,
d) Demirbaş ve diğer kayıtları tutar,
e) Başkanlıkça verilecek diğer işleri
yapar.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
19 uncu maddeyi okutuyorum:
Enformasyon, Dokümantasyon ve Bilgi
İşlem Dairesi Başkanlığı
MADDE 19. - Enformasyon, Dokümantasyon
ve Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı;
a) Enstitünün görevleri ile ilgili
olarak eğitici ve bilgi verici kitap, broşür, dergi şeklinde yayın yapar,
b) Sınaî mülkiyet hakları ile ilgili
yurtiçine ve yurtdışına dokümanlar yayınlar, Sınaî Mülkiyet Kütüphanesi ile
ilgili hizmetleri yürütür.
c) İlgili mevzuda yurtiçinde ve
yurtdışında tescil edilmiş patentler ve markalara ait bilgi ve belgeleri
toplar, bunları Enstitünün ve kamunun istifadesine sunar,
d) Resmî Sınaî Mülkiyet Gazetesini
yayınlar,
e) Sınaî mülkiyet hakları ile ilgili
her türlü eğitim ve tanıtım faaliyetlerini yürütür,
f) Yönetim Kurulu kararı ile uygun
görülen yerlerde enformasyon birimlerinin faaliyette bulunması için gerekli
işbirliği çalışmalarını yürütür,
g) Enstitü bünyesinde bilgi işlem
sisteminin kurulmasını, donanım ve yazılımının işletilmesini ve
geliştirilmesini sağlar,
h) Sınaî mülkiyet hakları ile ilgili
olarak bilgi ve belgelerin bilgisayar ortamına aktarılmasını ve saklanmasını
sağlar,
i) Bilgisayar ortamındaki bilgilerin
Enstitünün ilgili birimleri tarafından en hızlı biçimde kullanılabilmeleri için
gerekli çalışmaları yapar,
j) Başkanlıkça verilecek diğer işleri
yapar.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
20 nci maddeyi okutuyorum:
Danışma Birimleri
MADDE 20. - Enstitünün danışma
birimleri şunlardır;
a) Araştırma, Planlama ve Koordinasyon
Dairesi Başkanlığı,
b) Hukuk Müşavirliği.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?..
Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
21 inci maddeyi okutuyorum:
Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Dairesi Başkanlığı
MADDE 21. - Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Dairesi
Başkanlığı;
a) Enstitünün ana hizmet politikasının ve planlarının
hazırlanmasına yardımcı olur,
b) Hizmet faaliyetlerinin ekonomik ve etkin bir şekilde
yerine getirilmesi için insan gücü, para ve malzeme gibi mevcut kaynakların en
uygun ve verimli bir şekilde kullanılması için plan ve projeler geliştirir,
c) Enstitünün yıllık çalışma programını hazırlar, planlama
ve koordinasyon konularında verilen diğer görevleri yerine getirir,
d) Yurtiçi ve yurtdışında teknolojik gelişmeleri izler,
e) Yurt kalkınması için gerekli olan teknoloji değerlendirme
çalışmalarını yapar, kamunun bu konudaki taleplerini karşılar,
f) Başkanlıkça verilecek diğer işleri yapar.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?..
Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
22 nci maddeyi okutuyorum:
Hukuk Müşavirliği
MADDE 22. - Hukuk Müşavirliği;
a) Sınaî mülkiyet hakları ile ilgili mevzuatın günün
koşullarına uygun hale getirilmesi için çalışmalar yapar,
b) Hukukî konularda Yönetim Kuruluna ve Başkanlığa danışmanlık
yapar,
c) Sınaî mülkiyet haklarına ait ulusal ve uluslararası
hukukla ilgili anlaşmalar, kanunlar, yönetmelikler, diğer mevzuat, rapor,
makale ve benzeri düzenlemeleri hizmete hazır tutar,
d) Mahkemelerde Enstitüyü temsil eder,
e) Başkanlıkça verilecek diğer işleri yapar.
Enstitü Hukuk Müşavirliğinde görev yapan Hukuk Müşavirleri,
Avukatlar ve diğer elemanlar, mahkemelerde ve icra dairelerinde takdir edilen
vekalet ücretinden, 2.2.1929 tarihli ve 1389 sayılı Devlet Davalarına İntaç
Eden Avukat Vesaireye Verilecek Ücreti Vekalet Hakkında Kanun hükümlerine göre
faydalanırlar.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?..
Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
23 üncü maddeyi okutuyorum:
ÜÇÜNCÜ
KISIM
Atanma
Şartları, Bütçe ve Personel
BİRİNCİ
BÖLÜM
Atanma
Şartları
Atanma Şartları
MADDE 23. - Enstitü Yönetim Kurulu üyeleri; hukuk,
mühendislik, iktisat, işletme veya maliye dallarında yurtiçi veya yurtdışında
en az dört yıllık yükseköğrenim görmüş, mesleki açıdan yeterli bilgi ve
deneyime sahip bulunan kişiler arasından atanır. Adalet Bakanlığı ve Maliye
Bakanlığı temsilcilerinin sözkonusu bakanlıklarda 10 yıl süre ile çalışmış ve
mesleki açıdan yeterli bilgi ve deneyime sahip olması, Sanayi ve Ticaret
Bakanının belirleyeceği üyelerden bir tanesinin, sınaî mülkiyet hukuku konusunda
ihtisas sahibi üniversite öğretim üyesi, diğerinin ise kamu ve/veya özel
sektörde 10 yıl çalışmış Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği temsilcisi olması
şarttır. Bu üyelerin ayrıca, 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununun 48 inci maddesinin A fıkrasının 3 numaralı bendi dışındaki şartları
taşımaları zorunludur.
Yönetim Kurulu üyeleri ile Başkan ve Başkan Yardımcılarının
görev süreleri dolmadan herhangi bir nedenle görevlerine son verilemez. Ancak
atanmaları için gerekli şartları kaybettikleri veya Kanunlarla verilen
görevlerle ilgili olarak suç işledikleri mahkeme kararı ile sabit olanların
görev süreleri sona erer.
Enstitü içinde daire başkanı ve müdür kadrolarına atamalarda,
Devlet Memurları Kanununda aranan şartlara ilaveten atanacak personelin Enstitü
içindeki hizmet süresi ve atanacağı konudaki yurtiçi ve yurtdışındaki deneyimi
öncelikle değerlendirilir.
Patent Dairesi, Uluslararası İlişkiler Dairesi ile
Enformasyon, Dokümantasyon ve Bilgi İşlem Dairesi Başkanlıklarındaki daire
başkanı ve müdür kadrolarına atamalarda, İngilizce, Fransızca veya Almanca
dillerinden en az birini bilenler öncelikle tercih edilir.
Enstitü personelinden müşterek kararname ile atananlar
dışındakiler Başkanın teklifi ve Yönetim Kurulunun onayı ile atanırlar.
Enstitü bünyesinde;
a) Uzman yardımcısı olabilmek için, Devlet Memurları
Kanununda aranan şartlara ilaveten,
1. En az dört yıllık yükseköğretim kurumlarından veya
bunlara denkliği kabul edilen yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun
olmak,
2. Açılacak yarışma ve yeterlik sınavında başarı göstermek,
3. Sınavın yapıldığı yılın Ocak ayının ilk gününde otuz beş
yaşını doldurmamış olmak,
Şarttır.
b) Uzman yardımcılığında en az üç yıl çalışmak ve olumlu
sicil almak kaydıyla açılacak yeterlik sınavında başarı gösterenler "uzman"
kadrosuna atanırlar.
Üst üste iki defa yeterlik sınavında başarı gösteremeyenler
durumlarına uygun başka kadrolara nakledilirler.
Uzman kadrosuna atanacakların Birleşmiş Milletlerce kabul
edilen konuşma dillerinden en az birini Kamu Personeli Dil Sınavından
"C" düzeyinde veya muadili bir seviyede bilmeleri zorunludur.
Uzman yardımcılığı ve uzmanlıkla ilgili usul ve esaslar ile
bunların yurtiçinde ve yurtdışında eğitime tâbi tutulmaları, seçilme esasları
ve diğer hususlar Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.
BAŞKAN- Madde üzerinde söz talebi?..
Yok.
Madde üzerinde 1 adet önerge vardır;
ancak geri çekilmiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
24 üncü maddeyi okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Denetim, Gelirler, Giderler ve Bütçe
Denetim
MADDE 24. - Enstitü, Başbakanlık Yüksek
Denetleme Kurulu'nun denetimine tâbidir.
BAŞKAN – Söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
25 inci maddeyi okutuyorum:
Gelirler, Giderler ve Bütçe
MADDE 25. - Enstitünün gelirleri
şunlardır:
a) Enstitünün yapacağı hizmetler
karşılığında alınacak ücretler,
b) Genel Bütçeden yapılacak yardımlar,
c) Her türlü yardım ve bağışlar,
d) Enstitüye ait taşınmazların
gelirleri,
e) Yukarıda sayılan gelirlerin
nemalandırılması ile elde edilecek gelirler,
f) Diğer gelirler.
Enstitünün gelir-gider fazlası bir
sonraki yıl bütçesine aktarılır.
Enstitünün gelirleri, işlemleri ve
gayrimenkulleri her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır, davalarda teminat
aranmaz.
Enstitünün giderleri ile eğiticilere
ders ücreti ödemeleri Yönetim Kurulunca onaylanacak bütçeden karşılanır.
Marka ve patent başvuruları için
2.7.1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununun 8 sayılı tarifesinde
belirtilen harç miktarları, Enstitünün yapacağı hizmetler karşılığında alınacak
ücretlerle birlikte Enstitü tarafından tahsil edilir ve bu surette toplanan
harçlar aylık olarak Maliye Bakanlığına aktarılır.
BAŞKAN – Söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
26 ncı maddeyi okutuyorum:
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Personel
Personel
MADDE 26. - Enstitüde Başkan, Başkan
Yardımcısı, Daire Başkanı, Hukuk Müşaviri, Müşavir, Şube Müdürü, Patent Uzmanı,
Marka Uzmanı, Uzman, Patent Uzman Yardımcısı, Marka Uzman Yardımcısı, Mütercim,
Çözümleyici, Programcı, Bilgisayar İşletmeni kadroları karşılık gösterilmek
kaydıyla, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve diğer kanunların sözleşmeli
personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı kalınmaksızın sözleşmeli
personel istihdam edilebilir. Yabancı uzmanlar da sözleşmeli olarak istihdam
edilebilir. Yabancı uzmanların istihdamı Enstitünün hazırlayıp Bakanlığın
onaylayacağı Yönetmeliğe göre yapılır.
Belli bir uzmanlık gerektiren
nitelikteki iş ve hizmetler için Yönetim Kurulu kararı ile istisna akdi
çerçevesinde işlem yapılır.
Enstitüde sağlık ve eğitim gibi işlerde
çalıştırılmak üzere, ihtiyaca göre Yönetim Kurulu'nun onayı ile yurtiçinden ve
yurtdışından özel anlaşmalarla sözleşmeli olarak yerli ve yabancı kişiler
çalıştırılabilir.
Bu suretle çalıştırılacakların sözleşme
usul ve esasları ile ücret miktarı ve her çeşit ödemeler Bakanlar Kurulunca
tespit edilir.
Sözleşmeli Personel istekleri halinde
emekli sandığı ile ilgilendirilirler.
Enstitü, Marka ve Patent işlemlerinin
yürütülmesinde yurtiçi ve yurtdışındaki kuruluşların hizmetlerinden
yararlanabilir. Bu suretle yararlanılacak hizmetler için ücretler Enstitünün
yapacağı hizmetlerin karşılığı ücretlerle birlikte Enstitü tarafından tahsil
edilir ve ilgili kuruluşlara ödemeler Enstitü tarafından yapılır.
Enstitü Yönetim Kurulu Başkan ve
üyelerine, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Yönetim Kurulu Başkan ve üyelerine bu görevleri
nedeniyle yapılan ücret ödemesi aynen uygulanır.
BAŞKAN – Söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
27 nci maddeyi okutuyorum:
Enstitünün Kadroları
MADDE 27. - 544 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameyle ihdas edilmiş bulunan kadrolar ile 24.11.1994 tarihli ve 4046
sayılı Kanun uyarınca Bakanlar Kurulunun 2002/4120 sayılı Kararı gereği
Enstitüye tahsis edilen ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli III
sayılı cetvelin Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı bölümünde yer alan kadrolara,
bu Kanuna ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek eklenmiş ve
ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilmiştir.
Kadroların tespit, ihdas, kullanımı ve
iptali ile kadrolara ilişkin diğer hususlar 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre düzenlenir.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz talebinde bulunan Uşak Milletvekili Osman
Coşkunoğlu; buyurun.
Sayın Coşkunoğlu konuşmasından
vazgeçti.
Maddeyi ve ekindeki listeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
28 inci
maddeyi okutuyorum:
DÖRDÜNCÜ KISIM
Diğer Hükümler
Uygulanmayacak Hükümler
MADDE 28. - Bu Kanun ile kurulan
Enstitü tarafından yapılması öngörülen iş ve işlemlerde 26.5.1927 tarihli ve
1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu hükümleri uygulanmaz. Enstitünün malları
Devlet Malı hükmündedir.
BAŞKAN – Söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
29 uncu maddeyi okutuyorum:
Yönetmelikler
MADDE 29. - Bu Kanun ile hazırlanması
öngörülen yönetmelikler ve Enstitünün teşkilat yapısı ile ilgili düzenlemeler,
Yönetim Kurulunun ilk toplantısını müteakip üç ay içinde hazırlanır.
BAŞKAN – Söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir.
30 uncu maddeyi okutuyorum:
Enstitü Nezdinde Vekillik Yapma
Yetkisinde Olanlar
MADDE 30. - Enstitü nezdinde başvuru
sahipleri adına işlem yapma yetkisinde olan kişiler aşağıda nitelikleri
belirtilen gerçek veya tüzel kişilerdir.
Gerçek kişi olan vekillerin aşağıdaki
vasıflara sahip olması şarttır:
a -Türk Vatandaşı olmak,
b- Fiil Ehliyetine sahip bulunmak,
c- Türkiye'de ikamet etmek,
d- Yüz kızartıcı bir suçtan mahkûmiyeti
bulunmamak,
e- En az dört yıllık yükseköğrenim
yapmış olmak,
f- Enstitü tarafından, Yönetmelikte
belirtilen esaslar çerçevesinde yapılan Vekillik Yeterlik Sınavı'nda başarılı
olmak,
g- Enstitü Yönetim Kurulu tarafından
tespit edilen miktarda, Meslekî Sorumluluk Sigortası yaptırmış olmak.
Tüzel kişi olan vekillerin, vekil
vasıflarını haiz, gerçek kişiler tarafından temsil edilmeleri şarttır.
Vekillik Yeterlik Sınavı, patent
vekilleri ve marka vekilleri için ayrı ayrı iki yılda bir yapılır. Hem patent
hem de marka vekilliği yapabilmek için her iki sınavda da başarılı olmak
zorunludur.
Patent vekilleri ve marka vekilleri,
Enstitü tarafından ayrı ayrı tutulacak sicillere kayıt edilir.
Vekiller bu Kanun ve diğer sınaî haklarla
ilgili konularda, ilgili kişileri Enstitü nezdinde temsil eder. Danışmanlık
yapar ve sınaî hakların korunması için Enstitü nezdinde gerekli girişimlerde
bulunur ve işlemleri yürütürler.
Vekiller, Enstitü nezdinde ilgili
kişilerin haklarının tesisi, korunması ve bunlarla ilgili olarak idare ile her
türlü ilişkilerin temini, tesisi ve yürütülmesi ile yükümlüdür. Vekiller
hakkında Borçlar Kanunu'nun vekalet ile ilgili hükümleri uygulanır.
BAŞKAN – Söz talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
31 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE
31. - 556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 14
üncü maddesinde öngörülen 5 yıllık süre, 15.7.1980 tarihli ve 5680 sayılı Basın
Kanununa tâbi konularda 3 yıla indirilmiştir.
Bu
kanunun yürürlük tarihinde 5680 sayılı Kanun gereği mevkute neşredenler, 556
sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri gereği
mevkute neşretmekten alıkonulamazlar.
BAŞKAN – Söz talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
32 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 32. - 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa ekli 1 sayılı ek gösterge
cetvelinin "I-Genel İdare Hizmetleri Sınıfı" Bölümünün (d) kısmında
geçen "Sigorta Denetleme Kurulu Başkanı" ibaresinden sonra gelmek
üzere "Türk Patent Enstitüsü Başkanı" ibaresi, (h) kısmının sonuna
"Marka Uzmanı", "Patent Uzmanı" ibareleri ile II sayılı Ek
Gösterge cetvelinin "II-Yargı Kuruluşları, Bağlı ve İlgili Kuruluşlar ile
Yüksek Öğretim Kuruluşları" bölümünde geçen "Devlet Personel
Başkanlığı Başkan Yardımcısı" ibaresinden sonra gelmek üzere "Türk
Patent Enstitüsü Başkan Yardımcısı" ibaresi eklenmiştir.
BAŞKAN – Söz talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
33 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE
33. - 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun;
a)
36 ncı maddesinin "Ortak Hükümler" bölümünün (A) bendinin değişik
(11) numaralı fıkrasına "Tüketici ve Rekabet Uzman Yardımcıları"
ibaresinden sonra gelmek üzere, "Marka Uzman Yardımcıları",
"Patent Uzman Yardımcıları" ve "Tüketici ve Rekabet
Uzmanlığına" ibaresinden sonra gelmek üzere "Marka Uzmanlığına",
"Patent Uzmanlığına" ibareleri,
b)
152 nci maddesinin "II-Tazminatlar" bölümünün "A-Özel Hizmet
Tazminatı" bendinin (i) alt bendine "Tüketici ve Rekabet Uzmanları"
ibaresinden sonra gelmek üzere "Marka Uzmanları", "Patent
Uzmanları" ibareleri,
Eklenmiştir.
BAŞKAN – Söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
34 üncü maddeyi okutuyorum:
Yürürlükten
Kaldırılan Hükümler
MADDE
34. - Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri hakkındaki 3143
sayılı Kanunun Sınaî Mülkiyet ile ilgili 2 nci maddesinin (f) bendi, 8 inci
maddesinin (i) bendi, 15 inci maddesi, Bakanlık Merkez Teşkilatı ile ilgili
Ek-1 sayılı cetvelin Ana Hizmet Birimlerinin 9 uncu sırasında yer alan
"Sınaî Mülkiyet Dairesi Başkanlığı" ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi?..
Yok.
Biri komisyonca verilen 2 adet önerge
vardır. İki önerge aynı mahiyette olduğundan, birleştirerek işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 272 sıra sayılı tasarının
yürürlükten kaldırılan hükümlere ilişkin 34 üncü maddesinin metinden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Sait
Açba Ruhî Açıkgöz
Afyon Aksaray
Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı
BAŞKAN –
İkinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte
olan Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 34
üncü maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Haluk İpek Şükrü Önder Ahmet
Kambur
Ankara Yalova Tekirdağ
Tevfik Z. Akbulut Hüsnü Ordu Fahri
Çakır
Tekirdağ Kütahya Düzce
Yekta Haydaroğlu
Van
BAŞKAN –
Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE
BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RUHİ AÇIKGÖZ (Aksaray) – Takdire bırakıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN –
Hükümet katılıyor mu?
SANAYİ VE
TİCARET BAKANI ALİ COŞKUN (İstanbul) – Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
3143 sayılı
Kanunun sanayi mülkiyetiyle ilgili (f) bendi ile 15 inci maddesinin mülga, 8
inci maddesinin (i) bendinde ise Esnaf ve Sanatkârlar Genel Müdürlüğü hizmet
birimleri arasına alınmış olması nedeniyle bu maddenin tasarıdan çıkarılması
gerekmektedir.
BAŞKAN –
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge
kabul edilmiştir.
Geçici 1 inci maddeyi okutuyorum:
GEÇİCİ MADDE 1. - "Bu kanuna göre kadro ve görev unvanları değişen
yahut kaldırılan personel en geç bir yıl içinde durumlarına uygun boş kadrolara
atanırlar. Atama işlemi yapılıncaya kadar kurumca ihtiyaç duyulan işlerde
görevlendirilebilirler. Bunlar, yeni bir kadroya atanıncaya kadar, eski kadrolarına
ait aylık, ek gösterge ve her türlü zam ve tazminatlar ile diğer malî haklarını
almaya devam ederler. Sözkonusu personelin, atandıkları yeni kadroların aylık,
ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer malî hakları toplamının net
tutarının eski kadrolarına bağlı olarak en son ayda almakta oldukları aylık, ek
gösterge, her türlü zam ve tazminatları ile diğer malî hakları toplamı net
tutarından az olması halinde, aradaki fark giderilinceye kadar atandıkları
kadrolarda kaldıkları sürece her hangi bir kesintiye tâbi tutulmaksızın
tazminat olarak ödenir.
BAŞKAN – Söz talebi?.. Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Tasarıya geçici 2 nci madde eklenmesi
hususunda bir önerge vardır; okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının geçici 1 inci maddesinden sonra gelmek
üzere aşağıdaki maddenin geçici 2 nci madde olarak eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
GEÇİCİ MADDE 2.- Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önce Enstitü Başkanı, Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu
Üyesi olarak atananların görev süreleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte
sona erer.
Haluk
İpek Sadullah Ergin Ahmet Kambur
Ankara Hatay Tekirdağ
Ahmet
Yeni İsmail Özgün Şükrü Önder
Samsun Balıkesir Yalova
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor
mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RUHİ
AÇIKGÖZ (Aksaray) – Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN – Hükümet katılıyor mu?
SANAYİ VE TİCARET BAKANI ALİ COŞKUN
(İstanbul) – Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Tasarının 5 inci maddesinde Yönetim
Kurulu, 9 uncu maddesinde ise Başkan ve Başkan Yardımcılarının görev süreleri
üç yıl olarak düzenlenmiştir. İlave edilecek geçici maddeyle, bu maddelerle
uyumlu, paralel bir düzenleme yapılmış olmaktadır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilerek, tasarıya geçici 2 nci
madde eklenmiştir.
35 inci maddeyi, 34 üncü madde olarak
okutuyorum:
Yürürlük
MADDE 34. –
Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Söz talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
36 ncı maddeyi 35 inci madde olarak okutuyorum:
Yürütme
MADDE 35.- Bu
Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN – Söz talebi?.. Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir.
Tasarının tümü açıkoylamaya tabidir.
Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.
Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Oylama için 3 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme
giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de
sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen 3 dakikalık
süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana
vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile
imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 3 dakikalık süre
içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
19.6.1994Tarih ve 544 Sayılı Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname; Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısının açıkoylama sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı: 267
Kabul: 266
Çekimser: 1(x)
Böylece, tasarı kabul edilmiş ve
kanunlaşmıştır.
Şimdi, Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın
Ali Coşkun teşekkür konuşması yapacaktır.
Buyurun Sayın Coşkun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
SANAYİ VE TİCARET BAKANI ALİ COŞKUN (İstanbul)
– Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken, böylesine
önemli bir yasaya verdiğiniz destekten dolayı hepinize şükranlarımı sunuyorum.
Hükümetimiz adına, bu desteklerinizden dolayı teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bu kanunla,
ülkemizde başlangıcı meşrutiyet dönemine kadar uzanan ve bir ülkenin ekonomik
gelişim ve kalkınması bağlamında kritik bir önemi haiz bulunan sınaî mülkiyetin
korunmasıyla ilgili büyük bir aşama kaydedilmiş bulunmaktadır.
Bu yasayla getirilecek
iyileştirmelerden yalnızca bu konuda ülkemizde tek sorumlu ve yetkili kamu
kurumu olan Türk Patent Enstitüsünün çalışmalarında sağlanan kolaylık değil,
bütün girişimcilerimiz, sanayicimiz, tüccarımız ve şimdiye kadar, Türkiye’ye
yatırım yapmakta çekingen davranan, doğrudan yatırıma yönelecek yabancı sermaye
ve kısacası, ülkemiz ekonomisi, fevkalade etkin, temel ve olumlu sonuçlar elde
edecektir. En önemlisi de, halen markalar müracaatı 19 000 adet, patent 700,
endüstri tasarımı 400, coğrafi işaret fazla yüklü değil ve faydalı model olarak
bekleyen 400 müracaat -ki, en önemlisi marka tescili bakımından bekleyen 19 000
müracaat- kısa zamanda neticelendirilecektir.
Her şeyden önce komisyonda ve Genel
Kurulda sağladığınız desteğe tekrar teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, 4 üncü sıraya
alınan Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna
Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısının görüşmelerine başlayacağız.
Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma
Kurumu Kurulması Hakkında Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun
Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu raporu(1/686)(S.
Sayısı: 275)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Görüşülecek başka iş kalmadığından,
alınan karar gereğince İzmit Büyükşehir Belediyesi Kentsel ve Endüstriyel Su
Temin Projesi ile İlgili İddiaların Araştırılması Amacıyla Kurulan Meclis
Araştırma Komisyonu raporu ile sözlü soru önergelerini ve diğer denetim
konularını sırasıyla görüşmek için 11 Kasım 2003 Salı günü saat 15.00’te
toplanmak üzere Birleşimi kapatıyorum.
Kapanma
Saati: 20.28