DÖNEM: 22 CİLT: 90 YASAMA YILI: 3
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
122 nci Birleşim
30 Haziran 2005 Perşembe
İ
Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1.- Malatya Milletvekili Muharrem
Kılıç'ın, yurt dışında yaşayan vatandaşların çifte vatandaşlık sorunlarına ve
alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı
Abdülkadir Aksu'nun cevabı
2.- Çanakkale Milletvekili İbrahim
Köşdere'nin, Bulgaristan'da yapılan seçim ile seçim sonuçlarına ve Hak ve
Özgürlükler Hareketi Partisinin başarısında Türklerin etkilerine ve
beklentilerine ilişkin gündemdışı konuşması
3.- Aksaray Milletvekili Ahmet Yaşar'ın,
Anadolu'nun turizm potansiyeli ile Aksaray'ın turizm değerlerine, turizmde
tanıtımın önemine ve bu konularda yapılması gerekenlere ilişkin gündemdışı
konuşması
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir'in
(6/1216) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/312)
2.- Dilekçe Komisyonu Başkanlığının,
TBMM’nin tatilde bulunduğu süre içerisinde de çalışmalarına devam etmesine
ilişkin tezkeresi (3/866)
C) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Malatya Milletvekili Ahmet Münir Erkal
ve 37 milletvekilinin, İnönü Üniversitesi Rektörlüğü hakkındaki yolsuzluk ve
usulsüzlük iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/301)
2.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
Baloğlu ve 36 milletvekilinin, Antalya-Kaleiçi'nin korunmasına yönelik
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/302)
D) ÇEŞİTLİ İŞLER
1.- Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer
Üstün'ün yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki (3/733) esas numaralı
dosyanın daha önce karara bağlanan (3/626) esas numaralı dosyayla aynı olduğu
tespit edildiğinden, Başbakanlığa iade edilmesi gerektiğine ilişkin Başkanlık
açıklaması
IV.-
ÖNERİLER
A) SİYASÎ
PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1.- Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri
ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu
önerisi
V. - KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı: 305)
2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz ve Haluk İpek, Bursa
Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin ile Ordu
Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu
(2/140) (S.Sayısı: 161)
3.-Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı;
Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri Saygun'un Özürlüler İdaresi Başkanlığı
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Lokman Ayva'nın Özürlüler
ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul
Milletvekili Ali Topuz, İzmir Milletvekili Kemal Anadol, Samsun Milletvekili
Haluk Koç ile 46 Milletvekilinin Özürlüler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan
ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1029, 2/215, 2/424, 2/437) (S. Sayısı: 969)
VI.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI
SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, Antalya Gündoğmuş - Çamlıalan Köyü ile Köprülü arasındaki yolun yeniden yapılıp yapılmayacağına
ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/6369)
2.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
isteğe bağlı sigortalıların sağlık hizmetlerinden yararlanmasına yönelik
çalışmalara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6391)
3 - Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
Millî Gençlik Vakfının kapatılmasına ve mallarının Hazineye devrine ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı
(7/6395)
4.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Düzce İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/6428)
5.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Düzce İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun
cevabı (7/6334)
6.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
Antalya - Alanya İlçesindeki SSK Ödeme Bürosuna ilişkin sorusu ve Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6435)
7.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
Türk Telekom ve enerji alanındaki özelleştirme faaliyetlerine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/6452)
8.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Sakarya İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6457)
9.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Gümüşhane İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6458)
10.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bolu İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun
cevabı (7/6459)
11.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Kütahya İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat
BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/6462)
12.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Gümüşhane İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı
(7/6504)
13.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bolu İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/6505)
14.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Kütahya İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek
miktarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı
(7/6506)
15.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in,
Bolu İli'nde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına
ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un cevabı (7/6507)
16.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın,
dışticaret taşımalarında Türk Bayraklı gemilerin payına ilişkinsorusu ve
Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/6529)
17.- Denizli Milletvekili Ümmet
KANDOĞAN'ın, kamuda ücret sistemindeki düzenlemelere ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/6564)
18.- İzmir Milletvekili Vezir AKDEMİR'in,
trafik kazalarını önleyici tedbirlere ve otobüs taşımacılığında vergi
indirimine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı
(7/6631)
19.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, posta dağıtıcılarına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali
YILDIRIM'ın cevabı (7/6632)
20.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in,
MİT'in şahsına ait telefon konuşmalarını ve e-posta yazışmalarını izleyip
izlemediğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/6648)
21.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU'nun, görevden ayrılan bakanlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/6651)
22.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın,
Seydişehir Eti Alüminyum A.Ş.nin özelleştirilmesine ilişkin sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/6685)
I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak
beş oturum yaptı.
İstanbul Milletvekili Ali Rıza
Gülçiçek'in, Sivas olaylarının 12 nci yıldönümüne, Madımak Otelinin, barış ve
kardeşlik adına, kültür ve sanat müzesi yapılması gerektiğine,
Çankırı Milletvekili Hikmet Özdemir'in,
Yatırımların ve İstihdamın Teşviki Kanununun Çankırı ekonomisine olumlu
yansımalarına,
İlişkin gündemdışı konuşmalarına, İçişleri
Bakanı Abdülkadir Aksu cevap verdi.
Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan,
Trakya halkının sosyal ve ekonomik sorunlarına ilişkin gündemdışı bir konuşma
yaptı.
Çevre Bakanlığı Dönersermaye İşletmesi
hesaplarına intikal etmesi gereken meblağların Türkiye Çevre Koruma Vakfı
hesaplarına aktarılarak Hazinenin gelir zıyaına sebebiyet verdiği ve çevre
koruma vakıflarının istihdam kapısı olarak kullanılması suretiyle bu vakıflarla
çıkar ilişkisine girdiği gerekçesiyle Çevre eski Bakanı Fevzi Aytekin hakkında
Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan
denetim raporunun Başbakanlıkça TBMM Başkanlığına intikal ettirildiğine;
Anayasanın 100 üncü maddesine göre, Meclis soruşturması açılmasının, TBMM üye
tamsayısının en az onda 1'inin vereceği önergeyle istenilebileceğine; böyle bir
önerge olmadan, Başkanlığın, söz konusu dosyayla ilgili olarak Meclis
soruşturmasına ilişkin bir işlemi resen yürütmesinin mümkün bulunmadığına; daha
önce yapılan uygulamalar doğrultusunda, konunun Genel Kurula sunulmasına ve
anılan dosyaların milletvekillerinin tetkik ve takdirlerine açılmasının uygun
mütalaa edildiğine ilişkin Başkanlık tezkeresi,
İzmir Milletvekili Türkân Miçooğulları'nın
(10/148, 182, 187, 284, 285) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu
üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi,
Ondokuz Mayıs Üniversitesinde keyfî
yönetim, kamu kaynaklarının amaç dışı kullanımı ve kadrolaşma iddialarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan
(10/251) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının,
Komisyonun başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin
tezkeresi,
Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Parlamentolararası Birlik Başkanının TBMM
Başkanı Bülent Arınç'ı Amerika Birleşik Devletlerine davetine icabet etmesine,
Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun Çin'e
yapacağı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine,
İlişkin Başkanlık tezkereleri, kabul
edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 94 üncü sırasında yer alan
502'ye 1 inci ek sıra sayılı komisyon raporunun bu kısmın 3 üncü sırasına,
29.6.2005 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 969 sıra sayılı komisyon
raporunun 48 saat geçmeden bu kısmın 4 üncü sırasına alınmasına ilişkin CHP
Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmediği,
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 15 inci sırasında yer alan
918 sıra sayılı geri gönderme tezkeresinin bu kısmın 3 üncü sırasına, 298 inci
sırasında yer alan 958 sıra sayılı geri gönderme tezkeresinin 4 üncü sırasına,
203 üncü sırasında yer alan 822 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına
alınarak, gündemdeki diğer kanun tasarı ve tekliflerinin sıralarının buna göre
teselsül ettirilmesine ve gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak
dağıtılan 969 ve 962 sıra sayılı kanun tasarı ve teklifinin, 48 saat geçmeden,
bu kısmın 17 nci ve 18 inci sıralarına alınmasına; Genel Kurulun 30.6.2005
Perşembe günü saat 11.00'de toplanmasına; İçtüzüğün 5 inci maddesine göre
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Temmuz 2005 tarihinde tatile girmemesine ve
çalışmalara devam edilerek, Genel Kurulun 1 Temmuz 2005 Cuma günü saat
14.00-23.00, 2 Temmuz 2005 Cumartesi ve 3 Temmuz 2005 Pazar günleri 12.00-23.00
saatleri arasında çalışmasına ilişkin AK Parti Grubu önerisinin, yapılan
görüşmelerden sonra, kabul edildiği,
Açıklandı.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:
1 inci sırasında bulunan, Kamu İhale
Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı:
305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz
gelmediğinden, ertelendi.
2 nci sırasında bulunan, Hâkimler ve
Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının (1/1039) (S. Sayısı: 951), görüşmeleri tamamlanarak,
4 üncü sırasına alınan ve Cumhurbaşkanınca
bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderilen Türk Ceza Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair 27.5.2005 tarihli 5357 sayılı Kanunun (1/1042) (S. Sayısı:
958), görüşmelerini müteakiben istem üzerine,
Elektronik cihazla yapılan açıkoylamalardan
sonra,
3 üncü sırasına alınan ve Cumhurbaşkanınca
bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderilen Türkiye Bilimsel ve Teknik
Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
4.5.2005 tarihli 5344 sayılı Kanunun (1/1032) (S. Sayısı: 918), yapılan
görüşmelerden sonra,
Kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.
30 Haziran 2005 Perşembe günü, alınan
karar gereğince saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 23.27'de son verildi.
|
|
Nevzat Pakdil |
|
|
|
Başkanvekili |
|
|
|
Harun Tüfekci |
Ahmet Küçük |
|
|
Konya |
Çanakkale |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
|
|
|
|
|
|
Bayram
Özçelik |
|
|
|
Burdur |
|
|
|
Kâtip Üye |
|
No.: 168
II. - GELEN
KÂĞITLAR
30 Haziran
2005 Perşembe
Raporlar
1.- WIPO İcralar ve Fonogramlar
Andlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Millî
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/1021)
(S. Sayısı: 964) (Dağıtma tarihi: 30.6.2005) (GÜNDEME)
2.- WIPO Telif Hakları Andlaşmasına
Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/1027) (S. Sayısı: 966)
(Dağıtma tarihi: 30.6.2005) (GÜNDEME)
3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Etyopya Federal Demokratik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür, Eğitim, Bilim,
Basın-Yayın, Gençlik ve Spor Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/1037) (S. Sayısı: 967) (Dağıtma tarihi:
30.6.2005) (GÜNDEME)
Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- Malatya Milletvekili Ahmet Münir ERKAL
ve 37 Milletvekilinin, İnönü Üniversitesi Rektörlüğü hakkındaki yolsuzluk ve
usulsüzlük iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/301) (Başkanlığa geliş
tarihi: 29.6.2005)
2.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret
BALOĞLU ve 36 Milletvekilinin, Antalya-Kaleiçi'nin korunmasına yönelik
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/302) (Başkanlığa geliş tarihi:
29.6.2005)
BİRİNCİ OTURUM
30 Haziran 2005 Perşembe
Açılma Saati: 11.00
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Ahmet KÜÇÜK
(Çanakkale)
BAŞKAN- Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 122 inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır;
görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç
sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.
Konuşma süreleri 5'er
dakikadır. Hükümet, bu konuşmalara cevap verebilir. Hükümetin cevap süresi 20
dakikadır.
Gündemdışı ilk söz,
Almanya'da ve yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın çifte vatandaşlık
sorununun ilgili hükümetlerle görüşülerek giderilmesiyle ilgili söz isteyen
Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç'a aittir.
Sayın Kılıç, buyurun.
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI
KONUŞMALAR
1.- Malatya
Milletvekili Muharrem Kılıç'ın, yurt dışında yaşayan vatandaşların çifte
vatandaşlık sorunlarına ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı
konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı
MUHARREM KILIÇ (Malatya) -
Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; bugün, yurt dışında yaşamakta olan,
özellikle Almanya'da yaşamakta olan vatandaşlarımızın çok acil bir sorununu
Yüce Meclisin gündemine getirmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, yurt
dışına giden vatandaşlarımız, ilk başta geçici amaçlarla gittiler; ancak,
onların çoğunluğu şu anda o ülkelere yerleştiler, ev aldılar, işyeri aldılar,
işyeri açtılar, çocukları orada okudu, orada iş buldu, işe yerleştiler ve o
insanların, en az 100 000'den fazlası şu anda çifte vatandaş konumunda. Alman
vatandaşlığına geçen Türkleri, konsolosluklar, büyükelçilikler, yeniden Türk
vatandaşlığı almaya özendirdiler, teşvik ettiler; ancak, Alman mevzuatı
konusunda bu insanlar uyarılmadı. Şu anda, bu insanlar kan ağlıyor.
Geçen hafta, Ankara'ya ağabeyinin
cenazesine gelen bir vatandaşımız, ben, nasıl gideceğimin telaşı içindeyim;
fark ederlerse, beni tekrar yurt dışına göndermeyebilirler diyor; çünkü,
yeniden vize sorunu başlayacak, yeniden oturma izni sorunu başlayacak, yeniden
çalışma izni sorunu başlayacak.
Değerli arkadaşlar, biz,
bu insanları yurt dışına gönderdik, unuttuk. Oysa, bu insanlar Türk
ekonomisine, ülkemize çok büyük katkılarda bulundular. Kırk yılı aşkın süredir,
Türk ekonomisine, 140 milyar doların üzerinde katkıları vardır. Zamanında 70
sente muhtaç olan bu ülke, çok büyük ölçüde bu insanların sağladığı dövizlerle
ayakta durdu; ancak, biz, bu insanlar için ne yapıyoruz; bu insanları sadece
döviz kaynağı olarak görüyoruz. Bu insanlar orada ne gibi sorunlarla
karşılaşıyorlar, bunlarla ilgili Meclis araştırması komisyonu oluşturduk,
raporlar hazırladık; ama, o raporların gereğini yaptık mı değerli arkadaşlar;
yapmadık maalesef. Bu yüzden, bu sorun çok acil değerli arkadaşlar. Türk
Hükümetinin, Türk Devletinin büyüklüğüne yakışır bir biçimde bu insanlarımıza
sahip olmamız gerekiyor. Yurt dışındaki insanlarımızı kendi kaderine terk
edemeyiz.
Konuyla ilgili, Sayın
İçişleri Bakanımıza yazılı soru yönelttim;
ancak, bugüne kadar -gerçi yakın zamanda yönelttim- bu soruma henüz bir
yanıt verilmedi. Hükümet olarak, Başbakan düzeyinde, İçişleri Bakanı düzeyinde,
Dışişleri Bakanı düzeyinde bunlara ne yaptınız? Hangi çözümleri buldunuz? Hangi
çözümleri bulmayı düşünüyorsunuz? Ciddî bir devlet, ciddî bir hükümet, o
insanları kendi haline terk etmez. Alman Hükümetiyle, Alman Devletiyle gerekli
ilişkileri sağlayarak bu sorunlara çözüm bulmak zorundayız.
Bana gelen bir e-mailde,
oradan, Gökhan Özkan adlı bir vatandaş "Türk olmak, devletim tarafından
yalnız bırakılmak demektir" diyor. Bu imajı vermememiz gerekiyor.
"Türk olmak, devlete güvenmeden, yalnız kendi ayakları üzerinde durabilmek
demektir" diyor. Yine "Türk olmak, bir sorunun, bir mağduriyetin
olduğunda, devletinin seninle saklambaç oynaması demektir" diyor.
Değerli arkadaşlar, sorun
çok acil, sorun çok önemli. Oradaki vatandaşlarımızdan bir kısmı, eğer, Türk
vatandaşlığından çıkmışsa ve 2 000'den sonra yeniden Türk vatandaşı olmuşsa,
otomatikman Alman vatandaşlığını kaybettiler. Eğer, şu anda, Türk
vatandaşlığından çıkacak olurlarsa, bu insanlar vatansız konuma gelecekler.
Bu insanların sorununa,
Yüce Meclisin, bir an önce el koyması gerekiyor. Hükümet duyarsızsa, yasama
organı olarak biz, gerekli uyarıları, gerekli denetim görevimizi mutlaka yapmak
durumundayız. Bu sorun, acil çözüm bekliyor.
Değerli arkadaşlar, bunu
Yüce Meclisin gündemine taşımak istedim.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kılıç,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
MUHARREM KILIÇ (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, bizim, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza, devlet
olarak, hükümet olarak, toplum olarak şükran borcumuz var, teşekkür borcumuz
var. Onlar, yıllar yılı, kırk yılı aşkın süredir, orada yemediler, içmediler,
Türkiye'de yatırım yaptılar, Türkiye'deki yakınlarına kaynak aktardılar,
Türkiye'deki ekonomiye katkı sağladılar. Bu nedenle, bizim, bunun karşılığını
mutlaka vermemiz gerekiyor. Bunların ne gibi sorunları varsa, bunlara acilen
çözüm bulmamız gerekiyor.
Bu duygu ve düşüncelerle,
yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza, orada çalışan, kamuda çalışan, özel
sektörde çalışan, kendi işini kuran tüm vatandaşlarıma saygılarımı sunuyorum,
Türk Milleti adına teşekkürlerimi sunuyorum.
Herkese iyi günler
diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kılıç.
Sayın Bakanımız
gündemdışı konuşmaya cevap verecektir.
İçişleri Bakanı Sayın
Abdülkadir Aksu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI
ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Malatya
Milletvekili Sayın Muharrem Kılıç'ın, Almanya'da yaşayan vatandaşlarımızın
çifte vatandaşlık sorununun Alman Hükümetiyle görüşülerek giderilmesi konulu
gündemdışı konuşması vesilesiyle huzurlarınızdayım; bu vesileyle, hepinizi en
derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Hepinizin bildiği gibi,
403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, çıkma izni alarak ya da başka bir sebeple
Türk vatandaşlığını kaybedenlere, başvurmaları halinde Türk vatandaşlığını
yeniden kazanma hakkı vermektedir. Bu haktan, Almanya vatandaşı olan bizim eski
vatandaşlarımız da faydalanarak Türk vatandaşlığını yeniden kazanmak
istediklerinde kazanmışlardı; ama, Alman Vatandaşlık Kanununa göre ise, Alman
vatandaşı olan eski Türk vatandaşları yeniden Türk vatandaşlığına geçtiği anda
Alman vatandaşlığını kaybetmektedirler. 2000 yılından itibaren böyle bir
uygulama başlattılar.
Öte yandan, biz, Türkiye
Cumhuriyeti olarak, hiçbir zaman, bu vatandaşlarımızın yeniden Türk
vatandaşlığına dönmeleri için herhangi bir telkin ve tavsiyede de bulunmadık;
ancak, Türk vatandaşlığının yeniden kazanılmasıyla ilgili başvurulara da
mevzuat gereği kayıtsız kalmamız da mümkün olmamıştır. Müracaat edenlere tekrar
Türk vatandaşlığı verilmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; bizim tercihimiz, vatandaşlarımızın hak ve menfaatlarının
her zeminde korunması yönündedir. Kaldı ki, Türkiye Cumhuriyeti, bu hususta
vatandaşlarımızı rahatlatmak için gerekli tedbirleri almış ve başka ülke
vatandaşlığını hak etmeleri durumunda, bulundukları ülkelerin vatandaşı
olmalarını da teşvik etmiştir. Bu maksatla 403 sayılı Vatandaşlık Kanununda
değişlik yapılarak, bir nevi, ayrıcalıklı bir statü oluşturulmuştur; yani, Türk
vatandaşlığından çıkıp başka bir ülke vatandaşı olanlara, aynen Türk
vatandaşının istifade ettiği hemen hemen tüm haklardan -bir iki hak hariç-
istifade edebilmeleri için düzenleme yapmış ve böyle de bir uygulama
başlatmıştır. Burada da yine amaç, vatandaşlarımızın bulundukları ülkenin
vatandaşlığına teşvikti; ondan ayrılmasınlar, Türkiye'de de haklarını
kullanabilsinler.
Bu düzenlemeyle, doğumla
Türk vatandaşı olup da İçişleri Bakanlığından vatandaşlıktan çıkma izni alan
kişilere, hemen hemen, biraz evvel de söylediğim gibi, Türk vatandaşlarına
tanınan hakların neredeyse -bir iki tanesi hariç- tümü tanınmıştır. Bu
kişilerin, ülkemizle bağlarını koparmadan, yaşadıkları ülkelerin
vatandaşlıklarını alarak, orada sosyal, kültürel ve siyasî alanlarda aktif rol
oynamalarına da imkân tanındığı açıkça görülmektedir.
Diğer yandan, bu Alman
Vatandaşlık Yasası sonucu olarak Alman vatandaşlığını kaybettiği öne sürülen
kişilerle ilgili sorun, bize göre, sadece hukukî bir sorun değil, teknik bir
sorun ve bu teknik bir sorunun ötesinde de her iki tarafı da eşit derecede
ilgilendiren insanî bir sorun olduğu açıkça görülmektedir. Esasen, Almanya
kamuoyunda da çifte vatandaşlığa sahip olan kişilerin problemlerinin
çözülmesine yönelik araçlar da bulunmaktadır.
Bakın, birazdan da temas
edeceğim, ben, bu konuyla ilgili olarak, geçtiğimiz ay, Alman İçişleri Bakanı
Sayın Otto Schily'in davetlisi olarak Almanya'ya gitmiştim, ağırlıklı olarak bu
konu görüşüldü ve benim oradaki teklifim -biraz evvel de ifade ettiğim gibi- şu
olmuştur: Bu konuya, sizin, sadece hukukî açıdan bakmamanız lazım. Doğrudur,
Vatandaşlık Kanununuzu çıkarmışsınız; 2000 yılından sonra Türk vatandaşlığına
tekrar geçenler Alman vatandaşlığını kaybeder diyorsunuz; ama, bu olayın, bu
hukukî boyutunu tek başına kale alamazsınız; olayın teknik ve insanî boyutu
vardır. Onun için, gelin, yeni bir anlaşmayla bu insanlara bir süre tanıyalım.
Oturalım bir anlaşma imzalayalım, bir süre tanıyalım, örneğin altı ay süre
tanıyalım; bunlardan, bu vatandaşlarımız Alman vatandaşlığında kalmak
istiyorlarsa biz onları Türk vatandaşlığından çıkaralım, Türk vatandaşlığına
geri dönmek istiyorsa, yani Türk vatandaşı olarak kalmak istiyorlarsa, siz de
Alman vatandaşlığından çıkarın; ama, bir süre tanıyalım, makul bir süre
tanıyalım; fakat, tabiî, bu teklifimiz o sıra kabul görmedi; ancak, Alman
kamuoyunda da bu konu tartışılmaya başlandı ve bu bizim görüşümüz doğrultusunda
bazı Alman basın-yayın organlarında yazılar çıktı. Örneğin, Berlin'de
yayımlanan Die Tageszeitung Gazetesinin 12.4.2005 tarihli nüshasında
"çifte uyrukluların, artık, iki vatandaşlık arasından birine karar
vermeleri için yeni bir süre tanımak uygun olacaktır" deniliyor bu yazıda.
"Bu, aynı zamanda, onların, Almanya'yla entegre olmalarının arzu edildiği
yönünde de bir işaret olacaktır" denilerek, insanî açıdan bir yaklaşım
sergilemiştir ve aslında bizim tezimizi, bizim söylediklerimizi de desteklemiş
oluyor.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; vatandaşlarımızın problemini yerinde çözebilmek
amacıyla -biraz evvel ifade etmiştim- nisan ayında Almanya'ya gittim. Sorunun
insanî yönünün önemli olduğunu, Almanya Federal İçişleri Bakanı Sayın Otto
Schily'e ısrarla ifade ettim. Yani, ben, dönüp dolaşıp, bu konu sadece bir
hukukî mesele değil, işin teknik ve insanî yönü vardır dedim. Teknik bakımdan
şunu söyledim: Vatandaşlarımız 2000 yılından önce bize müracaat etmişler, Türk
vatandaşı olmak için; ancak, formaliteler, işin yoğunluğu nedeniyle… Bir kısmı
2000 yılından önce Türk vatandaşlığını almış, şimdi sizin yasanıza göre onlara
bir şey yok; ama, bazıları, kendi ellerinde olmadan 2000 yılını geçirmişler,
2001, 2002'de Türk vatandaşı olmuş. Şimdi, siz, burada bir haksızlık yapmış
oluyorsunuz. Aynı anda irade belirtmiş olan iki vatandaşımızdan birinin işi
süratle yürümüştür, 2000 yılından önce Türk vatandaşlığını almış, ona bir şey
yok; ama, öbürünün işi biraz uzamış, 2000 yılını geçirmiş, onu siz Alman
vatandaşlığından çıkarıyorsunuz. Onun için, meseleye sadece hukukî açıdan
bakmayın, işin teknik ve insanî boyutunu da gözönüne alalım diye ısrar ettik.
Tabiî, bu görüşmemizde, çifte vatandaş durumunda olanlara -biraz evvel de ifade
ettiğim gibi- ısrarla, belli bir süre verelim, o süre bitiminde size yardımcı
olalım dedim.
Özellikle, sorunun çözümü
için Almanya'yla karşılıklı işbirliğine hazır olduğumuzu ve oluşturulacak
işbirliği ortamında yapılacak bir sözleşmeyle, bu kişilerin Alman hukuk düzeninde
kazandığı hakların korunmasının da sağlanacağı tarafımdan ifade edilmişti.
Aynı zamanda, bu
ziyarette, konu, uzmanlar düzeyinde de görüşülmüştü. Hemen orada teknik
heyetlerimizi kurduk ve iki taraf oturdu, biz Sayın Schily'le görüşmeler
yaparken, bu arkadaşlarımız da bir arada görüştüler. Bizim görüşmelerimiz
bittikten sonra da bu arkadaşlarımızın görüşmeleri devam etti.
Tabiî, görüşmemizde
önemli olan bir nokta da, Almanya, bizden, Hükümetimizden, çifte vatandaş
durumunda olan vatandaşlarımızın bir listesini istemiştir; ısrarla bu konu
üzerinde durmuşlardır; ancak, biz, vatandaşlarımızın haklarının korunması
bakımından ve ayrıca, Alman tarafının bu talebi, bizim yasalarımıza göre
vatandaşlarımızın kişisel hal bilgilerinin verilmesi anlamına geldiğinden
dolayı, isimlerini Almanya'ya vermemizin mümkün olmayacağını da açıkça orada
ifade ettik.
Değerli arkadaşlar, bu
konunun vatandaşlarımız için ne denli önemli olduğunu bildiğimiz için, benim
Alman İçişleri Bakanı Sayın Otto Schily'le görüşmeme ilave olarak, Başbakanımız
Sayın Recep Tayyip Erdoğan da, Almanya Başbakanının buraya geldiği sırada, bu
konuyu içeren bir dosyayı ve aynı teklifleri Sayın Alman Başbakanına da sunmuş
ve bu konunun bir an önce çözülmesini ondan da talep etmişlerdi. Almanya'da
yaşayan vatandaşlarımızın çifte vatandaşlıkla ilgili problemlerini çözmek
amacıyla, şunu ifade etmeliyim ki, Hükümetimiz her türlü girişimde bulunmuştur
ve bu girişimlere de devam etmektedir. Bu yöndeki çalışmalarımız da yoğun
olarak devam etmektedir. Söz konusu sorun çözüme kavuşturuluncaya kadar her
türlü gayreti, çalışmayı da göstereceğiz.
Sonuç olarak şunları
söyleyebilirim: 2000 yılından sonra yeniden Türk vatandaşlığına dönen
kişilerin, vatandaşlarımızın sorunu, gerek Almanya gerek Türkiye açısından,
hukukî olduğu kadar insanî ve sosyal boyutları olan bir sorundur ve biz, bu
kişilerle ilgili sorunun ancak ikili bir anlaşmayla çözülebileceğine
inanmaktayız. Alman Vatandaşlık Yasasının 25 inci maddesinin sonucu olarak
Alman vatandaşlığını kaybeden kişilerin sorunlarının, her iki tarafı
ilgilendiren ortak bir sorun olduğunu biliyoruz. Bu nedenle de ortak bir çözüm
arayışı içerisinde bulunuyoruz. Mağdur olan vatandaşlarımız için, Alman
Vatandaşlık Yasasında, bir defaya mahsus olmak üzere, geçici bir yasal
düzenlemeye gidilerek, belirli bir tarihe kadar, iki vatandaşlıktan birini
tercih etmeleri için imkân tanınması -ki, biraz evvel uzun uzun anlattım- ve
benzer durumların ileride tekerrür etmemesi için yasal önlemlerin alınmasını
ısrarla savunuyoruz ve bunun mücadelesini veriyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
böylesi önemli bir konuyu gündeme getirdiği için de, değerli arkadaşıma
teşekkür ediyorum; onun soru önergesinin de cevabı hazırlanmıştı, daha yeni
vermiş, aynı, bu şekilde, kendisine o cevabı da göndereceğiz.
Ben, bu vesileyle, Yüce
Meclisin siz değerli üyelerini tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakanım.
Saygıdeğer
milletvekilleri, gündemdışı ikinci söz, Bulgaristan'da yapılan seçim ve seçim sonuçlarıyla
ilgili söz isteyen Çanakkale Milletvekili İbrahim Köşdere'ye aittir.
Sayın Köşdere, buyurun
efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
2.-
Çanakkale Milletvekilli İbrahim Köşdere'nin, Bulgaristan'da yapılan seçim ile
seçim sonuçlarına ve Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisinin başarısında
Türklerin etkilerine ve beklentilerine ilişkin gündemdışı konuşması
İBRAHİM KÖŞDERE
(Çanakkale) - Sayın Başkan, sayın bakanlarım ve değerli milletvekili
arkadaşlarım; Bulgaristan'da 25 Haziran 2005 tarihinde yapılan erken genel
seçimle ilgili söz almış bulunmaktayım.
Yaklaşık 7 000 000
kayıtlı seçmenin bulunduğu ülkede, 240 sandalyeli Parlamentonun 40 ıncı Dönem
üyelerinin belirlenmesi için, seçmenler sandık başına giderek oy
kullanmışlardır.
240 milletvekilliği için
6 666 aday katılmıştır. Oyların yüzde 30,95'ini alarak, 82 milletvekiliyle
Sosyalist Parti sandıktan birinci çıkmıştır. Eski Kral Sipeon
Sakskoburgotski'nin iktidardaki partisi olan Ulusal Hareket yüzde 19,88'le
ikinci parti olurken, Parlamentoya 53 milletvekiliyle girmiştir. Çoğunluğunu
Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi seçimlerde yüzde
14,17 oy oranıyla 34 milletvekili çıkararak Bulgaristan'da üçüncü parti
olmuştur. Türk karşıtı propagandasıyla ATAKA Partisi yüzde 8,14 oy oranıyla 21
milletvekili çıkarak dördüncü parti olarak Meclise girmiştir. Dışişleri eski
Bakanı Nadejda Mihaylova Başkanlığındaki Demokratik Güçler İttifak Partisi
yüzde 7,68 oy oranıyla 20 milletvekili çıkarmış, beşinci parti olmuş. Eski
Başbakan İvan Kostov'un Başkanlığındaki Güçlü Bulgaristan İçin Demokratlar
yüzde 6,44 oy oranıyla 17 milletvekili çıkararak altıncı parti olurken, Sofya
Belediye Başkanı ve Serbest Demokratlar Birliği Başkanı Stefan Sofianski'nin
Başkanlığındaki Bulgar Halkı Birliği 5,19 oy oranıyla 13 milletvekili çıkararak
yedinci parti olarak Parlamentoya giren son parti olmuştur. 22 siyasî partinin
7'si Parlamentoda temsil hakkı kazanmış, diğer partiler yüzde 4 seçim barajına
takılıp Parlamentodışı kalmıştır.
Parlamento seçimleri için,
başta Türkiye olmak üzere, yurt dışında yaşayan Bulgar vatandaşları da oy
kullanmışlardır. Resmî olmayan verileri göre, Türkiye'ye göç eden ve oy
kullanma hakkına sahip 326 000 soydaştan en az 120 000'i Bulgaristan'a giderek
veya ülkemizde yoğun olarak ikamet edilen İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir,
Kocaeli, Yalova, Kırklareli, Çerkezköy, İzmit, Sakarya, Eskişehir, Lüleburgaz,
Çorlu, Tekirdağ, Antalya ve Edirne'de kurulan sandıklarda, Bulgaristan'dan göç
etmelerine rağmen, Bulgar pasaportu taşıyan vatandaşlarımız oy kullanmışlardır.
Çoğunluğunu Türklerin
oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Partisi oy oranını 1 misli artırarak, yüzde
14,17 oy oranıyla, 6'sı Bulgar vatandaşı olmak üzere toplam 34 milletvekiliyle
Meclise girmiştir.
Hak ve Özgürlükler
Partisinin başarısında, ülkemizde yaşayan ve Bulgar vatandaşlığı bulunan
vatandaşlarımızın kullandığı oy etkili olmuştur. Hak ve Özgürlükler Hareketi
Partisi, seçim öncesinde ortaya atılan tüm iddialara rağmen sandıktan büyük bir
başarıyla çıktı ve son onbeş yılın en büyük oy oranına ulaştı; Türkiye'de
yaşayan seçmenlere teşekkürü bir borç bilmesi gerekiyor, seçmenler vatandaşlık
görevini yerine getirmiş, artık sıra Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi ve
milletvekillerinindir. Soydaşlarımızın sorunlarına çözüm üretmek ve hak
ettikleri insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde iyi yaşam hakkının temini ve
aslî görevlerini yerine getirmelerini beklemektedirler.
Irkçı ve aşırı milliyetçi
ATAKA'nın Parlamentoda temsil hakkı elde etmesi ise son derece düşündürücüdür.
Irkçı söylemleriyle ortaya çıkan ATAKA'nın bir tehdit olabileceği, seçime
katılan bu partiye verilen oylara da saygı duyulması gerektiği, ancak her şeye
rağmen bekleyip sonucun görülmesi gerekmektedir. ATAKA lideri Siderov'un,
seçimden sonra düzenlediği basın toplantısında Türk ve Pomak vatandaşlarımız
hakkında yaptığı açıklamalar Bulgaristan ve Avrupa'da tepki çekmiştir.
Ortaya çıkan bu tabloya
göre iki partili bir koalisyon hükümeti BSP ve NDSV Partileri aralarında
kurulabiliyor; ancak, seçim öncesinde yapılan açıklamalar ve karşılıklı
suçlamalar bu partilerin ikili bir koalisyon kurmalarını zora sokmaktadır. Bu
yüzden merkez solda üç partili koalisyon ağırlık kazandığı gibi, siyasî
gözlemcilere göre ve seçim sonuçlarına bakıldığında bu formül içerisinde üyelerinin
çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi tartışmasız bir
şekilde koalisyon hükümetinde yer alacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Köşdere,
lütfen, konuşmanızı tamamlayınız size 1 dakikalık eksüre veriyorum.
İBRAHİM KÖŞDERE (Devamla)
- Hak ve Özgürlükler Partisinin,
koalisyon hükümetinde yer alarak milletvekillerinin bakan olması bizleri
gururlandıracaktır.
Seçim sonuçlarının
komşumuz Bulgaristan'a hayırlı olmasını diliyor ve Yüce Meclisimizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Köşdere.
Gündemdışı üçüncü söz,
Anadolu'nun turizm potansiyeli ve Aksaray'ın turizm değerleri hakkında söz
isteyen, Aksaray Milletvekili Ahmet Yaşar'a aittir.
Sayın Yaşar, buyurun. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
3.- Aksaray
Milletvekili Ahmet Yaşar'ın, Anadolu'nun turizm potansiyeli ile Aksaray'ın
turizm değerlerine, turizmde tanıtımın önemine ve bu konularda yapılması
gerekenlere ilişkin gündemdışı konuşması
AHMET YAŞAR (Aksaray) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anadolu'nun turizm potansiyeli ve
Aksaray'ın turizm değerleriyle ilgili düşüncelerimi açıklamak üzere gündemdışı
söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyeti sevgi ve saygılarımla
selamlıyorum.
Turizm; başlangıçta,
yalnız, zevk için seyahat etme olgusunu tanımlayan bu terim, günümüzde, bu tür
seyahate bağlı faaliyetlerin tümünü birden içine alır. Zevk için seyahat etme
alışkanlığının geçmişi antik çağa kadar uzanır. Zengin Yunanlar ve daha da zengin
Romalılar, sık sık kaplıcalara giderlerdi. Bu turizm hareketi orta çağda da,
hac ziyaretleri, askerî seferler ve kaplıca işletmeciliğiyle sürdü. Rönesansta
zevk için yapılan seyahatler arttı. 18 inci Yüzyılda, İngiltere'de de, Bath ve
Dalmaçya kıyıları gibi, su kenarlarındaki şehirlere ilgiler arttı. Akdeniz
kıyıları turistlerin uğrak yerleri olmaya başladı. 19 uncu Yüzyılda
demiryollarının gelişmesiyle, turizmde gerçek bir patlama oldu. Turizmi
rasyonel bir biçimde organize etme çabaları başladı. Bu yüzyılın ortalarında
birçok turist organizasyonu yapan kulüplere, küçük ve orta büyüklükte otellerin
yanına, birçok lüks otelin yapıldığına da tanık olundu.
Bütün bunlara rağmen,
turizm, ancak, İkinci Dünya Savaşından sonra gerçek anlamda gelişti. 1944 yılında,
Fransa'da, Turizm ve Çalışma Derneği kuruldu. Artık, kitle turizmi çağına
girilmiş oldu. İnsan ömrünün uzaması, emeklilik yaşının indirilmesi, gelirlerin
artması, haftalık çalışma sürelerinin kısaltılması, ücretli izin süresinin
artırılması gibi olgular boş zamanların çoğalmasına yol açtı. Şehirlerde
yaşayanların şehir sıkıntılarından kaçmak istemeleri turizmi hareketlendirdi.
Bu şekilde sanayi toplumunun bazı özelliklerinden kaynaklanan turizm, Batılılar
için temel bir ekonomik ve sosyal olgu haline geldi. İşte, bu talebi karşılamak
için, devletler, ulusal turizm politikalarını yürürlüğe soktu. Hava
taşımacılığının gelişmesiyle, turizmde de akıl almaz bir gelişme olmuştur.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; turizm, ikiyüz yıllık geçmişi olan bir sektördür ve şu anda
dünyada tüm sektörlerde durgunluk varken, turizm yüzde 5 civarında büyüyen bir
sektördür. Turizm amaçlı seyahat eden insan sayısı dünyada 700 000 000
civarında ve takribi 700 milyar dolarlık bir parasal hacme sahip olup, dünyanın
en büyük sektörüdür.
Turisti bir ülkeye çeken
elbette çeşitli sebepler vardır. Bunların başında, gidilecek ülkenin
güvenirliliği, ulaşımın kolaylığı, fiyatın uygunluğu, iklimin güzelliği, tarihî
ve kültürel değerleri, doğal çevre güzellikleri, denizi, kumu, termal
tesisleri, spor tesisleri, kayak tesisleri vesaire gibi çeşitli etkinlikler
gelmektedir.
Türkiye'nin sahip olduğu
doğal çevre güzellikleri, tarihî ve kültürel birikimi, uygarlıkların beşiği
olması, dinlerin ve birçok medeniyetlerin yaşadığı bir ülke olması nedeniyle
son derece önemli bir turizm merkezidir. Son yıllarda turizm alanında yapılan
36 milyar dolarlık yatırımla Türkiye'nin bu işe ne kadar önem verdiği de
görülmektedir. Ancak, tüm bunlar yeterli midir; elbette, değildir. Türkiye'nin
sahip olduğu turistik değerleri, her nedense, bugüne kadar hâlâ iyi
anlatabilmiş değiliz. Ne kadar değerli turistik varlıklarınız olursa olsun,
eğer bunları tanıtamamışsanız, yeterli turisti çekemezsiniz. Tanıtım için
yeterli kaynağımız var ve bunu da harcıyoruz; ancak, maalesef, karşılığını
alamıyoruz.
Bilimsel bir araştırma
tezine göre, Türkiye, tanıtıma 2000 yılı itibariyle 61 000 000 dolar civarında
harcamış, İspanya ise 63 000 000 dolar civarında harcamış. Türkiye, tanıtım
için harcadığı 1 dolarına 125 dolar kazandırabilmiş, İspanya ise 1 dolarına 465
dolar kazandırmıştır. Bu, tanıtımın isabetli yapılmadığını gösteriyor. Turizm,
ülkemiz için henüz çok genç bir sektördür. Bu yüzden, otellerimiz hem çok yeni
hem de en son teknolojiyle donatılmıştır. Avrupa Birliğine en hazır sektör
turizm sektörüdür; ancak, uygulanan fiyatlar son derece düşük olmasından dolayı
arzu edilen gelir elde edilememektedir. Turizm sektöründen bizden çok pay alan
ülkelerin bizim kadar turistik malzemeleri yoktur; ancak, iyi tanıtımla çok
güzel turist çekmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yaşar,
konuşmanızı tamamlar mısınız lütfen.
AHMET YAŞAR (Devamla) -
Eyfel Kulesi yılda 30 000 000 turist
çekerken, bizde, deniz turizmi, kış turizmi, termal turizm, sağlık turizmi,
kongre turizmi, fuar turizmi, inanç turizmi, kültür turizmi, spor turizmi gibi
olanaklara rağmen, geçen yıl, ancak 17 000 000 turist çekebilmişiz. Diğer
turizm ülkelerine göre Türkiye'de yaşam zaten daha ucuzdur. Acentelerde ucuz turiste
yönelik faaliyetlerinden dolayı, en ucuz turist bize gelmektedir. Halbuki,
Türkiye'nin turizm değerleri devlet tarafından çok daha iyi tanıtılabilseydi,
diğer ülkelere giden zengin turistleri buraya çekebilirdik diye düşünüyorum. Şu
anda bize gelen 17 000 000 turistin, Türkiye'ye turist getiren acentelerin
kendi gayretleri ve paralarıyla yaptıkları tanıtım sonucunda olduğunu
düşünüyorum. Turizm olgusu bir tanıtım ve pazarlama işidir. Ne kadar turizm
potansiyeliniz olursa olsun, bunu tanıtamazsanız, istediğiniz verimi
alamazsınız.
Türkiye tanıtım yaparken,
artık…
BAŞKAN - Sayın Yaşar,
süreniz azalıyor; lütfen, konuşmanızı tamamlar mısınız.
AHMET YAŞAR (Devamla) -
Sayın Başkan, hemen tamamlıyorum.
…her turistik değerini
ayrı ayrı tanıtmalıdır. Örneğin, İstanbul başlı başına çok önemli bir turizm
merkezidir, İstanbul tek başına tanıtılmalıdır. Buna benzer turistik değerleri
olan iller tek tek öne çıkarılarak tanıtılmalıdır. Mesela, Kapadokya, Efes,
Pamukkale, Antalya, Datça, Kuşadası, Karadeniz, Mardin, Urfa, Diyarbakır,
Hatay, Erzurum, Trabzon, Van, Konya, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Aksaray ve
daha sayamadığımız birçok illerimiz var. Bunlardan başka, Anadolu'da daha
birçok ilimiz, âdeta açık hava müzesi gibidir. Termal turizmi, dağ turizmi, dinlence
turizmi, tarih turizmi, kültür turizmi, inanç turizmi gibi birçok turizm
değerlerini birlikte taşıyan onlarca ilimiz var.
Yapılması gereken şudur:
Her ilin turizm değerleri, Turizm Bakanlığınca ele alınarak, bir master plan
yapmak ve bunu zamanla hayata geçirmektir. Yani, turizm varlıklarını ortaya
çıkararak gerekli önemi vermek, onları restore etmek, çevrelerini düzenleyerek
o ildeki diğer turistik değerlerle entegre hale getirmek gereklidir. Örneğin,
turist geliyor, ilde kilise var, kiliseyi görmek, kiliseye giden yol…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yaşar,
sürenizi uzattım; ama, o metni bitirmeniz için değil. Lütfen, son cümlelerinizi
alayım, kapatayım. Daha Aksaray'a gelemediniz.
AHMET YAŞAR (Devamla) -
Aksaray'a da geleceğim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Son cümlenizi
alalım da kapatalım, lütfen.
Sayın Yaşar, istirham
ediyorum, son 1 dakikalık süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU
(Çorum) - Çorum da var!..
AHMET YAŞAR (Devamla)
- Tabiî ki, Çorum da var.
Kiliseye giden yollar toz
toprak, oraya zorla gidiliyor; bir de bakıyor ki turist, maalesef, kilisenin
yerinde yeller esiyor, tahrip olmuş bir varlıkla karşılaşıyor.
Mesela, Aksaray'da
yapılan kazılarda, Aşıklı Höyük'te, milattan önce 8000 yılında yapılmış ilk
insanların yerleşik hayata geçişlerini belgeleyen izler tespit edilmiştir.
Yine, Aksaray'da Acem
Höyük'te milattan önce 3000 yıllarında insanların yaşadığı tespit edilmiştir.
Burada 3 600 metrekare ve…
BAŞKAN - Sayın Yaşar, son
30 saniyeniz, lütfen tamamlayınız.
AHMET YAŞAR (Devamla) -
…5 460 metrekare alanı kaplayan iki adet saray açığa çıkarılmıştır. Saray
toprağın altından çıkarılınca, tabiat şartlarına dayanamamış ve duvarlar yavaş
yavaş yıkılmaktadır.
Sayın Başkan, o zaman
biraz kısaltayım konuşmamı.
BAŞKAN - Sayın Yaşar,
konuşmanız bittiğinde… Lütfen, istirham edeyim… Lütfen… Lütfen….
AHMET YAŞAR (Devamla) -
Mesela, Güzelyurt İlçesinde milattan önce 2500 yıllarına dayanan yaşam vardır
ve bu 4 500 yıllık tarih dimdik ayakta durmaktadır; ama, bakıma ihtiyacı
vardır.
Yine, Aksaray'da Ihlara
Vadisinde ve Manastır Vadisinde 200 civarında kilise vardır…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ORHAN ERASLAN (Niğde) -
Ahmetciğim, biz iktidar olunca Aksaray'a bakacağız; not ettik.
BAŞKAN - Sayın Yaşar,
teşekkür cümlenizi alayım; çünkü, malumunuz, turizmin bütün sorunlarını
halledemeyiz burada. Lütfen, son cümlenizi, teşekkürünüzü alayım.
Buyurun efendim.
AHMET YAŞAR (Devamla) - O
zaman şunu söylemek istiyorum değerli milletvekili arkadaşlara: Aksaray gibi
birçok il de, elbette, turistik değerlere sahiptir. Aksaray'da bu turistik
değerleri tanıtmak için 8-9-10 Temmuz günlerinde Aksaray Kültür ve Turizm
Festivali yapılmaktadır. Bu turizm ve kültür festivalinde sizleri Aksaray'da
ağırlamaktan onur duyarız.
Hepinize sevgi ve
saygılar sunuyorum. (AKP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri,
gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Sözlü soru önergesinin
geri alınmasına dair bir önerge vardır, okutuyorum :
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Iğdır
Milletvekili Dursun Akdemir'in (6/1216) esas numaralı sözlü sorusunu geri
aldığına ilişkin önergesi (4/312)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Gündemin "Sözlü
Sorular" kısmının 179 uncu sırasında yer alan (6/1216) esas numaralı sözlü
soru önergemi geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla
arz ederim.
Dursun Akdemir
Iğdır
BAŞKAN - Sözlü soru
önergesi geri verilmiştir.
2 adet Meclis araştırması
önergesi vardır; okutuyorum:
C) GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Malatya
Milletvekili Ahmet Münir Erkal ve 37 milletvekilinin, İnönü Üniversitesi
Rektörlüğü hakkındaki yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/301)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Ülkemizin bugün tüm kamu
kurum ve kuruluşları ve sivil toplum örgütleriyle, bilimin gerekleri
doğrultusunda geleceği yakalamak arzusunu hayata geçirmenin yollarını aramakta
olduğu bir dönemde, özellikle çağdaş medeniyetin lokomotifi olma özelliğine
sahip üniversitelerimizin bazılarında bu çerçevenin dışına çıkılarak keyfî
yaklaşımların sergilendiğini, hukuka ve kanuna aykırı uygulamaların yapıldığını
görmekteyiz.
Malatya İnönü
Üniversitesi Rektörü hakkında gerek Malatya gerekse ülkemiz kamuoyunda çıkan
iddialar, sivil toplum örgütleri ve ilgili diğer kişilerin rektör hakkındaki
ihbarları; rektörün, araştırma görevlileri, öğretim üyeleri ve üniversitede
çalışan işçiler üzerinde uyguladığı iddia edilen hukuka aykırı ve haksız
uygulamaları, bu araştırma önergesinin temel nedenlerini oluşturmaktadır.
Bu iddialarda devlet
bütçesinden aktarılan milyarlarca lira ödenek, fon, teknolojik imkân ve
olanakların hukukdışı bir anlayışla farklı amaçlar için kullanıldığı ifade
edilmekte, halkımızın gözü önünde cereyan eden bu uygulamalar sonucu eğitim ve
öğretimin saygınlığı zedelenmekte, bu güzide çağdaş eğitim kurumlarımız toplum
tabanlı tartışmaların odağı haline getirilmeye çalışılmaktadır.
Özellikle Türkiye'ye ve
Ortadoğu ülkelerine hizmet vermek için kurulmuş olan Turgut Özal Tıp Merkezinde
çok sayıda öğretim üyesinin görevinden ayrılması, bu merkezi her geçen gün daha
işlevsiz hale getirmekte ve bu durum Malatya kamuoyunda çok ciddî tepkilere
neden olmaktadır. Bu ortamın oluşturduğu kaynak israfı bölgeyi etkileyecek bir
tartışma konusudur ve esefle değerlendirilecek boyuttadır.
Bu iddialarla gündeme
gelen yolsuzluk, usulsüzlük, keyfîlik ve akademik kıyım, Parlamentonun denetim
yollarını harekete geçirmesini gerektirmektedir. Böylece, sorumluluk sahibi
olanların gerek yargı organlarında gerekse millet önünde hesap vermesinin yolu
açılmalıdır.
Yukarıda özet olarak
sunulan sebepler çerçevesinde yerelde Malatya, genelde ise ülkemiz kamuoyunda
büyük bir tartışmanın odağı haline gelen Malatya İnönü Üniversitesinde
yaşananlar ve Rektörünün yapmış olduğu işlem ve eylemlerinin araştırılarak,
alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 ve TBMM
İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddelerine göre Meclis araştırması açılması
gereğini saygılarımızla arz ederiz.
1. Ahmet Münir Erkal (Malatya)
2. Abdullah Çalışkan (Adana)
3. Remzi Çetin (Konya)
4. Yüksek Çavuşoğlu (Karaman)
5. Selami Uzun (Sivas)
6. Ali Sezal (Kahramanmaraş)
7. Mehmet Çerçi (Manisa)
8. Ziyattin Yağcı (Adana)
9. Avni Doğan (Kahramanmaraş)
10. Halil Kaya (Van)
11. Hanefi Mahçiçek (Kahramanmaraş)
12. Mehmet Ali Bulut (Kahramanmaraş)
13. Ersönmez Yarbay (Ankara)
14. Mehmet Alp (Burdur)
15. Eyyüp Sanay (Ankara)
16. Kemalettin Göktaş (Trabzon)
17. Ahmet Çağlayan (Uşak)
18. Mustafa Duru (Kayseri)
19. Zülfü Demirbağ (Elazığ)
20. Niyazi Özcan (Kayseri)
21. Hacı Biner (Van)
22. Mustafa Said Yazıcıoğlu (Ankara)
23. Mehmet Fehmi Uyanık (Diyarbakır)
24. Osman Aslan (Diyarbakır)
25. İlyas Arslan (Yozgat)
26. Burhan Kılıç (Antalya)
27. Rıtvan Köybaşı (Nevşehir)
28. Mehmet Çiçek (Yozgat)
29. Hasan Aydın (Giresun)
30. Adem Tatlı (Giresun)
31. Cahit Can (Sinop)
32. Mehmet Beyazıt Denizolgun (İstanbul)
33. Mehmet Asım Kulak (Bartın)
34. Fahri Çakır (Düzce)
35. Mustafa Nuri Akbulut (Erzurum)
36. Mahmut Göksu (Adıyaman)
37. Metin Yılmaz (Bolu)
38. Mücahit Daloğlu (Erzurum)
Gerekçe:
İddialara göre İnönü
Üniversitesinden, 160'tan fazla akademik personel haksız uygulamalar yüzünden
ayrılmak zorunda kalmış, birçoğu başka üniversitelere gitmiştir. Esas kuruluş
amacı, bölgenin sosyokültürel ve ekonomik durumuna katkı sağlamak olan İnönü
Üniversitesinde son üç dört yıldır yaşanan olumsuz gelişmelerin, üniversite
bünyesindeki akademik personelin üniversiteden kaçışına yol açtığı,
üniversitenin günlük siyasî çekişmenin odağı haline getirildiği, gereksiz
gerilim ortamı oluşturulmaya çalışıldığı, çok sayıda nitelikli elemanın çeşitli
sebeplerle görevlerine son verildiği, uzaklaştırıldığı, atıldığı, akademik
yükselme sınavlarında ideolojik düşüncenin temel koşul olduğu, bunun toplumsal
barışa zarar verdiği, sınav jürilerine negatif yönde baskı yapıldığı;
Temizlik ve ilaçlama
ihalesi adı altında çalıştırılacak işçilerin temizlik ve ilaçlama işlerinde
çalıştırılmayıp, büyük çoğunluğunun hemşire, laborant, şoför, teknisyen,
sekreter, garson, aşçı, güvenlik görevlisi vs. yardımcı sağlık hizmetlerinde
çalıştırıldıkları, bu durumun Maliye Bakanlığının 10.12.1998 tarih ve 23549
sayılı Resmî Gazetede yayımlanan tebliğine aykırı olduğu;
Üniversitenin sosyal
tesislerinin kullanılması, kiraya verilmesi ve gelirlerinin
değerlendirilmesinde suiistimaller olduğu iddiaları yaygındır. Bu iddiaların
açığa çıkarılması gerekmektedir.
BAŞKAN- Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge gündemde yerini
alacak ve Meclis araştırması açılıp açımlamaması konusundaki öngörüşmeler,
sırası geldiğinde yapılacaktır.
Diğer önergeyi
okutuyorum:
2.- Antalya
Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu ve 36 milletvekilinin, Antalya-Kaleiçi'nin
korunmasına yönelik sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/302)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Antalya kentinin kültürel
birikimi içinde önemli bir konumu olan tarihî Kaleiçi; "kentsel ve
arkeolojik koruma alanı" olarak yıllardan beri kalıcı bir çözüme kavuşmayı
beklemektedir. Merkezî ve yerel yönetimlerin Kaleiçi'nin sorunlarını çözmeye
yönelik iddiaları, başlangıçta bir umut doğurmakta, ancak zaman içinde ciddî ve
sorunlara çözüm getirecek uygulamalara geçilmeden unutulmaktadır.
Antalya kentinin
çekirdeği olan Kaleiçi'nde;
a) Altyapı yetersezliği,
b) Terk edilmiş yapılar,
c) Kredi sağlanması,
d) Bölgenin güvenliği,
e) Trafik düzenlemesi,
f) Yangın tehdidi,
g) Gürültü kirliliği
ve benzeri çok sayıda
sorun çözüm beklemektedir.
Bu konularda başlatılacak
bir araştırmayla Antalya Kaleiçi'nin gerçek kimliğinin belirlenmesi ve
geleceğinin planlanması mümkün olabilecektir.
Kaleiçi'nin geleceğinde
önceliğin ya da önceliklerin ne olması gerektiği konusunda da artık bir tercih
noktasına gelindiği görülmektedir.
Devletin ve yerel
yönetimlerin Antalya Kaleiçi'ne "söz" dışında hangi ölçekte
"katkı" sağlayacakları araştırılmalıdır.
Yürürlükteki yasal
çerçevenin sorunları çözmede yeterli olup olmadığı araştırılmalı, varılacak
sonuca göre, gerekirse yeni düzenlemeler düşünülmelidir.
Antalya Kaleiçi'nin
bugünkü durumu, sorunları ve geleceği tartışılırken, bölgeye "eskiyen bir
yapı" gibi değil, geçmişten geleceğe aktarılan tarihsel bir birikim olarak
bakmak gerektiği unutulmamalıdır.
Antalya kenti İ.Ö 150
yılında kurulduğunda kent bugünkü Kaleiçi'nden oluşuyordu. 14 üncü Yüzyılda
Antalya'ya gelen ünlü gezgin Batuta, surlarla çevrili kenti anlatmaktadır.
Ayrıca, Evliya Çelebi "1671-72 yıllarında Antalya'nın 4 400 metre
uzunluğunda ve üzerinde 80 kulenin bulunduğu surlarla çevrildiği"ni
yazıyordu.
Binlerce yıllık bir tarihsel
birikimi içinde saklayan Kaleiçi; surlarıyla, camileriyle, ünlü minareleriyle,
türbeleriyle, iskelesiyle bugün bir yaşam uğraşı vermektedir. Bu birikimin yok
edilmesine seyirci kalınamaz.
TBMM'nin alacağı bir
araştırma kararıyla Antalya Kaleiçi hak ettiği konuma ulaşabilme ve gelecek
kuşaklara tüm tarihsel birikimini devredebilme olanağını bulabilecektir.
Antalya Kaleiçi'nin
korunması, geliştirilmesi için bir kent bilincinin oluşturulmasında tüm
yönetimler ve kent halkının hangi görevleri üstlenecekleri araştırılmalıdır.
Antalya Kaleiçi'nin
27.12.2004 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla "Antalya Kent Merkezi Kültür
ve Turizm Koruma ve Gelişim Merkezi Bölgesi" içinde kabul edilmesinden
sonraki gelişmeler araştırılarak, bu kararın uygulanmasındaki engeller ve
aşamalar tartışılmalıdır.
Bu gerekçelerle,
ülkemizin en önemli turizm merkezi olan Antalya'nın merkezindeki "çekirdek
kent" tarihî Kaleiçi'nin sorunlarının araştırılarak, nedenlerinin
saptanması ve alınması gereken tüm önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın
98 inci ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılması konusunda gereğini saygılarımla arz ederim.
1- Feridun Fikret Baloğlu (Antalya)
2- Atila Emek (Antalya)
3- Tuncay Ercenk (Antalya)
4- Osman Özcan (Antalya)
5- Osman Kaptan (Antalya)
6- Atilla Kart (Konya)
7- Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
8- Nail Kamacı (Antalya)
9- Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
10- Hüseyin Ekmekcioğlu (Antalya)
11- Mustafa Erdoğan Yetenç (Manisa)
12- Mehmet Işık (Giresun)
13- Nezir Büyükcengiz (Konya)
14- İlyas Sezai Önder (Samsun)
15- Feridun Ayvazoğlu (Çorum)
16- Mevlüt Coşkuner (Isparta)
17- İsmet Atalay (İstanbul)
18- Muharrem Kılıç (Malatya)
19- Mehmet Parlakyiğit (Kahramanmaraş)
20- Halil Tiryaki (Kırıkkale)
21- Bayram Ali Meral (Ankara)
22- Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya)
23- Nurettin Sözen (Sivas)
24- Sıdıka Sarıbekir (İstanbul)
25- Şefik Zengin (Mersin)
26- Erdoğan Kaplan (Tekirdağ)
27- Mehmet Yıldırım (Kastamonu)
28- Gökhan Durgun (Hatay)
29- Harun Akın (Zonguldak)
30- A. İsmet Çanakcı (Ankara)
31- Ahmet Küçük (Çanakkale)
32- Osman Coşkunoğlu (Uşak)
33- Salih Gün (Kocaeli)
34- Mustafa Özyurt (Bursa)
35- Şevket Arz (Trabzon)
36- Ali Kemal Deveciler (Balıkesir)
37- V. Haşim Oral (Denizli)
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önerge gündemde yerine
alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırası
geldiğinde yapılacaktır.
D) ÇEŞİTLİ
İŞLER
1.- Sakarya
Milletvekili Ayhan Sefer Üstün'ün yasama dokunulmazlığının kaldırılması
hakkındaki (3/733) esas numaralı dosyanın daha önce karara bağlanan (3/626)
esas numaralı dosyayla aynı olduğu tespit edildiğinden, Başbakanlığa iade
edilmesi gerektiğine ilişkin Başkanlık açıklaması
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu karma
komisyonca, Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün'ün yasama dokunulmazlığının
kaldırılması hakkındaki (3/733) esas numaralı dosyanın, daha önce karara
bağlanan (3/626) esas numaralı dosyayla aynı olduğu tespit edilip, Başbakanlığa
iade edilmek üzere Başkanlığımıza iadesine karar verilmiştir. Başkanlığımızca
gereği yerine getirilecektir.
Bilgilerinize sunulur.
Dilekçe Komisyonu
Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.
B) TEZKERELER
VE ÖNERGELER (Devam)
2.- Dilekçe
Komisyonu Başkanlığının, TBMM’nin tatilde bulunduğu süre içerisinde de
çalışmalarına devam etmesine ilişkin tezkeresi (3/866)
29 Haziran 2005
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Dilekçe sahiplerine
süresi içerisinde cevap vermek amacıyla, TBMM'nin tatilde bulunduğu süre
içerisinde de komisyon çalışmalarına devam edilmesine, İçtüzüğün 25 inci
maddesi gereği Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından izin
verilmesi hususunu arz ederim.
Yahya Akman
Şanlıurfa
Dilekçe Komisyonu Başkanı
BAŞKAN - Kabul edenler…
Kabul etmeyenler..: Kabul edilmiştir.
Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubunun İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır;
okutup oylarınıza sunacağım.
IV.-
ÖNERİLER
A) SİYASİ
PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1.- Genel
Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden
düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun
30.6.2005 Perşembe günü (bugün) yapılan toplantısında, siyasî parti grupları
arasında oybirliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin,
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz
ederim.
Faruk Çelik
Bursa
AK Parti Grup Başkanvekili
Grup Önerisi:
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 51
inci sırasında yer alan 161 sıra sayılı İçtüzük Değişikliği Teklifinin 2 nci
sırasına, 14 üncü sırasında yer alan 969 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü
sırasına, 292 nci sırasında yer alan 943 sıra sayılı kanun teklifinin 9 uncu
sırasına alınması, Genel Kurulun, 1.7.2005 Cuma, 2.7.2005 Cumartesi ve 3.7.2005
Pazar günkü birleşimlerinde kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi
önerilmiştir.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
grup önerisinin aleyhinde, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan, Ankara
Milletvekili Oya Araslı ve Adana Milletvekili Uğur Aksöz; lehinde, Adana
Milletvekili Recep Garip ve Bursa Milletvekili Faruk Çelik.
İlk konuşmacı, Sayın
Kandoğan, buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum;
AK Parti Grubu önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri,
müteaddit kereler bu kürsüye gelip, bu Danışma Kurulları toplantısıyla ilgili
görüşlerimi ifade ettim. Dün, yine, bu Mecliste bir Danışma Kurulu önerisi
geldi. Bugün çarşamba, ertesi günü, bir Danışma Kurulu önerisi daha!.. Her gün
Danışma Kurulu önerileriyle yeni gündemler oluşuyor, Türkiye Büyük Millet
Meclisindeki milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiklerinde, o
gün neyle karşılaşacaklarının farkında olmadan, Meclis çalışmalarına katkıda
bulunmaya çalışıyorlar. Hep söylüyoruz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemine hâkim değiliz, ne iktidar grubu ne de muhalefet grubu.
Dün, yeni ve değişik bir
Danışma Kurulu önerisi varken, bugün, yepyeni bir Danışma Kurulu önerisi
geliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiğimizde, o gün neyle tanışacağız,
neyi görüşeceğiz, neyle ilgili konuşacağız, hangi kanun tasarı ve teklifleri
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde, farkında olmuyoruz, bilmiyoruz.
Madem böyle bir öneriniz vardı, madem Danışma Kuruluyla ilgili bir öneri
getiriyordunuz, o zaman bunu dün niye getirmediniz?
Bakınız, zamanımız çok
dar, çok sınırlı diyoruz; dün bir Danışma Kurulu önerisi vardı ve üzerinde
saatlerce tartıştık; bugün yeni bir Danışma Kurulu önerisi var; çok kıymetli
saatlerimizi yine bu Danışma Kurulu önerisinin tartışmasına ayırıyoruz. Hem
diyoruz ki, Meclis tatile girmeden önce, birhayli kanun tasarısı var, onları
bitirmemiz lazım, sonra da geliyoruz, bugün yeni bir Danışma Kurulu önerisiyle
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini meşgul ediyoruz, işgal ediyoruz
gündemi değerli milletvekilleri.
Bakınız, saatinize
bakınız, en az bir saatten fazla bir süre sadece bu Danışma Kurulu önerisinin
tartışmasıyla ilgili geçecek.
MUSTAFA BAŞ (İstanbul) -
Konuşmazsan geçmez.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Niye konuşmayayım Sayın Milletvekili, ben bundan rahatsız oluyorum, huzursuz
oluyorum.
Bugün saat 11.00'de
Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıyor, dünkü gündem gereği toplanıyoruz diye
geliyorum karşımda bir danışma kurulu önerisi.
MUSTAFA BAŞ (İstanbul) -
Rahatsız oluyorsan…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Rahatsız oluyorum. Benim bu Danışma Kurulu önerisinin önceden bilgisi
içerisinde olmam lazım, benim bununla ilgili hazırlık yapmam lazım, çalışma
yapmam lazım; sizin de hazırlık yapmanız lazım Sayın Milletvekili. Millet bizi
burada, bu salonlarda, bu koltuklarda boş boş oturmak için göndermedi ki,
buraya gelen kanun teklifi ve tasarılarıyla ilgili katkı yapmak için bizi
buralara gönderdi. Şimdi, gelmiş bir İçtüzük değişikliği; biliyor musunuz neyle
ilgili Sayın Milletvekilim? Soruyorum; bugünkü Danışma Kurulu önerisi, İçtüzük
değişikliğinin neyle ilgili olduğunu biliyor musunuz? Ben iddia ediyorum ki, şu
anda salonda bulunan milletvekillerimizin büyük çoğunluğu bu İçtüzük
değişikliğinin neyle ilgili olduğunu bilmiyor.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Biliyorlar, biliyorlar.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Bilmiyorlar Sayın Milletvekili; bilinmiyor, ben saat 11.00'de burada
öğrendim.
BAŞKAN - Sayın Kacır,
Sayan Kandoğan, lütfen, karşılıklı konuşmayalım.
Sayın Kandoğan, Genel
Kurula hitap ediniz.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Değerli milletvekilleri, bakınız, bugünkü gelen İçtüzük…
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Laf atıyorlar Başkan, onlara söylesene?
BAŞKAN - Sayın Tiryaki,
onlara da söylüyorum; lütfen...
Buyurun.
AHMET YENİ (Samsun) -
Sakin olun Sayın Milletvekilim. (CHP sıralarından "siz sakin olun"
sesleri, gürültüler)
MEVLÜT COŞKUNER (Isparta)
- Üç senedir aynı lafları atıyorsun, sürekli laf atıyorsun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Değerli milletvekilleri…
OSMAN ÖZCAN (Antalya) -
Bilmiyorsun, hemen laf atıyorsun.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Gel öğreteyim biliyor muyum bilmiyor muyum!
(CHP sıralarından bir
grup milletvekili ayağa kalktı)
GÖKHAN DURGUN (Hatay) -
Kabadayılık yeri mi burası?!
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
konuşmanıza devam ediniz, buyurunuz.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Bu ortamda nasıl devam edeyim Sayın Başkan, lütfen, sükuneti sağlayın.
GÖROL ERGİN (Muğla) -
Cürmün kadar yer yakarsın.
BAŞKAN - Siz devam edin,
sükunete erer arkadaşlar.
Lütfen, Sayın Kandoğan,
hitap ediniz efendim, lütfen...
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Sayın milletvekilleri, bakınız, Adalet ve Kalkınma Grubundan iki
milletvekilimiz, Sayın Ünal Kacır ve Sayın Ahmet Yeni, tutanaklara da bakın...
AHMET YENİ (Samsun) -
İsmimizden bahsetmeyin.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Lütfen Sayın Milletvekili… İsminizi söylüyorum… Tutanaklara bakınız, 22 nci
Dönemde, milletvekillerine, konuşan milletvekillerine en fazla söz atan iki
milletvekilisiniz. Lütfen Sayın Başkanım, artık, bunu, tutanaklardan tespit
edip, bu iki milletvekilimizle ilgili gerekli işlemi yapınız buradan.
ÜNAL KACIR (İstanbul) -
Ne yapacak?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Bakınız, ben iddia ediyorum, cumhuriyet döneminden beri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde, hatibe sizin kadar laf atan iki milletvekili yok, başka yok.
Tutanakları inceleyin; bakınız. Millet, sizi, buraya, hatibe laf atmak için
göndermedi ki. Bu kürsüden varsa bir bilgi birikiminiz, dağarcığınızda bir
şeyler varsa, Meclis çalışmalarına bir katkı yapmak istiyorsanız, geliniz,
buradan söyleyiniz sayın milletvekilleri.
Değerli milletvekilleri,
bakınız, bugünkü Danışma Kurulu önerisi, bir İçtüzük değişikliğiyle ilgili;
İçtüzük değişikliği 91 inci maddeyle ilgili. Bununla ilgili, daha önce, iki kez
-İçtüzüğün 91 inci maddesiyle ilgili- Türkiye Büyük Millet Meclisi karar almış;
almış olduğu o iki karar da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş. En son
Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği karar -29.4.2003 günü; yani, bu yasama
döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen bir karar üzerine,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Anayasa Mahkemesine gitmiş- temel kanunla ilgili
bir İçtüzük değişikliği. Anayasa Mahkemesi, bu yapılan değişikliği Anayasaya
aykırı bulmuş; Anayasaya aykırı bulması nedeniyle, oybirliğiyle yürütmenin
durdurulması ve iptali kararı vermiş. Bu Meclisin kabul ettiği bir İçtüzük
değişikliği, temel kanunla ilgili; Anayasa Mahkemesi bununla ilgili yürütmeyi
durdurma kararı veriyor ve iptal kararı veriyor ve yine, daha önceki
dönemlerde, aynı İçtüzük değişikliğiyle ilgili bir husus Türkiye Büyük Millet
Meclisince kabul edilmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen bu
İçtüzük değişikliği de, yine Anayasa Mahkemesi tarafından, 7.2.2001 tarihinde,
oy birliğiyle iptal edilmiş. Yani, bugün Danışma Kurulu önerisi olarak
getirilen husus, iki kez bu Meclisten geçmiş, iki kez de Anayasa Mahkemesinden
geri dönmüş. Şimdi, biz, Anayasa Mahkemesiyle kavga içerisinde olmaya devam
etmek için, bugün, yeniden, bir İçtüzük değişikliği getiriyoruz, aynı mealde,
aynı manada, aşağı yukarı aynı özellikleri taşıyan bir İçtüzük değişikliği.
Şimdi, geçmişte, iki tane
örnek önümüzde dururken, bugün, Meclisin bu kadar sıkışık bir anında böyle bir
İçtüzük değişikliğini getirmenin hangi akla hizmet ettiğinin buradan
açıklanması lazım. Çok açık ve net iki tane örnek karar varken, üçüncüsünü
Anayasa Mahkemesinin önüne götürmenin ne anlamı olabilir, ne faydası olabilir,
Meclise ne katkısı olabilir?
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Bilmediğin şeyler var.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Bakınız, sayın milletvekilleri, bununla ilgili çok enteresan bir ifade size
okuyacağım.
Bu İçtüzük değişikliğiyle
ilgili olarak 26.1.2001 tarihinde -dikkatinizi çekmek istiyorum- Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulunda bu husus görüşülürken, şu anda Meclis Başkanı
olan Sayın Bülent Arınç, dikkatinizi çekmek istiyorum, şu andaki Meclis Başkanı
Sayın Bülent Arınç, bu İçtüzük değişikliğiyle ilgili olarak, bakınız, Meclis
kürsüsünden neler söylüyor: "Bu teklifte hâkim olan unsur ifrat ve tefrit
arasında bocalamaktır. Değerli arkadaşlarım, ben, kendi şahsım adına böyle bir
zillete tahammül edemem."
Şu anda bu kürsüde
oturması gereken Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Bülent Arınç,
İçtüzük değişikliğiyle ilgili olarak "böyle bir zillete tahammül
edemem" diyor, bunu bir zillet olarak görüyor. Bunu gören Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanımız ve devam ediyor: "Vicdanlarınızı sesleniyorum:
Böyle bir ayıptan Türkiye Büyük Millet Meclisini kurtarın."
Ben, bunları okuduktan
sonra, söyleyecek daha fazla bir şeyim kalmadı ki. Bunu bir ayıp olarak görüyor
şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bu İçtüzük değişikliğiyle
"zillete tahammül edemem" diyor. Buradaki milletvekillerine
"vicdanlarınıza sesleniyorum" diyor, vicdanlarına hitap ediyor.
Şimdi, iki tane Anayasa
Mahkemesi kararı, iptal kararı önümüzde duracak ve biz, bunun üzerine, bu iptal
kararları üzerine, Bülent Arınç'ın bu kadar ağır sözlerinden sonra, geleceğiz,
burada, İçtüzük değişikliğiyle ilgili bir teklif vereceğiz!
Değerli milletvekilleri,
Meclisi çalıştırmak istiyorsanız, biz buradayız. Geliniz, kapatmayalım Meclisi,
kapatmayalım; onbeş gün daha, yirmi gün daha, hangi kanunların geçmesi
gerekiyorsa, geliniz, burada tartışalım, görüşelim, konuşalım, kanunlaştıralım.
Ancak, bir temel kanun esprisi içerisinde, çerçevesi içerisinde, iptal
edileceğini bile bile böyle bir teklifle Millet Meclisinin huzuruna gelmenizi
anlamak mümkün değil.
Değerli milletvekilleri,
bir de bu "temel kanun" ne olduğu da belli değil. Geçen sefer, bu,
Mecliste tartışıldı; Sayın Burhan Kuzu o zaman dedi ki…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Sayın Başkan, 5 dakika müsaade et.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Sayın Burhan Kuzu dedi ki o görüşmelerde: Bu temel kanunun dünya üzerinde
tanımlanmış bir ifadesi yok; kimilerine göre uzun kanun temel kanundur. Geçen
sefer, 40 maddeyi aşan kanunlar temel kanunlar sayılır...
Değerli milletvekilleri,
şimdi, biz, temel kanunu kabul etsek ve biraz sonra getireceğiniz o Bankacılık
Yasa Tasarısının bölümler halinde görüşülmesi kabul edilse ve o şekilde
uygulanmaya başlansa, ben, şimdi soruyorum: 15 maddeden ibaret olan bir bölümle
ilgili, milletvekili olarak, benim o bölüm içerisindeki herhangi bir 2, 3, 4
maddeyle ilgili olumsuz görüşüm varsa, o konuları kabul etmiyorsam, reddedeceksem,
beni hangi hak ve yetkiyle o bölümle ilgili tek oy kullanmaya mecbur
ediyorsunuz?! O 15 maddelik bölüm içerisinde, sizlerin de kabul etmeyeceği,
tasvip etmeyeceği maddeler olabilir. Bu, milletvekillerinin iradesinin üzerine
ipotek koymaktır; milletvekillerinin hür iradesiyle her madde üzerindeki
görüşlerini açıklamanın önünde açıkça bir engeldir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
teşekkürünüzü alabilir miyim.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla)
- Değerli milletvekilleri, ben, bu düşüncelerle, Danışma Kurulu önerisi için
teklif edilen AK Parti önerisinin aleyhinde olduğumu ifade ediyor, Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kandoğan.
Önerinin lehinde, Adana
Milletvekili Recep Garip; buyurun.
RECEP GARİP (Adana) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; dün de, grupların
toplantısında, bugünkü Danışma Kurulu toplantısında yapılan anlaşma tam
sağlanamadığı için, tekrar, yeniden bir gündem görüşmesi yapıyoruz.
Elbette ki, Danışma
Kurulu önerileri, uygun görüldüğünde yapılmaktadır; yani, uygun birtakım
değişiklikler, düzenlemeler ihtiyaç haline geldiğinde, mutlak surette, Danışma
Kurulu, kendi içerisinde toplanır ve bu önerilerini hazırlar. Dolayısıyla,
bunların çok doğal ve çok normal olduğunu düşünmekteyim. İktidar da, muhalefet
de gündeme hâkimdir, kendi gündemlerini bilmektedir. Türkiye'nin gündeminde
neler varsa, bunları, çok iyi takip ettiğimizi düşünmekteyim. Benden önceki
konuşmacının bu ifadelerine de katılmadığımı, eğer, bir zafiyet varsa,
kendilerinde aramaları gerektiğini, hassaten belirtmek istiyorum.
ATİLLA KART (Konya) - Hiç
yakışmıyor!
RECEP GARİP (Devamla) -
Çok konuşarak çok şeyler yapılmaz…
ATİLLA KART (Konya) - Hiç
mi sıkılmıyorsun?!
RECEP GARİP (Devamla) -
Çok konuşarak çok şeyler yapılmaz; doğru şeyler konuşmak lazım, doğru şeyler
söylemek lazım.
ATİLLA KART (Konya) - Hiç
utanma duygusu yok mu?!
RECEP GARİP (Devamla) -
Biraz sonra, çıkar ve konuşursunuz; müsaade ederseniz, ifadelerimi tamamlamak
istiyorum.
ATİLLA KART (Konya) -
Yüzünüz kızarmıyor mu bu konuşmayla?!
RECEP GARİP (Devamla) -
Müsaade edin… Doğru şeyler söylemek için gayret ediyoruz.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Kurban olayım sana!..
RECEP GARİP (Devamla) -
Bu ülkenin, Anadolu'nun yüreğini sağlamlaştırmak için, önümüzdeki engelleri,
sıkıntıları kaldırmak için uğraşıyoruz. Dolayısıyla…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Helal olsun sana!
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekilleri…
Buyurun Sayın Garip…
RECEP GARİP (Devamla) -
Doğru şeyler…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Getirin, tek oylamayla yapalım!
MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) -
Niye müdahale ediyorsun?
RECEP GARİP (Devamla) -
Doğru şeyler söylemek için burada bulunuyoruz.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Niye etmeyeyim?! Sen ediyorsun; ben de ederim..
BAŞKAN - Sayın Uzdil…
Sayın Garip, buyurun.
RECEP GARİP (Devamla) -
Müsaade edin arkadaşlar.
MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) -
Müdahale etme…
RECEP GARİP (Devamla) -
Müsaade edin.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Niye etmeyecekmişim?! Sen misin buranın külhanbeyi?!
RECEP GARİP (Devamla) -
Müsaade edin.
BAŞKAN - Devam ediniz konuşmanıza…
Sayın Ataş…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Burada Başkan var; sana ne oluyor?!
RECEP GARİP (Devamla) -
Değerli arkadaşlar… Değerli arkadaşlar…
BAŞKAN - Sayın Garip,
buyurun efendim.
RECEP GARİP (Devamla) -
Osmaniyeli hemşerim susmayı da bilir; teşekkür ediyorum kendisine.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Gerekirse biliriz… Gerekirse biliriz…
RECEP GARİP (Devamla) -
Ben, çok konuşarak doğru şeyler yaptığımız düşünmüyorum…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Sen beynindekileri söyle!
RECEP GARİP (Devamla) -
Belki susarak, belki az konuşarak çok daha erdemli, çok daha vasıflı, çok daha
güzel şeyler yapabileceğimizi belirtmek istiyorum.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Sen beynindekileri söyle, inançlarını anlat!
RECEP GARİP (Devamla) -
Dolayısıyla, İçtüzük…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Sen öğretmensin, sen şairsin...
BAŞKAN - Sayın Uzdil,
lütfen…
RECEP GARİP (Devamla) -
Lütfen, müdahale etmeyin; çıkarsınız,
burada konuşursunuz.
BAŞKAN - Sayın Garip,
buyurun.
Sayın Garip, Genel Kurula
hitap ediniz.
RECEP GARİP (Devamla) -
Burada konuşman gereken zamanda konuş!
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
...sen inançlarını anlat!..
BAŞKAN - Sayın Uzdil…
RECEP GARİP (Devamla) -
Sen bu zamana kadar konuştun ve ben müdahale etmedim. Şimdi ben konuşuyorum ve
dinleyeceksiniz beni.
BAŞKAN - Sayın Garip,
Genel Kurula hitap ediniz.
Buyurun.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) -
Dinliyoruz, laf da atıyoruz.
RECEP GARİP (Devamla) -
161 sıra sayıda İçtüzük değişikliği var. Elbette ki buna ihtiyaç duyuyoruz.
969 sıra sayılı,
özürlüler kanunu birazdan gelecek. Elbette ki, Türkiye'nin kanayan bir yarası,
dünyanın kanayan bir yarasıdır. Özürlü kardeşlerimiz, mutlak surette bizden
birisidir ve bizim gibi bir bedene sahiptir, anlayışa sahiptir. Onların yasal
düzenlemeleri konusunda, mutlak surette, bu kanunların düzeltilmesi,
hazırlanması, onların istekleri doğrultusunda modern bir dünyaya kazandırılması
gerekiyor. Bunun için de, özürlüler kanunu birazdan gelecek.
Yine, sırada, devam eden
930 sıra sayılı, Millî Eğitim Bakanlığı teşkilat ve görevleri hakkında birtakım
düzenlemeler gerekiyor. Bunlar da gelecek.
Yine, 920 sıra sayılı,
kalkınma ajansları konusunda kanun tasarısı var. Bunlar da mutlak surette
görüşülmeye gelecek ve 943 sıra sayılı, bazı kanunlarda değişiklik yapılması
gerekiyor.
Değerli dostlar, bu
çalışma performansı ikibuçuk yıldan bu yana devam ediyor; yani, biz, geceli
gündüzlü çalışmaya devam ettik. Elbette ki, çalışmamız gerektiği zaman da,
cuma, cumartesi, pazar günleri de çalıştık, hep beraber çalıştık ve çalışmaya
devam ediyoruz. Gerekirse, yaz tatili konusunda, daha az tatil yaparak, mutlak
surette, bu ülkenin menfaatına gerekli olan çalışmaların yapılması için gerekli
olan düzenlemeler yapılacak ve biz, bu fedakârlıkları yapmaya devam edeceğiz.
Bu noktada, özellikle
Grubumun getirmiş olduğu Grup önerisi konusunda lehte oy kullanacağımı
belirtiyor, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Garip.
Önerinin aleyhinde,
Ankara Milletvekili Oya Araslı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
OYA ARASLI (Ankara) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum; söz
konusu Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi aleyhinde söz almış
bulunuyorum.
Bu
önerinin karşısındayım; çünkü, bu öneri de uzun zamandan beri yaşamakta
olduğumuz düzensizliğe yeni bir katkı yapmaktadır. Ben sabahleyin evden
çıktığım zaman, öğleden sonra Yasama Meclisinde ne görüşeceğimizi bilmiyorum.
Bir gün önce de bilmiyorum. Birileri bana sorduğu zaman "bilmiyorum"
sözünü telaffuz etmekten de fevkalade sıkılıyorum ve sıkıntılıyım. Bilmiyorum,
sizleri bu rahatsız etmiyor mu?!
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) -
Hayır.
OYA ARASLI (Devamla)-Beni
rahatsız ediyor; çünkü, ben çağdaş, düzenli çalışma alışkanlığından gelen bir
insanım. Böyle derbederliklere tahammülüm yok. Bir konu tartışılırken katkı
verebilmek için hazırlık yapmak ihtiyacını duyuyorum. Benim alışkanlığıma göre
suskunluk, bir katkı anlamını taşımıyor. Benim anlayışıma göre, burada bir yasa
konuşulurken sadece parmak kaldırmak, ne görüşüldüğünü bilmeden, arkadaşlarım
öyle kaldırıyor diye parmak kaldırmak, benim açımdan bir katkı anlamını
taşımıyor ve öyle zannediyorum ki, benim değerlerim, burada ifade ettiğim
değerler, benim değerlerim olduğu için değil, ama çağdaş çalışma düzeni bu
değerlere uyulmasını gerekli kıldığı için değerli. Niçin böyle derbeder bir
çalışma düzenine kendimizi teslim ediyoruz?!
Zaman zaman, Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubundan arkadaşlarımızın, muhalefetin katkısına,
milletvekillerinin katkısına çok büyük bir önem verdiklerini söylediklerini
duyuyoruz. Bu nasıl bir katkı olacak değerli arkadaşlar?! Eğer, ben, bugün
hangi yasayı görüşeceğimi bilmiyorsam, en azından o yasayla ilgili, kuşkusuz
hepimizin gündemdeki yasalarla ilgili bir bilgisi var, olması gerekiyor; ama,
en azından o bilgileri tazelemek için, ne görüşeceğimi bir gün önceden bilmeye
ihtiyacım var. Sizler bu ihtiyacı nasıl duymuyorsunuz ve böyle bir düzensizlik
düzenini nasıl içinize sığdırabiliyorsunuz, sindirebiliyorsunuz, anlamakta çok
ciddî sıkıntı çekiyorum.
Demokrasi, katılımla
ayakta durur. Bizim Anayasamızda yazılı olan demokrasi, katılımcı bir
demokrasidir. Yani, yalnız, çoğunluğu oluşturanların iradesi doğrultusunda
değil; ama, onların karşısındaki azınlığın da görüşlerine değer veren, onlardan
esinlenen, onların da yönetime katkıda bulunmasına imkân veren katılımcı bir
demokrasi anlayışı. Bu katılımı, bu düzen çerçevesinde nasıl sağlayabiliriz,
ben bilemiyorum. Eğer sağlanan size yeterli görünüyorsa, ona diyebilecek hiçbir
şeyim yok; ama, bana yeterli görünmüyor. Özellikle bir muhalefet milletvekili
olarak, bu yapılan girişimleri, muhalefetin sesini kesmek, katkısını önlemek
girişimleri olarak adlandırmaktan kendimi alamıyorum.
Arkadaşlar, bir İçtüzük
değişikliğinin burada görüşülmesine öncelik veriliyor. Acaba, öncelikli konumuz
bu mu? Yani, daha dün, 46 maddelik bir kanun teklifini kabul etti bu Meclis.
Daha önceki hafta, yine, böyle bir, çok maddeli, uzun bir kanun tasarısını,
benzer teklifleri kabul etti, bir sıkıntı görmedik görüşülürken. Herkes
görüşlerini güzel güzel açıkladı, ifade etti, katkısını vermeye çalıştı. Acaba,
bu mu rahatsızlık uyandırıyor? Çünkü, bu Meclisin, uzun yasaları görüşememe
gibi bir sıkıntısı yok. Biz, 400 maddeye yakın Türk Ceza Kanununu, bu çatının
altında birlikte görüştük, kabul ettik, hiç de bir sıkıntı olmadı; yani, şimdi,
niye 40 maddelik kanun tasarı ve tekliflerini görüşmekte herhangi bir
sıkıntımız olsun? Bırakın konuşalım; bütün milletvekilleri -iktidardan ve
muhalefetten- görüşlerini rahatça açıklasınlar, tartışsınlar. Demokrasi bu
demek değerli arkadaşlar, ifade etmek demek.
Siz, bu içtüzük
değişikliği önerisiyle, milletvekilinin ifade özgürlüğünü ve görevini yerine
getirme imkânlarını sınırlandırıyorsunuz, suskun bir demokrasiye kapıyı
açıyorsunuz. Genel Başkanınız ve Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı, ifade
özgürlüğünün ne kadar önemli olduğunu, yeri gelen her yerde, her alanda
tekrarlıyor, söylüyor. O ifade özgürlüğü, elbette ki Sayın Recep Tayyip
Erdoğan'a lazım; ama, en az onun kadar, bu çatı altında görev yapanlara da
lazım, hatta daha fazla lazım; çünkü, biz, burada, bu görüşleri ifade etmek
için toplumumuzdan vekâlet almış insanlar olarak görev yapıyoruz. Buna o kadar
önem veriliyor ki, her dilediğimizi ifade edebilelim rahatça diye, bize kürsü
dokunulmazlığı sağlanmış. Siz, bunu sınırlandırmaya, ifade imkânını ortadan
kaldırmaya çalışıyorsunuz ve bunu, öncelikli bir biçimde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemine taşımaya çalışıyorsunuz.
Bu olanları anlayabilmek
mümkün değil. Öncelikli sorunumuz bu mu?! Uzun yasaları, etraflı hükümleri
getiren yasaları görüşmekte herhangi bir sıkıntıya mı uğradık; yok. Yoksa, o
zaman, bunun açıklaması nedir? Bir kolaycılığa mı kaçmak istiyoruz bir an önce
tatile gitmek için; yoksa, muhalefetin IMF siparişi yasalar karşısındaki
görüşlerini ifade etmesini önlemek isteyenler mi var aramızda; bunların
ifadesinden çekinen, gocunanlar mı var? Yani, bu getirilen teklifin, önümüze
konulan teklifin izahı ancak bunlar olabilir; çünkü, yasama görevinin yerine
getirilmesinde, milletvekilinin görüşünü açıklama imkânı bakımından tasarruf
diye bir şey yoktur. Her alanda zamandan tasarruf edebilirsiniz; ama,
milletvekilinin görüşünü açıklama imkânından tasarruf yapmaya kalkıştığınız
zaman, demokrasiyi özünden zedelersiniz.
Bunu, bugün, burada, ben
söylemiyorum; içinizde bulunan, şu sıralarda zaman zaman oturan çok değerli
arkadaşlarım söylemişler. Buna benzer düzenlemeler geldiğinde, Anayasa
Mahkemesine açtıkları iptal davalarında söylemişler "bu bir zuldür"
demişler "buna alet olmayın, bu utancı taşımayın" demişler "bu,
demokrasiyi öldürmek demektir" demişler. Bu laflar daha yere bile düşmedi;
söylendi, sarf edildi ve havada asılı. Herkes bunları hatırlıyor. O değerli
arkadaşlarım, bu öneri burada görüşülürken ne yapıyorlar bilmiyorum. Yapılacak
bir tek şey var; acı acı, ne hallere düştük diye düşünmek. Öyle düşünüyorum
ben. İçinizdeki arkadaşlar, bunlara karşı oldular bir zamanlar, bu
düzenlemelere. Ne değişti aradan geçen günlerde?! "Değişime uğradık"
deniliyor bazen. Değişim bu doğrultuda ise, vay geldi değişenlerin haline,
başına! Değişim, çünkü, olumlu doğrultuda olursa bir anlam ifade eder; ama,
demokrasi anlayışında geriye gitme anlamında değişim, çok kötü şeyler ifade
eder, olumsuzluklar ifade eder.
Ben, onun için, getirilen
bu öneriyi anlamakta güçlük çekiyorum. Daha önemli çok konumuz var.
Milletvekilinin dokunulmazlıklarının sınırlandırılması için bir girişimi
öncelikle görüşebilirdik. Yabancılara mülk edinmeyi düzenleyen kanun, Anayasa
Mahkemesi tarafından iptal edildi; ama, alanı düzenleyen başka bir hüküm
olmadığı için bir süre yürürlükte bırakıldı. O süre temmuz ayı içerisinde
doluyor. O süre dolduğu zaman, yabancıların mülk edinmesini sınırlayacak hiçbir
hüküm kalmayacak hukuk düzenimizde. Getirsenize, niye bekliyorsunuz?! Öncelikli
olması gereken bunlar. Bunları da getirin, görüşelim, dediklerinizi de getirin;
ama, gerçekten görüşelim.
Bakınız, Anayasa
Mahkemesi eski tarihli bir kararında diyor ki: "Görüşme, madde üzerinde
görüşmekle mümkündür. Eğer madde üzerinde görüşme yapılmıyorsa, bunun adı
görüşme değildir." Siz, sadece, benzer düzenlemeler hakkında Anayasa
Mahkemesinin vermiş olduğu iki kararı gözden geçirmişsiniz, ona uygun birtakım
düzenlemeler yapıp sakıncaları ortadan kaldırmaya çalışmışsınız -olmamış ya-
ama, bu kararı da unutmuşsunuz o düzenlemeleri yaparken.
Bu nedenle, böyle bir
öneriye katkı vermek, bence, demokrasiyi, demokrasinin beşiği olan yasama
organında boğmak anlamını taşıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Araslı,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
OYA ARASLI (Devamla) - Bu
nedenle, böyle bir öneriye katkı vermek mümkün değil. Böyle bir öneriyi olumlu
karşılamak mümkün değil. Unutmayınız, parlamento sözünün kökeninde konuşma var.
Biz, konuşmak için burada varız. Ülkenin sorunlarını dile getirmek, vatandaşın
sesini duyurmak ve vatandaşın sorunlarını çözmek için, önerilerde bulunmak için
buradayız, suskun bir demokrasi yaratmak için değil. Eğer suskun bir demokrasi
yaratmak istiyorsanız yolunuz açık olsun, biz buna katkı vermeyiz; ama, suskun
demokrasi yaratmış olmanın ayıbını da ömrünüz boyunca alnınızda ve sırtınızda
taşıyacaksınız ve tarihin sayfalarında, bu, silinmez izler bırakacak.
Saygılar sunarım. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Araslı.
Önerinin lehinde, Bursa
Milletvekili Sayın Faruk Çelik; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Danışma Kurulu önerimizin
lehinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Danışma Kurulu önerimizin
özünü teşkil eden, bugün, İçtüzükte temel kanun düzenlemesi getiriliyor. Ana
konu bu ve birazdan, oylarınızla, inşallah, bu konuya geçmiş olacağız ve temel
kanun düzenlemesini gerçekleştireceğiz.
Değerli arkadaşlar,
benden önce söz alan değerli konuşmacılar önemli şeylere temas ettiler. Sayın
Araslı, milletvekili ifade özgürlüğünün kısıtlandığından bahsettiler,
muhalefetin sesini kesmekten bahsettiler. Bunları, milletimiz de, biz de,
milletvekilleri de, özellikle son bir hafta açısından bakacak olursak,
sözlerin, ifade özgürlüğünün kısıtlanıp kısıtlanmadığına vicdanlarımız en doğru
kararı vereceklerdir.
Burada, hâkimler ve
savcılarla ilgili bir yasal düzenlemeyi gerçekleştirdik. Hayatımda duymadığım
hikâyeleri, yargı kesimiyle ilgili fıkraları ve hiç konuyla alakası olmayan
meseleleri, muhalefet mensubu arkadaşlarımız bu kürsüye taşıdılar. Bunun,
milletin zamanını, Meclisin imkânlarını olumlu bir istikamette kullanma mı,
istismar etme mi, ne şekilde kullandığımızın kararını, elbette, vicdanlarımız
bize sesleniyor, bize ifade ediyor.
Kaldı ki, tüm yasal
düzenlemelerin bir komisyon safhası var. Komisyonlarda enine boyuna meseleler
tartışılıyor. Parti gruplarının ve milletvekili arkadaşlarımızın görüşleri,
yasama faaliyetinde, çeşitli safhalarda çok net bir şekilde kullanılıyor, Genel
Kurul safhası da dahil olmak üzere; ama, bir muhalefet milletvekili ifadesiyle,
bunları kabul ettiğimizi ifade etmek istiyorum.
Bir diğer arkadaşımız,
burada "Anayasa Mahkemesiyle kavga mı etmek istiyorsunuz" gibi bir
ifadeyi kullandılar. Bunu da bilgi eksikliğine hamlediyorum; bilgi
eksikliğinden kaynaklanan bir ifadedir. Ne olduğunu, ne geldiğini, ne yapılmak
istendiğini ölçüp biçmeden, konuşmak için bir konuşma anlayışı, maalesef, bu
kürsüde sık sık gerçekleşiyor. Ben, arkadaşların, konuyu, ne yapılmak istendiği
konusunu sağlıklı bir şekilde ölçüp tarttıktan sonra burada konuşmalarının daha
sağlıklı ve doğru olacağı kanaatindeyim.
Bir diğer konu da,
Cumhuriyet Halk Partisinin biraz önce olağanüstü Grup toplantısında… Çok kısa
bir bölümünü izleme imkânım oldu. Ben, bütün samimiyetimle bir konuyu ifade
etmek istiyorum. Burada ne tür bir çalışma yapmaya kalksak, cumhuriyetin
kazanımları elden gidiyor. Ne gibi bir adım atsak, yine cumhuriyetin
kazanımlarıyla ilgili çeşitli tehditlerden, tehlikelerden bahsediliyor.
Arkadaşlar, unutmayalım,
Türkiye Cumhuriyetinin rejiminin, sisteminin bekçisi ben, sen, o, biz, onlar
değil, yetmiş milyon insan bu cumhuriyetin bekçisidir (AK Parti sıralarından
alkışlar) ve ne olur…
ATİLA EMEK (Antalya) -
Size rağmen!
FARUK ÇELİK (Devamla) -
…şunu bütün samimiyetimle yine burada ifade ediyorum: Din konusu gibi,
cumhuriyet konusu gibi, bayrak konusu gibi, demokrasi konusu gibi konuların
şampiyonluğuna soyunmayalım. Bunlar, bizim vazgeçemeyeceğimiz ortak
değerlerimizdir. Bu kazanımlar, çok zor ve çetin şartlar neticesinde kazanılmış
kazanımlardır. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Onun
için, kim, hangisini istismar ediyorsa, tümüne karşı olmak kaydıyla ifade
ediyorum. Yani, benim laikliğe bir adım uzak olmamı, benim cumhuriyete bir adım
uzak olmamı, bir başkasının dine bir adım uzak olmasını nasıl tavsif
edebiliriz, nasıl böyle bir sınırlama getirebiliriz?! Bu, millete yapılabilecek
olan en büyük haksızlıktır.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Başbakan söyledi, Başbakan!
FARUK ÇELİK (Devamla) -
Onun için, bu konulardaki hassasiyetimizi elbirliğiyle sürdürmemizin önemini
bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Değerli arkadaşlar,
gündeme taşıdığımız içtüzük değişikliğiyle ilgili olarak birkaç şeyi ifade
etmek istiyorum. İçtüzükte temel kanun düzenlemesi 1996 yılında verilen bir
teklifle gerçekleştirilmiştir. 1996 yılındaki bu teklifte, az önce burada
konuşan değerli hocamız Sayın Oya Araslı'nın da imzası vardır. Onların
teklifiyle burada görüşülmüş ve İçtüzükteki temel kanun düzenlemesi kabul
edilmiştir. 2001 yılına kadar bu düzenleme devam etmiştir. 2001 yılına kadar,
yalnız Türkiye'de değil, dünyanın birçok ülkesinde de buna benzer düzenlemeler
gerçekleştirilmiştir veya mevcut uygulamalar vardır. 2001 yılında, kısmî bir
değişiklik yapılıyor İçtüzük 91'de. Nedir o; Danışma Kurulunda oybirliği şartı
varken, oybirliği şartına ilave olarak, grup önerisi olarak da getirilebileceği
şartı getiriliyor; daha sonra, Anayasa Mahkemesine gidiliyor; Anayasa
Mahkemesi, bu İçtüzük 91'i iptal ediyor. Gerekçe nedir; "temel kanun
nedir, bunun tanımı yok." Açık bir şekilde, Anayasa Mahkemesi bunu ifade
ediyor. "Tanımı yok bu temel kanunun, bunun tanımının yapılması lazım.
Özel görüşmenin nasıl yapılacağıyla ilgili bir belirsizlik var" diyor
Anayasa Mahkemesi ve bu gerekçelerden dolayı bunu iptal ediyor.
2003 yılında, bizim bir
teklifimiz var. Bu teklif üzerinde konuşmalar yapılıyor ve o konuşmalarda,
yine, Sayın Araslı'nın güzel cümleleri var; "kuşkusuz, tüm parlamentolu
rejimlerde, kapsamlı yasa tasarı ve tekliflerinin görüşülmesinde bütünlüğü
korumak ve sürati sağlamak için birtakım özel görüşme yöntemlerine ihtiyaç
duyulmaktadır; ancak, çağdaş, demokratik bir rejimde bütünlüğü korumanın ve
sürati sağlamanın yolunun keyfîliğe ve belirsizliğe kapıyı açmamak, muhalefeti
çoğunluğa ezdirmemek" gibi, devam eden ifadeleri vardır. Yani, İçtüzükte
böyle bir düzenlemenin yapılabileceğini, Sayın Araslı bu ifadelerinde
kullanıyor. Ayrıca, 2003 yılındaki iptalde, Anayasa Mahkemesi de gerekçesinde
şunu ifade ediyor: "Bu tür kapsamlı yasal düzenlemelere ilişkin tasarı ve
tekliflerin madde sayılarının fazlalığı nedeniyle, Genel Kurul çalışmalarının
aksamadan yürütülebilmesi için, özel görüşme ve oylama usulüne bağlı
tutulmalarına gerek duyulabilir." Anayasa Mahkemesi, gerekçeli kararında
da bunu net bir şekilde ifade etmektedir. Yani, böyle bir düzenlemenin
yapılabileceği, genel gerekçede, iptal gerekçesinde zikredilmiştir.
Şimdi biz ne yapıyoruz;
içtüzük değişikliğini getirmekle cumhuriyetin kazanımlarını ortadan
kaldırıyorsak, 1996'da bunu getirenler de, cumhuriyetin kazanımlarını ortadan
kaldırmak için mi getirdiler?!
OYA ARASLI (Ankara) - Ne
alakası var?!. Saptırıyorsun!..
ATİLLA KART (Konya) -
Demagoji yapıyorsun. Demagojiden başka bir şey değil söylediklerin.
FARUK ÇELİK (Devamla) -
Bakınız, böyle bir mantık olamaz. Buradaki yasal düzenlemelerin hangi
prosedürde, hangi çerçevede yürüyeceğini hepimiz çok iyi biliyoruz.
Değerli arkadaşlar,
şimdi, biz, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerini önümüze koyduk; fakat,
2003 yılında iptal edildikten sonra, teklifi verdiğimizde henüz Anayasa
Mahkemesinin genel gerekçesi yayımlanmamıştı; yayımlanmadığı için, bu teklifi
beklettik; o gerekçe ortaya çıksın, gerekçede ne emrediliyor, onu bilelim, onu
görelim dedik; çünkü, bildiğiniz gibi, Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır
ve aldık, o gerekçeye uygun bir düzenlemeyi biz şimdi Yüce Heyetin karşısına
getiriyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çelik,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
FARUK ÇELİK (Devamla) -
Nedir getirdiğimiz; "temel kanun tanımı bugüne kadarki düzenlemelerde
yapılamamıştır" diyor. Şimdi getirdiğimiz düzenlemede "temel
kanun" tanımı getiriyoruz; birincisi bu.
İkincisi, maddelerin ayrı
ayrı oylanması kuralıyla ilgili, gerekçede net ifade vardı. Şimdi, maddelerin
ayrı yarı oylanması kuralını da getiriyoruz yeni düzenlemede.
Her maddeye iki önerge
kuralını getiriyoruz; yani, önerge verilebiliyor her madde için ve soru-cevap
için de, her bölümde 15 dakikalık soru-cevap bölümü ihdas edilecek.
Dolayısıyla, Anayasa
Mahkemesinin gerekçeli kararında gayet net bir şekilde ifade edilen mahzurları
ortadan kaldıran bir düzenlemeyi huzurlarınıza getirmiş bulunuyoruz. Burada, ne
milletvekilinin ifade özgürlüğünü kısıtlayacak…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
OYA ARASLI (Ankara) -
Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Çelik,
teşekkürünüzü alabilir miyim
Buyurun.
FARUK ÇELİK (Devamla) -…
ne de farklı yorumları gerektirecek bir durumun, söz konusu olmadığını ifade
ediyorum.
Grup önerimize
desteğinizi bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Çelik.
OYA ARASLI (Ankara) -
Sayın Başkan, sözlerime anlamı dışında anlamlar yükleyip naklettikleri için,
söz istiyorum.
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Sayın Başkan, benim ifadem Sayın Araslı'yla ilgili değil, Sayın Baykal'ın bugün
grup toplantısında… (CHP sıralarından gürültüler)
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU
(Antalya) - Başkan değerlendirir söylemenize gerek yok.
FARUK ÇELİK (Bursa) -
Hayır efendim…
BAŞKAN - Sayın Çelik…
Sayın Çelik… Sayın Başkan, yerinize oturursanız…
Sayın Araslı'nın
talebiyle ilgili olan hususları, tutanakları getirteceğim, inceleyeceğim ve
birleşim içinde gerekirse konuşma hakkını vereceğim.
Sayın milletvekilleri,
öneri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Öneriyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.
Gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına
geçiyoruz.
V. -KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
1.-
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu
Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 1 inci sırada
yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu
gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
2 nci sıraya alınan,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih
Kapusuz ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili
Sadullah Ergin ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın, Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa
Komisyonu Raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
2.- Adalet
ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz
ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah
Ergin ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu
Raporu (2/140) (S.Sayısı: 161) (x)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde
Başkanlık Temsilcisi?..
Yerinde
Komisyon raporu 161 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde,
AK Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Ankara Milletvekili Oya Araslı, şahısları adına Manisa
Milletvekili İsmail Bilen, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan ve Ankara Milletvekili Oya Araslı'nın söz talepleri
vardır.
İlk konuşmacı, AK Parti
Grubu adına İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu.
Sayın Kuzu, buyurun. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
BURHAN KUZU (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Bugünkü gündemimizin ilk
maddesinde, İçtüzüğün 91 inci maddesindeki değişiklik görüşülmektedir.
Bilindiği gibi, bu madde, yeni bir özel yasama yöntemi diyebileceğimiz, dünyada
örnekleri pek çok olan -birazdan da zikredeceğim bazılarını- bir düzenlemeyi
içeriyor.
Evvela söylemem gereken
husus, bu konunun Türkiye'de yeni olmadığı, daha önce de, 2001 yılında bunun
gündeme geldiği, aslında, 1996 yılında İçtüzük yapılırken orada da yer aldığını
belirtmek istiyorum. Biliyorsunuz, bu İçtüzük, 1973 tarihindeki İçtüzük
üzerinde yapılan bir değişiklikle gerçekleşmiştir.
Şimdi, tabiî, 1996'daki
durum, oybirliğiyle karar verilmesi durumunda -her iki grubun ya da grupların,
kaç grup varsa- anlaşmak suretiyle görüşme usulünü öngörüyordu. Bu da belki bir
aşamaydı; ama, belki bundan iktidarlar gerekli sonucu alamamış olsa gerek ki,
hızlandırma noktasında, ihtiyaca binaen, 2001 yılında, yani bizden önceki
hükümet döneminde bu konu tekrar gündeme geliyor ve yeni düzenlemede biraz daha
ileri gidilerek, anlaşma sağlanamazsa, bu sefer, 3/5 oy çoğunluğuyla Genel
Kurulun "acil yasama yöntemi" dediğimiz yola gidilebileceğini
öngörüyor. Anayasa Mahkemesine dava açılıyor o dönemde ve Anayasa Mahkemesi de,
birazdan üzerinde duracağımız bazı gerekçelerle, iptal ediyor.
Şimdi, tabiî, bizim
hükümet döneminde, yani, AK Parti İktidarı döneminde, yine, Parlamentoda -iki
parçalı olmasına rağmen- belki yasalaşma sürecindeki hızlandırma ya da çok
sayıda yasanın ve büyük çapta kanunların önümüze gelmesi sebebiyle böyle bir
yola gidilmesi tekrar gündeme geldi ve bilindiği gibi, 2003'te, bir madde
geçirdik biz bu konuda. Anayasa Mahkemesi bunu da oybirliğiyle iptal etti ve
biraz da acele iptal etti. Hatta, bir şeyin de altını çizeyim, daha önce
2001'de üç aylık bir geçiş dönemi öngörmesine rağmen, yani, üç ay daha iptal
ettiği hükmü yürürlükte tutmasına rağmen, bizim gönderdiğimiz o metni iptal
etti, süre de tanımadı. Böylece, tabiî, tamamen kesilmiş oldu.
(x) 161 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Şimdi, ortaya çıkan şu
ki, yasama organının çalışmasında elbette ki İçtüzük önemli bir metindir. Biz,
genellikle, bunu, akademisyenler olarak, İçtüzüğü, Meclisin anayasası olarak
isimlendiririz ve sessiz anayasa deriz. Hakikaten önemli metinlerdir. Elbette
ki, iktidar-muhalefet dengesinin mutlaka çok iyi gözetilmesi lazım. Bunda en
ufacık bir tereddüt yok.
Aslında, bütün bu
çalışmalar neticesinde, tartışma elbette ki çok uzun sürse, ille iyi kanun
çıkar diye bir kaide de yok; ama, yeteri kadar konuşulmasında, tabiî ki,
kanunların sağlıklı olması bakımından yarar var.
Şimdi, bugünkü
görüşeceğimiz metin -ayrıntısını birazdan söyleyeceğim ama, kısaca belirteyim-
şunu ifade ediyor: Önceki dönemde çıkan metinleri dikkate alarak ve Anayasa
Mahkemesi kararını da dikkate alarak tabiî -iki kararı var biliyorsunuz bu
konuda- yapılan, düzenlenen bir metinden ibaret.
Anayasa Mahkemesi, her
iki kararında da belki bazı farklı gerekçeler sunuyor ama, ana hatlarıyla madde
görüşülmesi üzerinde duruyor ve süreler konusunda mümkün olduğu kadar sınır
getirilmemesine dikkat çekiyor ve bir de, temel kanunun ne olduğunun
bilinmediğini söylüyor haklı olarak tabiî. Temel kanun, gerçekten, nedir diye
sorduğunuz zaman, bunun tanımını vermenin güçlüğü ortada. Dünyada bunun
tanımını vermiş elbette ki kitaplar da var ama, metin olarak bunları bulmak
zor. Onun yerine, yaklaşımlı tanımlar diyebileceğimiz, belki algılamayı ifade
eden birtakım tanımlar getiriliyor.
Bu metin yazıldığında,
hatırlarsanız, altı yedi ay önce, belki
daha çok oldu, bizim komisyondan geçtiğinde -Anayasa Komisyonundan- Anayasa
Mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararı vardı; ama, asıl, esas karar
yayımlanmamıştı.
Şimdi, o açıdan
zannediyorum bugünkü metin üzerinde değişiklik yapmak gerekecek; en azından
tanım konusunda biraz daha farklı bir yöntem uygulamak gerekecek. Anayasa
Mahkemesi bu konuda bir tanım vermiş, zannediyorum bu tanımı bugünkü metne de
koymamız gerekecek. O yüzden, elimizdeki bu görüştüğümüz metin üzerinde bir
değişiklik muhtemelen olması gerekir; tabiî, bu yönde önergeler gelirse, bunu
biz komisyon olarak değerlendireceğiz.
Şimdi, şunun da altını
çizelim, demin de gündeme geldi: Anayasa Mahkemesi, aslında kararlarında, bir
özel yasama yönteminin getirilmesinin Anayasaya aykırı olmadığını vurguluyor
prensip olarak; ama, tabiî, bunun çok iyi belirlenmesi gerektiğini, net
ifadeler kullanılması gerektiğini ve mümkün olduğu kadar iktidar-muhalefet
dengesinin gözetilmesi gerektiğini belirtiyor.
Bu çerçevede, bu
düzenlemenin zorluğu ortada; yani, ne kadar biz bunu net de yazsak, ne kadar
güzel de yazsak, tartışma götüreceği bir defa belli; ama, netice itibariyle,
zaten her yasada da bu tartışmaları yaşıyoruz, sade İçtüzük bakımından bu
değil, ama, hassas bir konu olduğunu da belirtmek istiyorum.
Şimdi, bizden önceki
hükümet döneminde, 2001'de bu konu gündeme geldiğinde, özellikle Avrupa Birliği
bağlamında ve IMF çerçevesinde büyük yasaların geçmesindeki zorluk sebebiyle
ihtiyaç duymuş o gün hükümet ve bu bağlamda Avrupa Birliği üyelik sürecindeki
yasaların kapsamlı olması neticesinde, bizde, bilindiği gibi, Medenî Kanun ve
Gümrük Yasası bu şekilde çıkarıldı; yani, özel yasama yöntemiyle çıkarılan iki
örnek yasa olarak gözüküyor.
Medenî Kanunla ilgili
baktığımız zaman, 10 bölüm halinde komisyondan geliyor, belirleniyor ve Genel
Kurulda 10 bölüm halinde, anlaşarak, tabiî ki, o günkü metne göre iktidar ve
muhalefet konuşuyor bunu ve komisyonlara ağırlık verilmiş. Evet, Genel Kurulda
o yasalar biraz çabuk geçmiş gözüküyor; ama, zaten, özel yasama yönteminin
özelliği, komisyonlarda bu tür yöntemin uygulanmamasıdır -bunun altını çizmek
istiyorum- yani, komisyonlarda özel yasama yöntemine geçemiyorsunuz. Orada
enine boyuna tartışmak gerekiyor. Zaten, uzmanlardan oluşan bir komisyon oluyor
bu görüşülen komisyon. Onlar, bir anlamda, komisyon bazında son şeklini verdiği
için, dışarıdan uzman çağırma imkânı da bulabiliyoruz o halde.
Mesela, Medenî Kanunun
komisyonda görüşülmesi -o günkü vekillerimiz vardır burada, hatırlarlar- çok
uzun sürdü; ama, Genel Kurulda görüşülmesi kısa sürdü. Zaten, özel yasama
yönteminin de hedefi, pişmiş halde buraya gelmesi ve burada, mümkün olduğu
kadar, zaman kaybetmeden, büyük yasaların görüşülmesine imkân sağlamaktır.
Şimdi, bu bağlamda
baktığımız zaman, Anayasa Mahkemesinin kararını da dikkate alarak, ben… Mesela,
bakın, 2001'de, o günkü hükümet bir şey daha getirmiş -bunu, Anayasa Mahkemesi
iptal etmiş- onu okuyayım; şöyle diyor: "Tasarı veya tekliflerin yürürlük
ve yürütme maddeleri ile yabancı devletlerle veya milletlerarası kuruluşlarla
yapılacak antlaşmaların onaylanmalarının uygun bulunduğuna ilişkin tasarıların
maddeleri üzerinde görüşme açılamaz ve önerge verilemez."
Şimdi, dikkat ederseniz,
burada milletlerarası antlaşmaların görüşülmesi ile yürürlük maddesiyle ilgili
özel bir düzenleme getirilmişti; bunu, Anayasa Mahkemesi iptal etti; bunların
üzerinde de, pekala, kanunlar gibi görüşme yapılması gerektiği o zaman
vurgulanmıştı.
Şimdi, bugünkü modele,
bizdeki modele geçmeden önce, ben, dünyadaki uygulamalardan biraz örnek vermek
istiyorum ve o çerçevede de bir şeyler yapmak istiyoruz.
Şimdi, bir defa şunu
belirtelim ki, Anayasa Mahkemesinin kararlarında vurguladığı hususlar şunlar:
"Yasa tasarıları ve teklifleri hakkında milletvekillerinin tatminkâr bir
şekilde bilgilenmesi ve bunun için yeterli tartışma olanağının sağlanması, yasa
tasarı ve tekliflerinin tümü ve maddelerinin görüşülmesi, yasa tasarıları ve
teklifleri hakkında tatminkâr sayıda önerge verme hakkının tanınması"
şeklinde devam ediyor. Yani, bunlara dikkat edilmek kayıt ve şartıyla, özel
yasama yönteminin olabileceğini Anayasa Mahkememiz kararında belirtmiştir.
Şimdi, dünyadaki
örneklere baktığımız zaman ne gibi uygulamalar var, müsaade ederseniz, biraz
bunun üzerinde duralım. Bir defa, bir grup ülkede bu hak çok geniş tanınmış;
yani, özel yasama yöntemi çok geniş olarak uygulanmış. Bu konuda, İrlanda,
İngiltere, Fransa, Yunanistan tipik örnektir.
İrlanda ve İngiltere'den
bir örnek vereyim size. Oradaki düzenlemede çalışma gününü 190 gün olarak
belirlemişler, 20 günde muhalefete bu hak tanınmış ve "170 gün de, hükümet
bu önergeleri verme konusunda ağırlıklı olarak yetkisini kullanır"
deniliyor; böyle bir yola gitmişler.
Mesela, Fransa ve
Yunanistan'da deniliyor ki: Genel kurul gündemi belirlenirken, yasama komisyonu
başkanı ile ilgili -kim ise onlar- ya da başkanları da bulunur. Böylece, sayı
çoğunluğunu iktidar lehine bozarak, kararın daha farklı çıkmasını sağlama
yoluna gidilmiş.
Portekiz'de de buna benzer
bir yöntem var.
Genellikle, özel yasama
yöntemlerinde şunlara dikkat ediliyor: Bir kanun tasarı veya teklifinin
komisyon aşaması atlanabiliyor bazı hallerde veya hızlandırılabiliyor. Bizde,
getirdiğimiz modelde böyle bir yol yok. Bir tasarı veya teklifin kabul edilmesi
için belli bir süre sınırı getirilebiliyor. Bir tasarı veya teklifin
görüşülmesinde yer alan birçok aşama bir güne sığdırılabiliyor. Acil işlerde
teklif veya tasarının ayrıntılarının önceden basılması, üyelere dağıtılması ve
duyurulmasına gerek olmayabiliyor. Gündemin oluşturulmasında acil işlere
öncelik verilebiliyor. Usul kurallarında daha hızlı görüşmeyi sağlayacak
düzenlemeler yapılabiliyor.
Şimdi, bunların
içerisinde, mesela, Avusturya, İzlanda, İsveç, İsviçre'de olan bir yönteme göre,
komisyonlar kanun teklifinde bulunabiliyor. Böylece, teklif aşaması önceden
kesilmiş oluyor; yani, hızlandırma bir de böyle sağlanabiliyor ve direkt,
komisyon, kendi verdiği önerge üzerinde görüşmeyi açıp devam edebiliyor.
Bu alanda İtalya tipik örnektir
ve İtalya, özel yasama yöntemi konusunda, gerçekten, belki en ileri ülkelerden
biridir.
Bu ülkelere baktığımız
zaman, normal yöntem dediğimiz, uyguladığımız, bizde de olan bir yöntem
uygulanıyor.
İkinci bir yasama
yönteminde, burada, meclisin bir kanadının görüştüğü bir teklif ya da tasarı
-iki meclis var orada, biliyorsunuz- ikinci meclise gitmiyor -her zaman değil,
bazı hallerde, eğer o şartlar tutuyorsa tabiî ki- bir komisyona gidiyor. İlgili
komisyon neyse ona gidiyor, ilgili komisyonda görüşülüyor -sanki ikinci
mecliste görüşülmüş gibi bir anlamda- böylece zamandan tasarruf ediliyor.
Tabiî, bunlarla alakalı hangi yasa olacağı da yine içtüzükte gösterilmiş
oluyor.
Şimdi, İtalya'da
uygulanan -üçüncü bir yöntem dediğimiz- bir yöntem de karma bir yöntemdir. Buna
göre, tasarı, bir komisyon tarafından hızlandırılır ve hiç değişiklik
yapılmadan, doğrudan doğruya genel kurula sevk edilir; yani, demek ki,
komisyonda bir karar alınıyor ve o eldeki tasarının görüşmeleri kendisi
tarafından, komisyon tarafından kesiliyor; direkt, doğrudan doğruya genel
kurula getirme imkânı veriliyor.
Tabiî, üçüncü bir yol
olarak görülen ve dünyada belki en ideal diyebileceğimiz -keşke öyle olabilse;
ama, işte, öyle olmuyor- Norveç, Hollanda, İsveç gibi, hiçbir özel yasama
yönteminin bulunmadığı ve tartışmaların son derece uzun sürdüğü ülkeler; ama,
kişi başına 30 000 dolar düşen ülkeler bunlar, sorunları elbette ki, bizim
kadar hiç olmayan ve fevkalade zengin kuzey ülkeleri bunlar. Tabiî, bunları
örnek alma şansımız pek gözükmüyor şu anki durumumuza göre.
Şimdi, bunu biraz daha
ayrıntılı olarak vermeye çalışayım. Şimdi, bakın, Fransa, Yunanistan, İrlanda
ve İngiltere'deki bir uygulamada ne var; bu ülkelerin ortak özelliği,
görüşmelerin önceden sınırlandırılmasının, hükümetin veya meclis çoğunluğunun
aldığı bir kararla mümkün olmasıdır.
Yine bu kategorideki
ülkelerde, bir tasarının tüm maddelerinin görüşülmüş olup olmadığına
bakılmaksızın, önceden belirlenen zaman sınırı içerisinde yasa bitirilmektedir.
Yani, belli bir süre veriliyor, deniliyor ki, şu kadar zamanda bu kanun
görüşülecek. Bitmediği an, direkt oylamaya geçiliyor; yani, o süre dolduğu anda
artık yasanın bitip bitmemesine bakılmaksızın direkt oylamaya geçiliyor.
Fransa'da uygulanan bir
yöntem, ismi de belki çok hoş olmayan "giyotin yöntemi" dedikleri bir
yöntemde, muhalefet diyelim ki bir gensoru önergesi verdi; bu gensoru önergesi
reddolmuşsa -Fransa Anayasasının 49 uncu maddesinin üçüncü bendidir- hükümete
diyor ki: Bunun karşılığında -yani, bir nevi ceza anlamında muhalefete, tırnak
içinde istisna olarak söylediğim bir ifade bu- sen herhangi bir tasarıyı getir,
genel kurulda görüşülmüş gibi Resmî Gazetede yayımla görüşülmeden. Yani, bir
anlamda muhalefeti gensoru vermede daha dikkatli olmaya sevk etmek bakımından
böyle bir hüküm oraya konulmuş.
Yine Fransa'da
"paket yöntemi" dediğimiz bir uygulama da, hükümete, maddeleri ve
değişiklik önergelerini istediği gibi gruplandırma ve karşı çıktığı değişiklik
önergelerini dışlama olanağı vermektedir ki, bu da 44 üncü maddenin üçüncü
bendinde yer almaktadır.
İngiltere'deki bir
uygulamada bu Fransız uygulamasından biraz daha farklı; diyor ki burada da:
Genel kurul çoğunluğunun, önceden, bir tasarının her bir bölümü için süre
sınırı koyması söz konusudur. Bu durumda, sürenin dolmasından sonra, meclis
başkanı, yani yöneten başkan, derhal meclisten oylama yapmasını isteyebilir.
Diyelim ki süre dolmuşsa, görüşmeler kesiliyor.
İngiltere'de olan bir
başka uygulama: Meclisteki genel kurulda görüşmeler sırasında eğer çok uzarsa
görüşmeler, vekillerden birisi kifayeti müzakere anlamında bir nevi talepte
bulunuyor; 100 milletvekili de o anda derse ki tamam bu uygundur, görüşme
kesilip direkt oylamaya geçiliyor. Yani, bu ve buna benzer birçok yöntem
vardır.
Gene İngiltere'de
"kanguru" dedikleri bir yöntem -bunların hep isimleri de var değişik
şekilde- tasarı genel kurulda ise meclis başkanı, komisyonda ise komisyon
başkanı, tasarının önemli gördüğü bölümlerini görüşmek üzere seçebilir;
böylece, sadece seçilen bölümler üzerinde görüşme yapılır. Diyelim 7 bölümlü
bir metinse, şu şu bölümleri genel kurulda görüşülsün, diğerlerini yayımlayın
diyor; yani, komisyon başkanı ya da meclis başkanı buna karar verebiliyor.
Bu işte, görüyorsunuz ki,
çok değişik uygulamalar var bu konuda.
Yunanistan'da acil veya
çok acil tasarılar… Eğer ismini vermişse hükümet görüşülmesi konusunda, 5 günü
geçmemek üzere bu tasarının bitmesi gerekiyor; bitmediği an, direkt, oylamaya
orada da geçilebiliyor.
İkinci olan, bizim
Türkiye'nin de içinde bulunduğu, işte, danışma kurullarının bulunduğu yöntem.
Belli bir tasarıyı görüşme konusunda, tabiî, oturumlar belirleyemiyoruz; ama,
en azından hızlandırma konusunda -iptal edildi gerçi bunlar; ama, yani iptal
edilmediği hali söylüyorum, 1991, eski halini söylüyorum- bu, yaygın olan bir
yöntemdir, bizde olan yöntem. Bugün Avusturya, Belçika, Danimarka, Almanya,
İzlanda, İtalya - belki en yoğun- Lüksembourg, Norveç, Portekiz, İspanya ve
İsviçre'de bu tür uygulamalar var. Yani, bu ülkelere baktığımız zaman, bir anlamda,
bizdeki yöntemin biraz daha farklı yoludur. Demin söylediğim gibi, ideal olan,
en ideal olanlar, Hollanda, İsveç, Finlandiya'da olan hiçbir sınır koymadan
tartışma yöntemi; bu, tabiî, güzel bir yöntem; ama, söylediğim gibi, bu, ideal
olmakla beraber, şartlar her zaman buna elvermiyor.
Sonuç… Sonuç olarak şunu
görüyoruz değerli milletvekilleri: Dünyada bugünkü getirdiğimiz yönteme benzer
yöntemler uygulanmakta, daha ağırı uygulanmakta. Ben, tabiî, onları tavsiye
etmiyorum, yani, onlara geçelim anlamında söylemiyorum; ama, zannediyorum,
Anayasa Mahkemesi kararları dikkate alınarak, iktidar-muhalefet, elbirliği,
işbirliği içerisinde, bir tanımda anlaşabiliriz. Nitekim, demin de söylediğim
gibi, karar yeni yayımlandığı için Anayasa Mahkemesi tarafından… Tabiî, çok da
yeni değil de, daha doğrusu komisyondan geçtikten sonra yayımlandığı için,
birazdan, görüşme sırasında muhtemel önergelerle o tanımda bir değişiklik
yapmak gerekecek. Anayasa Mahkemesi bir tanım vermiş orada, ben bu tanımı
tekrarlamayayım, birazdan gündeme muhtemelen gelecektir o. O tanım, ne kadar
doğru bilemem; ama, en azından, hiç olmazsa, Anayasa Mahkemesinin de
"olabilir" dediği bir tanım olduğu için, bir nevi, belki, bir
anlamda, yargının kararının bu bölümüne uyma noktasında bir hassasiyet
göstermiş oluruz diye düşünüyorum. Yani, onu birkaç kez gözden geçirdik.
Söylediğim gibi, kararda, şöyle şöyle yapılırsa tamamdır diyemez, böyle bir
mahkeme kararı olamaz zaten; ama, kararın gerekçelerine baktığımız zaman
-serpiştirilmiş olarak birçok yerinde- mümkün olduğu kadar bir yola gitmeye
çalışıldı.
Peki, temel yasa
konusunda sayarak belirlesek olur mu; olmaz gibi geliyor bana; yani, şu şu
yasalar; işte, Ceza Kanunu, Medenî Kanun, Vergi Kanunu ya da ne bileyim ben,
Ticaret Kanunu filan desek… Onun yerine,
belki, uzlaşacağımız konular üzerinde bunu yapmak, zannediyorum, daha
doğru olsa gerektir. İşte, Medenî Kanunda bunun uygulaması görüldü.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; netice itibariyle, getirdiğimiz yöntemler, söylediğim gibi,
bir, yani çok iyi yapılmış, çok çok iyidir denecek yöntem elbette ki değildir;
ama, bilesiniz ki, dünyada da bu tür yöntemler uygulanıyor. İdeal olan, buraya
gelip, zamanımız olsa, günlerce, aylarca tartışmaktır. Ondan ne sonuç çıkar
bilemem; ama, en azından kürsü hakkımızı çok daha rahat kullanmış oluruz; ama,
getirilen metinde, birazdan konuşacağız, yine de, işte, bölümler halinde de
olsa, madde hakkında önergeler verilebiliyor, yine üzerinde konuşulabiliyor,
oylamalar, yine 81 inci maddedeki şekilde maddelerin görüşülmesiyle ilgili
olanlar görüşülüyor. Bir anlamda, muhalefet-iktidar dengesinde, iktidara icraat
yapma imkânını veren, muhalefete yine konuşma hakkını elbette ki veren; ama,
belki…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kuzu,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
BURHAN KUZU (Devamla) -
Son cümlelerimi söylüyordum; teşekkür ediyorum.
Şimdi, netice itibariyle,
söylediğim gibi, muhalefete de bir anlamda belki biraz daha konuşma konusunda
daha az imkân veren; ama "konuşma hakkını yok eden" gibi, böyle
cümlelerin doğru olmadığını özellikle belirtmek istiyorum. Bir orta yolu
bulmaya çalıştık. Anayasa Mahkemesi, umarım ki bunu iptal etmez. Yani, bunu
bilesiniz ki, bizden önceki hükümetler de buna ihtiyaç duymuşlar. Bu, dünyada
uygulanan bir yöntemdir. Yani "başka yerde yoktur -vardır, ilk defa
bizdedir" filan diye böyle bir şey yok. Bunu net olarak söylüyorum ve
verdiğim bu örneklerin maddeleri de benim elimde, o maddeleri de isteyen
arkadaşlara verebilirim. Bütün maddelerle beraber okudum; ama, tabiî, madde
numaralarının hepsini vermedim; ama, burada var madde numaraları. Bunu da
böylece belirtmek istiyorum ve gerçekten burada birbirimizi kırmadan, iktidar-
muhalefet, gelin şu konuda bir noktada uzlaşalım ve bir anlamda, yeri geldiği
zaman, oybirliğiyle anlaşamazsak dahi, iktidarın bir anlamda icraat verme
imkânını kesmeden, sıkıntı çıkarmadan bir ortak yol bulmak gerekir diye
düşünüyorum. Tabiî, demokrasi çok önemli, hukuk devleti çok önemli; ama,
hükümetlerin icraatı da çok önemli. Yani, iktidar-muhalefet dengesinde
iktidarın icraat imkânlarını muhalefetin kısması…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kuzu,
teşekkürünüzü alabilir miyim.
Buyurun.
BURHAN KUZU (Devamla) -
Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.
Madem teşekkürümü almak
istediniz; hepinizi saygıyla selamlıyorum; sağ olun var olun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Biz de size
teşekkür ediyoruz.
Sayın milletvekilleri,
şahısları adına üç istek var burada; Manisa Milletvekili İsmail Bilen, Ankara
Milletvekili Salih Kapusuz ve Ankara Milletvekili Sayın Oya Araslı.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Grup adına konuşma yapılmadı Sayın Başkan.
BAŞKAN - Efendim, izin
verirseniz, eğer, bu ilk iki konuşmacıdan birisi konuşmayacaksa, Oya Hanımın konuşmasını
birleştireceğim; onun için soruyorum sizlere.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Konuşacağız…
BAŞKAN - Sayın Bilen?..
İSMAİL BİLEN (Manisa) -
Konuşacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Oya Araslı; buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
Sayın Araslı, süreniz 20
dakika.
CHP GRUBU ADINA OYA
ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla
selamlıyorum.
Görüşülmekte olan içtüzük
değişikliği önerisi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ifade
etmek üzere söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlarım,
ilkönce, bu İçtüzük teklifinin, şu anda burada görüşülüyor olmasının gerekli
olup olmadığı hususuna ilişkin görüşlerimi ifade etmek istiyorum.
Biraz önce de söylediğim
gibi, Türkiye'nin gündeminde, hakikaten, acilen çözüm bekleyen pek çok sorun
var. Elbette ki, bunlar, bir içtüzük değişikliği değil; elbette ki, bunlar, IMF
siparişi kanunlar değil; ama, tarlasında açlıktan inim inim inleyen, mahsul
almak için yaptığı yatırımı onun satışından elde edemeyen, çocuğunu okula
gönderemeyen, defter, kalem, kitap masraflarını karşılayamayan, ayın sonunu
getiremeyen, sosyal güvencesi olmayan, hastane kapısında bekleyen birtakım
insanlarımızın sorunlarını öncelikle çözmek durumundayız; ama, bu sorunları
çözerken de birbirimizin görüşlerine değer vererek, birbirimizin görüşlerine,
değerlendirmelerine, açıklamalarına imkân vererek bir çözüm bulmak
durumundayız. Şu anda, şu yüce çatının altında, öncelikli ve tek sorunumuz,
birtakım yasaların hızlı bir biçimde görüşülmesi değil, uzun yasaların hızlı
bir biçimde görüşülmesi değil; çünkü, biz, bu konuda başarılı bir sınav verdik
geçmişimizde. Her gün, her hafta, her yıl, Meclisin bu dönemi içerisinde uzun
birtakım yasalar önümüze geldi ve biz, bunları, her maddesini görüşerek,
başarıyla tamamlayıp hukuk düzenine yerleştirdik. Tabiî ki, bunların içerisinde
olumsuz görüşler taşıdığımız pek çok yasa oldu; ama, bunların yasalaşma
sürecinde herhangi bir sıkıntı yaşamadık.
BAŞKAN - Sayın Araslı, bir
saniyenizi rica edeyim.
AK Parti
milletvekillerinden şahısları adına konuşacak arkadaşlardan birisi
konuşmayacak; sizin sürenize 10 dakika ilave ediyorum; buyurun.
OYA ARASLI (Devamla) -
Onun için, bu düzenlemeyi fevkalade zamansız gelmiş bir düzenleme olarak
gördüğümü söylememe müsaade etmenizi rica ediyorum.
Bu teklifle ilgili olarak
üzerinde durmak istediğim bir başka husus da, bu konu bağlamında daha önceki
birtakım icraatlarımın, vermiş olduğum imzaların ve görüşlerimin çarpıtılarak,
bu kürsüde, Genel Kurula yansıtılmış olmasıdır. 1996 tarihli içtüzük
değişikliğinde, ben de bu Yüce Meclisin bir üyesiydim ve Grubum adına, Grup
Başkanvekilliği yaparken, aynı zamanda da içtüzük değişikliği hazırlayan
komisyonda görev yaptım; daha sonra da, bu, Anayasa Komisyonunda görüşülerek
yürürlüğe girdi. O zaman altında imzam bulunan ve kabul edilmiş olan metin ile
bu metnin hiçbir benzerlik taşımadığını da açıkyüreklilikle ortaya koymam,
sizlerin de bunu kabul etmeniz gerekiyor; çünkü, metin ortada. Orada getirilmiş
olan yöntem, Danışma Kurulunda oybirliğine dayalı bir yöntemdir ve bundan başka
bir usul de getirilmemiştir, bir başka alternatif de yoktur; Genel Kurulda
oylama şeklinde, bir başka alternatif de yoktur. O hükmü oradan alıp, dün,
orada, bunun altında imzası vardı, buna karşı çıkıyor diye, bugün, burada
takdim etmenin kimseye bir yararı yoktur. Bu, bir şeyin göstergesidir; bu
metnin iyice okunmadığının veya iyice anlanmadığının göstergesidir; bunu da,
anlayışla karşılıyorum. İşler bu kadar gereksiz bir sürat içerisinde geçerken,
işte, bizim de işaret etmek istediğimiz tehlike, bu alanda da kendisini
göstermiş ve ben de, bu tehlikeden nasibimi almış durumdayım. Bu düşüncelerimi,
bu şekilde, burada ifade eden arkadaşım, görüyorum ki, vakitsizlik nedeniyle,
altında benim imzam bulunan metni yeterince okuyamamış, aradaki ince farkın
yeterince ayırdına varamamış; yoksa, ben, her yerde, her vesileyle söylemiş
olduğum her sözün ve imzanın arkasındayım. Ben, dün, benzer bir düzenleme için
Anayasa Mahkemesine başvurup, iptal talep edip de, bugün, böyle bir önerinin
savunuculuğunu yapanlardan değilim. Yapanlar düşünsünler; ama, ben onlardan
değilim ve lütfen, o tür davranış sahipleriyle de beni karıştırmayın; rica
ediyorum.
Bir değerli arkadaşım,
burada, benim de, İçtüzük düzenlemesiyle ilgili, geçtiğimiz yıllarda, bu
kürsüde tartışma yapılırken, birtakım ülkelerde, temel kanunların veya özel
nitelikli birtakım kanunların özel bir prosedüre tabi olarak görüşülmesi
konusunda birtakım uygulamalar olduğunu, olabileceğini dile getirdiğimi ifade
ettiler. Ben, onu, inkâr etmiyorum ki; burada da söylüyorum, her yerde de
söylerim, inkâr etmem de mümkün değildir. Değerli arkadaşım Prof. Burhan Kuzu
da, Anayasa Komisyonu Başkanımız, örnekler vererek anlattılar; ama, orada o var
diye, mutlaka, burada da aynı şeyin olabileceği yanılgısına düşmemek lazım.
Kimi ülkelerde ağırlık komisyon çalışmasındadır, Mecliste büyük bir süratle
gider işler; ama, komisyonlarda, aylarca ve aylarca görüşülür. Kimi ülkelerin
anayasaları, bizden daha fazla özel birtakım prosedürlerin uygulanmasına
elverişlidir.Bu konuda bir düzenleme yaparken, Anayasanıza bakacaksınız,
koşullarınıza bakacaksınız, Anayasa Mahkemesinin kararlarına bakacaksınız.
Temel kanunlar için özel bir görüşme prosedürü getirilmiştir; ama, daha sonra,
o düzenleme Anayasa Mahkemesine gitmemiş ama, temel kanun ibaresini içeren bir
başka düzenleme Anayasa Mahkemesine gittiği zaman "bu olmaz; bu, içeriği
belirsiz bir kavramdır" şeklinde bir karar Anayasa Mahkemesinden çıkmıştır;
yani, şimdi, 1996'da temel kanunlarla ilgili bir düzenleme yapıldı diye,
Anayasa Mahkemesinin bu kararını elimizin tersiyle bir kenara mı atmalıyız;
yok, hayır; Anayasa Mahkemesi kararları bizleri bağlar, bizlerin yararlanması
için açıklanır ve bizler de, bundan sonraki düzenlemelerimizde o kararlara
uymak mecburiyetindeyiz. Ben, bu gerçekleri burada dile getiriyorum. "O
zaman temel kanunun altında sizin de imzanız vardı" demek, bugün, bu
düzenlemeye hak kazandırmaz; çünkü, o düzenleme ile bugünkü arasına bir Anayasa
Mahkemesi kararı girmiştir ve biz, öncelikle, o kararın gereklerini yerine
getirmek durumundayız burada çalışmalarımızı yürütürken.
Bu tartışmalar -sen orada
onu demiştin, sen burada bunu demiştin- bizim burada doğruyu bulmamıza yardımcı
olmuyor. Ben de size, birtakım çok ayrıntılı cümleler okuyabilirim. Mesela,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Sayın Salih Kapusuz'un, benzer bir
İçtüzük düzenlemesi karşısında "muhalefetin muhalefet etme imkânlarını
kısıtlıyor" diye, Anayasa Mahkemesine, sayfalarca iptal davası gerekçesi
yazdığını söyleyebilirim, o gerekçeden cümleler okuyabilirim. Benzer bir
düzenleme karşısında "muhalefetin imkânlarını kısıtlıyor, demokrasiyi
zedeliyor; bu ayıptır; böyle bir ayıba katılmayın" diyen Sayın Bülent
Arınç'ın Meclisteki konuşmalarından cümleler tekrarlayabilirim burada. Sayın
Alptekin'in konuşmalarından cümleler aktarabilirim; ama, onların hepsi o zaman
bir yanlışlığı işaret ediyordu; bir başka parti çoğunluğunun hâkim olduğu bir
meclisin kabul etmiş olduğu bir İçtüzük düzenlemesi karşısında sarf edilmişti.
Ben dilerdim ki, ben her sözümün arkasındayım diyebildiğim gibi, bu değerli
arkadaşlarım da bu kürsüye bugün çıkıp, orada dile getirdikleri eleştirileri
burada da dile getirebilsinler ve böyle bir değişikliğe gitmeyelim.
Şimdi, Sayın Burhan Kuzu,
birtakım ülkelerde temel kanunlarla ilgili özel birtakım görüşme yöntemleri
veya uzun kanunlarla ilgili birtakım özel görüşme yöntemleri -görüşmeyi daha
kısa zamana sığdırmak için- uygulandığından söz ettiler; ama, bizim
Anayasamızdan doğan, Anayasa Mahkemesi kararlarımızdan doğan birtakım ilkelere
uygun hareket etmemiz gerekiyor bu düzenlemeleri yaparken. Bence, bu, şu anın
ihtiyacı değil. Meclis çalışmalarını uzattık, uzatalım, gerekirse yaz tatiline
çıkmayalım, ülkemizin dağ gibi yığılmış olan sorunlarına çözüm bulalım; ama,
önceliklerimizi de çok dikkatle belirleyelim. Biz, burada birkaç gün önce, 46
maddelik bir tasarıyı görüştük, kabul ettik. Bir arkadaşım burada çıktı, dedi
ki: "Milletvekillerinin ifade özgürlüğü sınırlanmasın deniliyor ama,
kürsüye çıkan sözcüler konuyla ilgili olmayan birtakım konuşmalar
yapıyorlar." Değerli arkadaşlarım, o tür konuşmalar yapıldı diye, bunun
yolu, milletvekilinin kürsüde konuşmak imkânını hiç denilecek düzeye indirmek
midir?! O zaman, kolumuz hastalandı diye keselim atalım! O zaman, Meclisten
milletin beklediği yasalar çıkmakta gecikti diye Meclisi de mi kapatalım?!
Bunlar çözüm değildir. Güncel şikâyetimiz bu ise, İçtüzükte bir değişiklik
yapılır, bunun yerine bir başka değişiklik yapılır; konu dışına çıkıldığı zaman
bunun yapılmamasını sağlayan daha sert birtakım önlemler alınabilir; ama,
milletvekilleri çıkıyor, konuyla ilgili konuşmuyor, o zaman imkânını
sınırlayalım veya bunu, bu durumu, konuşma imkânını sınırlayan bir düzenlemenin
gerekçesi olarak ortaya koyalım... Bunlar yanlış görüşlerdir, demokrasi
uygulaması ve anlayışıyla bunları bağdaştırmak mümkün değildir.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, biz, şu noktada bir düzenleme yapacaksak -gerekli veya gereksiz,
onu tartıştıktan sonra bu noktaya geçmek istiyorum- öncelikle Anayasamıza
bakacağız, daha sonra, Anayasa Mahkemesi kararları neyin olup neyin
olamayacağını ifade etmiş, ona bakacağız.
Anayasa Mahkemesi diyor
ki: "Temel kanun, çok geniş kapsamlı bir kanun. Özel görüşme yöntemleri,
çok özel koşullarda uygulanması gereken yöntemlerdir. Bunu her gün
uygulanabilir hale sokacak birtakım esnek ifadelerle, özel görüşme yöntemi
uygulayacağınız yasaları ifade edemezsiniz." Burada, bir şey var bir kere;
esnek ifadeler kullanmayacaksınız; çünkü, esnek ifadeler kullandığınız
takdirde, Mecliste oluşacak çoğunluğun kararıyla, her türlü yasayı bu esnek
ifadenin kapsamı içerisine sokup, özel görüşme yöntemine tabi tutabilirsiniz;
bundan kaçının diyor Anayasa Mahkemesi.
Bu da, yasaların taşıması
gereken, öngörülebilirlik, genellik, soyutluk, objektiflik ilkeleriyle
bağdaşmaz. Bu ilkelerle bağdaşmayan bir düzenleme yaparsanız, hukuk devleti
ilkesi zedelenir; çünkü, hukuk devleti ilkesinin gerçekleşebilmesi için
öncelikli koşullardan birisi hukukî güvenilirliğin sağlanmasıdır. Bu nedenle,
bu tür düzenlemeler, esnek ibarelerle yapılan düzenlemeler, bir kere, Anayasa
Mahkemesinin olmaması gerek diye tanımladığı düzenlemeler.
Şimdi, bir tanım
yapılmış. Deniliyor ki: Anayasa Mahkemesinin kararında da benzer tanım var.
Anayasa Mahkemesi, bir niteliği vurgulamak için bunları söylemiş; yoksa, alın
yasaya bunları aktarın diye söylememiş. Kuşkusuz, bazı arkadaşlarımız bu
anlamda alabilirler; ama, o ifade de, yeteri kadar kapsayıcı, yeteri kadar sınırlayıcı,
yeteri kadar sınırları belli bir ifade değil.
Sonra, sorarım size, 10
maddelik bir kanunu, 40 maddelik hale getirmek çok zor bir iş midir; her
cümlesini alırsınız, bir maddeye dönüştürürsünüz, ki karşımıza birtakım böyle
yasalar çıkmıştır, geçmişte de çıkmıştır; niye böyle düzenlenmiş, ayrı madde
halinde, bir fıkra olarak da düzenlenirmiş diye düşünmüşüzdür. Sonra,
görüşmelerde, görüşme imkânı sağlamak gibi birtakım amaçlarla bu yollara
başvurulduğuna tanık olmuşuzdur; zaman zaman, belki nedeni de budur diye
düşünmüşüzdür. Bu yapılabilir. O nedenle, burada getirilen sınırlar, aşılması
ve kötüye kullanılması fevkalade kolay olabilecek sınırlardır. Birtakım
yasaları, bu yapılan tanım çerçevesinde dahi, çok rahatlıkla, özel görüşme
yöntemine tabi tutmak imkânını, bu düzenleme, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
eline, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bir parti çoğunluğunun eline
bırakmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, yine,
diyor ki: "Yasada özel görüşme yönteminin esaslarını
göstereceksiniz." Böyle, her yasa için, Meclisin bir özel yöntem
belirlemesi, böyle bir uygulama olamaz. Bu da, hukuk kurallarının taşıması
gereken objektiflik, genellik, öngörülebilirlik, belirlilik gibi niteliklere
aykırı bir durumdur. Bu niteliklere aykırı bir düzenleme yaparsanız, bu da
hukuk devleti ilkesine aykırı olur.
Milletvekili bilmelidir,
vatandaş bilmelidir, hangi tür yasalar özel görüşme yöntemi adı altında, hangi
tür kurallara tabi tutulacaktır. Şimdi, getirilen düzenlemeye bakıyoruz,
doğrusu, ifade tarzı açısından da bir karışıklık var; yani, acaba, grup önerisi
üzerine Genel Kurula getirilen, özel görüşme yöntemine tabi tutulması istenilen
yasalarla ilgili birtakım görüşme esasları mı belirlenmiştir; yoksa, bunlar,
Danışma Kurulunda oybirliğiyle karara varılması halinde de geçerli olabilecek
midir? Yani, burada, fevkalade iç içe geçmiş, kuşkuya kapıyı açık bırakan bir
ifade tarzı vardır. Yani, Danışma Kurulu, oybirliği sağlandığı zaman, istediği
yöntemi belirlemekte serbest mi olacaktır; yoksa, bu oybirliği sağlanmadığı zaman,
Mecliste uyulacağı getirilen teklifte belirtilen birtakım hususlar o hal için
de geçerli olacak mıdır; bunu, tam anlamıyla getirilen metinden açık seçik bir
biçimde çıkarabilmek mümkün değil. Halbuki, hukuk kuralları, bu tür kuşkulara,
adı ne olursa olsun, kanun, kanun hükmünde kararname, içtüzük, adı ne olursa
olsun -yönetmelik mesela- bu ilkelere uygun düzenlemeler yapmak durumundadır.
Ben, burada, yeteri kadar bir açıklığın da bulunmadığını görüyorum. Getirilen
özel görüşme yöntemine gelince, bu nasıl düşünülebildi; bunu da anlamakta
fevkalade büyük bir zorluk çekiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
15'er maddelik bölümlere ayıracaksınız kanunu en fazla. 15 maddelik bir bölümü
de, getirilen İçtüzük teklifindeki ifadeye göre, maddeler için Anayasa Komisyonunun
kabul ettiği…
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Hocam, teklifte 40 madde.
OYA ARASLI (Devamla) -
Metinle ilgili olarak görüşüyorum.
…metinler, özel görüşme
yöntemine tabi tutulacak metinler, en fazla 15 maddelik bölümlere ayrılacak.
40'sa çok daha korkunç.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Metinde öyle; okumadınız mı?
OYA ARASLI (Devamla) -
40'ta çok daha korkunç. Benim elimdeki metinde 15 deniliyor. 40 maddesini
değiştiren, ama, bölüm 15 maddeden oluşuyor.
Sayın Kapusuz, siz de
aceleden kaçırmış olmayasınız buradaki inceliği
Şimdi, 15 maddelik bölüm,
maddeler için uygulanan İçtüzük hükümlerine uygun biçimde tartışılacak,
görüşülecek burada. Şimdi, 15 madde; grup sözcülerine, İçtüzük, grup adına 10
dakika konuşma imkânı tanıyor; bütünü hakkında konuşuluyorsa bu 20 dakika,
şahıs adına alınacak sözlerde ise süre 5 dakikayla sınırlı.
Şimdi, değerli
arkadaşlarım, grup adına konuşma yapıyorsanız 15 maddenin her biri için
ayırabileceğiniz azamî zaman süresi 1 dakika bile değil. Ne anlatılabilir 1
dakikada; muhalefete bıraktığınız katkı yapmak imkânı 1 dakikadan daha az bir
süreyle mi sınırlı?! Hele, şahıs adına konuşuyorsanız, 15 maddelik bir
bölümdeki her maddeye aşağı yukarı 33 saniyelik bir zaman düşüyor görüşlerinizi
ifade etmek için. Şimdi, bu, muhalefete söz hakkı tanımak mıdır;
milletvekiline, demokrasinin temel şartı olan yasama faaliyetine katkı imkânı
getirmek midir?! Hiç konuşmazlar deyin de bari, daha düzgün, ne olup ne
olmayacağını bilelim! Böyle 1 dakikalık
konuşma; yani, hangi grup adına hangi madde için söz aldığınızı ifade ederken,
Genel Kurulu selamlarken zaten bu 1 dakika geçiyor; o zaman, selam verip tekrar
yerine oturacak demektir sayın sözcü. Böyle bir durum, demokrasinin özüyle
bağdaşmaz.
Biraz önce de söyledim,
Parlamento konuşma sözcüğünden türemiş olan bir terim; yani, biz burada
konuşmak için varız. Tabiî, konuşurken, hikâye anlatmak için değil; ülkemizin
sorunlarını dile getirmek, bu sorunlar için önerilen çözümün doğru veya yanlış
olduğu konusunda değerlendirme yapmak, kendimiz yeni bir çözüm öneriyorsak bunu
dile getirmek içindir. Bizler, bunun için görevlendirildik; başka bir işimiz
var mı?! Anayasada yazılı olan işlerimizin temelinde bu yatıyor. 87 nci maddede
yazılı olan bütün görevlerini Parlamento, milletvekillerinin konuşma esası
üzerine yerine getiriyor. Bunu ortadan kaldırdığınız zaman, milletvekillerinin,
Anayasanın 87 nci maddesinde yazılı olan görevlerini, Anayasanın 87 nci
maddesinin öngördüğü biçimde yerine getirmesi mümkün değil.
Niçin suskun kalsın
istiyorsunuz milletvekilleri; zor mu geliyor kiminize burada konuşmak?!
Milletvekilliği bir hazırlık yapmak, ondan sonra da o hazırlık sonunda
oluşturduğu fikirleri burada dile getirmek ve takip etmek işidir. Bu zor mu
geliyor?! Yani, bir yasa getirilsin, konuşma imkânı da yok, istenilen
doğrultuda parmaklarımızı kaldıralım gidelim, bunun adı da demokrasi olsun mu
deniliyor?! Böyle bir demokrasi olmaz.
Türkiye Cumhuriyetindeki
demokrasi, kurulduğu günden bu yana böyle bir anlayışla, böyle bir tehditle,
böyle bir tehlikeyle hiçbir dönemde karşılaşmadı. Bundan çok daha basit bir
biçimde, muhalefetin konuşma, görüşme imkânlarını İçtüzük marifetiyle
sınırlandırmaya kalkışanlar, yahut Genel Kuruldaki uygulamalarıyla
sınırlandırmaya kalkışanlar oldu elbette ki; ama, hepimiz biliyoruz, onların
isimleri, demokrasinin gelişmesine katkıda bulunanlar olarak yâd edilmiyor,
başka sıfatlarla yâd ediliyor. Niçin biz de onların yanında yer almamıza yol
açabilecek bir düzenlemeye katkı verme konumunda olalım?!
Bizim görevimiz… Hele
Avrupa Birliğine girelim diyoruz, Kopenhag Kriterlerine uyalım diyoruz.
Kopenhag Kriterleri, sadece ekonomik durumla ilgili değil, Kopenhag
Kriterlerinin bir kısmı demokrasi ve hukuk devletiyle ilgili. Demokrasinin ve
hukuk devleti ilkesinin sağlam temellere oturtulmuş olup olmadığı da ölçülüyor
Kopenhag Kriterlerine göre.
Hem Avrupa Birliğine
girelim diyoruz hem Kopenhag Kriterlerinin gereğini yerine getirelim diyoruz…
MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU
(Antalya) - Orada 1 dakika efendim...
OYA ARASLI (Devamla) -
…hem de milletvekillerinin ifade imkânını yok denecek kadar sınırlandıracak bir
düzenlemeye imza atmaya çalışıyoruz.
Efendim, bir değerli
arkadaşım "orada 1 dakika" diyor; ama, oradaki 1 dakikanın arkasında,
kimi ülkelerde komisyonlarda yürütülen saatlerce konuşmaya imkân veren
düzenlemeler var. Hiçbir demokrasi, kuşkunuz olmasın, milletvekilinin konuşma
imkânını sınırlandırmayı kendisine amaç edinmez, kendisine de yaraştırmaz bunu.
Biz niye kendimize yaraştıralım; yani, burada dile getirilen ifadelerden kimin,
korkacak nesi var; bir tehlike mi oluşturuyor burada milletvekillerinin dile
getirdiği görüşler?!
Burası, Anayasamızın
kurmuş olduğu, yetki vermiş olduğu bir organ. Bizler de yetkilerimizin kökenini
Anayasadan alarak burada görevlerimizi yerine getirmeye çalışıyoruz ve bizim
Anayasamız diyor ki milletvekiline, konuş; konuşman için sana kürsü
dokunulmazlığı da sağladım; şu kürsüde dile getirdiğin hiçbir sözden, ifade
ettiğin hiçbir düşünceden dolayı, ne bu çatının altındayken ne bu çatının
dışına çıktığın zaman senin hakkında ceza takibatı yapılmayacaktır; bu
güvenceyi getiriyor. Bunun anlamı nedir; bu kürsünün imkânlarını rahatlıkla,
doya doya milletvekilleri kullansınlar ve ülkenin sorunlarının daha sağlıklı
bir biçimde çözümlenmesine katkı versinler. Bu düzenlemelerin amacı budur; ama,
kimi arkadaşlarımız, ben konuşmak istemiyorum, gelir, gider, burada parmak
kaldırırım şeklinde anlıyorlarsa milletvekilliği görevini, onlara elbette
diyecek bir şeyimiz yoktur; ama, milletvekilliği öyle yapılmaz; araştırarak,
inceleyerek, konuşarak, çözüm üreterek yapılır. Onun için şikâyet ediyoruz
gündemin her dakika değişmesinden; çünkü, ciddî katkılar vermek istiyoruz,
ciddî çözümler üretmek istiyoruz; ama, bu tür düzenlemeler, ürettiklerimizi de
burada ifade etmemize imkân tanımayacak düzenlemeler. Yarın öbür gün bunu
uygulayacak olsak, olacağı ben size söyleyeyim: Kimi madde hakkında
değerlendirme yapılabilecek, kimi madde hakkında yapılmayacak ve birtakım
yasalar süratle buradan geçip gidecek. Sonra da ne mi olacak; sonra da, biz,
uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları görüp onları bir daha burada görüşeceğiz,
bir yerlerini düzelteceğiz. Öyle yapılmıyor mu zaten?! Süratle buradan çıkan
yasaların -bütün ikazlarımıza rağmen- pek çoğu, aynı akıbete duçar oldu; bir
kere daha burada görüşüldü, daha yürürlüğe girmeyen birtakım maddeleri değişti.
Bunu niçin yapıyoruz; aslında, sindire sindire, araştıra araştıra, çözümleye
çözümleye, hakkını vererek yasa çıkaralım ve daha sonra, bir daha, bir daha,
bir daha aynı konuya dönme gereğini duymayalım.
Biz, bu içtüzük
değişikliği Anayasa Komisyonunda görüşülürken de aynı şeyi söyledik. Anayasa
Mahkemesi iptal kararını verdi, daha gerekçesi yayımlanmadan yeni düzenleme
karşımıza geldi. Görelim, ona göre düzenleme yapalım, vakti boşa harcamayalım dedik
"hayır, yapacağız" dediler. Şimdi, birtakım arkadaşlarımız
"Anayasa Mahkemesiyle inatlaşıldı" diyorlar. Böyle bir durumda, bu
kadar acelecilik yapılırsa, bunun yorumlarından birisi, elbetteki, bu olabilir;
niye canınız sıkılıyor. Sonradan da kontrol edilmiş, Anayasa Mahkemesi
gerekçeleriyle eğer uyumsuzluk olsaymış, bir daha görüşülecekmiş.
Değerli arkadaşlarım, bu
çalışmaları yaparken, evimizin rahatlığı içinde, bir kitabın beğendiğimiz bir
sayfasını bir daha okumuyoruz. Burası, çok büyük paralarla çalışan bir organ;
dakikası, bu fakir milletin bütçesine ne kadar yazıyor, söylesinler Sayın
Başkanvekillerimiz; ben söylemekten bile çekiniyorum, o kadar büyük rakamlar ki
bunlar. Yani, bu vakitleri bu kadar sorumsuzca israf etmeye hakkımız yok.
Bekleyelim, gerekçesini görelim, ondan sonra düzenlemeyi yapalım dedik; ama,
yapılmadı. Şimdi görüyorum ki, getirilen düzenlemede, yine, gerekçenin, iptal
kararı gerekçesinin, gereklerini tam anlamıyla karşılamayan birtakım yanlar
var. Mesela, Anayasa Mahkemesi bir kararında diyor ki: "Görüşme yapılmış
sayılması için maddeyle ilgili görüşme açılması gerekir." Şimdi, bu karar
orada dururken, Anayasa Mahkemesi kararları dizininde dururken, siz, burada,
madde üzerinde görüşme imkânını ortadan kaldıran bir düzenleme getiriyorsunuz.
Ne olacak bunun sonu? Bunun sonucunda, elbette ki, bu düzenlemeyle ilgili,
yine, Anayasa Mahkemesine gidilecek, Anayasa Mahkemesinin yerine kendimi
koyarak bir şey söyleyemem; ama, belki iptal edilecek, belki edilmeyecek. İptal
edilirse, biz, yeni bir düzenleme yapmak mecburiyetinde kalacağız. Bir kerede
halletmemiz gereken bir sorunu üç dört kerede hallediyor durumuna düşeceğiz.
Bunu yapmayalım; bu durumlara düştüğümüz zaman, inanınız ki, yasaların özel ve
çabuk bir şekilde görüşülmesine ilişkin ne kadar yöntem geliştirirsek
geliştirelim, biz, fazla bir mesafe alamayız; çünkü, süratten, görüyorum ki,
felaket doğuyor, sürat içerisinde…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN -Konuşmanızı
tamamlayınız Sayın Araslı.
Buyurun efendim.
OYA ARASLI (Devamla) -
Bitireceğim Sayın Başkan.
…süratle giderken,
birtakım yanlışları, doğrulardan gereğince ayırmak zaman zaman mümkün olamıyor
ve neticede, işte, tekrar tekrar görüşmeler oluyor.
Saygılar sunarım. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Araslı,
teşekkür ediyorum.
Madde üzerinde şahsı
adına, Manisa Milletvekili İsmail Bilen; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Sayın Bilen, süreniz 10
dakika.
İSMAİL BİLEN (Manisa) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçtüzük Değişikliği Teklifi üzerinde
şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
değerli konuşmacılar, gerek Grup Başkanvekilimiz gerek Sayın Araslı gerekse
Sayın Kuzu, bu hususta anayasal açıdan yapılabilecekleri veya yapılması gerekli
olanları sıraladılar. Ancak, Meclis içerisinde bizler çalışıyoruz. Geçmişte
yaşadığımız Lisanslı Depoculuk Yasası, tarım sigortası ve hâkimler ve
savcılarımızla ilgili kanun değişikliklerinde her iki grubun da mutabık
olmasına rağmen hatta ve hatta Cumhuriyet Halk Partisinin kendi seçim
beyannamesinde bunları dile getirmesine rağmen, katkı da sağlamalarına rağmen
birçok maddede gerekli veya gereksiz zaman zaman engellemelerle birçok sıkıntı
yaşadık.
Halbuki, bu Meclisin
verimli çalışması lazım, süratli de çalışması lazım. Önümüzde çok ciddî yasal
değişiklikler bekleyen alanlar söz konusu. Avrupa Birliğiyle ilgili bir çalışma
sürdürülüyor. Temel yasalarımızın birçoğunda, Borçlar Kanununda - ben de bir
hukukçuyum- İcra ve İflas Kanununda, Ceza Kanununda, Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanununda, Ticaret Kanunumuzda, belki, Deniz Ticareti Kanununda birçok
değişiklik yapmamız gerekecek. Bu kanunların da her biri nereden baksanız
200-300 maddelik kanunlar. Bunların her birinin üzerinde lüzumlu veya lüzumsuz,
sırf İktidar Partisini veya hükümeti engellemek veya icraatları geciktirmek
adına veya İktidar Partisinin taahhütte bulunduğu konularda çalışma yapamaması
adına zaman zaman arkadaşlarımız kürsüye çıkıp, bu kürsüdeki haklarını zaman
zaman, kanaatim odur ki, suiistimal etmekteler, hakkın kötüye kullanılmasına
vesile olmaktalar. Bunun da önüne geçmemiz lazım. Hakkın kullanımını azamî
ölçüde desteklememiz, genişletmemiz hatta belki kanunî olarak da bir güvenceye
kavuşturmamız lazım. Ancak, bu hakların kullanılmasında hakkın kötüye
kullanılmasını da engellemek lazım. Sayın Araslı söylediler; evet, bu tür
suiistimaller, bu tür engellemeler yapılabilir, yapılıyor, geçmişte de
olmuştur. Ancak, bunun yöntemi bu değildir; öyleyse, buna daha ciddî, daha sert
tedbirler de alınabilir.
Şimdi, bunlar yapılıyor,
bunlar bir vakıa, bunlar bir tespit. Bu tespit ortadayken, biz de, bu tespiti,
Anayasa Mahkemesinin kararındaki uygulamaya veya gerekçesine de uygun hale
getirerek, Meclisin daha verimli, daha süratli çalışması yönünde bir teklif
hazırlamış ve Yüce Meclisin, Heyetinizin huzuruna getirmiş bulunmaktayız.
Sayın Araslı, yine,
konuşmasında söylediler, buradaki saniyelerin, dakikaların çok pahalıya, çok
yüksek meblağlara mal olduğunu dile getirdiler; ancak, biz, burada, daha bir
hafta önce, hatta, bir iki gün önce, hâkimlerimizin, savcılarımızın hayat
hikâyelerini veya fıkralarını dinledik. Öyleyse, burası, bu şekilde,
gelişigüzel, keyfe keder kullanılmamalı.
Kürsü dokunulmazlığını
sonuna kadar destekleyelim. Kürsü dokunulmazlığının da arkasında olalım; ama,
zaman zaman kürsü dokunulmazlığının da para etmediğine biz şahidiz; Türkiye'de
yaşıyoruz. Öyleyse, bunu engellemenin veya bunu zorlaştırmanın peşinde
olmayalım.
Kanaatim şudur: Doğrudur,
muhalefetin veya milletvekili arkadaşların buradaki yasal çalışmalara katkı
sunmalarını azamî ölçüde sağlamalıyız. Peki, nerede; ihtisas komisyonlarında.
İhtisas komisyonları bunlar için vardır. Acizane, bendeniz de, geçmişte,
Dilekçe Komisyonunda, Adalet Komisyonunda görev yaptım ve şimdi de Millî
Savunma Komisyonunda görev yapmaktayım. Bu ihtisas komisyonları, milletvekili
arkadaşlarımızın, gerek ihtisas komisyonu üyelerine, gerekse Genel Kurul üyesi
parlamenter arkadaşlarımıza, milletvekili arkadaşlarımıza, orada, söz söyleme
veya teklifte bulunma hakkı tanıyor. Orada yapılması gereken çalışma buraya
taşınıyor, buraya geliyor ve burada lüzumsuz bir zaman israfına vesile
oluyoruz.
Değerli arkadaşlar,
birçok kanun çıkardık. Bu kanunlarda Cumhuriyet Halk Partisinin de çok ciddî
desteğini aldık; ancak, bu destek tek başına yetmedi. Bununla birlikte, hem
destek olundu hem de ondan sonra gelecek yasaları engellemek adına, sürekli,
arkadaşlarımız, bu kürsüden, değişik şekillerde, maddeyle ilgili olsun,
olmasın…
BAŞKAN - Sayın Bilen,
herhangi bir sataşmaya sebebiyet verecek konuşmalardan kaçınalım.
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Hayır, hayır, hiçbir sataşmaya sebebiyet vermiyorum.
BAŞKAN - Konu üzerinde
açıklamalarda bulununuz.
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Sayın Başkanım, tam aksine, Cumhuriyet Halk Partisine, milletvekili
arkadaşlarıma, mensubu bulunan arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum; çok
ciddî katkılar sundular, bunu da inkâr etmiyoruz: ancak, daha sonraki
kanunlarda eğer, bir sıkıntı varsa, muhalefet kendi açısından burada bir
engelleme taktiği içerisine girdiğinde, maalesef, Parlamento kilitleniyor,
çalışmakta zorluk çekiyor. Yaz tatilini vermeyelim, yaz tatiline çıkmayalım,
öyle ise burada çalışalım...
Bakın, 300 maddelik bir
kanunu, eğer, bu çalışma temposuyla Parlamento gündemine getirsek biz, dört
ayda bunu başaramayız. Bunu, Hâkimler ve Savcılar Kanununda yaşadığımız için
söylüyorum; başka kanunlarda da yaşadığımız için söylüyorum, soru-cevapla,
önergelerle veya konuşma süreleriyle.
Öyle ise, Meclisin
çalışmasını süratlendirecek, verimli hale getirecek bir yasal değişikliğe,
içtüzük değişikliğine ihtiyaç vardır, zaruret vardır diye düşünüyorum.
Bunu verimli kullanmak,
dediğim gibi, ihtisas komisyonlarında mümkün olabilir. Hatta, ihtisas komisyonu
mensubu olmayan arkadaşlarım, oy vermemek kaydıyla, oy verme hakkı bulunmaması
şartıyla komisyonlara gidebilir, komisyondaki bütün yasaları takip edebilir,
eğer, ilgisi veya alakası var ise, veya bilgisi yeterli ise, donanımı yeterli
ise, oradaki kanunlara her türlü katkıyı, desteği sunabilir.
Benim kanaatim, şahsî
kanaatim odur ki, ihtisas komisyonlarının daha verimli veya daha geniş
çalışabilecek, daha uzun çalışabilecek sürelerle çalıştırılması gerekir; ancak,
Parlamentonun, Genel Kurulun çalışmasının da süratlendirilmesi gerekir.
200 maddelik Borçlar
Kanununu, Ticaret Kanununu veya İcra İflas Kanununu Parlamentonun gündemine
getirdiğimizde, sadece bugünkü Parlamento yapısı için de söylemiyorum, bundan
sonraki Parlamento yapıları için de bu zarurettir, bu bir ihtiyaçtır; orada
istenmediği takdirde bu kanunların çıkması veya birkaç gruba sahip bir Genel
Kurulda böyle bir çalışmanın sergilenmesi veya böyle bir değişikliğin yapılması
âdeta imkânsız hale getiriliyor.
Sayın Hocam Burhan Kuzu
çok güzel ifade ettiler. Elbette muhalefetin hatta milletvekillerinin söz
haklarını fazlasıyla destekleyelim ve mümkünse biraz da uzatalım. Bunu
koruyalım; ama, hükümetin de, iktidarın da çalışmasına engel olmayalım.
Hükümetin de bu tür değişiklikleri veya bu tür süreleri süratle kullanmasına
fırsat ve imkân tanıyalım.
Biraz önce konuşmacı
arkadaşım buradan, oturduğu yerden Sayın Araslı'ya söylemişti, Mevlüt Çavuşoğlu'ydu zannediyorum. Evet, değerli
arkadaşlarım, Avrupa Parlamentosunda, bu süre, zaman zaman, belki daha kısıtlı,
1 dakikalık, 3 dakikalık veya Sayın Kuzu'nun bahsettiği gibi, bazı
parlamentolarda, belli bir saat içerisinde belli bir kanunun görüşülmesi,
görüşmelerinin tamamlanması konusunda uyarı ve ikazlarla, zamanla
sınırlandırılarak, belki süreç tamamlanmadan da, belki maddelerin süratle
okunarak oylamaya geçilmesi sistemiyle de, dünyada ve Avrupa'da uygulanan
birtakım sistemler mevcut.
Kanaatim odur ki,
Türkiye'nin ihtiyacına cevap verecektir bu İçtüzük Değişiklik Teklifimiz.
Bundan, belki, bugün iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi istifade edecek;
ama, bundan sonra iktidar olacak partiler de, ülke de kazançlı çıkacaktır diye
düşünüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi de belki gelecekte iktidar olacaktır ve bu
içtüzük değişikliğinden belki onlar da istifade edecektir.
Dolayısıyla, hükümete ve
Parlamentoya böyle bir kolaylık sağlama yönündeki gayreti olumlu buluyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bilen.
Sayın milletvekilleri,
İçtüzük Değişikliği Teklifiyle ilgili olarak 20 dakika süreli soru-cevap işlemi
gerçekleştireceğiz.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, kimler var, bir okur musunuz?
BAŞKAN - Sayın Küçükaşık,
buyurun.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)
- Sayın Başkan, getirilen içtüzük değişikliğinde "kanunların bölümler
halinde görüşülmesine ve her bölümün en çok 15 maddeyi geçmemek kaydıyla hangi
maddelerden oluşacağına, hükümetin, esas komisyonun veya grupların teklifi
üzerine Genel Kurulca karar verilebilir" hükmü var. Hükümetin, dolayısıyla
yürütmenin yasama organı üzerindeki etkisini artırmayacak mıdır bu durum?
Öncelikle bunu sormak istiyorum.
İkincisi; yürütmenin
yasama organı ve yargı üzerinde egemenliğini oluşturan rejimler, bilindiği
gibi, totaliter ve faşist rejimlerdir. Bunu demokrasi anlayışıyla bağdaştırabiliyor
musunuz?
Üçüncüsü; en çok 15 madde
hangi kriterlere ve kıstaslara göre belirlenecektir? Örneğin, 40 maddelik
bölümler var. Temel kanun dediğimiz, temel kanun esprisini yaptığımız zaman,
esas kanunlarımızda sadece bir bölüm 40 maddeden oluşabiliyor. Buradaki 15
maddeyi nasıl parselleyebileceksiniz; hangi kriterler, hangi kıstaslar burada
gözönüne alınacak?
Yine, en çok 15 maddeden
oluşan bölümlerde, değişiklik önergesi sayısını azaltmayı ve muhalefetin sesini
kesmeyi düşünüyorsunuz. Oysa, şimdiye kadar yapılan uygulamalarda da görüldüğü
gibi, getirdiğiniz hatalı maddeleri değiştirmek için en fazla değişiklik
önergesini İktidar Partisi verdi. Diyelim ki, 15 maddeden oluşan bir bölümde,
bir madde değişiklik önergesiyle değiştirildi.
BAŞKAN - Sayın
Küçükaşık...
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)
- Soruyu soruyorum.
BAŞKAN - Soru sorma
hakkınızı kısıtlamıyorum.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)
- Sorum bu.
BAŞKAN - Sizden sonraki
arkadaşlarınızın hakkını kullanıyorsunuz, bunu hatırlatmak istedim.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)
- Biliyorum. Teknik olarak sormak istediğim bir soru var burada.
İş Yasası görüşülürken,
İktidar Partisinden arkadaşlar birçok değişiklik önergesi vermişlerdi, bizim
değişiklik önergelerimizi de engellemek için. Şimdi yine aynı usule başvurulacak.
Bir değişiklik önergesiyle, bir madde değiştiği zaman, o madde diğer maddelerle
çelişki yaratırsa, bu çelişkiyi -önerge sayısını da kısıtladığınız için- nasıl
gidereceksiniz? Esas, benim sormak istediğim konu bu. Örneğin, bir bölüm 15
maddeden oluşuyor; 1 inci maddeyi değiştirdik, o bölümdeki, 7 nci, 8 inci
maddelerde değişiklik yapmak gerekebilir; çünkü, yanlış olduğu, uygulama
esnasında, burada ortaya çıkıyor. Önerge sayısını da değiştireceksiniz. Tekrar
o maddeleri geri mi çekeceksiniz? Bu ise, zaman israfına yol açmayacak mı?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Küçükaşık.
Sayın Ercenk, buyurun.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Meclis Başkanvekilimize bir soru yöneltmek
istiyorum.
Yasama yetkisi, ulus
adına, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kullanılır. Türkiye Büyük Millet
Meclisinde kanun tasarıları ve teklifleri görüşülürken, milletvekillerinin,
düşüncelerini madde madde açıklamaları esastır. Milletvekilleri yasama görevini
ulus adına yerine getirirler. Kanun tasarı ve tekliflerinin madde madde
görüşülmemesi Meclisin ulustan aldığı görevin tam anlamıyla yerine getirmesini
engellemektedir.
Bu İçtüzük değişikliğinin
yasama yetkisi ve demokrasi anlayışıyla, demokrasi kavramıyla bağdaştığını düşünüyor
musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN- Teşekkür ederim
Sayın Ercenk.
Sayın Çerçioğlu, buyurun.
ÖZLEM ÇERÇİOĞLU (Aydın)-
Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Meclis Başkanvekilimize bir soru yöneltmek
istiyorum.
Temel yasa kavramı hukuk
sistemimizde çok sık uygulanan bir durum değildir. Kanun tasarılarının şimdiye
kadar madde madde görüşülerek değerlendirilmesi esas alınmıştır. Toptan bir
anlayışla 15 maddenin aynı anda görüşülmesinin yasa yapma anlayışıyla
bağdaştığını düşünüyor musunuz? Bu durumda, milletvekillerine ulusun vermiş
olduğu görevin, madde madde konuşmadan, görüşlerini ifade etmeden, tartışmadan
yerine getirilmesini doğru buluyor musunuz?
BAŞKAN- Teşekkür ederim
Sayın Çerçioğlu.
Sayın Kart, buyurun.
ATİLLA KART (Konya)-
Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Sayın Başkanvekilime aracılığınızla şu
soruları yöneltmek istiyorum:
Bilindiği gibi -getirilen
teklifin 3 üncü maddesinde de ifade ediliyor- İçtüzük hükümlerini Türkiye Büyük
Millet Meclisi yürütüyor; yani, diğer tasarılardan farklı olarak Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı burada yürütme birimi.
Şimdi, çok iyi biliyoruz
ki, 21 inci Yasama Döneminde açılan, bu içtüzük değişikliğiyle ilgili olarak
Anayasa Mahkemesine açılan dava dilekçesinde Sayın Mehmet Ali Şahin'in, Sayın Salih
Kapusuz'un, Meclis Başkanı Sayın Bülent Arınç'ın da imzaları var. O dilekçede
kullanılan ifadelerden birkaçını söylüyorum, aynen söylüyorum: Bu değişiklik
girişiminin "bir sivil darbe" olduğunu, bunun bir "zillet"
olduğunu ifade eden, bu zillete hiç kimsenin katlanamayacağını, katlanmaması
gerektiğini ve âdeta, toplumu bu sivil darbeye karşı bir tepkiye davet eden
değerlendirmeler yapılmıştır. Burada, o dava dilekçesinde Sayın İsmail
Alptekin'in de imzası var mı yok mu, bilemiyorum, onu da cevaplarında
açıklarlarsa memnun olurum, imzaları olmasa bile, Sayın Alptekin'in şahsında
Sayın Meclis Başkanına yöneltiyorum, tutarlılık adına soruyorum, politik namus
adına soruyorum; tekrar ifade ediyorum, politik namus adına soruyorum,
milletvekili sorumluluğu adına soruyorum ve milletvekili saygınlığı adına
soruyorum: Bu çelişkileri nasıl izah edeceksiniz, nasıl açıklayacaksınız ve bu
İçtüzük hükmünü uygularken nasıl bir anlayış içinde olacaksınız, nasıl bir
tavır içinde olacaksınız?
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Özakcan…
MEHMET MESUT ÖZAKCAN
(Aydın) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, Bankacılık
Düzenleme Yasası olarak bilinen yasa, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü,
sanırım, önümüzdeki iki üç gün içinde Meclis Genel Kurulumuza getirilmek isteniyor,
193 maddeden oluşan bu tasarı, 15 bölümden oluşuyor. Getirmek istediğiniz
içtüzük değişikliğiyle, 193 maddelik tasarıyı 15 maddeymiş gibi görüşüp, 178
maddesinin görüşülmesini engellemiş, sınırlamış olmayacak mısınız? Oysa, bu
tasarı, ülkemizde 21 bankada batan 47 milyar doları, bankayı batıranlardan
hesap sormak ve hesabını istemek yerine IMF'nin talebi üzerine 70 000 000
yurttaşımızın sırtına yüklüyor. 70 000 000 yurttaşımızın haklarını, hukukunu,
uğradığı zararın konuşulmasını niçin engellemek istiyorsunuz?
Getirdiğiniz içtüzük
değişikliğiyle milletvekillerinin ifade özgürlüğünü ve Meclis kürsüsünden
konuşma hakkını ortadan kaldırmış ve sınırlamış olmuyor musunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özakcan.
Sayın Baloğlu, buyurun.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Bu İçtüzükte yapılmak
istenen değişikliğin temelinde hangi gerekçenin olduğu pek anlaşılamıyor.
Milletvekillerinin çok konuşması mı bu içtüzük değişikliğini gerekli kıldı?
Öyleyse soruyorum: Çok konuşmanın ölçüsü ne oluyor, bu konuda bilimsel bir
araştırma yaptılar mı, ellerinde istatistikî değerler var mı? Kaldı ki,
Parlamentoda bugünkü manzara şunu ortaya koyuyor: Yemin dışında kürsüye
çıkmayan çok sayıda iktidar milletvekili var; onları konuşturmaya özendirecek
bir yöntem bulmak yerine konuşanları susturmak, demokrasiye, adalete ve Meclis
adabına uyuyor mu? Bunu öğrenmek istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Baloğlu.
Sayın Gazalcı, buyurun.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü, yani bizim yasamız, kurallarımız bu İçtüzükte belirlenir.
Dışarıdaki kamu kuruluşları ya da özel kuruluşlar Türkiye Büyük Millet
Meclisini örnek alırlar; eğer, kendi tüzüklerinde bir kural yoksa, Meclis
İçtüzüğüne bakalım derler. Şimdi çok kötü bir eşikteyiz, bir karar
değişikliğindeyiz. Yani, kötü örnek olmanın yolundayız. Katılımcılığı önleyen
bir değişiklik aşamasına giriyoruz. Bu ne derece, demokrasiyle, hukukla,
arkadaşlarımın söylediği gibi, bağdaşır?
Konuşmacılar, özellikle
AKP sözcüleri…
BAŞKAN - Sayın Gazalcı,
sorunuzu sorar mısınız; istirham edeyim.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Soru soruyorum.
BAŞKAN - Hayır, sizden
sonraki arkadaşlara da soru sorma hakkı vereceğim de, onun için...
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Peki efendim.
BAŞKAN - AKP'li
konuşmacıların dışında, görüşünüzü…
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Dünyada bunun örnekleri var dedi. Tam tatile gidilecek bir zamanda, kim bu
dünyadaki örnekleri inceledi, kiminle yaptı? İçtüzük, yalnız AKP'lileri
bağlayan bir kurallar topluluğu mu?! Burada başka partiler var, muhalefet
partisi var. Böyle, tatile giderken, çok ivedi olarak, yangından mal kaçırır
gibi İçtüzüğü değiştirmek gerçekten doğru mu? Onu yöneltmek istiyorum. Birkaç
sorum daha vardı; ama, Sayın Başkan baskıladı. Başka arkadaşlara bırakıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Başkanvekili,
izninizle, iki soru daha var. O arkadaşlarımızın sorularını alalım, sonra cevap
verirsiniz.
Sayın Koç, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Ben, komisyon sıralarına,
belki de dolaylı olarak muhatap olacak olan Sayın Meclis Başkanvekiline de
yöneltiyorum sorumu.
Bir alıntı yapacağım,
bunun doğru olup olmadığını teyit etmelerini isteyeceğim sayın yetkililerden.
Efendim, şu şekilde:
"Meclisin sesinin kesilmesi, milletin temsilcilerinin sesinin kesilmesi,
milletvekillerinin sesinin kesilmesi sadece Meclisin sesinin kesilmesi olmuyor,
milletin, halkın sesinin kesilmesi oluyor. Bu teklifi verenlere sesleniyorum,
size sesleniyorum, bir defa daha sesleniyorum; verebilirsiniz, bu parmaklarla
bu Tüzük bu Mecliste kabul edilebilir; ama, tarih her şeyi yazacaktır ve yine,
size sesleniyorum ki, suları asla tersine akıtamazsınız."
Sayın Alptekin, bu sözler
size mi ait, doğrular mısınız? Bugün de aynı görüşte misiniz? Ne
düşünüyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Koç.
Sayın Işık, lütfen, kısa
olsun.
Buyurun.
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Vasıtanızla, Sayın Başkana şu soruyu yöneltmek
istiyorum:
Getirilen teklif,
Türkiye'nin birikmiş sorunlarının hallinde, temel yasalarda ve başkaca
yasalardaki hükümlere yönelik yapılması gereken düzenlemelerdeki zaman
meselesinin çözümüdür.
22 nci Dönemde, ikibuçuk
yıllık dönemin geride bırakıldığı ve ikibuçuk yıllık sürenin kalmış olması,
cumhuriyet tarihinde en fazla mesai yapan dönemin bu dönem olmasına rağmen,
Türk Ticaret Yasası, Borçlar Yasası ve AB sürecindeki diğer düzenlemeleri de
dikkate aldığımızda, getirilen teklifin bir çözüm olarak gündeme
getirilmesinin, amaca yönelik uygunlukla paralellik arz ettiği görülmektedir.
BAŞKAN - Sayın Işık,
lütfen, kısa
olsun.
AHMET IŞIK (Konya) -
Sayın Başkan, şayet bu içtüzük değişikliği hayata geçmeyecek olduğu takdirde,
ülkenin sorunları ortada, çözüm bekleyen sorunlar da ortada ve Meclisten
geçmesi gereken yasalar da ortada, bunun yerine ikame edebileceğimiz bir
düzenleme mümkün müdür? Bu noktada görüşünüzü almak istiyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Işık.
M.CEVDET SELVİ (Eskişehir)
- Tatil yapmazsınız hallolur; o kadar çok sıkıntı yaratmaz!
BAŞKAN - Sayın Başkanım,
buyurun.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
aslında, soruların tamamı belki bir soru şeklinde özetlenir; ama, ben, ayrı
ayrı cevap vermeye çalışacağım.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Temel bir yaklaşımla hepsine tek cevap!
ATİLA EMEK (Antalya) -
Toptancılık başladı nasılsa!
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Yok, öyle vermeyeceğim de, yani genel olarak soruların
hedefi aynı. (CHP sıralarından gürültüler)
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Hiç gerek yok yani!
BAŞKAN - Sayın Kuzu,
buyurun.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Gazalcı, hepsine birden cevap vereceğim demedim,
hepsi aynı yönde, ama, tek tek cevap vereceğim dedim; niçin anlamıyorsunuz?!
Kusura bakmayın; beni bile kızdırıyorsunuz görüyorsunuz.
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Sinirlenmeyeceksin beyefendi!
ATİLA EMEK (Antalya) -
Kızmayacaksınız!
BAŞKAN - Sayın Kuzu,
buyurun efendim.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Şimdi, Sayın Küçükaşık diyor ki: "Bölümler
halinde görüşülmesi, 15 madde halinde görüşülmesi esasını neye göre
belirliyorsunuz?" Konuşmalarımızda bunu söyledik; 15 dersin, 25 dersin,
sonuç olarak bu bir takdirdir. Demin, dünya ülkelerinden binlerce örnek verdim,
birçoğunun maddesini size burada açık açık okudum; her ülkede bir formül
bulunmuş. Komisyon bunu takdir etmiş, burada müzakere edilecek; belki önergeyle
bu değiştirilecek, o ayrı bir mesele; ama, ben, mevcut metne göre cevap vermeye
çalışıyorum. "Faşist yönetimlerde bunlar olur" filan dediniz; demin,
size, Avrupa ülkelerinden örnekler verdim, bunların faşist ülke olmadığını
biliyorsunuz. Şimdi "değişiklik önergelerinin sayısı azaltılıyor, çok
sayıda değişiklik önergesi verilirse" dediniz; bu, evet eleştiri olarak
yerinde bir eleştiri; zaten, Anayasa Mahkemesi kararı dikkate alınarak bu yönde
verilen önergeler var, bunlar dikkate alınacaktır; cevabın bir kısmı bu.
Şimdi, Sayın Ercenk diyor
ki: "Yasama faaliyetleri, madde madde görüşme esasına dayanıyor; genel
görüşülmesi buna aykırı mı?" Aslında, burada, maddelerin görüşülmesi tam
sınırlanmış olmuyor; zaten, madde madde görüşme usulünde kalacak olursak, o
normal yöntemdir. Dünyada, madde madde yöntemi de var, böyle farklı olan yöntem
de var; ikisi de var. Esasen, bir şeyi daha belirteyim; bu yöntemin kabul
edilmesi durumunda, bu yönteme gitmek zorunluluğu yok aslında; yani, ille de o
yönteme gideceksin diye bir kaide de yok; durur bir kenarda bu. İlle de,
iktidar partisi ya da partileri, koalisyon durumlarında, bu yönteme gidecek
diye bir kaide yok. O yüzden, getirilen yöntemin, bu açıdan, yani, madde madde
görüşme yönteminin istisnası olduğunu, elbette ki, kabul etmemiz lazım; ama,
genel olarak, gene, madde üzerinde önergeler verilebilecek.
Çerçioğlu, temel yasa
kavramı, hukuk sistemimizde sık uygulanmıyor;
dolayısıyla, bu yönteme neden gidiliyor filan dedi. Tabiî, söylediğim
gibi, bizde uygulanan bir yöntem değil; zaten, ilk defa geliyor; ama, bilesiniz
ki, bu yöntem, birkaç defa denendi Türkiye'de; 1996'da, ilk şeklinde de var
İçtüzüğün, 2001'de tekrar getirilmiş; farklı olarak var; ama, belki aynı değil;
ama, yani, bir ihtiyaç anlamında var. Bu getirilen yöntem, yeni bir yöntem
değil; ama, söylediğim gibi, Anayasa Mahkemesi kararı dikkate alınarak, mümkün
olduğu kadar, o arıza giderilmeye çalışılıyor.
Sayın Kart'ın sorusu bana
ait değil.
Özakcan "193 madde
var, 15 bölüm halinde getirilecek" diyor. Zaten, amacı da bunun bu; yani,
193 maddeyi, 193 madde halinde burada görüşürsek, bunu tartışmanın bir anlamı
da yok; zaten, farkı bunun burada, tartıştığımız da bu zaten bizim. 15 bölüm
halinde, bölümler üzerinde önergeler verilebilecek, bölümler üzerinde
konuşmalar yapılabilecek, madde hakkında önergeler verilebilecek; yani, tek tek
madde görüşmenin biraz daha farklı hali, çok da rahatlık getireceğini ben
zannetmiyorum iktidar grubuna, ama, en azından bir denge kurmaya çalışılıyor.
Sayın Baloğlu
"konuşmadan mı kaynaklıyor bu" diyor. Kısmen ondan olabilir;
hakikaten, arkadaşlarımız... Tek sebebi bu değil tabiî ki; ama, yürütme maddesi
üzerinde söz alan arkadaşlarımızın ya da başka bir maddeyle ilgili söz hakkı
kullanan arkadaşlarımızın, ilgisi olmayan birçok konulara girdiği... İlk defa
da olmuyor bu, iktidar, muhalefetten... Eskiden beri olan bir usul. Buna biraz
daha kısıtlama getirilmiş olunuyor. Gerçi, Başkan sık sık uyarıyor; ama,
söylediğim gibi, tek gerekçesi bu değil; yani, lüzumsuz konuşmalar var,
bundandır demek istenmiyor bu gerekçe, daha doğrusu metin. Biraz daha farklı
bir yöntem getirilmeye çalışılıyor.
"İçtüzük, dışardaki
kurumlar için kötü örnek olmaz mı?" Sayın Gazalcı'nın buradaki sorusu.
Olmaması lazım; yani, her kurul bu kadar kalabalık değil. Kaldı ki, İçtüzük,
Meclisin kendine has bir içtüzüktür. Diğerleri belki aynı yöntemi benimsemez;
ama, farklı yöntemlere gidebilir. Bizim bir zorunluluğumuz var, bundan doğan
bir usuldür. Eğer bu kadar kalabalık kurullar varsa -bizim dışımızda-
çalışamıyorsa, pekâlâ bu örneği de alabilir tabiî ki, bir anlamda.
Tatile giderken
yapılması… Tabiî, zamanlama sorunu ayrı bir mesele. Bu, bizden altı ay önce
çıktı biliyorsunuz, zaten Genel Kurulda bekliyordu. Benim şahsımla alakalı bir
mesele değil bu.
Sayın Koç'un sorusu bana ait
değil.
Sayın Işık "ikame
düzenleme olabilir mi" dedi. İkame düzenleme yok. Yani, Meclisin tatile
girmeden çalışması olabilir mi?.. Kısmen çözer; ama, tamamen bu konuyu çözmez;
yani, bir ay daha çalışsak bu mesele çözülmez.
Söylediğim gibi,
arkadaşlar, burada bütün mesele, iktidar-muhalefet ikilisinde, iki tarafın
mümkün olduğu kadar dengesini kurarak özel bir yasama yönteminin konuşulması.
Demin de söyledim, dünyada çok çeşitli örnekleri var, bunun çok çok üstünde.
Ben, onları buraya getirelim demiyorum, onları uygun da bulmuyorum; ama, demin verdiğim örnekleri gördünüz; çok
farklı.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan da cevap verecek!..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Evet, ben burada sözümü bitirmiş oluyorum; teşekkür
ediyorum.
ATİLLA KART (Konya) -
Sizin ne diyeceğinizi çok iyi biliyoruz; Sayın Alptekin konuşsun!..
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım…
ATİLLA KART (Konya) - Ne
diyeceğinizi çok iyi biliyoruz!..
BAŞKAN - Sayın Kart,
istirham ediyorum…
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Sayın Kart, ne güzel, bildiğin iyi, komisyon üyemsin,
tabiî ki bileceksin.
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, müsaade ederseniz…
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Senin de ne söyleyeceğini çok iyi biliyoruz Sayın Kart.
ATİLLA KART (Konya) -
Sizin gayri ciddî konuşmalarınızı iki yıldır dinliyoruz!..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Çizginde en ufacık bir sapma yok, en ufacık, hiç!
ATİLLA KART (Konya) -
Sizin tutarsızlıklarınızı iki yıldır dinliyoruz…
BAŞKAN - Sayın Kart…
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Ne konuştuysan aynı şeyde devam ediyorsun sen de…
ATİLLA KART (Konya) -
Sizin dediklerinizi ciddîye almıyoruz!..
BAŞKAN - Sayın Kart…
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Tabiî almazsın, doğru söylüyorum çünkü ben; alsan
şaşırırdım zaten o zaman!
BAŞKAN - Sayın Kuzu,
Sayın Başkan, lütfen…
ATİLLA KART (Konya) -
Ciddîye almıyoruz!..
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - O zaman benim düşünmem lazım, yanlış mı yapıyorum
diye.
BAŞKAN - Sayın Kart,
saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; birkısım arkadaşlarımız, kendileri
kürsüde konuştuğu zaman, hiçbir kimsenin kendisine bir şey söylemesini
istemiyor; doğrudur; ama, aynı arkadaşlarımız, yerlerinde otururken, kürsüdeki
hatibe ve diğer konuşmacılara da sürekli olarak laf yetiştirmekten geri
durmuyorlar. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Bilgilerinize arz
ediyorum.
Sayın Başkanım, cevap
verecek misiniz; buyurun.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - İzin verirseniz, birkaç cümleyle cevap vermek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Parlamento çalışmalarımız içerisinde tüzük değişiklikleri,
nadir, Genel Kurula gelen önemli yasal değişiklikler.
Hepimiz biliyoruz ki, bu
Parlamentonun çalışması, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının da
çalışması, elimizde bulunan bu İçtüzük ve Anayasayla bağlıdır. İçtüzüğü ne
kadar iyi bir şekilde kullanır, iyi bir şekilde bu İçtüzüğün gereklerini yerine
getirirsek, Parlamentodaki çalışmalarda verim o nispette fazla olur.
Şimdi, bugün müzakere
ettiğimiz İçtüzüğün 91 inci maddesindeki değişiklikle ilgili müzakerede, sanki
bu değişiklik, hukuk literatürüne, hukuk mevzuatına ilk defa giriyormuş gibi
bir bakışla mesele değerlendirildi, ben, belki öyle anladım.
Değerli arkadaşlar, bir
defa, 1996 yılında bu konuda bir değişiklik yapılmış; Anayasa Mahkemesinin bu
konuda bir kararı yok. Daha sonra, koalisyon hükümeti zamanında, bizim de
Parlamentoda bulunduğumuz dönemde, İçtüzükte yine bir değişiklik yapıldı; bu
değişiklik Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. 22 nci Dönemde de aynı
madde üzerinde bir değişiklik yapıldı; yine, Anayasa Mahkemesi tarafından,
İçtüzüğün bu ilgili maddesinde yapılan değişiklik iptal edildi.
Şimdi, bizim, yapılan
değişiklikler ve Anayasa Mahkemesinin bu değişiklikler üzerine verdiği karara
bakmak suretiyle meseleyi değerlendirmemiz lazım.
Huzura gelen ve biraz
sonra belki müzakerelerde değişiklik talebiyle gelecek olan 91 inci maddedeki
değişikliğin esprisi… Anayasa Mahkemesi, yapılan bu değişikliği, kaç madde
halinde ya da hangi gerekçelerle iptal etmişse, hazırlanan ya da hazırlanmak
için gayret edilen bu değişiklikte, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri
nazara alınmıştır. Nedir bunlar…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Alptekin,
süremiz doldu. Sorulara cevap vererek toparlar mısınız.
Buyurun.
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Sayın Grup Başkanvekilinin sorduğu soruya cevap verin.
BAŞKAN - Sayın Şahin,
lütfen…
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Efendim, bu iş sırayla. Sayın Koç…
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Efendim, önemli olana cevap verin.
BAŞKAN - Sayın Şahin,
istirham ediyorum.
Sayın Başkan, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Hadiseyi biliyoruz; sorduğum soruya cevap verin.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Sayın Koç, benim bu açıklamam sizi niye rahatsız ediyor?!
HALUK KOÇ (Samsun) -
Rahatsız etmiyor efendim, onları biliyoruz zaten. Sizin sorulara cevap
vermemeniz bizi rahatsız ediyor.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - O zaman, hani Nasrettin Hoca'nın meşhur hikâyesi gibi,
bilenler bilmeyenlere anlatır, bu mesele de kapanır.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Burada yazıyor efendim; Nasrettin Hoca burada!
Bu ifade sizin mi, değil mi?..
BAŞKAN - Sayın Alptekin,
lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Gerek sizin sorunuz, gerekse Sayın Kart'ın sorusu ve benim
konuşmamdan tırnak içerisinde aldığınız sözler, beni rahatsız etmiyor. Benim
yapım da, bu konulara, en açık, en samimi bir şekilde cevap verecek bir anlayış
içerisindeyim, hukuk anlayışı içerisindeyim, hoşgörü anlayışı içerisindeyim.
O zaman, eğer, siz, diğer
milletvekili arkadaşlarım, beni de ilgilendiren "bu sorulara cevap verme,
sadece sizinle ilgili kısma cevap ver" diye bir talebiniz varsa, hay hay,
ona geçerim. Böylece zamanımızı da iyi kullanırız.
HALUK KOÇ (Samsun) - Onu
istiyoruz.
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) - O
söz sizin mi değil mi, ona cevap verin.
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, lütfen…
Sayın Alptekin, karşılıklı
konuşmayalım lütfen.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Sayın Kart ve Sayın Koç, doğrudan doğruya beni ilgilendiren
iki soru sordular; elbette onları açıklayacağım.
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
En güzeli bu, şükür...
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Sayın milletvekilleri, siyasette, politikada, siyasî
hayatta bulunan, siyaset yapan insanlar, masanın o tarafında da bulunur -bu bir
gelenektir, gerektir- bu tarafta da bulunur; iktidarda da bulunur muhalefette
de bulunur. (CHP sıralarından alkışlar [!])
FERAMUS ŞAHİN (Tokat) -
Anlaşıldı.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Koç, benim "dün dündür, bugün bugündür"
söyleyeceğimi zannetmeyin; alkışınız o değil.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Söylediniz zaten.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL ALPTEKİN
(Ankara) - O değil…
Şimdi, değerli
arkadaşlar, ben, orada söylediklerimin arkasındayım. Zaten, arkasında olduğum
için, Anayasa Mahkemesi hangi gerekçelerle bu İçtüzüğün bu maddesini iptal
etmişse, o gerekçeler gözönüne alınarak huzurunuza bir madde getirilmiştir.
HALUK KOÇ (Samsun) - O
zaman, savunmayın Sayın Başkan.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Kabul ederiz, kabul etmeyiz…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Savunmayın o zaman.
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - …ama, biz, o gün savunduklarımızın doğruluğunu yine bugün
de savunarak, bu değişikliği getirmişiz. O bakımdan, dün neyi savunmuşsam,
bugün getirdiğimiz maddelerde de, arkadaşlar, biz aynı şeyi savunuyoruz.
ATİLA EMEK (Antalya) -
Yani, sivil darbeyi yapıyoruz diyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın Başkan…
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
İkincisi; arkadaşlar, bu,
dünyanın en demokratik olduğunu her zaman atıf yaptığımız ülkelerde de,
yasaların çıkarılmasında ileri sürülen ve başvurulan yöntemlerden bir
başkasıdır. Kaldı ki, altını çizerek ifade ediyorum, 91 inci maddede
getirdiğimiz bu değişiklik temel kavram değildir, zaruret halinde başvurulacak
ve Parlamentonun da beraber düşüneceği kavramlardır. O bakımdan, endişe
edilmesi gereken, değişik yorumlanması gereken bir husus değildir. Anayasa
Mahkemesinin de ileri sürdüğü iptal gerekçelerine uygundur diye düşünüyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri,
teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, saat 15.10'da toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati: 14.10
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.17
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122 nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
161 sıra sayılı İçtüzük
Teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. -KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
2.- Adalet
ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz
ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah
Ergin ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu
Raporu (2/140) (S.Sayısı: 161) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Başkanlık Temsilcisi?..
Yerinde.
Teklifin 1 inci maddesini
okutuyorum:
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ İÇTÜZÜĞÜNDE DEĞİŞİKLİK
YAPILMASI HAKKINDA İÇTÜZÜK TEKLİFİ
MADDE 1.- 5.3.1973
tarihli ve 584 Karar numaralı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 91 inci
maddesi madde başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Kapsamlı kanunların görüşülmesi
Madde 91. - Toplumsal
hayatın geniş bir alanını düzenleyen ve kapsayan kuralları bir araya getiren,
içerdiği hükümler nedeniyle kendi alanındaki mevzuata uyulması gereken usul ve
esaslar ile bu alanda mevzuatın yönelmesi gereken esasları sistematik ve
belirli bir düzen içerisinde gösteren, o alandaki kanunlar arasında ve bunların
uygulanmasında birlikteliği sağlamayı amaçlayan Kanunların ve İçtüzüğün, en az 40
maddesini değiştiren veya yürürlüğe koyan
tasarı veya tekliflerin Genel Kurulda görüşülmesinde uygulanacak özel
görüşme ve oylama usulü tespitine, Hükümetin, esas komisyonun veya grupların
teklifi, Danışma Kurulunun oybirliği ile önerisi üzerine Genel Kurulca karar
verilebilir.
Danışma Kurulunda
oybirliği sağlanamaması halinde, bu kapsamdaki kanunların bölümler halinde
görüşülmesine ve her bölümün en çok 15 maddeyi geçmemek kaydıyla hangi
maddelerden oluşacağına hükümetin, esas komisyonun veya grupların teklifi
üzerine Genel Kurulca karar verilebilir. Bu takdirde bölümler, maddeler
okunduktan sonra ayrı ayrı görüşülür ve bölümdeki maddeler ayrı ayrı oylanır.
Bölümlerin görüşülmesinde ve önerge sayısı ile işlemlerinde, madde hakkındaki
hükümler uygulanır. Ancak, bölümler üzerindeki önergeler sadece veriliş
sırasına göre okunur ve işlemleri yapılır. Bölümler üzerinde birden fazla madde
değişikliğini içeren önergeler verilebilir, bu önergelerdeki her madde
hakkındaki değişiklikler ayrı ayrı oylanır.
81 inci maddenin diğer
hükümleri saklıdır."
BAŞKAN - Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Uğur Aksöz; şahısları
adına, Manisa Milletvekili İsmail Bilen, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan ve
yine, Adana Milletvekili Uğur Aksöz'ün söz talepleri vardır.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, bunu her maddede söyleyecek miyiz yani; çekeceklerini söylediler.
BAŞKAN - Şu anda Sayın
Aslan?.. Yok.
Sayın Bilen, madde
üzerinde şahsınız adına?..
İSMAİL BİLEN (Manisa) -
Konuşacağım.
BAŞKAN - Konuşacaksınız.
Konuşmalar sırasında
Sayın Zeyid Aslan geldiğinde ben konuyu tekrar değerlendiririm.
Şu anda, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Sayın Uğur Aksöz; buyurun efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA UĞUR
AKSÖZ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan
İçtüzük Değişiklik Teklifinin 1 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
öncelikle, üç ana noktanın altını çizmek istiyorum.
Birincisi şudur: Birkaç
gün önce, Adalet ve Kalkınma Partisi, yayımladığı bir kitapta, en çok yasanın
bu dönemde çıktığını ifade etti ve bunu kendisine bir övünç kaynağı, bir kıvanç
kaynağı yaptı. Doğrudur, en çok yasa bu dönemde çıkmıştır. Peki, en çok yasa bu
dönemde çıktığına göre ve bu dönemde biz bu İçtüzükle bu kadar çok yasa
çıkardığımıza göre, o zaman bu İçtüzüğü niye değiştiriyoruz?! Demek ki, bu
İçtüzük çok güzel ki, ihtiyaca cevap veriyor ki, biz bu kadar yasa çıkarmışız.
Eğer bir tıkanma olsaydı, bir sıkıntı olsaydı, biz bu içtüzük değişikliğini
kabul edebilirdik. Bu, demek ki, bir mazeret değil, bunun arkasında başka
şeyler aramak lazımdır. Acaba diyorum, IMF'nin istediği yasaları şu birkaç gün
içinde çıkarmanın telaşı mıdır?! Eğer böyle yaparsanız, Anayasa Mahkemesinin
iki kararına rağmen, bu kadar hukukçunun anlatmasına rağmen, bu kadar hukuka
aykırı bu içtüzük değişikliğini bugün geçirirseniz, elinizde ne kalır biliyor
musunuz; kala kala IMF'nin aferini kalır; çünkü, Anayasa Mahkemesi ilk oturumda
bunu iptal eder.
Şimdi bana arkadaşlar
diyecekler ki?.. Nereden biliyorsun; nereden bildiğimi söyleyeyim. Bundan
önceki içtüzük değişikliği buraya geldiğinde, ben yine bu kürsüye geldim, bu
içtüzük değişikliğinin yanlış olduğunu, hukuka aykırı olduğunu ve bunun Anayasa
Mahkemesinden döneceğini söyledim. Arkadaşlarım, ne biliyorsun dedi; döndükten
sonra konuşuruz dedim. Şimdi benim konuşma hakkım doğdu. O gün tutanaklarda
belli benim sözlerim; o gün bozulur dediğim o İçtüzük bozuldu ve geldi, karar
burada. Şimdi, aynı şeyi bir daha yapıyoruz; yani, Anayasa Mahkemesi, ısrarla,
bu, Anayasaya aykırı; bu değişiklik hukuka aykırı diyor iki kere; siz üçüncüyü
getiriyorsunuz. Bunu anlamak mümkün değil.
Değerli arkadaşlarım, bakın,
acaba diyorum, yine başka şey arıyorum; çünkü, bu İçtüzük işimizi gördüğüne
göre, bu kadar yasa çıktığına göre, Anayasa Mahkemesi kararı önümüzde olduğuna
göre -herkesin okuma-yazması var- bu İçtüzük, besbelli ki, bugün gitse tekrar
bozulacak. Niye bozulacak, hemen size söylüyorum: Bunun için hukukçu olmaya
lüzum yok değerli arkadaşlar. Önce şu maddeyi okuyalım, yani bunu sade vatandaş
da anlar. Bakın, madde nasıl; "toplumsal hayatın geniş bir alanını
düzenleyen kanunlar böyle görüşülür" deniliyor. Şimdi, size soruyorum,
toplumsal hayatın geniş alanını düzenlemeyen kanun olur mu?! Zaten, bir kanun
toplumun geniş alanını düzenler. Yani, dar alanda kısa paslaşmalar mı
yapıyoruz?! Top mu oynuyoruz burada?! Hangi kanun dar alanı etkiler
arkadaşlar?! Bütün yasalar toplumun geniş alanını etkiler. Buraya nasıl
yazıyorsunuz "toplumsal hayatın geniş alanını düzenleyen yasalar"
diye?! Bakın, saçmalık burada başlıyor. Hiç hukukçu olmaya gerek yok.
İki: "Esaslarını
sistematik ve belirli bir düzen içinde gösteren yasalar…" Allah Allah!..
Sistematik ve belirli düzeni olmayan yasa olur mu ya?! Bütün yasalar
sistematiktir. O zaman, bu ne?! Bu da yanlış.
Üçe geliyorum: "Bu
kanunların en az 40 maddesini değiştiren" deniliyor. Yani, bizim, böyle
tek tek, madde madde değil de, toptan, götürü usulü, yasaları böyle toplu toplu
geçirecek şu düzenleme var ya, niye geliyormuş bu, biliyor musunuz; 40'tan
fazla madde olursa, bu madde uygulanırmış! Peki, bu maddeleri kim yazıyor?!
Allah yapısı mı bu kanunlar arkadaşlar?! Birbirimizi mi kandırıyoruz burada?!
Kanunu biz yapıyoruz. Buraya sokmak istersem, 40 cümlede 40 madde yaparım,
buraya sokarım, toptan geçiririm. Bunu hükümet de yapar, gruplar da yapar.
Yani, 40 maddeyi geçerse, böyle toptan geçecek, 40'ın altındaki tek tek görüşülecek!
Bu, çocuk oyuncağı arkadaşlar! Bakın, gülünç oluyoruz. Hukukçulara karşı gülünç
oluyoruz. Avrupa Birliği diyorsanız, oraya da gülünç oluyoruz. Böyle şey olmaz!
40 maddeyi geçerse böyle olacak!.. 40 maddeyi siz, biz yazdığımıza göre, bunun
adı şikedir! Bunun adı şike! Sonu belli maç, şike değil mi? Bunun sonu belli;
40 madde… 40 cümlelik yazarım, 40 madde olur! Çok basit; ben hukukçuyum, verin
bana bir madde, onu 40'a bölüvereyim, toptan geçirivereyim. Böyle, oyuncak iş
olur mu arkadaşlar?! Burası, Türkiye Büyük Millet Meclisi.
Başka bir şey daha var,
diyor ki: "Böyle kanun gelirse, bunu 15'erlik maddeler halinde
görüşeceğiz." Ya, dünyada böyle bir komedi görülmemiş. Yani, bakın, Türk
Ceza Kanunu gelecek diyelim, bunun 15 maddesini bir grup yapacağız, onu toptan
geçireceğiz. İyi de, hırsızlık 2 madde, dolandırıcılık 4 madde, cinayet 6
madde; nasıl bu 15'i bir araya getireceksiniz. Yumurta ile elma bir araya gelir
mi ya?! Böyle şey olur mu?!
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Aksöz, 30 oluyor; önerge var.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) -
Önergeyle 30 oluyorsa, yine değişmiyor. Yani, toptancılık zihniyeti 30 da olsa
değişmiyor, 15 de olsa değişmiyor. Ben bir zihniyetten bahsediyorum; böyle yasa
olmaz.
Bakın, biz burada ne
yapıyoruz arkadaşlar; biz burada, millet adına, her maddeyi kuyumcu
titizliğiyle işliyoruz, her maddeyi milim milim inceliyoruz, önergeler
veriyoruz, karşı görüşler çarpışıyor ve halkımız için, ulusumuz için güzeli,
doğruyu buluyoruz. Şimdi siz ne yapıyorsunuz, hayır, her maddeye gerek yok,
siz, bunu yumurta gibi doldurun sepete, 15-15 konuşun burada, 15-15, oylayın
geçin. Arkadaşlar, bu komediden de öte, bu bir hukuk cinayetidir. Bakın, yarın,
Anayasa Mahkemesinde bu öyle bozulacak ki, yine bugünkü tarihi unutmayın, yine
çıkıp burada diyeceğim ki, "biz size söylemekten usandık, Anayasa
Mahkemesi yazmaktan usandı. Yapmayın bunu, bu böyle olmaz."
Neticede, değerli
arkadaşlarım, bu getirilen değişiklik tümüyle yanlıştır ve uygun değildir. Bunu
böyle yaparsanız, ben size söyleyeyim, Anayasa Mahkemesinin dışında -bir başka
şey daha yapmış oluyoruz- kendimizi kandırıyoruz. Burada takıyye yapıyoruz.
Şimdi, bir şey daha
söyleyeceğim, bana hak vereceksiniz. Biz her maddede, 10 dakika iktidar, 10
dakika muhalefet konuşmuyor muyuz; konuşuyoruz. Bakın, bunu düzenleyen
uyanıklar ne yapmışlar: 15, 15 görüşürüz diyorlar; ama, 15 maddeye süre
koymamışlar. Biz her maddede 10 dakika konuşuyorduk ya, şimdi bu madde geçerse,
biz 15 maddede yine 10 dakika konuşacağız. Aksi varsa, söylesinler. Her maddede
10 dakika konuşup, kendini anlatan, maddeyi yorumlayan arkadaşlarımız, şimdi,
15 madde üzerinde de, blok blok, bölüm bölüm görüşüleceği için 15 madde veya
artırılırsa 30 madde üzerinde 10 dakika konuşacağız. 30 madde olursa ne olur
biliyor musunuz? 10 dakikayı 30'a bölün bakalım, 30 saniye mi eder; her maddede
30 saniye konuşacaksınız. Yani, tamam, çok süratlisiniz, Avrupa Birliğine
gideceksiniz, uzaya gideceksiniz, AKP çok hızlı da her maddede de 30 saniyeye
gülerler yani.
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Hızlı tren; tren hızlı!..
UĞUR AKSÖZ (Devamla) - O
bakımdan, eğer bunu getirecekseniz, eğer hukuka inanıyorsanız, buraya süre
koyacaksınız, diyeceksiniz ki, biz her maddeyi 10 dakika görüşüyorduk; ama,
bunu, 15-15, 30-30 toptancı hali gibi toptancılığa getirdik; ama, olsun, buna
da, hiç değilse, o toptan maddelerde gruplar birer saat konuşur, yarımşar saat
konuşur deyin ki, ben her madde üzerinde fikrimi söyleyeyim. Haa, bunun adı ne;
bunun adı şudur: Adana'da -Adanalıların çoğu bilir- ekmek arası döner yaparlar;
eğer döner eti kötüyse, ekmeği kalın yaparlar, araya döneri sıkıştırırlar.
Bunun adı ekmek arası döner (CHP sıralarından alkışlar) yani, kaçırmak
istediğiniz maddeleri 15'er, 20'şerin arasına sokup sokup toptan
geçireceksiniz; ama, bunu, gören gözler görüyor; hukukçular iki kere görüyor.
Sizler milletvekilisiniz, sizlerin, bunu, yakından incelemeniz lazım.
Değerli arkadaşlar, bu
değişiklik, her yönüyle sakattır. Ben, bir kere daha sizleri uyarmış olayım;
sonra, söylemedi demeyin; ama, bakın, şunu tekrarlıyorum…
BAŞKAN - Sayın Aksöz,
şahsınız adına olan konuşma sürenizi Grup adına konuşmanız bittiğinde ilave
edeceğim; bildireyim dedim.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) -
Yani, 5 dakikam daha mı var?
BAŞKAN - Evet.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) -
Çok teşekkür ederim, sağ olun.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Bir daha konuşmayacağız nasıl olsa, onun için rahat rahat konuş.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) -
Peki.
Çok teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Değerli arkadaşlar, bir
de şunu söyleyeceğim; ama, bakın, bana kızmayın. Sayın Başbakan geçenlerde
çıktı bir konuşma yaptı, doğru bir konuşmaydı; yani, o konuşma mantıken
doğruydu, dedi ki: "Kardeşim, yüzde 35'le yüzde 65 milletvekili aldım diye
bana niye kızıyorsunuz; bu yasayı ben mi yaptım?" Doğru, başkaları yaptı,
Sayın Başbakan istifade etti. Evet, ama, bakın şimdi, bu yasayı siz
yapıyorsunuz, biz karşıyız, bu Grup yapıyor...
NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) - Yarın siz istifade edersiniz.
UĞUR AKSÖZ (Devamla)-
Yarın iktidar değişirse, koalisyonlar olursa, olur ya, siz 360 değil de 200
küsur, 150 küsur -bilemiyorum, Allah bilir- olursanız, bakın, bu maddeden çok
sıkıntı çekersiniz, sizi perişan ederler. Recep Tayip Erdoğan Beyefendi gibi, o
günkü başbakan der ki "bunu ben mi yaptım, yapmasaydınız" ve bütün
kanunları 15-15, 30-30 geçirir; biz de burada üzülürüz. O bakımdan, Anayasa
Mahkemesinin şu kararını hepimiz kulağımıza küpe etmeliyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN- Sayın Aksöz,
buyurun.
UĞUR AKSÖZ (Devamla)-
Anayasa Mahkemesi diyor ki: "Bir hukuk formu önceden bilinebilir
olmalıdır." Yani, ben, vatandaş olarak, bir eylem yaptığım zaman bana
hangi hukuk normunun uygulanacağını bilmeliyim.
Şimdi, burada, böyle bir
şey yok bu maddede; dikkat ettiniz mi? Bu madde önceden bilinemiyor; yani,
bakın, siz, vatandaş olarak ve milletvekili olarak hangi kanunun bu maddeden
dolayı toptan ve götürü geçirileceğini bilmiyorsunuz. Bu, iktidarın, daha
doğrusu burada çoğunluk olan grubun keyfine bağlı; yani, iktidar, sabah
uyandığında "bugün keyfim istedi, şu kanunu toptan geçireyim" derse
40 tane yazacak, "yok, CHP'ye ayıp oluyor, perakende geçireyim" derse
15 yazacak. Böyle bir keyfîlik olur mu?! Bakın, hukukun temel prensibi, önceden
bilinebilirliktir, önceden bilinebilirliktir. Yani, şu anda, ne siz ne biz ne
Anayasa Komisyonu Başkanı ne hiç kimse, hangi kanunun bu maddeye göre
geleceğini bilmiyoruz. Onu ayarlayacaklar, 40, 30, 20 gelecek. Demek ki,
öngörülebilirlik yok.
İki; bakın arkadaşlar,
İçtüzük, bizim anayasamızdır. Yani, bir Anayasamız var, bütün ülkenin Anayasası
var ve bir de bu Meclisin anayasası İçtüzüktür. Bu İçtüzük sadece size ait
değil, buradaki bütün partileri düzenleyen, bütün milletvekillerinin haklarını
koruyan bir şey. Bu İçtüzükte hepimizin hakkı var, sadece bu çoğunluğun değil;
çünkü, bu İçtüzüğe göre biz konuşacağız, siz konuşacaksınız, yasalar
görüşülecek, vesaire.
Peki, burada öyle
tehlikeli bir madde var ki, bakın, aman Allahım; yani, bunu iyi hukukçular hiç
görmesin. Bakın, ne deniliyor: "Özel görüşme ve oylama usulü her yasa için
ayrıca tespit edilir." Hadi, buyurun bakalım! Böyle bir kanun yapma
tekniği olur mu?! Yani, bu maddelere göre gelen bir yasayı vazgeçtik toptan,
moptan, o ekmek arası döner, madde saklama, madde kaçırma, bunlardan vazgeçtik; bir de, bu çoğunluk toplanacak,
diyecek ki, biz, bu maddeyi özel görüşeceğiz. Ne demek özel? Haydi, bana, bir
hukukçu çıksın bakalım burada, Türkiye'de çıksın bakalım; özel görüşeceğiz ne
demek, bana biri bunu anlatsın bakalım. Hangi hukuk fakültesinde anlatıyorlar
bunu, özel görüşme usulünü?!
Değerli arkadaşlar, bu
İçtüzükte görüşme usulleri yazar; işarî oy, elektronik oylama, şu, şu, şu,
madde madde yazar ve siz onun dışına çıkamazsınız. Çıkarsanız, adı hukuk olmaz
ki, keyfîlik olur. Haa, burada deseydiler ki arkadaşlarımız, şu sisteme göre
görüşülür, tamam, itirazım yok; ama, burada ne diyor, bakın: "Özel
görüşme." Yani, özel görüşme ne demek; fiskosla mı konuşacağız, yazılı
kâğıtla mı konuşacağız; ne demek özel görüşme? Burada olmayan şey özel
görüşmedir. Bu da, özel görüşme demek, keyfîlik demektir.
İki; daha bitmedi, bakın,
ucubeye bakın, hukuk ucubesine bakın: "...ve özel oylama usulü tespitine
Genel Kurul yetkilidir." Vay, vay, vay, vay, maddeye bakın! Özel oylama
usulünü, birisi çıkacak, diyecek ki, çoğunluktan, ben çoğunluğum, ben bunu sepete
atacağım; öbürü diyecek ki, yok basket sahasına atacağım... Böyle şey olur mu
ya?! Özel oylama usulünü nasıl bu kadar keyfîliğe terk edebilirsiniz. Haa,
buraya yazarsanız itirazım yok; şöyle oylanır, böyle oylanır, süreler şudur,
itirazı budur, tamam; ama, özel görüşme ve özel oylama dediğiniz zaman
arkadaşlar, bu, keyfîliğin ta kendisidir.
Öyleyse, değerli
arkadaşlar, vaktim daralıyor, tabiî, bu kadar kısa süre içinde iki tane 30'ar,
40'ar sayfalık Anayasa Mahkemesi kararını, hukuk fakültesinde okutulan binlerce
sayfayı size anlatacak halim yok; ama, diyorum ki, biz, olaylardan ders almak
zorundayız. Hani "tarih tekerrürdür diyorlar; hiç ibret alınsaydı tekerrür
mü ederdi" diyor ya şair; biz niye ibret almıyoruz? Yani, Anayasa
Mahkemesi bozuyor, bir daha yazıyoruz; bozuyor, bir daha yazıyoruz. İyi de, o
zaman, yeterli çoğunluğunuz var, Anayasa Mahkemesini kaldırın o zaman.
Dinlemiyorsanız, onun orada ne işi var?! Haa, o oradaysa, anayasal kurum olarak
duruyorsa, dinlemeye mecbursunuz, onun kararını hepimiz saygıyla karşılamaya
mecburuz; çünkü, Anayasada bir hüküm var, aynen şöyle yazıyor Anayasa:
"Anayasa Mahkemesinin kararları herkesi bağlar."Sizi de bağlar, bizi
de bağlar. Öyleyse -toparlıyorum- gelin, yol yakınken şu düzenlemeden vazgeçin.
Bakın, ne olur... Tekrar
söylüyorum, zapta geçsin diye; sizin dinlemeyeceğinizi biliyorum; çünkü, burada
ne gelirse geçiyor. Geçsin, önemli değil. Sonuçta bizim dediğimiz olacak
-bakın, burada söylüyorum, zapta geçiriyorum- bu da Anayasa Mahkemesinden
gelecek, ben yine buraya çıkacağım, üç oldu beyler, hak oyunu üçtür, artık
sıçramayın diyeceğim.
Saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Aksöz.
Şahsı adına, Manisa
Milletvekili İsmail Bilen. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İSMAİL BİLEN (Manisa) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle, saygıyla
selamlıyorum.
Biraz önceki konuşmacı
arkadaşımın son cümlesinden başlayarak, maddeyle ilgili düşüncelerimi sizlerle
paylaşmak istiyorum.
Evet, Anayasa
Mahkemesinin kararlarını hepimiz dinleyeceğiz; ama, Anayasa Mahkemesi de, yine,
Anayasanın amir hükmüne göre, kanun koyucunun yerine geçmeyecek. Bunu, hepimiz
de biliyoruz. Bir hukukçu olarak, Anayasa Mahkemesinin kararları herkesi, başta
da kendisini bağlar, hele hele Anayasada hepimizi bağlar. Dolayısıyla, Anayasa,
burada bir kural koymamıştır. Bu teklif de, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli
kararı yayınlansın, ondan sonra görüşülsün istendiği için bugüne kalmıştır.
Toptancılık anlayışı
yoktur. Bakın, biraz önceki konuşmamda söyledim, bir önceki oturumda. Değerli
milletvekilleri, ihtisas komisyonları, kanunların hazırlandığı mutfaklardır. Bu
mutfaklarda herkes, bu Parlamentonun her bireyi -o komisyon üyesi olsun
olmasın- orada, mutlaka, görüşünü komisyona beyan etme hakkına, salahiyetine
sahiptir, sadece oy verme hakkı yoktur. O komisyon üyesi arkadaşlarımız da,
ihtisas komisyonu üyesi arkadaşlarım da, orada, hem reyleriyle hem de
katkılarıyla kanunlara, İçtüzüğe veya yapılacak değişikliğe katkı sunmaya
salahiyetlidir.
Değerli dostlar, etkin ve
verimli bir çalışma sergilenmesi açısından böyle bir değişikliğe gidildiğini,
biraz önce ben, Grup Başkanvekilimiz ve yine, Anayasa Komisyonu Başkanımız
Sayın Kuzu, Faruk Bey, bunları teker
teker izah ettiler.
Değerli dostlar, evet, her
bir madde üzerinde görüşme yapıldığında, hatta ve hatta, zaman zaman
muhalefetle de ittifakla, oybirliğiyle Genel Kurulun gündemine getirilen
kanunlarda geceli gündüzlü çalışmamıza rağmen, 40-50 maddelik kanun
tekliflerini veya tasarılarını, bir haftada, on günde, onbeş günde, mutabakat
olmasına rağmen götüremedik, çıkaramadık.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Neden acaba mutabakat yok, bir sorsanıza!
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Değerli dostlar, sadece bu, AK Partiye veya Adalet ve Kalkınma Partisine izafe
edilecek bir kusur değil.
ATİLLA KART (Konya)
-"Değerli dostlar" olur mu? (CHP sıralarından " değerli dostlar
ne" sesleri, gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Bilen,
"dostlar" ifadesinin sehven geçtiğine inanıyorum; "değerli milletvekilleri" olarak….
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Evet, "değerli milletvekilleri" diye düzeltiyorum.
BAŞKAN- Teşekkür ederim.
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Değerli milletvekilleri, komisyonun dışındaki katkıları, elbette Genel Kurulda
da, burada paylaşma imkânı, fırsatı
bulacağız. Bu içtüzük değişikliği veya teklifi, bunu engelleyici nitelikte de
değildir. Burada her madde hakkında konuşmak yerine, 15 veya 30 madde veya 40
madde üzerinde, birlikte, bütün hepsini kapsayacak fikir de serdedilebilir.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - 10 dakikada mı?!.
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Bu bir mazeret değildir. Grup adına bu süre 20 dakikadır. Dolayısıyla, bu süre
de, kanaatimce, yeterli bir süredir; ancak, demin de söylediğim gibi,
Parlamentonun etkin ve verimli çalışmasını sağlamak hepimizin sorumluluğu ve
yükümlülüğüdür.
Sayın Araslı öğleden önce
de bahsettiler. Çok pahalı bir görev görüyoruz; zamanımız çok kıymetli, çok
değerli. Öyle ise, zamandan da tasarruf etmemiz gerekir. Neden kıymetli
vakitlerimizi veya söyleyeceklerimizi ihtisas komisyonlarına götürmek yerine,
ille Genel Kurula getiriyoruz? Kanaatim odur ki;
1.- Televizyondan canlı
yayın veriliyor.
2.- Bazı arkadaşlarımız
-bu, iktidar veya muhalefet partisi olsun, fark etmiyor- seçmene de vatandaşa
da bir selam verme ihtiyacı, zarureti doğduğu içindir.
İSMET ATALAY (İstanbul) -
Kapatın, kapatın, televizyonu da kapatın.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Burdur) - Onu da kapatın.
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Bakın, kapatılmayla ilgili böyle bir niyet, böyle bir tercih asla olmamıştır.
BAŞKAN - Sayın Bilen…
HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)
- Kapatın, onu da kapatın.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN
(Burdur) - Vatandaş selam bekliyor.
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Vatandaşa selam vermek elbette ki bir ihtiyaç; ama, zaman zaman bunu seçim
bölgelerine gidilerek…
BAŞKAN - Sayın Bilen,
lütfen, Genel Kurula hitap edin.
Sayın milletvekilleri,
hatibe müdahale etmeyelim.
Buyurun.
İSMAİL BİLEN (Devamla) -
Zaman zaman seçim bölgelerine gidilerek de, bu zaruret, bu ihtiyaç
giderilebilir diye düşünüyorum. İlla kürsüyü, illa televizyonu kullanmak gerekmez
diye düşünüyorum.
Yüce Heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Meclis Televizyonunu kapatın, komisyonları kapatın, Meclisi de
kapatın!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Bu söylediklerinize siz inanıyor musunuz?!
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sizin 15 tane televizyonunuz var…
BAŞKAN
- Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 10 dakika süreyle soru-cevap işlemi
gerçekleştireceğiz.
Buyurun Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan teşekkür ediyorum.
Ben, komisyon sıralarında
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını temsil eden Sayın İsmail Alptekin'i daha
çok zor durumda bırakmak istemediğim için -çünkü, çelişkileri ortaya çıktıkça
Sayın Başkan zorlanıyorlar, onu üzmek istemiyorum- Sayın Kuzu'ya yönelmek
istiyorum ve soruyu da, aracılığınızla, Sayın Kuzu'ya sormak istiyorum.
Sayın Burhan Kuzu, şimdi,
10 Nisan 2003 günlü, 766 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılması Hakkında Karar, yine sizin Anayasa Komisyonunuzdan ve
sizin Anayasa bilgisi denetiminizden geçerek Genel Kurula gelmişti, burada
görüşülmüştü. Aynı bugün olduğu gibi, Cumhuriyet Halk Partisi sözcülerinin
"bu bir hukuksal cinayettir" sözlerine rağmen "hayır, bunun Anayasaya
aykırılığı yok" denilmişti tarafınızdan ve gitmişti. Hemen on gün sonra
Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Bakın, elimde, tarihi, kararı ve
gerekçesi var. Burada, Anayasanın 2 nci ve 87 nci maddelerine aykırılık net
biçimde ortaya konuluyor ve gerekçeli raporda da belirtiliyor.
Sayın Kuzu, sorum şu:
Bugünkü düzenlemenin de, aynı şekilde, sizin Anayasa süzgecinizden Anayasaya
uygunluk bakımından geçtiğine hâlâ inanıyor musunuz? Bu çelişkilerinize biz ne
kadar katlanacağız daha?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Koç.
Sayın Gazalcı, buyurun.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bu içtüzük değişikliğiyle
milletvekillerinin katılımı engelleniyor; çünkü, biliyoruz ki, grup adına ve
kişisel söz alma, sınırlı arkadaşlarla oluyor; daha çok arkadaşın katılımı,
bugünkü yöntemde bile, sıkıntılar yaratıyor. Böyle toptancı bir anlayış
geldiğinde, halkın oyuyla seçilmiş milletvekillerinin katılımı nasıl
sağlanacaktır?
Şu anda Meclisimiz,
çoğunluğu iki partiden oluşan ve tek partinin iktidar olduğu bir yapıya sahip.
Böyle bir yöntem -üstelik yukarıda Danışma Kurulunda oybirliği de aranmadan-
tek partinin, yani, iktidarın kararıyla buraya gelecek, yine tek partinin
oyuyla temel yasa olup olmadığı kararlaştırılacak. Bu, bir partinin, Mecliste
çoğulculuğu engelleyerek, mutlak bir baskıcı yöntemi değil midir?
BAŞKAN - Sayın Gazalcı,
sorunuzu sorarsanız diğer arkadaşlara da fırsat vermiş olursunuz.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Son sorum; bitiriyorum efendim.
Bu Parlamento bir yasa
yapma makinesine mi dönüştürülmek isteniyor; milletvekilleri de o makinenin bir
robot kolu gibi indirilip kaldırılmak mı isteniyor?
Halktan bazı şeyler
gizlensin diye mi bu değişiklikler yapılıyor?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Oral, buyurun.
V. HAŞİM ORAL (Denizli) -
Teşekkür ederim, sağ olun.
Sayın Başkanım, Sayın
Başkanvekilim; ben, sizin, demokrat kimliğinizle ve şu ana kadarki Meclis
oturumlarındaki tutumunuz ile bu yeni gelişmenin çok bağdaşmadığını düşünüyorum.
Bir insan olarak
soruyorum. Bunu reddedersiniz etmezsiniz; ama... Gerçekten bunu çok demokratik
buluyor musunuz? İlk sorum bu.
İkinci sorum: Demin
AKP'li bir milletvekili arkadaşım "Meclisin mutfağı komisyonlardır"
dedi. Komisyonlardaki tutum da belli olduğuna göre, yani, demokrasi
anlayışımızın, özellikle tercihlerimizin birbiriyle bağdaşmadığını,
örtüşmediğini gözeterek -yani, bir tarafta Adalet ve Kalkınma Partisi, bir
tarafta Cumhuriyet Halk Partisi, taban tabana iki zıt parti- bunlar hasbelkader
uzlaşmalarına rağmen, Mecliste, halkın gözü önünde -çünkü, komisyonlar halkın
gözü önünde de değil- yapılacak demokratik çalışmanın acaba Türkiye'nin
demokrasisine katkısını siz bu gelişmeyle, bu yeni çarpık önlemle engellemiş
olmayacak mısınız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN- Teşekkür ederim
Sayın Oral.
Sayın Kuzu ve Sayın
Alptekin, buyurun efendim.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul)- Sayın Başkan, Sayın Koç'un sorusu... Evet, 10 Nisan
2003'te bu bizim önümüze geldi. Anayasa Mahkemesinin kararı var. Daha önce de
bir kararı var; yani, yeni bir karar değil.
Tabiî, Anayasa
Mahkemesinin kararları, elbette ki hepimizi bağlar; ama, hepimizi bağlamış
olması, bu kararların mutlak ve nas anlamında doğru olduğunu göstermez Sayın
Koç. Yani, hukukta, siyaset biliminde elastikiyet vardır, tıptaki gibi
değildir; teşhis koymalarda bile farklılık vardır, biliyorsunuz.
Anayasa Mahkemesi,
yürütmeyi durdurma -mesela- yetkisi olmadığını 10 kez ifade etti. Bütün
kararlar elimde var. Böyle bir yetki, Anayasa Mahkemesi, bana vermemiştir
diyor, böyle bir yetki kanunda yoktur diyor. Efendim, Deniz Gezmiş asılıyor;
ortada kanun var, durdurulması gerekir diyelim prensip olarak asılmaması
bakımından -öyle düşünüyoruz da; çünkü, daha sonra geriye dönüşü olmaz- yoktu,
ne yapayım diyor. Özelleştirme gündeme geldi, vardır dedi, hâlâ buna devam
ediyor. Yani, bunu şunun için söylüyorum: 10 karardan sonra Anayasa mı değişti,
kanun mu değişti de Anayasa Mahkemesi yürütmeyi durdurmaya yetkim vardır
noktasına gelebildi?!
Demek ki, Anayasa
Mahkemesinin ya da bir başka mahkemenin kararlarını biz sonuç olarak bağlayıcı
olduğunu düşünürüz, gerekçelerini dikkate alarak bir yeni metin getirebiliriz.
Yani, bu getirdiğimiz metin Anayasaya aykırı mı değil mi, ben onu bilemem.
Zaten bilsem, bile bile getirmem. Bir arayış içerisindesin, hepimiz öyle.
Şimdi, yeni getirilen
metin, önergelerle… O karar yayınlandığı için, Anayasa Mahkemesinin kararını
dikkate alarak, mümkün olduğu kadarıyla uyduğumuzu düşünerek -bunu samimî
olarak söylüyorum- bir metin getiriyoruz. Yani, bunun iptal edilmiş olması,
bundan sonra iptal edilmiş olması, bu ihtiyacı yine gidermez.
Bütün mesele şu:
"Temel kanun", "kapsamlı kanun" nedir diye, bunun bir
tanımı, hakikaten, yok hukukta. Anayasa Mahkemesi göreceli bir yaklaşımda
bulunmuş -tam tanım değil; ama -yani, şöyle şöyle olan, filan diye bir şey
söylüyor, buna uymaya çalışıyoruz; ama, bu da ne kadar doğrudur...
O bakımdan, bence, sosyal
dallarda ve özellikle hukuk alanında, mutlaka bu doğrudur diyemiyoruz. Yani, o
yüzden, bunu bile bile, Anayasaya aykırılığı şeklinde, bile bile buraya
getirmem -benim samimî ifadem- mümkün olmaz. Yani, bunun çok hoş bir yöntem
olmadığını, zaten, konuşmamda birçok kez söyledim. Dünyada bunun çok örnekleri
var. Bu bir anlamda, arızî belki bir durumdur; yani, çok darda kalındığı zaman
kullanılabilecek bir durumdur.
Kaldı ki, biz buna gitmek
zorunda da değiliz; yani, ille de bu yönteme gideceğiz diye bir şey de yok.
Bulunabilir; kullanmazsın. Eski dönemlerde de, mesela, 20 nci ve 21 inci
Dönemlerde de bu yönteme pek gidilmemiş; yani, bir iki kez gitmişler. Yani,
hüküm var; ama, kullanılmamış. İlle de çok sık kullanılacak diye bir kaide yok.
Bunu da özellikle belirtmek istiyorum.
Şimdi, Sayın Gazalcı
"milletvekillerinin katılımı engelleniyor, sınırlı katılım var"
diyor. Evet, bir sınırlı katılım olduğu doğru. Engelleme lafı belki doğru
değil; ama, sınırlı katılım doğru. İki parçalı parlamentoda, belki bunu
savunması daha zor; ama, çokparçalı bir modelde daha da ihtiyaç doğan bir yöntem.
Birazdan önerge okunduğu zaman da görülecek; maddelerin görüşülmesi, prensip
olarak engellenmiyor. Belki, bölüme ağırlık veriliyor; ama, madde hakkında
önerge verilmesi engellenmiyor. Konuşma sırası, süre olarak biraz
kısıtlanabiliyor; ama, diyelim ki, soru-cevap süresi daha bir artırılıyor
eskiye göre.
Zaten, aynısını
getirirsek madde görüşmesinin, istisna koymanın bir anlamı kalmaz. Yani, bunun
farklı olduğunu, nasıl başka türlü göstereceksiniz. Şimdi, en çok 30 madde
diyor bölümlerin oluşmasında. Bu, 5 madde de olabilir, 15 madde de olabilir.
Yani, ilgili maddeleri bir yerde kesersiniz, ilgisiz maddeyi başka bir bölüme
aktarabilirsiniz. Uygulamada kimi zorluklar çıkabilir; ama, zannediyorum, zaman
içerisinde bu da yerleşir diye düşünüyorum.
Bana başka soru yok.
Çok teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kuzu.
Sayın Alptekin, çok kısa
bir süremiz kaldı…
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; Sayın Oral'ın sorusu, tabiî ki, kendisinin de ifade ettiği gibi,
kişisel bir düşünceyi ifade eden bir soru. Benim siyasî hayatımda, bugüne kadar
düşündüğüm, savunduğum, ortaya koyduğum fikirlerimde bugün de aynı noktadayım.
Elbetteki, parlamenter siyasî çalışmalarda, bu Parlamentoda, milletvekillerinin
en geniş bir şekilde bu kürsüde düşüncelerini ifade etmeleri, bizim
anlayışımızın gereği. Bu noktada zaten tatbikatımız da budur. Ancak, bu İçtüzük
teklifi, Başkanlığın da bir teklifi olmadığı için, bizim bu konuda çok fazla bir
yorum yapma hakkımız da yok, imkânımız da yok. Dolayısıyla, benim
düşüncelerimde bir değişiklik yoktur.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Alptekin.
Sayın milletvekilleri,
madde üzerinde 1 önerge vardır; önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 161
sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması
Hakkında İçtüzük Teklifinin 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Salih
Kapusuz |
İsmail
Bilen |
Mücahit
Daloğlu |
|
|
Ankara |
Manisa |
Erzurum |
|
|
Alaettin
Güven |
İrfan
Gündüz |
|
|
|
Kütahya |
İstanbul |
|
Madde 1. - 5.3.1973
tarihli ve 584 karar numaralı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa
Mahkemesince iptal edilen 91 inci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden
düzenlenmiştir.
"Temel Kanunlar
Madde 91. - a) Bir hukuk
dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde
genel ilkeleri içermesi; kişisel veya toplumsal yaşamın büyük bir bölümünü
ilgilendirmesi; kendi alanındaki özel kanunların dayandığı temel kavramları
göstermesi, özel kanunlar arasında uygulamada ahenk sağlaması, düzenlediği alan
yönünden bütünlüğünün ve maddeler arasındaki bağlantıların korunması
zorunluluğunun bulunması; önceki yasalaşma evrelerinde de özel görüşme ve
oylama usulüne bağlı tutulması gibi özellikleri taşıyan kanunları ve İçtüzüğü
bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştiren veya yürürlüğe koyan tasarı veya
tekliflerin Genel Kurulda bölümler halinde görüşülmesine ve her bölümün en çok
otuz maddeyi geçmemek kaydıyla hangi maddelerden oluşacağına hükümetin, esas
komisyonun veya grupların teklifi, Danışma Kurulunun oybirliği ile önerisi
üzerine Genel Kurulca karar verilebilir. Bu takdirde bölümler, maddeler
okunmaksızın maddenin görüşülmesindeki usule göre ayrı ayrı görüşülür ve
bölümdeki maddeler ayrı ayrı oylanır.
Milletvekilleri, esas
komisyon veya hükümet değişiklik önergeleri verebilir. Milletvekilleri
tarafından, Anayasaya aykırılık önergeleri dahil her madde için iki önerge
verilebilir.
Bölümler üzerindeki
soru-cevap süresi onbeş dakika ile sınırlıdır.
81 inci maddenin diğer
hükümleri saklıdır.
b) Danışma Kurulunda
oybirliği sağlanamaması halinde siyasi parti gruplarının önerisi üzerine de (a)
bendinde belirtilen yasama yönteminin uygulanmasına Genel Kurulca karar
verilebilir."
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, 500 kelimeyi geçen bir önerge, 517 kelimedir; işleme koyamazsınız
İçtüzük gereği.
Gerekirse sayılsın
tekrar.
BAŞKAN - Sayın Koç,
ilgili arkadaşlara, sizin ifadenizden sonra sordum…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, ben de 517 kelime saydım. Yanlış bir iş yapıyorsunuz; İçtüzüğe aykırı;
500 kelimeyi geçemez.
Sayın Başkanım, ara verin
sayın, 517 kelimedir.
BAŞKAN - Sayın Koç,
arkadaşlara sordum…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, yanlış bir iş yapmamanız için uyarıyorum sizi.
BAŞKAN - Müsaade
ederseniz, bir Grup Başkanvekili olarak tabiî ki önergelerin fotokopilerini
size takdim ediyorlar, siz onu inceliyorsunuz…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, bir sayın; 5 dakika ara verin, düzeltin önergeyi.
BAŞKAN - Müsaade eder
misiniz; başka bir şey diyeceğim ben müsaade ederseniz.
Sayın yetkili
arkadaşlarımıza sordum onlar "geçmiyor" dediler. Şu anda…
HALUK KOÇ (Samsun) -
Efendim, ben de saydım, geçiyor.
BAŞKAN - Efendim, müsaade
ederseniz ben cümlemi tamamlayayım.
Şu anda kısa bir ara
vereceğim, bu dediğiniz hususu tetkik ettireceğim tekraren; eğer böyle bir şey
varsa, gereken şeyleri çıkarıp ona göre işlem yapacağım.
Sayın milletvekilleri,
Birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.55
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 16.08
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 122 nci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
161 sıra sayılı İçtüzük
Teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
V. -KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
2.- Adalet
ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekilleri Salih Kapusuz
ve Haluk İpek, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah
Ergin ile Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılması Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu
Raporu (2/140) (S.Sayısı: 161) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?..
Yerinde.
Başkanlık Temsilcisi?..
Yerinde.
1 inci madde üzerinde
verilen önergede kalmıştık.
Önerge üzerindeki gerekli
işlemler yapılmıştır.
Komisyon önergeye
katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI
BURHAN KUZU (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Başkanlık
Temsilcisi?
TBMM BAŞKANVEKİLİ İSMAİL
ALPTEKİN (Ankara) - Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN - Katılıyorsunuz.
Sayın Kapusuz, önerge
hakkında konuşacaksınız; buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, hangi bölümleri çıkarttınız?
BAŞKAN - Tutanağı size de
gönderdik Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Tamam da, belirtin; benim doğruluğum anlaşılsın.
BAŞKAN - Gerekli
düzenleme tutanağa yansımıştır.
HALUK KOÇ (Samsun) - 500
kelimeden fazlaydı, iki paragraf çıkarılmış; bilgisi olsun arkadaşlarımızın;
boşuna bir muhalefet gayretkeşliği olarak görülmesin.
BAŞKAN - Sayın Kapusuz'u
dinleyelim.
Sayın Kapusuz, buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabiî, İçtüzükte yapılan
bir değişiklik: Yasama Meclisinde milletvekillerinin tartışmasında, farklı
düşüncelerin, farklı iddiaların ve yaklaşımların olmasını doğal karşılıyoruz.
Ancak, bunları yaparken, geçmişteki konuşmalara, geçmişteki uygulamalara atıfta
bulunarak, onlardan güç almaya kalkmak, onları dayanak olarak kabul etmeyi,
doğrusu, ben kabullenmiyorum.
Evet, düşünceniz neyse,
onu getirir orta yere koyarsınız, savunursunuz. Geçmişte falan başkan bunu
söyledi, falan konuşmacı şunu söyledi gibi bir gerekçeye ihtiyacımız olmadığı
kanaatini taşıdığımızı ifade etmek istiyorum.
Yapmak istediğimiz nedir;
yasama hukukunda, özel yasama yöntemleri -ki, bununla ilgili olarak çok açık
bir şeyi ifade etmenin yeri burasıdır diye düşünüyorum- sadece Türkiye'de
değil, dünyada uygulanan bir yöntemdir; ki, bizde de uygulandı.
Şimdi, inşallah aramızdan
ayrılmamıştır değerli konuşmacı arkadaşlarımız, birkaç hususu sizlerle
paylaşmak istiyorum. Evet, 20 nci Dönem Birinci Yasama Yılında bu konu gündeme
getirilmiş; bu gündeme taşındığında, birkaç isim burada çok öne çıktığı için,
gerekçe olarak göstermek açısından değil, değerli milletvekili arkadaşlarımızın
konuyu daha iyi anlamaları açısından ifade etmek istiyorum ki, o dönemde,
Anavatan Partisi Grup Başkanvekili Sayın Uğur Aksöz var, Cumhuriyet Halk
Partisi Grup Başkanvekili Sayın Oya Araslı var. Şimdi, kendi gerekçesi olarak
Sayın Araslı şunu söylüyor, diyor ki: "Bizim o zamanki kabul ettiğimiz
metin var ya, o metini siz tetkik etmemişsiniz."
Değerli arkadaşlar, ben,
2001 yılına kadar bu düzenlemenin uygulamasını burada yapan bir arkadaşınızım.
Dolayısıyla, eğer -bir düzenleme yapılıyor- sizin yaptığınız düzenleme doğru,
benim yaptığım düzenleme yanlış olarak bir gerekçeye getirir dayamak
isterseniz, bu fevkalade hatalı olur. O zaman kabul edilen nedir; o zaman kabul
edilen, evet, temel yasa olmalı, temel yasa uygulanmalı; ancak, ne olmalı;
sadece ve sadece şu olmalı; nedir o; oybirliği olmalı. Evet, o gün için kural
olarak oybirliği kullanılmış olabilir; ama, daha sonraki süreçte, iki kez
Anayasa Mahkemesi iptal etmiş, bu iptal sırasında birtakım tespitler yapmış.
Bizim yapmış olduğumuz da, Anayasa Mahkemesinin yapmış olduğu tespitleri
bugünkü İçtüzüğe yerleştirmek; oradaki boşluğu doldurmak istiyoruz.
Peki, biz ne yapıyoruz;
değerli arkadaşımızın birisi "yasayı bugün getirdiniz, 12 saat geçmeden de
önerge veriyorsunuz" falan dediler. Değerli arkadaşlar, lütfen dikkat
buyurun; biz, bu teklifi, 27.5.2003 tarihinde teklif olarak vermişiz; bunu
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı komisyona havale etmiş; komisyon da
29.5.2003'te bunu rapor haline getirmiş, görüşmüş, Genel Kurulun gündemine
girmiş; yaklaşık iki yıldır… Peki, onunla ilgili, bugün, bir düzenleme
yapılıyor. Niye, peki, biz bu önergeyi verdik? Konuşmacı arkadaşlarımız da
söylediler, ben de tekrar ediyorum; Anayasa Mahkemesi, gerekçeli kararını,
maalesef, kararla birlikte yayımlaması gerekirken yayımlamıyor. Aslında,
Anayasa açıktır; karar, gerekçesiyle birlikte yayımlanır; ama, maalesef, biz
bir hata yaparsak düzeltmenin yolu mümkün; yargının hatasını, eğer hata varsa
-ki, uymak mecburiyetinde olduğumuz karar için şunu söylemek istiyorum- Anayasa
Mahkemesinin hatasını kim düzeltecek; yok bir müessese. Dolayısıyla, Anayasa
Mahkemesi kararını bekledik; gerekçeli karar yayımlandı, önergemize de, o
kararda zikredilen bütün hususları koyduk arkadaşlar.
OYA ARASLI (Ankara) -
Karar yayımlandıktan sonra koydunuz.
SALİH KAPUSUZ (Devamla)-
Sonra, burada, arkadaşlarımız, milletvekillerimizin sözünü kestiğimiz, komisyonlara
veyahut da çalışma sisteminde arkadaşlarımızın katılımlarını engellediğimiz
gibi birtakım değerlendirmeleri, benim tasvip edip, kabul etmem mümkün değil.
Her seviyede bu katılım söz konusudur.
Değerli arkadaşlar, bizde
yasama sistemi şu şekilde işliyor: Bir tasarı veyahut da teklif, Meclis
Başkanlığına veriliyor, ilgili ihtisas komisyonuna gönderiliyor; komisyon,
direkt görüşebildiği gibi, gündemine alıyor, isterse altkomisyona gönderiyor,
altkomisyondan tekrar üstkomisyona geliyor, üstkomisyonda çalışmalar
şekilleniyor, komisyon raporuyla birlikte Genel Kurula geliyor. Genel Kurulda
da, bu çalışmaların her seviyesine katılım sağlanmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kapusuz,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Sadece değişen nedir derseniz, zaten,
bir ihtiyaçtan doğan temel yasa kavramı, her yasa için kullanılacak bir yöntem
değildir. Temel yasa kavramı belirlenmiştir. Burada, ihtilafa düşülen bir husus
oldu, geçmişte tarif olmadığı söylendi; ama, Anayasa Mahkemesi kendisine göre
bir tarif koydu. Biz, bu önergemize, Anayasa Mahkemesinin tarifini olduğu gibi
koyduk; maddelerde önerge verilmesini getirdik; aynı şekilde, önceden
belirlenmiş yöntem -ki, buraya gelince bir yöntem belli olmayacak- bir yöntem
belli olmayacak- bir temel yasa Danışma Kuruluna götürülecek, Danışma Kurulunda
mutabakat sağlanırsa, buradaki yönteme göre getirilip görüşülecek. Şayet
Danışma Kurulunda mutabakat sağlanmazsa, o takdirde, aynı yöntem, Genel Kurulun
oyuna müracaat edilecek. Genel Kurul kabul ederse, ondan sonra, o yasa, temel
yasa şeklinde, özel yöntemle görüşülecek; yani, belirsiz hiçbir şey yoktur.
Kural, önceden bellidir. Bir temel yasa, İçtüzüğümüze göre nasıl görüşülecekse,
hepsi burada tadat edilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kapusuz,
lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Evet, tamamlıyorum Sayın Başkanım. Yalnız, özel bir konu olduğu için, bir de,
maddenin -biraz önce söylediğim gibi- metni değiştiğinden dolayı, neyi getirip
getirmediği hususunu arkadaşlarımızla paylaşıyorum.
Biz, bu teklifimizdeki
önerimize ilave olarak şunu koyduk: Evet, getirdik buraya, tanım koyduk, nasıl
görüşüleceğini netleştirdik. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesinin zikretmiş
olduğu, ifade etmiş olduğu, iptal gerekçesi olarak ortaya koymuş olduğu her
hususu buradaki metne koyduk. Dolayısıyla, bundan sonrası için, Anayasa
Mahkememizin, bunu iptal gerekçesi olarak bir şey bulacağı kanaatini taşımadığım
gibi, bu yöntemin, her yasa için değil, ancak temel yasalar için belirlenmiş,
tüm temel yasalar için uygulanacak bir yöntem olduğunu ifade ediyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Kapusuz.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Koç, ne
anlamda söz istiyorsunuz?
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, verilen bu önerge, yeni bir madde ihdası gibi algılanıyor. Bu
konuda bir usul tartışması açılmasını talep ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Koç, bu
hususta yeni bir madde ihdası söz konusu değil…
HALUK KOÇ (Samsun) - Size
göre değil…
BAŞKAN - …çünkü, temel
kanun anlamında, komisyon metninde var, aynı metin geçerli. Bununla ilgili
olarak pek çok işlem yapıldı.
HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, 63'e göre bir usul tartışması…
BAŞKAN - Fakat,
görüşünüzü ifade etmek üzere, size söz vereceğim. 69 uncu maddeye göre, bir
açıklama yapmak için, görüşünüzü açıklamak üzere size söz vereceğim.
Buyurun Sayın Koç.