|
GENEL KURUL TOPLANTILARINA AİT RAPORLAR AVRUPA KONSEYİ PARLAMENTER MECLİSİ
NİSAN 2006 GENEL KURUL TOPLANTISI (10-14 Nisan 2006, Strazburg) Avrupa Konseyi
Parlamenter Meclisi Nisan 2006 Genel Kurul Toplantısına AKPM Türk Delegasyonu
Başkanı Eskişehir Milletvekili Murat MERCAN, Üyeler Aksaray Milletvekili Ruhi
AÇIKGÖZ, Ankara Milletvekili Gülsün BİLGEHAN, Antalya Milletvekili Mevlüt
ÇAVUŞOĞLU, Erzurum Milletvekili Mustafa ILICALI, Gaziantep Milletvekili Abdülkadir
ATEŞ, İstanbul Milletvekilleri Ali Rıza GÜLÇİÇEK, Halide İNCEKARA, İbrahim
ÖZAL, İzmir Milletvekili Mehmet TEKELİOĞLU, Sakarya Milletvekili Erol Aslan
CEBECİ, Uşak Milletvekili Osman COŞKUNOĞLU katılmışlardır. Ayrıca, KEİPA Türk
Delegasyonu Başkanı İstanbul Milletvekili Mustafa BAŞ gözlemci olarak
katılmıştır. 10 Nisan 2006 Pazartesi, Öğleden Sonra
Oturumu
Makedonyalı
Parlamenter Igor IVANOVSKI tarafından hazırlanan Asamble ve Daimi Komisyon’un
Faaliyet Raporu’nda Ocak 2006-Nisan
2006 tarihleri arasında Büro ve Daimi Komisyonun faaliyetlerine yer verilmiş
ayrıca Ukrayna’da yapılan genel seçimlerle ilgili olarak hazırlanan ek raporda
ise 2006 seçimlerinin genellikle AK standartlarına uygun olmasına rağmen
seçimlerin özgür ve adil olmadığı bu nedenle Ukrayna makamlarından mevcut
eksiklikleri gidermesi ve raporda yer alan tavsiyeleri yerine getirmesi, seçim
yasasının mevcut karmaşık yapısından kurtulması için Ukrayna makamlarının
Venedik Komisyonu ile işbirliği kurması gerektiği, genel seçimler ile yerel
seçimlerin arka arkaya gerçekleştirilmesinin seçim sürecini olumsuz yönde
etkilediği, seçim listelerinin sorun yarattığı, Anayasa Mahkemesi’nin
fonksiyonel olmamasının bu seçimlerle ilgili yasa değişikliklerinin anayasaya
uygunluğunun teyit edilmesini imkansız kıldığı, medyadaki çoğulculuğun
geliştirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Konu ile ilgili
söz alan Türk Delegasyonu Başkanı Murat MERCAN, Asamble Başkanı René van der LINDEN’e hitap ederek bu
güne kadar yaptığı çalışmalar nedeniyle ayrıca Asamble gündeminin
oluşturulmasında özellikle kritik konulara yer vermede ve önemli şahsiyetlerin
Asambleye hitap etmelerini sağlamada göstermiş olduğu başarıyı tebrik ettiğini,
Ocak Genel kurul Toplantısı esnasında seçilen İsveç’li İnsan Hakları Komiseri HAMMERBERG’i
de kutladığını, Komiserin görevinde bütünlüğe ve şeffaflığa önem vereceğinden
emin olduğunu, üye ülkelerde halen terörle mücadeleye devam edildiğini,
Komiserin insan haklarına kısıtlama getirmeden bu tip problemlerle mücadelede
göstereceği kararlılığın toplumlarımızın geleceğini şekillendireceğini, her
zaman desteğe ve işbirliğine hazır olduklarını, Ukrayna’daki son seçimler ile
ilgili olarak ise seçimlerin Ukrayna halkının demokratik çoğunluğunu
yansıttığını belirtmiştir. Kültür, Bilim ve
Eğitim Komisyonu raportörü Fransız Jacques LEGENDRE tarafından hazırlanan Eğitimde Ana Dilin Yeri
başlıklı raporda, Avrupa’da birçok dil konuşulduğu bunlardan bazılarının resmi
dil bazılarının ise belli bir bölgeye ya da göçmenler tarafından kullanılan
dile ait olmadığı, pedagojik açıdan çocukların ana dillerinde eğitim görmeleri
durumunda sonuçların daha olumlu olduğu ancak bu durumun her zaman mümkün
olmadığı gibi Avrupa’da konuşulan her dile bu açıdan yaklaşılamayacağı, her
Avrupa vatandaşının ana dilinde eğitim alabilmesi gerektiği ancak vatandaşı
olduğu ülkenin resmi dilini de konuşabilmesi gerektiği, çocukları gelecekte iki
veya daha çok dili iyi kullanabilen bireyler haline getiren güçlü iki dilli
eğitim modellerinin mümkün olan her yerde uygulanması gerektiği ifade
edilmektedir. Müzakerelerin
ardından raporda yer alan tavsiye kararı ile ilgili olarak verilen 8 değişiklik
önerisinden 6’sı reddedilmiş, ikisi kabul edilmiştir. Sosyal İşler,
Sağlık ve Aile Komisyonu raportörü Alain COUSIN tarafından hazırlanan Avrupa
Konseyi Üyesi Ülkelerinde Fakirlik ve Yolsuzlukla Mücadele başlıklı raporda fakirlikle mücadelenin yolsuzluğu ortadan kaldırmanın
etkin bir yöntemi olduğu, yolsuzluğun sonuç itibariyle siyasi istikrarsızlık
yaratması münasebetiyle kamu hizmetlerinin işlemesini engellediği ve kamu
fonlarının yönetimini tehlikeye soktuğu, kaynakların paralel ekonomilerin
beslenmesine yöneltildiği, bu olgunun aynı zamanda özel sektörü, hükümetleri ve
hükümet dışı kuruluşları etkilediği belirtilmekte ve hükümetlere hem kamu hem
de özel sektörde eylem planları geliştirmeleri, kamu yetkililerinin ve yerel ve
bölgesel yönetimlerin yönetimi ile ilgili uygun idari ve disiplin tedbirlerinin
alınması önerilmektedir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden Erol Aslan CEBECİ,
yolsuzluğun iyi yönetişime yönelik bir tehdit oluşturduğunu, demokratik
kurumlara güveni zedelediğini ve ekonomik gelişmenin önünde bir engel
oluşturduğunu, yolsuzlukla mücadelenin arz-talep boyutunu ele alan bir yaklaşım
gerektirdiğini, ulusal düzeyde üst düzey kamu görevlileri ve politikacıların
karıştığı yolsuzluklar ve adalet sistemi içindeki yolsuzluğun öncelikli konular
olarak ele alınması gerektiğini, siyasi irade, başarılı yönetişim, şeffaflık,
güvenirlik ve kararlı bir yolsuzlukla mücadele yasal çerçeve planının
yolsuzlukla mücadelenin temel taşlarını oluşturduğunu, çok uluslu şirketlerin
de yolsuzluktan uzak durmaları gerektiğini, Avrupa Konseyi ülkelerinin
yurtdışında yolsuzluğa karışan vatandaşları ile ilgili ulusal mevzuat
oluşturmaları gerektiğini belirtmiştir. Müzakerelerin
ardından raporda yer alan tavsiye kararı kabul edilmiştir. 11 Nisan 2006 Salı, Sabah Oturumu Avrupa Konseyi ile
Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler başlığı altında hazırlamış olduğu rapor
çerçevesinde Asambleye hitap eden Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude JUNCKER Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği’nin rekabete
dayanmayan bir ortaklık içinde olmaları gerektiğini, raporunun tüm Avrupa’nın
ortak değerleri ile ilgili olduğunu, Avrupa Birliği’nin eninde sonunda Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesini kabul etmesi gerektiğini zaten Anayasanın oluşumu
sırasında bu yönde bir mutabakat doğduğunu, tüm uluslararası kuruluşların
Avrupa Konseyi’ne kıtasal insan hakları referans noktası olarak görmeleri
gerektiğini, kurulacak olan Avrupa Temel Haklar Ajansının sadece topluluk
içtihatı ile ilgileneceğini ve diğer belgelerle çatışmayacağını, İnsan Hakları
Komiseri’nin oy hakkı olmasa bile Ajansın toplantılarına katılması gerektiğini,
AB ve Avrupa Konseyi’nin sınırları olmayan yasal ve adli bir alan yaratmaları
için ortak bir çalışmaya ihtiyaç olduğunu, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği’nin
kültürler arası diyalog konusunda da işbirliğini arttırmaları gerektiğini,
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nin Avrupa Komisyonu Başkanı seçimine benzer bir
yöntemle seçilebileceğini, Avrupa Komisyonu Başkanlarının Avrupa’da önemli
şahsiyetler arasından özellikle de ulusal liderler arasından seçildiğini,
ayrıca Avrupa Konseyi’nin AB içinde bir diplomatik temsilcilik oluşturması
gerektiğini belirtmiştir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden İbrahim ÖZAL, Avrupa
Konseyi ile AB arasındaki ilişkiler yeniden şekillenirken her iki organizasyon
arasındaki farklılıkların göz önünde bulundurulması, iki kurumun önceliklerinin
ve uzmanlık alanlarının birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini, Avrupa
Konseyi’nin insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularında rakipsiz
bir deneyime sahip olduğunu, gelecekteki ortaklığın çerçevesi çizilirken 800
milyon Avrupalıyı bünyesinde barındıran Avrupa Konseyi’nin gücünün göz önünde
bulundurulması gerektiğini, Avrupa Konseyi’nin kurulmasının yıllar aldığını ve
kurumun etkinliğini azaltacak acele kararların alınmaması gerektiğini ifade
etmiştir. Avrupa Komisyonu
Başkanı Jose Manuel BARROSO ise
konuşmasında, tüm Avrupalıların geleceği için rekabet olmaksızın iki kuruluş
arasındaki işbirliğinin elzem olduğunu, zaten her iki kuruluşun amaçlarının bir
noktada birleştiğini, işbirliğinin birbirini tamamlayıcılık prensibine
oturtulması gerektiğini, Avrupa Konseyi ile AB’nin yeni kurulacak olan Avrupa
Temel Haklar Ajansı arasındaki işbirliğini nasıl şekillendirmek gerektiği ile
ilgili olarak Avrupa Konseyi Sekreteryası ile müzakerelerin devam ettiğini,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ne zaman kabul edilmesi gerektiği konusunu
tartıştıklarını, üye ülkelerin bu konuda tam olarak ne düşündüklerini bilmenin
de önemli olduğunu, Komisyonun bu düşünceyi desteklediğini, iki kuruluşun da
önem vermesi gereken iki konu bulunduğunu: Avrupa Komşuluk Politikası ve
genişleme, Komşuluk Politikası ile ilgili olarak bu politikanın ortaklarının
çoğunun Avrupa Konseyi üyesi olduğunu bu nedenle bu konuda ortak bir sinerji
yaratılabileceğini, AB’nin aday ülkelerin genişleme ile ilgili kriterleri
yerine getirme konusunda Avrupa Konseyi’nin deneyimlerinden büyük ölçüde
yararlandığını, Türkiye ile ilgili olarak müzakere sürecine başladıklarını,
bunun uzun bir yolculuk olduğunu ancak başarılı bur sonuca ulaşılacağından emin
olduğunu dile getirmiştir. Kosova ile ilgili olarak iki kuruluşun yakın
işbirliği içinde çalışmaya devam etmesi gerektiğini kaydetmiştir. Türk Delegasyonu
Başkanı Murat MERCAN’ın AB’nin
Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesi ve onları AB’nin ekonomik,
sosyal, kültürel ve siyasi yaşamına entegre etme yönündeki taahhüdünü yerine
getirmediği ve AB’nin Kıbrıslı Türklerle ilgili taahhüdü yerine getirip
getirmeyeceği şeklindeki sorusuna cevaben BARROSO, Komisyonun Kıbrıslı
Türklere ve Kıbrıs Cumhuriyetine yönelik tüm taahhütlerini yerine getireceğini,
taahhütlerin yerine getirilmesinin önemli olduğuna inandıklarını ve bu uzun
süreli ihtilafın sona ermesi için tüm taraflardan yapıcı adımlar atmalarını
istediklerini, istediklerini beyan etmiştir. 11 Nisan 2006
Salı, Öğleden Sonra Oturumu Siyasi İşler
Komisyonu raportörü Rusya Federasyonu’ndan Mikhail MARGELOV tarafından
hazırlanan Orta Doğu’da Durum başlıklı raporda Filistin Yasama Konseyi seçimlerinin bazı eksiklilere
rağmen genel olarak iyi organize edildiğini ancak siyasi partilerin silahlı
veya terör eylemlerine katılmalarının kabul edilemez olduğu, Hamas’ın şiddetten
vazgeçmesi, silahsızlanması ve İsrail’in varlığını kabul etmesi gerektiği, Yol
Haritasının barış müzakereleri için halen geçerli bir referans olduğu,
“Quartet”in (AB, BM, Rusya ve ABD) her iki parti arasında temasların tekrar başlatılmasına
yönelik koşulların oluşturulmasına aktif bir şekilde katkıda bulunması
gerektiği belirtilmektedir. Avrupa Halk
Partisi Grubu adına söz alan Türk Delegasyonu Üyelerinden İbrahim ÖZAL, iki taraf arasında ilişkilerin yeniden tanımının ve
geçici anlaşma sağlanmasının hiç şüphesiz zaman alacağını, Filistin
seçimlerinin barış sürecinin reddi ya da siyasi amaçlar uğruna şiddete
başvurulmasının kabulü olarak algılanmaması, Hamas’ın şiddeti reddetmesi ve
İsrail’in varlığını kabul etmesi gerektiğini, ayrıca Hamas’a karşı da
uzlaşmasız bir tutum sergilenmemesi gerektiği, örneğin Filistinlilere yönelik
uluslararası yardımın kesilmesi ya da Hamas’ın varlığını yok saymanın durumu
daha da karmaşık hale getirebileceğini, işte bu düşünce ile Türk Hükümetinin Hamas’ın
Türkiye’yi ziyaret etme teklifini reddetmediğini, Hamas’ın Türkiye ziyareti
esnasında Hamas’a “Quartet” in isteklerini yerine getirmesinin şiddetle tavsiye
edildiğini, İsrail’in de masum insanları öldürmeye bir son vermesi gerektiğini,
barışı sağlamanın ve daha fazla demokratikleşmenin bu yöntemle elde
edilemeyeceğini, bunların dışında barış sürecinin yeniden canlandırılması için
Filistinlilerin ekonomik ve sosyal sorunlarının giderilmesi, Avrupa Konseyi’nin
ise kültürler ve dinler arası diyaloğun geliştirilmesi konusundaki rolünü
arttırması gerektiğini ifade etmiştir. Müzakerelerin
ardından raporda yer alan tavsiye kararı ile ilgili olarak verilen 3 değişiklik
önerisinden 2’si kabul edilmiş, 1’i reddedilmiştir. Sosyal İşler,
Sağlık ve Aile Komisyonu raportörü Türk Delegasyonu Üyelerinden Ali Rıza
GÜLÇİÇEK tarafından hazırlanan Mahkumların Topluma Yeniden Kazandırılması
başlıklı raporda iyi bir cezaevi
politikasının demokratik kurumların temel taşlarından birisini oluşturduğu,
ancak mahkumun izole olduğu, ailesinden, toplumdan ve arkadaşlarından ayrıldığı
ayrıca cezaevi personelinin yeterince eğitilmediği cihetle üye ülkelerin
çoğunda cezaevinin iyi bir entegrasyon için beklenen etkiyi göstermediği, bu
nedenle Asamble’nin mahkumiyet ve mahkumiyet sonrası başta sosyal entegrasyon
danışmanlığı ve mahkumiyete alternatif sistemler olmak üzere çeşitli öneriler
getirdiği ayrıca genç ve kadın mahkumlara dikkat çekildiği belirtilmektedir. Raportör Ali Rıza GÜLÇİÇEK konuşmasında mahkumların topluma yeniden
kazandırılması ve suçun yeniden işlenmesinin engellenmesi konusuyla nasıl baş
edilmesi gerektiğinin bugün Avrupa’nın gündeminde önemli bir yer teşkil
ettiğini, uzun süreli mahkumiyetin asosyalleşmenin bir faktörü olabildiğini
çünkü mahkumların çoğunun mahkumiyet esnasında geçen yıllarda aileleri,
arkadaşları ve genel olarak toplumla bağlarının koptuğunu, cezaevi koşullarının
topluma yeniden kazandırılmanın başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesinin
önünde engel teşkil ettiğini, yeniden suç işleyenlere karşı toplumu korumanın
hükümetlerin görevi olduğunu, ancak bu durumun çoğu zaman yetkililerin
isteksizliği ve işbirliği eksikliği nedeniyle mümkün olamadığını, bu duruma
cezaevi personelinin yeterli seviyede uzmanlaşmamış olması, kaynakların ve
altyapının eksikliğinin de katkıda bulunduğunu, Fransa’da eski mahkumların %
60’ı tekrar suç işlemekte olduğunu ve % 40’ının hapisten çıktıktan sonra 5 yıl
içinde tekrar hapishaneye döndüklerini, mahkumlara eğitim, iş ve bilgi ile
mahkumiyet sonrası ellerinde birikmiş bir miktar para ve dış dünya ile
irtibatları olması açısından hapishanede çalışma imkanı verilmesi gerektiğini,
bu açıdan mahkumların topluma yeniden kazandırılması için şartlı tahliye ve
izin sistemleri geliştirilmesi, hükümetlerin eski mahkumların iş bulmasına
yardımcı olması gerektiğini, Türkiye’de 50 kişiden fazla istihdam yapan
firmaların eski bir mahkum çalıştırmak zorunda olduğunu belirtmiştir.
Türk Delegasyonu Üyelerinden Gülsün BİLGEHAN, insan onuruna saygının
demokratik bir devletin vazgeçilmez unsurları arasında yer aldığını, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinin cezaevinin insan onurunu zedelememesi ya da
insanların kendilerini aşağılanmış hissetmesine neden olmaması gerektiğini
belirttiğini, daha önceki raporlarda cezaevi nüfusunun kalabalık olmasının,
yeterli sayıda yatak bulunmamasının, sosyal faaliyetlerin eksikliğinin ve dış
dünya ile temas olmamasının insanlık dışı ve aşağılayıcı olduğuna değindiğini,
devletin eski mahkumların medeni haklarına önem vermesi ve onların mahkumiyet sonrası
normal bir hayat sürmelerine imkan vermesi gerektiğini, Türkiye’nin son
yıllarda cezaevleri ile ilgili reformlar gerçekleştirdiğini, F-tipi
cezaevlerinin yüksek standartta olduğunu, ancak mahkumların serbest kaldıktan
sonra çoğunun 5 yıl içinde yeniden suç işlediğini bu sorunun üzerinde durulması
gerektiğini
belirtmiştir.
Müzakerelerin ardından raporda yer alan tavsiye kararı ile ilgili
olarak verilen 7 değişiklik önerisinden 6’sı kabul edilmiş 1’i reddedilmiştir.
Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu raportörü Bulgar Alexander ARABADJEV
tarafından hazırlanan Silahlı Kuvvetler Mensuplarının İnsan Hakları başlıklı
raporda Bakanlar Komitesi’nden silahlı kuvvetler mensuplarının insan
hakları ile ilgili kılavuz bilgilerin oluşturulması istenmekte, sözkonusu
bilgilerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, AB müktesebatı, Bakanlar Komitesi
ve Parlamenter Asamble’nin ve İnsan Hakları Komiseri’nin Tavsiye Kararlarına
dayanarak insan haklarının garanti altına alınmasını sağlayıcı nitelikte olması
gerektiği belirtilmektedir. Müzakerelerin
ardından raporda yer alan tavsiye karar tasarısı ile ilgili olarak verilen 3
değişiklik önerisinden 2’si kabul edilmiş, 1’i reddedilmiştir. 12 Nisan 2006 Çarşamba, Sabah Oturumu Kadın-Erkek Eşitliği
Komisyonu raportörü İsviçreli Parlamenter Ruth-Gaby VERMOT-MANGOLD tarafından
hazırlanan FIFA Dünya Kupası Öncesinde Kadın Ticaretinin Önlenmesi başlıklı
raporda 2006 Dünya Kupasına on
binlerce kadın ticareti kurbanının geleceğinin açıklanmasının ardından
Asamble’nin yetkili makamlara insan ticaretini durdurması ve kurbanları
koruması çağrısında bulunduğu, 3 Mayıs 2005 tarihinde kabul edilen Avrupa
Konseyi İnsan Kaçakçılığına Karşı tedbir Alınması Sözleşmesinin kaçıkçılığı
önlemek, kurbanları korumak ve suçluları cezalandırmak için gerekli tedbirleri
içerdiği, bu nedenle üye ülkelerin sözkonusu Sözleşmeye taraf olmaları
gerektiği, Kupaya ev sahipliği yapacak olan şehirlerin ve AK ülkelerinin
Sözleşmenin hükümlerini biran önce uygulamaları ve kurbanlar için çok dilli
enformasyon, kabul ve yardım merkezleri oluşturmaları gerektiği belirtilmekte
ve FIFA, medya ve profesyonel futbolculara kadın ticaretini kınama çağrısında
bulunulmaktadır Müzakereler sonrası
raporda yer alan karar tasarısı hiçbir değişiklik olmadan kabul edilmiştir. Romanya Dışişleri
Bakanı ve Bakanlar Komitesi Dönem Başkanı Mihai-Razvan UNGUREANU konuşmasında, Avrupa Konseyi ile AB arasındaki son dönem ilişkilere
atıfla, dönem başkanlığı esnasında birçok üst düzey toplantıya katıldığını, 15
Mart’ta yapılan toplantıda iki kuruluş arasında geliştirilmiş işbirliğini
somutlaştıracak bir mutabakat zaptı konusunda kararlığının ifade edildiğini,
JUNKER’in raporunda yer alan siyasi vizyonun mutabakat zaptı ile ilgili
müzakerelerde yararlanılacağından, AKPM’nin Konstantin KOSACHEV tarafından
hazırlanmış olan rapor ile sürece katkıda bulunacağını belirtmiş, ayrıca Avrupa
Konseyi’nin Balkanlara mümkün olduğu kadar yakın durması gerektiğini, Yerel ve
Bölgesel Yönetimler Kongresi ile Karadeniz’deki yerel yönetimlerin Karadeniz
Avrupa Bölgesi inisiyatifini başlattıklarını aynı mantıkla Bakanlar
Komitesi’nin Rusya Federasyonu ile Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nin
bir Avrupa Konseyi ile Rusya Federasyonu’nun genişletilmiş kısmi bir anlaşma
şeklinde bir Avrupa Konseyi bölgeler arası ve sınır ötesi işbirliği
oluşturulması fikrini takip etmekte olduğunu, Romanya Dönem Başkanlığı
esnasında ulusal azınlıklar konusuna önem verileceğini, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi 14 No’lu Protokolünü bu yılın başından beri 11 ülkenin imzaladığını,
böylece toplam rakamın 32’ye ulaştığını, Hazreti Muhammed ile ilgili
karikatürler sonrasında meydana gelen uluslararası gerilimin kültürlerarası
diyaloğun önemini bir kez daha vurguladığını belirtmiştir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden Ruhi AÇIKGÖZ’ün “
Köstence Konferansı Sonuç Bildirgesi ışığında Karadeniz Avrupa Bölgesi’nin
geleceğini nasıl görüyorsunuz” şeklindeki sorusuna cevaben Bakan,
hükümetlerin ve uluslararası organizasyonların çabalarının yerel
yönetimler ile birleştirilmesi olduğunu, Köstence konferansına 10 Avrupa
Konseyi ülkesinden hükümet temsilcilerinin katıldığını, 8 ülkenin projeye
katılma kararı aldığını, Yunanistan ve Rusya Federasyonu’nun gözlemci olarak
katılmak istediklerini, bu konuda ilerlemenin tüm partilerin çabalarının
ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde katılımı ile mümkün olabileceğini
söylemiştir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden Mehmet TEKELİOĞLU’nun
“Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu’nun ve İnsan Hakları
Komiseri’nin 1955 tarihli yasanın 19. maddesi uyarınca Yunan vatandaşlığını
kaybetmiş olan Türk azınlığın vatandaşlıklarının iadesi konusundaki müteaddit
çağrılarına rağmen Yunan makamlarınca hiçbir somut adım atılmaması karşısında
Bakanlar Komitesi olarak ne gibi bir tedbir öngörüyorsunuz” şeklindeki sorusuna
cevaben, İnsan Hakları Komiserine Yunanistan İçişleri Bakanı tarafından
gönderilen mektupta, 1955 tarihli Yunan vatandaşlık Yasasının 19. maddesi
gereği 46124 Müslüman azınlığa mensup kişinin vatandaşlıklarını kaybettiklerinin
kaydedildiğini, bu kişilerin çoğunun yurtdışında başka bir ülkenin vatandaşı
olarak yaşadıklarını, vatandaşlıklarını kaybetmeyenlerin ve Yunanistan’da
yaşayanların yapacakları tek bir başvuru ile Yunan vatandaşlığının
verileceğini, bu durumdan 66 kişinin yararlanacağının belirtildiğini, Bakanlar
Komitesi’nin bu durumu memnuniyetle karşıladığını ancak Yunanistan’ın Irkçılık
ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu’nun tavsiyelerini tam anlamıyla
incelemesini ümit ettiklerini belirtmiştir. 12 Nisan 2006 Çarşamba, Öğleden Sonra Oturumu Makedonya
Başbakanı Vlado BUCHKOVSKI
konuşmasında, Makedonya’nın Ohrid Çerçeve Anlaşmasından kaynaklanan tüm
düzenlemeleri yerine getirdiğini, Makedonya’nın AB aday ülke statüsünü elde
etmesinin sadece ülke için değil tüm Balkanlar için çok önemli olduğunu, yeni
seçim yasasının kabul edildiğini, bu durumun bundan sonraki seçimlerin adil ve
demokratik bir şekilde gerçekleştirilmesine büyük katkı sağlayacağını,
ekonomide de başarılı reformlara imza attıklarını, bölgesel işbirliğinde lider
ülke konumunda olduklarını ve bölgesel işbirliğini kalkınma ve Avrupalılaşmanın
katalizörü olarak gördüklerini, Avrupa Konseyi üyeliğinin Makedonya’nın
gelişmesinde büyük katkı sağladığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin halen devam
etmekte olan reformlarını desteklediklerini, Avrupalılık fikrinin Balkan
insanının işbirliği ve birliktelik konusunda radikal bir adım atmasına neden
olduğunu, insanların artık eski çatışmalar yerine işbirliği ve entegrasyonun
çok daha avantajlı olduğunun farkına varmış olduğunu, Makedonya’nın ulusal
azınlıklara büyük önem verdiğini, Makedonya’nın reform sürecine kararlılıkla
devam edeceğini ifade etmiştir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden Halide İNCEKARA’nın “ Bu
yıl Makedonya’da parlamenter seçimler yapılacak. Hükümet ve muhalefet özgür ve
adil seçimler için ne gibi adımlar attılar? Sizce Avrupa Konseyi sürece nasıl
katkıda bulunabilir ve denetimde bulunabilir? şeklindeki sorusuna cevaben
BUCHKOVSKI, AGİT, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Konseyi’nin seçimleri
izleyeceğini, ayrıca Avrupa Konseyi’nin toplam 20 kişilik bir parlamenter grubu
ile seçimleri izleyeceğini, ülkede usulsüzlüklerin giderilmesi için eğitim
süreci başlatmaya çalıştıklarını, bir önceki yerel seçimlerde bazı problemler
yaşandığını, uluslararası ortakların katkısı ile olumlu bir hava yaratmayı
amaçladıklarını, bu seçimlerin en adil ve şeffaf seçimler olması gerektiğini
söylemiştir. Siyasi Komisyon
raportörü Rus Parlamenter Mikhail MARGELOV tarafından hazırlanan Nazi
İdeolojisinin Yeniden Ortaya Çıkmasının Engellenmesi başlıklı raporda, Nurnberg Mahkemesi tarafından geriye dönüşü
olmayacak bir şekilde kınanan Nazi ideolojisi, politikaları ve faaliyetlerini
hatırlatmakta, modern Avrupa’nın Nazi fikirlerini ve prensiplerini tamamen
reddettiğinin kabul edildiği, Parlamenter Asamble’nin Nazi ideolojisi ve
toplumun bu ideolojiye yönelik tepkisinin zayıflamaya başladığı ve Avrupa’da
Nazi ideolojisi, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı ile ilgili bazı fenomenlerin
Avrupa’da gelişmeye başladığı, bu nedenle raporda Nazi ideolojisini yeniden
canlandırma çabalarına karşı ortak işbirliği ve bu tehditlere karşı
uluslararası bir konferans çağrısında bulunulmaktadır. Raporda yer alan
karar tasarısı değişiklik getirilmeden kabul edilmiştir. 13 Nisan Perşembe, Sabah Oturumu Siyasi İşler Komisyonu raportörü Rusya
Federasyonu’ndan Konstantin KOSACHEV tarafından hazırlanan Avrupa Konseyi ve
Avrupa Birliği arasında Mutabakat Zaptı başlıklı raporda, Avrupa Konseyi Üçüncü Zirvesi Eylem Planı’nda Avrupa
Konseyi ve AB arasındaki ilişkilerde ilişkilerin belirlendiği, bu ilkeler
ışığında geliştirilmiş işbirliği ve siyasi diyalog yaratmak amacıyla iki
kuruluş arasında bir mutabakat zaptı imzalanmasına karar verildiği, ayrıca
Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude JUNCKER’den Zirve’de alınan kararlar
çerçevesinde Avrupa yapılanmasının insani boyutunu dikkate alarak bir rapor
hazırlaması istendiği, JUNCKER’in raporunu 11 Nisan 2006 tarihinde Asamble’ye
sunmuş bulunduğu, bu raporun yenilikçi bir yaklaşımla iki kuruluş arasında
etkin işbirliği için teşvik edici öneriler ve değerli politik ilkeler sunduğu
belirtilerek, bu çerçevede Bakanlar Komitesi’nden Başbakan JUNCKER’in raporunun
tamamen göz önünde bulundurulması ve mutabakat zaptını resmi olarak
tamamlamadan önce Asamble’nin görüşünü alması istenmektedir. Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu raportörü Hollandalı
Erik JURGENS tarafından hazırlanan Avrupa Konseyi ve AB Temel Haklar Ajansı
başlıklı raporda, AB içinde bir temel
haklar ajansının kurulmasının ajans için yararlı bir rol ve görev atfedilmesi
ve ajansın gerçek anlamda bir boşluğu doldurması, insan hakları alanında
reddedilemeyecek bir ek değer kazandırması durumunda yararlı bir katkı
sağlayacağı, aslında boşluğun AB’nin kendi içinde bulunduğu çünkü Avrupa Konseyi
Üyesi ülkelerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yargı yetkisi dışında kalan
kurumların sadece AB kurumları olduğunu, ayrıca Avrupa Konseyi’nin yetki alanı
ile çatışması durumunda tüm sisteme ters etkileri olacağı, Avrupa entegrasyonu
yönünden dezavantajlı olabileceği, ayrıca ayrı bir insan hakları organının
oluşturulmasının Varşova Zirvesi kararları ve JUNCKER raporuna aykırı olacağı
ifade edilerek, tüm AB üyesi ülkelerin ulusal parlamentolarının ajansın
oluşturulması konusuna detaylı ve ciddi bir şekilde eğilmeleri ve Bakanlar
Komitesi’nin ortak bir pozisyon belirleme konusunun daha ciddi ve detaylı
olarak değerlendirmesi istenmektedir. Konu ile ilgili konuşma yapan Avrupa Parlamentosu Dış
İlişkiler Komisyonu Başkanı Elmar BROK
konuşmasında Avrupa Konseyi ile AB arasındaki işbirliğinin teknokrat düzeyden
parlamenter düzeye çıkarılması gerektiğini, Temel Haklar Ajansının bir yetki
çatışmasına sebebiyet vermeden sadece AB’nin iç meseleleri ile ilgilenmesi
gerektiğini, AB’nin 2009 yılına kadar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine
katılması gerektiğini, AB’nin kendi insan hakları şartını kabul etmek istemesi
durumunda bunun sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatına atıf yapmakla
mantıklı kılınabileceğini belirtmiştir. Avrupa Konseyi ve
Avrupa Birliği arasında Mutabakat Zaptı başlıklı raporda yer alan tavsiye karar
tasarısı ile ilgili olarak verilen 5 değişiklik önerisi de kabul edilmiştir. Siyasi İşler
Komisyonu raportörü Estonyalı Andres HERKEL tarafından hazırlanan 19 Mart 2006
Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Sonrasında Beyaz Rusya başlıklı raporda son derece anti demokratik olan seçimlerin şiddetle
kınandığı, seçim sonuçlarının Beyaz Rus halkının gerçek iradesini
yansıtmadığını, Asamble’nin Beyaz Rusya’daki demokratik güçleri birlikte
hareket etmeye ve Beyaz Rus halkı arasında demokratik değerlere desteğin
arttırılması için çalışmaya devam etmeye teşvik ettiği, Beyaz Rus yetkililerin
barış için protesto yapanlara yönelik sindirme ve zulümden uzak durmaları
gerektiği belirtilmektedir. Müzakerelerin ardından
raporda yer alan karar tasarısı ile ilgili olarak verilen 7 değişiklik önerisi
de kabul edilmiştir. 13 Nisan Perşembe, Öğleden Sonra Oturumu Göçler, Mülteciler
ve Nüfus Komisyonu raportörü Litvanyalı Boris CILEVICS tarafından hazırlanan
Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’da Mülteciler ve Yerlerinden Edilmiş
Kişiler başlıklı raporda Azerbaycan,
Ermenistan ve Gürcistan’daki mülteciler ve yerlerinden edilmiş kişiler
sorununun sözkonusu ülkelerin ekonomi, sosyal alan, politika, sağlık gibi
konularda kalkınmalarını engellediğini, Yukarı-Karabağ sorununun çözümüne
yönelik çabaların henüz bir sonuç vermediği, sınırlarda halen sorunlar
yaşandığı, kayıp kişiler sorununun çözülmesi ve insani ihtiyaçların
uluslararası kalkınma yardımları ile desteklenmesi gerektiği, sözkonusu
ülkelerde mülteci ve yerlerinden edilmiş kişilerin yerel entegrasyonlarının
sağlanması ve onların onurlarını geri kazanmaları ve geleceğe hazırlanmalarına
imkan verilmesinin olumlu sinyaller olduğu belirtilmektedir. Türk Delegasyonu Başkanı
Murat MERCAN, bölgedeki mültecilerin
ve yerlerinden edilmiş kişilerin çözülememiş sorunun kurbanları olduğunu,
parlamenterler olarak uluslararası kalkınma ve maddi desteği harekete geçirmek
için çalışmaları gerektiğini, barışçıl ve kalıcı bir çözüm olmadan güvenlik,
istikrar ve refahın hiçbir zaman mümkün olamayacağını, bu ülkelerin
mültecilerin ve yerlerinden edilmiş kişilerin yerleştirilmesi konusunda olumlu
adımlar atmalarının sevindirici olduğunu ancak bu kişilerin diğer vatandaşlar
gibi aynı siyasi, sivil ve sosyal haklara sahip olmaları gerektiğini, Meşket
Türklerinin anavatanlarına dönüşleri ile ilgili olarak Gürcistan Hükümetinin
gerekli yasal ve idari düzenlemeleri yaratmakta olduğunu, yasanın Avrupa
Konseyi’nin temel norm ve standartları ile bağdaşması durumunda, Meşket
Türklerinin temel haklarına kavuşacaklarını ve sadık birer Gürcü vatandaşı
olacaklarını ve yıllar süren acılarına son verileceğini, Abhazya ve Güney
Osetya ile ilgili olarak Gürcistan politikasının teşvik edilmesi gerektiğini,
bölgede yerlerinden edilmiş kişilerin hareketinin en fazla Azerbaycan’da
gözlendiğini, Yukarı-Karabağ ve Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarından
kaçan kişilerin yanı sıra Ermenistan’dan gelen Azeri mültecilerin bulunduğunu,
Azerbaycan’ın mültecilere vatandaşlık başta olmak üzere tüm medeni haklardan
yararlanma hakkı tanıdığını ancak İran, Irak, Afgan ve Çeçen mültecilerin
durumuna daha fazla eğilinmesi gerektiğini, barınma ve alt yapının finansal
kaynaklara bağlı olduğunu dile getirmiştir. Raporda yer alan
tavsiye karar tasarısı ile ilgili olarak verilen 35 değişiklik önerisinden 4’ü
reddedilmiş, 1’i geri çekilmiş, 30’u kabul edilmiştir. Nisan Genel Kurul
Toplantısı esnasında Türk Delegasyonu “Terörizm Tehdidine Karşı Bütünleşmek”
başlıklı bir yazılı deklerasyon hazırlamış ve sözkonusu deklarasyonu 149
Parlamenter imzalamıştır. Deklerasyonda,
terörizmin uluslararası barış ve güvenliğe aynı zamanda demokratik kurumlara
yönelik en büyük tehditlerden birisini oluşturduğu, hiçbir din, kültür ve etnik
köken ile bağdaştırılamayacağı, terörizmin insan hayatı gibi en temel insan
hakkını ihlal ettiği, İspanya, Rusya Federasyonu ve İngiltere’de saldırılara
neden olan terörizmin Avrupa’yı tehdit ettiği belirtilerek, son zamanlarda
Türkiye’de insan hayatına ve maddi kayba neden olan PKK/KONGRA-GEL’in artan
şiddet eylemleri kınanmakta ve reddedilmekte, PKK/KONRA-GEL’den derhal ve
koşulsuz terörist faaliyetlerine son vermesi ve silah bırakması istenmekte, tüm
siyasi talep ve beklentilerin demokratik kanallardan geçmesi gerektiği
belirtilmektedir. |
![]() |