|
GENEL KURUL TOPLANTILARINA AİT RAPORLAR AVRUPA
KONSEYİ PARLAMENTER MECLİSİ OCAK
2007 GENEL KURUL TOPLANTISI (22-26
Ocak 2007, Strazburg) Avrupa Konseyi
Parlamenter Meclisi Ocak 2007 Genel Kurul Toplantısına AKPM Türk Delegasyonu Başkanı
Eskişehir Milletvekili Murat MERCAN, Üyeler Aksaray Milletvekili Ruhi AÇIKGÖZ,
Ankara Milletvekili Gülsün BİLGEHAN, Antalya Milletvekili Mevlüt ÇAVUŞOĞLU,
Erzurum Milletvekili Mustafa ILICALI, Gaziantep Milletvekili Abdülkadir ATEŞ,
İstanbul Milletvekilleri Ali Rıza GÜLÇİÇEK, Halide İNCEKARA, İzmir Milletvekili
Mehmet TEKELİOĞLU, Sakarya Milletvekili Erol Aslan CEBECİ, Uşak Milletvekili
Osman COŞKUNOĞLU katılmışlardır. 22
Ocak 2007 Pazartesi, Sabah Oturumu Halen Başkanlığı
devam eden Hollandalı René van der LINDEN tekrar AKPM Başkanlığına, Türk
Delegasyonu Başkanı Murat MERCAN ise 20 Başkan Yardımcısından birisi olarak
yeniden seçilmişlerdir. Kadın-Erkek Eşitliği
Komisyonu’nda yapılan Başkanlık seçimi sonucunda Sosyalist Grubun desteği ile
Türk Delegasyonu Üyelerinden Gülsün BİLGEHAN başkanlığa seçilmiştir. İbrahim
ÖZAL ise Göçler, Mülteciler ve Nüfus Komisyonu, Erol Aslan CEBECİ Tüzük ve
Ayrıcalıklar Komisyonu Başkan Yardımcılıklarına seçilmişlerdir. Türk Delegasyonu
tarafından hazırlanan Hrant Dink’e yönelik saldırıya ilişkin Yazılı
Deklarasyona (EK I ) 166 parlamenter imza atmıştır. Gazetecilerin
hayatına yönelik tehditler ve düşünce özgürlüğü başlıklı önerinin acil gündem
maddesi altında, Rusya’nın 14 No’lu Protokolü acilen imzalaması gereği başlıklı
önerinin ise güncel işler maddesi altında müzakeresine karar verilmiştir. Romen Parlamenter
Cezar Florin PREDA tarafından hazırlanan Büro ve Daimi Komisyon’un Faaliyetleri
başlıklı raporda,
Büro ve Daimi Komisyon’un Ekim 2006-Ocak 2007 tarihleri arasındaki
faaliyetlerine yer verilmekte, Büro’nun insan hakları ve demokrasi, kültürler
ve dinler arası diyalog, terörizm ve sürdürülebilir kalkınma konularına
eğilmeye devam edeceği, Büro’nun Nisan ayında yapılacak toplantısında
Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu tarafından hazırlanan insan hakları, Siyasi
Komisyon tarafından hazırlanan demokrasinin durumu ve Denetim Komisyonu
tarafından hazırlanan Denetim Komisyonu Yıllık Faaliyet Raporu’nun
görüşüleceği, Büro’nun ayrıca gündeminde yer alan önergeleri ilgili
komisyonlara havale ettiği belirtilmektedir. AKPM Genel
Kurulu’na hitap eden Fener Rum Patriği BARTOLOMEOS konuşmasında Dinler arası
Diyaloğun Gerekliliği ve Hedefleri başlığı altında 22 Ocak 2007 Pazartesi günü
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ne hitap eden Fener Rum Patriği
BARTOLOMEOS, Konstantinapolis ve Yeni Roma Patrikliğinin 6. Yüzyılda Ekümenik
statüsüne kavuştuğunu ve bu şekli ile Bizans İmparatorluğu sınırları dışında
kalan tüm topraklardan sorumlu olduğunu, bu durumun Patrikhanenin birçok halk
ve kültürle iletişimini arttırdığını, bu nedenle Ekümenik Patriklik diyaloğunun
ne benzeri görülmemiş bir şey ne de modern bir çaba olduğunu bunun bir deneyim
ve milenyumun uygulaması (alışkanlığı) olarak adlandırılabileceğini, Doğu ve
Batı kiliseleri arasındaki bölünmeden sonra Ekümenik Patrikhane ile tüm
Ortodoksların evrensel olarak kendilerini dile getirdiklerini, 1453’de Ekümenik
Patrikhanenin yeni İmparatorluk içindeki tüm Ortodoksların temsilcisi haline
geldiğini, Patrikhanenin Müslüman dünyası ile sürekli olarak diyalog içinde
olduğunu ama bunun her zaman eşit şartlar altında olmadığını, 6 Yüzyıldır
Müslümanlar ile birlikte yaşadıklarını ve Türkiye’de söyledikleri üzere
Müslüman kardeşleri ile sadece Akademik değil aynı zamanda birlikte yaşama
dilayoğu içinde olduklarını ifade etmiştir. Sözlerine devamla
BARTOLEMEOS, son yıllarda ortaya çıkan dinler arası diyalog çabalarının
insanlık için son derece yararlı olduğuna inandığını, geçmişte toplumların dini
nedenlerle savaştıklarını ancak Batı Medeniyetinin artık sadece dini inancın
insanları savaşa sürüklemesinin ya da başka bir inanca sahip insanlarla
çatışmaya sebep olmasının anlamsız olduğunu kabul ettiğini çünkü gerçeğin
silahlı mücadele ile yan yana olamayacağını, diyaloğun öncelikle yararlı ve
avantajlı olduğu için değil insan doğasında zaten var olduğu için tercih
edilmesi gerektiğini, Dinler arası Diyaloğun din bağlamında en zor
diyaloglardan birisini oluşturduğunu, sakin ve tarafsız müzakere ve samimi
diyaloğun farklılıkları ortaya çıkarabileceğini ve ilahi gerçeğe yönelik insani
müdahaleleri tespit edip öğretilerden destek almaya yönlendirebileceğini
belirtmiştir. Dinler arası
Diyaloğun teknik düzeyde gerçekleştirilmesine yönelik eğilimlerin bireylerin ve
fikirlerin birbirlerine aşina olması, dini hoşgörünün artması, fanatik
yaklaşımların ve diğer sabit önyargıların ortadan kaldırılmasına yönelik bir
fırsat teşkil edeceğini, özellikle de ülkenin çoğunluğunun inandığı dini teşkil
etmemesi halinde dini eğitim konusunda eksiklikler gözlemlendiğini, bu durumun
yanlış algılamalar ve önyargılara neden olduğunu bunun da kişilerin barış
içinde işbirliğini engellediğini, sistematik diyalog sayesinde karşılıklı
anlayış ve tüm insanların dini parametrelerinin bilincinde olma seviyesini artıracağını,
tabii ki hem Hristiyanların hem de Hristiyan olmayanların birbirleri hakkındaki
düşüncelerinin karşılıklı olarak geliştirilmesi gerektiğini, Dinler arası
Diyaloğun bir başka önemli hedefinin insan hakları konusunda fikirlerin
birbirine yakınlaştırılması olduğunu, Batı Medeniyetinin Aydınlanmadan bu yana
insan haklarını en üst düzeye çıkardığını, ancak bazı medeniyetlerin bunun
aksine insan hakları açısından kendisini çok az geliştirdiğini, hatta
bazılarının azınlıklara, kadınlara, kölelere yönelik ayrımcı yasaları
bulunduğunu, tüm insanların yaşam standartlarını artırmayı arzu etmemiz halinde
tüm bu konuların Dinler arası Diyalog Gündeminde yer alması gerektiğini,
cinsiyet, yaş, ırk, din, ekonomik, eğitimsel ve diğer alanlarda ayrım
yapılmaksızın insana saygının manevi gücünün insan haklarını göz ardı eden
hatta aykırı hareket edenlerin zaaflarını ortadan kaldıracağına inandıklarını,
ayrıca her toplumda insan haklarının önemine inanan ilerici beyinlerin
mevcudiyetinin memnuniyet verici olduğunu, bu çerçevede Türkiye’de Ekümenik
Patrikhanenin ve Rum-Ortodoks azınlığın tam olarak haklarından
yararlanamadıklarından bahsetmesi gerektiğini, -örneğin Patrikhanenin
Ekümeniklik statüsünün kabul edilmemesi, Heybeliada Ruhban Okulunun
faaliyetinin engellenmesi, mülkiyet sorunu ve diğerleri-, ancak AB yolunda
gerçekleştirilen reformların farkında olduklarını ve Türkiye’nin Avrupa
perspektifini her zaman desteklediklerini belirtmiştir. 22
Ocak 2007 Pazartesi, Öğleden Sonra Oturumu Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri Terry DAVIS
Asambleye hitabında, İsviçreli Senatör Dick MARTY’nin raportörlüğünü
üstlendiği ve Genel Sekreterlik makamının da bir rapor sunduğu Avrupa
Konseyi ülkelerini de kapsayan gizli tutuklamalar ve kişilerin ülkeler arasında
yasadışı bir şekilde transfer edilmesi konusunu takip etmeye devam etmeleri
gerektiğini, hükümetlerin boşlukların doldurulması konusunda kendisinin öne
sürdüğü metotla hem fikir olmayabileceklerini ancak bu konuda bir şeyler
yapmaları gerektiğini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından garanti
alınan haklara yönelik bu tehdit karşısında sessiz kalınamayacağını, ayrıca
Avrupa’da ölüm cezasının kaldırılması çabalarına devam etmeleri gerektiğini,
Rusya’nın yasalarından ölüm cezasını kaldırma sözünü tutmasını ümit ettiklerini,
Beyaz Rusya’nın diğer Avrupa ülkelerindeki örnekleri takip etmesini
beklediklerini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bir yıl önce 80.000 dava ve
başvuru ile ilgilendiğini, bütçe ve çalışan sayısının artmasına rağmen bugün
rakamın 90.000’e ulaştığını, kısa vadede Rusya’nın 14 No’lu Protokolü
imzalayarak dava sayısını azaltmada yardımcı olabileceğini, uzun vadeli çözüm
için ise Akil Adamlar Grubu’nun bir dizi yapıcı öneride bulunduğunu, bu
öneriler ile ilgili düşüncelerini Bakanlar Komitesi ile paylaşacağını, 2007
yılının çocuklar ve kadınlara yönelik ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına
yönelik bir kampanya yılı olacağını, Kosova ile ilgili olarak Kosova’da yaşayan
tüm tarafların-Arnavutlar, Sırplar, Roma ve diğerlerinin- demokrasi ve insan hakları
standartlarından en üst düzeyde yararlanmaları gerektiğine inandığını, AB Temel
Haklar Ajansının sadece Topluluk Müktesebatı ile ilgileneceği yönünde
kendilerine teminat verildiğini, 2006 yılının Avrupa Konseyi için iyi bir yıl
olduğunu, 2007’nin de aynı şekilde geçmesini ümit ettiğini belirtmiştir. Kadın-Erkek
Eşitliği Komisyonu raportörü Yunan Parlamenter Maria DAMANAKI tarafından
hazırlanan İlaçlara Bağlı Cinsel Saldırılar başlıklı raporda AKPM’nin mağdurların ilaç
etkisinde kalarak tecavüze uğradığı konulara daha fazla eğilmesi gerektiği
kaydedilerek, sözkonusu ilaçları alan mağdurların büyük bir kısmının genç
kızlar ve kadınlar olduğu, bu kişilerin genellikle tecavüze uğradığı ve bu tip
suçların cezasız kaldığı, bu çeşit ilaçlar hakkında hem kamuoyunun hem kanun
uygulayıcılarının bilgilendirilmesi ve bu tip ilaçlar yüzünden cinsel şiddet
içeren suçlara maruz kalan kişilere uygun yardım ve desteğin verilmesi
gerektiği ifade edilmektedir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden Halide İNCEKARA rapor ile ilgili olarak, her çeşit cinsel şiddetin
kınanması gerektiğini, maalesef yeni tip bir cinsel saldırı ile karşı karşıya
olunduğunu, ilaçlara bağlı cinsel saldırıların arttığını ve bu tip saldırılara
yönelik savaşımın yeni bir tehditle karşı karşıya olduğunu, raportörün de
belirttiği gibi bu tip ilaçların kullanımının saptanmasının son derece zor
olduğunu, modern bilimin kötü amaçlarla kullanıldığını üzüntü ile kabul etmek
zorunda olduklarını, birçok kişinin bu tip saldırıya maruz kaldığının farkında
olmadığını, medyanın da bu konuda sorumlu bir tavır sergilemesi gerektiğini,
raporda yer alan tüm tavsiyelere katıldığını uygulandıkları takdirde bu tip
saldırılara yönelik mücadeleye katkı sağlayacağına inandığını belirtmiştir. Raporda yer alan
tavsiye karar tasarısı ile ilgili olarak verilen 7 değişiklik önerisi kabul
edilmiştir. 23
Ocak 2007 Salı, Sabah Oturumu Hukuk ve İnsan
Hakları Komisyonu raportörü Monakolu J.C GARDETTO tarafından hazırlanan Çocuk
Mağdurlar: Her Tür Şiddet, Sömürü ve İstismarın Ortadan Kaldırılması başlıklı
raporda çocukları şiddetin her çeşidinden korumak için bütün imkanların
zorlanması gerektiği, bu çerçevede AK’nın 25 Nisan tarihinde başlattığı ve üç
yıl sürecek “Çocuklar için ve çocuklarla birlikte bir Avrupa” isimli eylem
planının memnuniyetle karşılandığı, AK’nın ve diğer ilgili uluslararası
kuruluşların çocukları şiddetten korumak için birçok sözleşme hazırladıklarını,
bununla birlikte AK üyesi ülklerde çocukların şiddete maruz kalmaya devam
ettiği ve üye ülkelerin sözkonusu uluslararası sözleşmeleri imza ve
onaylamalarının yanı sıra, ülkelerinde gerekli diğer tedbirleri almalarının da
önemli olduğu kaydedilmektedir. UNICEF İcra
Direktörü Ann V. VENEMAN konu ile ilgili yaptığı konuşmada, Avrupa Konseyi ve UNICEF’in
yıllardır çocuklar ile ilgili konularda işbirliği içinde çalıştıklarını, Avrupa
Konseyi kurulmadan önce UNICEF’in İkinci Dünya Savaşı sonrasında çalışmalarına
başladığını, yıllar geçtikçe UNICEF’in acil durumlarda ve normal zamanlarda
çocukları için çalışan bir organizasyon haline geldiğini, 1960-2004 yılları
arasında gelişmekte olan ülkelerde 5 yaşın altındaki çocuklarda ölüm oranının,
1000 sağlıklı doğumdan 222’den, 87’ye düştüğünü, rutin aşılanmanın tüm dünyada
%70’e ulaştığını, geçmişe oranla çok daha fazla çocuğun okula gittiğini, ancak
yapılması gereken çok fazla şey olduğunu, halen dünyada 2 milyon insanın günde
2 veya daha az ABD Doları günlük kazançla yaşamak zorunda olduğunu, 5 yaşın
altında 10 milyon çocuğun çoğu önlenebilir nedenlerden ötürü hayatını kaybettiğini,
çocuklara yönelik şiddet ve sömürünün ulusal sınırları aştığını, hem gelişmekte
olan hem de gelişmiş ülkeleri etkilediğini, sosyal eşitsizliğin çocukları
sokaklara ittiğini bunun da şiddet, çocukların cinsel istismarını arttırdığını,
birçok ülkede çocuklara yönelik şiddetin raporlanması ve takibatı ile ilgili
sistemlerin geliştirilmesi gerektiğini, Avrupa Konseyi gibi kuruluşların
şiddetin önlenmesi ile ilgili yasal standartları yükseltmelerini ve üye
ülkelerdeki gelişmeleri takip etmelerini beklediklerini, hükümet, kamuoyu,
sivil toplum kuruluşları, öğretmenler, aileler, öğrencilerin işbirliği içinde
çalışmaları ile çocuklara uygun bir dünya yaratılabileceğini ifade etmiştir. Dünya Çocuk
Dostları Derneği Başkanı Hanover Prensesi CAROLINE ise konuşmasında, Derneğin 1963
yılında annesi Prenses GRACE tarafından çocukların insan haklarının
geliştirilmesi ve onların şiddete karşı korunması amacıyla kurulduğunu, insani,
eğitimsel, sağlık ve beslenme programları geliştirdiğini, 2006 yılında AKPM
Daimi Komisyon toplantısına katıldığını ve bu toplantıda çocuk haklarının
geliştirilmesi, onlara yönelik şiddetin önlenmesi ve çocukları suistimal
edenlerin cezalandırılmasına yönelik bir Avrupa Konseyi Programı
başlatılmasına karar verildiğini, programın uzmanlarca ve İnsan Hakları
Komiseri HAMMERBERG tarafından desteklendiğini, ayrıca Hukuk ve İnsan Hakları
Komisyonu’nun şiddetin çocuk kurbanları ile ilgili bir rapor hazırladığını,
1998 yılında Monako’nun hemen hemen tamamlanmakta olan bir yapı oluşturduğunu, tüm
Avrupa’da konu ile ilgili bilinçlendirme ihtiyacı nedeniyle Avrupa Konseyi’nin
bu tip bir modelin tüm Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde uygulanması gerektiğini
düşündüğünü, konu ile ilgili yasaların tüm ülkelerde uyumlu hale getirilmesi
gerektiğini, Monako’nun Çocuklar ile ilgili Taslak Sözleşmeye destek verdiğini,
Avrupa Konseyi’nin çok önemli bir rolü bulunduğunu ve taslak Sözleşme hususunda
Konseye başarılar dilediğini ifade etmiştir. İnsan Hakları
Komiseri Thomas HAMMERBERG, konuşmasında çocuk hakları ile ilgili olarak şiddete karşı
koruma da dahil uluslararası ve Avrupa normları olduğunu, bu hakların sürekli
olarak ihlal edildiğini bildiklerini bu nedenle ilgili yasaların çıkartılarak
uygulanması gerektiğini, ilk adımın çocuğa yönelik her türlü şiddetin
yasaklanması olduğunu, toplam 26 ülkenin çocuklara yönelik fiziki cezayı
tamamen ve yasal olarak yasakladıklarını, 2009’da yasağın tüm ülkelerde
uygulanmasının hedeflendiğini, Çocuklar için ve Çocuklarla bir Avrupa
programının şiddet içermeyen ilişkiler ile ilgili müzakere ve eğitimi teşvik
ettiğini ve daha ileri derecede bilinçlendirmeyi amaçladığını belirtmiştir. Belçika Başbakanı
Guy VERHOFSTADT
Asambleye hitabında Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve AGİT’in son zamanlarda
gazetecilere yönelik saldırılara aynı anda reaksiyon göstermelerinden
memnuniyet duyduğunu, aslında tüm bu kurumların ilgi alanlarının farklı
olduğunu, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerinin AİHM kararlarına ve ruhuna saygı
duyulması ve Mahkemenin mevcut iş yükü ile faaliyetini normal olarak devam
etmesinin sağlanması gerektiğini, Avrupa Konseyi’nin demokrasi ve insan hakları
konularının yanı sıra kültürel ve dini haklara da eğilmesi, diğer kuruluşlar
ile işbirliğini artırması gerektiğini, bir sonraki gün Asamble’de Kosova
meselesinin müzakere edileceğini, Venedik Komisyonu’nun katkılarının takdirle
karşılandığını, Avrupa Konseyi ve AGİT’in terörizm, insan kaçakçılığı,
hoşgörü, azınlıklar konusunda beraber çalışmaları gerektiğini. Avrupa Konseyi
ve AB arasındaki mutabakatın insan hakları ve özgürlüklerin genişletilmesine
yol açması gerektiğini belirtmiştir. Raporda yer alan
karar tasarısı ile ilgili olarak verilen 30 değişiklik önerisinden 16’sı geri
çekilmiş, 2’si düşmüş, 10’u kabul edilmiş, 2’si reddedilmiştir. 23 Ocak 2007 Salı,
Öğleden Sonra Oturumu Siyasi İşler
Komisyonu raportörü Estonyalı M. MIHKELSON tarafından hazırlanan Enerji Arzının
Siyasi Baskı Aracı Olarak Kullanılması Tehlikesi başlıklı raporda değişmekte olan enerji tablosunun
başta Avrupa olmak üzere dünyadaki her bölge için bir endişe kaynağı
oluşturduğu, Avrupa’nın petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtlara dayanan enerji
ihtiyacının gittikçe büyüdüğü ve bu ihtiyacın 2030 yılına kadar % 60 artacağı,
Avrupa’daki kısıtlı enerji kaynakları dikkate alındığında, sözkonusu talep
artışının enerji ithal eden ülkeler için artan derecede bağımlılık anlamına
geleceği, enerji ihraç ve ithal eden ülkelerin muhtemel bir enerji krizi ile
karşı karşıya kalmamaları için, Avrupa’daki enerji güvenliği konusunun gündeme
getirilmesinin gerektiği ve zamanın bunun için uygun olduğu, özellikle
enerjinin siyasi çıkarlar için bir baskı unsuru olarak kullanılması hususunun
tamamen ortadan kaldırılması gerektiği, bu çerçevede Rusya’daki enerji
kaynaklarından beslenen ülkeler ile Rusya Federasyonu arasında enerji
sektöründe sürdürülebilir ve istikrarlı bir ekonomik ilişkinin kurulması
gerektiği ve bu durumun her iki taraf için de stratejik açıdan faydalı olacağı
belirtilmektedir. Raporda yer alan
karar tasarısı ile ilgili olarak verilen 22 değişiklik önerisinden 13’ü kabul,
9’u reddedilmiştir. Denetim Komisyonu
Eş-raportörleri Fransız G. COLOMBIER ve Finlandiyalı M. ELO tarafından
hazırlanan Ermenistan Denetim Raporu’nda, Ermenistan’daki anayasal reformu uygulamak için AK
desteğiyle atılan hukuki adımların memnuniyetle karşılandığı, artık
Ermenistan’ın ülke içindeki anayasal güç dengesi, insan hakları savunucularının
Parlamento tarafından seçilmesi ve vatandaşların Anayasa Mahkemesine
başvurabilmeleri gibi taahhütlerini yerine getirmesi için gereken şartların
sağlandığı, anayasa referandumunu etkileyen düzensizliklerden ve referandum
sırasında yaşanan yolsuzlukları engelleyecek adımların atılmamasından üzüntü
duyulduğu, iktidardaki koalisyon partileri ve muhalefet güçleri arasında,
anayasada öngörülen yeni hükümet sisteminin tam anlamıyla uygulanması için
geliştirilmiş bir siyasi anlayış ve diyaloğun olması gerektiği ve adli sistemde
reform yapılması, yolsuzlukla mücadele, çoğulculuk ve medyanın bağımsızlığı,
gözaltı merkezlerinin iyileştirilmesi gibi konulardaki ilerlemelerin mevzuat
değişikliklerinden daha uzun zaman alacağı, Ermenistan’ın Avrupa entegrasyonu
ve demokrasi için ne kadar yol aldığına ilişkin kanıtları AKPM’ye sunması
gerektiği, önümüzdeki seçimlerin özgür ve adil bir şekilde geçmesi, medyanın
seçimlere yaklaşımının ve bu arada seçim kampanyasının çoğulcu ve eşit olarak
gerçekleşmesi, AKPM’nin ve AK ülkelerinin Ermenistan’a bu konuda destek vermesi
gerektiği ifade edilmektedir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden Mevlüt ÇAVUŞOĞLU, Ermenistan’ın 4 Ekim 2006 tarihinde Ceza Yasasına
getirdiği değişiklik ile Ermeni “soykırımını” tanımayanların cezalandırılmasına
karar verdiğini, ifade özgürlüğünü kısıtlayan bu yasanın raporda yer
almamasının enteresan olduğunu, Yukarı Karabağ ile ilgili olarak David ATKINSON
tarafından bir rapor hazırlandığını ve bu raporda Azerbaycan topraklarının %
20’sinin Ermenistan tarafından işgal edildiğinin bildirildiğini, o günden bu
yana durumda bir değişiklik olmadığını aksine 10 Aralık 2006 tarihinde bölgede
kendi kendini yetkili ilan edenler tarafından gerçekleştirilen
referandumun durumu daha da kötüleştirdiğini, AGİT, AB ve AK tarafından bu
referandumun kınandığını, sonuç itibariyle bu referandumun Ermenistan’ın Avrupa
Konseyi’ne yönelik yükümlülük ve taahhütlerini yerine getirmeye niyetli
olmadığını gösterdiğini, Ermenistan’ın sadece Azerbaycan ile ilgili değil
Türkiye ile ilgili de toprak emellerinin olduğunu, Ermenistan’ın 1921 Kars
Anlaşması ile belirlenen Türkiye-Ermenistan sınırını tanımadığını, ayrıca Nisan
2005’te kabul edilen yazılı deklarasyonu yaklaşık 100 parlamenterin
imzaladığını, bu deklarasyonda Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN’ın Cumhurbaşkanı
KOCHARIAN’a ortak bir Tarih Komisyonu oluşturulması önerisinden sözedildiğini
ancak Ermenistan’ın olumsuz yaklaşımı nedeniyle + herhangi bir gelişme
kaydedilemediğini söylemekten üzüntü duyduğunu, Ermenistan’ın siyasi ve
ekonomik başarısının Ermenistan’ın siyasi liderlerinin bölgedeki sorunların
çözümüne yönelik gerçek siyasi irade ve kararlılığına bağlı olduğunu ifade
etmiştir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden Erol Aslan CEBECİ, Ermenistan’ın çoğulcu demokrasi, insan hakları ve hukukun
üstünlüğü konularında yükümlülük ve taahhütlerinin yerine getirilmesine yönelik
koşulların yaratılmış olmasından memnuniyet duyduklarını, ancak Nisan 2007
genel seçimleri ile 2008 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adil ve özgür bir
biçimde Avrupa standartlarında gerçekleştirilmesinin son derece önemli
olduğunu, anayasa referandumunu etkileyen usulsüzlüklerin bu sefer tekrarlanmaması
gerektiğini, bu çerçevede seçim yasasının değiştirilmesi gereğine bir kez daha
dikkat çekmek istediğini, bunun yanı sıra seçmen listelerinin yenilenmesi, tüm
partilerin medyaya özgür ve adil bir şekilde erişiminin sağlanması gerektiğini,
insan hakları ve hukukun üstünlüğüne saygılı bir Ermenistan’ın Yukarı Karabağ
sorununa çözüm konusunda daha olumlu yaklaşacağını, seçimlerden sonra göreve
başlayacak yeni parlamenterlerin ve kurulacak yeni hükümetin Ermenistan’ın dış
politika hedeflerinin kökten değiştirilmesi gereğini göreceklerine inandığını,
Ermenistan yetkililerinin bölgedeki ülkeler ile iyi komşuluk ilişkileri
geliştirmenin önemini er geç kavrayacaklarını, bunun da Ermenistan’ın Türkiye
ve Azerbaycan ile ilişkilerini sekteye uğratan izolasyona son vereceğini
belirtmiştir. 24 Ocak 2007
Çarşamba, Sabah Oturumu Siyasi İşler
Komisyonu raportörü İngiliz Lord RUSSELL-JOHNSTON tarafından hazırlanan
Kosova’da Durum
başlıklı raporda Kosova’daki güncel durumun büyük ölçüde halen sürmekte olan bu
yıl tamamlanması gereken statü görüşmelerinin sonunda belli olacağı, Kosova’nın
belirlenmemiş statüsünün tüm Batı Balkanlardaki siyasi istikrarı tehdit ettiği
ve belirsizlik ortamı yarattığı, AKPM’nin Kosova’daki duruma, Balkanlardaki
jeostratejik denge, siyasi istikrar ve ekonomik kalkınma bakımından büyük önem
atfettiği ve sorunun bu nedenle ihtiyatlı, fakat kararlı bir biçimde ele
alınması gerektiği, ayrıca Kosova’daki statü görüşmelerinin sonucu ne olursa
olsun, AKPM’nin Kosova ve Sırbistan’a iyi yönetim, demokrasi, hukuk düzeni,
insan haklarına saygı ve ulusal azınlık haklarının korunması alanlarında
yardımcı olma hususunda kararlı olduğu bildirilmektedir. Kosova’nın
Geleceği Statüsü Süreci BM Genel Sekreteri Özel Temsilcisi Martti AHTISAARI konuşmasında, Özel Temsilci olarak
taraflarla 8 yıldır UNMIK tarafından idare edilen toprakların geleceği ile
ilgili müzakerelere başkanlık yaptığını, süreç esnasında tüm toplulukların
özellikle Kosovalı Sırpların onurlu, güvenli ve ekonomik olarak sürdürülebilir
bir yaşama kavuşmalarını hedeflediklerini, ancak bunun zaman alacağını, ademi
merkeziyetçilik, kültürel ve dini miras, topluluk hakları ve ekonomik meseleler
gibi bir dizi alanda taraflarla müzakereler gerçekleştirdiklerini, geçen yıl 20
Eylül’de New York’da kontak grup Dışişleri Bakanlarının talep ettiği üzere
Kosova’nın nihai statüsü ile ilgili olarak geniş kapsamlı önerisini tamamlamak
üzere olduğunu, kapsamlı önerinin özellikle azınlık haklarına odaklandığını, en
önemli konulardan birisini de uluslararası toplumun Kosova’daki varlığının
teşkil ettiğini, bu konuda uluslararası sivil bir temsilci öngördüklerini, bu
temsilcinin statü ile ilgili uygulamaları takip edeceğini belirtmiştir. Türk Delegasyonu
üyelerinden Ruhi AÇIKGÖZ konu ile ilgili olarak Kosova’nın nihai statüsünün bölgede yeni
gerilim ve çatışmalara neden olmaması gerektiğini, Kosova’daki çoğunluğun talep
ve arzuları yerine getirilirken aynı zamanda her azınlık grubunun haklarının
garanti altına alınması gerektiğini, yani nihai statü ve Anayasanın Kosova’nın
çok etnili ve çok kültürlü yapısını bir kez daha teyit etmesi ve tüm
toplulukların yerel ve merkezi yönetim yapılarında eşit temsilinin sağlanması
gerektiğini, Balkanlarda kalıcı barış ve istikrarın aynı zamanda siyasi olarak
istikrarlı ve demokratik bir Sırbistan’a bağlı olduğunu, bu çerçevede
AHTISSARI’nin Sırbistan’daki seçimlerden sonra önerilerini sunacağını
açıklamasının son derece akılcı bir karar olduğunu, bu sürece tam destek
verilmesi gerektiğini, nihai statünün belirlenmesinden sonra Avrupa Konseyi ve
AB’nin ilgili organlarının stabilizasyon sürecine katkıda bulunması
gerektiğini, Avrupa Konseyi’nin bu aşamada demokrasinin güçlendirilmesi, insan
hakları standartlarının yükseltilmesi, ulusal azınlıkların korunması gibi
konularda yardıma devam etmesi gerektiğini, Kosova’nın sosyo-ekonomik durumunun
da göz önünde bulundurulması ve ekonomik, mali ve teknik desteğin istikrar için
öneminin unutulmaması gerektiğini ifade etmiştir. Türk Delegasyonu
üyelerinden Halide İNCEKARA, taraflar arasında büyük görüş ayrılıkları olduğu anlaşılsa
da karamsar olmamak gerektiğini, sonuç itibariyle sabır, iyi niyet ve sonsuz
bir çaba gerektiğini, tarafların çabalarının yanı sıra uluslararası toplumun
çözümün hızlandırılmasında önemli rolünün bulunduğunu, Avrupa Konseyi’nin
Avrupa Konseyi standartlarının tam olarak uygulanması gerektiği yönündeki
ısrarlı tutumunu sergilemesi gerektiğini,Kosovalı Arnavutların bağımsızlık
arzularının artmakta olduğunu, bu sürecin bağımsızlık yönünde istekli
olduklarını belirten bazı çevrelerce beslendiğini, bu hassas konuda son derece
dikkatli olunması gerektiğini, müzakerelerin Kosova’daki çoğunluğun taleplerini
yerine getirecek şekilde sürdürülmesi ve tüm azınlık gruplarının haklarını
dikkate alması gerektiğini belirtmiştir. Kosova ile ilgili
müzakerelere ara verilmiş ve Yunanistan Başbakanı Kostas KARAMANLIS
Asambleye hitap etmiştir. KARAMANLIS konuşmasında, öncelikle Avrupa Konseyi
Parlamenter Meclisi’nin herkes için daha iyi bir gelecek çabalarından ötürü
teşekkür etmek istediğini ve bu sürecin hiç kuşkusuz insan hakları, demokrasi
ve hukukun üstünlüğüne saygının gelişmesine neden olduğunu, bunlardan en
önemlisinin de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kurulması olduğunu, ancak
Mahkemenin başarısının 21 nci yüzyılda da devam ettirilebilmesini teminen 14
No’lu Protokolün onama sürecinin tamamlanması gerektiğini, bir başka önemli
hususun da ulusal düzeyde mahkeme kararlarının uygulanması olduğunu, İnsan
Hakları Komiseri’nin de son derece önemli bir görev yürüttüğünü, kısıtlı mali
ve insan kaynakları imkanlarının arttırılması gerektiğini, AB ile Avrupa
Konseyi arasında imzalanması öngörülen Mutabakat Zaptının sekteye uğramış
olmasından üzüntü duyduklarını, AB’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine
geçişinin acil bir gereklilik olduğunu, kültürler ve dinler arası diyalog ile
terörizmle mücadelenin de son derece önem arz ettiğini, Kıbrıs’ın bir insan
hakları meselesi olması nedeniyle Avrupa Konseyi’nin en önemli gündem
konularından birisini teşkil ettiğini, mültecilerin evlerine dönemediklerini,
Avrupa topraklarında temel insan haklarının ihlal edildiğini, Yunanistan’ın
ilgili Güvenlik Konseyi kararları ve AB prensipleri çerçevesinde Kıbrıs’ın
yeniden birleşmesi için kalıcı ve adil çözümden yana olmaya devam ettiğini,
Kıbrıs’ın AB üyeliğinin ve Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin yeni bir çerçeve
yarattığını bunun da geniş kapsamlı bir çözüme yardımcı olabileceğini,
Güney-Doğu Avrupa’da Avrupa Konseyi’nin çok büyük katkıları olduğunu,
Yunanistan’ın da bölgede çok yönlü ve yapıcı varlığını sürdürdüğünü, bu nedenle
Avrupa-Atlantik perspektifini desteklediklerini, Yunanistan’ın ayrıca AB
tarafından Makedonya’ya aday ülke statüsünün verilmesini desteklediğini,
özellikle geniş anlamda Avrupa entegrasyonunun zorlu bir süreç olduğunu sadece
kurumların değil tek tek ülkelerin bu konuda ellerinden geleni yapmaları
gerektiğini belirtmiştir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden Mevlüt ÇAVUŞOĞLU’nun “ Yunan vatandaşlık
Yasasının 19 ncu maddesinin kaldırılmasından sonra 46 000 Türk asıllı Yunan vatandaşının
vatandaşlıklarını kaybettikleri, bu konuda bazı adımlar atıldığı ancak bunların
yeterli olmadığı, Yunan Hükümetinin bu kişilerin vatandaşlıklarını iade edip
etmeyecekleri” şeklindeki sorusuna cevaben KARAMANLIS, bu maddenin Yunan
topraklarını geri dönüş niyeti olmaksızın terk eden tüm Yunan asıllı olmayan
kişiler için geçerli olduğunu, çoğunun bunu kendi iradeleri ile
gerçekleştirdiklerini ve Yunan vatandaşlığından vazgeçtiklerini, yani maddenin
sadece Müslüman azınlığa yönelik olmadığını, Batı Trakya’da bu durumda 20
Müslüman kaldığını, BM Sözleşmesi uyarınca kendilerine özel kimlik kartları
verildiğini ve Yunan vatandaşlığına alınma sürecinde olduklarını ifade
etmiştir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden Halide İNCEKARA’nın “ Batı Trakya’da azınlıklar
ile ilgili olarak Türk kelimesinin kullanılmasının yasaklandığı, yine aynı
şekilde sivil toplum kuruluşlarının isimlerinde Türk kelimesini kullanmalarının
yasaklandığı, bu inkar politikasını değiştirip değiştirmeyecekleri eğer
değiştirecekler ise ne zaman değiştirecekleri “ şeklindeki sorusuna cevaben
KARAMANLIS, 1980 yılında Anayasa Mahkemesinin Türk Birliği adında bir derneği
kapatma kararı aldığını, öncelikle Türkiye’ye ve Yunanistan’da bir Müslüman
Türk azınlığa açık bir şekilde atıfta bulunulduğunu, ikinci olarak da Tüzüğünün
8. maddesinde kuruluşun amacının kültürel, sosyal ve dini reform olduğunun
belirtildiğini, bunun da başka bir ülkenin siyasi hedeflerinin reklamı anlamına
geldiğini söylemiştir. 24 Ocak 2007
Çarşamba, Öğleden Sonra Oturumu San Marino
Dışişleri Bakanı ve AK Dönem Başkanı Fierenzo STOLFI Genel Kurula hitabında, San Marino’nun ilk dönem
başkanlığının 1990 yılında gerçekleştiğini, genellikle küçük ülkelerin
uluslararası kuruluşlarda yürüttükleri başkanlıkların başarılı geçtiğini, AK
hedef ve prensiplerinin aslında San Marino halkının prensipleriyle uyum içinde
olduğunu, ülkesinin bu çerçevede aktif bir başkanlık dönemi hedeflediğini, bu
çerçevede iki ay önce San Marino’da AKPM Daimi Komisyon Toplantısının
yapıldığını, bu toplantı vesilesiyle kadına yönelik şiddet konusunda bir
kampanya başlatıldığını, Dönem Başkanlığının hedeflerinden birisinin AK Üçüncü
Zirvesi kararlarının tam anlamıyla uygulanması olduğunu, bu bağlamda 14 No’lu
Protokolün yürürlüğe girmesinin önem arz ettiğini ve Rusya Federasyonu’nun bir
an önce onayının beklendiğini, Bakanlar Komitesi’nin kültürlerarası diyalog
konusunda yaptığı çalışmalar çerçevesinde Devlet Bakanımız Mehmet AYDIN’ın 18
Ocak 2007 tarihinde Delegeler Komitesi’ne hitap ettiğini, Kosova konusunda
AK’nın hareketsiz kalamayacağını ve uluslararası topluma gereken desteği
vermeye devam edeceğini, Dağlık Karabağ sorununun AGİT Minsk Grubu çerçevesinde
gerektiğini kaydetmiştir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden Mehmet TEKELİOĞLU Avrupa’da giderek artan sayıda siyasi partinin
siyasi söylemlerinde kültürel çeşitliliğe yönelik olumsuz çağrışımlarından
endişe duyup duymadığını ve Bakanlar Komitesi Dönem Başkanı olarak siyasi bu
tip söylemler ve kamuoyundaki ırkçı ve yabancı düşmanlığı içeren yaklaşımlara bir
cevabı bulunup bulunmadığını sormuştur. STOLFI cevaben kültürler arası diyaloğun
San Marino dönem başkanlığının öncelikleri arasında yer aldığını, AK’nın da bu
konuya büyük önem atfettiğini, kültürel çeşitliliğin demokratik yönetimi ile
ilgili en önemli inisiyatifi Kültürlerarası Diyalog Beyaz Metni’nin
oluşturduğunu, parlamenter Asamble’nin bu metne katkısının son derece önemli
olduğunu, Nisan 2007’de San Marino’da Kültürlerarası Diyaloğun Dini Boyutu
başlıklı bir konferans düzenleneceğini belirtmiştir. Kosova ile ilgili
raporda yer alan karar tasarısı ile ilgili olarak verilen 67 değişiklik
önerisinden 27’si reddedilmiş, 20’si kabul edilmiş, 10’u geri çekilmiş, 10’u
düşmüştür. Çevre, Tarım,
Yerel ve Bölgesel Yönetimler Komisyonu raportörü İsviçreli John DUPRAZ tarafından hazırlanan
Avrupa’da Tarım ve Yasadışı İstihdam başlıklı raporda Avrupa’da tarımın
özellikle dönemsel işgücünün yoğun şekilde kullanılması üzerine inşa edildiği,
yasadışı istihdamın AK tarafından kınandığı ve bu çeşit istihdam yöntemlerinin
modern toplumlar ve AK’nın savunuculuğunu yaptığı insan hakları gibi temel
değerler ile uyumlu olmadığı, sorunun tüm Avrupa kıtasını etkilediği ve
ülkelerin yerel yetkililerinin dışında kaldığı belirtilmekte, AKPM’nin üye
ülkelere yasa dışı istihdam için hızlı ve etkili bir yaptırım sistemi
oluşturması, bu konuda uluslararası bir işbirliği mekanizması kurulması, bu
tedbirlerin uygulanmasının insan hakları ihlallerine yol açmaması çağrısı
yapılmaktadır. Göçler,
Mülteciler ve Nüfus Komisyonu adına görüş bildiren Komisyon Başkanı Mevlüt
ÇAVUŞOĞLU
Komisyonlarının konu ile ilgili üç endişesinin bulunduğunu, tarım alanında
yasadışı yollarla istihdam edilenler, bu kişilerin iki kat mağdur olduklarını,
raportörün Hollanda, İsviçre, Fransa ve İspanya ziyaretleri esnasında istismara
kadar giden uygulamalara rastladığını, Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün 770
göçmenle görüştüğünü bunların %30’unun battaniyesini başka biriyle paylaşmak
zorunda olduğunu, yarısının çeşme suyu ve tuvalete erişiminin olmadığını,
%70’inin kronik hastalıktan muzdarip olduğunu rapor ettiğini, ikinci
endişelerini işverenlerin oluşturduğunu, işgücünü kötüye kullananlara yönelik
adımlar atılması gerektiğini, üçüncü endişelerini göç yönetiminin
oluşturduğunu, yasa dışı göçe talebin ve onu istihdam edenlerin engellenmesi
gerektiğini söylemiştir. Raporda yer alan
Tavsiye Karar Tasarısı ile ilgili olarak verilen 10 değişiklik önerisi kabul
edilmiştir. Göçler,
Mülteciler ve Nüfus Komisyonu raportörü İngiliz D. HENDERSON tarafından hazırlanan
Geçici İstihdam Ajanslarındaki Göçmen İşçilerin Durumu başlıklı raporda geçici istihdam
ajansları ile göçmenlere iş bulunması uygulamasının son yıllardaki küreselleşme
ve işgücü piyasasındaki şartların değişmesi nedeniyle giderek arttığı,
sözkonusu sistemin bazı olumlu yönlerinin bulunduğu ancak bazı işverenlerin
bunu maliyetleri azaltmak ve ulusal işgücü piyasasındaki standartlar ve temel
işçi hakları aleyhine çıkar sağlamak amacıyla kullandığı kaydedilmektedir. Ayrıca, Gözden
Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın 19. maddesinin Tüm Göçmen İşçiler ve
Ailelerinin Korunması Uluslar arası Sözleşmesinin göçmen işçilere ve özel iş
bulma kurumlarına ilişkin ILO Sözleşmelerinin, Palermo Protokolünün, Göçmen
İşçilerin Hukuki Statülerine ve İnsan Kaçakçılığına ilişkin Avrupa
Sözleşmesi’nin ilgili hükümlerinin bu alanda uygulanması gerektiği
bildirilmektedir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden Ali Rıza GÜLÇİÇEK, küreselleşmenin etkisinin birçok alanda kendisini
gösterdiğini bunlardan birisinin de işgücü sektörü olduğunu, Avrupa’da yasadışı
istihdam edilenlerin sayısının arttığını, bunun da ciddi sosyal sorunlara neden
olduğunu, işverenlerin göçmenlere normal olan ücretlerin daha altında ücretler
ödediklerini, yani küreselleşmenin istismarın artmasına neden olduğunu, ancak
Avrupa’ya göç akımının yıllardır hüküm süren ve zorluklarla kazanılmış olan
hakların göz ardı edilmesine neden olmaması, göçmen işçilerin durumunun AKPM
gündemine taşınması gerektiğini ifade etmiştir. Raporda yer alan karar
tasarısı ile ilgili olarak verilen 6 değişiklik önerisi kabul edilmiştir. 25
Ocak 2007 Perşembe, Sabah Oturumu Kültür, Bilim ve
Eğitim Komisyonu raportörü İngiliz Parlamenter Andrew McKINTOSH tarafından
hazırlanan ve acil gündem maddesi altında görüşülen Gazetecilerin Hayatına
Yönelik Tehditler ve Düşünce Özgürlüğü başlıklı raporda Hrant DINK de dahil olmak üzere
Avrupa’da gazetecilere yönelik saldırılar kınanmakta, gazetecilik etiği
çerçevesinde görevini gerçekleştiren tüm medya mensupları selamlanmakta, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2 ve 10. maddeleri uyarınca gazetecilerin
öldürülmesi onlara yönelik fiziksel saldırıların ve ölüm tehditlerinin
araştırılması gerektiği hatırlatılmakta, Avrupa’da gazetecilerin hayat ve
düşünce özgürlüklerinin daha iyi korunabilmesi için önlemlerin arttırılması
gerektiği ve Asamble’nin bu tip saldırılara yönelik özel bir denetim
mekanizması oluşturmaya karar verdiği belirtilmektedir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden Erol Aslan CEBECİ, kendisini ülkesinin demokratik ve insan hakları
standartlarını yükseltmeye adayan ve sürekli olarak hoşgörü ve karşılıklı
saygıyı savunan gazeteci ve yazar Hrant DINK’in İstanbul’da öldürülmesinin
herkesi derinden üzdüğünü, bu saldırı ve Rusya, Azerbaycan, Moldova, Ukrayna ve
diğer ülkelerde gazetecilere yönelik hunharca saldırıları kınadıklarını, yıllar
içinde düşünce ve enformasyon özgürlüğünde elde edilen ilerlemelere rağmen
Avrupa’da ciddi ve kabul edilemez ihlaller yaşandığını, Gazetecilerin Korunması
Komitesi’nin yayınladığı son istatistiklere göre 1992 yılından bu yana 610
gazetecinin öldürüldüğünü, Rusya’nın gazeteci ölümlerinde 3 ncü sırada yer
aldığını, uluslararası gözlemcilere göre Irak’ın en tehlikeli yer olmasına
rağmen gazetecilerin savaştan çok cinayete kurban gittiklerini, ifade
özgürlüğüne yönelik saldırıların Avrupa Konseyi’nin temel prensiplerine ve
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesine aykırı olduğunu, ifade
özgürlüğünün sadece kendi başına bir hak olmadığını aynı zamanda başka insan
haklarını desteklediğini ifade etmiştir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden Mehmet TEKELİOĞLU, Hrant DINK’in ölümü nedeniyle şoke olduğunu, duygularını
ifade etmekte zorlandığını, bir demokrasi, insan hakları ve hoşgörü savunucusu olan
DINK’in nefret ve hoşgörüsüzlük kurbanı olduğunu, ölümünün Türkiye’de büyük bir
üzüntü ve öfke yarattığını, cenazesine değişik din ve etnik kökenden 10
binlerce Türk’ün katıldığını ve “Hepimiz Hrant’ız” şeklinde bağırdıklarını,
Hrant DINK ile ilgili hazırlanan yazılı deklarasyona imza atan parlamenterlere
teşekkür etmek istediğini, gazetecilere yönelik her türlü saldırının insan
hakları ve temel özgürlüklere bir saldırı teşkil ettiğıni, bu saldırıların
durdurulması için her türlü çabanın sarf edilmesi öncelikle bu tip saldırıların
şiddetle kınanması, daha sonra üzerinde mutabakata varılmış insan hakları
standartlarının uygulanması gerektiğini, Türkiye’de özgürlük ve adalet için
atılan adımların devam edeceğini belirtmiş ayrıca Türkiye AB ilişkilerine değinerek
Türk halkının AB üyeliği arzusunun giderek azalmaya başladığını kaydetmiştir. Raporda yer alan
karar tasarısı ile ilgili olarak verilen 18 değişiklik önerisinden 10’u kabul
edilmiş, 5’i reddedilmiş, 3’ü düşmüştür. Avrupa İnsan
Haklarına Yönelik Tehdit: Rusya’nın 14 No’lu Protokolü Onaylaması Gereği Güncel
İşler gündem maddesi adı altında görüşülmüştür. Büro tarafından sunuş
konuşmasını yapmakla görevlendirilen İsviçreli Dick MARTY, İsviçre Delegasyonu’nun bu konuyu
acil işler gündem maddesi adı altında görüşülmesini istemediğini çünkü
amaçlarının Rusya’yı suçlamak değil bu konuda yapılabilecekleri tartışmak
olduğunu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bağımsızlığının dokunulmaz bir
prensip olduğunu, bir ülkenin mahkemenin bağımsızlığı ile uyuşmaması durumunda
o kuruma ait olamayacağını, bir ülke başkanının Mahkemeyi siyasi faaliyetle
suçlamasının kabul edilemez olduğunu, Mahkemenin bağımsızlığına yönelik bu tip
suçlamaların kabul edilemeyeceğini, 90.000 başvurunun cevap beklediğini ve geç
verilen kararın karar olamayacağını, Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’nun
önerisinin Duma’nın Hukuk İşleri Komisyonu ile görüşmek olduğunu, bu komisyonun
Duma’ya 14 No’lu Protokol için olumsuz görüş sunduğunu ifade etmiştir. 25 Ocak 2007
Perşembe, Öğleden Sonra Oturumu Sosyal İşler,
Sağlık ve Aile İşleri Komisyonu raportörü İngiliz Chris McCAFFERTY tarafından
hazırlanan Avrupa’da HIV/AIDS başlıklı raporda hastalığın sözkonusu hastalığa
yakalanan kişilerin sürekli arması nedeniyle küresel bir sorun haline geldiği,
2003 yılında hastalığa yakalanan 37.5 milyon hasta sayısının 2005 yılında 40.3
milyona yükseldiği, 2005 yılında ayrıca 4.9 milyon yeni hastanın kaydedildiği,
bunların 700 bininin çocuk olduğu ve bugüne kadar 500 bini çocuk olmak üzere
toplam 3.1 milyon kişinin hastalık nedeniyle hayatını kaybettiği, bugüne kadar
hastalığa karşı geliştirilen yöntemlerin sonuç vermediği, özellikle genç
kuşağın hastalığa karşı korunmadığı, konunun bir sağlık sorunundan çok insan
hakları sorunu olduğu, hem küresel hem ulusal seviyede HIV’in yayılmasını
önlemek için tedbirler almak zorunda olduğunu, konu ile ilgili sorunların
açıkça tartışılması gerektiği, ancak bazı kültürlerde hastalıkla ilgili
sonuçların açıkça tartışılmadığı ifade edilmektedir. Sosyal İşler,
Sağlık ve Aile İşleri Komisyonu raportörü İngiliz Mike HANCOCK tarafından
hazırlanan HIV/AIDS Çocukları ve AIDS Yetimleri için bir Gelecek başlıklı
raporda
hastalığın ortaya çıkmasından bu yana 25 yıl geçtiği, hastalığın dünyanın her
yerini ama öncelikle Afrika kıtasını etkilediği, Avrupa’nın da hastalıktan
nasibini aldığı, özellikle fakir ülkelerin hastalıktan etkilendiği
belirtilmekte, hastalığa yakalanan çocuklar konusunda önlem alınmasının ve
hastalığın pençesine düşmüş ve terk edilmiş çocukların karşılaştıkları sorunlara
çözüm bulunmasının önemine işaret edilerek, bu konuda alınması gereken önlemler
sıralanmakta ve üye ülkelerin bu konuda politikalar oluşturmaları ve Afrika ve
üçüncü dünya ülkelerine yönelik yardım politikaları saptamaları gerektiği
kaydedilmektedir. Kadın-Erkek
Eşitliği Komisyonu raportörü Monakolu C. FAUTRIER tarafından hazırlanan
HIV/AIDS salgınının Avrupa’da Kadınlarda ve Kızlarda Yayılması başlıklı raporda
AKPM’nin AIDS
hastalığının ortaya çıkmasından 25 yıl sonra, Avrupa’da artan sayıda insanı
etkilemesinden büyük endişe duyduğu, salgının özellikle kadınlar ve genç kızlar
üzerinde etkili olduğu, fiziksel olarak kadınların hastalığa yakalanma riskinin
erkeklerden daha fazla olduğu, bu riskin aile içi şiddet, sosyal ve ekonomik
bağımlılık ile birleştiğinde daha da büyüdüğü, kadın ve erkeklerin
bilgilendirilmesinin mücadelede önemli olduğu, aile içi şiddet konusunda olduğu
gibi bu konuda da bir bilinçlendirme kampanyası düzenlenebileceği
belirtilmektedir. Avrupa’da HIV/AIDS
başlıklı raporda yer alan karar tasarısı ile ilgili olarak verilen 6 değişiklik
önerisinden 3’ü kabul, 3’ü reddedilmiştir. HIV/AIDS Çocukları
ve AIDS Yetimleri için bir Gelecek başlıklı raporda yer alan karar tasarısı ile
ilgili olarak verilen 1 değişiklik önerisi kabul edilmiştir. HIV/AIDS salgınının
Avrupa’da Kadınlarda ve Kızlarda Yayılması başlıklı raporda yer alan karar
tasarısı ile ilgili olarak verilen 3 değişiklik önerisinden 2’si kabul 1’i
reddedilmiştir. Denetim Komisyonu
eş-raportörleri Hollandalı Leo PLATVOET ve İngiliz David WILSHIRE tarafından
hazırlanan Arnavutluk Denetim raporunda Arnavutluk’un organize suçlarda sıfır hoşgörü politikası,
insan kaçakçılığı ve yolsuzluk, mahkeme kararlarının uygulanması ve hükümet
işlerinde şeffaflığın sağlanması gibi konularda attığı adımların takdirle
karşılandığı, ayrıca Arnavutluk’un Kosova konusunda takınmış olduğu yapıcı
yaklaşımın önemli olduğu, ancak Arnavutluk siyasi yaşamının halen karşıtlık
üzerine kurulu olduğu, bu siyasi iklimin ülkede seçim kanunu ve medya
alanlarında reformların yapılmasını engellediği belirtilmekte ve Denetim
Komisyonu’nun Arnavutluk’ta önümüzdeki dönemde yapılacak olan yerel seçimleri
Arnavutluk makamları için serbest ve adil seçimler düzenleme konusunda bir test
olarak aldığı belirtilmekte, Arnavutluk makamlarına birçok adım önerilmekte ve
özellikle seçim kanunu, yerel ve bölgesel hükümetler, yolsuzlukla mücadele,
aile içi şiddet, insan kaçakçılığı, yargı sistemi, elektronik medya, işkencenin
önlenmesi, azınlıklar ve çocuk haklarına saygı konularında önlemler alması
talep edilmektedir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden Avrupa Halk Partisi Grubu adına söz alan Erol Aslan CEBECİ, Arnavutluk’un organize suçlarla
mücadele, insan kaçakçılığı, yolsuzluk, seçim yasası ve yargı reformu,
şeffaflık konularında atmış olduğu adımları memnuniyetle karşıladığını, seçim
reformunun bir an önce tamamlanması gerektiğini, raportörlerin belirttiği gibi
gecikme nedeninin Arnavutluk politikacıları arasındaki çatışma ortamı olduğunu,
demokrasinin sadece yasa ve kuralları değil aynı zamanda uzlaşı kültürünü de
içerdiğini, yerel seçimlerin Arnavutluk için bir test olacağını, medya mevzuatı
ile ilgili konuda Arnavutluk’un Avrupa Konseyi’nin uzmanlığından
yararlanabileceğini ayrıca işkencenin önlenmesi ve azınlık haklarının korunması
gibi konularda Avrupa Konseyi’nin emsalsiz bir destek sunduğunu, İşkencenin
Önlenmesi Komitesi’nin tavsiyeleri ışığında mahkumların durumunun
iyileştirilebileceğini, Arnavutluk’un Ulusal Azınlıklar Çerçeve Sözleşmesi’nin
etkin bir biçimde uygulanması yönünde çağrı yaptıklarını, tüm bu tavsiyelerin
Arnavut dostları ile işbirliği ve dayanışma ruhu ile yapıldığını ifade
etmiştir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden Avrupa Demokrat Grubu adına söz alan Mevlüt ÇAVUŞOĞLU, Arnavutluk’ta seçim reformunun
bir an önce tamamlanması gerektiğini, yerel seçimlerin 18 Şubat tarihine
ertelendiğini, bu seçimlerin Arnavut yetkililerin iradesini göstermesi
açısından çok önemli olduğunu, seçmen listeleri, seçim yönetimi, oyların sayılması
gibi konuların bir an önce ele alınması gerektiğini, organize suçlar, insan
kaçakçılığı, yolsuzluk ile ilgili atılan adımları takdir ettiklerini, medya,
yargı ve kamu yönetimi reformu konusunda atılması gereken adımlar bulunduğunu,
Haziran 2006 tarihinde AB ile Arnavutluk arasında imzalanan ortaklık
anlaşmasının olumlu bir sinyal olduğunu, Arnavutluk’un komşu ülkelerin
Arnavutluk azınlıklar konusundaki iç politikalarına müdahale etmemesinin
takdirle karşılanması gerektiğini, Avrupa Demokrat Grubu’nun Arnavutluk’a
destek ve yardımın devam etmesi gerektiğine inandığını belirtmiştir. Türk Delegasyonu
Üyelerinden Ruhi AÇIKGÖZ, uluslararası uzmanların ve hem sağ hem de sol partilerin seçim
reformunun yenilenmesi konusunda uzlaşıya varmış olmalarına rağmen, siyasi
partilerin kriz içine girdiğini, önemli olanın yenilenmiş seçim yasası ile
seçimlere girmek olduğunu ancak bunlar gerçekleştirilmeden seçimlere
gidildiğini ve bu durumun siyasi durumda karışıklığa ve çifte standarda neden
olduğunu halbuki kendileri için demokratik seçimlerin önem arz ettiğini, kadın
kaçakçılığının hemen hemen durma noktasına gelmesine rağmen Arnavutluk’ta
faaliyet gösteren bazı sivil toplum kuruluşlarının işlerine devam edebilmek
için sorunun boyutunu abarttıklarını, daha önce kaçakçılık mağduru olmuş
kadınların entegrasyonu sorununa daha fazla eğilinmesi gerektiğini ifade
etmiştir. Raporda yer alan
karar tasarısı ile ilgili olarak verilen 4 değişiklik önerisinden 3’ü kabul
edilmiş, 1’i reddedilmiştir. 26 Ocak 2007
Cuma, Sabah Oturumu Çevre, Tarım,
Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi raportörü İtalyan R. GUBERT tarafından
hazırlanan Sorumlu Gıda Tüketimine doğru başlıklı raporda sorumlu yiyecek tüketiminin
sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde ortaya çıkan yeni bir olgu olduğu, sağlık,
doğal kaynakların kullanımı, ekonomi, çevre, fakirlikle mücadele, sosyal
dışlanmışlık ve kültür gibi konular dikkate alındığında tüketimin aslında insan
yaşamının her kısmını etkileyen bir sorumluluk olduğu, tarımın temel insan
ihtiyaçları ile doğrudan ilgili en önemli etkinlik özelliği taşıdığı, bu
çerçevede yiyecek tüketiminin farklı ve özel bir anlamı bulunduğu, yakın
zamanda yaşanan bilinçlenme kapsamında bazı vatandaş girişimlerinin bu konuda
örgütlendikleri ve bu örgütlenmelerin kamu otoriteleri tarafından da tanındığı,
bu konuda kamu makamları ile tüketiciler arasında bir işbirliği yaratılması
gerektiği ve bu işbirliğinin AK tarafından teşvik edilmesinin önem taşıdığı
kaydedilmektedir. Raporda yer alan
Tavsiye karar tasarısı oylanarak kabul edilmiştir. Kültür, Bilim ve
Eğitim Komisyonu raportörü İsviçreli J. RANDEGGER tarafından hazırlanan İhtiyat
İlkesi ve Sorumlu Risk Yönetimi başlıklı raporda bilimsel gelişmeleri ve buluşları engellemeksizin
topluma yönelik risklerin azaltılmasının, uygun dengeyi sağlamak zorunda olan
karar vericiler için süregelen bir zorluk olduğu, 15’ten fazla uluslararası
anlaşmada atıfta bulunulmasına karşın hala ihtiyat ilkesinin bir tanımının
bulunmadığı, ayrıca ihtiyat ilkesinin belirli bir risk senaryosu hakkında tam
bir bilimsel kanıt bulunmadığı durumlarda düzenleyici eylemleri mümkün kılması,
hatta haklı göstermesi, ancak sözkonusu eylemlerin bütünüyle olmasa da kayda
değer ölçüde potansiyel risk belirtisine de dayanması gerektiği
vurgulanmaktadır. |
![]() |