AVRUPA KONSEYİ PARLAMENTER MECLİSİ

GENEL KURUL TOPLANTILARINA AİT RAPORLAR

AVRUPA KONSEYİ PARLAMENTER MECLİSİ OCAK 2004 GENEL KURUL TOPLANTISI İLE İLGİLİ RAPOR

 

(26-30 Ocak 2004, Strazburg)

 

 

26-30 Ocak 2004 tarihleri arasında Strazburg’da yapılan AKPM Ocak 2004 Genel Kurul Toplantısına AKPM Türk Delegasyonu Başkanı Eskişehir Milletvekili Murat MERCAN, Türk Delegasyonu Üyeleri Aksaray Milletvekili Ruhi AÇIKGÖZ,Ankara Milletvekili Gülsün BİLGEHAN, Antalya Milletvekili Mevlüt ÇAVUŞOĞLU, Gaziantep Milletvekili Abdülkadir ATEŞ, İstanbul Milletvekilleri Ali Rıza GÜLÇİÇEK, İrfan GÜNDÜZ ve Zülfü LİVANELİ, İzmir Milletvekilleri Zekeriya AKÇAM ve Mehmet TEKELİOĞLU, Sakarya Milletvekili Süleyman GÜNDÜZ katılmışlardır.

 

 

26 OCAK 2004 PAZARTESİ, ÖĞLEDEN SONRA OTURUMU

 

 

            Gündemde yer alan ilk maddelerden birisi olan Başkanlık Seçimi maddesi adı altında seçim yapılmış ve Avusturyalı Peter SCHIEDER tekrar AKPM Başkanlığına seçilmiştir.

 

            Raportörlüğünü Türk Delegasyonu Başkanı Murat MERCAN’ın yaptığı Terörizm: demokrasilere yönelik bir tehdit ve raportörlüğünü Danimarkalı Hanne SEVERINSEN’ın yaptığı Ukrayna’da anayasa krizi başlıklı raporların acil gündem maddesi adı altında tartışılmasına karar verilmiştir.

 

            Raportörlüğünü Litvanyalı Jonas CEKUOLIS’in yaptığı Büro ve Daimi Komisyonun faaliyetleri başlıklı raporda özetle, Eylül 2003 tarihinden bugüne Büro ve Daimi Komisyonun faaliyetlerine değinilmekte, komisyonlara havale edilen dokümanların listesi yer almakta, Bakanlar Komitesi ve Konseyin diğer organları ile ilişkiler, dış ilişkiler ve gündemde yer alan siyasi konular belirtilmektedir.

 

            Büro ve Daimi Komisyonun faaliyetleri başlıklı rapora ek olarak yayınlanan İngiliz Parlamenter David ATKINSON’un raportörlüğünü yaptığı Rusya Federasyonu’ndaki Genel Seçimler ile ilgili raporda özetle seçimlerin iyi bir şekilde organize edilmiş olmasına rağmen AGİT ve Avrupa Konseyi standartlarının altında kaldığı, Rusya’da çok partili sistemin mevcut olduğu, seçimlerin özgür bir şekilde gerçekleştiği ancak adil olmadığı, medyanın bağımsızlığının temin edilmesi ve seçimler konusunda Rusya Federasyonu ile işbirliğinin devam etmesi gerektiği  ifade edilmektedir.

 

            Macar Matyas EÖRSI tarafından hazırlanan Gürcistan’daki  Başkanlık Seçimleri ile ilgili raporda özetle seçmen listelerinin doğru hazırlanmamış olmasının ve kayıtların son gün yapılmasının en büyük sorunlardan birisini teşkil ettiği, Merkez Seçim Komitesi’nin kompozisyonunda siyasi dengenin gözetilmediği, seçim prosedürünün bir sonraki seçimlere kadar daha basit hale getirilmesi ve %7’lik barajın %4’e indirgenmesi gerektiği kaydedilmektedir.

 

            Türk Delegasyonu Başkanı Murat MERCAN tarafından hazırlanan Sırbistan ve Karadağ’daki genel  seçimler ile ilgili raporda özetle, seçim yasasının değiştirilmesi gerektiği, savaş suçluları olarak yargılanmakta olan Slobodan MILOSEVIC, Vojislav SESELJ, Nebojasa PAVKOVIC’in seçimlere aday olmalarından duyulan endişe dile getirilmiş, aday listelerinin şeffaf olmadığı, çok sayıda insanın seçim yasasındaki kısıtlamalar nedeniyle oy kullanamadığı belirtilmektedir.

 

            Raportör olarak söz alan Murat MERCAN, genel olarak seçimlerin iyi organize edildiğini, seçim kampanyasının huzurlu bir şekilde gerçekleştiğini, seçime katılımın yüksek olduğunu, savaş suçlusu olarak yargılanan MILOSEVIC, SESELJ ve POVKOVIC’in seçime katılmasına izin verilmesinin üzüntü verici olduğunu, Sırp seçim yasasına göre suçu kanıtlanana kadar herkesin seçimlere katılabildiğini ancak bu durumda sözkonusu kişilerin ahlaki ve siyasi bir sorumluluk taşıdıklarını, bu durumun uluslararası topluma negatif bir mesaj oluşturduğunu, tüm siyasi partilerde artan bir milliyetçilik anlayışı gözlemlediklerini, aday listelerinin şeffaflık arz etmediğini, Parlamentonun seçim yasasını değiştirmesi ve Denetim Komisyonu’nun Parlamento’nun alacağı kararı takip etmesi gerektiğini belirtmiştir.

 

            Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu raportörü Alman Rudolf BINDIG tarafından hazırlanan AK İnsan Hakları Komiseri’nin  3. Yıllık Faaliyet Raporu ile ilgili raporda özetle, faaliyetlerini görev yönergesinin tüm unsurlarını kapsayacak şekilde geliştirmiş olmasından dolayı Komiser tebrik edilmekte ve görev süresinin kalan bölümünde de faaliyetlerinin teşvik edildiği ifade edilmektedir.

 

            Ayrıca, özellikle üye ülkelerin Komiserin tavsiyelerini yerine getirmede ortaya koydukları farklı yaklaşımlardan ve Komiserin ofisine sağlanan kaynakların yetersizliğinden ortaya çıkan bir takım güçlükler bulunduğuna dikkat çekilerek, önlemler alınması ve tüm üye ülkelerin Komiserin tavsiyelerini tümüyle ve süratle uygulamaları ve Bakanlar Komitesi’nin denetim faaliyetleri kapsamında izlenmesi, Komiserin AİHM önünde özel bir role sahip kılınması ve Komiserlik kurumunun bağımsızlık ve etkinliğinin güçlendirilmesi amacıyla Komiserin görev yönergesinin gözden geçirilmesi gerektiği belirtilmektedir.

 

Ekonomik İşler ve Kalkınma Komisyonu raportörü Fransız Bernard SCHREINER tarafından hazırlanan Bir Avrupa Başkenti olarak Strazburg’un Potansiyeli başlıklı raporda özetle, AK, AİHM ve AP’na ev sahipliği yapan Strazburg’un Avrupa’nın siyasi başkentlerinden birisi olarak önemli görevler üstlendiği, Fransız Hükümetinin Strazburg’un bu görevi tam anlamıyla yerine getirebilmesi amacıyla bugüne kadar sürdürülen çabalarda daha fazla kararlılık göstermesi gerektiği, bu amaçla “Strazburg Avrupa Başkenti” adlı bir komite kurularak Strazburg havayolu bağlantılarının güçlendirilmesi ve şehirde okuldan üniversiteye girişe kadarki dönemi kapsayan İngilizce eğitim veren bir okulun açılmasını öngören eylem planının hazırlanmasından memnuniyet duyulduğu kaydedilmektedir.

 

            Müzakerelerin ardından raporda yer alan tavsiye kararına ilişkin verilen 3 değişiklik önergesi oylanarak kabul edilmiştir.

 

27 OCAK 2004 SALI, SABAH OTURUMU

 

            Sabah oturumunda, AKPM Denetim Komisyonu Azerbaycan eş-raportörleri İsviçreli Andreas GROSS ve İspanyol Guillermo MARTINEZ CASAN tarafından hazırlanan Azerbaycan’daki Demokratik Kurumların İşleyişi başlıklı raporda özetle, Azerbaycan’ın Eylül 2002’de son denetim raporunun yayınlanmasından bu yana AK yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda önemli ilerlemeler sağladığı, bununla birlikte, bu sürecin memnuniyet verici olmaktan uzak olduğu, Ülkede Ekim 2003’te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin uluslararası standartları karşılamakta başarısız olduğu, kuvvetler ayırımına ilişkin anayasal düzenlemelerin yetersiz olduğu ve yürütme erkinin lehine çalıştığı, diğer yandan geçen yıl, ifade özgürlüğü ve toplanma özgürlüğünün gelişmediği ve daha da kötüye gittiği ifade edilmektedir.

 

            Raporda, polisin insan hakları ihlallerinin ve tutuklulara yönelik işkence ve kötü muamelenin devam ettiğine dair duyumlar alındığı, tüm siyasi tutuklular salıverilmişken, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından siyasi maksatlı yeni tutuklamaların vuku bulduğu belirtilerek, Azerbaycan makamlarına tüm insan hakları ihlali iddialarını soruşturması ve gerektiğinde yargılaması çağrısında bulunulmakta ayrıca demokratik kurumların işleyişinin geliştirilmesi için somut öneriler listesi sunulmaktadır.

 

            Ayrıca, Azerbaycan’ın tüm yükümlülüklerini yerine getirmeden ve serbest ve adil seçimler düzenleme yeteneğini kanıtlamadan denetim sürecinin kapatılamayacağı belirtilmekte, diğer yandan Haziran 2004’e kadar yükümlülüklerin yerine getirilmesinde herhangi bir ilerleme kaydedilmediği takdirde, Azerbaycan’ın AKPM üyelerinin yetki belgelerinin iptaline karar verilebileceği ifade edilmektedir.

 

            Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu raportörü İngiliz Malcolm BRUCE tarafından hazırlanan Azerbaycan’da Siyasi Tutuklular başlıklı raporda ise, AKPM’nin 1272 (2002) sayılı Kararında, siyasi tutukluların varlığının Azerbaycan’ın AK üyeliği ile bağdaşmadığı, Azerbaycan makamlarının bu sorunu çözmelerinin istendiği, raportörün, bu yönde bir karar kabul edilmiş olmasına rağmen, Azerbaycan’da halen siyasi tutuklu bulunmasından ve Azerbaycan makamlarının soruna kalıcı bir çözüm bulamamasından üzüntü duyulduğu, AKPM’nin Sonbahar 2004 oturumuna kadar sorunun çözümlenmemesi halinde Azerbaycan’ın Avrupa Konseyinde kritik bir aşamaya ulaşmış olacağı belirtilmektedir.

 

            Türk Delegasyonu üyelerinden Mevlüt ÇAVUŞOĞLU raporlar ile ilgili konuşmasında, Azerbaycan’ın denetim sürecinde belirli ilerlemeler kaydettiğini belirterek bunlara örnekler vermiştir: 39 anlaşma ve sözleşmenin onaylanması, ombudsman yasası, barolar ile ilgili yasa ve ceza muhakemeleri usul kanununun kabul edilmesi.

 

Ayrıca, aralarında AKPM 1272 sayılı kararında belirtilen siyasi tutuklular dahil olmak üzere toplam 160 siyasi tutuklunun serbest bırakıldığını, geri kalan 5 kişinin ceza sürelerinin indirgenecek olmasının Azerbaycan’ın yükümlülüklerini yerine getirmesi anlamında iyi bir sinyal teşkil ettiğini, Azerbaycan’ın yeni Cumhurbaşkanı’nın eski Azerbaycan Delegasyon Başkanı olması cihetle AK standartlarının ve ülkesinin gereksinimlerinin farkında olduğunu, ancak bazı eksikliklerin halen mevcut olduğunu, bu nedenle de denetim sürecinin devam ettiğini, ancak Asamble’nin diyalog kanallarını kapatarak Azerbaycan Delegasyonu’nun yetki belgelerini iptal etmemesi gerektiğini, Ermenistan’ın Azeri topraklarını işgali sonucu ortaya çıkan Yukarı-Karabağ sorununun siyasi istikrar, ekonomik kalkınma ve bölgesel işbirliği önündeki en büyük engeli teşkil ettiğini, Yukarı-Karabağ sorununun çözümlenmesinin Azerbaycan’da demokrasinin güçlenmesi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünün iyileştirilmesi yönünde olumlu bir katkı sağlayacağına ve Cumhurbaşkanı İlham ALİYEV başkanlığında seçim sonrası süreçte siyaset ve kamuoyu arasındaki uzlaşının Azerbaycan’ın refah ve istikrara katkıda bulunmasının sağlanacağına inandığını ifade etmiştir.

 

Raporda yer alan karar tasarısı ile ilgili olarak verilen 66 değişiklik önerisinden 54’ü denetim komisyonunda yapılan müzakereler sonucunda görüşülmeden geri çekilmiştir. Geri kalan 12 değişiklik önerisinden Azeri Delegasyonu tarafından verilenlerin 6’sı da bazı küçük değişiklikler getirilerek kabul edilmiştir. Raportör ve Hukuk Komisyonu tarafından verilen 6 değişiklik önerisi de kabul görmüştür.

 

Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu tarafından hazırlanan karar tasarısına ise toplam 46 değişiklik önerisi verilmiş, Azeri Delegasyonu komisyonda kabul görmeyen değişiklik önerilerini geri çekmeye karar vermiştir. Azeri Delegasyonu tarafından verilen 16 değişiklik önerisinden 14’ü kabul edilmiş, 2’si reddedilmiştir. Komisyon tarafından verilen 1 değişiklik önerisi ise yine reddedilmiştir.

 

27 OCAK 2004 SALI, ÖĞLEDEN SONRA OTURUMU

 

 

Kültür, Bilim ve Eğitim Komisyonu adına İrlandalı Paschal MOONEY tarafından hazırlanan Kamu Yayımcılığı başlıklı raporda, kamu yayıncılığının Avrupa’da demokrasinin önemli bir unsuru olduğu, geleceğinin siyasi ve ekonomik çıkarlar, ticari medyanın artan rekabeti, medya yoğunlaşması ve mali güçlüklerle yüz yüze bulunduğu, bazı post komünist ülkelerin devlet konrolünden elektronik medyaya dönüşümü bile henüz başlatmadıkları, diğer bazı ülkelerde ise, kamu yayıncılığının kriz içinde olduğu ifade edilmektedir.

 

Müzakerelerin ardından raporda yer alan tavsiye kararı ile ilgili olarak verilen iki değişiklik önerisi oylanarak kabul edilmiştir.

 

Denetim Komisyonu eş-raportörleri Fransız Rene ANDRE ve Polonyalı Parlamenter Jerzy JASKIERNIA tarafından hazırlanan Ermenistan’ın AK yükümlülüklerini yerine getirmesi başlıklı raporda, 2003 yılının Ermenistan için yoğun bir seçim yılı olarak geçtiği ve sonuç olarak mevcut reform sürecinde ilerleme kaydedilemediği bildirilmekte, bununla birlikte, Eylül 2003’ten bu yana, Ermenistan makamlarının inkar edilemez bir biçimde gösterdikleri çabaların, bir kez daha üyelik yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde ilerleme kaydetme yönündeki gerçek bir siyasi irade bulunduğunu gösterdiği kaydedilmekte, kaydedilen gelişmeler, ölüm cezasının kaldırılması, yeni bir ceza yasasının kabulü, Ombudsman yasasının kabulü, alternatif askeri ve sivil hizmetlerin oluşturulması, basın kanununun kabul edilmesi, bilgi özgürlüğü yasasının kabulü, radyo televizyon yasasının gözden geçirilmesi ve AK Sözleşmeleri ile ilgili tüm yükümlülüklerin yerine getirilmiş olması şeklinde özetlenmektedir.

 

Bununla birlikte, ciddi usulsüzlüklerin görüldüğü cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri dolayısıyla derin hayal kırıklığı yaşandığı dile getirilmekte, ayrıca hukuk sisteminin işleyişi ile adli makamların bağımsızlığı, cezaevlerindeki durum, gözaltı koşulları, kanun uygulayıcıların kötü yönetim ve uygulamaları, gösteri özgürlüğü, İdari Yasasının ve Seçim Yasasının gözden geçirilmesi, basında çoğulculuk, yerel yerinden yönetimin geliştirilmesi, yolsuzlukla mücadele ve dini özgürlüklere saygı konularında daha fazla ilerleme kaydedilmesi beklendiği ifade edilmekte ve denetimin sona erdirilmeyeceği kaydedilmektedir.

 

Müzakerelerin ardından, raporda yer alan tavsiye karar tasarısı ile ilgili olarak çoğu Ermeni Delegasyonunun girişimi ile verilen 11 değişiklik önerisinden 5’i kabul edilmiş, 6’sı ise reddedilmiştir.

 

 

28 OCAK 2004 ÇARŞAMBA, SABAH OTURUMU

 

Çarşamba günü sabah oturumunun başlangıcında Kıbrıs’ta Durum başlıklı raporun görüşülmesinden önce, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Tassos PAPADOPOULOS Asamble’ye hitap etmiştir. PAPADAPOULOS konuşmasında, Kıbrıs’ın halen kendi topraklarında büyük bir insan hakları ihlaline sahne olduğunu, 1974’de Türkiye’nin işgali sırasında ortadan kaybolan Rum ve Kıbrıslı Türklerin akıbetini soruşturmaya devam ettiklerini, Kuzey Kıbrıs’ta yerleşik Rumların çocuklarının halen orta öğretimden mahrum bırakıldıklarını, Asamble’nin geçen yıl bu konu ile ilgili bir karar kabul ederek bu ihlali tanıdığını göstermiş olduğunu, bu konu ve kayıp şahıslar konusunun Kıbrıs Türkiye’ye karşı başlıklı davada yer aldığını ancak ilgili ülkenin üç yıldır bilinen engelleyici taktikleri ile karşı karşıya olduklarını, Asamble’nin üç yıldır devam eden bu ihlallere karşı desteğini talep ettiğini ifade etmiştir.

 

Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak, Kıbrıs’ta her iki tarafın beklentilerini karşılayacak işlevsel ve uygulanabilir bir çözüme acilen ihtiyaç duyulduğunu, 17 Aralık 2003 tarihli mektubunda BM Genel Sekreterine, BM Güvenlik Konseyi kararları ve bu kararlar ile kendisine yüklenen görev çerçevesinde, planı temel alarak müzakerelere başlayacağı yönündeki taahhütünü yinelediğini, Türk tarafının Annan Planını reddetmesi sonucu Mart 2003’te La Hey’de müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasından bu yana, 1 Mayıs 2004 tarihinden önce bir çözüme ulaşılması amacıyla BM sürecinin yeniden başlamasını savunduklarını, kendisinin ve Rum tarafının görüşmelere koşulsuz hazır olduklarını, AB’ne üyelik yolundaki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortak hedeflere ulaşılması yolunda çabalarına devam edeceğini belirtmiştir.

 

Konuşmasından sonra kendisine yöneltilen sorulara cevap veren PAPADOPOULOS, Türk Delegasyonu Başkanı Murat Mercan’ın “ Türkiye ve Türk tarafı her iki taraf arasında güvenlik tesisi yönünde öneriler sunmaktadırlar. Başbakanımız Davos’ta BM Genel Sekreteri ile görüştü ve Türkiye’nin Annan Planını temel alarak müzakerelerin bir an önce yeniden başlatılması isteğini samimiyetle yineledi. Başbakan bugün Başkan Bush ile görüşecek ve muhtemelen aynı mesajı verecek. KKTC’deki yeni hükümet de bu konuda açık bir mesaj verme konusunda ısrarlı. Sizce Annan Planını referans alarak barış ve uzlaşma sürecine katkı amacıyla her iki tarafın da daha fazla güven arttırıcı önlem alma zamanı gelmedi mi ?” şeklindeki sorusuna cevaben Sayın Erdoğan’ın çabaları ile ilgili haberlerin birbiri ile çelişkili olduğunu, ertesi gün Brüksel’de Genel Sekreter ile yapacağı görüşmede bu konuda bilgi alacağını, Milli Güvenlik Konsey’nini önceki kararının konunun Annan Planı referans alınarak ancak Kıbrıs’ta mevcut gerçekler temel alınarak yürütüleceği yönünde olduğunu, bu gerçeklerin işgalden sonrakiler anlamına geldiğini bildiklerini, referans noktası Sayın Erdoğan’ın açıkladığı gibi ise Annan Planından ortaya temel prensiplerin çıkacağını, 1 Mayıs’ta referanduma sunulacak kısaltılmış bir planı olduğunu söylediğini, bunun Annan’ın taleplerine aykırı ve geriye atılmış bir adım olduğunu,Sayın Erdoğan’ın isteğinin bu olmadığını ümit ettiğini aksi takdirde Annan Planı dışında başka bir pakete atıfta bulunmuş olacağını kaydetmiştir.

 

Soruların ardından Siyasi İşler Komisyonu raportörü Macar Matyas EÖRSI tarafından hazırlanan Kıbrıs’ta Durum başlıklı raporun müzakeresine geçilmiştir. Rapor Genel Kurul’a gelmeden önce Siyasi İşler Komisyonu’nda yapılan müzakereler sonucunda raportör tarafından verilen bir dizi değişiklik önerisi kabul edilmiştir. Karar tasarısı değişikliklerden sonra nihai şeklini almış ve karar olarak yayınlanmıştır (EK I). Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu üyelerinden İsviçreli Parlamenter Dick MARTY’nin Kıbrıs’ta Durum başlıklı rapor ile ilgili Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu adına bir görüş hazırlaması bekleniyordu ancak Türk Delegasyonu’nun konunun Asamble Büro’sunda görüşülmediği ve anılan komisyonun bu konuda bir görüş hazırlaması ile ilgili bir görevlendirme yapmadığı yönündeki itirazları kabul edilmiş ve Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu görüş sunamamıştır. Bunun üzerine bir dizi değişiklik önerisi hazırlayan MARTY, daha sonra Komisyon’da kabul görmedikleri cihetle önergelerini geri çekme kararı almıştır.

 

Raportör EÖRSI konuşmasında, raporu hazırlarken kendisinden objektif olmasının beklendiğini ancak kendisinin objektif olamadığını çünkü bölünme çizgilerinden, düşmanlıklardan daima nefret ettiğini, Lefkoşa’nın Avrupa’da dikenli tellerle ve askerlerle bölünmüş tek başkent olduğunu, raporun hazırlanması aşamasında ilgili başkentlere yaptığı ziyaretlerden esasen iyimser döndüğünü, Kıbrıs’ta yaptığı görüşmelerde siyasi yönelimi ne olursa olsun herkesin tek ses halinde Annan Planı temelinde müzakerelere başlanmasını arzu ettiğini, Kuzey Kıbrıs’ta da durum çok parlak olmamasına rağmen çözüm isteyen siyasetçilerin sayısının giderek arttığını, sivil toplum örgütleri temsilcileri ile görüşmelerde bulunduğunu, ülkenin yeniden birleşmesini istediklerini, Ankara ve Atina’da ise geçmişe takılı kalan kişilerin bulunduğunu, Kıbrıs’ın birleşmiş olarak AB’ne girmesi halinde çoğu endişenin burada kendiliğinden çözüleceğini, seyahat ve ticaret konularında sorunlar bulunabileceğini bununla birlikte bir takım endişe ve sıkıntıların müzakereler için ön koşul olmaması gerektiğini, çözüme ulaşılması sürecinde Türkiye’nin anahtar bir rolü bulunduğunu zira Kıbrıs’ta 40.000 Türk askeri bulunduğunu, AB Komisyonu Başkanı PRODI’nin Kıbrıs’ın Türkiye’nin AB üyeliği için bir önkoşul olmadığını söylediğini, bununla birlikte Türkiye’nin Kıbrıs’da bir çözüme ulaşılması için yapıcı davranması halinde, Türkiye’ye AB müzakereleri konusunda bir garanti verilmesi gerektiğini, raporun Kıbrıs ve Türk heyetlerinin dengeli buldukları için değişiklik önerisi vermekten imtina ettikleri tek rapor olduğunu, raporun dengeli olabileceğini belirtmiştir.

 

Rum POURGOURIDES konuşmasında, Türkiye’nin 1974’te Kıbrıs’ı işgal ettiğini iddia ederek, bu tarihten beri 200.000 Rum’un evlerine geri dönemediğini, adanın fiziki ve askeri olarak bölünmüş olduğunu, geçmişte her iki tarafın da acılar yaşadığını, bununla birlikte kendisinin de geçmişe değil geleceğe bakılması yaklaşımını kabul ettiğini, raporun konuya sadece siyasi bir bakış açısıyla yaklaştığını, insan hakları ihlallerinden hiç bahsetmediğini, bunları değişiklik önerisi olarak rapora eklemekten imtina ettiklerini, zira 1 Mayıs’tan önce bir çözüme ulaşılmasını istediklerini, Türkiye’nin Kıbrıs politikasını değiştirmesini ümit ettiğini kaydetmiştir.

 

Türk Delegasyonu üyelerinden Ruhi AÇIKGÖZ, Siyasi İşler Komisyonu’nun işini kolaylaştırdığına inandığı raportör EÖRSİ’yi açık görüşlülüğünden ötürü tebrik etmiş, Kıbrıs ile ilgili müzakerelerinin tam da Türkiye’nin Kıbrıs ile ilgili yeni bir çaba başlattığı döneme denk geldiğini, Başbakan ERDOĞAN’ın Kofi ANNAN ile görüştüğünü ve Türkiye’nin müzakerelerin yeniden başlaması yönündeki isteğini ilettiğini, müzakerelerin bir an önce başlaması ve adil, kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaşılmasını arzu ettiklerini, uluslararası toplumun süreci hızlandırması gerektiğini bu bağlamda Asamble’de yapılan müzakerelerin büyük önem arz ettiğini, EÖRSİ raporunun sürmekte olan çabalara katkı sağlayacağını ümit ettiğini ifade etmiştir.

 

Türk Delegasyonu Başkanı Murat MERCAN, raportörün raporu hazırlamaya başladığı günden itibaren son derece samimi ve işbirlikçi bir tavır sergilediğini, ve bu tavrın Türk Delegasyonu’nun bir çok çekincesi olmasına rağmen raporun oy birliği ile kabul edilmesini sağladığını, Türk hükümetinin göreve geldiği günden itibaren Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün çözüm olamayacağını ifade ettiğini, kendisinin de mevcut durumun korunmasında bir yarar görmediğini, yeni oluşturulan KKTC hükümetinin en önemli gündem maddesini Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözümün oluşturduğunu, 23 Ocak tarihinde yapılan Milli Güvenlik Konseyi Toplantısında Annan Planı referans alınarak çözüme bir an önce ulaşılması yönündeki siyasi kararın yinelendiğini ve modaliteleri ile ilgili olarak yeni bir ulusal pozisyon belirlendiğini, bu pozisyonun Sayın DENKTAŞ ve yeni kurulan koalisyon hükümeti tarafından da paylaşıldığını, Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs’ta adil ve acil çözüm taahhütleri konusun açık mesaj verdiklerini şimdi de Yunan ve Kıbrıs Rum tarafının bu mesajı vermesi gerektiğini, bunu PAPADAPOULUS’tan duymuş olmaktan memnuniyet duyduğunu, uluslararası toplumun ve Asamble’nin bu konuda yapıcı bir rol üstlenmesi gerektiğini belirtmiştir.

 

İngiliz Tom COX, hitaptan çok soru bombardımanını andıran konuşmasında, herkesin 1974 olaylarını iyi bildiğini, geçmişte Kıbrıs sorununun çözümü için çok çaba harcandığını, başarılı olunamadığını, KKTC Cumhurbaşkanı Sayın DENKTAŞ’ın Annan Planını desteklemediğini belirtmiş ardından 1 Mayıs’ta birleşmiş bir Kıbrıs’ın mı yoksa iki ayrı devletin mi AB’ne girmesini öngördüğünü, Türk askerlerinin çözüm sürecindeki rolünün ne olduğu, raportörün Ankara ziyareti esnasında askerlerle görüşüp görüşmediğini, Ankara’nın gerçek niyetinin ne olduğunu, raportörün KKTC’nde Sayın DENKTAŞ’a karşı görüş belirtenlerden kimlerle görüştüğünü sormuştur.

 

Türk Delegasyonu üyelerinden Abdülkadir ATEŞ, İngiliz Parlamenter COX’a atfen, Genel Kurul Salonu’nun uluslararası bir arena olduğunu, ulusal bir parlamento kürsüsü olmadığını bu nedenle kendi seçim bölgelerine mesaj göndermek için ulusal parlamento kürsülerinin tercih edilmesi gerektiğini, maalesef bazı meslektaşlarının Genel Kurulu kendi seçmenlerine mesaj göndermek için kullanma huyunu edindiklerini, Kıbrıs sorununun esasının adada  Balkanlar’da yaşanan acının tekrarlanmasından kaçınılması, bunun olgunlaşmamış çözümlere ya da adadaki gerçekleri göz önüne almayan bir formülü tolere edemeyecek ahlaki ve insani bir görev olduğunu belirterek, geçmişte yaşanan acılara değinmiş, 1960 Anlaşmasının Rumlar tarafından ihlal edildiğini, Türkiye’nin 1960 Garanti Anlaşması uyarınca 1974 yılında askeri darbe neticesinde adaya müdahale ettiğini, Türkiye’nin ilgi duyduğu iki konu bulunduğunu: Kıbrıslı Türklerin onurlu bir yaşam, tam güvenlik, siyasi katılım ve refah arayışlarında korunmaları ve Kıbrıs’ın anavatanlar arasındaki ilişkilere etkisi göz önüne alındığında her ikisi arasında –Türkiye ve Yunanistan- çıkar dengesinin korunmasının son derece önemli olduğunu, her iki toplumun en kısa sürede barış içinde birlikte yaşamalarını ümit ettiklerini ifade etmiştir.

 

Türk Delegasyonu üyelerinden Mevlüt ÇAVUŞOĞLU, raporun tümünün içeriğine katılmamakla birlikte, diğer raporlardan çok farklı bir yaklaşıma sahip olduğunu belirtmeden edemeyeceğini, geçmişe bakmak yerine geleceğe yönelmenin doğru olduğunu düşündüğünü, COX gibi bu ortamın seçmenlere mesaj gönderme platformu olarak kullanılmaması gerektiğini, Kıbrıs sorununa çözümün eşitlik ve gerçeklerin bilincinde olma yolundan geçtiğini, kalıcı çözümün güvenliğin ve siyasi eşitliği garanti altına alması gerektiğini, bu çerçevede BM Genel Sekreterinin görevini desteklemeye devam etmeleri gerektiğini, Türkiye ve Kıbrıs Türklerinden Kıbrıs sorununa adil ve acil bir çözüm bulunması yönünde açık bir mesaj verildiğini, artık Yunan ve Rum tarafının da bu mesajı vermesi gerektiğini, adada karşılıklı özveri gerektiğini belirtmiştir.

 

Türk Delegasyonu üyelerinden Mehmet TEKELİOĞLU, raportörü raporun hazırlanması esnasında gösterdiği işbirliğinden ötürü tebrik etmek istediğini, Türk hükümetinin biran önce müzakerelerin başlamasından yana olduğunu ve ilgili tüm tarafları adil ve kalıcı bir çözüme teşvik ettiklerini, böyle bir çözümün ardından Türkiye, Kıbrıs Adası ve Yunanistan’ın bölgede AB’nin sağlam temelini ve de Akdeniz’de istikrar ve refah ayağını oluşturacaklarını, BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonunu desteklemeye devam edeceklerini, her iki taraf arasında güvenliğin tesis edilebilmesi için olumsuz yansımalara neden olacak girişimlerden kaçınılması gerektiğini, bu bağlamda 5 Aralık 2003 tarihinde Kıbrıs Temsilciler Meclisi’nin 14 Eylül gününün Küçük Asya Helenizmi ve Küçük Asya Felaketini anma günü olarak kabul etmesinin Kıbrıs’ta çözüm arayışları sürerken gerekli ve yapıcı bir karar olmadığını belirtmiştir.

 

Görüşmelerin ardından raportör tarafından verilen 38 adet değişiklik önerisi görüşülmüş ve kabul edilmiştir.

 

28 OCAK 2004 ÇARŞAMBA, ÖĞLEDEN SONRA OTURUMU

 

 

Çarşamba günü öğleden sonra oturumu esnasında Gürcistan Cumhurbaşkanı Mikheil SAAKASHVILI Asamble’ye hitap etmiştir. Hitabında, barış devriminin ne Gürcistan’ın ekonomik ve siyasi durgunluğundan ne de yolsuzluk sorunundan kaynaklandığını bunun tamamen liberal demokrasi değerlerinin direk bir göstergesi olduğunu, hiçbir anlamı olmasa bile bu devrimin en azından Gürcülerin demokratik, bağımsız ve istikrarlı bir ülkede yaşama beklentilerini gösterdiğini, Gürcistan’daki başarının tüm bölgenin başarısı anlamına geldiğini, Gürcistan gibi küçük ülkelerin bile doğru adımlar atması halinde küreselleşmeden yararlanabileceklerini, bugün artık Gürcistan’ın Avrupa ile entegrasyon içinde olduğunu, yolsuzlukla mücadele etmeleri gerektiğini, halefinin yolsuzluğa bulaşanlara cezasızlık uygulamasına son vereceğini, bunun için sadece insanları tutuklamak değil aynı zamanda yolsuzluğu besleyen sistemi değiştirmek gerektiğini, Gürcistan’da yasal reformun başarıyla uygulandığını bunun için uluslararası desteğe teşekkür borçlu olduğunu,  Abhazya ve Güney Osetya sorununa barışçıl bir çözüm getirmeye çalışacaklarını, mevcut Rus yönetiminde Gürcistan’a karşı daha fazla sağduyuya sahip olduğunu, Rusya’da çok değişik görüşler olduğunu bunların tartışılması gerektiğini, Rusya ile ortak bir geçmiş ve bağlara sahip olduklarını ve ilişkilerini geliştirmek istediklerini belirtmiştir.

 

Konuşmasından sonra kendisine yöneltilen sorular arasında Türk Delegasyonu üyelerinden Zekeriya AKÇAM’ın  kendisini tebrik ettikten sonra

“ bir hafta önce Gürcistan Parlamentosunun Gürcistan bayrağının değiştirilmesi ile ilgili bir karar aldığını ve bu yeni bayrağın Gürcistan’ın ortaçağ zaferlerine uzandığını gördük. Ancak bazıları bu bayrağın sizin partinizin bayrağına çok benzediğini söylüyorlar. Bu konuda yorum yapabilir misiniz acaba?” şeklindeki sorusuna cevaben Cumhurbaşkanı, bayrağın partisinin bayrağı olduğunu ancak aynı zamanda kendisine oy veren % 97’lik bir kesimin de bayrağı olduğunu, bu bayrağın Müslüman nüfus tarafından da memnuniyetle karşılandığını, bu bayrağın kabul edilmesinden önce Müslüman nüfusun reaksiyonuna çok dikkat ettiğini çünkü Hrıstiyanlığın bazı sembollerini taşıdığını, ancak bunu bir Hrıstiyan sembolü olarak değil milli bir sembol olarak kullandıklarını, Gürcistan’daki çok-etnili yapının aslında onlara güç kattığını ve bunun olumlu yönde kullanılması gerektiğini belirtmiştir.

 

Denetim Komisyonu eş-raportörleri Macar Matyas EÖRSI ve Bulgar Evgeni KIRILOV tarafından hazırlanan Gürcistan’daki demokratik kurumların işleyişi ile ilgili raporda, mevcut siyasi güçlerin hiçbirinin şiddete başvurmamış olmasının sevindirici olduğu, Asamblenin Gürcistan’daki gelişmeleri yakından incelemeye devam edeceği, Gürcistan’ın Asamble ile samimi ve aktif bir diyalog içinde olmasının ümit edildiği, 4 Ocak 2004 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı ve bazı bölgelerde yapılan genel seçimlerde geçen seçimlere oranla büyük ilerleme kaydedildiği ancak bazı düzensizlik ve usulsüzlüklerin mevcut olduğu, 28 Mart 2004 seçimlerinde Gürcistan makamlarının tamamen demokratik, adil, özgür seçimler organize etme kapasitesinin test edileceği belirtilmekte, bu anlamda Gürcistan makamlarından, hiç vakit kaybetmeden seçim yasasını değiştirmesi, Merkezi Seçim Komisyonunun kompozisyonunu değiştirmesi istenmekte, oy kullanma prosedürlerinin basitleştirmesi, hukukun üstünlüğü, cronisym (siyasi atamalarda yakınlara sağlanan menfaat) ve nepotism (kayırmacılık), yolsuzluk, yasaların uygulanamaması ve kurumların zayıflığı gibi hususlarda kaygı duyulduğu, anayasal değişiklikler ile ilgili olarak bir an önce  Venedik Komisyonu’nun desteğine başvurulması gerektiği, Asamble’nin Gürcistan’ın iç karışıklık ve ülkenin toprak bütünlüğüne yönelik tehditlerden kaygı duyulduğu belirtilmekte ve Denetim Komisyonu’nun Gürcistan makamları ile yerine getirilmesi gereken yükümlülükler için tanınan süre ile ilgili müzakerelere başlaması ve Asamble’ye rapor etmesi istenmektedir.

 

Müzakerelerin ardından raporda yer alan tavsiye kararına yönelik 1 değişiklik önerisi oylanarak kabul edilmiştir.

 

 

 

29 OCAK 2004 PERŞEMBE, ÖĞLEDEN SONRA OTURUMU

 

 

Türk Delegasyonu Başkanı Murat MERCAN tarafından Siyasi Komisyon adına hazırlanan Terörizm: demokrasilere yönelik bir tehdit başlıklı raporda, 11 Eylül’den bu yana dünyanın çeşitli yerlerinde çeşitli terör faaliyetlerinin gerçekleştiği ve küresel terörizmin mevcudiyetinin artık bir gerçek olduğu belirtilmekte, yakın zamanda Rusya ve Türkiye’de meydana gelen terörist saldırılarda hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı dilekleri sunulmakta, uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi, ulusal güvenlik tedbirlerinin arttırılması, çeşitli uluslararası yasal belgeleri kabul eden ülkelerin sayısının artması gibi olumlu işaretler olmasına rağmen yasama, sınır kontrolleri, takibat ve sınır dışı düzenlemelerde bazı boşlukların bulunduğu, bu anlamda Asamblenin BM Terörizmle Mücadele Komitesinin kurulmuş olması, AB Komisyonu’nun Ortak Pozisyon ve Çerçeve Kararlarını kabul etmiş olması, Avrupa Konseyi’nde Terörizmle ilgili uzmanlar Komitesinin kurulmuş olmasının memnuniyet verici olduğu, kapsamlı bir sözleşmenin BM çerçevesinde gerçekleşmesinin terörizmin tanımının yapılamaması nedeniyle mümkün görülmediğini, daha homojen bir grubu oluşturan Avrupa Konseyi ülkelerinin bu engeli aşmaya muktedir olabilmesi gerektiği, Asamblenin bir terörist eylem arkasında yatan nedenin bu eylemin doğasını değiştiremeyeceğine ve terörün hiçbir şekilde haklı çıkarılamayacağına ve yasadışı, kabul edilemez ve insanlığa karşı bir suç olarak algılanması gerektiğine inandığı, terörizme karşı alınacak tedbirlerin her zaman temel özgürlükler ve insan hakları ile bağdaşması gerektiği belirtilerek, Bakanlar Komitesi, bir an önce Avrupa Konseyi Terörizm Sözleşmesi üzerinde çalışmalarına başlamaya davet edilmekte bu Sözleşmede: terörizmin tanımını kapsaması, çekincelere yer vermemesi, bilgi paylaşımı, tüm Avrupa için bir tutuklama emri, mali kaynaklar, sınır dışı etme, tanıkların korunması, kurbanlara tazminat, potansiyel olarak tehlike arz edebilecek maddelerin güvenliği ve kontrolü, özel araştırma teknikleri, terör ağlarının internet ve diğer telekomünikasyon tekniklerini kullanımı, karşılıklı yardım gibi konuları kapsaması gerektiği belirtilmektedir.

 

            Murat MERCAN konuşmasında, terörizmin uluslararası barış ve güvenliğe yönelik en büyük tehditlerden birisini oluşturduğu, terörün dini, coğrafyası ya da milliyetinin olmadığının açık olduğunu, bu tehdide karşı çifte standarta yer vermeksizin ancak işbirliği ile mücadele edilmesi gerektiği, Türkiye ve Rusya’da meydana gelen son terör saldırılarının dayanışma ve uluslararası çabaların gerekliliğini bir kez daha gösterdiğini, terörün tanımının bir an önce yapılması gerektiğine inandığını, Avrupa Konseyi ülkeleri arasındaki işbirliğinin arttırılması ve bir an önce terörle mücadele sözleşmesinin hazırlanıp kabul edilmesi gerektiğini, bu konuda başarılı olmak için mevcut tedbirler yerine daha kapsamlı bir yaklaşımla mücadele edilmesi gerektiğine inandığını ifade etmiştir.

 

            Türk Delegasyonu üyelerinden Mehmet TEKELİOĞLU, İstanbul’da meydana gelen bombalı saldırıların bir kez daha iyi ya da kötü terörizm diye bir şey olmadığını ve ortak bir uluslararası girişimin gerekliliğini hatırlattığını, Türkiye’nin her zaman terörün hiçbir şekilde haklı çıkarılamayacağını ve insanlığa yönelik bir suç olduğunu kabul ettiğini, terörle mücadelede başarılı olmak için uluslararası sözleşmelere tam anlamıyla uymak gerektiğini, öncelikle terörün tanımının yapılması gerektiğini, Avrupa Konseyi tarafından bugüne kadar gerçekleştirilen çalışmaları takdirle karşıladığını, ortak bir platformda hareket etmeleri gerektiğini kaydetmiştir.

 

            Türk Delegasyonu Üyelerinden Ruhi AÇIKGÖZ, terörizmden uzun yıllar sıkıntı çekmiş bir halkın temsilcisi olarak, uluslararası arenada benimsenmiş tutumun çok daha önce benimsenmiş olmasını ümit ettiğini, terörle mücadelede daha fazla işbirliğinin teşvik edilmesi gerektiğini, terörizme yönelik sadece mali desteğin değil aynı zamanda manevi desteğin de ortadan kaldırılması gerektiğini, sosyal ve ekonomik nedenler ortadan kaldırılmadıkça terörist grupları durdurmanın mümkün olamayacağını, Avrupa Konseyi’nin çalışmalarını takdirle karşıladığını belirtmiştir.

 

            Türk Delegasyonu Üyelerinden Yüksel ÇAVUŞOĞLU, terörle mücadelenin başarılı olması için doğru perspektiften bakılması gerektiğini, Türkiye’nin her zaman terörizmi insanlığa yönelik bir tehdit olarak gördüğünü, terörizmin tanımının yapılması gerektiğini, ülkeler arası işbirliğinin arttırılması gerektiğini, bunun için de yeni bir yasal belge oluşturulması gerektiğini ifade etmiştir.

 

            Müzakere sonrası raporda yer alan tavsiye karar tasarısı ile ilgili olarak verilen 6 değişiklik önerisinden birisi geri çekilmiş, birisi değişiklik yapılarak kabul edilmiş, geri kalan dört tanesi de değişiklik getirilmeden kabul edilmiştir. Getirilen değişikliklerin birisi ile sadece hazırlanması istenen sözleşmeye atıf yapılmış, sözleşmenin neler içermesi gerektiğini belirten bölüm hukuki açıdan sakıncaları bulunacağı gerekçesiyle metinden çıkarılmıştır.

 

 

Göçler, Mülteciler ve Nüfus Komisyonu raportörü İtalyan Franco DANIELI tarafından hazırlanan İlticacıların Avrupa Limanları ve Sahil Yörelerinde Yardım ve Korumaya Erişimi başlıklı raporda, artan sayıda insanın, aşırı kalabalık botlarda, sahilden veya gemilere saklanarak, konteynırlarda, kamyonlarda gizlenerek AK ülkelerine giriş yapma girişiminde bulunarak hayatlarını tehlikeye attığı, aşırı zor şartlardaki bu tür seyahatlerin bazen ölümle sonuçlandığı ifade edilmekte, bunun, uluslararası yardım ihtiyacında olan pek çok insan ile çoğu göçmenin başvurduğu bir yol olduğuna dikkat çekilmekte, Avrupa limanlarına veya sahil alanlarına gelen insanlar için iltica başvurusunda bulunma yöntemlerine etkin erişimin, çoğu zaman hukuki ve pratik güçlükler nedeniyle engellendiği, bunlar arasında bağımsız hukuk danışmanlığının olmaması, sınırlı sayıda profesyonel tercümen, iltica başvurularının nasıl yapılacağı konusunda bilgi eksikliğinin bulunduğu belirtilmektedir. Buna ilave olarak, denizden yolculuk yapan kaçak yolcuların ise iltica süreçlerine etkin erişimlerinin, kendilerine net olmayan ve uyumlaştırılmamış bazı hukuki yöntemler uygulanması ile süreçte yer alan çok sayıdaki kişinin eşzamanlı sorumluluğu sebebiyle engellendiği ifade edilmektedir. Raporun 99-104. paragrafları arası ülkemize ilişkin hususları içermektedir. Türkiye’de son yıllarda göç politikaları ve idari uygulamalar bakımından mevzuatımızda olumlu yönde değişiklikler olduğu belirtilmekte, ancak hukuki danışmanlık, tercüme hizmeti ve bilgilendirme konularında bazı sıkıntıların hala devam ettiğine dikkat çekilmektedir.

 

 

29 OCAK 2004 PERŞEMBE, ÖĞLEDEN SONRA OTURUMU

 

 

Ekonomik İşler ve Kalkınma Komisyonu raportörü Alman Klaus Werner Jonas tarafından hazırlanan Gelişmekte olan ülkelerin beklentilerinin geliştirilmesi: dünya için etik zorunluluk başlıklı raporda, zengin ülkelerin 2000 yılında onayladıkları BM Milenyum Kalkınma Hedefleri belgesinde yer alan aşırı fakirlik ve açlığın ortadan kaldırılması, evrensel ilk eğitim, kadın-erkek eşitliği, çocuk ölümlerinin azaltılması ve ana-çocuk sağlık koşullarının geliştirilmesi, HIV/AIDS ve diğer hastalıklarla mücadele, çevresel ve global kalkınma gibi taahhütlerini ne ölçüde yerine getirdikleri konusu ele alınmakta, bunun yanı sıra gelişmekte olan ülkelerde demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı ilkeleriyle desteklenmiş iyi yönetim uygulamalarının gerekliliği vurgulanmaktadır.

 

Müzakere sonrası raporda yer alan tavsiye kararı oylanarak kabul edilmiştir.

 

Denetim Komisyonu eş-raportörleri Danimarkalı Hanne SEVERINSEN ve Lihtenştaynlı Renate WOHLWEND tarafından hazırlanan Ukrayna’daki siyasi kriz başlıklı raporda, Ukrayna Parlamentosu Verkhovna Rada’da anayasal değişiklikler çerçevesinde bir yasa tasarısının kabulü sırasında yaşanan çetin tartışmalar ve Cumhurbaşkanı Kuchma’nın 2004 yılında üçüncü kez aday olacağına dair Anayasa Mahkemesinin tartışmalı kararının Parlamentoyu 15 Ocak 2004 tarihinde iş yapamaz hale getirdiği, ülkeyi siyasi bir çıkmazın içine sürükleyen nedenler karşısında Asamblenin endişe duyduğu ve parlamentoyu Venedik Komisyonu’nun tavsiyeleri çerçevesinde anayasal değişiklikleri görüşmeye davet ettiği, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden birkaç ay önce anayasal reformların yapılmasının kabul edilemez olduğu ve cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili tüm değişiklik önerilerinin seçimler sonrası görüşülmesini tavsiye ettiği belirtilerek Ukrayna makamları, seçimlerin özgür, adil ve şeffaf bir biçimde yürütülmesini sağlamaya davet edilmektedir,

 

Raporda yer alan tavsiye karar tasarısı ile ilgili olarak verilen 29 değişiklik önerisinden 17’si reddedilmiş 12’si kabul edilmiştir.

 

 

30 OCAK 2004 CUMA, SABAH OTURUMU

 

 

Ekonomik İşler ve Kalkınma Komisyonu raportörü Romen Adrian SEVERIN tarafından hazırlanan AB Genişlemesinin Ekonomik Yönleri” başlıklı raporda, AB’nin 2004’te 10 yeni üyeyle genişlemesinin tüm kıta için derin sorunlar yaratacağı, genişlemiş AB iç pazarı nedeniyle güçlenmiş refahın yanında, ülkeler arasında gelir ve sosyal koruma bakımından, dramatik olarak genişleyen bir zenginlik açığının oluşacağı, bu açıkların en kısa sürede kapatılmasının ve genişleyen AB alanı ile bu alana dahil olmayan ülkeler arasında herhangi bir engel olmamasının hayati önemde olduğu, 45 üyeli Avrupa Konseyi’nin bunları sağlamakta öncelikli bir görevi bulunduğu, diğer yandan ulusal parlamentoların vatandaşlar ve idari kurumlar arasında bilgilendirme, sorunların belirlenmesini sağlamak suretiyle aracı rolü üstlenmesi gerektiği belirtilmektedir.

 

Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu raportörü Ukraynalı SHYBKO tarafından hazırlanan AB Genişlemesinin AK Üyesi Ülkeleri arasında Serbest Dolaşıma Etkileri başlıklı raporda, Schengen vize sisteminin genişleyecek olması neticesinde Avrupa’nın idari anlamda ikiye bölüneceği yönünde yaygın bir korku bulunduğu bunun gerçekleşmesi halinde AK üye ülkeleri arasında kişilerin serbest dolaşımı önünde, ulusal ve uluslararası gerilimlere sebebiyet verebilecek muhtemel olumsuz etkiler ile birlikte aşırı bir engel oluşturacağı, göç politikası, polis ve hukuki işbirliği alanlarında AB bütünleşmesi, AK üye ülkelerinden daha fazla gelişmiş olmakla birlikte, AK’nın bu alandaki geniş antlaşmalar sisteminin, daha büyük Avrupa’ya uzanarak özgürlük, güvenlik ve adalet alanlarında daha geniş bir alanı temsil ettiği kaydedilmekte, üye ülkeleri, AK Bakanlar Komitesi ve AB’ne, göç politikası, polis ve hukuki işbirliği alanlarında işbirliğini güçlendirmeyi amaçlayan hukuki ve siyasi önlemler almaları tavsiyesinde bulunulmakta, üye ülkelere ve AB’ne Schengen sisteminin mümkün olan en etkin ve erişilebilir şekilde uygulanabilmesi için somut önlemler almaları da tavsiye edilmektedir.

 

İki raporun ortak müzakeresinden sonra, birinci rapor ile ilgili bir değişiklik önerisi oylanarak kabul edilmiştir. İkinci rapor ile ilgili olarak Siyasi İşler Komisyonu adına verilen 15 değişiklik önerisinin hepsi kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(EK I)

 

 

AVRUPA KONSEYİ PARLAMENTER MECLİSİ

 

 

KIBRIS’DA DURUM

 

Karar 1362 (2004)

 

1.                              1.                 Kıbrıs yıllardır bölünmüş bir durumdadır. 1267 (2002) sayılı Asamble kararından bu yana Kıbrıs’ta bazı önemli gelişmeler olmuştur. Ancak, Lefkoşa sadece siyasi olarak değil fiziksel olarak da askeri güçler tarafından bölünmüş Avrupa’daki tek başkenttir. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın iyi niyet girişimleri çerçevesinde Kıbrıs toplumlarının liderleri arasındaki direk müzakereler,  AB’nin genişlemesi, Türkiye’nin daha yapıcı bir tutum içine girmesi ve Kuzey Kıbrıs kamuoyunun değişimi pozitif bir ortam yaratmış ve bu durum Kıbrıs sorununa nihayetinde adil ve kalıcı bir çözüm bulunması yönünde bir umut doğurmuştur.

 

2.         Ancak uluslararası toplumun çabalarına ve Kıbrıs’taki siyasi güçlerin birlikte hareketine rağmen, Kıbrıs sorunu çözümsüz kalmış ve Kıbrıslılar bölünmüşlüğe devam etmiştir.

 

3.         Asamble, Kofi Annan Planını temel alan, Mart 2003’de yapılan görüşmelerin, Kıbrıs Türklerinin lideri Rauf Denktaş’ın planı reddetmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının ise imzalamaya gönüllü gözükmesi neticesinde, başarısızlıkla sonuçlanmasından üzüntü duymuştur. Asamble, Kıbrıs toplumlarının liderlerinin ve Yunan ve Türk hükümetlerinin Annan Planını temel alan görüşmeleri tekrar başlatmaya hazır oldukları yönündeki açıklamalarını memnuniyetle karşılar ve AB genişlemesinden önce, ilgili tarafları hiç vakit kaybetmeden, iyi niyet çerçevesinde müzakerelere başlamaya, birbirlerinin kaygılarını gözönünde bulundurmaya hazırlıklı olmaya ve anlaşmaya varmaya davet eder.

 

4.         Bir sonuca varılmaz ise, 1 Mayıs 2004 tarihinde AB’ne bölünmüş bir Kıbrıs katılacaktır. Asamble bu durumun iki toplum liderinin pozisyonunu zorlaştıracağından ve mevcut kısır döngüyü körükleyeceğinden korkmaktadır.

 

5.         Kıbrıslı Rumlar AB üyeliğinin avantajlarından yararlanırken, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ne katılması ile 10 No’lu Protokol uyarınca Kuzey Kıbrıs’ta AB müktesebatı askıya alınacağından Kıbrıslı Türkler bu avantajlardan yararlanamayacaktır. Kıbrıs Türk toplumunun bir köşeye itilmesi, ekonominin gerilemesi ve krizin tırmanma tehlikesi mevcuttur. Bu açıdan, Asamble, Kıbrıs hükümetinin kendi vatandaşlarına tanıdığı bazı hak ve fırsatlardan Kıbrıslı Türklerin de yararlanması imkanını doğuracak tedbirleri memnuniyetle karşılar.

 

6.         Ayrıca, de facto bölünmüş Kıbrıs AB’ne üye olursa, bu durum Türkiye’nin AB üyeliğini baltalayacak ve sonuç olarak Avrupa’nın bu bölgesine istikrarsızlık getirecektir. Kıbrıs sorunu Kopenhag kriterlerinin bir parçası olmamasına rağmen, Asamble, Türkiye’nin Kıbrıs ile ilişkilerini normal bir düzeye getirmemesi halinde, bu durumun AB tarafından, Türkiye’nin müzakereler önündeki tüm engelleri tam olarak kaldırmaya hazır olmadığı izlenimini edinmesine yol açabileceğine inanmaktadır. Asamble, Türk hükümetinin Kıbrıs sorununa daha açık görüşlü ve pragmatik yaklaşımından memnuniyet duyar ve BM Genel Sekreterinin sorunun çözümüne yönelik çabalarını destekleme anlamında tüm etkisini kullanmaya davet eder. Dahası, Türkiye’nin Kıbrıslı Türklerin güvenliğine ilişkin kaygılarının farkında olan Asamble sorun çözümlendiğinde bu kaygıların  dikkate alınacağından emindir. Aynı zamanda Asamble, Türkiye’ye, AB Kopenhag kriterlerini yerine getirildiğinin beyan edilmesinin ardından, üyelik müzakerelerinin başlatılacağı yönünde daha açık bir garanti verilmesinin gerekli olduğuna inanır.

 

7.         14 Kasım 2003 tarihinde Kuzey Kıbrıs’ta yapılan seçimler Kıbrıs Türk toplumunun geleceğine yönelik tercihler bağlamında çok farklı fikirlere sahip olduğunu göstermiştir.

 

8.         Asamble, Kıbrıs Türklerinin büyük bir kesiminin Annan Planı temelinde bir çözüm ve AB’ne birleşmiş olarak girmek istemelerini memnuniyetle karşılar. Üyelik bir tehditten çok ümit olarak ve bölünmüşlük kendi haklarının korunmasından çok Kıbrıslı Türklerin Avrupa’daki geleceğinin önünde bir engel olarak algılanmaktadır. Asamble, Kuzey Kıbrıslıların, bu görüşü paylaşan Kıbrıslı Türk siyasi liderlere artan desteğinden memnuniyet duyar. Asamble, bazı Kuzey Kıbrıslı liderlerin bazı tavizleri müzakerenin ön şartı olarak görmesinden kaygı duyar, bu tavizlerin hepsi değil de büyük bir çoğunluğu başarılı bir müzakere sonucu sağlanabilir.

 

9.         Aynı zamanda Asamble, birçok Kıbrıslı Türkün halen Rum toplumunu güvenliğine yönelik bir tehdit ve Türkiye’yi geçmişteki trajik olayların tekrarlanmasına karşı en iyi garanti olarak gördüğünün farkındadır. Sonuç olarak, Kıbrıs’ın iki kesiminin birleşmesinin ve Türkiye’nin üye olmadığı AB’ne üye olmak halen güvensizlik doğurmaktadır. AB’nin en büyük başarılarından birisinin uluslar ve etnik gruplar arasında yüzyıllık ihtilafları çözme yetisini hatırlatan Asamble bu duyguların yersiz olduğuna inanır. “Yeşil Hattın” açılmasından bu yana Rumlar ve Türkler arasında hiçbir olay meydana gelmediği dikkate alındığında, Asamble, bu tür korkuların mevcudiyetinin, Kıbrıs Rum yetkililerinin  iki toplum arasında yeniden güven tesisi için daha fazla çaba harcaması gerektiğinin bir göstergesi olduğuna inanır. Kıbrıs Rum yetkililerinin bazı tavır ve açıklamaları  maalesef bu duyguları körükler gibi gözükmüştür.

 

10.       Geçmiş korkular ve tek taraflı avantajlar elde etme üzerine dayalı çatışmanın üstesinden gelmek ve aynı adada yaşayan ve muhtemelen AB içinde ortak bir geleceğe sahip olacak toplumlarının geleceğini düşünmek liderlerin işidir.

 

11.       Bu çerçevede, Asamble, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti ile Kıbrıs Türk Yönetiminin  iki toplum arasında güven ortamı yaratma çabalarından ötürü memnuniyetini ifade eder ve her iki tarafı çabalarını arttırma ve daha açık olmaları yönünde teşvik eder.

 

12.       Bu nedenle Asamble,

 

            i.          her iki toplum liderini

 

            ·           1 Mayıs 2004 tarihinden önce Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulma yönünde Annan Planı temelinde iyi niyet içinde bir an önce görüşmelere yeniden başlamaya;

 

            ·           her iki toplum arasında güven arttırma yönünde daha fazla çaba harcamaya;

 

            ·           özellikle diğer toplumun kaygıları açısından, bu yönde atılan adımlara yapıcı bir yaklaşım sergilemeye

 

                        davet eder.

 

            ii.         Kıbrıs Cumhuriyeti yetkililerini

 

            ·           1 Mayıs 2004 tarihinden önce Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözümü hedefleyen Annan Planı temelinde müzakerelerin yeniden başlatılmasına yönelik isteklerini yinelemeye devam etmeye ve BM Genel Sekreteri görevine başlar başlamaz müzakerelere hazır olmaya davet eder.

 

            ·           bu müzakereler sırasında yerleşim, mülkiyet kullanımı, varılan sonucun uygulanabilir olması, Kıbrıslı Rumların siyasi ve ekonomik üstünlüğü gibi Kıbrıslı Türklerin kaygı duyduğu konulara anlayış ve iyi niyet göstermeye;

 

            ·           Türk toplumu tarafından Rum toplumunun üstün konumunu vurgulamayı amaçlayan ya da Türk toplumu tarafından tehdit olarak algılanabilecek ya da Kıbrıs Türk toplumu ve Türkiye’de güvensizlik ve şüphe uyandıracak ya da körükleyecek her türlü tavır, eylem ya da söylemden kaçınmaya;

 

            ·           İki toplum arasında, Kuzey Kıbrıs’ta geceleyenlere yönelik muamele ve kişisel eşyalarına el konulması da dahil, temas ve mübadele önündeki mevcut engelleri kaldırmaya;

 

            ·           Türkiye ile ilişki kurmaya;

 

            ·           AB’nin genişlemesinden sonra, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkmama yönündeki taahhütlerini yinelemeye devam etmeye

 

                        davet eder.

 

            iii. Kıbrıs Türk Toplumu yetkililerini

 

            ·           1 Mayıs 2004 tarihinden önce Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm hedefleyen Annan Planının müzakerelere temel teşkil ettiğini kabul ettiklerini göstermeye ve BM Genel Sekreteri göreve başlar başlamaz müzakerelere hazır olmaya;

 

            ·           bu müzakereler sırasında yerleşim, mülkiyet kullanımı, varılan sonucun uygulanabilir olması, karar alma süreci kapsamında birleşik Kıbrıs’ın işlevselliği ve onun AB’ne karşı sorumluluğu gibi Rumların kaygı duyduğu konulara anlayış ve iyi niyet göstermeye;

 

            ·           Kıbrıs’ta ayrı bir egemen “Devlet” politikasından vazgeçmeye;

 

            ·           Kıbrıs Rum toplumu ve Yunanistan’da güvensizlik ve şüphe yaratmak ya da körüklemek için yakın ya da uzak geçmişten kaynaklanan korkuları kötüye kullanmaktan imtina etmeye;

 

            ·           Rumların pasaportlarını ibraz etme ve giriş izni alma zorunluluğunu kaldırma da dahil “Yeşil Hatta” serbest dolaşıma katkıda bulunmaya;

 

            ·           AB’ne karşı daha olumlu bir tavır takınmaya;

            ·           İfade ve basın özgürlüğünün sağlanması için daha fazla önlem almaya, mülkiyet ve mülkiyetten yararlanma, Kıbrıs sınırları içinde yaşayan meşru Kıbrıs vatandaşlarının ve özellikle de yerlerinden edilmiş Rumların temel özgürlükleri de dahil insan haklarına saygı duymaya;

 

            ·           kayıp kişilerin akıbeti ile ilgili çabalarda işbirliğinde bulunmaya  ve 14 Aralık 2003 tarihinde Kıbrıs Cumhurbaşkanı’nın kabul ettiği Kayıp Kişiler Komisyonu’nun yeniden faaliyet göstermesi yönündeki BM Genel Sekreterinin 3 Aralık 2003 tarihli çağrısına olumlu cevap vermeye;

 

                        davet eder.

 

      iv.        Türkiye’yi      

 

      ·                 Annan Planını temel alarak iyi niyetle müzakerelerin yeniden başlaması ve sekteye uğramadan devam etmesine yardımcı olmak için etkisini kullanmaya;

 

      ·                 Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmadan önce, Kuzey Kıbrıs’ta konuşlanmış askerlerin bir kısmını geri çekerek güven arttırmada iyi niyet göstermeye;

 

      ·                 Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişki kurmaya, Kıbrıs Cumhuriyeti bandıralı gemilere yasağın kaldırılması ve Kıbrıs’a giren diğer bandıralı gemilere Türkiye’ye girme yasağının kaldırılması, Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü ve AB Gümrük Birliği yükümlülükleri çerçevesinde Kıbrıs Cumhuriyeti ile anlaşma imzalanması da dahil;

 

      ·                 Kıbrıs’ta Kayıp şahısların akıbeti konusunda etkin bir işbirliğine gitmeye, kayıp şahısların ve ailelerinin trajik problemi ile ilgili AİHM’nin Kıbrıs Türkiye’ye karşı (2001) kararını tümüyle uygulamaya ve bir an önce bu karardan kaynaklanan yükümlülük ve görevlerini yerine getirmeye;

 

                        davet eder

 

iv.                iv.               Yunanistan’ı

 

      ·                 Annan Planını temel alarak görüşmelerin yeniden başlamasına iyi niyetli bir şekilde katkıda bulunmaya ve Kıbrıs Rum yetkililerini Planı çözüm için temel alma yönündeki isteklerini yinelemeleri için teşvik etmeye

                        davet eder.

 

 

v.                   v.                 Avrupa Birliğini

 

 

·           Gerekli kriterleri yerine getirmesinden hemen sonra, (gerekli kriterler çerçevesinde) Türkiye’ye müzakerenin başlaması yönünde garanti vererek, Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümüne nasıl olumlu bir şekilde katkıda bulunabilmesi için nasıl teşvik (etmeye) edeceğini yeniden gözden geçirmeye;

 

·           Kuzey Kıbrıs’ı AB’ne yakınlaştırmak için çabalarını arttırmaya

 

·           Kuzey Kıbrıs mallarının serbest piyasaya girişi için şartları kolaylaştırmaya

 

            davet eder.     

 

vii.        BM Genel Sekreterini fırsat doğar doğmaz çabalarını devam ettirmeye,karşılıklı güvensizlik nedeni olan  adada güvenlik meselesine ayrı bir önem atfetmeye ve amaca ulaşmak için gerekli olan esneklik ile müzakerelere başlamaya teşvik eder.

 

vi.        AB’nin genişlemesinden sonra konuyu tekrar ele almaya karar verir.

 

 

Not: Koyu karakterle yazılmış bölümler daha önce hazırlamış olduğu karar tasarısına raportör EÖRSI’nin kendisinin sunduğu ve kabul edilen değişiklikleri yansıtmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AVRUPA KONSEYİ PARLAMENTER MECLİSİ

 

 

KIBRIS’TA DURUM

 

TAVSİYE KARARI 1642 (2004)

 

 

1.         Parlamenter Asamble Kıbrıs’ta Durum başlıklı 1362 (2004) sayılı kararına atıfta bulunur.

 

2.         Kıbrıs toplumlarının uzlaşmaya varmasına yardımcı olmayı ve uluslararası toplumun çabaları çerçevesinde AK prensip ve değerlerine saygı çerçevesinde Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı çözümü hızlandırmayı amaçlayan Genel Sekreterin girişimlerini  ve AK faaliyetlerini memnuniyetle karşılar.

 

3.         Bakanlar Komitesine, Avrupa Konseyi adına Kıbrıs konusunda daha aktif bir katkı sağlama tavsiyesinde bulunur.