28.11.2001

 

 

 

         Sayın Başkan, Sayın Başbakanım, Değerli Arkadaşlarım,

 

         Dış politikamızda son günlerde en çok tartışılan konulardan birisi de bildiğiniz gibi Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’dır.

 

         Bu konu ile ilgili yapacağım konuşmayı 3 kısım halinde sunacağım.

 

         Birinci kısımda Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’nın gelişimini, ikinci kısımda bugün gelinen son durumu, son kısımda da önerilerimi sıralayacağım.

 

         Avrupalı NATO üyelerinin Avrupa Savunmasındaki rollerinin güçlendirilmesi yolundaki görüşler ilk defa 1994 yılında yapılan NATO Zirvesinde ortaya çıkmıştır.

 

         Daha sonra Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) kavramı ortaya çıkmıştır. Bunun NATO içerisinde geliştirilmesi ve Batı Avrupa Birliği öncülüğünde yürütülmesi kararlaştırılmıştır. Kararlar arasında Batı Avrupa Birliği tam üyesi olmayan Türkiye gibi Avrupalı NATO üyelerinin katılımı konusu da Batı Avrupa Birliği harekatları çerçevesinde yer almış ve böylelikle katılım konusu NATO bağlantılı olarak ilk defa ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda BAB üyesi olmayan Avrupalı NATO üyelerinin arzu ettikleri takdirde BAB önderliğinde ve NATO yetenek ve imkanları kullanılarak gerçekleştirilecek operasyonlara katılacakları karara bağlanmıştır.

 

         1996-1998 yılları arasında Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği’nin NATO içinde geliştirilmesini amaçlayan çalışmalar sonuçlanmış, NATO ve Batı Avrupa Birliği arasında bir güvenlik anlaşması imzalanmıştır.

 

         Özellikle NATO savunma planlamasının adaptasyonu konusunda ülkemiz tarafından Batı Avrupa Birliği harekatlarına katılımımıza ilişkin sorunların öncelikli olarak çözümlenmesi konusunda izlenen kararlı tutum sonucunda, NATO yetenek ve imkanlarının kullanılacağı Batı Avrupa Birliği operasyonlarına Türkiye gibi Batı Avrupa Birliği tam üyesi olmayan NATO üyesi Avrupalı ülkelerin planlama noktasında başlamak üzere eşit haklarla katılacakları Batı Avrupa Birliği (BAB) tarafından 15 Nisan 1997’de  kabul edilmiştir.

 

         Bununla birlikte, 1998 yılı Aralık ayında Fransa ve İngiltere arasında yapılan St. Malo zirve toplantısı sonucunda, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği çalışmalarının NATO’nun dışına taşınması ve Avrupa Birliği içerisinde bir Ortak Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AOGSP) yapılanmasını amaçlayan süreç başlatılmıştır.

 

         Benim de NATO Parlamenter Asamblesi Başkan Yardımcısı olarak katıldığım NATO’nun 1999 yılı Nisan ayında Washington’da yapılan zirve toplantısında Avrupa Birliği üyesi olmayan NATO üyesi Avrupalı ülkelerin, Avrupa Birliği (AB) operasyonlarına Batı Avrupa Birliği’ndeki konumunda katılmaları öngörülmüştür.

 

         Aynı Zirvede kabul edilen NATO’nun yeni stratejik konseptinde ise Ortak Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AOGSP) çalışmalarında BAB’da mevcut düzenlemelerden yararlanılması gerekeceği dile getirildiği gibi, Ortak Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AOGSP) çalışmaları bütün NATO üyelerini  etkileyebileceği için, NATO Üyesi Avrupalı ülkelerin bu çalışmalara müdahil olmaları gerekeceği de yer almıştır.

 

 

         Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası ile ilgili bu özetlemeyi yaptıktan sonra bugünkü duruma bakacak olursak;

 

         Avrupa Birliği ile görüşmelerin oldukça yoğun bir şekilde sürdüğü görülmektedir.

 

         Türkiye’nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’ndaki tutumunun başından beri çok tutarlı , doğru ve haklı olduğunu vurgulamak isterim.

 

         NATO, Türkiye’nin batı ile bağlarını geliştirmesine yardımcı olan en önemli organizasyondur.

 

         Türkiye’nin NATO içerisindeki ağırlıklı, saygın ve etkili konumu mutlaka Avrupa Birliği’nin bu yeni yapısı içerisine taşınmalıdır.

 

         Bilindiği gibi Avrupa Birliği, Türkiye ile görüşmeleri yürütmek için İngilizleri görevlendirmiş, bu bağlamda bir dizi toplantı yapılmış, bu toplantıların sonuncusu 26 Kasım tarihinde Ankara’da yapılmıştır.

 

         Toplantılarda alınan kararların resmi olarak açıklanmamasına rağmen Türkiye’nin isteklerinin tam olarak karşılanmadığı anlaşılmaktadır.

 

Türkiye’nin haklı istekleri üç temel noktada toplanmaktadır:

 

         1.         Avrupa’nın oluşturacağı acil müdahale gücü NATO müttefikleri arasında oluşulabilecek çatışmalara kullanılmasın.

( Örneğin Ege, Kıbrıs sorunları gibi )

 

         2.         Türkiye, NATO imkanlarının kullanılacağı operasyonlarda mutlaka karar mekanizmalarına katılmalıdır.

 

         3.         NATO imkanlarının kullanılmayacağı otonom AB operasyonlarında ise Türkiye’nin ilgi alanlarında olan bölgelerde (Kafkaslar, Balkanlar, Ortadoğu gibi) Türkiye yine karar mekanizmalarının içerisinde olmalıdır.

 

         İlk iki maddeye AB’nin olumlu bakabileceği, son maddeye ise mevzuatı gerekçe göstererek olumlu bakmadığı anlaşılmaktadır. Burada AB Konseyi’nin kararı doğrultusunda karar mekanizmalarına dahil edebileceğini veya etmeyeceği ifade edilerek harekat planları nasıl olsa NATO’da yapılacak, dolayısıyla NATO üyesi olarak bu müdahalelerde de haberdar olacaksınız denmektedir.

 

         Türkiye bunların tümünün bu aşamada karar altına alınarak yazılı hale getirilmesini yine haklı olarak talep etmektedir.

 

         Öneriler kısmına gelecek olursam,

 

         Türkiye daha önce de ifade ettiğim gibi doğru ve kararlı tavrını sürdürmelidir.

 

         AB üyesi olan NATO müttefiklerinin NATO zirvesinde kabul ettiği görüşlerle AB zirvesinde kabul ettiği görüşlerin birbiri ile çeliştiği her platformda söylenmeli ve 1999 Washington Zirvesinde alınan kararlara uyulması gerekliliği her vesile ile vurgulanmalıdır.

 

         19 NATO üyesi ülkenin parlamenterlerinden oluşan 214 üyeli NATO Parlamenter Asamblesi, bu yıl yapılan iki genel kurulunda da AB üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin karar alma mekanizmalarında bulunması gerektiğini heyetimizin gayretleri ile karar tasarılarında kabul etmiştir. Bu yönde verdiğimiz tüm önergeler kabul ettirilmiştir. NATO Parlamenter asamblesinin bu kararları her ortamda Avrupalı müttefiklere hatırlatılmalıdır.

 

         Avrupa Birliği’nin 14-15 Aralık’taki Laeken  Zirvesi’nde bu konu mutlaka sonuçlandırılacaktır. Onun için önümüzdeki 15 gün son derece önemlidir. Avrupa Birliği bu toplantı neticesinde “Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası ya kısmen ya da tamamen operasyoneldir” diyecektir.

 

         Bugüne kadar heyetler arasında yapılan görüşmelerde tam netice alınamamıştır.

 

         Şimdi siyasi olarak ağırlığın konulmasının tam zamanıdır.

 

         Avrupa Birliği bu işin Türkiye ile müzakeresini İngilizlere havale ettiğinden kararlı tutumumuz ve taleplerimiz Sayın Başbakanımız tarafından İngiltere Başbakanı’na bizzat   ve gerekirse yüz yüze, bir daha, net ve kararlı biçimde, ivedilikle ifade edilmelidir. Hatırlanacağı üzere Belçika Başbakanı Verhofstadt, Blair ile müzakereden sonra Türkiye’ye gelmiştir. Bu da İngilizlerin bu konudaki etkinliğinden dolayıdır.

 

         ABD’nin nezdinde Türkiye’nin itibarlı durumu göz önünde bulundurularak önümüzdeki hafta Türkiye’ye gelecek olan ABD Dışişleri Bakanı Colin Powel’a bu konudaki kararlılığımız anlatılmalı, Avrupa üzerinde baskı kurmaları yönünde talebimiz olduğu kendisine net olarak iletilmelidir.

 

         Bir cümle ile özetleyecek olursam;

 

          NATO imkanlarını Avrupa Birliğine kullandırıp karar mekanizmalarının dışında kalmaktansa, NATO imkanlarını kullandırmayıp karar mekanizmalarının dışında kalmak daha iyidir.