2012-04-20 - 12:42
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ÖZTRAK'IN BASIN TOPLANTISI?
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında AK Parti'nin ekonomi politikasını eleştirdi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında AK Parti'nin ekonomi politikasını eleştirdi.

İki hafta önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından ''her derde deva olacağı'' belirtilerek açıklanan teşviklerin yasal alt yapısının hala ortada olmadığını iddia eden Öztrak, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in, ülkede yüzde 15'lerin altına düşen tasarrufları artırmak amacıyla açıkladıkları tasarrufları teşvik paketini olumlu bir adım olarak gördüğünü kaydetti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı, Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, AK Parti'nin 2005'de 10 milyar dolar borç aldığını iddia ederek, ''Dış borç 130 milyar dolardan 307 milyar dolara çıktı. Bu da yetmedi, 35 milyar dolarlık kamu varlığı satıldı'' dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, sözlerinde şunları kaydetti:

"Hükümet kanadında bir telaş var. Ardı ardına bir takım paketler açıklanıyor. Ancak gösterişli açıklamalardan sonra haftalar geçiyor ortada herhangi bir yasal düzenleme yok. İki hafta önce Başbakan tarafından her derde deva olacağı açıklanan teşviklerin yasal alt yapısı hala ortada yok.

Yine bu açıklama sırasında Başbakan teşviklerin maliyetlerinin hesaplanmayacağını söylemişti. Biz aksini iddia etmiştik Dün Maliye Bakanı teşviklerin vergisel maliyeti hakkında bir hesabı açıkladı. Bu da Başbakanın ekonomi yönetiminden ne kadar haberdar olduğunun göstergesidir sanıyorum.

CHP olarak bundan önce açıklanmış Teşvik Paketlerinin uygulama sonuçlarını tespit etmek, bu politikalardaki aksayan yönleri belirleyebilmek amacıyla bir Meclis Araştırma Önergesi verdik.

İçinde bulunduğumuz hafta içinde 17 Nisan tarihinde Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı ile Maliye Bakanı ülkede yüzde 15'lerin altına düşen tasarrufları arttırmak amacıyla bir tasarrufları teşvik paketi açıkladılar.

Açıklanan paket içinde Bireysel Emeklilik Sistemini güçlendirmeye yönelik adım olarak getirildiği söylenen devlet katkısının daha çok sistem kullanılarak yapılan vergi planlamasının önünü kesmeye dönük olduğunun altını çizmek isterim. Ancak yine de olumlu bir adım olarak görüyorum.

Diğer taraftan artık yalnızca Bireysel Emeklilik sisteminden yararlanan katılımcılar değil, devletin verdiği destekle tüm vergi mükellefleri sistemine ortak olmuş durumda Bundan sonra sistemde portföylerin denetimini yapan SPK'nın ve emeklilik şirketlerini denetleyen Hazine'nin riskleri çok daha iyi hesaplamaları ve denetimlerini çok daha iyi yapmaları gerektiğini devletin katkısının altında bir getirinin önlenmesinin önemini hatırlatıyorum.

Anılan pakette bireysel katılım sermayesi ve girişim sermayesine ilişkin düzenlemeler de yer alıyor. Türkiye bu alanlarda henüz başarı sağlayamadı. Umarız bu düzenlemeler yardımcı olur. Ancak bu alanlarda projelerin seçimi mutlak surette objektif ölçütlere bağlanmalıdır. Siyasetin gölgesi proje seçimlerinin üstüne düşmemelidir. Dünya uygulamaları sağlıksız bir proje seçim sürecinin sistemleri hızla batırabildiğini bize gösteriyor.

Yine Meclise sunulacak pakette tasarrufu teşvik altında değerlendirilemeyecek bazı düzenlemelerde yer alıyor. Örneğin Tütün vergilemesini değiştirmek gibi. Diğer taraftan bu paketin de bütçeye ne getirip ne götüreceğine ilişkin bir hesap ortaya konmadı.

Pakette devletin kira sertifikası yani sukuk u icara ile borçlanmasına imkân tanınacağından bahsediliyor. Bu sistemin gerektirdiği izin ve icazet mekanizmalarının devlet tarafından çıkarılacak kâğıtlarda uygulanması anayasal düzenimiz açısından sıkıntı yaratır. Bu alanın özel kesime bırakılması gerekir. Bu konuyu daha sonra biraz daha açacağım.

Yine son pakette, tıpkı Teşvik paketinde olduğu gibi, zaten var olan bazı düzenlemeler sanki yeniymiş gibi önümüze getiriliyor.

Örneğin Sayın Maliye Bakanı Hizmet İhracını teşvik amacıyla mimarlık, mühendislik, tasarım vb. belirli hizmetleri sayarak "bu hizmetlerden KDV'de alınmayacak" diyor. Maliye Bakanı en azından bir Katma Değer Kanun'dan, bir KDV Tebliğinden haberdar olmalıdır.

Kanunun 11 ve 12. Maddesi ile Tebliğin 26. Maddesi hizmet ihracından KDV alınmayacağını zaten düzenlemektedir.

Tek tek hizmetleri sayarak sanki bu düzenleme yeniymiş gibi takdim etmek, kamuoyunu yanıltmak ve paketi şişirmek doğru olmamıştır.

Yine bu paket kapsamında aslında meclise ait olan vergi düzenlemeleri yapma yetkisinin önemli ölçüde Hükümete devredileceği anlaşılıyor. İleri demokrasi getirme iddiasında olan bir hükümetin bunu düşünmesi bile yanlıştır.

Son olarak bu iktidar döneminde yurtiçi tasarrufların yüzde 15 lerin altına düşmesinin nedeni yapısal değil vatandaşların hayalleri ile gelirleri arasındaki uçurumu geliri artırarak değil borçlandırarak kapatmaya dönük sıcak paracı politikalarıdır. Bu önlemler de sorunu çözemeyecektir.

10. Yılına giren AK Parti iktidarını cari açık telaşı almış görünüyor. Biz kendilerini 2007 yılından başlayarak defalarca uyardık. Finanse edildiği sürece sorun değil diyerek cari açığa hiçbir tedbir almayan Bakanların bugün telaşa kapılması ve bu gerçeğin farkına varması bize yabancıların deyimiyle akşam yemeğinden sonra günaydın" sözünü hatırlatıyor.

Zamanında alınmayan tedbir, tedbir olma niteliğini kaybeder. Kaldı ki açıklanan son tedbirler kısa dönemde bırakın cari açığı düşürmeyi daha da artıracaktır. AK Parti zamanında tedbirleri alsaydı Türkiye dünyanın en kırılgan ekonomisi olarak anılmaz, Finlandiya Başbakanına espri konusu olmazdı.

Bakın Devletin Resmi İstatistik Kurumu ve Merkez Bankasının rakamları bize ekonomide kırılganlığın nasıl artırıldığını açıkça gösteriyor.

Vatandaşlarımız son üç yılda çalıştı çabaladı, kişi başına gelirini 2008'den bugüne sadece 5,5 dolar arttırdı. Hadi ben diyeyim 6 dolar arttırdı
(2008'de Kişi başına gelir: 10 438 $, 2011'de kişi başına gelir: 10 444 $).

Peki, aynı dönemde kişi başına kullanılan el parası (cari açık) ne kadar arttı? 460 dolar.
(2008'de kişi başına cari açık: 584 $; 2011'de kişi başına cari açık: 1 044 $).
Yani 2008'den 2011'e vatandaşın harcama imkânı 466 $ artmış. Bunun sadece 6 doları gelir artışıyla karşılanırken, 460 doları el parasıyla yani dışarıdan borçlanarak karşılanmış.

Buna dağ dayanır mı? Bu düzen devam edebilir mi?

El parasıyla yani taşıma suyla değirmen döndükçe soruna gözlerini kapayan anlayışın bizi getirdiği nokta işte budur.

Başbakan ve bakanları sürekli IMF borcunu ödemekle övünüyor.

Bunlar kendi iktidarlarında IMF'den ne kadar kaynak kullandılar? Ben şöyle kabaca bir hesap yaptım. AK Parti, yaklaşık 13 milyar $ IMF kaynağı kullandı. Bunun 3 milyar $'ı kendilerinden önce imzalanan anlaşmalardan kullanılan kısım. Bir de 2005'de AK Parti kendi imzaladığı Stand-by anlaşmasıyla IMF'den yaklaşık 10 milyar $ borç aldı. Bu paraları siz kullandınız Sayın Başbakan.

Yine bu iktidar döneminde ülkenin dış borcu 130 milyar dolardan 307 milyar dolara çıktı. Yani ikiye katlandı.

Ancak bunlar da yetmedi AK Parti 35 milyar $'lık kamu varlığını da iktidarında sattı. Şimdi bunların da yetmediği anlaşılıyor.

Getirdikleri son paketle getirilen sukuk düzenlemesiyle devletin içinde oturduğu binaları körfez ülkelerine satıp para toplayacak; resmi daireleri kendi hizmet binalarında kiracı yapacaklar.

Sayın Başbakan, kriz Yunanistan'da mı? Yoksa Türkiye'de mi?

Yunanistan kendi kamu binalarını satıp kiracı olmayı düşünmezken, bu kadar kamu varlığı satmazken; siz içinde oturduğunuz Başbakanlık binasını neden Malezya'ya veya körfez ülkelerine satarak aynı binaya kiracı olmayı düşünüyorsunuz?

Bu sorunun cevabını Sayın Başbakan'dan bekliyoruz.

AK Parti Mecliste iki gün önce yaptığı bir gece yarısı operasyonu ile köylümüzün atadan deden kalmış, yıllardır aile yadigârı olarak işlediği 2B kapsamındaki Hazine arazilerinin rayiç bedelin % 50 si ile devrini öngören düzenlemeyi % 70'e çıkardı. Yine aynı düzenlemeyle ödeme koşullarını daha da zorlaştırdı.

Şimdi burada şu soru ister istemez akla geliyor. Bu toprakları yılardır oraları ekip biçen asıl hak sahiplerine vermek varken, döviz piyasalarında sık sık sıkıyönetim ilan eden AK Parti bu toprakları da mı yabancılara vermek istiyor?

Köylü ve çiftçimize konu gelmişken, tarımsal desteklerdeki gecikmelere de değinmeden geçemeyeceğim. Bu yılın ilk üç ayında çiftçiye verilen destek miktarı geçen yılın 200 milyon TL (% 7,2) altında.

Şubat ayında çiftçiye tek kuruş ödeme yapılmamıştı. Şimdi Mart ayında ödemelerin başladığı görülüyor; ancak ödemeler yetersiz. Geçen yıldan bu yana enflasyon % 10,5 artmışken, verilen destek geçen yıla göre % 7,2 daha az.

Yine okullarda dağıtılacak süt uygulamasına ilişkin ihale nihayet 2. Denemede başarılı oldu. Yetiştiriciye kilogramı 80 kuruştan yem veren AK Parti, çiftçiden sütün litresini 80 kuruşa alacak. Bu durumda yetiştirici nasıl ayakta kalacak.

Ekonomide işlerin iyi gitmediğine yönelik bir başka gösterge bütçeden geliyor.

Bu yılın ilk üç ayında, bütçe açığı geçen yılın aynı dönemine göre % 56 arttı.

Özellikle gelir kısmında sıkıntılar daha belirgin. Vergi türleri itibariyle yılın ilk üç ayındaki tahsilatlara bakıldığında özellikle iç taleple ve ekonomik işlemlerle doğrudan alakalı kalemlerde ciddi gerilemeler dikkati çekiyor.

Geçen yılın Ocak-Mart döneminde % 26,3 artan dâhilde alınan KDV, bu yılın aynı döneminde % 9,2 artış gösterdi. Yine ithalden alınan KDV'nin artış hızının ise aynı dönemde % 34,1'den % 5,9'a gerilediğini görüyoruz.

Geçen yılın ilk üç ayında olamayan yeniden yapılandırma gelirlerinin bu yılın ilk üç ayında var olduğu dikkate alındığında ve özellikle yeniden yapılanmanın geçen yıl Mayıstan sonra devreye girdiği dikkate alındığında yılın ikinci yarısında vergi gelirlerindeki artışların daha da gerilemesi beklenmeli.

Diğer taraftan memur zamlarının henüz yapılmamasının da harcamaların daha düşük görünmesine neden olduğu unutulmamalı.

Uluslararası kuruluşlar ilkbaharın gelmesiyle beraber birbiri ardına dünya ekonomisine ilişkin tahmin ve öngörülerini yeniden kamuoyuna açıklamaya başladı.

Dünya Ticaret Örgütü (WTO), geçtiğimiz günlerde, 2012 ve 2013 yıllarına ait dünya ticaret hacmine yönelik tahminlerini açıkladı.

2010'da % 13,8 artan dünya mal ticareti, 2011'de % 5 artış gösterdi. Artış hızı düşüyor. WTO'nun, 2012 için beklediği artış hızı % 3,7. 20 yıllık ortalama artış hızının % 5,4 olduğu düşünüldüğünde 2012 yılının dünya ticareti açısından sıkıntılı olacağı ön görülüyor.

WTO özellikle Avrupa ekonomilerindeki sıkıntıların bu bölgenin ithalatını olumsuz etkileyeceğini ve bu bölgeyle yoğun ticaret yapan gelişmekte olan ekonomilerin olumsuz etkilenebileceğine işaret ediyor.

WTO, Avrupa'daki durgunluğun daha da derin olması halinde ise özellikle bu ülkelerin sosyal transfer harcamalarının artmak zorunda kalacağına, bütçe dengelerinin daha da bozulacağına ve bu ülkelerin borçlanma maliyetlerinin artabileceğine de değiniyor.

Yine küresel ekonomiye ilişkin bir başka önemli rapor seti - Küresel Ekonomik Görünüm Raporu, Küresel Mali istikrar Raporu ve Mali İzleme Raporu- Uluslararası Para Fonu tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlandı.

Bu raporlardaki genel izlenim, küresel ekonomide toparlanmanın yavaş olduğunu ve kırılganlıkların yerli yerinde durduğunu gösteriyor.

Avrupa, kaygıların odak noktası olarak dikkat çekiyor. İspanya'nın dün yaptığı borçlanma faizleri bu kaygıları teyit ediyor.

Özellikle Avrupa bankacılık sistemine ilişkin kaygılar canlılığını koruyor. Avrupa bankacılık sistemi zayıf büyüme ve yüksek borçlar arasında sıkışmış bir görüntü veriyor. IMF, 2012'de Avro bölgesinin % 0,3 daralmasını bekliyor. Yunanistan'dan sonra mali piyasaların yeni sarı kızı haline gelen İspanya ve İtalya'nın ise sırasıyla % 1,8 ve % 1,9 daralması bekleniyor.

Böyle bir ortamda küresel krizde darbe yemiş Avrupa Bankaları bilançolarını ve sermaye yapılarını güçlendirmek zorundadır. Bu kolay bir süreç değil. Çünkü söz konusu bankalar bir yandan varlıklarını azaltarak sermayelerini güçlendirirken; diğer yandan zaten olmayan büyümeyi daha da baskılamamak için kredilerin fazla sıkmaması gerekiyor.

Bu süreç sancılı bir süreç ve kolay geçmeyecek görünüyor.

IMF'nin son Türkiye tahminleri de pek iç açıcı değil. Geçen Eylül ayında, 2012 için Türkiye'de % 2,2 büyüme öngören IMF, şimdi bunun % 2,3 olacağını söylüyor. Yani büyümede ciddi bir düzeltme yok.

Ancak GSYH' ya oran olarak cari açığın aynı dönemde % 7,4'den % 8,8'e çıkarıldığı gözleniyor. Yani büyüme de bir değişme olmadan cari açık yani dış kaynağa duyulan ihtiyaç daha da artacak. Küresel ekonominin bu hassas döneminde dış kaynağa duyulan ihtiyaç artacak.

Yine bu yıl için % 6,9 olan enflasyon tahmininin, IMF tarafından % 10,6'ya çekildiği görülüyor. İşsizlik tahmininde de çok büyük bir değişiklik yok. 2012 için % 10,7 olarak ön görülen işsizlik şimdi % 10,5 olarak tahmin ediliyor.

Bu arada 2011'de büyümede dünya ikinciliğimizle övünüyorduk, ancak dünyanın en büyük ekonomileri sıralamasında bir basamak gerileyerek 18. sıraya düştüğümüz de ortaya çıkıyor. Endonezya bizi sollamış. Bu AK Parti politikarıyla dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmemizin gittikçe zorlaştığını ortaya koyuyor.

Bu veriler dış tasarruflara çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde piyasa oyuncularını telaşlandırır. Bakanların da telaşlarının ardında bu var."

Öztrak, darbe ve muhtıraları araştırma komisyonuyla ilgili bir soru üzerine, darbelerden en çok etkilenmiş ve darbelere karşı olan bir parti olarak, darbelerin Meclis'te incelenmesini önemli gördüklerini söyledi.

Ancak bunun gündem değiştirme aracı olarak kullanılmaması gerektiğini ifade eden Öztrak, ''Bu komisyon, ucuz bir tiyatro oyununa dönüştürülüp vatandaşın gündemini değiştirmek için kullanılmamalı. Senaryosunu Başbakan'ın yazdığı, rejisini yargının yaptığı ucuz bir tiyatro setine dönüşmesine karşıyız. 2-B tasarısında rayiç bedeli yüzde 70 yaptılar, aynı günün sabahı 28 Şubat'ta 2. dalga başladı. Bu, vatandaşla dalga geçmeye dönüştü'' dedi. (12:42)