2012-11-02 - 14:30
CHP Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş, CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ile parlamentoda düzenlediği basın toplantısında TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu Başkanı Nimet Baş'ın, toplantıdan ayrılan Antalya Milletvekili Deniz Baykal'a komisyon adına yazı yazmasına tepki gösterdi.
CHP Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş, CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ile parlamentoda düzenlediği basın toplantısında TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu Başkanı Nimet Baş'ın, toplantıdan ayrılan Antalya Milletvekili Deniz Baykal'a komisyon adına yazı yazmasına tepki gösterdi.
CHP Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş, "Komisyon toplantısından sonra komisyon başkanı ve sözcüsünün yaptığı açıklamalar ve komisyon başkanının Sayın Baykal'a yazdığı mektup; Sayın Baykal'ın kaygılanmakta ne kadar haklı olduğunu göstermektedir." dedi
CHP Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş, sözlerinde şunları kaydetti:
"Kısa adıyla Darbeleri Araştırma Komisyonu olarak bilinen komisyonun çalışmaları ile ilgili olarak özellikle 3 günden buyana yaşanan tartışmalar nedeniyle, CHP'nin komisyonda görevli üyeleri olarak kamuoyunu aydınlatma gereğini duyuyoruz.
Şöyle ki; Sayın Deniz Baykal'ın komisyonda yaptığı ve tutanaklara geçen konuşması ile ilgili olarak komisyon başkanı Sayın Nimet Baş ile Komisyon sözcüsü Sayın İdris Şahin'in kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda, kendi düşüncelerini komisyonun düşünceleri gibi sunmaları kabul edilemez.
Sayın Baykal komisyon başkanının imzalı çağrısı üzerine 30 Ekim 2012 günü saat 17.00 de komisyon toplantısına katılmış,
kendisi, '''?Meclis Araştırmasının , Anayasamızda belli bir konuda bilgi edinebilmek yapılan bir inceleme''' olarak tanımlandığını ?iç tüzüğün 105.maddesinin de kimleri muhatap alabileceklerini saydığını kendisine, iç tüzüğün 105.maddesinde sayılan, hangi kamu kurum ve kuruluşunun ilgisi kimliği ile bu çağrının yöneltilmiş olabileceğini anlayamadığını, dolayısıyla komisyonun kendisini çağırma ve sorgulama yetkisinin olmadığını belirtmiştir.
Yine Sayın Baykal ''Eğer bu yöntemle, yargı organlarında yürütülmekte olan bazı davalara kamuoyu desteği sağlamak ve dava kapsamını belli kesimlere doğru genişletme çabalarına destek vermek amaçlanıyorsa bunun açık bir anayasa ihlali olduğu da bilinmeli, eğer biliniyorsa bu durum dahi ciddiye alınmalıdır.
Bütün bunlar göstermektedir ki ister darbe ve askeri müdahale dönemlerinde olsun ister seçimle işbaşına gelen sivil iktidar dönemlerinde olsun siyaset-yargı ilişkisi olağanüstü dönemdedir. Siyasi güç sahipleri, seçimle işbaşına gelen iktidar dönemlerinde zaman zaman, darbe dönemlerinde daima, yargıyı, geçmiş dönemlerle hesaplaşmak onlardan intikam almak ya da kendi geleceklerini güvence altına almak için şekillendirilmişlerdir.
Ne yazık ki bu çerçevede, Yassıada Mahkemeleri de Silivri Yargılamaları da adalet tarihimizin mahcubiyet sayfalarını oluşturmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, siyasetimizi, hiçbir gücün adaleti kendi özel hesaplarına göre kullanılmasına izin vermeyecek bir noktaya ulaşıncaya kadar, mücadeleye devam etmek durumundayız.
Ne yazık ki dünde öyleydi, bugün de öyledir. Dün, hiçbir yargı kararı olmadan sürgüne gönderilmiş bir siyasetçi olarak yapılan hukuksuzlukları Zincirbozan'dan Kenan Evren2e yazılı olarak bildirmiştim. Bugün de Darbeleri ve Askeri Müdahaleleri Araştırma Komisyonuna yetkisiz ve hukuksuz siyasi sorgulama girişiminin yanlışlığını ifade ediyorum.
Yargıyı, siyasetin, geçmişle hesaplaşma, kendi geleceğini güvence altına alma tasallutundan kurtarmak lazımdır. Yargının siyasallaşması kadar, siyasetin yargılaşması da temel bir yanlıştır. Bütün bunları, düne ve bugüne ait tüm demokrasi, hukuk ve insan hakları sorunlarını, elbette komisyonunuzun yetki dışı çağrısı ile ifade, sorgulama ilişkisine girmeden, sizlerle konuşmaktan mutluluk duyarım?'''demiş ve toplantı salonundan ayrılmıştır.
Komisyon toplantısından sonra komisyon başkanı ve sözcüsünün yaptığı açıklamalar ve komisyon başkanının Sayın Baykal'a yazdığı mektup; Sayın Baykal'ın kaygılanmakta ne kadar haklı olduğunu göstermektedir.
Komisyon Sözcüsünün; Bir basın toplantısı yaparak,
'''Sayın Baykal Kendisini halen CHP'nin Genel Başkanı olarak addetmekte ve uygulamayı bir Genel Başkana yaptığımız titizlikle yapmamızı beklemektedir? Bu hadiseler bizi hiç şaşırtmamıştır. Çünkü biz Sayın Baykal'ın geçmiş kimliğini ve olaylara nasıl yaklaştığını çok iyi bilen bir siyasi partinin mensuplarıyız? Derken, Sayın Baykal'a karşı nasıl bir provokatif duygular içinde davrandıklarını göstermektedir.
Sayın Baykal kimseden kendisine ayrıcalık istememiştir. Sadece komisyonun yasaya uygun çalışmasını, çalışma yöntemini sorgulamasını istemiştir. Son derece açık bu talep bile AK Partilileri telaşlandırmıştır.
Komisyon Başkanı'nın;
'''?Yüzleşmeden de kaçındınız?'''
'''Mesela,28 Şubat sürecinde size başbakan yardımcılığı teklif edildi mi?
Dönemin Kudretli Paşaları ile kamuoyundan gizli görüşmeleriniz oldu mu?
Yada Darbelere arka çıkmanın maliyeti konusunda,28 Şubat sonrası baraj altında kalan CHP'yi ,,,, gibi, karalayıcı, soyut mesnetsiz iddialarda bulunması, komisyon başkanının Sayın Baykal'a karşı hangi karanlık duygularla yaklaştığını ve davetin de bu nedenle nezaketten uzak, sanki bir mahkeme celbi gibi yapıldığı anlaşılmaktadır.
Şunu belirtmek isteriz ki;
Sayın Nimet Baş'ın Sayın Baykal'a komisyon kararıymış gibi komisyon adına cevabi bir yazı yazmasını doğru ve etik bulmuyoruz, zira komisyonun bu güne kadar dinlenen şahıslara cevap vermek gibi bir uygulaması olmadığı gibi, böyle bir yetkisi de yoktur. Komisyonda beyanı alınan kişinin beyanları tutanağa geçer, bunun değerlendirilmesi komisyonun iç çalışması sırasında yapılır. Bu anlamda Sayın Baykal'a yazılan, içeriğine katılmadığımız, hasmane nitelemeler içeren ve komisyonumuz çalışma usul ve esaslarına uymayan cevabi yazıya katılmadığımızı, bu yönüyle kınadığımızı kamuoyunun bilgisine sunarız,
Yine bu konudan yola çıkarak;
Sayın Baykal'ın kendisini halen CHP Genel Başkanı gibi hissedip hissetmemesi bu komisyonun görev ve çalışma alanına girmemektedir.
Sayın Baykal'a yönelik yüzleşmeden kaçındınız tabiri komisyon başkanının kendisini özel yetkili mahkeme başkanı gibi görmeye başladığının bir kanıtıdır. Komisyon başkanının kendi durumunu gözden geçirmeye, komisyon usul ve çalışma prensiplerine uymaya davet ediyoruz.
Komisyon en son toplantısını 20 Haziran 2012 günü yapmış olup tutanaklardan da anlaşılacağı gibi haftada bir kere toplanması gerekirken o günden bu yana toplanmamıştır.
Üç gün önce verdiğimiz ve acilen toplantı talebimizi içeren dilekçemize rağmen, Komisyon halen toplantıya çağrılmamıştır.
Bugüne kadar yapılmış tüm darbe ve darbe girişimlerinden ağır zararlar görmüş bir Partinin komisyonda görevli üyeleri olarak, komisyon çalışmalarının demokrasimize, ülkemize beklenen katkıyı sağlayabilmesi için, herkesin özellikle komisyon üyelerinin Anayasa ve İçtüzüğe uygun davranış içerisinde bulunmasını hatırlatırız."
CHP'li Şeker de 27 Nisan bildirisine ilişkin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dönemin Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek ile Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı'nın dinlenmesi için komisyona başvurduğunu belirtti ve ''Buna ilişkin şu ana kadar bir girişim yapılmadı." dedi
Alper Durmaz
CHP Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş, "Komisyon toplantısından sonra komisyon başkanı ve sözcüsünün yaptığı açıklamalar ve komisyon başkanının Sayın Baykal'a yazdığı mektup; Sayın Baykal'ın kaygılanmakta ne kadar haklı olduğunu göstermektedir." dedi
CHP Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş, sözlerinde şunları kaydetti:
"Kısa adıyla Darbeleri Araştırma Komisyonu olarak bilinen komisyonun çalışmaları ile ilgili olarak özellikle 3 günden buyana yaşanan tartışmalar nedeniyle, CHP'nin komisyonda görevli üyeleri olarak kamuoyunu aydınlatma gereğini duyuyoruz.
Şöyle ki; Sayın Deniz Baykal'ın komisyonda yaptığı ve tutanaklara geçen konuşması ile ilgili olarak komisyon başkanı Sayın Nimet Baş ile Komisyon sözcüsü Sayın İdris Şahin'in kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda, kendi düşüncelerini komisyonun düşünceleri gibi sunmaları kabul edilemez.
Sayın Baykal komisyon başkanının imzalı çağrısı üzerine 30 Ekim 2012 günü saat 17.00 de komisyon toplantısına katılmış,
kendisi, '''?Meclis Araştırmasının , Anayasamızda belli bir konuda bilgi edinebilmek yapılan bir inceleme''' olarak tanımlandığını ?iç tüzüğün 105.maddesinin de kimleri muhatap alabileceklerini saydığını kendisine, iç tüzüğün 105.maddesinde sayılan, hangi kamu kurum ve kuruluşunun ilgisi kimliği ile bu çağrının yöneltilmiş olabileceğini anlayamadığını, dolayısıyla komisyonun kendisini çağırma ve sorgulama yetkisinin olmadığını belirtmiştir.
Yine Sayın Baykal ''Eğer bu yöntemle, yargı organlarında yürütülmekte olan bazı davalara kamuoyu desteği sağlamak ve dava kapsamını belli kesimlere doğru genişletme çabalarına destek vermek amaçlanıyorsa bunun açık bir anayasa ihlali olduğu da bilinmeli, eğer biliniyorsa bu durum dahi ciddiye alınmalıdır.
Bütün bunlar göstermektedir ki ister darbe ve askeri müdahale dönemlerinde olsun ister seçimle işbaşına gelen sivil iktidar dönemlerinde olsun siyaset-yargı ilişkisi olağanüstü dönemdedir. Siyasi güç sahipleri, seçimle işbaşına gelen iktidar dönemlerinde zaman zaman, darbe dönemlerinde daima, yargıyı, geçmiş dönemlerle hesaplaşmak onlardan intikam almak ya da kendi geleceklerini güvence altına almak için şekillendirilmişlerdir.
Ne yazık ki bu çerçevede, Yassıada Mahkemeleri de Silivri Yargılamaları da adalet tarihimizin mahcubiyet sayfalarını oluşturmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, siyasetimizi, hiçbir gücün adaleti kendi özel hesaplarına göre kullanılmasına izin vermeyecek bir noktaya ulaşıncaya kadar, mücadeleye devam etmek durumundayız.
Ne yazık ki dünde öyleydi, bugün de öyledir. Dün, hiçbir yargı kararı olmadan sürgüne gönderilmiş bir siyasetçi olarak yapılan hukuksuzlukları Zincirbozan'dan Kenan Evren2e yazılı olarak bildirmiştim. Bugün de Darbeleri ve Askeri Müdahaleleri Araştırma Komisyonuna yetkisiz ve hukuksuz siyasi sorgulama girişiminin yanlışlığını ifade ediyorum.
Yargıyı, siyasetin, geçmişle hesaplaşma, kendi geleceğini güvence altına alma tasallutundan kurtarmak lazımdır. Yargının siyasallaşması kadar, siyasetin yargılaşması da temel bir yanlıştır. Bütün bunları, düne ve bugüne ait tüm demokrasi, hukuk ve insan hakları sorunlarını, elbette komisyonunuzun yetki dışı çağrısı ile ifade, sorgulama ilişkisine girmeden, sizlerle konuşmaktan mutluluk duyarım?'''demiş ve toplantı salonundan ayrılmıştır.
Komisyon toplantısından sonra komisyon başkanı ve sözcüsünün yaptığı açıklamalar ve komisyon başkanının Sayın Baykal'a yazdığı mektup; Sayın Baykal'ın kaygılanmakta ne kadar haklı olduğunu göstermektedir.
Komisyon Sözcüsünün; Bir basın toplantısı yaparak,
'''Sayın Baykal Kendisini halen CHP'nin Genel Başkanı olarak addetmekte ve uygulamayı bir Genel Başkana yaptığımız titizlikle yapmamızı beklemektedir? Bu hadiseler bizi hiç şaşırtmamıştır. Çünkü biz Sayın Baykal'ın geçmiş kimliğini ve olaylara nasıl yaklaştığını çok iyi bilen bir siyasi partinin mensuplarıyız? Derken, Sayın Baykal'a karşı nasıl bir provokatif duygular içinde davrandıklarını göstermektedir.
Sayın Baykal kimseden kendisine ayrıcalık istememiştir. Sadece komisyonun yasaya uygun çalışmasını, çalışma yöntemini sorgulamasını istemiştir. Son derece açık bu talep bile AK Partilileri telaşlandırmıştır.
Komisyon Başkanı'nın;
'''?Yüzleşmeden de kaçındınız?'''
'''Mesela,28 Şubat sürecinde size başbakan yardımcılığı teklif edildi mi?
Dönemin Kudretli Paşaları ile kamuoyundan gizli görüşmeleriniz oldu mu?
Yada Darbelere arka çıkmanın maliyeti konusunda,28 Şubat sonrası baraj altında kalan CHP'yi ,,,, gibi, karalayıcı, soyut mesnetsiz iddialarda bulunması, komisyon başkanının Sayın Baykal'a karşı hangi karanlık duygularla yaklaştığını ve davetin de bu nedenle nezaketten uzak, sanki bir mahkeme celbi gibi yapıldığı anlaşılmaktadır.
Şunu belirtmek isteriz ki;
Sayın Nimet Baş'ın Sayın Baykal'a komisyon kararıymış gibi komisyon adına cevabi bir yazı yazmasını doğru ve etik bulmuyoruz, zira komisyonun bu güne kadar dinlenen şahıslara cevap vermek gibi bir uygulaması olmadığı gibi, böyle bir yetkisi de yoktur. Komisyonda beyanı alınan kişinin beyanları tutanağa geçer, bunun değerlendirilmesi komisyonun iç çalışması sırasında yapılır. Bu anlamda Sayın Baykal'a yazılan, içeriğine katılmadığımız, hasmane nitelemeler içeren ve komisyonumuz çalışma usul ve esaslarına uymayan cevabi yazıya katılmadığımızı, bu yönüyle kınadığımızı kamuoyunun bilgisine sunarız,
Yine bu konudan yola çıkarak;
Sayın Baykal'ın kendisini halen CHP Genel Başkanı gibi hissedip hissetmemesi bu komisyonun görev ve çalışma alanına girmemektedir.
Sayın Baykal'a yönelik yüzleşmeden kaçındınız tabiri komisyon başkanının kendisini özel yetkili mahkeme başkanı gibi görmeye başladığının bir kanıtıdır. Komisyon başkanının kendi durumunu gözden geçirmeye, komisyon usul ve çalışma prensiplerine uymaya davet ediyoruz.
Komisyon en son toplantısını 20 Haziran 2012 günü yapmış olup tutanaklardan da anlaşılacağı gibi haftada bir kere toplanması gerekirken o günden bu yana toplanmamıştır.
Üç gün önce verdiğimiz ve acilen toplantı talebimizi içeren dilekçemize rağmen, Komisyon halen toplantıya çağrılmamıştır.
Bugüne kadar yapılmış tüm darbe ve darbe girişimlerinden ağır zararlar görmüş bir Partinin komisyonda görevli üyeleri olarak, komisyon çalışmalarının demokrasimize, ülkemize beklenen katkıyı sağlayabilmesi için, herkesin özellikle komisyon üyelerinin Anayasa ve İçtüzüğe uygun davranış içerisinde bulunmasını hatırlatırız."
CHP'li Şeker de 27 Nisan bildirisine ilişkin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dönemin Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek ile Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı'nın dinlenmesi için komisyona başvurduğunu belirtti ve ''Buna ilişkin şu ana kadar bir girişim yapılmadı." dedi
Alper Durmaz
