2016-05-27 - 15:38
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanı İsmail Kahraman başkanlığında toplandı. Genel Kurul'da, 65. Hükümet Programı üzerindeki görüşmeler tamamlandı.
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanı İsmail Kahraman başkanlığında toplandı. Genel Kurul'da, 65. Hükümet Programı üzerindeki görüşmelere başlandı.
Meclis Başkanı Kahraman, gündeme geçmeden önce yaptığı konuşmada, 27 Mayıs 1960 darbesinin yıl dönümü olduğunu hatırlattı. Bugünün anayasanın ve parlamentonun askıya alındığı talihsiz bir gün olduğunu belirten Kahraman, "Yassıada duruşmaları neticesinde ilerleyen süreçte, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın idam edildiği ve milletvekillerinin müebbet veya mahkumiyetlerine karar verilen kara bir gündür." değerlendirmesinde bulundu.
Bugüne gelinceye kadar teşebbüste kalan veya gerçekleşen bazı darbelere maruz kalındığını hatırlatan Kahraman, "Çok şükür ederiz ki darbeler tarihe gömülmüştür ve darbe dönemleri kapanmıştır. Güçlü bir demokrasimiz vardır, aydınlık bir geleceğimiz vardır. Meclisimiz bütün meseleleri çözmeye, karşılaşılacak her türlü zorluğu göğüslemeye ve çözüm üretmeye muktedirdir. Toplumu ayrıştıran ve demokrasimizi sekteye uğratan bu tür darbeleri kınıyoruz." ifadelerini kullandı.
Necip Fazıl Kısakürek'in dün ölüm yıl dönümü olduğunu da hatırlatan Meclis Başkanı Kahraman, Kısakürek'i andı. Kısakürek'in, fikriyle, kalemiyle, ülkenin milli manevi değerlerine saygısıyla, büyük emekleri olduğunun altını çizen Kahraman, "Bir kısa şiirini nakletmek istiyorum; 'Veren de o/ Alan da o/ Nedir senden gidecek?/Telaşını görende can senin zannedecek.' Bütün hizmet verenlerden, ülkemize hizmeti olanlardan Allah razı olsun." diye konuştu.
Kahraman, AK PARTİ Grup Başkanvekilliklerine seçilen Mustafa Elitaş ve Mehmet Muş'a da başarı diledi.
Kahraman daha sonra grup başkanvekillerine söz verdi.
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay da 27 Mayıs'ta Türk demokrasi tarihinin kesintiye uğratıldığını söyledi.
HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken de 27 Mayıs darbesinin Türkiye demokrasi tarihinde karanlık bir sayfa olduğunu vurguladı.
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da bugüne kadar parlamenter sisteme 6 müdahale olduğuna dikkati çekerek, "CHP olarak gerek parlamenter sisteme, gerek Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerine yönelik bu tarz askeri ya da sivil, silahlı ya da silahsız, hiçbir demokrasi dışı müdahaleyi kabul ve tasvip etmemiz mümkün değildir." ifadesini kullandı.
AK PARTİ Grup Başkanvekili Naci Bostancı, 27 Mayıs darbesinin üzerinden 56 yıl geçtiğini vurgulayarak, halkın oylarıyla seçilen bir hükümetin, ordunun içinden çıkmış bir çete tarafından yerlerinden indirilip yargılandıklarını söyledi. Bu utanç verici olayın daha da utanç verici bir şekilde yıllarca bayram olarak kutlandığını dile getiren Bostancı, şöyle konuştu:
"Allah'a şükür bugün öyle kutlanmıyor. 27 Mayıs'ın önemli özelliklerinden birisi, kendinden sonra yeni darbelere zemin hazırlaması, Madanoğlu'nun cunta girişimi, peşinden 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat bütün bunları biliyoruz. 27 Nisan girişimini biliyoruz. Esasen 27 Mayıs ve sonrasında siyasetin de ayarlarının bozulduğunu söyleyebiliriz. Çeşitli yerlerde memleketi idare etmek isteyenler halkın gözüne bakmak, halktan irade almak yerine, Türkiye'nin yeni efendileri olarak gördükleri bu insanların gözlerine bakarak iktidar olabileceklerini zannettiler. Böyle bir gelenekte oluştu ama Allah'a çok şükür, 15 yıldır bu ülkede bütün vesayetçi yapılar kırıldı. Herkes gözünü halka çevirdi."
Daha sonra 65. Hükümet Programı'nın görüşmelerine geçildi.
MHP Grubu adına söz alan MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, hükümet programının bir taraftan imaj cilalamaya çalışırken, diğer yandan çelişkilerle, birbirini tekzip eden ifadelerle dolu olduğunu öne sürdü.
Akçay, "65. Hükümet Programı, Davutoğlu hükümeti programının kes, kopyala, yapıştır halidir. Her iki programdaki ifadelerin yüzde 90'ı kelimesi kelimesine aynıdır." diye konuştu.
Hükümetin, şeffaflığı programdan çıkarmasının, şeffaf olmadıkları ve olmayacaklarını gösterdiğini savunan Akçay, şunları kaydetti:
"Meseleniz üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek. 'Başkanlık' adı altında sunduğunuz hayali önerilerde esas amacınız şahsi ve keyfi bir yönetime anayasal bir kılıf bulmaktır. Türkiye, kurum ve kurallarıyla yönetilmiyor. Türkiye, şahsi ve keyfi bir yönetim altındadır. Ülkemiz bir devlet ve yönetim krizi içindedir. AKP iktidarının hükümet etme ve devlet yönetme bilinci yoktur, anayasa, kanun, hukuk hiç sayılmaktadır. İktidar sahipleri merdiven altı siyaset yapmaktadır. Yönetemeyenler kabahati kendinde arayacaklarına suçu sisteme ve anayasaya yükleyerek sorumluluktan kaçmaya çalışıyorlar. Anayasayı veya sistemi günah keçisi ilan etmek, kanun ve kuralları yok saymak gayrimeşruluğun önünü açmaktır."
"AKP hükümetleri 14 yıl boyunca hiçbir zaman tek başına bir iktidar olamadı. Bugüne kadar cemaatler, tarikatlar, çıkar grupları, paralel yapılar koalisyonu ve ittifakı olarak iktidarını kullandı." iddiasında bulunan Akçay, "Milletin verdiği yetki kötüye kullanıldı, milli iradeye ihanet edildi. Yasama bizden, yargı bizden, yürütme bizden, oğlan bizim, kız bizim ama hala 'uyum, uyum, uyum' deyip duruyorsunuz. Siz, şimdi de 'Uyum için başkanlık isteriz, olmazsa bari partili cumhurbaşkanlığı olsun' diyorsunuz. Sizde bir uyum sorunu var arkadaşlar, sorun sizde, mizacınız uyumsuz. Millet ne yapsın, biz ne yapalım? Siz aranızda kişisel uyum aramayı bırakın da en iyisi anayasaya, hukuka, kurallara uyun. Bakın, o zaman aranızda uyum da olur, istikrar da olur." ifadelerini kullandı.
Akçay, hükümet programına ret oyu vereceklerini söyledi.
MHP Samsun Milletvekili Erhan Usta, programın hedefinin, iddiasının, özgünlüğünün olmadığını, dolayısıyla heyecen yaratmasının mümkün görünmediğini savundu.
Programda tek bir rakamsal hedef olmadığını dile getiren Usta, "Programın tek misyonu, başkanlık sisteminin getirilmesi için yasal altyapının hazırlanması." görüşünü bildirdi. Usta, şunları kaydetti:
"Türkiye'de başkanlık sistemi geldiği zaman toplumun bütün meseleleri çözülecekmiş gibi bir şey takdim ediliyor. Bakalım, başkanlık sistemi olan ve parlamenter sistemi olan ekonomilerde nasıl bir durum var gelişmişlik açısından. Kişi başı gelir 25 bin doların üzerinde olan 26 ülke var. Bu 26 ülkeden 21'i bizdeki gibi parlamenter sistemle yönetiliyor, 2'si krallıkla yönetiliyor, 1'i yarı başkanlıkla, sadece 2'si başkanlıkla yönetiliyor. Yani dünyanın en gelişmiş 26 ekonomisinden sadece 2'sinde başkanlık var. Başkanlık sistemi hani zengin ekonomilerde vardı? Eğer bir ilişki arıyorsanız, sistemle zenginlik arasında olsa olsa ters bir ilişki var. Yani başkanlık sistemi olan ekonomiler de gelişmiş ekonomiler değil, bunlar parlamenter sistemle yönetilen ekonomilerdir. Toplumdan bu gerçek gizleniyor. Mesele sistem meselesi değil, mesele uygulama meselesidir. En iyi sistemi kötü uyguladığınız zaman kötü sonuç alırsınız, en kötü sistemi iyi uyguladığınız zaman iyi sonuçlar alırsınız. Dünya bunun örnekleriyle doludur."
HDP Grubu adına söz alan Beştaş, Hükümet Programı'nın görüşüldüğünü, ancak iktidar partisi milletvekillerinin görüşmelere ilgi göstermediğini söyledi. Beştaş, 65. Hükümete ilişkin sürecin çok hızlı geliştiğini ifade ederek, Türkiye'nin ifade özgürlüğünde 197 ülke arasında 157. sırada yer aldığını iddia etti.
"Ortada bir vesayet var ve şu anda yegane vesayet odağı saraydır" diyen Beştaş, yeni anayasanın partilerinin de önceliği arasında yer aldığını fakat yeni anayasa kavramının, başkanlık sisteminin getirilmesi kapsamında kullanıldığını savundu.
HDP Grubu adına ikinci konuşmacı olan HDP Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım ise içinde barış olmayan bir hükümet programı ile karşı karşıya olduklarını öne sürerek, "Herhalde ana muhalefetin verdiği destek sizi bu konuda fazlasıyla cesaretlendirmiş olmalı." dedi.
Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, "65. Hükümetin ana görevi, Türkiye'yi, sizlerin de katkısıyla süper lige çıkarmak, yani dünyanın 10 büyük ülkesinden birisi yapmaktır." dedi.
Kurtulmuş, 65. Hükümet Programı üzerinde TBMM Genel Kurulunda Hükümet adına yaptığı konuşmada, bugünün 27 Mayıs darbesinin yıl dönümü olduğunu anımsattı.
Türkiye siyasi tarihinin bu kara gününü lanetle, ibretle hatırladıklarını ifade eden Kurtulmuş, 27 Mayıs darbesinde milletin emeğini, siyasi iradesini yok sayan, milletin canından çok sevdiği siyasi liderlerini darağacında şehit eden anlayışı, darbeci, baskıcı anlayışı bir kere daha lanetlediklerini belirtti.
Kurtulmuş, Türkiye'nin bir daha o günlere geri dönmemesi için Meclis'in elinden geleni yapması gerektiğini vurgulayarak, "27 Mayıs darbesi sonrasında idam sehpasında şehit edilen Menderes, Zorlu, Polatkan'ı rahmet ve minnetle anıyoruz. Bu memlekete her türlü hizmeti yapmış olan bütün geçmişlerimizi, hayırla, minnetle ve şükranla yad ediyoruz." dedi.
Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, 65. Hükümeti, "reform, atılım, icraat hükümeti" olarak nitelendirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu Hükümet, geçmiş 14 yıllık süre içinde, AK PARTİ Hükümetleri tarafından Türkiye'de yapılan değişimleri, öncelikli olarak sistematik hale getirmek, yani bunları dönüşüm süreçleri içinde tamamlayarak, siyasi, ekonomik, toplumsal, hukuki reformları sonlandırmak durumundadır. Bu çerçevede bizler fani insanlar olarak biliyoruz ki her birimiz ülkeyi hangi seviyede yönetirsek yönetelim, hepimiz fani insanlarız. Yapmamız gereken milletin üzerimizde olan hakkını yerine getirmek, bu ülkede demokrasiyi bütün kurum ve kurallarıyla yerleştirmek, millete hizmet yolundaki sistematik değişimleri, reformları kalıcı hale getirerek, siyasi aktörlerden, siyasi figürlerden bağımsız olarak kalıcı kılmaktır. Bu çerçevede 65. Hükümetin öncelikli hedefi bu icraatlarını kalıcı hale getirmek, sistematik olarak dönüşümleri sağlamak ve bunları Türkiye siyasetinin, ekonomisinin geleceğine taşımaktır. Bunu yapmak için de bir seferberlik ruhuyla, hem siyaset kurumunu hem de bürokrasiyi hem de Türkiye siyasetini, ekonomisini ilgilendiren bütün çözüm ortaklarını 65. Hükümetin programının bir paydaşı hale getirmek, bu anlamda bir seferberlik ruhuyla önümüzdeki süreyi yani milletin bize 1 Kasım'da verdiği süreyi en iyi şekilde kullanabilmektir."
Türkiye'nin nice merhalelerden buraya kadar geldiğini, büyük mesafeler alındığını ancak yapılacak çok işler bulunduğunu vurgulayan Kurtulmuş, "Futbol tabiriyle söylemek gerekirse, birinci ligten play off'a çıktık ama henüz süper lige çıkmış vaziyette değiliz. 65. Hükümetin ana görevi, Türkiye'yi, sizlerin de katkısıyla süper lige çıkarmak, yani dünyanın 10 büyük ülkesinden birisi yapmaktır." diye konuştu.
Kurtulmuş, 65. Hükümet Programı üzerinde TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin 65. Hükümet ile ortaya koyacağı icraatların 5 ana direk üzerinde yükseldiğini belirtti.
Bunlardan birincisinin ekonomide faz değişimini gerçekleştirmek olduğunu dile getiren Kurtulmuş, Türkiye ekonomisinde, 2002 şartlarıyla kıyaslandığında makro ekonomik istikrar bakımından büyük merhaleler aşıldığını söyledi.
Kurtulmuş, bir ülkenin, dünyanın süper liginde olan bir ülke haline gelebilmesi için patentleriyle, markalarıyla, AR-GE yatırımlarıyla, yüksek teknolojilerindeki markalarıyla dünyada rekabet edebilir hale gelmesi gerektiğini kaydetti. Kurtulmuş, bunun için 65. Hükümet döneminde sadece makro istikrarı esas alan bir anlayışta değil, bu makro istikrarı mikro başarılarla sürdürecek farklı performansı ortaya koymaları gerektiğini bildirerek, "Yani yatırımlarımızla, projelerimizle, havalimanlarımızla, denizlimanlarımızla, duble yollarımızla, duble tren yollarımızla Türkiye'de her alanda yatırımı, kamu ve özel sektör bakımından ileriye götüreceğiz." dedi.
Türkiye'nin en üst beynini oluşturan takım olarak görecekleri AR-GE, patent ve markalara özel önem verdiklerine dikkati çeken Kurtulmuş, bunun üzerinden Türkiye'nin uluslararası alanda rekabet gücünü artırmayı hedeflediklerini bildirdi.
Kurtulmuş, Türkiye ekonomisinin istihdam bakımından yüzde 80'ini, ekonomik büyüklük bakımından yüzde 65'ini oluşturan KOBİ'lere destek vermenin, 65. Hükümet'in önceliklerinden biri olduğunu ifade etti.
Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, "Toplumun dar gelirli kesimlerini, orta sınıflarını da sadece sosyal yardımlar değil, güçlendirilmiş sosyal politikalar çerçevesinde onları da ihmal etmeyen bir programla huzurunuza geldik. 65. Hükümet'in ekonomi politikası, üreten Türkiye sloganıyla özetlenebilir. Her tarafta, her alanda üreten toplumun bütün kesimlerinin bu üretimden pay aldığı güçlü bir Türkiye ekonomisini inşallah oluşturacağız. Böylece 2023 hedeflerine, inşallah 2023'e gelmeden ulaşmış olacağız." diye konuştu.
Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, terörün sona erdirilmesinin Hükümet'in ikinci önemli ayağı olduğuna işaret ederek, Türkiye'de terör örgütleriyle 22 Temmuz 2015'ten itibaren devam eden bir mücadele olduğunu vurguladı.
AK PARTİ iktidarından önce terörün sıfır olduğuna dair yapılan eleştirilere de yanıt veren Kurtulmuş, ülkede terörle 40 yıldır mücadele edildiğini anımsattı.
Kurtulmuş, terörün bir şekilde, her zaman dışarıdan destek alarak, Türkiye'nin başına bela olduğunu dile getirerek, "Türkiye'de on binlerce insanın ölmesine, binlerce asker ve polisimizin şehit olmasına neden olan bir terör belasıyla karşı karşıyayız. Bu terör belasının Türkiye'ye maliyeti 40 yılda 1,5 trilyon dolar oldu. İnşallah, elbirliğiyle hep beraber bir millet politikası olarak terörü sona erdireceğiz ve terör örgütlerini hareket edemez hale getireceğiz. Ne oldu da 22 Temmuz'dan sonra düğmelerine basılmış şekilde Türkiye'de bütün terör örgütleri harekete geçirildi. IŞİD'inden DHKP-C'sine ya da PKK'sına kadar bütün terör örgütleri maalesef eş zamanlı olarak, biraz da bölgedeki, Ortadoğu'daki gelişmelerden cesaret alarak, biraz da kendilerine her platformda destek veren siyasi, ekonomik, lojistik hatta her alanda bunların ellerinden tutarak, uluslararası alana çıkaranların destekleriyle 22 Temmuz'dan sonra terör, Türkiye'nin üzerine abanmaya başladı. Terörle mücadele meselesi, milletimizin bugün ortak meselesi haline gelmiştir." değerlendirmesinde bulundu.
Kurtulmuş, terör örgütlerini, "sadece önde mücadele eden birkaç bin teröristten ibaret görmediklerini" dile getirerek, terör örgütleriyle mücadelenin, terör örgütlerinin arkasındaki yerli ve yabancı ortaklarını da görmeyi, onlara karşı da eşzamanlı bir mücadeleyi gerçekleştirmeyi zorunlu kıldığını belirtti.
Bu çerçevede bu mücadelede emeği geçen herkese ve güvenlik kuvvetlerine teşekkür eden Kurtulmuş, şöyle devam etti:
"Bir büyük teşekkürü de özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da terör örgütüne destek vermeyen Kürt kardeşlerimiz hak ediyor. Kürt kardeşlerimiz ve bölge halkı hak ediyor. Bu mücadelede bu desteği sağlayan halka da teşekkürü bir borç biliyoruz.
Türkiye'nin bu mücadelesinde zaman zaman terör örgütlerini de cesaretlendiren bir başka terör örgütüne de dikkat çekmek hükümet olarak vazifemizdir. Paralel devlet yapılanması olarak isimlendirilen ve Türkiye'nin güvenlik stratejisinin bir parçası haline gelen örgüt de mevcut. Bu örgütlenme, Türkiye'de ve yurt dışında, elindeki bütün imkanları seferber ederek sadece hükümete karşı değil aynı zamanda Türkiye'nin karşısında kim varsa ona destekle olmakla Türkiye'nin aleyhine çalışmaktadır. Bu örgütle mücadelede bütün yasal imkanlar çerçevesinde sonuna kadar gidecek ve inşallah bu mücadeleyi başarıyla neticelendireceğiz."
Kurtulmuş, 65. Hükümet Programı üzerinde TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, 65. Hükümet'in üzerinde yükseldiği üçüncü büyük alanın "hukuki ve siyasi reformların tamamlanması" olduğunu söyledi.
Bu hukuki ve siyasi reformların gerçekleşmesinin, Türkiye siyasetinin ve Türk toplumunun daha ileriye gitmesi için zorunlu olduğunu belirten Kurtulmuş, "Çünkü Türkiye'nin üzerine giydirilen bu siyasal sistem, rejim demiyorum; dikkatinizi çekerim, milletin üstüne dar gelen bir deli gömleği gibidir. Bu siyasal sistem, anayasasıyla, siyasi partiler yasasıyla, Meclis içtüzüğüyle ve diğer bütün antidemokratik yasalarıyla önce 1960 darbesinin, arkasından geliştirilerek 1980 darbesinin Türkiye'ye hediyesidir. Türkiye, bu deli gömleğinden kurtulmak durumundadır." dedi.
"Bu millet eninde sonunda bu deli gömleğini üzerinden çıkaracak ve çöp tenekesine atmayı inşallah başaracaktır." ifadesini kullanan Kurtulmuş, "65. Hükümet olarak, 1 Kasım'da halkımıza verdiğimiz sözün ve 1 Kasım seçiminde halkın bize verdiği desteğin bir sonucu olarak, bu hukuki ve siyasi reformları gerçekleştirilmeyi hükümetin en temel sorumluluklarından birisi olarak görüyoruz." diye konuştu. Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Evet, Türkiye'de yeni bir Anayasa yapacağız. Bu yeni Anayasayı yapmak sadece AK PARTİ Grubu'nun ya da sadece 65. Hükümet'in kendisini bağladığı bir vazife ve sorumluluk değildir. Bu aynı zamanda yüce parlamentonun bir görevidir. Türkiye sivil, demokratik, katılımcı, çoğulcu yeni bir Anayasa yapacaktır. Bu Anayasayı yaparken Türkiye'de bütün siyasal tarafların bu sürece katkı sunması için üzerimize düşen her türlü sorumluğu yerine getirdiğimizi de hepiniz biliyorsunuz, şahitsiniz.
Anayasalar bir partinin anayasası olmaz, eyvallah, ama Anayasalar konuşulmaya başlandığı zaman 'bu Anayasayı ancak kanla değiştirirsiniz' anlamına gelen sözleri söylemek de asla demokratik anlayışla, teamülle bağdaşmaz. Burada konuşulmasaydı söylemeyecektim ama cümle aynen şöyle: 'Sizin istediğiniz Anayasa değişimine CHP asla imkan vermeyecektir.' Allah aşkına bu cümle ne demek? Anayasa değişikliğine imkan verecek olan yer CHP Grubu değil TBMM'dir; Anayasa değişikliğini isteyen, bu talebi dile getiren vatandaşlarımızdır. Tartışırız, sizler de teklifinizi getirirsiniz, bizler de teklifimizi getiririz. İki partimiz daha var onlar da teklifini getirir. Uzlaşma masasında uzlaşırız, uzlaşamayız; 330'u buluruz millete gideriz; 367'yi buluruz... Ancak Anayasanın tartışıldığı bir yerde 'bunu asla yapamazsınız' demek, millet iradesine saygısızlıktır, millet iradesini anlayamamaktır. Hele hele Anayasa değişikliği gibi Türkiye'nin hukuki reformlarının bir parçası olan bu konudan söz açılmışken konuyu dönüp dolaştırıp bir türlü kana getirmek, asla kabul edilemeyecek bir husustur."
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
Meclis Başkanı Kahraman, gündeme geçmeden önce yaptığı konuşmada, 27 Mayıs 1960 darbesinin yıl dönümü olduğunu hatırlattı. Bugünün anayasanın ve parlamentonun askıya alındığı talihsiz bir gün olduğunu belirten Kahraman, "Yassıada duruşmaları neticesinde ilerleyen süreçte, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın idam edildiği ve milletvekillerinin müebbet veya mahkumiyetlerine karar verilen kara bir gündür." değerlendirmesinde bulundu.
Bugüne gelinceye kadar teşebbüste kalan veya gerçekleşen bazı darbelere maruz kalındığını hatırlatan Kahraman, "Çok şükür ederiz ki darbeler tarihe gömülmüştür ve darbe dönemleri kapanmıştır. Güçlü bir demokrasimiz vardır, aydınlık bir geleceğimiz vardır. Meclisimiz bütün meseleleri çözmeye, karşılaşılacak her türlü zorluğu göğüslemeye ve çözüm üretmeye muktedirdir. Toplumu ayrıştıran ve demokrasimizi sekteye uğratan bu tür darbeleri kınıyoruz." ifadelerini kullandı.
Necip Fazıl Kısakürek'in dün ölüm yıl dönümü olduğunu da hatırlatan Meclis Başkanı Kahraman, Kısakürek'i andı. Kısakürek'in, fikriyle, kalemiyle, ülkenin milli manevi değerlerine saygısıyla, büyük emekleri olduğunun altını çizen Kahraman, "Bir kısa şiirini nakletmek istiyorum; 'Veren de o/ Alan da o/ Nedir senden gidecek?/Telaşını görende can senin zannedecek.' Bütün hizmet verenlerden, ülkemize hizmeti olanlardan Allah razı olsun." diye konuştu.
Kahraman, AK PARTİ Grup Başkanvekilliklerine seçilen Mustafa Elitaş ve Mehmet Muş'a da başarı diledi.
Kahraman daha sonra grup başkanvekillerine söz verdi.
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay da 27 Mayıs'ta Türk demokrasi tarihinin kesintiye uğratıldığını söyledi.
HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken de 27 Mayıs darbesinin Türkiye demokrasi tarihinde karanlık bir sayfa olduğunu vurguladı.
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da bugüne kadar parlamenter sisteme 6 müdahale olduğuna dikkati çekerek, "CHP olarak gerek parlamenter sisteme, gerek Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerine yönelik bu tarz askeri ya da sivil, silahlı ya da silahsız, hiçbir demokrasi dışı müdahaleyi kabul ve tasvip etmemiz mümkün değildir." ifadesini kullandı.
AK PARTİ Grup Başkanvekili Naci Bostancı, 27 Mayıs darbesinin üzerinden 56 yıl geçtiğini vurgulayarak, halkın oylarıyla seçilen bir hükümetin, ordunun içinden çıkmış bir çete tarafından yerlerinden indirilip yargılandıklarını söyledi. Bu utanç verici olayın daha da utanç verici bir şekilde yıllarca bayram olarak kutlandığını dile getiren Bostancı, şöyle konuştu:
"Allah'a şükür bugün öyle kutlanmıyor. 27 Mayıs'ın önemli özelliklerinden birisi, kendinden sonra yeni darbelere zemin hazırlaması, Madanoğlu'nun cunta girişimi, peşinden 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat bütün bunları biliyoruz. 27 Nisan girişimini biliyoruz. Esasen 27 Mayıs ve sonrasında siyasetin de ayarlarının bozulduğunu söyleyebiliriz. Çeşitli yerlerde memleketi idare etmek isteyenler halkın gözüne bakmak, halktan irade almak yerine, Türkiye'nin yeni efendileri olarak gördükleri bu insanların gözlerine bakarak iktidar olabileceklerini zannettiler. Böyle bir gelenekte oluştu ama Allah'a çok şükür, 15 yıldır bu ülkede bütün vesayetçi yapılar kırıldı. Herkes gözünü halka çevirdi."
Daha sonra 65. Hükümet Programı'nın görüşmelerine geçildi.
MHP Grubu adına söz alan MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, hükümet programının bir taraftan imaj cilalamaya çalışırken, diğer yandan çelişkilerle, birbirini tekzip eden ifadelerle dolu olduğunu öne sürdü.
Akçay, "65. Hükümet Programı, Davutoğlu hükümeti programının kes, kopyala, yapıştır halidir. Her iki programdaki ifadelerin yüzde 90'ı kelimesi kelimesine aynıdır." diye konuştu.
Hükümetin, şeffaflığı programdan çıkarmasının, şeffaf olmadıkları ve olmayacaklarını gösterdiğini savunan Akçay, şunları kaydetti:
"Meseleniz üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek. 'Başkanlık' adı altında sunduğunuz hayali önerilerde esas amacınız şahsi ve keyfi bir yönetime anayasal bir kılıf bulmaktır. Türkiye, kurum ve kurallarıyla yönetilmiyor. Türkiye, şahsi ve keyfi bir yönetim altındadır. Ülkemiz bir devlet ve yönetim krizi içindedir. AKP iktidarının hükümet etme ve devlet yönetme bilinci yoktur, anayasa, kanun, hukuk hiç sayılmaktadır. İktidar sahipleri merdiven altı siyaset yapmaktadır. Yönetemeyenler kabahati kendinde arayacaklarına suçu sisteme ve anayasaya yükleyerek sorumluluktan kaçmaya çalışıyorlar. Anayasayı veya sistemi günah keçisi ilan etmek, kanun ve kuralları yok saymak gayrimeşruluğun önünü açmaktır."
"AKP hükümetleri 14 yıl boyunca hiçbir zaman tek başına bir iktidar olamadı. Bugüne kadar cemaatler, tarikatlar, çıkar grupları, paralel yapılar koalisyonu ve ittifakı olarak iktidarını kullandı." iddiasında bulunan Akçay, "Milletin verdiği yetki kötüye kullanıldı, milli iradeye ihanet edildi. Yasama bizden, yargı bizden, yürütme bizden, oğlan bizim, kız bizim ama hala 'uyum, uyum, uyum' deyip duruyorsunuz. Siz, şimdi de 'Uyum için başkanlık isteriz, olmazsa bari partili cumhurbaşkanlığı olsun' diyorsunuz. Sizde bir uyum sorunu var arkadaşlar, sorun sizde, mizacınız uyumsuz. Millet ne yapsın, biz ne yapalım? Siz aranızda kişisel uyum aramayı bırakın da en iyisi anayasaya, hukuka, kurallara uyun. Bakın, o zaman aranızda uyum da olur, istikrar da olur." ifadelerini kullandı.
Akçay, hükümet programına ret oyu vereceklerini söyledi.
MHP Samsun Milletvekili Erhan Usta, programın hedefinin, iddiasının, özgünlüğünün olmadığını, dolayısıyla heyecen yaratmasının mümkün görünmediğini savundu.
Programda tek bir rakamsal hedef olmadığını dile getiren Usta, "Programın tek misyonu, başkanlık sisteminin getirilmesi için yasal altyapının hazırlanması." görüşünü bildirdi. Usta, şunları kaydetti:
"Türkiye'de başkanlık sistemi geldiği zaman toplumun bütün meseleleri çözülecekmiş gibi bir şey takdim ediliyor. Bakalım, başkanlık sistemi olan ve parlamenter sistemi olan ekonomilerde nasıl bir durum var gelişmişlik açısından. Kişi başı gelir 25 bin doların üzerinde olan 26 ülke var. Bu 26 ülkeden 21'i bizdeki gibi parlamenter sistemle yönetiliyor, 2'si krallıkla yönetiliyor, 1'i yarı başkanlıkla, sadece 2'si başkanlıkla yönetiliyor. Yani dünyanın en gelişmiş 26 ekonomisinden sadece 2'sinde başkanlık var. Başkanlık sistemi hani zengin ekonomilerde vardı? Eğer bir ilişki arıyorsanız, sistemle zenginlik arasında olsa olsa ters bir ilişki var. Yani başkanlık sistemi olan ekonomiler de gelişmiş ekonomiler değil, bunlar parlamenter sistemle yönetilen ekonomilerdir. Toplumdan bu gerçek gizleniyor. Mesele sistem meselesi değil, mesele uygulama meselesidir. En iyi sistemi kötü uyguladığınız zaman kötü sonuç alırsınız, en kötü sistemi iyi uyguladığınız zaman iyi sonuçlar alırsınız. Dünya bunun örnekleriyle doludur."
HDP Grubu adına söz alan Beştaş, Hükümet Programı'nın görüşüldüğünü, ancak iktidar partisi milletvekillerinin görüşmelere ilgi göstermediğini söyledi. Beştaş, 65. Hükümete ilişkin sürecin çok hızlı geliştiğini ifade ederek, Türkiye'nin ifade özgürlüğünde 197 ülke arasında 157. sırada yer aldığını iddia etti.
"Ortada bir vesayet var ve şu anda yegane vesayet odağı saraydır" diyen Beştaş, yeni anayasanın partilerinin de önceliği arasında yer aldığını fakat yeni anayasa kavramının, başkanlık sisteminin getirilmesi kapsamında kullanıldığını savundu.
HDP Grubu adına ikinci konuşmacı olan HDP Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım ise içinde barış olmayan bir hükümet programı ile karşı karşıya olduklarını öne sürerek, "Herhalde ana muhalefetin verdiği destek sizi bu konuda fazlasıyla cesaretlendirmiş olmalı." dedi.
Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, "65. Hükümetin ana görevi, Türkiye'yi, sizlerin de katkısıyla süper lige çıkarmak, yani dünyanın 10 büyük ülkesinden birisi yapmaktır." dedi.
Kurtulmuş, 65. Hükümet Programı üzerinde TBMM Genel Kurulunda Hükümet adına yaptığı konuşmada, bugünün 27 Mayıs darbesinin yıl dönümü olduğunu anımsattı.
Türkiye siyasi tarihinin bu kara gününü lanetle, ibretle hatırladıklarını ifade eden Kurtulmuş, 27 Mayıs darbesinde milletin emeğini, siyasi iradesini yok sayan, milletin canından çok sevdiği siyasi liderlerini darağacında şehit eden anlayışı, darbeci, baskıcı anlayışı bir kere daha lanetlediklerini belirtti.
Kurtulmuş, Türkiye'nin bir daha o günlere geri dönmemesi için Meclis'in elinden geleni yapması gerektiğini vurgulayarak, "27 Mayıs darbesi sonrasında idam sehpasında şehit edilen Menderes, Zorlu, Polatkan'ı rahmet ve minnetle anıyoruz. Bu memlekete her türlü hizmeti yapmış olan bütün geçmişlerimizi, hayırla, minnetle ve şükranla yad ediyoruz." dedi.
Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, 65. Hükümeti, "reform, atılım, icraat hükümeti" olarak nitelendirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu Hükümet, geçmiş 14 yıllık süre içinde, AK PARTİ Hükümetleri tarafından Türkiye'de yapılan değişimleri, öncelikli olarak sistematik hale getirmek, yani bunları dönüşüm süreçleri içinde tamamlayarak, siyasi, ekonomik, toplumsal, hukuki reformları sonlandırmak durumundadır. Bu çerçevede bizler fani insanlar olarak biliyoruz ki her birimiz ülkeyi hangi seviyede yönetirsek yönetelim, hepimiz fani insanlarız. Yapmamız gereken milletin üzerimizde olan hakkını yerine getirmek, bu ülkede demokrasiyi bütün kurum ve kurallarıyla yerleştirmek, millete hizmet yolundaki sistematik değişimleri, reformları kalıcı hale getirerek, siyasi aktörlerden, siyasi figürlerden bağımsız olarak kalıcı kılmaktır. Bu çerçevede 65. Hükümetin öncelikli hedefi bu icraatlarını kalıcı hale getirmek, sistematik olarak dönüşümleri sağlamak ve bunları Türkiye siyasetinin, ekonomisinin geleceğine taşımaktır. Bunu yapmak için de bir seferberlik ruhuyla, hem siyaset kurumunu hem de bürokrasiyi hem de Türkiye siyasetini, ekonomisini ilgilendiren bütün çözüm ortaklarını 65. Hükümetin programının bir paydaşı hale getirmek, bu anlamda bir seferberlik ruhuyla önümüzdeki süreyi yani milletin bize 1 Kasım'da verdiği süreyi en iyi şekilde kullanabilmektir."
Türkiye'nin nice merhalelerden buraya kadar geldiğini, büyük mesafeler alındığını ancak yapılacak çok işler bulunduğunu vurgulayan Kurtulmuş, "Futbol tabiriyle söylemek gerekirse, birinci ligten play off'a çıktık ama henüz süper lige çıkmış vaziyette değiliz. 65. Hükümetin ana görevi, Türkiye'yi, sizlerin de katkısıyla süper lige çıkarmak, yani dünyanın 10 büyük ülkesinden birisi yapmaktır." diye konuştu.
Kurtulmuş, 65. Hükümet Programı üzerinde TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin 65. Hükümet ile ortaya koyacağı icraatların 5 ana direk üzerinde yükseldiğini belirtti.
Bunlardan birincisinin ekonomide faz değişimini gerçekleştirmek olduğunu dile getiren Kurtulmuş, Türkiye ekonomisinde, 2002 şartlarıyla kıyaslandığında makro ekonomik istikrar bakımından büyük merhaleler aşıldığını söyledi.
Kurtulmuş, bir ülkenin, dünyanın süper liginde olan bir ülke haline gelebilmesi için patentleriyle, markalarıyla, AR-GE yatırımlarıyla, yüksek teknolojilerindeki markalarıyla dünyada rekabet edebilir hale gelmesi gerektiğini kaydetti. Kurtulmuş, bunun için 65. Hükümet döneminde sadece makro istikrarı esas alan bir anlayışta değil, bu makro istikrarı mikro başarılarla sürdürecek farklı performansı ortaya koymaları gerektiğini bildirerek, "Yani yatırımlarımızla, projelerimizle, havalimanlarımızla, denizlimanlarımızla, duble yollarımızla, duble tren yollarımızla Türkiye'de her alanda yatırımı, kamu ve özel sektör bakımından ileriye götüreceğiz." dedi.
Türkiye'nin en üst beynini oluşturan takım olarak görecekleri AR-GE, patent ve markalara özel önem verdiklerine dikkati çeken Kurtulmuş, bunun üzerinden Türkiye'nin uluslararası alanda rekabet gücünü artırmayı hedeflediklerini bildirdi.
Kurtulmuş, Türkiye ekonomisinin istihdam bakımından yüzde 80'ini, ekonomik büyüklük bakımından yüzde 65'ini oluşturan KOBİ'lere destek vermenin, 65. Hükümet'in önceliklerinden biri olduğunu ifade etti.
Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, "Toplumun dar gelirli kesimlerini, orta sınıflarını da sadece sosyal yardımlar değil, güçlendirilmiş sosyal politikalar çerçevesinde onları da ihmal etmeyen bir programla huzurunuza geldik. 65. Hükümet'in ekonomi politikası, üreten Türkiye sloganıyla özetlenebilir. Her tarafta, her alanda üreten toplumun bütün kesimlerinin bu üretimden pay aldığı güçlü bir Türkiye ekonomisini inşallah oluşturacağız. Böylece 2023 hedeflerine, inşallah 2023'e gelmeden ulaşmış olacağız." diye konuştu.
Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, terörün sona erdirilmesinin Hükümet'in ikinci önemli ayağı olduğuna işaret ederek, Türkiye'de terör örgütleriyle 22 Temmuz 2015'ten itibaren devam eden bir mücadele olduğunu vurguladı.
AK PARTİ iktidarından önce terörün sıfır olduğuna dair yapılan eleştirilere de yanıt veren Kurtulmuş, ülkede terörle 40 yıldır mücadele edildiğini anımsattı.
Kurtulmuş, terörün bir şekilde, her zaman dışarıdan destek alarak, Türkiye'nin başına bela olduğunu dile getirerek, "Türkiye'de on binlerce insanın ölmesine, binlerce asker ve polisimizin şehit olmasına neden olan bir terör belasıyla karşı karşıyayız. Bu terör belasının Türkiye'ye maliyeti 40 yılda 1,5 trilyon dolar oldu. İnşallah, elbirliğiyle hep beraber bir millet politikası olarak terörü sona erdireceğiz ve terör örgütlerini hareket edemez hale getireceğiz. Ne oldu da 22 Temmuz'dan sonra düğmelerine basılmış şekilde Türkiye'de bütün terör örgütleri harekete geçirildi. IŞİD'inden DHKP-C'sine ya da PKK'sına kadar bütün terör örgütleri maalesef eş zamanlı olarak, biraz da bölgedeki, Ortadoğu'daki gelişmelerden cesaret alarak, biraz da kendilerine her platformda destek veren siyasi, ekonomik, lojistik hatta her alanda bunların ellerinden tutarak, uluslararası alana çıkaranların destekleriyle 22 Temmuz'dan sonra terör, Türkiye'nin üzerine abanmaya başladı. Terörle mücadele meselesi, milletimizin bugün ortak meselesi haline gelmiştir." değerlendirmesinde bulundu.
Kurtulmuş, terör örgütlerini, "sadece önde mücadele eden birkaç bin teröristten ibaret görmediklerini" dile getirerek, terör örgütleriyle mücadelenin, terör örgütlerinin arkasındaki yerli ve yabancı ortaklarını da görmeyi, onlara karşı da eşzamanlı bir mücadeleyi gerçekleştirmeyi zorunlu kıldığını belirtti.
Bu çerçevede bu mücadelede emeği geçen herkese ve güvenlik kuvvetlerine teşekkür eden Kurtulmuş, şöyle devam etti:
"Bir büyük teşekkürü de özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da terör örgütüne destek vermeyen Kürt kardeşlerimiz hak ediyor. Kürt kardeşlerimiz ve bölge halkı hak ediyor. Bu mücadelede bu desteği sağlayan halka da teşekkürü bir borç biliyoruz.
Türkiye'nin bu mücadelesinde zaman zaman terör örgütlerini de cesaretlendiren bir başka terör örgütüne de dikkat çekmek hükümet olarak vazifemizdir. Paralel devlet yapılanması olarak isimlendirilen ve Türkiye'nin güvenlik stratejisinin bir parçası haline gelen örgüt de mevcut. Bu örgütlenme, Türkiye'de ve yurt dışında, elindeki bütün imkanları seferber ederek sadece hükümete karşı değil aynı zamanda Türkiye'nin karşısında kim varsa ona destekle olmakla Türkiye'nin aleyhine çalışmaktadır. Bu örgütle mücadelede bütün yasal imkanlar çerçevesinde sonuna kadar gidecek ve inşallah bu mücadeleyi başarıyla neticelendireceğiz."
Kurtulmuş, 65. Hükümet Programı üzerinde TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, 65. Hükümet'in üzerinde yükseldiği üçüncü büyük alanın "hukuki ve siyasi reformların tamamlanması" olduğunu söyledi.
Bu hukuki ve siyasi reformların gerçekleşmesinin, Türkiye siyasetinin ve Türk toplumunun daha ileriye gitmesi için zorunlu olduğunu belirten Kurtulmuş, "Çünkü Türkiye'nin üzerine giydirilen bu siyasal sistem, rejim demiyorum; dikkatinizi çekerim, milletin üstüne dar gelen bir deli gömleği gibidir. Bu siyasal sistem, anayasasıyla, siyasi partiler yasasıyla, Meclis içtüzüğüyle ve diğer bütün antidemokratik yasalarıyla önce 1960 darbesinin, arkasından geliştirilerek 1980 darbesinin Türkiye'ye hediyesidir. Türkiye, bu deli gömleğinden kurtulmak durumundadır." dedi.
"Bu millet eninde sonunda bu deli gömleğini üzerinden çıkaracak ve çöp tenekesine atmayı inşallah başaracaktır." ifadesini kullanan Kurtulmuş, "65. Hükümet olarak, 1 Kasım'da halkımıza verdiğimiz sözün ve 1 Kasım seçiminde halkın bize verdiği desteğin bir sonucu olarak, bu hukuki ve siyasi reformları gerçekleştirilmeyi hükümetin en temel sorumluluklarından birisi olarak görüyoruz." diye konuştu. Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Evet, Türkiye'de yeni bir Anayasa yapacağız. Bu yeni Anayasayı yapmak sadece AK PARTİ Grubu'nun ya da sadece 65. Hükümet'in kendisini bağladığı bir vazife ve sorumluluk değildir. Bu aynı zamanda yüce parlamentonun bir görevidir. Türkiye sivil, demokratik, katılımcı, çoğulcu yeni bir Anayasa yapacaktır. Bu Anayasayı yaparken Türkiye'de bütün siyasal tarafların bu sürece katkı sunması için üzerimize düşen her türlü sorumluğu yerine getirdiğimizi de hepiniz biliyorsunuz, şahitsiniz.
Anayasalar bir partinin anayasası olmaz, eyvallah, ama Anayasalar konuşulmaya başlandığı zaman 'bu Anayasayı ancak kanla değiştirirsiniz' anlamına gelen sözleri söylemek de asla demokratik anlayışla, teamülle bağdaşmaz. Burada konuşulmasaydı söylemeyecektim ama cümle aynen şöyle: 'Sizin istediğiniz Anayasa değişimine CHP asla imkan vermeyecektir.' Allah aşkına bu cümle ne demek? Anayasa değişikliğine imkan verecek olan yer CHP Grubu değil TBMM'dir; Anayasa değişikliğini isteyen, bu talebi dile getiren vatandaşlarımızdır. Tartışırız, sizler de teklifinizi getirirsiniz, bizler de teklifimizi getiririz. İki partimiz daha var onlar da teklifini getirir. Uzlaşma masasında uzlaşırız, uzlaşamayız; 330'u buluruz millete gideriz; 367'yi buluruz... Ancak Anayasanın tartışıldığı bir yerde 'bunu asla yapamazsınız' demek, millet iradesine saygısızlıktır, millet iradesini anlayamamaktır. Hele hele Anayasa değişikliği gibi Türkiye'nin hukuki reformlarının bir parçası olan bu konudan söz açılmışken konuyu dönüp dolaştırıp bir türlü kana getirmek, asla kabul edilemeyecek bir husustur."
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
