2008-10-22 - 14:20
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, TBMM'de gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, TBMM'de gazetecilerin çeşitli konulara ilişkin sorularını yanıtladı.
-ERGENEKON DAVASI-
Şahin, gazetecilerin Ergenekon davasının ilk duruşmasında yaşanan
sorunlarla ilgili sorularını da şöyle yanıtladı:
''Bu dava, özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen bir
davadır. Normal şartlarda bu davanın Beşiktaş'taki bir duruşma salonunda
görülmesi gerekiyordu. Çünkü, oradaki salonlardan en büyüğü hangisiyse orada
yapılacaktı. En genişi de ancak 100 kişinin alınabileceği bir salondur. O nedenle
mahkeme heyeti bize Silivri'deki ceza infaz kurumu içinde, bizim 'ileride lazım
olur' düşüncesiyle yaptığımız duruşma salonunun bu iş için kullanılıp
kullanılamayacağını sordu. Biz de 'tabii ki mümkündür' dedik. Yerinde incelemeler
yapıldı. Bir takım tadilat talepleri geldi. Bunları da yaptık. Şu anda 280
kişinin yargılama faaliyeti içerisinde, içinde bulunabileceği bir salon haline
getirildi.
Pazartesi günü bir takım sorunlar yaşandı. Bu, tamamen yargısal bir
faaliyettir. Oradaki duruşmanın intizamından Bakanlık olarak biz sorumlu değiliz.
Tamamen ilgili mahkeme ve ilgili Cumhuriyet Savcılığı sorumludur. İlgili mahkeme
bize 'burada duruşmaları yapabilirim ama şu değişikliklerin yapılması gerekir,
bunları yaparsanız herhangi bir sorun yaşanmaz' şeklinde, onların da önceden
öngördükleri hususları aktardı. Biz, bunları yerine getirdik. Eğer yerine
getirmemiş olsaydık herhalde 'mahkeme heyeti sizden burayı biraz genişletin
talebinde bulundu, siz de bunu yerine getirmemişsiniz, getirseydiniz bu sorun
yaşanmazdı' diye bizi sorumlu tutabilirdiniz.''
-''DAHA BÜYÜK SALONUMUZ YOK''-
Bakan Şahin, İstanbul'da adliyelerin içinde veya bakanlığa ait başka bir
mekanda, Silivri'dekinden daha büyük bir salon bulunmadığını bildirerek, ''Ama
dün iki arkadaşımı, Müsteşar Yardımcısı ile Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürümü
İstanbul'a gönderdim. Yerinde bir inceleme yaptılar. İlgili mahkemenin başkanı,
İstanbul Cumhuriyet Savcısı ve savcı vekilleriyle birlikte yerinde bir
değerlendirme yapıldı'' diye konuştu.
Salona, 60 metrekarelik yeni bir bölüm yapılarak, bir rahatlama
sağlanabileceği yönünde yeni bir talep geldiğini ifade eden Şahin, sözlerini
şöyle sürdürdü:
''Bunu hemen yapabiliriz. Ancak, başka bir değerlendirmede bulunduk
arkadaşlarımızla. Bizim Silivri Ceza İnfaz Kurumları içinde bir ilköğretim
okulumuz var. Burada, orada görev yapan personelimizin çocukları eğitim görüyor.
Önümüzdeki yıllarda, 2009 veya 2010'da burada bir spor salonu yapmayı
düşünüyorduk. Sabahleyin arkadaşlarıma dedim ki 'bu spor salonunu biz öne alalım.
Orada yerimiz var çünkü. Ama bunu 2-2.5 ayda yetiştirmeniz koşuluyla'. Adalet
Teşkilatını Güçlendirme Vakfı imkanlarıyla yapmak istiyoruz. Çünkü, o vakıf ihale
kanununa tabi olmadığı için farklı bir usulle, davet usulüyle en uygun teklifi
verene burayı verebilir. Teknik İşler Daire Başkanlığındaki arkadaşlarımız, bu
spor salonunun yapımıyla ilgili çalışmaları başlattılar. Benim kendilerinden
ricam şudur: '2009 yılı Ocak ayının başına veya en geç 15'ine yetiştirebilirseniz
böyle bir salonu oraya hemen inşa edelim.' Ben Türkiye'de inşaat teknolojisinin
çok geliştiğini biliyorum. Eğer 2-2.5 ayda buraya bir spor salonu
kazandırabilirsek, o zaman ilgili mahkeme heyetine veya başka mahkeme
heyetlerine, 'arzu ederseniz, bu spor salonunu da duruşmalar için
kullanabilirsiniz' diyeceğiz. Bu süre içinde mahkeme orada devam edebilir.''
Şahin, yarından itibaren, Pazartesi günü yaşanan sorunların, orada en
azından büyük ölçüde yaşanmayacağını düşündüğünü, mahkeme başkanı ve heyetinin de
bir takım tedbirler aldığını kaydetti. O gün yaşananlardan dersler çıkararak
savcılığın da bazı tedbirler aldığını belirten Bakan Şahin, ''Bize bu konuda bir
görev düştüğü takdirde şerefle bu talepleri yerine getiririz. Spor salonu
konusunu öne alarak gerçekleştirebilirsek uygun görüldüğü takdirde orada da dava
görülebilir'' dedi.
Silivri'deki duruşma salonuna kurulan ses ve görüntü sisteminin uygun
olduğunu söyleyen Şahin, ''(Zeytinburnu'ndaki spor salonuna alalım) diye bir
talep geldi. Bu sistemi, başka bir yere monte etmek mümkün değil. Bu da
duruşmanın can alıcı yönlerinden bir tanesi. Duruşmaların burada yapılması
gerektiğine dair sayın Başkan ve heyet bir karar verdi. Biz Adalet Bakanlığı
olarak bir duruşmanın nerede yapılacağına karar vermiyoruz'' diye konuştu.
Şahin, Silivri'de hava şartlarının kötüleşmesi durumunda gazeteciler için
özel bir çadır kurulacağını söyledi.
Duruşma salonunun hemen yanında bir basın odası bulunduğunu ve burada
20'den fazla sabit telefon bulunduğunu kaydeden Şahin, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Biz bakanlık olarak, yargısal faaliyetlerin en iyi şekilde yürümesiyle
ilgili elimizden geldiği kadar yargı organlarımıza yardımcı oluyoruz, bundan
sonra da yardımcı olmaya devam edeceğiz. Böylesine geniş çaplı bir davanın şu
anda Silivri'deki salonda yapılması bir takım zorluklarla bizi karşı karşıya
bırakabilir. Acaba başka bir arayış içinde olmalı mıydık? 'Bunu daha önce
düşünmeli miydiniz?' diye bir soru sorabilirsiniz. Belki düşünmeliydik. Bunu ne
ben düşünebildim ne duruşmaları yapacak mahkeme heyeti düşünebildi ne
İstanbul'daki savcılık... Buranın uygun olacağı kanaatine vardılar. Biz de
kendilerine yardımcı olduk.''
Şahin, muhalefet sözcülerinin, cezaevindeki ölüm olayı ve dava yüzünden
istifasını istediğinin hatırlatılması üzerine de şöyle konuştu:
''Ben istifa edince ne olacak? Benim istifamı isteyen arkadaşlar mı
Adalet Bakanı olacak? Yani istifa ile bunlar çözülecekse edelim. Cezaevindeki
ölümle ilgili de benim istifamı istiyorlar. Peki, kendileri olsa ne yaparlardı?
Diyelim ki CHP Grup Başkanvekili Suha Okay Adalet Bakanıydı, onun döneminde
Metris Cezaevinde böyle bir olay meydana geldi. Suha Beye sorun: Siz ne
yapardınız? Ölen kişiyi geri getirebilir miydiniz? Özür diler miydiniz?
Personelle ilgili ne gibi tedbirler alırdınız? Bunları kendileri açıklasınlar.
Yapılması gereken ne vardı da ben yapmadım? Onu söylesinler. Ondan sonra bu
istifa taleplerini değerlendireyim.''
BAŞÖRTÜSÜ GEREKÇELİ KARARI
Şahin, TBMM'de gazetecilerin, Anayasa Mahkemesinin, üniversitelerde
türbanın serbest bırakılmasını düzenleyen Anayasa değişikliğini iptal
gerekçesiyle ilgili sorularını şöyle yanıtladı:
''Anayasa Mahkemesinin daha önce YÖK Kanununda yapılan değişiklik, bazı
siyasi partilerle ilgili açılmış olan davalarla ilgili verdiği kararlarda zaten
üniversitelerde kılık kıyafetle ilgili oluşmuş bir görüşü ve yaklaşımı vardı.
Sanıyorum, bu konuda da bu görüş paralelinde bir karar verdi. Ama işin asıl diğer
yönü, 'acaba Anayasa koyucu, yani TBMM, bundan sonra Anayasada veya yasalarda
herhangi bir değişiklik yaparken, daha çok Anayasada değişiklik yaparken, yetki
ve görevleriyle ilgili artık bir sınırlamaya mı tabidir? Yani artık yasama
organı, hür ve bağımsız iradesiyle Anayasa değişikliği yapamaz mı?' konusu
Türkiye'nin gündemine geldi. Bu, Anayasa hukukçuları ve tabii ki genelde
hukukçular tarafından çokça tartışılacak bir konudur. Bunun Türkiye'de yeni bir
nokta olduğu kanaatindeyim. Yani TBMM, Anayasa koyucu gerekli çoğunluğa da sahip
olsa, Anayasanın herhangi bir maddesini değiştirdiğinde, Anayasa Mahkemesi, bu
Anayasa değişikliğini, Anayasanın başka maddelerine aykırı bularak iptal edebilir
veya yürütmenin durdurulması kararı verebilir konusu, Türkiye'de yeni bir
konudur. Bir sorun mudur? Bir takım hukukçular, bunun bir sorun olacağını
değerlendiriyorlar. Ben Adalet Bakanı olarak, Yüksek Mahkememizle bir polemik
içine girmek istemem. Kararı okuduktan sonra bir hukukçu olarak, bir vatandaş
olarak değerlendirmemi kuşkusuz ki yaparım. Ama bu karar, Türk siyasetinin
gündemine, Türk Anayasa hukukunun önüne yeni bir konuyu getirmiştir. Belki yeni
bir sorunu getirmiştir. Bu, bundan sonra çokça tartışılacak bir konudur.''
Adalet Bakanı Şahin, gerekçeli kararda, Anayasanın değiştirilemez
maddelerine yönelik vurgular bulunduğunu hatırlatarak, ''Bu konuda AK Parti'nin
yeni bir yol haritası var mı, yoksa türban düzenlemesi rafa mı kalkıyor?'' diye
soran gazeteciyi yanıtlarken de şunları söyledi:
''Türkiye'de yürürlükte bulunan Anayasanın değiştirilemez maddeleri ve
Cumhuriyetin temel nitelikleriyle ilgili ne bizim, ne benim bildiğim diğer siyasi
partilerimizin, ne halkımızın 'bunlardan vazgeçelim' diye bir düşüncesi var. Asıl
düşünce, Cumhuriyetimizi ve onun temel niteliklerini nasıl daha da
güçlendirebiliriz. Halkımızın bu konuda şikayetçi olduğu bir takım sorunları,
acaba nasıl aşar da tüm halkımızın rejime ve onun ilkelerine bağlılığını ve
samimiyetini, samimi bağlılığını nasıl daha da pekiştiririz? Bizim AK Parti
olarak tek amacımız budur. Rejimi daha da güçlü hale getirmektir. Vatandaşımızın
'benim ne güzel devletim var, ne adil devletim var, ne güzel rejimim var'
demesini sağlamaktır. Tek hareket noktamız budur. Yoksa Cumhuriyetimizi ve onun
temel niteliklerini, değiştirilemez hükümlerini ortadan kaldırmak gibi bir
düşüncemiz asla olamaz. Ben kimsenin de olmadığı kanaatindeyim. Bunlardan
vazgeçip de nereye döneceğiz. Padişahlığa geri mi döneceğiz?''
DTP GENEL BAŞKANI AHMET TÜRK'ÜN SÖZLERİ...
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk'ün Diyarbakır'daki konuşmasının
hatırlatılması üzerine Bakan Şahin, şunları söyledi:
''Bu son derece talihsiz bir beyandır. Türkiye'de kime soykırım
uygulanmıştır, Allah aşkına? Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne vatandaşlık bağı ile
bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Hangi ana dili farklı olan
vatandaşımıza bu ülkede farklı bir muamele uygulanmıştır? Bu sözü söyleyen kişi
geçmişte de TBMM'de görev yapmadı mı? TBMM'nin bir üyesi olarak bulunmadı mı?
Şimdi TBMM'de grubu bulunan bir siyasi partinin genel başkanı değil mi? Size
ayrıcalık uygulansaydı burada bulunabilir miydiniz? Bunlar son derece talihsiz
beyanlardır. Ben sorumlu mevkide olan kişilerin ağzından çıkanları kulağının
duymasını istiyorum. Yargının, bu sözle ilgili soruşturma açmış olması, benim
tamamen dışımdadır. O bir yargısal faaliyettir.''
-ERGENEKON DAVASI-
Şahin, gazetecilerin Ergenekon davasının ilk duruşmasında yaşanan
sorunlarla ilgili sorularını da şöyle yanıtladı:
''Bu dava, özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen bir
davadır. Normal şartlarda bu davanın Beşiktaş'taki bir duruşma salonunda
görülmesi gerekiyordu. Çünkü, oradaki salonlardan en büyüğü hangisiyse orada
yapılacaktı. En genişi de ancak 100 kişinin alınabileceği bir salondur. O nedenle
mahkeme heyeti bize Silivri'deki ceza infaz kurumu içinde, bizim 'ileride lazım
olur' düşüncesiyle yaptığımız duruşma salonunun bu iş için kullanılıp
kullanılamayacağını sordu. Biz de 'tabii ki mümkündür' dedik. Yerinde incelemeler
yapıldı. Bir takım tadilat talepleri geldi. Bunları da yaptık. Şu anda 280
kişinin yargılama faaliyeti içerisinde, içinde bulunabileceği bir salon haline
getirildi.
Pazartesi günü bir takım sorunlar yaşandı. Bu, tamamen yargısal bir
faaliyettir. Oradaki duruşmanın intizamından Bakanlık olarak biz sorumlu değiliz.
Tamamen ilgili mahkeme ve ilgili Cumhuriyet Savcılığı sorumludur. İlgili mahkeme
bize 'burada duruşmaları yapabilirim ama şu değişikliklerin yapılması gerekir,
bunları yaparsanız herhangi bir sorun yaşanmaz' şeklinde, onların da önceden
öngördükleri hususları aktardı. Biz, bunları yerine getirdik. Eğer yerine
getirmemiş olsaydık herhalde 'mahkeme heyeti sizden burayı biraz genişletin
talebinde bulundu, siz de bunu yerine getirmemişsiniz, getirseydiniz bu sorun
yaşanmazdı' diye bizi sorumlu tutabilirdiniz.''
-''DAHA BÜYÜK SALONUMUZ YOK''-
Bakan Şahin, İstanbul'da adliyelerin içinde veya bakanlığa ait başka bir
mekanda, Silivri'dekinden daha büyük bir salon bulunmadığını bildirerek, ''Ama
dün iki arkadaşımı, Müsteşar Yardımcısı ile Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürümü
İstanbul'a gönderdim. Yerinde bir inceleme yaptılar. İlgili mahkemenin başkanı,
İstanbul Cumhuriyet Savcısı ve savcı vekilleriyle birlikte yerinde bir
değerlendirme yapıldı'' diye konuştu.
Salona, 60 metrekarelik yeni bir bölüm yapılarak, bir rahatlama
sağlanabileceği yönünde yeni bir talep geldiğini ifade eden Şahin, sözlerini
şöyle sürdürdü:
''Bunu hemen yapabiliriz. Ancak, başka bir değerlendirmede bulunduk
arkadaşlarımızla. Bizim Silivri Ceza İnfaz Kurumları içinde bir ilköğretim
okulumuz var. Burada, orada görev yapan personelimizin çocukları eğitim görüyor.
Önümüzdeki yıllarda, 2009 veya 2010'da burada bir spor salonu yapmayı
düşünüyorduk. Sabahleyin arkadaşlarıma dedim ki 'bu spor salonunu biz öne alalım.
Orada yerimiz var çünkü. Ama bunu 2-2.5 ayda yetiştirmeniz koşuluyla'. Adalet
Teşkilatını Güçlendirme Vakfı imkanlarıyla yapmak istiyoruz. Çünkü, o vakıf ihale
kanununa tabi olmadığı için farklı bir usulle, davet usulüyle en uygun teklifi
verene burayı verebilir. Teknik İşler Daire Başkanlığındaki arkadaşlarımız, bu
spor salonunun yapımıyla ilgili çalışmaları başlattılar. Benim kendilerinden
ricam şudur: '2009 yılı Ocak ayının başına veya en geç 15'ine yetiştirebilirseniz
böyle bir salonu oraya hemen inşa edelim.' Ben Türkiye'de inşaat teknolojisinin
çok geliştiğini biliyorum. Eğer 2-2.5 ayda buraya bir spor salonu
kazandırabilirsek, o zaman ilgili mahkeme heyetine veya başka mahkeme
heyetlerine, 'arzu ederseniz, bu spor salonunu da duruşmalar için
kullanabilirsiniz' diyeceğiz. Bu süre içinde mahkeme orada devam edebilir.''
Şahin, yarından itibaren, Pazartesi günü yaşanan sorunların, orada en
azından büyük ölçüde yaşanmayacağını düşündüğünü, mahkeme başkanı ve heyetinin de
bir takım tedbirler aldığını kaydetti. O gün yaşananlardan dersler çıkararak
savcılığın da bazı tedbirler aldığını belirten Bakan Şahin, ''Bize bu konuda bir
görev düştüğü takdirde şerefle bu talepleri yerine getiririz. Spor salonu
konusunu öne alarak gerçekleştirebilirsek uygun görüldüğü takdirde orada da dava
görülebilir'' dedi.
Silivri'deki duruşma salonuna kurulan ses ve görüntü sisteminin uygun
olduğunu söyleyen Şahin, ''(Zeytinburnu'ndaki spor salonuna alalım) diye bir
talep geldi. Bu sistemi, başka bir yere monte etmek mümkün değil. Bu da
duruşmanın can alıcı yönlerinden bir tanesi. Duruşmaların burada yapılması
gerektiğine dair sayın Başkan ve heyet bir karar verdi. Biz Adalet Bakanlığı
olarak bir duruşmanın nerede yapılacağına karar vermiyoruz'' diye konuştu.
Şahin, Silivri'de hava şartlarının kötüleşmesi durumunda gazeteciler için
özel bir çadır kurulacağını söyledi.
Duruşma salonunun hemen yanında bir basın odası bulunduğunu ve burada
20'den fazla sabit telefon bulunduğunu kaydeden Şahin, sözlerini şöyle
sürdürdü:
''Biz bakanlık olarak, yargısal faaliyetlerin en iyi şekilde yürümesiyle
ilgili elimizden geldiği kadar yargı organlarımıza yardımcı oluyoruz, bundan
sonra da yardımcı olmaya devam edeceğiz. Böylesine geniş çaplı bir davanın şu
anda Silivri'deki salonda yapılması bir takım zorluklarla bizi karşı karşıya
bırakabilir. Acaba başka bir arayış içinde olmalı mıydık? 'Bunu daha önce
düşünmeli miydiniz?' diye bir soru sorabilirsiniz. Belki düşünmeliydik. Bunu ne
ben düşünebildim ne duruşmaları yapacak mahkeme heyeti düşünebildi ne
İstanbul'daki savcılık... Buranın uygun olacağı kanaatine vardılar. Biz de
kendilerine yardımcı olduk.''
Şahin, muhalefet sözcülerinin, cezaevindeki ölüm olayı ve dava yüzünden
istifasını istediğinin hatırlatılması üzerine de şöyle konuştu:
''Ben istifa edince ne olacak? Benim istifamı isteyen arkadaşlar mı
Adalet Bakanı olacak? Yani istifa ile bunlar çözülecekse edelim. Cezaevindeki
ölümle ilgili de benim istifamı istiyorlar. Peki, kendileri olsa ne yaparlardı?
Diyelim ki CHP Grup Başkanvekili Suha Okay Adalet Bakanıydı, onun döneminde
Metris Cezaevinde böyle bir olay meydana geldi. Suha Beye sorun: Siz ne
yapardınız? Ölen kişiyi geri getirebilir miydiniz? Özür diler miydiniz?
Personelle ilgili ne gibi tedbirler alırdınız? Bunları kendileri açıklasınlar.
Yapılması gereken ne vardı da ben yapmadım? Onu söylesinler. Ondan sonra bu
istifa taleplerini değerlendireyim.''
BAŞÖRTÜSÜ GEREKÇELİ KARARI
Şahin, TBMM'de gazetecilerin, Anayasa Mahkemesinin, üniversitelerde
türbanın serbest bırakılmasını düzenleyen Anayasa değişikliğini iptal
gerekçesiyle ilgili sorularını şöyle yanıtladı:
''Anayasa Mahkemesinin daha önce YÖK Kanununda yapılan değişiklik, bazı
siyasi partilerle ilgili açılmış olan davalarla ilgili verdiği kararlarda zaten
üniversitelerde kılık kıyafetle ilgili oluşmuş bir görüşü ve yaklaşımı vardı.
Sanıyorum, bu konuda da bu görüş paralelinde bir karar verdi. Ama işin asıl diğer
yönü, 'acaba Anayasa koyucu, yani TBMM, bundan sonra Anayasada veya yasalarda
herhangi bir değişiklik yaparken, daha çok Anayasada değişiklik yaparken, yetki
ve görevleriyle ilgili artık bir sınırlamaya mı tabidir? Yani artık yasama
organı, hür ve bağımsız iradesiyle Anayasa değişikliği yapamaz mı?' konusu
Türkiye'nin gündemine geldi. Bu, Anayasa hukukçuları ve tabii ki genelde
hukukçular tarafından çokça tartışılacak bir konudur. Bunun Türkiye'de yeni bir
nokta olduğu kanaatindeyim. Yani TBMM, Anayasa koyucu gerekli çoğunluğa da sahip
olsa, Anayasanın herhangi bir maddesini değiştirdiğinde, Anayasa Mahkemesi, bu
Anayasa değişikliğini, Anayasanın başka maddelerine aykırı bularak iptal edebilir
veya yürütmenin durdurulması kararı verebilir konusu, Türkiye'de yeni bir
konudur. Bir sorun mudur? Bir takım hukukçular, bunun bir sorun olacağını
değerlendiriyorlar. Ben Adalet Bakanı olarak, Yüksek Mahkememizle bir polemik
içine girmek istemem. Kararı okuduktan sonra bir hukukçu olarak, bir vatandaş
olarak değerlendirmemi kuşkusuz ki yaparım. Ama bu karar, Türk siyasetinin
gündemine, Türk Anayasa hukukunun önüne yeni bir konuyu getirmiştir. Belki yeni
bir sorunu getirmiştir. Bu, bundan sonra çokça tartışılacak bir konudur.''
Adalet Bakanı Şahin, gerekçeli kararda, Anayasanın değiştirilemez
maddelerine yönelik vurgular bulunduğunu hatırlatarak, ''Bu konuda AK Parti'nin
yeni bir yol haritası var mı, yoksa türban düzenlemesi rafa mı kalkıyor?'' diye
soran gazeteciyi yanıtlarken de şunları söyledi:
''Türkiye'de yürürlükte bulunan Anayasanın değiştirilemez maddeleri ve
Cumhuriyetin temel nitelikleriyle ilgili ne bizim, ne benim bildiğim diğer siyasi
partilerimizin, ne halkımızın 'bunlardan vazgeçelim' diye bir düşüncesi var. Asıl
düşünce, Cumhuriyetimizi ve onun temel niteliklerini nasıl daha da
güçlendirebiliriz. Halkımızın bu konuda şikayetçi olduğu bir takım sorunları,
acaba nasıl aşar da tüm halkımızın rejime ve onun ilkelerine bağlılığını ve
samimiyetini, samimi bağlılığını nasıl daha da pekiştiririz? Bizim AK Parti
olarak tek amacımız budur. Rejimi daha da güçlü hale getirmektir. Vatandaşımızın
'benim ne güzel devletim var, ne adil devletim var, ne güzel rejimim var'
demesini sağlamaktır. Tek hareket noktamız budur. Yoksa Cumhuriyetimizi ve onun
temel niteliklerini, değiştirilemez hükümlerini ortadan kaldırmak gibi bir
düşüncemiz asla olamaz. Ben kimsenin de olmadığı kanaatindeyim. Bunlardan
vazgeçip de nereye döneceğiz. Padişahlığa geri mi döneceğiz?''
DTP GENEL BAŞKANI AHMET TÜRK'ÜN SÖZLERİ...
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk'ün Diyarbakır'daki konuşmasının
hatırlatılması üzerine Bakan Şahin, şunları söyledi:
''Bu son derece talihsiz bir beyandır. Türkiye'de kime soykırım
uygulanmıştır, Allah aşkına? Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne vatandaşlık bağı ile
bağlı olan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Hangi ana dili farklı olan
vatandaşımıza bu ülkede farklı bir muamele uygulanmıştır? Bu sözü söyleyen kişi
geçmişte de TBMM'de görev yapmadı mı? TBMM'nin bir üyesi olarak bulunmadı mı?
Şimdi TBMM'de grubu bulunan bir siyasi partinin genel başkanı değil mi? Size
ayrıcalık uygulansaydı burada bulunabilir miydiniz? Bunlar son derece talihsiz
beyanlardır. Ben sorumlu mevkide olan kişilerin ağzından çıkanları kulağının
duymasını istiyorum. Yargının, bu sözle ilgili soruşturma açmış olması, benim
tamamen dışımdadır. O bir yargısal faaliyettir.''
