2012-05-04 - 12:31
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ÖZTRAK'IN BASIN TOPLANTISI?
CHP Tekirdağ Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında gündeme ve ekonomik gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
CHP Tekirdağ Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında gündeme ve ekonomik gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztrak, Türk ekonomisinin kötüye gittiğini ve Türk ekonomisine duyulan güvenin hızla yıprandığını söyledi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztrak, AK Parti'nin 1 Nisanda doğalgaz ve elektrik zamları yaptığını hatırlatarak " Bu ayın başında da AK Partinin, vatandaşa yeni şakalar yapacağını öğrenmeye başladık. Basına yansıdığı şekliyle AK Parti; vatandaşın cebine bu sefer sağlık bahanesi ile dadanacak. 'Sağlık Vergisi' adı altında sigaraya 1,5 TL'lik zam yapılacağı anlaşılıyor." dedi


CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, sözlerine şöyle devam etti:

"Bu hafta 1 Mayıs İşçi Bayramını meydanlarda coşkuyla kutladık. Tüm emekçilerimizin ve işçilerimizin geçmiş bayramını ben de bu vesileyle bir kez daha kutluyorum. CHP olarak bundan önce olduğu gibi bundan sonrada emek ve emekçiyle dayanışma içinde olacağız.

Yine bu hafta içinde okullarda süt dağıtımını başlatan AK Parti ciddi bir skandala imza attı. Çocuklarımıza süt içirmeyi amaçlayan güzel bir proje AK Parti'nin iş bilmezliği, ben yaparım olur yaklaşımı nedeniyle berbat edilmiştir. Anneler babalar çocuklarını sütten hastalansın diye değil, okusun faydalı insan olsun diye okula göndermektedir. İş yapmayı bilmiyorlarsa yapana baksınlar. Mahkemelerde ezmeye çalıştıkları İzmir büyükşehir belediyesi bunu yıllardır başarıyla yürütüyor.

Bu konuda Hükümetten çelişkili açıklamalar geliyor. Hükümet acz içinde görünüyor. Gıda ve Tarım Bakanlığı bir inceleme başlattığını açıkladı. Ancak hatırlayın bu Bakanlık bu yılın başında sütte antibiyotik kalıntısına rastlandığını da açıklamıştı. Peki, bu konudaki incelemelerin sonucu ne oldu? Mevzuata aykırı faaliyet gösteren firmalar piyasadan ayıklandı mı?

İşte dünyanın en büyük ilk 20 ekonomisinden biri olan ülkemizin başındaki hükümet okul çocuklarına bir süt dağıtmayı bile beceremiyor.
Kimse çocuklarımızın sağlığı ile oynayamaz. Tüm çocuklarımıza geçmiş olsun diyorum. Bu hafta da ekonomide önemli gelişmeler oldu.

Biliyorsunuz AK Parti 1 Nisanda adeta şaka gibi doğal gaz ve elektrik zamları yapmıştı. Bu ayın başında da AK Parti'nin, vatandaşa yeni şakalar yapacağını öğrenmeye başladık. Basına yansıdığı şekliyle AK Parti; vatandaşın cebine bu sefer sağlık bahanesi ile dadanacak. 'Sağlık Vergisi' adı altında sigaraya 1,5 TL'lik zam yapılacağı anlaşılıyor.

Sigara üzerindeki vergiler konusunda spekülasyonlar artıyor. Dün Maliye Bakanı, gelen tepkiler üzerine, böyle bir zam yok dedi. Bakalım; bekleyip göreceğiz. Daha dün açıklanan Nisan enflasyon rakamları ile yıllık enflasyon % 11,14'e çıkmıştır. Bu, son 3,5 yılın en yüksek enflasyonudur. Şimdi bir de yeni tedbirlerden ve zamlardan bahsedilmektedir. Gelecek yeni zamlarla ülkemizde hayat pahalılığı daha da artacaktır.

Alınacak tedbirlerden memurların da mağdur olacağı anlaşılıyor. 2 milyon 800 bin memur zam almadan 4 aydır çalışıyorlar. Memura zam yok ama hayat dört ay öncesine göre çok daha pahalı. Şimdi de toplu pazarlığa rağmen zamdan çok bir şey beklemeyin deniyor.

Türkiye ekonomisine duyulan güven hızla yıpranmaktadır.

Biliyorsunuz AK Parti geçtiğimiz Ekim ayında kimse Orta Vadeli Program (OVP) yapamazken biz yaptık diye övünüyordu. Övündükleri OVP' nin enflasyon başta olmak üzere önemli hedefleri üç ay içinde geçersiz hale geldi. Yılın beşinci ayı dolmadan Merkez Bankası 2012 enflasyon hedefini unuttu bile .

Hatırlayın, OVP 2012'de enflasyon % 5,2 olacak diyordu. Enflasyon şimdi nerelerde geziyor? % 11'lerin üzerinde. Yılsonunda % 8 civarında bir enflasyon olursa mutlu olmamız gerekecek. Bunlar AK Parti'nin ne kadar işbilir olduğunu göstermektedir.

Uluslararası derecelendirme kuruluşları da Hükümetin politikalarına güven duymadıklarını artık belli ediyorlar.

Kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor's (S&P), 1 Mayıs tarihinde, Türkiye'nin kredi görünümünü pozitiften durağana çekti. Bunun anlamı, Türkiye'nin kredi notunda yakın zamanda bir artış olmayacaktır. Oysa bir süredir, el altından, bu konuda bir beklenti yaratılmaya çalışılıyordu.

S&P, bu kararıyla, Başbakanı da kızdırmış görünüyor. Biliyorsunuz Başbakan sinirlendiği her şeyi uysa da, uymasa da ideolojik olmakla suçlar. S&P'yi de ideolojik olmakla suçladı. Seni artık tanımam dedi. Sayın Başbakan S&P'yi de yakında Silivri'ye gönderebilir.

Biz S&P'ye bu işi para vererek yaptırıyoruz. Başbakana tavsiyem Hazineye bir talimat versin S&P ile kontratı fesih etsin. Hodri meydan.

Başbakanın dün yaptığı açıklamalarda yönettiği ekonomiye ne kadar uzak olduğunu bir kez daha gördük. Başbakan "Artık alan el olmayan, veren el olan bir Türkiye var" dedi. Sayın Başbakan 10 yıldır iktidarsınız. Bu 10 yılda ne zaman bu ülkenin dışarıya sattığı, dışarıdan satın aldığından fazla oldu? Tek bir yıl yok Sayın Başbakan. 10 yıldır el parasıyla değirmen döndürüyorsunuz.

Geçtiğimiz hafta da size söylemiştim. Bir kez daha söyleyeyim. 2008'den 2011'e Türkiye'de kişi başına harcama 465,5 dolar arttı. Bunun sadece 5,5 doları gelir artışından karşılanırken 460 doları cari açıkla yani dışarıdan alınan borçla sağlandı. Asıl bu tabloyu görmemek ideolojiktir.

Başbakan'ın kızdığı S&P tam da bu nedenle Türkiye'nin görünümünü pozitiften durağana çekti.

S&P, 2012'de Türkiye'nin her 100 dolarlık döviz geliri ve kullanılabilir rezervine karşın, dış finansman ihtiyacının (cari açık+ kısa vadeli dış borç) 142 dolar olacağını ifade ediyor. Bu; benzer ekonomiler içinde en kötü oran. Yani el parasına en çok ihtiyaç duyan ekonomi Türkiye'dir diyor. Başbakan buna sinirleniyor.

Oysa uluslararası kuruluşların Dünya ekonomisine ilişkin yayınladığı son veriler de Türk ekonomisine ilişkin hükümetin çizdiği pembe tabloların artık kararmaya başladığını ortaya koyuyor. IMF, Nisan ayında yayımladığı Küresel Ekonomik Görünüm Raporu ile 2012'de Dünyada büyüme hızı en hızlı düşecek 3. Ekonomi Türkiye'dir dedi.

Dünyada büyümesi en hızlı düşecek üçüncü ekonomi olan Türkiye'nin; aynı zamanda dünyanın en fazla cari açık veren 4. Ekonomisi olacağı tahmin ediliyor. Yine aynı verilerden 2012'de, 182 ülke içinde, dünyanın en yüksek 29. Enflasyonunu bu ülkenin vatandaşlarının yaşayacağı anlaşılıyor.

Son veriler 2011 performansına ilişkin olarak AK Partiyi ve Başbakanı yalanlıyor. Biliyorsunuz Başbakan, 2011'de dünyanın en hızlı büyüyen 2. Ekonomisinin Türkiye olduğunu ifade etmişti. Dün de bunu tekrarladı.

Oysa son veriler Türkiye'nin 2011'de dünyanın en hızlı büyüyen 15. Ekonomisi olduğunu gösteriyor. Hatta 2010 yılında 12. sıradaki yerimizin bile gerindeyiz. 2011 de tek dünya ikinciliğimiz var o da ABD'den sonra en yüksek cari açık veren ülke biziz.

Tüm bunlar Türkiye ekonomisine yönelik algıda bir bozulmanın başladığını bizlere göstermektedir. Bunları görmezden gelmek, bu tespit ve uyarıları küçümsemeye çalışmak, seni artık tanımam, bana yutturamazsın demek gerçekçi olmadığı gibi dünyanın bu konjonktüründe sıkıntı da yaratabilir.

Son dış ticaret verilerini bu çerçevede değerlendirmekte yarar var. Türkiye'nin büyümeden çok taviz vermeden dış kırılganlık üzerindeki kaygıları gidermesi gerekiyor. Bunu ancak ihracatını, ithalattan daha hızlı artırarak yapabilir.

12 aylık dış ticaret açığı, 107 milyar dolarla geçtiğimiz yılın Ekim ayında rekor kırmıştı. Aradan beş ay geçti Mart ayında dış açık 102 milyar dolar oldu. Dış ticaret açığı 5 ayda 5 milyar dolar gerileyebildi. Her şeyden önce dış açıktaki düzeltme oldukça yavaş. Açığın düzeyi halen oldukça yüksek.

Dış ticaret cephesinde kaygı veren iki gelişme daha var. Bunlardan ilki dış ticaret verilerindeki gerçek eğilimi gösteren mevsim ve gün etkilerinden ayıklanmış verilerin seyri. İhracatın bir önceki aya göre artış hızı % 0,1; ithalatın artış hızı ise % 4,3. İthalattaki artış son 6 ayın en yüksek artışı.

Yine Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından açıklanan Nisan ihracat rakamları ise çok kaygı verici. İhracatın 25 ay aranın ardından ilk kez Nisan ayında % 2,9 gerilediğini görüyoruz. AK Parti ihracattaki bu gerilemeyi bu sene Nisan ayında 1 iş gününün eksik olmasıyla açıklamaya çalışıyor. Ancak, bu telafi edilse bile, ihracatta ancak % 1 civarında bir artış olacağı görülüyor. Bu bile son 25 ayın en düşük oranı.

Bu arada yüksek artışlarda açıklamayı bizzat yapan Bakan bu defa yurt dışında olmayı tercih etti. Bu hükümet iyi gün dostu, kötü günde yok olup 90 yıl öncesini suçluyorlar. Bu ülkede iyi olan ne varsa onlara ait kötü ne varsa geçmişin hatası. Sanki 10 yıldır bu ülkeyi onlar yönetmiyor.

Bu hafta sonunda Yunanistan ve Fransa'da genel seçimler var. Fransa'daki seçimler özellikle önemli. Hollande'nin açıklamaları kriz sürecinde Sarkozy ve Merkel arasında sağlanan iş birliği ve uyumun Hollande ve Merkel arasında sağlanmasının zor olacağını gösteriyor. Bu ilerleyen günlerde siyasetin küresel ekonomi üzerindeki gölgesinin daha da artması anlamına gelebilir.

Tam da böyle bir ortamda AK Parti Hükümeti de siyasetin ekonomi üzerindeki gölgesini daha da ağırlaştıracak kararlara imza atmaya başladı.

Biliyorsunuz geçtiğimiz Kasım ayında AK Parti Hükümeti çıkardığı bir torba KHK ile İMKB Yönetim Kurulu üye sayısını 5'den 7'ye çıkarmış, bunun 4 üyesini atama yetkisini de hükümete vermişti. İMKB'nin yönetimini devletleştiren AK Parti'nin, bununla da yetinmeyeceği anlaşılıyor.

26 Nisan 2012 tarihinde çıkarılan bir SPK Yönetmeliği ile İMKB'nin gelirini temin eden özel kesim temsilcilerinden oluşan Genel Kurulunun önemli yetkileri de tam da toplantı öncesinde ellerinden alındı. Artık Borsa ile ilgili çıkarılacak yönetmelikler Genel Kurul onayı alınmadan çıkarılabilecek.

Yine 7 kişilik Yönetim Kurulunun Hükümet tarafından atanan 4 üyesi ile İMKB genel Kurulu'nun atadığı üç üyesi arasında Genel Kurula karşı sorumluluk bakımından farklı bir hukuki yapı oluşturuldu. Genel kurul yalnızca kendi atadığı 3 üyeyi ibra edebilecek. Peki, Genel Kurul Hükümetin atadığı 4 üyenin de imzası bulunan kararları ibra etmezse ne olacak? Ortaya bir hukuk garabeti çıkıyor.

Tüm bunlar Türkiye ekonomisinde belirsizliği artıran, öngörülebilirliği azaltan keyfi kararlardır. AK Parti'nin gölgesi ve vesayeti ekonomi üzerinde her geçen gün artmaktadır. Sermayenin, dini, dili, ırkı olmaz diyen AK Parti'nin artık Türk sermayesini Anadolu ve İstanbul sermayesi diye ayrıma tuttuğu şu günlerde yaşanan gelişmeler herkesi endişelendirmelidir.

Kaldı ki dünyada kırılganlıkların sürdüğü bir dönemde ekonomiyi belirsizliğe sokan bu adımlar bir kez daha hükümetin iş bilmezliğini ortaya koymaktadır." (12:31)