2012-01-11 - 14:05
Kaplan: " TBMM İnsan Hakları Komisyonu intihar etti. Komisyon, artık insan haklarını denetlemekten çıktı, hükümetin icraatlarına noter makamı olarak yasama yürütmenin emrine girmiş oldu."
AK Parti İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat'ın 'hükümlülerin, ziyaretçileri aracılığıyla bir suç örgütünün faaliyetlerine yön verdiğinin belirlenmesi halinde görüşmelerinin 6 aya kadar sınırlanmasını' içeren kanun teklifinin, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu tarafından ilk görüşülen teklif olduğunu söyleyen Kaplan, "Komisyonun görüştüğü ilk teklif, Kubat'ın kişiye özel yasa olarak önerdiği "tecridin kalıcılaştırılması, savunma hakkının yok edilmesi, avukat-aile hakkının tamamen ortadan kaldırılmasını içeren 'Özel İmralı' teklifi oldu. İnsan Hakları Komisyonu teklifi uygun görerek skandal bir karara imza attı. Teklif bugün de alt komisyonda görüşülüyor, öyle anlaşılıyor ki hükümetin acelesi var" şeklinde konuştu.
Komisyonun hükümetin noter makamı olarak yasama ve yürütmenin emrine girmiş olduğunu öne süren Kaplan sözlerini şöyle sürdürdü: "İnsan Hakları Komisyonu, 'uluslararası sözleşmeler iç hukukun üstünde uygulanır' hükmü olan Anayasanın 90.maddesini, 'adil yargılama ve savunma hakkında silahların eşitliğini' öngören Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. Maddesini ihlal etti, çiğnedi. AKP'nin insan hakları anlayışı doğrultusunda hareket etti, deyim yerindeyse intihar etti. Komisyon artık insan haklarını denetlemekten çıktı, hükümetin icraatlarına noter makamı olarak yasama yürütmenin emrine girmiş oldu."
Hukuk devletinde kişiye özel yasa olamayacağını vurgulayan Kaplan, " Söz konusu kişi Abdullah Öcalan olunca sözleşmeleri, kanunları, evrensel hukuku, by-pass etmek, ihlal etmek alışkanlık haline geldi. 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana tam 5 ay 17 gündür Öcalan'ın 40 avukatı savunma görevleri nedeniyle tutuklandıktan, savunma hakkı fiilen sona erdirildikten sonra şimdi de bu yeni düzenlemeyi yasalaştırmaya çalışan hükümet yeni bir skandala imza atıyor. Bundan sonra siyasi davaların tümünde görüşmelerde infaz hakimliği memurları hazır bulunacak, memurlar tutanak tutacak, ihbar edecek, savcılar harekete geçecek, kendilerinin tayin ettiği hakimler de kararı verecek" dedi.
Hükümetin cezaevlerindeki binlerce tutuklu ve hükümlüyü tecrit altına almaya çalıştığını ve toplumsal, siyasal hayattan izole etmeye çalıştığını öne süren Kaplan şunları kaydetti: "Savunma avukatları müvekkilleriyle özdeşleştirerek avukat edinme hakkı yok ediliyor, görevleri nedeniyle iddia edilen suçlarda Bakanlık izni kaldırılıyor. Cezaevlerinde işkencelere dokunulmazlık sağlanıyor. İnsan hakları savunucuları tehdit haline getiriliyor. AKP Hükümeti'nin Türkiye'yi getirdiği nokta budur. Yeni bir takım düzenlemelerle binlerce siyasi tutuklu ve hükümlü tecrit altına alınmakta, toplumsal ve siyasal alandan izole edilmektedir. AKP'nin ileri demokrasisiyle Türkiye'nin varacağı nokta ileri cezaevidir."
Toplantı sonrası soruları cevaplayan Kaplan, CHP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması yönündeki taleplerini şu sözlerle değerlendirdi: "Bizim için dokunulmazlık diye bir sorun yok. Hakkımızda 600 adet fezleke var. Savcılar tüm mesailerini bize ayırıyor. Dokunulmazlık; Başbakan'ın, iktidarın, ana muhalefetin sorunudur. Bizim talebimiz kürsü dokunulmazlığı dışında tüm dokunulmazlıkların kaldırılmasıdır."
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın grup toplantısındaki sözlerini de eleştiren Kaplan, "Başbakanın ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Başbakanın karşısında sanki düşman devletin orduları, komutanları varmış gibi konuşuyor. Dünya lideri olduğunu iddia eden bir Başbakan'ın söylediklerine hakim olması sağlıklı düşünmesi gerekir. Saldırgan, küfürbaz, ayrımcılık yapan konuşmalar yakışmıyor. Bu konuşmaları toplumda da gerginlik yaratıyor. Hiçbir siyasi liderin buna hakkı yoktur. Konuyu hukukçularıma havale ettim" diye konuştu. (14:05)
Komisyonun hükümetin noter makamı olarak yasama ve yürütmenin emrine girmiş olduğunu öne süren Kaplan sözlerini şöyle sürdürdü: "İnsan Hakları Komisyonu, 'uluslararası sözleşmeler iç hukukun üstünde uygulanır' hükmü olan Anayasanın 90.maddesini, 'adil yargılama ve savunma hakkında silahların eşitliğini' öngören Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. Maddesini ihlal etti, çiğnedi. AKP'nin insan hakları anlayışı doğrultusunda hareket etti, deyim yerindeyse intihar etti. Komisyon artık insan haklarını denetlemekten çıktı, hükümetin icraatlarına noter makamı olarak yasama yürütmenin emrine girmiş oldu."
Hukuk devletinde kişiye özel yasa olamayacağını vurgulayan Kaplan, " Söz konusu kişi Abdullah Öcalan olunca sözleşmeleri, kanunları, evrensel hukuku, by-pass etmek, ihlal etmek alışkanlık haline geldi. 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana tam 5 ay 17 gündür Öcalan'ın 40 avukatı savunma görevleri nedeniyle tutuklandıktan, savunma hakkı fiilen sona erdirildikten sonra şimdi de bu yeni düzenlemeyi yasalaştırmaya çalışan hükümet yeni bir skandala imza atıyor. Bundan sonra siyasi davaların tümünde görüşmelerde infaz hakimliği memurları hazır bulunacak, memurlar tutanak tutacak, ihbar edecek, savcılar harekete geçecek, kendilerinin tayin ettiği hakimler de kararı verecek" dedi.
Hükümetin cezaevlerindeki binlerce tutuklu ve hükümlüyü tecrit altına almaya çalıştığını ve toplumsal, siyasal hayattan izole etmeye çalıştığını öne süren Kaplan şunları kaydetti: "Savunma avukatları müvekkilleriyle özdeşleştirerek avukat edinme hakkı yok ediliyor, görevleri nedeniyle iddia edilen suçlarda Bakanlık izni kaldırılıyor. Cezaevlerinde işkencelere dokunulmazlık sağlanıyor. İnsan hakları savunucuları tehdit haline getiriliyor. AKP Hükümeti'nin Türkiye'yi getirdiği nokta budur. Yeni bir takım düzenlemelerle binlerce siyasi tutuklu ve hükümlü tecrit altına alınmakta, toplumsal ve siyasal alandan izole edilmektedir. AKP'nin ileri demokrasisiyle Türkiye'nin varacağı nokta ileri cezaevidir."
Toplantı sonrası soruları cevaplayan Kaplan, CHP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması yönündeki taleplerini şu sözlerle değerlendirdi: "Bizim için dokunulmazlık diye bir sorun yok. Hakkımızda 600 adet fezleke var. Savcılar tüm mesailerini bize ayırıyor. Dokunulmazlık; Başbakan'ın, iktidarın, ana muhalefetin sorunudur. Bizim talebimiz kürsü dokunulmazlığı dışında tüm dokunulmazlıkların kaldırılmasıdır."
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın grup toplantısındaki sözlerini de eleştiren Kaplan, "Başbakanın ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Başbakanın karşısında sanki düşman devletin orduları, komutanları varmış gibi konuşuyor. Dünya lideri olduğunu iddia eden bir Başbakan'ın söylediklerine hakim olması sağlıklı düşünmesi gerekir. Saldırgan, küfürbaz, ayrımcılık yapan konuşmalar yakışmıyor. Bu konuşmaları toplumda da gerginlik yaratıyor. Hiçbir siyasi liderin buna hakkı yoktur. Konuyu hukukçularıma havale ettim" diye konuştu. (14:05)
