2016-12-06 - 11:21
Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, Kamu Denetçiliği Kurumu, MİT, MGK Genel Sekreterliği, Diyanet İşleri Başkanlığı, RTÜK, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ve Hazine Müsteşarlığının 2017 yılı bütçeleri, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi.
TBMM Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı başkanlığında toplananTBMM Genel Kurulu'nda Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Başbakanlık, Sayıştay, yüksek yargı, MİT, MGK, Diyanet İşleri Başkanlığı, RTÜK, Hazine Müsteşarlığı ile Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçelerinin görüşmeleri tamamlandı.
Genel Kurulda, bugün kurumların 2017 yılı bütçesinin görüşmelerine geçildi.
TBMM Genel Kurulu'nda, bugünkü ilk oturumda Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, Kamu Denetçiliği Kurumu, MİT, MGK Genel Sekreterliği, Diyanet İşleri Başkanlığı, RTÜK, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ve Hazine Müsteşarlığı bütçeleri ele alınacak.
AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, "Üniter yapımızı koruyarak, dünya uygulamalarındaki aksaklıkların da giderildiği, ülkemize uygun bir hükümet modelini Meclis belirlemelidir. Bunun adı 'başkanlık' da olabilir, 'cumhurbaşkanlığı sistemi' de olabilir, hiç fark etmez." dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde konuşan Tunç, hükümet sistemi değişikliğinin rejim değişikliği olmadığını ifade ederek, "Parlamenter sistem de başkanlık sistemi de demokratiktir ve cumhuriyet rejiminin içerisindedir. Hangisinin tercih edileceği kurucu iktidarın, yani Meclisin ve nihayetinde milletin yetkisindedir. Başkanlık sisteminde parlamento daha güçlüdür. Parlamentonun koyduğu kanunlar çerçevesinde icrai görev yapabilen, parlamentonun öngördüğü bütçeyle sınırlı olarak halka hizmet eden, seçimle gelip seçimle gidecek olan başkanın 'diktatör' olacağını iddia etmenin mantıki hiçbir izahı yoktur." görüşünü savundu.
Başkanlık sisteminde koalisyon ihtimalinin olmadığını ve istikrar ürettiğini belirten Tunç, "İstikrarın sonucu kalkınmadır, halkın refahının artması ülke ekonomisinin katlanarak büyümesidir. Üniter yapımızı koruyarak, dünya uygulamalarındaki aksaklıkların da giderildiği, ülkemize uygun bir hükümet modelini Meclis belirlemelidir. Bunun adı 'başkanlık' da olabilir, 'cumhurbaşkanlığı sistemi' de olabilir, hiç fark etmez. Anayasa değişikliğini Cumhurbaşkanımızın şahsına hapsetmeden, çocuklarımızın geleceğini düşünerek, daha geniş bir yaklaşım sergileyerek gelecekte muhtemel kriz tehlikesini ortadan kaldıralım, Cumhuriyetimizi güçlendirelim." diye konuştu.
AK Parti İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın milletle yaptığı toplantılarla Cumhurbaşkanlığı makamının soğuk, statükocu devlet kurumu olmaktan çıkarılarak "milletin evi" haline geldiğini vurguladı. Dalkılıç, "Sırf bu değişim bile, yapılması düşünülen Anayasa değişikliğinin ne kadar doğru, ne kadar milletimizin hayrına olduğunu göstermektedir." dedi.
AK Parti Hatay Milletvekili Orhan Karasayar, TBMM bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, 15 Temmuz darbe girişimi nedeniyle Mecliste 11 milyon 818 bin liralık maddi hasar meydana geldiğine dikkati çekerek, "Mecliste bir sığınak olmadığını o gece burada yaşadık. Her türlü afet ve saldırıya karşı donanımlı bir sığınak elzem haline gelmiştir. Demokrasiye karşı yapılan saldırıda alınan yarayı unutturmamak için bir demokrasi müzesi yapılması çok önemli." diye konuştu.
AK Parti İstanbul Milletvekili Haydar Ali Yıldız da Sayıştay bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, dünyada paradigma değişiklikler yaşandığını belirterek, "Adalet ve millet temelinde yeni bir paradigmayı inşa edebiliriz. Hepimizin bu medeniyet yürüyüşüne sunacak katkıları olacaktır. 15 Temmuz'da millet müthiş bir direniş ortaya koymuştur.15 Temmuz'da, Gezi'de, 17-25 Aralık'ta başaramadıklarını ekonomik enstrümanlarla Türkiye'ye diz çöktürmeye çalışıyorlar. Bizler yine milli ve yerli duruşumuza ve milli paramıza da sahip çıkarak yolumuza devam edeceğiz. Kimse Türkiye'yi bu kutlu yürüyüşünden geri döndüremeyecek." değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya, Anayasa Mahkemesi bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, AİHM'e yıllık 8 bin olan başvurunun 2-2 bin 500 aralığına indiğini belirterek, bunda AYM'ye yapılan bireysel başvuruların etkisi olduğunu savundu.
Özkaya, AİHM'e 2012 yılında 17 bin civarında başvuru olurken, Ekim 2016 itibarıyla bu sayının 7 bin 750'ye indiğini belirterek, "23 Eylül 2012 tarihinde başlayan bireysel başvuru kararıyla birlikte, bugüne kadar 65 binin üzerinde bireysel başvuru olmuştur ve bu 65 bin bireysel başvurunun yaklaşık yüzde 54'üne tekabül eden 43 bin 201'ini Anayasa Mahkemesi sonuçlandırmış ve bunlardan yüzde 22'sine idari ret, yüzde 21'ine birleştirme kararı, yüzde 54'üne de kabul edilmezlik kararları vermiş, yalnızca bin 339 bireysel başvuruyu kabul etmiştir. Bu da toplam başvurunun yüzde 3'üne tekabül etmekte olup ülkemizde son yıllarda insan haklarıyla ilgili ihlallerin ne kadar azaldığını göstermesi bakımından son derece önemlidir." ifadelerini kullandı.
İç hukukta hak arama sürecinde, AYM'nin referans niteliğinde önemli kararlarına AİHM'in atıf yaptığını ve iç hukukun tüketilmesi gereken etkin ve zorunlu bir yol olarak gördüğünü anlatan Özkaya, "Özellikle PKK'nın hendek ve çukur kazması sonrasında sokağa çıkma yasaklarıyla ilgili terörle mücadele kapsamında alınan kararlara yapılan bireysel başvuruları iç hukuk yolları tüketilmeden yapılmış olması nedeniyle reddetmiştir. Ayrıca, FETÖ mensuplarının müracaatlarını da yine aynı gerekçeyle reddetmiştir." dedi.
Özkaya, bireysel başvurunun kabul edilmiş olduğu süreçte AYM'nin aşırı iş yükü kapsamında değerlendirme yapmak ve yeni mekanizmaları da üretmeleri gereğine dikkati çekti.
AK Parti İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya, Yargıtay bütçesi üzerindeki konuşmasında, "Milletin yargıcı değil, Pensilvanya'daki vatan, millet ve istiklal düşmanının yargıcı olanlara ilişkin de Yargıtayda da değerlendirmeler, incelemeler yapılmış ve 126 Yargıtay üyesi önce tetkik hakimi olmuş ve daha sonra da HSYK'nın aldığı kararla meslekten ihraç edilmiştir." diye konuştu.
AK Parti Trabzon Milletvekili Salih Cora, adaletin vaktinde tecellisinin önemli olduğunun altını çizerek, bugünkü temel sorunun makul sürede yargılamanın yapılamamasından kaynaklandığını, hükümetin bu amaçla birçok alanda çalışmalar yaparak mesafe katettiğini söyledi. Adalet mekanlarının modernleştirildiğini, kaliteli insan gücüyle desteklendiği, teknolojik imkanlardan yararlanıldığını ifade eden Cora, alternatif çözüm yöntemlerinin de öncelikli hale geldiğine dikkati çekti.
AK Parti Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu, MİT bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, ciddi meydan okumalarla karşı karşıya olan Türkiye'de istihbaratın öneminin her geçen gün arttığına işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"FETÖ'nün gizli iletişim sistemlerini tespit ederek örgüt mensuplarının deşifresini sağlayan ByLock yazılımının kodlarının kırılması MİT Müsteşarlığının teknik istihbarat alanında yaptığı yatırımların önemini ortaya koyan somut bir örnektir. MİT'in, güvenlik güçlerimizin gerçekleştirdiği operasyonlara sağladığı anlık istihbarat desteği, terörle mücadele açısından kritik önemdedir. MİT'in çağın gereklerine uygun, değişime ayak uydurabilen, bölgesel ve küresel gelişmelere yönelik daha hızlı refleks gösterebilecek yetenek ve kapasiteye sahip olması ulusal güvenliğimiz ve çıkarlarımız bağlamında elzemdir."
AK Parti Manisa Milletvekili Murat Baybatur, MGK bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, "Darbe dönemlerinde, özellikle 28 Şubat postmodern darbeyi organize eden, lojistik sağlayan bir kurul olmaktan çıkarak, AK Parti döneminde yapılan değişiklikle, askeri kadro yerine sivil kurul üyelerinin ağırlıklı olarak oluşturduğu bir kurul haline gelmesi demokrasimizin kat ettiği mesafenin göstergesidir. MGK, devletin bekası yanında milletin ve bireylerin refahını doğrudan ilgilendiren, tehditlere karşı alınması gerekli tedbirler doğrultusunda ihtiyaç duyulması nedeniyle kurumsal yapı organizasyonunu geliştirme ve değiştirme zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır." ifadelerini kullandı.
AK Parti Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu da Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, 15 Temmuz ve sonrasındaki çalışmalarıyla gerçekleri dünyaya duyuran diyanet camiasına ve millete teşekkür ederek, "Allah katında yegane hak din olan İslam'ın terörle yan yana zikredilmesi, uluslararası şer odaklarının dini ve siyasi bir mühendislik projesidir. Maksat, İslam dünyasını her yönden atomize etmek ve böylece parçalayarak yeni bir dünya için alternatif olmaktan çıkarmaktır." dedi.
AK Parti İstanbul Milletvekili Hasan Turan ise Türk medyasının ilk kez çoğulcu ve demokratik görüntü vermeye başladığını savunarak, AK Parti iktidarında Türkiye'de hiç kimsenin salt gazetecilik yapmasından dolayı tutuklanmadığını, gözaltına alınmadığını söyledi. "Gazeteci sıfatıyla anılmak, hiç kimseye terör faaliyetinde bulunma yahut devlet sırlarını yayma gibi suçları işleme özgürlüğünü vermez." diyen Turan, İngiltere, Fransa, Almanya, İsveç, ABD ve daha birçok ülkenin bağımsızlığını ve güvenliğini sağlamak adına medyaya yasa düzeyinde birçok kısıtlama getirdiğini, medya mensupları mevzuat dışına çıktıklarında polis tarafından çeşitli şekillerde tartaklandığını, mesleki materyallerine el konulup gözaltına alındığını söyledi.
Turan, "Hal böyleyken batılı parlamenterler veya gazetecilerden bayrağımıza sarılıp uyuyanı, devlet başkanlarımızın karşısında yakasını ilikleyip ülkesini şikayet edeni gördünüz mü? Peki, o zaman, Avrupa'yı, ABD'yi bu yönüyle de örnek almak gerekmez mi? Vatanını yaşanmaz bulanlar, aslında, vatanını yaşanmaz kılanlardır." diye konuştu.
HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar, "Çoğulcu demokratik sisteme dönüş sinyali verirseniz dolar hızla düşer, ekonomik krizin derinleşmesinin önü kesilir. Bu ekonomik kriz siyasi bir krizdir, sebepleri siyasidir, diktatörlük heveslerinin yarattığı büyük gerilimin ekonomiye yansımasıdır." dedi.
TBMM Genel Kurulunda, Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerine konuşan HDP İstanbul Milletvekili Celal Doğan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kullandığı siyaset dili, kendine münhasır çalışkanlığı, dünya liderleriyle olan diyaloğu ile son zamanlarda en çok konuşulan şahıslardan biri olduğunu söyledi.
Doğan, "15 Temmuz'da ülkemizin maruz kaldığı darbe nedeniyle Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın hem şahsına hem ailesine en içten geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum." ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dış politikaya müdahalelerde bulunduğunu savunan Doğan, "Ülkenin tapusu olan Lozan'ı tartışmaya açma değil, ucundan kıyısından dolanmaya başladığınızda son komşumuz Yunanistan'ı da düşman hale getirdiniz." diye konuştu.
Türkiye'de HDP'ye karşı bir sansür olduğunu, 15 Temmuz'dan sonra bile ortaya çıkan birlik beraberlik ruhundan HDP'nin dışlandığını öne süren Doğan, 15 Temmuz'dan sonra gündemden düşen "başkanlık sistemi" tartışmalarının tekrar gündeme getirildiğini belirtti.
Yaşanan tartışmada başkanlık sisteminin içeriğinin boş olduğunu iddia eden Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Getirecekseniz getirin. Tabii ki başkanlık da demokrasinin içinde bir rejimdir. Yarı başkanlık, parlamenter sistem de demokratik rejim içindedir ama içine ne koyduğunuza bağlıdır bu. Başkanlık sisteminin adını da şimdi bir vesileyle yeni yol arkadaşınızla düzeltip Cumhurbaşkanlığına döndürdüğünüzü görüyorum. İçine ne koyacağınız o rejimin adını tarif eder. Adının cumhurbaşkanlığı, başbakanlık olması bizi tatmin etmez. Hod-be-hod bir kuvvetler ayrılığı var mı? Başkan, milletvekili seçiminde inisiyatif sahibi olacak mıdır?"
Celal Doğan, 15 Temmuz'dan sonra başkanlık meselesinde sükuta ermiş bir hava olduğunu vurgulayarak, "Bir gün Sayın Devlet Bahçeli dedi ki; 'Bu fiili durumu düzeltmemiz gerekir'. Ama bu fiili durumu düzeltmemiz gerekirken bazı tehlikelerden bahsettiler. Ben sadece bu cümleyle Sayın Bahçeli'nin bu meseleye sarılmasının yeterli olduğuna inanmıyorum. Gerçekten ülkenin rejimi gelecekte başka bir cuntanın veya bir vesayet rejiminin tehdidi altında olduğunu gördüğü için bu yola başvurdu. Bu konuda bizi tatmin ederse, Meclise bu konuda yeteri kadar bilgi verirse, gittiği yola saygı duyarım." değerlendirmesinde bulundu.
HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar da TBMM Başkanlığı, Sayıştay Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Yargıtay Başkanlığı, Danıştay Başkanlığı, Kamu Denetçiliği Kurumu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçeleri üzerinde konuştu.
Tutuklu HDP milletvekillerinin durumunu anımsatan Sancar, AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'da 7 Haziran seçimlerinin ardından HDP'ye yönelik bir öfke ve hınç oluştuğunu savundu.
Yargının yürütmeye bağlandığı ülkelerde diktatörlüğün hüküm sürdüğünü, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yürütmeye ve yargıya talimat verdiğini, tarafsızlığını yitirdiğini iddia eden Sancar, HDP milletvekillerinin de bu talimatlar doğrultusunda tutuklandığını öne sürdü.
Sancar, HDP'liler hakkındaki iddianameleri hazırlayan savcıların hepsinin FETÖ soruşturmaları kapsamında tutuklandığını belirterek, "Yargı çökmüş durumda. Kim hangi işi yapıyor, hangi savcı hangi davaya bakıyor belli değil. Ortada hukuk yok. Ortada olan şey keyfi bir düzendir." dedi.
HDP Eş Genel başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş'ın tek kişilik hücrelerde tutulduğunu, tutuklu HDP milletvekillerine intikam alma hevesi ile davranıldığını savunan Sancar, "Tek başına yönetim hırsı daha derin kaos, krizler getiriyor. Çoğulcu demokratik sisteme dönüş sinyali verirseniz dolar hızla düşer, ekonomik krizin derinleşmesinin önü kesilir. Bu ekonomik kriz siyasi bir krizdir, sebepleri siyasidir, diktatörlük heveslerinin yarattığı büyük gerilimin ekonomiye yansımasıdır." diye konuştu.
HDP Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım da Şemdinli Belediye Başkanı Seferi Yılmaz'ın bu sabah tutuklandığını, Diyarbakır Yenişehir ve Kayapınar belediye başkanlarının da gözaltına alındığını anımsatarak, Yılmaz'ın 2007 yılında yaptığı bir konuşma gerekçesiyle tutuklandığını söyledi.
Türkiye'de medyanın hiçbir zaman özgür ve bağımsız olamadığını savunan Yıldırım, "Eski Türkiye'de medya siyasete istikamet veriyordu, yeni Türkiye'de ise mevcut iktidar tarafından medya yok edildi, çoğulculuğu kaybedildi, tek sese, tek renge, vesayet altındaki medyaya dönüştürüldü. Zor ama onurlu şekilde kendilerine düşen görevi yapmaya çalışan basın mensupları da işten atılır, gözaltına alınır, tutuklanır, sarı basın kartları iptal edilir ama bağımsız, tarafsız kalmaya, iktidarın baskı politikalarına rağmen onurlarını korumaya çalışırlar." ifadesini kullandı.
RTÜK'ün Anayasa ile kurulmuş bir kurul olduğunu anımsatan Yıldırım, kanun hükmünde kararnamelerle RTÜK'ün lağvedilerek, radyo ve televizyonların kapatıldığını, KHK'ların Anayasaya baskın hale getirildiğini öne sürdü.
HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan da esnafın iş yapamaz halde olduğunu, caddelerin kiralık işyerleriyle dolu olduğunu söyledi.
Özel sektörde yatırımın negatife doğru gittiğini, işsizlik rakamlarının arttığını ve Türkiye'nin 1976'dan bu yana ilk defa G-20'den düştüğünü öne süren Paylan, "Artık G-20'de değiliz. Sayın Cumhurbaşkanının artık G-20 toplantılarına gidemeyeceğinden haberi var mı?" diye sordu.
Kişi başı milli gelirin 10 bin dolar seviyesinden 7 bin dolar seviyesine düştüğünü, uluslararası yatırımcıların son 2 yıldır Türkiye'den kaçmak, yatırımını kurtarmak için plan yaptığını savunan Paylan, konut ve inşaat sektörünün gelişmesinin ekonomiyi sürdürülebilir hale getirmediğini, Yunanistan ve İspanya'nın da konut sektörüne yaptığı yatırımlar sonrasında krizler yaşadığına dikkati çekti.
Ekonominin kabinedeki bakanlar tarafından değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın danışmanları tarafından yönetildiğini öne süren Paylan, şöyle devam etti:
"Ekonomi nasıl yönetiliyor? Sayın Şimşek burada, kendisini geçen yıla göre çok dertli görüyorum. Sayın Ali Babacan'ın başkanlığında Ekonomi Koordinasyon Kurulu vardı. Herkes bilirdi ki Ali Babacan ekonomiyi yönetiyor. Şimdi Sayın Şimşek yönetiyor diyebiliyor musunuz? Ekonomi Koordinasyon Kuruluna Mehmet Şimşek başkanlık yapamıyor, Başbakan 'ben başkanlık yapacağım' dedi ve Başbakan da yapamadı. Sayın Cumhurbaşkanı hemen toplantıyı saraya aldı.
Ekonomi işin uzmanına, ehline verilir. Cemil Ertem girdiği her işi batırmış biri. Yiğit Bulut girdiği her işi batırmış bir insan. Kendisine ekonomist diyor ama ekonomiden anlamayan bir insan. Ekonomi rasyonalite üzerinedir. Ben Mehmet Şimşek'in ekonomi politikalarına katılmıyorum ama rasyonel olduğunu biliyorum. Cemil Ertem ve Yiğit Bulut aklı 1,5'dan aldı doları 3,5'a götürdü. Hükümeti uyarıyorum, ivedilikle iradeyi Cemil Ertem ve Yiğit Bulut'tan alıp Mehmet Şimşek'e vermezseniz o dolar daha da çıkar."
Bu arada HDP'li Sancar'ın konuşması sırasında TBMM'yi ziyaret eden Benin Cumhurbaşkanı Patrice Talon, TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın eşliğinde Genel Kurul çalışmalarını bir süre izledi. Birleşimi yöneten TBMM Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Talon'un gelişini Genel Kurul'a anons ederek, "Hoş geldiniz." dedi. Konuk Cumhurbaşkanı Talon, AK Parti, CHP ve MHP'li milletvekillerince alkışlandı.
Talon, Genel Kurul ziyaretinden önce TBMM Başkanı Kahraman ile birlikte, darbe girişiminde Meclisin hasar gören bölümlerini gezdi ve çiçek bıraktı.
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
Genel Kurulda, bugün kurumların 2017 yılı bütçesinin görüşmelerine geçildi.
TBMM Genel Kurulu'nda, bugünkü ilk oturumda Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, Kamu Denetçiliği Kurumu, MİT, MGK Genel Sekreterliği, Diyanet İşleri Başkanlığı, RTÜK, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ve Hazine Müsteşarlığı bütçeleri ele alınacak.
AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, "Üniter yapımızı koruyarak, dünya uygulamalarındaki aksaklıkların da giderildiği, ülkemize uygun bir hükümet modelini Meclis belirlemelidir. Bunun adı 'başkanlık' da olabilir, 'cumhurbaşkanlığı sistemi' de olabilir, hiç fark etmez." dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde konuşan Tunç, hükümet sistemi değişikliğinin rejim değişikliği olmadığını ifade ederek, "Parlamenter sistem de başkanlık sistemi de demokratiktir ve cumhuriyet rejiminin içerisindedir. Hangisinin tercih edileceği kurucu iktidarın, yani Meclisin ve nihayetinde milletin yetkisindedir. Başkanlık sisteminde parlamento daha güçlüdür. Parlamentonun koyduğu kanunlar çerçevesinde icrai görev yapabilen, parlamentonun öngördüğü bütçeyle sınırlı olarak halka hizmet eden, seçimle gelip seçimle gidecek olan başkanın 'diktatör' olacağını iddia etmenin mantıki hiçbir izahı yoktur." görüşünü savundu.
Başkanlık sisteminde koalisyon ihtimalinin olmadığını ve istikrar ürettiğini belirten Tunç, "İstikrarın sonucu kalkınmadır, halkın refahının artması ülke ekonomisinin katlanarak büyümesidir. Üniter yapımızı koruyarak, dünya uygulamalarındaki aksaklıkların da giderildiği, ülkemize uygun bir hükümet modelini Meclis belirlemelidir. Bunun adı 'başkanlık' da olabilir, 'cumhurbaşkanlığı sistemi' de olabilir, hiç fark etmez. Anayasa değişikliğini Cumhurbaşkanımızın şahsına hapsetmeden, çocuklarımızın geleceğini düşünerek, daha geniş bir yaklaşım sergileyerek gelecekte muhtemel kriz tehlikesini ortadan kaldıralım, Cumhuriyetimizi güçlendirelim." diye konuştu.
AK Parti İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın milletle yaptığı toplantılarla Cumhurbaşkanlığı makamının soğuk, statükocu devlet kurumu olmaktan çıkarılarak "milletin evi" haline geldiğini vurguladı. Dalkılıç, "Sırf bu değişim bile, yapılması düşünülen Anayasa değişikliğinin ne kadar doğru, ne kadar milletimizin hayrına olduğunu göstermektedir." dedi.
AK Parti Hatay Milletvekili Orhan Karasayar, TBMM bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, 15 Temmuz darbe girişimi nedeniyle Mecliste 11 milyon 818 bin liralık maddi hasar meydana geldiğine dikkati çekerek, "Mecliste bir sığınak olmadığını o gece burada yaşadık. Her türlü afet ve saldırıya karşı donanımlı bir sığınak elzem haline gelmiştir. Demokrasiye karşı yapılan saldırıda alınan yarayı unutturmamak için bir demokrasi müzesi yapılması çok önemli." diye konuştu.
AK Parti İstanbul Milletvekili Haydar Ali Yıldız da Sayıştay bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, dünyada paradigma değişiklikler yaşandığını belirterek, "Adalet ve millet temelinde yeni bir paradigmayı inşa edebiliriz. Hepimizin bu medeniyet yürüyüşüne sunacak katkıları olacaktır. 15 Temmuz'da millet müthiş bir direniş ortaya koymuştur.15 Temmuz'da, Gezi'de, 17-25 Aralık'ta başaramadıklarını ekonomik enstrümanlarla Türkiye'ye diz çöktürmeye çalışıyorlar. Bizler yine milli ve yerli duruşumuza ve milli paramıza da sahip çıkarak yolumuza devam edeceğiz. Kimse Türkiye'yi bu kutlu yürüyüşünden geri döndüremeyecek." değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya, Anayasa Mahkemesi bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, AİHM'e yıllık 8 bin olan başvurunun 2-2 bin 500 aralığına indiğini belirterek, bunda AYM'ye yapılan bireysel başvuruların etkisi olduğunu savundu.
Özkaya, AİHM'e 2012 yılında 17 bin civarında başvuru olurken, Ekim 2016 itibarıyla bu sayının 7 bin 750'ye indiğini belirterek, "23 Eylül 2012 tarihinde başlayan bireysel başvuru kararıyla birlikte, bugüne kadar 65 binin üzerinde bireysel başvuru olmuştur ve bu 65 bin bireysel başvurunun yaklaşık yüzde 54'üne tekabül eden 43 bin 201'ini Anayasa Mahkemesi sonuçlandırmış ve bunlardan yüzde 22'sine idari ret, yüzde 21'ine birleştirme kararı, yüzde 54'üne de kabul edilmezlik kararları vermiş, yalnızca bin 339 bireysel başvuruyu kabul etmiştir. Bu da toplam başvurunun yüzde 3'üne tekabül etmekte olup ülkemizde son yıllarda insan haklarıyla ilgili ihlallerin ne kadar azaldığını göstermesi bakımından son derece önemlidir." ifadelerini kullandı.
İç hukukta hak arama sürecinde, AYM'nin referans niteliğinde önemli kararlarına AİHM'in atıf yaptığını ve iç hukukun tüketilmesi gereken etkin ve zorunlu bir yol olarak gördüğünü anlatan Özkaya, "Özellikle PKK'nın hendek ve çukur kazması sonrasında sokağa çıkma yasaklarıyla ilgili terörle mücadele kapsamında alınan kararlara yapılan bireysel başvuruları iç hukuk yolları tüketilmeden yapılmış olması nedeniyle reddetmiştir. Ayrıca, FETÖ mensuplarının müracaatlarını da yine aynı gerekçeyle reddetmiştir." dedi.
Özkaya, bireysel başvurunun kabul edilmiş olduğu süreçte AYM'nin aşırı iş yükü kapsamında değerlendirme yapmak ve yeni mekanizmaları da üretmeleri gereğine dikkati çekti.
AK Parti İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya, Yargıtay bütçesi üzerindeki konuşmasında, "Milletin yargıcı değil, Pensilvanya'daki vatan, millet ve istiklal düşmanının yargıcı olanlara ilişkin de Yargıtayda da değerlendirmeler, incelemeler yapılmış ve 126 Yargıtay üyesi önce tetkik hakimi olmuş ve daha sonra da HSYK'nın aldığı kararla meslekten ihraç edilmiştir." diye konuştu.
AK Parti Trabzon Milletvekili Salih Cora, adaletin vaktinde tecellisinin önemli olduğunun altını çizerek, bugünkü temel sorunun makul sürede yargılamanın yapılamamasından kaynaklandığını, hükümetin bu amaçla birçok alanda çalışmalar yaparak mesafe katettiğini söyledi. Adalet mekanlarının modernleştirildiğini, kaliteli insan gücüyle desteklendiği, teknolojik imkanlardan yararlanıldığını ifade eden Cora, alternatif çözüm yöntemlerinin de öncelikli hale geldiğine dikkati çekti.
AK Parti Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu, MİT bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, ciddi meydan okumalarla karşı karşıya olan Türkiye'de istihbaratın öneminin her geçen gün arttığına işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"FETÖ'nün gizli iletişim sistemlerini tespit ederek örgüt mensuplarının deşifresini sağlayan ByLock yazılımının kodlarının kırılması MİT Müsteşarlığının teknik istihbarat alanında yaptığı yatırımların önemini ortaya koyan somut bir örnektir. MİT'in, güvenlik güçlerimizin gerçekleştirdiği operasyonlara sağladığı anlık istihbarat desteği, terörle mücadele açısından kritik önemdedir. MİT'in çağın gereklerine uygun, değişime ayak uydurabilen, bölgesel ve küresel gelişmelere yönelik daha hızlı refleks gösterebilecek yetenek ve kapasiteye sahip olması ulusal güvenliğimiz ve çıkarlarımız bağlamında elzemdir."
AK Parti Manisa Milletvekili Murat Baybatur, MGK bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, "Darbe dönemlerinde, özellikle 28 Şubat postmodern darbeyi organize eden, lojistik sağlayan bir kurul olmaktan çıkarak, AK Parti döneminde yapılan değişiklikle, askeri kadro yerine sivil kurul üyelerinin ağırlıklı olarak oluşturduğu bir kurul haline gelmesi demokrasimizin kat ettiği mesafenin göstergesidir. MGK, devletin bekası yanında milletin ve bireylerin refahını doğrudan ilgilendiren, tehditlere karşı alınması gerekli tedbirler doğrultusunda ihtiyaç duyulması nedeniyle kurumsal yapı organizasyonunu geliştirme ve değiştirme zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır." ifadelerini kullandı.
AK Parti Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu da Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, 15 Temmuz ve sonrasındaki çalışmalarıyla gerçekleri dünyaya duyuran diyanet camiasına ve millete teşekkür ederek, "Allah katında yegane hak din olan İslam'ın terörle yan yana zikredilmesi, uluslararası şer odaklarının dini ve siyasi bir mühendislik projesidir. Maksat, İslam dünyasını her yönden atomize etmek ve böylece parçalayarak yeni bir dünya için alternatif olmaktan çıkarmaktır." dedi.
AK Parti İstanbul Milletvekili Hasan Turan ise Türk medyasının ilk kez çoğulcu ve demokratik görüntü vermeye başladığını savunarak, AK Parti iktidarında Türkiye'de hiç kimsenin salt gazetecilik yapmasından dolayı tutuklanmadığını, gözaltına alınmadığını söyledi. "Gazeteci sıfatıyla anılmak, hiç kimseye terör faaliyetinde bulunma yahut devlet sırlarını yayma gibi suçları işleme özgürlüğünü vermez." diyen Turan, İngiltere, Fransa, Almanya, İsveç, ABD ve daha birçok ülkenin bağımsızlığını ve güvenliğini sağlamak adına medyaya yasa düzeyinde birçok kısıtlama getirdiğini, medya mensupları mevzuat dışına çıktıklarında polis tarafından çeşitli şekillerde tartaklandığını, mesleki materyallerine el konulup gözaltına alındığını söyledi.
Turan, "Hal böyleyken batılı parlamenterler veya gazetecilerden bayrağımıza sarılıp uyuyanı, devlet başkanlarımızın karşısında yakasını ilikleyip ülkesini şikayet edeni gördünüz mü? Peki, o zaman, Avrupa'yı, ABD'yi bu yönüyle de örnek almak gerekmez mi? Vatanını yaşanmaz bulanlar, aslında, vatanını yaşanmaz kılanlardır." diye konuştu.
HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar, "Çoğulcu demokratik sisteme dönüş sinyali verirseniz dolar hızla düşer, ekonomik krizin derinleşmesinin önü kesilir. Bu ekonomik kriz siyasi bir krizdir, sebepleri siyasidir, diktatörlük heveslerinin yarattığı büyük gerilimin ekonomiye yansımasıdır." dedi.
TBMM Genel Kurulunda, Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerine konuşan HDP İstanbul Milletvekili Celal Doğan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kullandığı siyaset dili, kendine münhasır çalışkanlığı, dünya liderleriyle olan diyaloğu ile son zamanlarda en çok konuşulan şahıslardan biri olduğunu söyledi.
Doğan, "15 Temmuz'da ülkemizin maruz kaldığı darbe nedeniyle Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın hem şahsına hem ailesine en içten geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum." ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dış politikaya müdahalelerde bulunduğunu savunan Doğan, "Ülkenin tapusu olan Lozan'ı tartışmaya açma değil, ucundan kıyısından dolanmaya başladığınızda son komşumuz Yunanistan'ı da düşman hale getirdiniz." diye konuştu.
Türkiye'de HDP'ye karşı bir sansür olduğunu, 15 Temmuz'dan sonra bile ortaya çıkan birlik beraberlik ruhundan HDP'nin dışlandığını öne süren Doğan, 15 Temmuz'dan sonra gündemden düşen "başkanlık sistemi" tartışmalarının tekrar gündeme getirildiğini belirtti.
Yaşanan tartışmada başkanlık sisteminin içeriğinin boş olduğunu iddia eden Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Getirecekseniz getirin. Tabii ki başkanlık da demokrasinin içinde bir rejimdir. Yarı başkanlık, parlamenter sistem de demokratik rejim içindedir ama içine ne koyduğunuza bağlıdır bu. Başkanlık sisteminin adını da şimdi bir vesileyle yeni yol arkadaşınızla düzeltip Cumhurbaşkanlığına döndürdüğünüzü görüyorum. İçine ne koyacağınız o rejimin adını tarif eder. Adının cumhurbaşkanlığı, başbakanlık olması bizi tatmin etmez. Hod-be-hod bir kuvvetler ayrılığı var mı? Başkan, milletvekili seçiminde inisiyatif sahibi olacak mıdır?"
Celal Doğan, 15 Temmuz'dan sonra başkanlık meselesinde sükuta ermiş bir hava olduğunu vurgulayarak, "Bir gün Sayın Devlet Bahçeli dedi ki; 'Bu fiili durumu düzeltmemiz gerekir'. Ama bu fiili durumu düzeltmemiz gerekirken bazı tehlikelerden bahsettiler. Ben sadece bu cümleyle Sayın Bahçeli'nin bu meseleye sarılmasının yeterli olduğuna inanmıyorum. Gerçekten ülkenin rejimi gelecekte başka bir cuntanın veya bir vesayet rejiminin tehdidi altında olduğunu gördüğü için bu yola başvurdu. Bu konuda bizi tatmin ederse, Meclise bu konuda yeteri kadar bilgi verirse, gittiği yola saygı duyarım." değerlendirmesinde bulundu.
HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar da TBMM Başkanlığı, Sayıştay Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Yargıtay Başkanlığı, Danıştay Başkanlığı, Kamu Denetçiliği Kurumu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçeleri üzerinde konuştu.
Tutuklu HDP milletvekillerinin durumunu anımsatan Sancar, AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'da 7 Haziran seçimlerinin ardından HDP'ye yönelik bir öfke ve hınç oluştuğunu savundu.
Yargının yürütmeye bağlandığı ülkelerde diktatörlüğün hüküm sürdüğünü, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yürütmeye ve yargıya talimat verdiğini, tarafsızlığını yitirdiğini iddia eden Sancar, HDP milletvekillerinin de bu talimatlar doğrultusunda tutuklandığını öne sürdü.
Sancar, HDP'liler hakkındaki iddianameleri hazırlayan savcıların hepsinin FETÖ soruşturmaları kapsamında tutuklandığını belirterek, "Yargı çökmüş durumda. Kim hangi işi yapıyor, hangi savcı hangi davaya bakıyor belli değil. Ortada hukuk yok. Ortada olan şey keyfi bir düzendir." dedi.
HDP Eş Genel başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş'ın tek kişilik hücrelerde tutulduğunu, tutuklu HDP milletvekillerine intikam alma hevesi ile davranıldığını savunan Sancar, "Tek başına yönetim hırsı daha derin kaos, krizler getiriyor. Çoğulcu demokratik sisteme dönüş sinyali verirseniz dolar hızla düşer, ekonomik krizin derinleşmesinin önü kesilir. Bu ekonomik kriz siyasi bir krizdir, sebepleri siyasidir, diktatörlük heveslerinin yarattığı büyük gerilimin ekonomiye yansımasıdır." diye konuştu.
HDP Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım da Şemdinli Belediye Başkanı Seferi Yılmaz'ın bu sabah tutuklandığını, Diyarbakır Yenişehir ve Kayapınar belediye başkanlarının da gözaltına alındığını anımsatarak, Yılmaz'ın 2007 yılında yaptığı bir konuşma gerekçesiyle tutuklandığını söyledi.
Türkiye'de medyanın hiçbir zaman özgür ve bağımsız olamadığını savunan Yıldırım, "Eski Türkiye'de medya siyasete istikamet veriyordu, yeni Türkiye'de ise mevcut iktidar tarafından medya yok edildi, çoğulculuğu kaybedildi, tek sese, tek renge, vesayet altındaki medyaya dönüştürüldü. Zor ama onurlu şekilde kendilerine düşen görevi yapmaya çalışan basın mensupları da işten atılır, gözaltına alınır, tutuklanır, sarı basın kartları iptal edilir ama bağımsız, tarafsız kalmaya, iktidarın baskı politikalarına rağmen onurlarını korumaya çalışırlar." ifadesini kullandı.
RTÜK'ün Anayasa ile kurulmuş bir kurul olduğunu anımsatan Yıldırım, kanun hükmünde kararnamelerle RTÜK'ün lağvedilerek, radyo ve televizyonların kapatıldığını, KHK'ların Anayasaya baskın hale getirildiğini öne sürdü.
HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan da esnafın iş yapamaz halde olduğunu, caddelerin kiralık işyerleriyle dolu olduğunu söyledi.
Özel sektörde yatırımın negatife doğru gittiğini, işsizlik rakamlarının arttığını ve Türkiye'nin 1976'dan bu yana ilk defa G-20'den düştüğünü öne süren Paylan, "Artık G-20'de değiliz. Sayın Cumhurbaşkanının artık G-20 toplantılarına gidemeyeceğinden haberi var mı?" diye sordu.
Kişi başı milli gelirin 10 bin dolar seviyesinden 7 bin dolar seviyesine düştüğünü, uluslararası yatırımcıların son 2 yıldır Türkiye'den kaçmak, yatırımını kurtarmak için plan yaptığını savunan Paylan, konut ve inşaat sektörünün gelişmesinin ekonomiyi sürdürülebilir hale getirmediğini, Yunanistan ve İspanya'nın da konut sektörüne yaptığı yatırımlar sonrasında krizler yaşadığına dikkati çekti.
Ekonominin kabinedeki bakanlar tarafından değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın danışmanları tarafından yönetildiğini öne süren Paylan, şöyle devam etti:
"Ekonomi nasıl yönetiliyor? Sayın Şimşek burada, kendisini geçen yıla göre çok dertli görüyorum. Sayın Ali Babacan'ın başkanlığında Ekonomi Koordinasyon Kurulu vardı. Herkes bilirdi ki Ali Babacan ekonomiyi yönetiyor. Şimdi Sayın Şimşek yönetiyor diyebiliyor musunuz? Ekonomi Koordinasyon Kuruluna Mehmet Şimşek başkanlık yapamıyor, Başbakan 'ben başkanlık yapacağım' dedi ve Başbakan da yapamadı. Sayın Cumhurbaşkanı hemen toplantıyı saraya aldı.
Ekonomi işin uzmanına, ehline verilir. Cemil Ertem girdiği her işi batırmış biri. Yiğit Bulut girdiği her işi batırmış bir insan. Kendisine ekonomist diyor ama ekonomiden anlamayan bir insan. Ekonomi rasyonalite üzerinedir. Ben Mehmet Şimşek'in ekonomi politikalarına katılmıyorum ama rasyonel olduğunu biliyorum. Cemil Ertem ve Yiğit Bulut aklı 1,5'dan aldı doları 3,5'a götürdü. Hükümeti uyarıyorum, ivedilikle iradeyi Cemil Ertem ve Yiğit Bulut'tan alıp Mehmet Şimşek'e vermezseniz o dolar daha da çıkar."
Bu arada HDP'li Sancar'ın konuşması sırasında TBMM'yi ziyaret eden Benin Cumhurbaşkanı Patrice Talon, TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın eşliğinde Genel Kurul çalışmalarını bir süre izledi. Birleşimi yöneten TBMM Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Talon'un gelişini Genel Kurul'a anons ederek, "Hoş geldiniz." dedi. Konuk Cumhurbaşkanı Talon, AK Parti, CHP ve MHP'li milletvekillerince alkışlandı.
Talon, Genel Kurul ziyaretinden önce TBMM Başkanı Kahraman ile birlikte, darbe girişiminde Meclisin hasar gören bölümlerini gezdi ve çiçek bıraktı.
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
