2010-02-17 - 13:45
CHP GRUP BAŞKANVEKİLLERİNİN BASIN TOPLANTISI?
CHP Grup Başkanvekilleri Okay, Anadol ve Kılıçdaroğlu'nun, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, gündemdeki "Demokratik Açılım" ve Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı'nın tutuklanması olayı ile ilgili basına brifing verildi.

CHP Grup Başkanvekilleri Okay, Anadol ve Kılıçdaroğlu'nun, parlamentoda düzenlediği
basın toplantısında, İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkındaki gensoru önergesini,
TBMM Başkanlığı'na sunduklarını bildirdi.

Önergede, ''demokratik açılım'' olarak adlandırılan projenin, dış
güçlerin de desteği ile siyasi iktidar tarafından ortaya konulduğu iddia
edildi.

''Proje ile nelerin öngörüldüğü, kimlerle hangi pazarlıkların yapıldığı,
bu kapsamda kimlere ne sözler verildiği ve nelerin hayata geçirilmesinin
planlandığı hakkında TBMM'ye ve kamuoyuna inandırıcı hiç bir açıklama
yapılmadığı'' ileri sürülen önergede, ''Sonucu belli olmayan, amaçları netlik
kazanmamış, hiçbir yasal dayanağı oluşturulmamış, ucu açık bir süreç, AKP
Hükümeti eliyle Türkiye'ye dayatılmak istenmiştir'' görüşüne yer verildi.

Ortaya konulan projenin ilk eş zamanlı fiili adımının, 17 Ekim 2009'da
gizli görüşme sonrası atıldığı, 19 Ekim 2009 tarihinde de uygulamaya konulduğu
belirtilen önergede, şunlar kaydedildi:

''Mahmur Kampı'ndan hareket eden 26 kişilik grup ile Kandil Dağı'ndan
hareket eden 8 kişilik terör örgütü üyesine, 19 Ekim 2009'da Habur Sınır
kapısından Türkiye'ye giriş yaptırılmıştır. Grubun Türkiye'ye ulaşmasından önce,
Habur gümrük sahasında mobil mahkeme salonu hazırlanmış, aralarında İçişleri
Bakanlığı Müsteşarı'nın da bulunduğu üst düzey kamu görevlilerinin hazır bulunduğu
karşılama için bir düzen kurulmuştur. Habur'da yaşanan süreci, siyasi iktidar ile
terör örgütü mensuplarının birlikle planladıkları, üzerinde anlaştıkları ve
hayata geçirmek üzere eş zamanlı olarak harekete geçtikleri, tartışmasız olarak
gözler önüne serilmiştir.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan özel yetkili savcılar; 34 kişinin
4 saat gibi kısa bir sürede ifadelerini alarak, bunlardan 29'unu serbest
bırakmıştır. 5 kişi ise TCK'nın 314. maddesi uyarınca terör örgütüne üye olma
suçundan tutuklama talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edilmiş, aynı gün bu 5 kişi
de serbest bırakılmıştır.

Kandil'den gelen terör örgütü üyelerinden birisinin, 'terör örgütü
elebaşının çağrısı üzerine geldiklerini, barış için talepleri olduğunu,
kendilerinin barışsever olduklarını' söylediği AA bültenine yansımıştır. TCK'nın
etkin pişmanlık başlıklı 221. maddesinin 2. fıkrasında, 'örgüt üyesinin, örgütün
faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü
olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde, hakkında cezaya
hükmolunmaz' hükmüne yer verilmiştir. Kandil'den gelenler mahkemenin hemen
ardından yaptığı açıklamalarda, terör örgütünden ayrılmadıklarını ifade
etmişlerdir. Habur'da serbest bırakılan terör örgütü üyelerinin, TCK'nin etkin
pişmanlık hükümlerinden nasıl yararlandırıldıkları sorusunun yanıtı, yargı
üzerinde yapılan ayarı gözler önüne sermektedir.''

''Demokratik açılım'' projesinin kurgusunun, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan ve İçişleri Bakanı Atalay tarafından uygulamaya sokulduğu anlatılan
önergede, ''Sayın Atalay her seferinde, süreci şeffaf bir şekilde yürüttüklerini
söyleme ihtiyacı duymuş, ancak her seferinde de eski bir milletvekilinin
itirafında olduğu gibi, devleti taahhüt altına sokan gizli görüşmeler içinde
bulunduğu ortaya çıkmıştır'' denildi.

Önergede, 19 Ekim 2009'da ortaya çıkan kurgunun, 17 Ekim 2009'da Atatürk
Orman Çiftliğinde Beşir Atalay tarafından müzakere edildiği ileri sürülerek, şu
görüşlere yer verildi:

''Hukuk devletlerinde Bakanlar, terör örgütünü muhatap alan, yasal
olmayan taahhütler içeren gizli görüşmeler yapamazlar. Hukuk devletlerinde herkes
için ayrı ayrı yargı düzeni kurulamaz. Demokratik açılım diye adlandırılan proje
kapsamında, terör örgütü mensuplarının yargı sürecini etkileyen, bu konuda özel
yargılama düzeni sağlamak için devletin olanaklarını seferber eden, terör örgütü
mensuplarının tutuklanmaması için hukuku çiğneyip, yargıyı yönlendiren
pazarlıkları yapan, bu amaçla gizli müzakereler yürüten Bakan Atalay hakkında
gensoru açılmasını arz ve teklif ederiz.''

CHP Grup Başkanvekili Hakkı Suha Okay,
Anayasanın 14. maddesinin istisnai hükmünden yararlanarak, bir gün bir
milletvekilinin de gözaltına alınabileceğini iddia etti.

Okay, ''Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in, Erzurum Özel
Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal'ın talebiyle, evinde ve makamında yapılan
aramanın ardından gözaltına alınması ve ardından da tutuklanması'' ile ilgili bir
soru üzerine, 15 Ocakta, ''bu olası uygulamayı hissettiği için'', Adalet Bakanı
Sadullah Ergin'in yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdiğini anımsattı.

Sürecin artık, ''emniyetin 'F' tipi kadrolaşmasının adliyeyi teslim
aldığı, kimi savcı ve hakimlerin Demokrat Parti'nin son dönemlerinde yaşanan
tahkikat komisyonları misyonunu üstlendiği ve Türkiye'de artık herkesin hukuksuz
olarak tutuklanacağı'' bir sürece dönüştüğünü iddia eden Okay, bu anlayışın
yakında Parlamento'ya ve milletvekillerine de yansıyabileceğini söyledi.

Hakkı Suha Okay, şöyle konuştu:

''Anayasa'nın 83. ve 14. maddeleri kapsamında bir gün bakarsınız,
Beşiktaş Adliyesi yerine şimdi Erzurum'daki özel yetkili savcılık, belki
milletvekillerini de gözaltına alacak ve tutuklayacaktır. Yapılan işlem şudur:
Başlangıçta Adalet Bakanı talimatıyla, müfettişler vasıtasıyla, savcıların
telefonları dinleniyordu. Daha sonraki süreçte Adalet Bakanlığı bir genelge
yayımlayarak; 'yargı mensuplarının kişisel suçları varsa bu suçları olağan sürece
göre değerlendirilecek' dedi.

Ceza Muhakemesi Kanununun 250. maddesi uyarınca, yargı mensubu olan
Erzincan Başsavcısı hakkında, 'terör örgütüyle bağlantısı olduğu' iddiasıyla bir
soruşturma başlatıldı ve ardından da tutuklandı. Peki iddia ne? Yargıya sızmak.
Eğer başsavcı olmazsa, yargıya sızabilecek miydi? Sızamayacaktı. Yargı görevinden
dolayı bir isnat var. Şimdi yargı görevinden olan isnadı bir kenara bırakıyorsun,
bunu kişisel suç halinde mütalaa ediyorsun. Kişisel suç olarak mütalaa
edildiğinden iktidarın da hoşgörüsüyle, yeni bir yargılama süreci başlatılmıştır.
Bundan sonra hiç bir kişinin, kurumsal sıfatı ne olursa olsun güvencesi
kalmamıştır. Her an herkes, gözaltına alınabilir, tutuklanabilir. Türkiye'de
hukuk katledilmiştir. Hukuka takla attırmanın ötesindedir bu olay. Bu süreç,
birileri için sürek avı haline dönüşmüştür. Hiç bir hukuksal tutarlılığı yoktur.
Sadece birilerinin talimatıyla, 'ben yaptım oldu' anlayışı ile yeni bir polis
devleti hukuku yaratılmıştır.''

Okay, ''savcıların, milletvekillerinin dokunulmazlıklarını delip
delemeyeceği'' yönündeki bir soru üzerine, Anayasa'nın 14. maddesinin
milletvekili dokunulmazlığına istisna getirdiğini söyledi.

Bu maddenin, ağır cezalık bir suçta ''dokunulmazlık zırhının olmadığını''
içerdiğini belirten Okay, ''14. maddenin istisnai hükmünden yararlanarak bir gün
bir milletvekili de gözaltına alınabilir'' dedi.

''Yarın başka bir özel yetkili savcı da imzasız bir evrakla canı
sıkılırsa, Yargıtay'da üst konumunda bulunan herkesi gözaltına aldırabilir,
tutuklatabilir'' diyen Okay, bunun çok vahim bir gidiş olduğunu kaydetti.

Hakkı Suha Okay, Sivas katliamını, Ergenekon'a bağlamak isteyen bir
arayış içinde olunduğunu da iddia etti.

Başka bir soru üzerine ise Okay, ''Artık hakimler ve savcılar değil,
hakim ve savcılara hükmedenlerin tasarrufuyla oluyor bazı şeyler maalesef'' diye
konuştu.

CHP Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu ise bir gazetecinin, ''Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın ifadesiyle, 'yalama' olan gensoru önergesini neden tekrar
işletiniz?'' sorusu üzerine, ''Başbakan Erdoğan'ın 'yalama' sözcüğünü
kullanmasını kendi engin kültürüne veriyoruz'' dedi.

Başbakan Erdoğan'ın, gensorunun baştan reddedileceğini taahhüt etmesinin,
yasama organı üzerindeki baskıyı açıkça gösterdiğini ileri süren Kılıçdaroğlu,
Erdoğan'ın, milletvekillerini yasama organının bir üyesi olarak değil,
''askerleri'' olarak gördüğünü ileri sürdü.

''Bir yerde, AK Parti'nin yargıya müdahale ettiğini biliyorsak, bunun
kanıtlandığı bir gerçekse, o zaman güçler ayrılığı ilkesine ve demokrasiye inanan
bir siyasi partinin bunu sorgulanması gerekir. Sorgulanacak yer de TBMM'dir''
diyen Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın bundan rahatsız olduğunu öne sürdü.

Kemal Kılıçdaroğlu, ''Sayın Cemil Çiçek, Erzincan savcısına telefon
ettiğinde, savcı 'emredersiniz, gereğini hemen yaparım' deseydi, bunlar olacak
mıydı? Olmayacaktı'' dedi.

Eski milletvekili Hatip Dicle'nin yaptığı açıklamayla, ''Kralın çıplak
olduğunun'' öğrenildiğini ileri süren Kılıçdaroğlu, AK Parti'nin kendi hukukunu
oluşturduğunu, gücünü hukuk zemininde ''sopaya dönüştürdüğünü'' iddia etti.

CHP'li Kılıçdaroğlu, AK Parti'nin zemin kaybettikçe baskılarını
artıracağını ileri sürerek, ''Aramalara, gözaltılara hazırız. Ne yaparlarsa
yapsınlar, hukukun üstünlüğünü AKP'ye rağmen sağlayacağız'' diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, ''(Gözaltılara hazırız) dediniz. Bir kaygınız mı var?''
sorusuna, ''Bu uygulama ile artık hiç kimsenin hukuk güvencesi kalmadı. Bugün
başsavcıya yapılan işlem, trendin yükseltilerek devam ettirileceğini gösteriyor.
Kaygımızın, korkumuzun olmadığını ama bunun mutlaka Parlamento zemininde
sorgulanacağını ifade ediyoruz'' karşılığını verdi.

Kemal Anadol da ''Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Erzincan'da Başsavcı
İlhan Cihaner'in tutuklanması ve Habur'da PKK'lıların serbest bırakılmasıyla
ilgili inceleme başlattı. Bu incelemeyi nasıl yorumluyorsunuz, acaba kapatmayla
ilgili hissettirme mi var?'' sorusuna, ''Cumhuriyet Başsavcılığı, yasal
yetkilerini kullanıyor. Bunu herhangi bir şekilde yorumlamak, hissettirmek
konusundaki sözleri ile irtibat kurmak yanlıştır. Çok büyük hukuk ihlalleri söz
konusu olduğu için, Başsavcılık üzerine düşen görevi yapmaktadır'' yanıtını
verdi.

''İncelemenin ardından yeni bir kapatma davasının gündeme gelip
gelemeyeceğinin'' sorulması üzerine ise Anadol, ''Bilemeyiz, varsayım üzerinden
bunları yanıtlamak yanlış'' dedi.

Kemal Anadol, ''Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı, daha önce İsmailağa
cemaatine karşı yürüttüğü soruşturma nedeniyle mi gözaltına alındı ve
tutuklandı?'' sorusuna, ''Tamamen ona dayanan bir olay. Cemil Çiçek, bizzat
telefon ederek, 'İsmailağa cemaatine dokunma' talimatını verdi'' karşılığını
verdi. (13:45)