2013-04-01 - 11:00
CHP İstanbul Milletvekili Müslim Sarı, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında 2012 büyüme rakamları ve genel ekonomik gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
CHP İstanbul Milletvekili Müslim Sarı, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında 2012 büyüme rakamları ve genel ekonomik gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
2012 büyüme rakamlarının bugün açıklandığını belirten CHP'li Sarı, büyümenin hızla düştüğüne dikkat çekti.
2010 yılında yüzde9.2,2011 yılında da yüzde8.8 büyüyen ekonominin 2012 yılında sadece yüzde2.2 büyüyebildiğine işaret eden Sarı, " 2011 yılında hazırlanan Orta Vadeli Program (OVP)'da 2012 yılı için konulan hedef yüzde 4'tür. Bir sonraki OVP'de ise bu hedef yüzde 3,2'ye revize edilmiş olmasına rağmen büyüme hedefleri tutmamıştır." dedi
CHP İstanbul Milletvekili Müslim Sarı, sözlerine şöyle devam etti:
"Büyüme hızı son sekiz çeyrektir azalmaktadır. Türkiye AKP hükümetleri dönemi boyunca ancak tarihsel ortalamaları kadar büyüyebilmiştir. AKP döneminde çok yüksek oranda büyüdüğümüz gerçek değildir. Türkiye ekonomisi 2003-2012 dönemini kapsayan son 10 yılda ortalama yüzde 5 büyümüştür. Bu oran tarihsel ortalamalarımız kadardır. Çünkü 1923 yılından bu yana Türkiye ekonomisi ortalamalarda yüzde 5 büyümüştür.
Türkiye ekonomisinin büyüme performansı diğer gelişmekte olan ülkelere (GOÜ) kıyasla daha kötüdür. 2003-2007 dönemini kapsayan kriz öncesi dönemde Türkiye ekonomisi yüzde6.9 oranında büyürken, diğer GOÜ bu dönemde yüzde7.6 oranında büyümüştür. 2008-2012 dönemini kapsayan kriz sonrası dönemde ise Türkiye ekonomisinin büyüme hızı çok sert bir biçimde azalarak yüzde 3,2'ye düşmüştür. Aynı dönemde GOÜ büyümesi ise daha az gerileyerek yüzde 5,5 civarına inmiştir. Türkiye ekonomisinin dünyanın diğer GOÜ' ine nazaran daha sert küçülmesi ülkemize özgü bir sorunun varlığına işaret etmektedir. Özetle, Türkiye'nin bu dönemde dünyadan ayrışma sürecinin hızlandığı söylenebilir.
Büyüme hızındaki düşmeye paralel olarak işsizlik rakamları da yeniden çift haneli seviyelere ulaşmıştır. 2009 yılında yüzde 14'e ulaşarak zirveye çıkan genel işsizlik oranı, sonrasında gelen yüksek büyümeler sayesinde 2010 ve 2011 yıllarında sırasıyla yüzde11,9 ve yüzde 9,8'e gerilemiştir. 2011 yılındaki bu rakam 2001 krizinden sonra karşılanan en düşük seviye olmuştur. Ancak 2012 yılının sonbaharından iitibaren yükselişe geçen işsizlik rakamları yıl sonunda yeniden çift haneli rakamlara ulaşarak yüzde 10,1'e ulaşmıştır.
İşsizlik hedefleri tutmamıştır. Bu rakam, OVP hedeflerinin üzerindedir. Çünkü OVP'de 2012 yılı için konan işsizlik oranı hedefi yüzde 9'dur. Bu gerçekleşmeler karşısında, yine OVP'de belirlenen orta vadeli işsizlik rakamı hedeflerinin ulaşılabilir olmadığı neredeyse kesinlik kazanmıştır (OVP işsizlik hedefleri 2013, 2014 ve 2015 yılları için sırasıyla yüzde 8,9, 8,8 ve 8.7'dir)
Mevcut işsizlik oranları geçmiş dönem ortalamalarının çok üzerindedir. Türkiye'nin 1980'li yıllar boyunca işsizlik ortalaması sadece yüzde 8,3'tür. Siyasal istikrarsızlıklarla malul 1990'lı yıllar boyunca bile işsizlik oranı yüzde 8,2 seviyesinde kalmıştır. 2001 krizinden sonra çift haneli rakamlara çakılı kalan işsizlik oranları, bize AKP iktidarlarının işsizliğe bir çözüm bulamadığını göstermektedir. Özetle ne adına "Türk Mucizesi" denen bir yüksek büyüme dönemi vardır ne de işsizlik sorununa çözüm bulan bir büyüme hikayesi mevcuttur.
2012 yılında cari işlemler açığındaki gerileme büyümedeki fedakarlığa oranla çok yavaştır. Önceki yıl 75 milyar doları aşarak rekor kıran cari işlemler açığı, 2012 yılında yaklaşık 28 milyar dolar gerileyerek 47 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Ancak bu iyileşme büyümeden yapılan fedakarlığa oranla son derece sınırlıdır. Çünkü 28 milyar dolarlık bir cari işlemler açığı iyileşmesine karşın büyüme oranı neredeyse dört kat küçülmüştür (yüzde 8,5'ten yüzde 2,2'ye).
Türkiye'ye 2012 yılında ihtiyaçtan fazla finansman gelmiştir. 2011 yılında verilen 75,1 milyar dolarlık cari açık için sağlanan finansman 73,3 milyar dolar civarında kalırken, 2012 yılında 46,9 milyar dolarlık cari açık için 67,6 milyar dolar finansman sağlanmıştır. Başka bir ifade ile Türkiye, geçen yıl ihtiyaç duyduğundan 20 milyar dolar daha fazla dış finansman sağlamıştır. 2013 yılının yıllıklandırılmış Ocak rakamlarına baktığımızda bu tablo daha da belirginleşir. Çünkü bu yılın Ocak ayı itibarıyla 46,8 milyar dolar cari açık veren Türkiye, 74 milyar dolar dış finansman sağlamıştır. Yani ihtiyaçtan tam 27.2 milyar dolar daha fazla?Bu rakamlar Türkiye'nin bir sıcak para cennetine dönüştüğünü göstermektedir.
Ödemeler dengesinin finansmanının kalitesi hızla bozulmaktadır. 2011 yılında 13,7 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye yatırımı alan Türkiye, geçtiğimiz yıl bu alanda sadece 8,3 milyar dolarlık kaynak sağlayabilmiştir. Buna karşın, Ağustos 2012'de yıllıklandırılmış rakam olarak sadece 13,5 milyar dolar olan portföy yatırımları, Ocak 2013'e geldiğimizde 41 milyar dolara ulaşmıştır. Yani son beş ayda Türkiye'ye yaklaşık 27,5 milyar dolarlık portföy yatırımı saikiyle para akmıştır. Benzer bir durum kredi kalemi için de geçerlidir. Geçtiğimiz yılın Kasım ayında 12,8 milyar dolar olan yurt dışından sağlanan krediler kalemi, sadece üç ay içinde 25,2 milyar dolara ulaşmıştır. Özetle, cari işlemler açığı her geçen gün daha fazla sıcak parayla ve borç yaratıcı kalemlerle finanse edilir hale gelmiştir.
2012 yılında enflasyon hedefi tutturulamamıştır. Hedef yüzde 5 ikin gerçekleşme yüzde 6,2 olmuştur. Hedefteki sapma yüzde 24'tür. Esasen enflasyon hedeflemesi sisteminin uygulandığı son 7 yılın 5'inde de enflasyon hedefleri ciddi oranlarda şaşmıştır. Örneğin, 2006 yılında hedef yüzde 74, 2007 yılında yüzde 110, 2008 yılında yüzde 153, 2011 yılında yüzde 89 ve 2012 yılında yüzde 24 sapmıştır. 2009 ve 2010 yıllarında ise hedefler revize edildiği için tutturulabilmiştir. Eğer hedeflerde revizyon gerçekleşmemiş olsaydı, 2009 ve 2010 yıllarında da hedefler sırasıyla yüzde 63 ve yüzde 60 oranlarında sapmış olacaktı. Sonuç olarak, gerek hükümetin gerekse Merkez Bankası'nın enflasyon hedeflerini tutturma konusundaki karnesi çok zayıftır.
2013 ve sonrasına dönük enflasyon hedeflerinin tutturulabileceğine ilişkin ciddi tereddütler söz konusudur. Enflasyon Şubat 2013 dönemi itibarıyla yüzde 7'ye ulaşmış bulunmaktadır. Geçtiğimiz yıl düşük yurtiçi talebe rağmen tutturulamayan enflasyon hedefinin, önümüzdeki dönem canlanması beklenen yurt içi talep karşısında tutturulabilmesi çok muhtemel gözükmemektedir.
Enflasyonda elde edilen tüm kazanımlara rağmen AKP dönemi enflasyon ortalamaları diğer GOÜ'lerin üzerindedir. 2003-2012 dönemini kapsayan son on yılda gelişmiş ülkelerin enflasyon ortalaması sadece yüzde 2 düzeyinde kalmıştır. Aynı dönemde GOÜ'de enflasyon yüzde 6,4 olarak gerçekleşmişken Türkiye'de bu oran ortalama yüzde 9,4 civarındadır. Yani tıpkı büyüme performansında olduğu gibi enflasyona dair rakamlarda da Türkiye dünyadan hızla ayrışmaktadır.
Sonuç olarak Türkiye ekonomisinde büyüme hızla düşmektedir. Önümüzdeki üç yılı kapsayan orta vadede de büyümenin yeniden canlanacağına ilişkin ciddi bir işaret söz konusu değildir.
Büyümedeki bu irtifa kaybı işsizlik oranlarını yeniden çift haneli rakamlara taşımıştır. Büyümeye ilişkin olumsuz beklentiler, işsizlik oranlarının daha da yukarıya çıkabileceğine ilişkin kaygıları beslemektedir.
Cari işlemler açığında kısmi bir iyileşme söz konusudur ancak bu iyileşme büyümede yapılan fedakârlığa göre bir hayli sınırlı kalmaktadır. Büyümenin beklenenden çok sert düşmesi buna karşın car işlemler açığının yeterince hızlı gerilemeyişi Türkiye'nin dış kırılganlığının önümüzdeki dönemde de devam edeceğini göstermektedir.
Tutturulamayan enflasyon hedefleri, Merkez Bankasının kredibilitesini her geçen gün aşındırmaktadır. Düşük yurt içi taleple tutmayan hedeflerin hükümet tarafından yurt içi talebin canlanmasının beklendiği bir konjöntürde nasıl tutturulabileceği açıklanmaya muhtaçtır.
Sonuçta, önümüzde büyümelerin küçük kalacağı, işsizliğin artacağı, dış kırılganlığın devam edeceği ve fiyatlar genel seviyesinin yüksek kalmaya devam edeceği bir ekonomik konjönktür bulunmaktadır." şeklinde konuştu.
H. Alper Durmaz
2012 büyüme rakamlarının bugün açıklandığını belirten CHP'li Sarı, büyümenin hızla düştüğüne dikkat çekti.
2010 yılında yüzde9.2,2011 yılında da yüzde8.8 büyüyen ekonominin 2012 yılında sadece yüzde2.2 büyüyebildiğine işaret eden Sarı, " 2011 yılında hazırlanan Orta Vadeli Program (OVP)'da 2012 yılı için konulan hedef yüzde 4'tür. Bir sonraki OVP'de ise bu hedef yüzde 3,2'ye revize edilmiş olmasına rağmen büyüme hedefleri tutmamıştır." dedi
CHP İstanbul Milletvekili Müslim Sarı, sözlerine şöyle devam etti:
"Büyüme hızı son sekiz çeyrektir azalmaktadır. Türkiye AKP hükümetleri dönemi boyunca ancak tarihsel ortalamaları kadar büyüyebilmiştir. AKP döneminde çok yüksek oranda büyüdüğümüz gerçek değildir. Türkiye ekonomisi 2003-2012 dönemini kapsayan son 10 yılda ortalama yüzde 5 büyümüştür. Bu oran tarihsel ortalamalarımız kadardır. Çünkü 1923 yılından bu yana Türkiye ekonomisi ortalamalarda yüzde 5 büyümüştür.
Türkiye ekonomisinin büyüme performansı diğer gelişmekte olan ülkelere (GOÜ) kıyasla daha kötüdür. 2003-2007 dönemini kapsayan kriz öncesi dönemde Türkiye ekonomisi yüzde6.9 oranında büyürken, diğer GOÜ bu dönemde yüzde7.6 oranında büyümüştür. 2008-2012 dönemini kapsayan kriz sonrası dönemde ise Türkiye ekonomisinin büyüme hızı çok sert bir biçimde azalarak yüzde 3,2'ye düşmüştür. Aynı dönemde GOÜ büyümesi ise daha az gerileyerek yüzde 5,5 civarına inmiştir. Türkiye ekonomisinin dünyanın diğer GOÜ' ine nazaran daha sert küçülmesi ülkemize özgü bir sorunun varlığına işaret etmektedir. Özetle, Türkiye'nin bu dönemde dünyadan ayrışma sürecinin hızlandığı söylenebilir.
Büyüme hızındaki düşmeye paralel olarak işsizlik rakamları da yeniden çift haneli seviyelere ulaşmıştır. 2009 yılında yüzde 14'e ulaşarak zirveye çıkan genel işsizlik oranı, sonrasında gelen yüksek büyümeler sayesinde 2010 ve 2011 yıllarında sırasıyla yüzde11,9 ve yüzde 9,8'e gerilemiştir. 2011 yılındaki bu rakam 2001 krizinden sonra karşılanan en düşük seviye olmuştur. Ancak 2012 yılının sonbaharından iitibaren yükselişe geçen işsizlik rakamları yıl sonunda yeniden çift haneli rakamlara ulaşarak yüzde 10,1'e ulaşmıştır.
İşsizlik hedefleri tutmamıştır. Bu rakam, OVP hedeflerinin üzerindedir. Çünkü OVP'de 2012 yılı için konan işsizlik oranı hedefi yüzde 9'dur. Bu gerçekleşmeler karşısında, yine OVP'de belirlenen orta vadeli işsizlik rakamı hedeflerinin ulaşılabilir olmadığı neredeyse kesinlik kazanmıştır (OVP işsizlik hedefleri 2013, 2014 ve 2015 yılları için sırasıyla yüzde 8,9, 8,8 ve 8.7'dir)
Mevcut işsizlik oranları geçmiş dönem ortalamalarının çok üzerindedir. Türkiye'nin 1980'li yıllar boyunca işsizlik ortalaması sadece yüzde 8,3'tür. Siyasal istikrarsızlıklarla malul 1990'lı yıllar boyunca bile işsizlik oranı yüzde 8,2 seviyesinde kalmıştır. 2001 krizinden sonra çift haneli rakamlara çakılı kalan işsizlik oranları, bize AKP iktidarlarının işsizliğe bir çözüm bulamadığını göstermektedir. Özetle ne adına "Türk Mucizesi" denen bir yüksek büyüme dönemi vardır ne de işsizlik sorununa çözüm bulan bir büyüme hikayesi mevcuttur.
2012 yılında cari işlemler açığındaki gerileme büyümedeki fedakarlığa oranla çok yavaştır. Önceki yıl 75 milyar doları aşarak rekor kıran cari işlemler açığı, 2012 yılında yaklaşık 28 milyar dolar gerileyerek 47 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Ancak bu iyileşme büyümeden yapılan fedakarlığa oranla son derece sınırlıdır. Çünkü 28 milyar dolarlık bir cari işlemler açığı iyileşmesine karşın büyüme oranı neredeyse dört kat küçülmüştür (yüzde 8,5'ten yüzde 2,2'ye).
Türkiye'ye 2012 yılında ihtiyaçtan fazla finansman gelmiştir. 2011 yılında verilen 75,1 milyar dolarlık cari açık için sağlanan finansman 73,3 milyar dolar civarında kalırken, 2012 yılında 46,9 milyar dolarlık cari açık için 67,6 milyar dolar finansman sağlanmıştır. Başka bir ifade ile Türkiye, geçen yıl ihtiyaç duyduğundan 20 milyar dolar daha fazla dış finansman sağlamıştır. 2013 yılının yıllıklandırılmış Ocak rakamlarına baktığımızda bu tablo daha da belirginleşir. Çünkü bu yılın Ocak ayı itibarıyla 46,8 milyar dolar cari açık veren Türkiye, 74 milyar dolar dış finansman sağlamıştır. Yani ihtiyaçtan tam 27.2 milyar dolar daha fazla?Bu rakamlar Türkiye'nin bir sıcak para cennetine dönüştüğünü göstermektedir.
Ödemeler dengesinin finansmanının kalitesi hızla bozulmaktadır. 2011 yılında 13,7 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye yatırımı alan Türkiye, geçtiğimiz yıl bu alanda sadece 8,3 milyar dolarlık kaynak sağlayabilmiştir. Buna karşın, Ağustos 2012'de yıllıklandırılmış rakam olarak sadece 13,5 milyar dolar olan portföy yatırımları, Ocak 2013'e geldiğimizde 41 milyar dolara ulaşmıştır. Yani son beş ayda Türkiye'ye yaklaşık 27,5 milyar dolarlık portföy yatırımı saikiyle para akmıştır. Benzer bir durum kredi kalemi için de geçerlidir. Geçtiğimiz yılın Kasım ayında 12,8 milyar dolar olan yurt dışından sağlanan krediler kalemi, sadece üç ay içinde 25,2 milyar dolara ulaşmıştır. Özetle, cari işlemler açığı her geçen gün daha fazla sıcak parayla ve borç yaratıcı kalemlerle finanse edilir hale gelmiştir.
2012 yılında enflasyon hedefi tutturulamamıştır. Hedef yüzde 5 ikin gerçekleşme yüzde 6,2 olmuştur. Hedefteki sapma yüzde 24'tür. Esasen enflasyon hedeflemesi sisteminin uygulandığı son 7 yılın 5'inde de enflasyon hedefleri ciddi oranlarda şaşmıştır. Örneğin, 2006 yılında hedef yüzde 74, 2007 yılında yüzde 110, 2008 yılında yüzde 153, 2011 yılında yüzde 89 ve 2012 yılında yüzde 24 sapmıştır. 2009 ve 2010 yıllarında ise hedefler revize edildiği için tutturulabilmiştir. Eğer hedeflerde revizyon gerçekleşmemiş olsaydı, 2009 ve 2010 yıllarında da hedefler sırasıyla yüzde 63 ve yüzde 60 oranlarında sapmış olacaktı. Sonuç olarak, gerek hükümetin gerekse Merkez Bankası'nın enflasyon hedeflerini tutturma konusundaki karnesi çok zayıftır.
2013 ve sonrasına dönük enflasyon hedeflerinin tutturulabileceğine ilişkin ciddi tereddütler söz konusudur. Enflasyon Şubat 2013 dönemi itibarıyla yüzde 7'ye ulaşmış bulunmaktadır. Geçtiğimiz yıl düşük yurtiçi talebe rağmen tutturulamayan enflasyon hedefinin, önümüzdeki dönem canlanması beklenen yurt içi talep karşısında tutturulabilmesi çok muhtemel gözükmemektedir.
Enflasyonda elde edilen tüm kazanımlara rağmen AKP dönemi enflasyon ortalamaları diğer GOÜ'lerin üzerindedir. 2003-2012 dönemini kapsayan son on yılda gelişmiş ülkelerin enflasyon ortalaması sadece yüzde 2 düzeyinde kalmıştır. Aynı dönemde GOÜ'de enflasyon yüzde 6,4 olarak gerçekleşmişken Türkiye'de bu oran ortalama yüzde 9,4 civarındadır. Yani tıpkı büyüme performansında olduğu gibi enflasyona dair rakamlarda da Türkiye dünyadan hızla ayrışmaktadır.
Sonuç olarak Türkiye ekonomisinde büyüme hızla düşmektedir. Önümüzdeki üç yılı kapsayan orta vadede de büyümenin yeniden canlanacağına ilişkin ciddi bir işaret söz konusu değildir.
Büyümedeki bu irtifa kaybı işsizlik oranlarını yeniden çift haneli rakamlara taşımıştır. Büyümeye ilişkin olumsuz beklentiler, işsizlik oranlarının daha da yukarıya çıkabileceğine ilişkin kaygıları beslemektedir.
Cari işlemler açığında kısmi bir iyileşme söz konusudur ancak bu iyileşme büyümede yapılan fedakârlığa göre bir hayli sınırlı kalmaktadır. Büyümenin beklenenden çok sert düşmesi buna karşın car işlemler açığının yeterince hızlı gerilemeyişi Türkiye'nin dış kırılganlığının önümüzdeki dönemde de devam edeceğini göstermektedir.
Tutturulamayan enflasyon hedefleri, Merkez Bankasının kredibilitesini her geçen gün aşındırmaktadır. Düşük yurt içi taleple tutmayan hedeflerin hükümet tarafından yurt içi talebin canlanmasının beklendiği bir konjöntürde nasıl tutturulabileceği açıklanmaya muhtaçtır.
Sonuçta, önümüzde büyümelerin küçük kalacağı, işsizliğin artacağı, dış kırılganlığın devam edeceği ve fiyatlar genel seviyesinin yüksek kalmaya devam edeceği bir ekonomik konjönktür bulunmaktadır." şeklinde konuştu.
H. Alper Durmaz
