2009-09-09 - 13:35
CHP GENEL BAŞKANI BAYKAL'IN BASIN TOPLANTISI?
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın randevu isteğini reddetmekten üzüntü duyacağını belirterek, ''Başbakan'ın başvurusunu reddetmek uygun değildir, doğru değildir bunu biliyorum ama biz bu sürecin hiçbir şekilde parçası olmayız'' dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın randevu isteğini reddetmekten
üzüntü duyacağını belirterek, ''Başbakan'ın başvurusunu reddetmek uygun değildir, doğru değildir
bunu biliyorum ama biz bu sürecin hiçbir şekilde parçası olmayız'' dedi.

Baykal, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısının ardından
soruları yanıtladı.

Bir soru üzerine, ''demokratik açılım'' çalışmalarıyla ilgili TBMM'de
gizli oturum yapılmasını çok yanlış bulduklarını ifade eden Baykal, ''Milletten
bu konuların saklanması doğru değildir. Bırakın milleti, partilerden saklıyor.
PKK'nın ne düşündüğünü kendisi biliyor, milletten onu saklıyor. Böyle bir
çalışmanın parçası olmak söz konusu olamaz'' dedi.

Başbakan Erdoğan'ın, Ramazan Bayramı'ndan sonra kendisinden randevu
isteyeceğini açıkladığının hatırlatılması üzerine de Baykal, şöyle konuştu:

''Başbakan'ın müracaatını reddetmekten üzüntü duyarım. Böyle bir şey
istemem. Başbakan'ın başvurusunu reddetmek uygun değildir, doğru değildir bunu
biliyorum ama biz bu sürecin hiçbir şekilde parçası olmayız. Bir randevu talebi
de yok zaten. Randevu talebi ortaya çıkarsa sorunun cevabı ortaya çıkar.''

''ŞİMDİ NİFAK SOKULDU''

Baykal, ''Başbakan Erdoğan sık sık 'Her türlü riski göze alacağım'
ifadesini kullanıyor. O risklerden biri de bölünme olabilir mi?'' sorusuna şu
karşılığı verdi:

''Başbakan'ın kendisi için alacağı riskler bizi ilgilendirmez. Başbakan
millet için risk alıyor, buna hakkı yok. Milletin riske girmesine, milli birliğin
riske girmesine yol açıyor. Bundan da en büyük zararı görecek olan, hayatını
güvenceye almış olan milyonlarca Kürt kökenli insandır. Milyonlarca Kürt kökenli
insan bu tartışma olduğu zaman tedirginliğe girmiştir. Herkes rahatsızlanmaya
başlamıştır. Böyle bir derdi yok Türkiye'nin. Kürt kökenli insanların ezici
çoğunluğunun da yok, Kürt kökenli olmayan vatandaşlarımızın da böyle bir sorunu
yok.

Kardeşçe yaşıyoruz, yaşamaya devam edeceğiz. Şimdi nifak sokuldu, fitne
sokuldu. Acaba elinde silah olan Kürt kökenli insanların dayattığı istikamete mi
gideyim, burada mı kalayım. Ne hakkınız var insanları bu acıya sürüklemeye, bu
ıstırabı yaşatmaya? Onları bölmeye ne ihtiyacı var Türkiye'nin? O insanlar çok
ciddi risk içinde. Gencecik bir çocuk çıkıyor diyor ki 'Benim liderim Apo, sizin
lideriniz Atatürk'. Bu süreci buraya getirdi. Bunlar televizyonda konuşulur hale
geldi. Konuşulan her söz Türkiye'yi çok ciddi bir şekilde sarsıyor, yaralıyor.
Kürt kökenli insanları da yaralıyor. O da kendini sorguluyor. 'Kürt kökenliyim.
Ben Atatürk'ü liderim olarak kabul ediyorum. O mu doğru, bu mu doğru' diyor. Buna
ihtiyaç var mı? Kim açtı bunları? Başbakan açtı Başbakan. Bu süreci o açtı. Çok
yanlış, çok tehlikeli.

Çıkış yolu, kimliklerimize saygı talep ederek kaynaşacağız.
Kimliklerimizi bilerek, özgürce yaşayarak hepimiz bütünleşeceğiz. Bu acıları
yaşayan bir sürü kesim var Türkiye'de. Alevilere yönelik de bu laflar zaman zaman
ortaya atılır. Ama ne oldu? Bölemediler. Aleviler çıktı, dedi ki 'Kesinlikle bunu
reddediyoruz. Biz azınlık değiliz, bu milletin bir parçasıyız' dediler. Az mı acı
çekti onlar? Hiçbir zaman kendilerini bu milli bütünlüğün dışında algılamadılar.
Kürt kökenli insanlarımızın ezici çoğunluğu da kendilerini büyük milli birliğin
parçası olarak düşünüyorlar. Niye onların huzurunu bozuyorsun Sayın Başbakan?
Niye onları bir etnik kimlik temelinde ayrışma konusunda baskı altına alan
adımlar atıyorsun?

Çok yazık, çok... Risk alıyormuş. Kendin için istediğin riski al ama
milleti riske sokuyorsun. Milleti riske sokmasına izin vermemek lazımdır. Bu
konuda da görev hepimizin.''

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'nin etnik temelde ayrıştırılmak istendiğini savunarak,
''Üzüntü verici olan nokta şudur: İktidar bu tuzağa düşmüştür, iktidar bu tuzağın içine girmiştir.
İktidar, bu konularda atacağı adımın hangi amaca hizmet edeceği noktasında bilinçsiz, duyarsız,
dikkatsizdir. İktidar, Türkiye'yi etnik ayrışmaya götürmek isteyenlere
alet olmaktadır'' dedi.

Trakya ve İstanbul'un sel felaketiyle karşı karşıya kaldığını
hatırlatarak sözlerine başlayan Baykal, ağır bir acı yaşandığını, can kaybı
olduğunu belirterek, bu acıyı yaşayan vatandaşlara başsağlığı ve geçmiş olsun
dileklerini iletti.

Bundan çıkarılması gereken ciddi sonuçlar olduğuna işaret eden Baykal,
tabiatın, pek çok medeni ülkede örneği görülmemiş tahribatı sık sık Türkiye'de
yaptığını, heyelan ve sel felaketlerinin birbiri ardına geldiğini söyledi.
Baykal, ''Bunların altında çarpık bir kentleşme politikasının yattığını, yanlış
yapılaşmanın ve yanlış bir kent imar düzeninin yattığını hepimiz çok iyi
biliyoruz. Bu konuları bir uyarı olarak alıp, bu konuların üzerinde ciddi şekilde
düşünme ihtiyacı vardır. Türkiye, yerleşme sorununu bütün boyutlarıyla
değerlendirmek zorundadır'' diye konuştu.

Siirt ve Hakkari'de dün yaşanan silahlı çatışmalarda 7 askerin şehit
olduğunu da anımsatan Baykal, bütün millete başsağlığı diledi.

''VERGİ CEZASININ HEDEFİ DEMOKRASİDİR''

Bugün Türkiye'nin çok önemli bir gelişmeyle daha karşı karşıya kaldığını,
bir medya grubuna 3 milyar 755 milyon liralık ceza tahakkuk ettirildiği haberinin
Türkiye'de herkesi bir kere daha düşündürdüğünü ifade eden Baykal, sözlerine
şöyle devam etti:

''Artık açıkça hepimiz görüyoruz ki bu uygulamanın muhatabı sadece bu
mali cezanın hedefi olarak seçilen insanlar ve grup değildir. Çok açıktır ki
bunun hedefi, Türkiye'de demokrasinin, hukuk devletinin bizatihi kendisidir.
Türkiye'deki iktidar yetkisinin her türlü hukuk, demokrasi, insan hakları
kaygısından kopuk bir şekilde nasıl kullanıldığını uzun süreden beri hepimiz
gözlemliyoruz ama yaşanan olayların, yaşanan olaylar karşısında toplumun
gösterdiği tepkinin iktidarı bu konularda yeni bir anlayışa yönlendiremediğine
tanık oluyoruz. Çok üzüntü verici bir olaydır. Öyle anlaşılıyor ki iktidar bugüne
kadar gerçekleştirdiği haksızlıkların, yanlışlıkların, baskının, zulmün toplumda
yarattığı tepki karşısında umursamazlığını, vurdumduymazlığını sürdürmektedir.
Umurunda değildir, bildiği yoldan şaşmamaktadır. Bildiği yol demokrasi, hukuk
devleti, insan hakları yolu değildir. Kendi hegemonyasını, kendi vesayetini,
kendi tartışılmaz iktidarını toplumun bütün bağımsız odaklarına kabul
ettirmektir.

Bu mücadeleyi uzun süreden beri götürüyordu. Bunun alanlarını hepimiz çok
iyi biliyoruz. Silahlı Kuvvetler bu mücadele alanı olarak bir süre önce çeşitli
olaylara sahne olmuştur. Yargı bu mücadelenin hedefidir, hedefi olmaya devam
ediyor. Önümüzdeki dönemde iktidarın yargıya tasallutunu görüyoruz. Onun
hazırlıkları ifade edilmiştir. Medya uzun süredir beri zaten bu baskının
hedefidir. Yıldırılmış, sindirilmiş, sesi çıkamaz hale getirilmiş, yapısı
değiştirilmiş, satın alınmış, susturulmuştur ama öyle anlaşılıyor ki hala
fevkalade mütevazı ölçülerde bağımsız anlayışını sürdürme çabasında, niyetinde
olan kuruluşlara karşı kararlı bir sindirme politikası uygulanacaktır.

Elbette bu konudaki tüm uygulamanın hukuki bir temelden yoksun olduğu en
kısa zamanda ortaya çıkacaktır. Bu konuda hiçbir tereddüt yok. Türkiye'de en çok
vergi veren bir kuruluşa, Türkiye tarihinin tanımadığı, görmediği, dünyada da
örneği ve benzeri kolayca gözükmeyen milyarlarca dolarlık bir ceza uygulaması
gerçekten hiçbir teknik anlayışla, hukuki vergi mülahazasıyla izah edilemez.
Bunun altında sindirme çabasının yattığı çok açık ve nettir.''

''YARGI HEDEFTE, MEDYA ZATEN GİTMİŞ''

Baykal, herkesin sindirilmeye, emir kumanda zinciri içine sokulmaya
çalışıldığını savunarak, ''Demokrasi sözünün bu kadar sık telaffuz edildiği bir
ortamda, demokrasi sözünü bu kadar çok telaffuz edenlerin bu uygulamaları,
onların içinde bulundukları çelişkiyi, tutarsızlığı açık bir şekilde ortaya
koymaktadır'' diye konuştu.

Bunun bir zulüm ve baskı rejimi arayışının ifadesi olduğunu iddia eden
Baykal, böylece hiçbir tarafsız, bağımsız muhalefet odağına müsamaha edilmesi
niyetinde olunmadığının ortaya konulduğunu savundu. Kendine güvenin insanların bu
yollara başvurmayacağını söyleyen Baykal, ancak gelecekten korkan, kendine güveni
olmayan, iktidardan uzaklaşmayı aklına yatıramayanların böyle yöntemlere
başvurduklarını ifade etti.

Konunun ''onun, bunun, filan grubun, falan gazetenin meselesi'' olarak
değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Baykal, buna karşı tepkiyi herkesin el
birliğiyle göstermesini istedi. Baykal, ''Küçük çatışmaların, aradaki çıkar
mücadelelerinin hiçbir anlamı yoktur. Olay bunu aşan bir nitelik taşımaktadır''
dedi.

Baykal, meşhur ''papazın hikayesi''nin akla geldiğini belirterek,
hikayeyi şöyle anlattı:

''Önce komünistleri aldılar, 'komünist değilim' dedik. Sonra
sosyalistleri aldılar, 'sosyalist değilim' dedik, sonra Yahudileri aldılar,
'Yahudi değilim' dedik. Bir süre sonra beni aldılar, baktım etrafımda kimse
kalmamıştı. Türkiye buraya doğru gidiyor.''

Bu konuda 2005'ten bu yana uyarılarda bulunduğunu dile getiren Baykal,
kadın, erkek bütün vatandaşları, ''devlete, Cumhuriyet'e sahip çıkmak üzere
göreve çağırdığını'' söyledi.

Türkiye'nin bütün kesimlerinin siyasi bir hegemonyanın kontrolü altına
sokulmak istendiğini savunan Baykal, ''Türkiye de bunu seyrediyor. Çok acı bir
tablodur. Yargı hedefte, medya zaten gitmiş. Bu son çırpınışları. Askerler bir
süre önce aynı mücadelenin muhatabı haline gelmişlerdi. Hepimiz görüyoruz'' diye
konuştu.

''O VERGİ DENETMENLERİ KİMLERDİR, KİM SEÇMİŞTİR?''

Bir medya grubuna kesilen vergi cezasının, iktidarın iradesi dışında, bir
grup vergi denetmeninin kendi kararıyla uyguladığının düşünülmemesini isteyen
Baykal, ''O vergi denetmenleri kimlerdir, kim seçmiştir?'' diye sordu.

Böyle bir olayın sorumluluğunu almanın kolay iş olmadığını ifade eden
Baykal, şöyle devam etti:

''Bu talimatı verenlerin de o sorumluluğu üstlenenlerin de ayrıca
irdelenmesi lazımdır. Bu çok temel bir olaydır. Bir rejim, demokrasi, hukuk
devleti sorunudur. Bu tabloyu üzüntüyle gördüğümü söylemeliyim. Çıkarılması
gereken bir diğer sonuç da bu süreci göre göre, bu sürecin sahiplerinin gözüne
girmek için sergilenen çabaların hiçbir anlam taşımadığının bir kez daha ortaya
çıkmış olmasıdır. Bir kez daha ilgililerin bunu değerlendirme mecburiyetiyle
karşı karşıya kaldıklarıdır. Gelen süreci bütün nitelikleriyle kavrayacaksınız,
fark edeceksiniz ama yine de o sürecin sizi himaye etmesi için şirinlikler
yapacaksınız, taklalar atacaksınız, göze girmeye çalışacaksınız ve ondan sonra
'güm' diye bu olacak. Buradan da alınması gereken dersler var.''

''HEDEF, DEVLETİ AYRIŞTIRMAK''

''Demokratik açılım'' tartışmalarına da değinen Baykal, 1.5 aylık süre
içinde, önce yaşanan sürecin isminde bir sorun yaşandığını, sürecin ''Kürt
açılımı'' diye başladığını, daha sonra ''demokrasi açılımı''na dönüştürülmek
istendiğini, daha sonra da ''milli birlik açılımı'' olarak nitelendirildiğini
ifade etti.

Baykal, şöyle devam etti:

''Bütün bu değişimler, iktidarın bu konudaki samimiyetsizliğini, olayı
kamufle etmek ihtiyacı içinde arayışa sürüklendiğini ortaya koyan tablodur.
Sadece bu isim konusundaki tereddüt dahi, bu sürecin ciddiyetiyle ilgili çok
ciddi soruları ortaya çıkarmıştır. Bu yaşanan süreç, bütün bu isimler bir yana,
bu isimlendirmenin günlük siyasal hedefleri vardır, bu yaşanan süreç aslında bir
müzakere sürecidir. Önce herkesin bunu çok iyi anlaması lazım.''

Müzakere sürecinin taraflarından birinin ''silahı, terörü kullanan ve
terörü, silahı kullananlara destek veren, onlarla dayanışma içinde olan
çevreler'' olduğunu ileri süren Baykal, diğer tarafta da AK Parti iktidarının
bulunduğunu öne sürdü.

Hükümetin beklentisinin, ''silahların bırakılması, anaların gözyaşının
dinmesi, Türk bayrağına sarılmış tabutların köylere, kasabalara gelmesine son
verilmesi'' olduğunun dile getirildiğini anlatan Baykal, bu beklentilerin
gerçekleşmesi için ''elinde silah bulunduran, teröre karar verebilen,
uygulayabilen merkezlerle müzakere yapıldığını'' iddia etti.

Bu merkezlerin ilk hedefinin ''Türk milletini ayırmak, milleti etnik
temelde ayrıştırmak'', daha sonraki hedeflerinin ise ''devleti ayrıştırmak''
olduğunu ileri süren Baykal, şunları söyledi:

''Onların hedefleri var. Diyorlar ki 'Anayasa'daki milleti tarifi
değişsin'. Bunu niye söylüyorlar, kimi rahatsız ediyor bu? Eğer sizin ayrışma
niyetiniz yoksa, hepimizin Anayasa'da tarif edilen şekliyle bir milletin parçası
olduğumuzun ifade edilmesi size niye rahatsız ediyor? Niye Arnavutları,
Gürcüleri, Çerkezleri, Arapları rahatsız etmiyor? Niye Anadolu'da yerleşmiş
milyonlarca Kürt kökenli insanımızı rahatsız etmiyor? Niye onlar bundan rahatsız
değil. Niye onlar bu devletin, bu milletin bir parçası olarak huzur içinde
yaşamayı memnuniyetle kabul ediyorlar da sen niye kabul etmiyorsun? Sen kimsin,
kimim sözcüsüsün sen? Hükümetin muhatap aldığı unsurları söylüyorum. Türkiye'de
Kürt kökenli milyonlarca insanın sözcüsü müsün? Onlar mı 'Türkiye'de bu millet
tarifi kaldırılsın, millet ayrıştırılsın, etnik temelde, ırk temelinde biz ayrı
bir millet olarak kabul edilelim, bunu sağlamak için silaha, teröre, şiddete
başvuralım, kavga edelim' diyorlar. Var mı böyle bir tablo? Yok. Böyle bir tablo
yok ama Türkiye'de birileri ve Türkiye dışında birileri bu beraberliği sarsmak
için büyük gayret gösteriyorlar.

Onların amacı, Türkiye'de yaşayan insanların, Kürt kökenli insanlarımız
başta olmak üzere demokratik hak ve özgürlüklerini daha da geliştirmek, onların
insan haklarını bütün diğer vatandaşlarımızla birlikte daha ileri götürmek,
onları bütün Türkiye'de saygın, etkin bir konuma taşımak değildir. Bunu herkesin
anlaması lazım. Onların amacı, derdi Kürt kökenli insanların, bireysel hak ve
özgürlüklerinin daha ileri götürülmesi değildir. Onlarla meşgul değiller. Hatta o
konuda belli bir tatmin düzeyine ulaşmış olanlar onların hedefidir, onları
rahatsız etmektedir. Çünkü onlar uyum, kaynaşma istemiyorlar. Onlar ayrışma
istiyorlar.

Tablo görülmüştür. Türkiye'de önümüzdeki dönemde gideceğimiz yer artık
insanlarımızın etnik kimliğine saygı gösterilmesi, etnik kimliklerinin gereği
olarak ana dillerini öğrenmeleri, konuşmaları, ana dillerini özgürce
kullanabilmeleri değildir. Artık bu aşılmıştır. Bu çok büyük ölçüde CHP'nin
mücadelesiyle aşılmıştır.''

-''İKTİDAR TUZAĞA DÜŞTÜ''-

Partisinin 20 yıl öncesinden bu konuda tutarlı bir mücadele verdiğini,
etnik kimliklerin farklı olmasının devlete tehdit oluşturmadığını söylediğini
ifade eden Baykal, bunları dile getirdikleri için suçlandıklarını ama şimdi
bunların aşıldığını, gelinen noktada bütün Türkiye'nin CHP'nin öncülüğünü yaptığı
bu mücadeleyi haklı bulduğunu vurguladı.

''Gelinen noktada ayrışma şu: Bu özgürce yaşanan etnik kimliği
kurumsallaştırarak, temellendirerek, hukuksal, anayasal temellere oturtarak,
milleti parçalayarak, ayrı bir millet inşası için ve giderek o milletin üzerine
ayrı bir siyasi yapılanma inşası için bir çıkış noktası olarak kullanalım mı,
kullanmayalım mı? Soru budur'' diye konuşan Baykal, artık etnik kimliğin
gereğinin özgürce yerine getirilmesinin tartışılmadığını söyledi.

Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''O nedenle kimse bize çıkıp Kürtçe konuşma şovlarıyla bunu anlatmaya
kalkmasın, o geride kaldı. Şimdi mesele, etnik kimliği bir siyasal ayrışmaya
dayanak yapacak mıyız, yapmayacak mıyız? Türkiye'nin önündeki soru budur.
Türkiye'de birileri bu etnik kimlik kabulünü bir siyasi ve milli ayrışma
noktasına, anayasal, hukuksal ayrışma noktasına çekmek istiyor. Eline silah
alanların amacı bu. Eline silah alanların amacı, hiçbir zaman insanların
demokratik hak ve özgürlüklerini tanımak olmadı. Onlar günü geldi en büyük zulmü
Kürt kökenli insanlara karşı yaptılar. Niçin? Çünkü ulusal kaynaşmanın içinde yer
alan Kürt kökenli insanlar onların hasmıdır. Onu bozmak istiyorlar. Bu, PKK'nın
hedefidir. PKK'ya bu hedefi verenler de çoğu kere yurt dışındaki merkezlerdir.
Onların hedefi de Orta Doğu coğrafyasını yeniden şekillendirmektir.

Türkiye, etnik temelde ayrıştırılmak isteniyor. Üzüntü verici olan nokta
şudur: İktidar bu tuzağa düşmüştür, iktidar bu tuzağın içine girmiştir. İktidar
bu konularda atacağı adımın hangi amaca hizmet edeceği noktasında bilinçsiz,
duyarsız, dikkatsizdir. Bu söylediklerim en hafif değerlendirmedir. Yani iyi
niyet varsayımıyla yapılan değerlendirmedir. Eğer böylesine bir iyi niyet söz
konusu değilse o zaman tablo çok farklıdır. Şu bir gerçek ki iktidar Türkiye'yi
etnik ayrışmaya götürmek isteyenlere alet olmaktadır.''

+++Haberin devamı ilgili dökümanlar bölümünde yeralmaktadır.