2018-12-19 - 20:40
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Toplantısı, Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakcı, AB Komisyonu Avrupa Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakereleri Genel Müdür Yardımcısı Maciej Popowski, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Christian Berger, AB Dönem Başkanı Avusturya?nın Ankara Büyükelçisi Ulrike Tilly ve komisyon üyesi milletvekillerinin katılımıyla TBMM'de yapıldı.
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Toplantısı, Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakcı, AB Komisyonu Avrupa Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakereleri Genel Müdür Yardımcısı Maciej Popowski, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Christian Berger, AB Dönem Başkanı Avusturya?nın Ankara Büyükelçisi Ulrike Tilly ve komisyon üyesi milletvekillerinin katılımıyla TBMM'de yapıldı.
Toplantıda AB Komisyonu Avrupa Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakereleri Genel Müdür Yardımcısı Maciej Popowski de Türkiye'nin AB için stratejik bir ortak olduğunu söyledi. "Taraflar ortak çıkar alanlarında birlikte çalışmaktadır." diyen Popowski, Türkiye'nin katılım için hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğü gibi bazı alanlarda yeterli ilerleme sağlamadığını savundu.
15 Temmuz darbe girişimi sonrası dönemdeki zorlukların altını çizen Popowski, Türkiye'nin artık hukukun üstünlüğü için adımlar atması gerektiğini belirtti ve OHAL'in kalkmasını önemli bir adım gördüklerini aktardı. OHAL komisyonunun daha etkin çalışmasını istediklerini belirten Popowski, vize serbestisi sürecinde Türkiye'nin kalan kriterleri yerine getirmesini beklediklerini ifade etti. Bunlardan biri olan Terörle Mücadele Kanunu'nun AB ile uyumlu hale getirilmesi gerektiğini istediklerini söyleyen Popowski, göç konusunda bazı zorluklar bulunduğunu, Türk yetkililerle bu konuda oldukça iyi bir iş birliği içinde bulunduklarını bildirdi.
AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Christian Berger ise Türkiye-AB ilişkilerinin daha iyi bir yöne ilerlemekte olduğunu, 26 Kasım'daki Siyasi Diyalog Toplantısı gibi son dönemde yapılan toplantıların olumlu görüldüğünü, olumlu gidişatın AB tarafında not edildiğini bildirdi.
"Türkiye AB?nin kilit stratejik ortağıdır." diyen Berger, temel meselelerde diyalog yoluyla birlikte çalışmak istediklerini, 2019?da Reform Eylem Grubu toplantısında ilan edilen reformların temel özgürlükler konusunda hemen uygulamaya geçmesini beklediklerini söyledi.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakcı, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu'nun 78. toplantısının 4 yıl aradan sonra Türkiye'de yapılan ilk KPK toplantısı olduğunu hatırlattı.
AB tarafından Türkiye'ye yöneltilen eleştirileri cevaplayan Kaymakcı, Türkiye'nin Avrupa değerlerini paylaştığını belirterek, "Ben de Avrupa değerlerinden dayanışmayı hatırlatmak isterim. 15 Temmuz 2016'da demokrasimize yapılan doğrudan saldırının ardından yeteri kadar dayanışma görmedik. Avrupa'dan destek mesajları geldi ama bunlar geç kalmış, zayıf ve koşullu geldi." dedi.
Avrupa prensiplerinden birinin de ayrımcılık yapmamak olduğunu kaydeden Kaymakcı, hiçbir aday ülkeye ayrımcılık yapılmaması gerektiğini vurguladı. AB'nin genişlemesinde şu anda odak noktasının Batı Balkanlar olduğunu dile getiren Kaymakcı, "Türkiye'ye ayrımcılık uygulanmamalı. Türkiye uzun zamandan beri aday ülke. Türkiye adil bir tavrı hak ediyor." diye konuştu.
Faruk Kaymakcı, Türkiye ile AB arasında 18 Mart 2016'da yapılan anlaşmaya değinerek, bu anlaşmadaki bazı konularla ilgili değerlendirmede bulundu. Türkiye'nin siyasi engellemeler olmasa AB katılım müzakerelerinde en az 25 başlık açabileceğini ve bunları bugün itibarıyla kapatmış olacağını ifade eden Kaymakcı, "Bize göre AB ile ilişkilerimizin omurgası katılımdır. Bize ayrıcalıklı ortaklık veya özel ilişki teklif etmeyin. Bu bizde zaten var. İlişkimiz zaten bugün ayrıcalıklı ve özeldir." ifadesini kullandı.
Avrupa Parlamentosunda (AP) hazırlanan Türkiye raporunun Türkiye'nin katılım perspektifine zarar vermemesi gerektiğini vurgulayan Kaymakcı, Türkiye'nin darbe girişiminden sonra zor zamanlar geçirdiğini ama reform sürecine devam ettiğini kaydetti. Kaymakcı, "Katılım müzakereleri reformlara devam etmenin en büyük itici gücüdür." dedi.
Gelecek aylarda Türkiye ile AB arasında enerji, ekonomi ve ulaştırma gibi alanlarda siyasi diyalog toplantılarının yapılacağını hatırlatan Kaymakcı, "Bunlar yararlı ve bunların Türkiye'yi katılıma yaklaştıracağını umuyoruz." diye konuştu.
Kaymakcı, Avrupa'nın göç konusuna önem verdiğini ve Türkiye'nin yükünü paylaşması gerektiğini söyledi. AB'nin Suriyeli sığınmacılar için Türkiye'ye 6 milyar avro ayırmaya söz verdiğini hatırlatan Kaymakcı, "3 milyar avro ayrıldı ve sözleşmeye bağlandı ancak şu ana kadar Suriyelilere 1,7 milyar avrosu ulaştı. 1,3 milyar avro hala yolda."
Kaymakcı, ikinci 3 milyar avronun görüşmelerinin sürdüğünü belirterek, birkaç gün içinde Suriyeli öğretmenlerin Suriyeli öğrencilere ders vermesini sağlayacak acil bir projenin imzalanacağını duyurmaya hazırlandıkları bilgisini aktardı. Kaymakcı, şöyle devam etti:
"AB'den beklentimiz fonların aktarılmasını hızlandırmaları ve fonları artırmaları. Türkiye olarak bugüne kadar 33 milyar dolar harcadık. AB, muhtemelen 2012'in sonuna kadar sadece 6 milyar avro harcamış olacak. AB fonlarının artırılması önemli. Umarım bu fonların harcanması tamamlandığında göç krizi bitmiş olur. Ama olmazsa mali yükün paylaşımı devam etmeli."
Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarının eleştirildiğini gördüklerini dile getiren Kaymakcı, terör örgütlerine karşı düzenlenen bu operasyonlarla AB ve NATO sınırlarının da korunduğunu vurguladı.
Kaymakcı, vize serbestisine de değinerek, bu konunun Türkiye'nin reformlara devam etmesine yardım edeceğini ifade etti. Kaymakcı, AB'nin vize serbestisi için talep ettiği Terörle Mücadele Kanunu'ndaki değişikliği konusunda ise Türkiye'nin güçlü bir terörle mücadele yasasına ihtiyaç duyduğunu çünkü Türkiye'nin aynı anda PKK, DEAŞ ve FETÖ gibi birçok hem terör örgütleriyle mücadele ettiğini söyledi.
Kaymakcı, "Orta veya Batı Avrupa'da gördüğümüz terörle mücadele kanunlarıyla aynı seviyede bir terörle mücadele yasamızın olması kolay değil. Bu durum Avrupalı dostlarımız tarafından iyi anlaşılıyor ve bu konuda esneklik gösterilmeli. "şeklinde konuştu.
Türkiye'nin 15 Temmuz sonrasında hukukun üstünlüğü alanında aldığı eleştirilere yanıt veren Kaymakcı, Türkiye'nin zor zamanlardan geçtiğini ancak OHAL'i kaldırdığını hatırlattı. Son yapılan Reform Eylem Grubu toplantısında reformlara devam etmek için cesur kararlar alındığını kaydeden Kaymakcı, yargı reformuyla hukukun üstünlüğünün artık tartışma konusu olmaktan çıkacağına işaret etti.
Kaymakcı, Türkiye'nin terörle mücadelede geçmişe kıyasla AB ile daha iyi bir iş birliği içinde olduğunu belirterek, "Terörle mücadele sadece DEAŞ ile sınırlı kalmamalı." dedi ve PKK konusunda Türkiye'nin AB'den beklentileri olduğunu söyledi. PKK/PYD/YPG'nin eleman bulması, finansmanı ve propaganda yapmasının engellenmesi konusunda AB'den beklentleri bulunduğuna işaret eden Kaymakcı, "Hem AP'den hem de AB'nin diğer kurumlarından görmek istediğimiz söylemden çok eylemdir." ifadesini kullandı.
AP'deki ve bazı Avrupa ülkelerindeki parlamento üyelerinden bazılarının FETÖ'nün ne kadar tehlikeli bir terör örgütü olduğunu anlamaya başladıklarını dile getiren Kaymakcı, Türkiye'nin Avrupa'daki dostlarından FETÖ üyelerinin iadesini istediğini vurguladı.
Gümrük Birliği'ne değinen Kaymakcı, bu konudaki güncellemenin engellendiğini, ortada bir kazan kazan durumu olmasına rağmen zaman kaybedildiğini söyledi. AB'nin Türkiye'ye 1996'dan beri 1,3 trilyon dolarlık ihracat yaptığını, buna karşılık Türkiye'nin AB'ye 1 trilyon dolar ihracat yaptığını aktaran Kaymakcı, Gümrük Birliği'nin günlük hayatı etkilediğini, güncelleme müzakerelerinin başladıktan sonra en az 2-3 yıl, onayının ise bloke olmazsa 4-5 yıl süreceğini, siyasi olarak engellenmesinin doğru olmadığını dile getirdi.
Kaymakcı, Türkiye'ye ayrılan katılım öncesi mali yardımların (IPA) engellenmesinin de Erasmus öğrencilerini ve sivil toplum diyaloğu gibi girişimleri engellediğini belirterek, "Bu yolla Türkiye'ye mesaj vermek doğru değil." ifadesini kullandı.
AP'nin bu yılki Türkiye raporu taslağına değinen Kaymakcı, üyelerden taslağa bu yıl 390 değişiklik talebi geldiğini, normalde her yıl bu sayının 500 civarında olduğunu dile getirdi. Rapora 1915 olayları hakkında çok sayıda değişiklik talebi geldiğini aktaran Kaymakcı, 1915 olayları hakkındaki Ermeni iddialarına bağımsız tarihçilerin karar vermesi gerektiğini kaydetti.
Kaymakcı, "AP daha güvenilir olmak, Türk demokrasisini ve hukukun üstünlüğünü, daha güçlü ve barış içinde yaşayan bir Avrupa'yı desteklemek istiyorsa Türkiye'nin katılım sürecine zarar verilmemeli." dedi.
Türkiye'nin AB'den uzaklaştığı iddialarını reddeden Kaymakcı, uzaklaşan tarafın AB olduğunu söyledi.
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı İsmail Emrah Karayel, "Vize serbestisi sürecinde önümüze siyasi nitelikli farklı engeller çıkartılmamasını ve yükümlülüklerimizi yerine getirdikten sonra söz verildiği üzere vize serbestisinin Türk vatandaşları için hayata geçirilmesini bekliyoruz." dedi.
Karayel, TBMM Tören Salonu'nda düzenlenen Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu'nun 78. Toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, 26 Nisan 2018'de Brüksel'de gerçekleştirilen son Karma Parlamento Komisyonu toplantısından bu yana, hem Türkiye'de hem AB içinde hem de uluslararası konjonktürde önemli gelişmelerin yaşandığı bir sürece şahit olunduğunu belirtti.
Türkiye'de 24 Haziran seçimlerinin ardından Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçildiğini anımsatan Karayel, yeni sistemle daha etkin çalışan ve daha hızlı karar alabilen yeni bir sistemin oluşturulduğunu ifade etti. Yeni sistemin temelinde demokrasinin güçlendirilmesi ve vatandaşların haklarının her alanda geliştirilmesinin bulunduğuna dikkati çeken Karayel, "Bu anlayışla önümüzdeki dönemde AB'ye katılım sürecimizin önem arz eden birçok konuda reformu hayata geçirmeyi planlıyoruz ve devam edeceğiz." diye konuştu.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde ilk reform eylem grubu toplantısının 29 Ağustos'ta gerçekleştirildiğini ve siyasi reform sürecine ivme kazandırılması konusunda mutabık kalındığını dile getiren Karayel, 11 Aralık'ta yapılan son toplantıda da reform sürecine ilişkin kararlılığın yeniden ortaya konulduğunu ifade etti.
Karayel, "Önümüzdeki dönemde Türkiye, önemli reformları hayata geçirerek demokrasisini güçlendirme yolunda adımlar atmaya devam edecektir. Ülkemizin AB sürecinde gösterdiği bu kararlılığa, AB'nin de aynı kararlılıkla karşılık vermesini ve kararlı adımlarımızın, başta katılım müzakereleri olmak üzere ilişkilerimizin her alanında somut yansımaları olmasını bekliyoruz." açıklamasında bulundu.
Avrupa bütünleşmesinin, bugün kendi içinde birçok sorunla uğraştığını anımsatan Karayel, AB'nin geride bırakılan dönemde ekonomik kriz, terörle mücadele, düzensiz göç, BREXIT, Trump yönetiminin AB'ye yaklaşımı, aşırı sağın yükselişi ve son olarak "sarı yelekliler hareketi"nde şahit olunan toplumsal tabandan yükselen itirazlar gibi pek çok meydan okumayla karşı karşıya olduğunu belirtti.
AB'nin geleceği açısından 2019'un önemli bir yıl olacağına vurgu yapan Karayel, şöyle konuştu:
"Mayısta yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri kilit rol oynamaktadır. Özellikle geçtiğimiz yıllarda Avrupa'da yapılan seçimlerde gördüğümüz aşırı sağın yükselişinin AP seçimlerinde de devam etmesi durumunda AB'nin kendini yeniden konumlandırma sürecine girmesi kaçınılmaz olacaktır. Bugün Avrupa'da barışın, istikrarın, ekonomik kalkınmanın ve etrafında birleştiğimiz değerlerin önündeki en büyük tehdit, etkisi giderek artan AB şüpheciliği, ırkçılık ve yabancı düşmanlığıdır. Bunlarla mücadele etmenin en etkili yöntemi hiç kuşkusuz kültürler ve toplumlar arası diyaloğu geliştirmektir. Mevcut ön yargıların yıkılması hem Avrupa bütünleşmesinin geleceği hem de Türkiye-AB ilişkileri açısından hayati önem taşımaktadır."
AP'nin, ulusal gündemler ve politikalar peşinde olmaması gerektiğini, Avrupa kıtasının ortak geleceğine ilişkin vizyoner bir tutum benimsemesi gerektiğine işaret eden Karayel, AP seçimlerinin hem AB'nin hem de Türkiye ile ilişkilerin geleceği açısından bir dönüm noktası olacağını belirtti.
AP'nin 2018 Türkiye Raporu'na dikkati çeken Kareyel, şunları kaydetti:
"Halihazırda AP'de görüşmeleri devam eden 2018 Türkiye Raporu Taslağının, Türkiye-AB ilişkilerini geliştirmek için adil ve dengeli olarak sonuçlanmasına önem atfediyoruz. Beklentimiz, raporun tonuna dikkat edilmesi, yapıcı bir yaklaşım sergilenmesi ve Türkiye-AB ilişkilerine gölge düşürecek değerlendirmelerden kaçınılmasıdır. Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecini tartışmaya açacak ifadeler, ilişkilerimize zarar vermekten, Türkiye kamuoyunda AB ve AP'nin itibar kaybından öte hiçbir şeye hizmet etmez. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgili ön yargılı ve kategorik olarak olumsuz yaklaşım sergilenmemesi ise bizim açımızdan son derece önemli bir diğer husustur. Yeni yürürlüğe giren bir sistemin anlaşılması için zamana ihtiyaç olduğunun ve ön yargılı yaklaşılmaması gerektiğinin altını önemle çizmek istiyorum."
Karayel, yapıcı olmayan üslupla hazırlanan her raporun Türk kamuoyu nezdinde AP'nin güvenilirliğini azalttığını ve ilişkilere zarar verdiğini de sözlerine ekledi.
Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve vize serbestisi diyaloğunun her iki tarafın da menfaatine olduğunu dile getiren Karayel, bu nedenle bu konularda AP'nin açık desteğini beklediklerini söyledi. Karayel, AP Uluslararası Ticaret Komitesinin, Gümrük Birliğinin güncellenmesi konusundaki raporunun bir an önce kabul edilmesini beklediklerini bildirdi.
Vize serbestisi yol haritasında kalan 7 yükümlülüğün, ikinci nesil pasaportların basılmaya başlamasıyla 6'ya düştüğünü aktaran Karayel, "Vize serbestisi sürecinde önümüze siyasi nitelikli farklı engeller çıkartılmamasını ve yükümlülüklerimizi yerine getirdikten sonra söz verildiği üzere vize serbestisinin Türk vatandaşları için hayata geçirilmesini bekliyoruz." ifadesini kullandı.
IPA fonlarında kesintiye gidilmesi kararının AB açısından yanlış bir karar olduğuna dikkati çeken Karayel, şu değerlendirmeyi yaptı:
"IPA fonları, ülkemizin AB uyum sürecini destekleyen ve AB'nin Türk kamuoyunda olumlu algılanmasına hizmet eden önemli bir araçtır ancak mali yardımlarda kesintiye gidilmesi, Türkiye gibi büyük bir ekonomiyi hiçbir şekilde etkilemez. Burada asıl önemli olan, mali yardımların projeler aracılığıyla kullandırılması ve bu süreçteki kazanımlardır. Başta sivil toplum olmak üzere, toplumun her kesimine bu kadar yakından dokunan IPA fonlarında ilave kesinti yapılması istenmesi AP için bir çelişkidir. Bu nedenle mali yardımlarda kesintiye gidilmesi, AB'nin ülkemizdeki görünürlüğünün azalmasına neden olacaktır."
Terörle mücadele Türkiye-AB işbirliğine de değinen Karayel, terör örgütleri arasında ayrım yapılmaması gerektiğini söyledi.
"DEAŞ, PKK ve PKK'nın Suriye uzantısı PYD/YPG ile FETÖ'ye benzer duyarlılıkla yaklaşılmadıkça teröre köklü çözüm bulmamız mümkün olmayacaktır." diyen Karayel, bu konuda AP'nin daha fazla hassasiyet göstermesi gerektiğini vurguladı. Karayel, AP'nin, terör örgütleri veya destekçilerinin istismar edebilecekleri bir zemin olmaması gerektiğini belirtti.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakcı, Kıbrıs adası açıklarındaki hidrokarbon kaynaklarının aranması konusunda, "Biz 2005'te enerjiyi bir iş birliği konusu olarak gördüğümüzü söyledik. Nerede, nasıl arama yapılması, bunların nasıl paylaşılması gerektiği konusunda Kıbrıslı Türkler ve Rumların ortak komite kurması gerektiğini dile getirdik. Bu teklif hala geçerli." dedi.
Kaymakcı, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu'nun TBMM'de yapılan 78. toplantısında konuşma yapan bazı Avrupalı milletvekillerine cevap verdi.
Kıbrıs Rum kesiminden bir komisyon üyesinin, Rum kesiminin Türkiye'nin AB sürecini desteklediği iddiasına yanıt veren Kaymakcı, Rum kesimi gerçekten Türkiye'yi destekliyorsa Kıbrıslı Türklerle Kıbrıs sorununun çözümü için görüşmelere yeniden başlaması gerektiğini söyledi. Kaymakcı, Türkiye'nin katılım müzakerelerinde 8 başlığın Kıbrıslı Rumlar tarafından engellenmediği iddiasının da doğru olmadığını dile getirdi.
Toplantıda Kıbrıs'taki Türk askerinin birkaç kez "işgalci güç" olarak nitelendirildiğini belirten Kaymakcı, "Biz hiçbir yeri işgal etmiş değiliz. Biz müdahale yetkisi veren 1960 anlaşması uyarınca oradayız. Biz sadece Kıbrıslı Türklerin değil Rumların da barış içinde yaşaması için oradayız." diye konuştu.
Türkiye'nin Kıbrıs'ta barış ve istikrar için bulunduğunu vurgulayan Kaymakcı, barış olduğu sürece adadaki Türk askeri varlığından endişe duyulmaması gerektiğini söyledi.
Kaymakcı, münhasır ekonomik bölgeler konusunda, kimsenin tek taraflı olarak hak iddiasında bulunmaması gerektiğini bildirdi. Kaymakcı, Akdeniz'deki hidrokarbon arama çalışmalarına ilişkin olarak da şu ifadeleri kullandı:
"Biz 2005'te enerjiyi bir iş birliği konusu olarak gördüğümüzü söyledik. Nerede, nasıl arama yapılması, bunların nasıl paylaşılması gerektiği konusunda Kıbrıslı Türkler ve Rumların ortak komite kurması gerektiğini dile getirdik. Bu teklif hala geçerli ancak çözüm bulmak ve uzlaşmak yerine Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında ya da Kıbrıs adası ile Türkiye arasındaki tartışmalı alanlarda tek taraflı adım atmaya çalışılırsa o zaman bazı sorunlarımız olur."
Kaymakcı, AB tarafından bir milletvekilinin "işgal altında çekilen acı" sözlerine yanıt verirken de "Acı çeken bir taraf varsa o da Rumların ambargo uyguladığı adanın kuzeyidir." dedi.
"Türk halkının yarısından azının AB'ye üyeliği desteklediği" görüşünü dile getiren bir milletvekiline cevap veren Kaymakcı, "Bu doğru değil." ifadesini kullandı.
İktisadi Kalkınma Vakfının son araştırmasının sonuçlarını aktaran Kaymakcı, doğru soru sorulduğunda farklı sonuçlar ortaya çıktığını belirtti. Kaymakcı, şunları söyledi:
"Farklı sorular var. Birincisi 'Türkiye'nin AB üyeliği Türkiye için iyi mi?' sorusunu sorduğunuzda yüzde 79 'evet' cevabını alıyorsunuz. 'Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyor musunuz?' sorusuna da yüzde 79 'evet' yanıtı geliyor. Bu oran gençlerde yüzde 90. İkinci olarak 'Türkiye AB'ye katılmak için yeteri kadar çalışıyor mu?' diye sorulduğunda ise o zaman yüzde 48-55 olumlu yanıt geliyor ama bunlar aynı şeyler değil. Üçüncü soru ise 'AB Türkiye'yi üyeliğe kabul edecek mi?' şeklinde. Bu soruya olumlu cevap ise yüzde 30'un altında. Sonuç olarak, Türkler ülkelerinin AB'ye üye olmasını istiyor, bunun için yeteri kadar çaba göstermediğimizi düşünüyor ama aynı zamanda 'Ne yaparsak yapalım AB Türkiye'ye önyargılı davranıyor' diye düşünüyorlar. Araştırmanın sonucu bu ve bu Türkiye'yi temsil ediyor."
Kaymakcı, AİHM'nin eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verdiği son kararı değerlendiren bir Avrupalı milletvekiline cevap olarak da "Olayın sadece bir yönünü çekip çıkarıyorsunuz. Avrupa mahkemesi, 'Türkiye Demirtaş'ı cezaevine göndermekte haksızdır' demedi ancak bize göre mahkeme Demirtaş'ın tutukluluğunun Türkiye'nin siyasi bir tutumu olduğunu iddia ederek siyasi bir değerlendirme yaptı. Bu siyasi bir yaklaşımdır." dedi.
Fetullahçı Terör Örgütü'nün eylemleri hakkında daha fazla kanıt talep eden milletvekiline de yanıt veren Kaymakcı, örgütün elebaşı Fetullah Gülen'in örgüt mensuplarına verdiği "devletin kılcal damarlarına kadar sızma" talimatını, devleti ele geçirene kadar gerçek amaçlarını gizleme emrini ve 15 Temmuz gecesi TBMM'yi bombalayan pilotların ses kayıtlarını dinlemelerini istedi. Kaymakcı, "Biz tabii ki birçok kanıt verdik. Asıl soru, bunların ciddiye alınıp alınmadığı." ifadesini kullandı.
Toplantıda AB Komisyonu Avrupa Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakereleri Genel Müdür Yardımcısı Maciej Popowski de Türkiye'nin AB için stratejik bir ortak olduğunu söyledi. "Taraflar ortak çıkar alanlarında birlikte çalışmaktadır." diyen Popowski, Türkiye'nin katılım için hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğü gibi bazı alanlarda yeterli ilerleme sağlamadığını savundu.
15 Temmuz darbe girişimi sonrası dönemdeki zorlukların altını çizen Popowski, Türkiye'nin artık hukukun üstünlüğü için adımlar atması gerektiğini belirtti ve OHAL'in kalkmasını önemli bir adım gördüklerini aktardı. OHAL komisyonunun daha etkin çalışmasını istediklerini belirten Popowski, vize serbestisi sürecinde Türkiye'nin kalan kriterleri yerine getirmesini beklediklerini ifade etti. Bunlardan biri olan Terörle Mücadele Kanunu'nun AB ile uyumlu hale getirilmesi gerektiğini istediklerini söyleyen Popowski, göç konusunda bazı zorluklar bulunduğunu, Türk yetkililerle bu konuda oldukça iyi bir iş birliği içinde bulunduklarını bildirdi.
AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Christian Berger ise Türkiye-AB ilişkilerinin daha iyi bir yöne ilerlemekte olduğunu, 26 Kasım'daki Siyasi Diyalog Toplantısı gibi son dönemde yapılan toplantıların olumlu görüldüğünü, olumlu gidişatın AB tarafında not edildiğini bildirdi.
"Türkiye AB?nin kilit stratejik ortağıdır." diyen Berger, temel meselelerde diyalog yoluyla birlikte çalışmak istediklerini, 2019?da Reform Eylem Grubu toplantısında ilan edilen reformların temel özgürlükler konusunda hemen uygulamaya geçmesini beklediklerini söyledi.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakcı, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu'nun 78. toplantısının 4 yıl aradan sonra Türkiye'de yapılan ilk KPK toplantısı olduğunu hatırlattı.
AB tarafından Türkiye'ye yöneltilen eleştirileri cevaplayan Kaymakcı, Türkiye'nin Avrupa değerlerini paylaştığını belirterek, "Ben de Avrupa değerlerinden dayanışmayı hatırlatmak isterim. 15 Temmuz 2016'da demokrasimize yapılan doğrudan saldırının ardından yeteri kadar dayanışma görmedik. Avrupa'dan destek mesajları geldi ama bunlar geç kalmış, zayıf ve koşullu geldi." dedi.
Avrupa prensiplerinden birinin de ayrımcılık yapmamak olduğunu kaydeden Kaymakcı, hiçbir aday ülkeye ayrımcılık yapılmaması gerektiğini vurguladı. AB'nin genişlemesinde şu anda odak noktasının Batı Balkanlar olduğunu dile getiren Kaymakcı, "Türkiye'ye ayrımcılık uygulanmamalı. Türkiye uzun zamandan beri aday ülke. Türkiye adil bir tavrı hak ediyor." diye konuştu.
Faruk Kaymakcı, Türkiye ile AB arasında 18 Mart 2016'da yapılan anlaşmaya değinerek, bu anlaşmadaki bazı konularla ilgili değerlendirmede bulundu. Türkiye'nin siyasi engellemeler olmasa AB katılım müzakerelerinde en az 25 başlık açabileceğini ve bunları bugün itibarıyla kapatmış olacağını ifade eden Kaymakcı, "Bize göre AB ile ilişkilerimizin omurgası katılımdır. Bize ayrıcalıklı ortaklık veya özel ilişki teklif etmeyin. Bu bizde zaten var. İlişkimiz zaten bugün ayrıcalıklı ve özeldir." ifadesini kullandı.
Avrupa Parlamentosunda (AP) hazırlanan Türkiye raporunun Türkiye'nin katılım perspektifine zarar vermemesi gerektiğini vurgulayan Kaymakcı, Türkiye'nin darbe girişiminden sonra zor zamanlar geçirdiğini ama reform sürecine devam ettiğini kaydetti. Kaymakcı, "Katılım müzakereleri reformlara devam etmenin en büyük itici gücüdür." dedi.
Gelecek aylarda Türkiye ile AB arasında enerji, ekonomi ve ulaştırma gibi alanlarda siyasi diyalog toplantılarının yapılacağını hatırlatan Kaymakcı, "Bunlar yararlı ve bunların Türkiye'yi katılıma yaklaştıracağını umuyoruz." diye konuştu.
Kaymakcı, Avrupa'nın göç konusuna önem verdiğini ve Türkiye'nin yükünü paylaşması gerektiğini söyledi. AB'nin Suriyeli sığınmacılar için Türkiye'ye 6 milyar avro ayırmaya söz verdiğini hatırlatan Kaymakcı, "3 milyar avro ayrıldı ve sözleşmeye bağlandı ancak şu ana kadar Suriyelilere 1,7 milyar avrosu ulaştı. 1,3 milyar avro hala yolda."
Kaymakcı, ikinci 3 milyar avronun görüşmelerinin sürdüğünü belirterek, birkaç gün içinde Suriyeli öğretmenlerin Suriyeli öğrencilere ders vermesini sağlayacak acil bir projenin imzalanacağını duyurmaya hazırlandıkları bilgisini aktardı. Kaymakcı, şöyle devam etti:
"AB'den beklentimiz fonların aktarılmasını hızlandırmaları ve fonları artırmaları. Türkiye olarak bugüne kadar 33 milyar dolar harcadık. AB, muhtemelen 2012'in sonuna kadar sadece 6 milyar avro harcamış olacak. AB fonlarının artırılması önemli. Umarım bu fonların harcanması tamamlandığında göç krizi bitmiş olur. Ama olmazsa mali yükün paylaşımı devam etmeli."
Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarının eleştirildiğini gördüklerini dile getiren Kaymakcı, terör örgütlerine karşı düzenlenen bu operasyonlarla AB ve NATO sınırlarının da korunduğunu vurguladı.
Kaymakcı, vize serbestisine de değinerek, bu konunun Türkiye'nin reformlara devam etmesine yardım edeceğini ifade etti. Kaymakcı, AB'nin vize serbestisi için talep ettiği Terörle Mücadele Kanunu'ndaki değişikliği konusunda ise Türkiye'nin güçlü bir terörle mücadele yasasına ihtiyaç duyduğunu çünkü Türkiye'nin aynı anda PKK, DEAŞ ve FETÖ gibi birçok hem terör örgütleriyle mücadele ettiğini söyledi.
Kaymakcı, "Orta veya Batı Avrupa'da gördüğümüz terörle mücadele kanunlarıyla aynı seviyede bir terörle mücadele yasamızın olması kolay değil. Bu durum Avrupalı dostlarımız tarafından iyi anlaşılıyor ve bu konuda esneklik gösterilmeli. "şeklinde konuştu.
Türkiye'nin 15 Temmuz sonrasında hukukun üstünlüğü alanında aldığı eleştirilere yanıt veren Kaymakcı, Türkiye'nin zor zamanlardan geçtiğini ancak OHAL'i kaldırdığını hatırlattı. Son yapılan Reform Eylem Grubu toplantısında reformlara devam etmek için cesur kararlar alındığını kaydeden Kaymakcı, yargı reformuyla hukukun üstünlüğünün artık tartışma konusu olmaktan çıkacağına işaret etti.
Kaymakcı, Türkiye'nin terörle mücadelede geçmişe kıyasla AB ile daha iyi bir iş birliği içinde olduğunu belirterek, "Terörle mücadele sadece DEAŞ ile sınırlı kalmamalı." dedi ve PKK konusunda Türkiye'nin AB'den beklentileri olduğunu söyledi. PKK/PYD/YPG'nin eleman bulması, finansmanı ve propaganda yapmasının engellenmesi konusunda AB'den beklentleri bulunduğuna işaret eden Kaymakcı, "Hem AP'den hem de AB'nin diğer kurumlarından görmek istediğimiz söylemden çok eylemdir." ifadesini kullandı.
AP'deki ve bazı Avrupa ülkelerindeki parlamento üyelerinden bazılarının FETÖ'nün ne kadar tehlikeli bir terör örgütü olduğunu anlamaya başladıklarını dile getiren Kaymakcı, Türkiye'nin Avrupa'daki dostlarından FETÖ üyelerinin iadesini istediğini vurguladı.
Gümrük Birliği'ne değinen Kaymakcı, bu konudaki güncellemenin engellendiğini, ortada bir kazan kazan durumu olmasına rağmen zaman kaybedildiğini söyledi. AB'nin Türkiye'ye 1996'dan beri 1,3 trilyon dolarlık ihracat yaptığını, buna karşılık Türkiye'nin AB'ye 1 trilyon dolar ihracat yaptığını aktaran Kaymakcı, Gümrük Birliği'nin günlük hayatı etkilediğini, güncelleme müzakerelerinin başladıktan sonra en az 2-3 yıl, onayının ise bloke olmazsa 4-5 yıl süreceğini, siyasi olarak engellenmesinin doğru olmadığını dile getirdi.
Kaymakcı, Türkiye'ye ayrılan katılım öncesi mali yardımların (IPA) engellenmesinin de Erasmus öğrencilerini ve sivil toplum diyaloğu gibi girişimleri engellediğini belirterek, "Bu yolla Türkiye'ye mesaj vermek doğru değil." ifadesini kullandı.
AP'nin bu yılki Türkiye raporu taslağına değinen Kaymakcı, üyelerden taslağa bu yıl 390 değişiklik talebi geldiğini, normalde her yıl bu sayının 500 civarında olduğunu dile getirdi. Rapora 1915 olayları hakkında çok sayıda değişiklik talebi geldiğini aktaran Kaymakcı, 1915 olayları hakkındaki Ermeni iddialarına bağımsız tarihçilerin karar vermesi gerektiğini kaydetti.
Kaymakcı, "AP daha güvenilir olmak, Türk demokrasisini ve hukukun üstünlüğünü, daha güçlü ve barış içinde yaşayan bir Avrupa'yı desteklemek istiyorsa Türkiye'nin katılım sürecine zarar verilmemeli." dedi.
Türkiye'nin AB'den uzaklaştığı iddialarını reddeden Kaymakcı, uzaklaşan tarafın AB olduğunu söyledi.
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı İsmail Emrah Karayel, "Vize serbestisi sürecinde önümüze siyasi nitelikli farklı engeller çıkartılmamasını ve yükümlülüklerimizi yerine getirdikten sonra söz verildiği üzere vize serbestisinin Türk vatandaşları için hayata geçirilmesini bekliyoruz." dedi.
Karayel, TBMM Tören Salonu'nda düzenlenen Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu'nun 78. Toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, 26 Nisan 2018'de Brüksel'de gerçekleştirilen son Karma Parlamento Komisyonu toplantısından bu yana, hem Türkiye'de hem AB içinde hem de uluslararası konjonktürde önemli gelişmelerin yaşandığı bir sürece şahit olunduğunu belirtti.
Türkiye'de 24 Haziran seçimlerinin ardından Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçildiğini anımsatan Karayel, yeni sistemle daha etkin çalışan ve daha hızlı karar alabilen yeni bir sistemin oluşturulduğunu ifade etti. Yeni sistemin temelinde demokrasinin güçlendirilmesi ve vatandaşların haklarının her alanda geliştirilmesinin bulunduğuna dikkati çeken Karayel, "Bu anlayışla önümüzdeki dönemde AB'ye katılım sürecimizin önem arz eden birçok konuda reformu hayata geçirmeyi planlıyoruz ve devam edeceğiz." diye konuştu.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde ilk reform eylem grubu toplantısının 29 Ağustos'ta gerçekleştirildiğini ve siyasi reform sürecine ivme kazandırılması konusunda mutabık kalındığını dile getiren Karayel, 11 Aralık'ta yapılan son toplantıda da reform sürecine ilişkin kararlılığın yeniden ortaya konulduğunu ifade etti.
Karayel, "Önümüzdeki dönemde Türkiye, önemli reformları hayata geçirerek demokrasisini güçlendirme yolunda adımlar atmaya devam edecektir. Ülkemizin AB sürecinde gösterdiği bu kararlılığa, AB'nin de aynı kararlılıkla karşılık vermesini ve kararlı adımlarımızın, başta katılım müzakereleri olmak üzere ilişkilerimizin her alanında somut yansımaları olmasını bekliyoruz." açıklamasında bulundu.
Avrupa bütünleşmesinin, bugün kendi içinde birçok sorunla uğraştığını anımsatan Karayel, AB'nin geride bırakılan dönemde ekonomik kriz, terörle mücadele, düzensiz göç, BREXIT, Trump yönetiminin AB'ye yaklaşımı, aşırı sağın yükselişi ve son olarak "sarı yelekliler hareketi"nde şahit olunan toplumsal tabandan yükselen itirazlar gibi pek çok meydan okumayla karşı karşıya olduğunu belirtti.
AB'nin geleceği açısından 2019'un önemli bir yıl olacağına vurgu yapan Karayel, şöyle konuştu:
"Mayısta yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri kilit rol oynamaktadır. Özellikle geçtiğimiz yıllarda Avrupa'da yapılan seçimlerde gördüğümüz aşırı sağın yükselişinin AP seçimlerinde de devam etmesi durumunda AB'nin kendini yeniden konumlandırma sürecine girmesi kaçınılmaz olacaktır. Bugün Avrupa'da barışın, istikrarın, ekonomik kalkınmanın ve etrafında birleştiğimiz değerlerin önündeki en büyük tehdit, etkisi giderek artan AB şüpheciliği, ırkçılık ve yabancı düşmanlığıdır. Bunlarla mücadele etmenin en etkili yöntemi hiç kuşkusuz kültürler ve toplumlar arası diyaloğu geliştirmektir. Mevcut ön yargıların yıkılması hem Avrupa bütünleşmesinin geleceği hem de Türkiye-AB ilişkileri açısından hayati önem taşımaktadır."
AP'nin, ulusal gündemler ve politikalar peşinde olmaması gerektiğini, Avrupa kıtasının ortak geleceğine ilişkin vizyoner bir tutum benimsemesi gerektiğine işaret eden Karayel, AP seçimlerinin hem AB'nin hem de Türkiye ile ilişkilerin geleceği açısından bir dönüm noktası olacağını belirtti.
AP'nin 2018 Türkiye Raporu'na dikkati çeken Kareyel, şunları kaydetti:
"Halihazırda AP'de görüşmeleri devam eden 2018 Türkiye Raporu Taslağının, Türkiye-AB ilişkilerini geliştirmek için adil ve dengeli olarak sonuçlanmasına önem atfediyoruz. Beklentimiz, raporun tonuna dikkat edilmesi, yapıcı bir yaklaşım sergilenmesi ve Türkiye-AB ilişkilerine gölge düşürecek değerlendirmelerden kaçınılmasıdır. Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecini tartışmaya açacak ifadeler, ilişkilerimize zarar vermekten, Türkiye kamuoyunda AB ve AP'nin itibar kaybından öte hiçbir şeye hizmet etmez. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgili ön yargılı ve kategorik olarak olumsuz yaklaşım sergilenmemesi ise bizim açımızdan son derece önemli bir diğer husustur. Yeni yürürlüğe giren bir sistemin anlaşılması için zamana ihtiyaç olduğunun ve ön yargılı yaklaşılmaması gerektiğinin altını önemle çizmek istiyorum."
Karayel, yapıcı olmayan üslupla hazırlanan her raporun Türk kamuoyu nezdinde AP'nin güvenilirliğini azalttığını ve ilişkilere zarar verdiğini de sözlerine ekledi.
Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve vize serbestisi diyaloğunun her iki tarafın da menfaatine olduğunu dile getiren Karayel, bu nedenle bu konularda AP'nin açık desteğini beklediklerini söyledi. Karayel, AP Uluslararası Ticaret Komitesinin, Gümrük Birliğinin güncellenmesi konusundaki raporunun bir an önce kabul edilmesini beklediklerini bildirdi.
Vize serbestisi yol haritasında kalan 7 yükümlülüğün, ikinci nesil pasaportların basılmaya başlamasıyla 6'ya düştüğünü aktaran Karayel, "Vize serbestisi sürecinde önümüze siyasi nitelikli farklı engeller çıkartılmamasını ve yükümlülüklerimizi yerine getirdikten sonra söz verildiği üzere vize serbestisinin Türk vatandaşları için hayata geçirilmesini bekliyoruz." ifadesini kullandı.
IPA fonlarında kesintiye gidilmesi kararının AB açısından yanlış bir karar olduğuna dikkati çeken Karayel, şu değerlendirmeyi yaptı:
"IPA fonları, ülkemizin AB uyum sürecini destekleyen ve AB'nin Türk kamuoyunda olumlu algılanmasına hizmet eden önemli bir araçtır ancak mali yardımlarda kesintiye gidilmesi, Türkiye gibi büyük bir ekonomiyi hiçbir şekilde etkilemez. Burada asıl önemli olan, mali yardımların projeler aracılığıyla kullandırılması ve bu süreçteki kazanımlardır. Başta sivil toplum olmak üzere, toplumun her kesimine bu kadar yakından dokunan IPA fonlarında ilave kesinti yapılması istenmesi AP için bir çelişkidir. Bu nedenle mali yardımlarda kesintiye gidilmesi, AB'nin ülkemizdeki görünürlüğünün azalmasına neden olacaktır."
Terörle mücadele Türkiye-AB işbirliğine de değinen Karayel, terör örgütleri arasında ayrım yapılmaması gerektiğini söyledi.
"DEAŞ, PKK ve PKK'nın Suriye uzantısı PYD/YPG ile FETÖ'ye benzer duyarlılıkla yaklaşılmadıkça teröre köklü çözüm bulmamız mümkün olmayacaktır." diyen Karayel, bu konuda AP'nin daha fazla hassasiyet göstermesi gerektiğini vurguladı. Karayel, AP'nin, terör örgütleri veya destekçilerinin istismar edebilecekleri bir zemin olmaması gerektiğini belirtti.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakcı, Kıbrıs adası açıklarındaki hidrokarbon kaynaklarının aranması konusunda, "Biz 2005'te enerjiyi bir iş birliği konusu olarak gördüğümüzü söyledik. Nerede, nasıl arama yapılması, bunların nasıl paylaşılması gerektiği konusunda Kıbrıslı Türkler ve Rumların ortak komite kurması gerektiğini dile getirdik. Bu teklif hala geçerli." dedi.
Kaymakcı, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu'nun TBMM'de yapılan 78. toplantısında konuşma yapan bazı Avrupalı milletvekillerine cevap verdi.
Kıbrıs Rum kesiminden bir komisyon üyesinin, Rum kesiminin Türkiye'nin AB sürecini desteklediği iddiasına yanıt veren Kaymakcı, Rum kesimi gerçekten Türkiye'yi destekliyorsa Kıbrıslı Türklerle Kıbrıs sorununun çözümü için görüşmelere yeniden başlaması gerektiğini söyledi. Kaymakcı, Türkiye'nin katılım müzakerelerinde 8 başlığın Kıbrıslı Rumlar tarafından engellenmediği iddiasının da doğru olmadığını dile getirdi.
Toplantıda Kıbrıs'taki Türk askerinin birkaç kez "işgalci güç" olarak nitelendirildiğini belirten Kaymakcı, "Biz hiçbir yeri işgal etmiş değiliz. Biz müdahale yetkisi veren 1960 anlaşması uyarınca oradayız. Biz sadece Kıbrıslı Türklerin değil Rumların da barış içinde yaşaması için oradayız." diye konuştu.
Türkiye'nin Kıbrıs'ta barış ve istikrar için bulunduğunu vurgulayan Kaymakcı, barış olduğu sürece adadaki Türk askeri varlığından endişe duyulmaması gerektiğini söyledi.
Kaymakcı, münhasır ekonomik bölgeler konusunda, kimsenin tek taraflı olarak hak iddiasında bulunmaması gerektiğini bildirdi. Kaymakcı, Akdeniz'deki hidrokarbon arama çalışmalarına ilişkin olarak da şu ifadeleri kullandı:
"Biz 2005'te enerjiyi bir iş birliği konusu olarak gördüğümüzü söyledik. Nerede, nasıl arama yapılması, bunların nasıl paylaşılması gerektiği konusunda Kıbrıslı Türkler ve Rumların ortak komite kurması gerektiğini dile getirdik. Bu teklif hala geçerli ancak çözüm bulmak ve uzlaşmak yerine Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında ya da Kıbrıs adası ile Türkiye arasındaki tartışmalı alanlarda tek taraflı adım atmaya çalışılırsa o zaman bazı sorunlarımız olur."
Kaymakcı, AB tarafından bir milletvekilinin "işgal altında çekilen acı" sözlerine yanıt verirken de "Acı çeken bir taraf varsa o da Rumların ambargo uyguladığı adanın kuzeyidir." dedi.
"Türk halkının yarısından azının AB'ye üyeliği desteklediği" görüşünü dile getiren bir milletvekiline cevap veren Kaymakcı, "Bu doğru değil." ifadesini kullandı.
İktisadi Kalkınma Vakfının son araştırmasının sonuçlarını aktaran Kaymakcı, doğru soru sorulduğunda farklı sonuçlar ortaya çıktığını belirtti. Kaymakcı, şunları söyledi:
"Farklı sorular var. Birincisi 'Türkiye'nin AB üyeliği Türkiye için iyi mi?' sorusunu sorduğunuzda yüzde 79 'evet' cevabını alıyorsunuz. 'Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyor musunuz?' sorusuna da yüzde 79 'evet' yanıtı geliyor. Bu oran gençlerde yüzde 90. İkinci olarak 'Türkiye AB'ye katılmak için yeteri kadar çalışıyor mu?' diye sorulduğunda ise o zaman yüzde 48-55 olumlu yanıt geliyor ama bunlar aynı şeyler değil. Üçüncü soru ise 'AB Türkiye'yi üyeliğe kabul edecek mi?' şeklinde. Bu soruya olumlu cevap ise yüzde 30'un altında. Sonuç olarak, Türkler ülkelerinin AB'ye üye olmasını istiyor, bunun için yeteri kadar çaba göstermediğimizi düşünüyor ama aynı zamanda 'Ne yaparsak yapalım AB Türkiye'ye önyargılı davranıyor' diye düşünüyorlar. Araştırmanın sonucu bu ve bu Türkiye'yi temsil ediyor."
Kaymakcı, AİHM'nin eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verdiği son kararı değerlendiren bir Avrupalı milletvekiline cevap olarak da "Olayın sadece bir yönünü çekip çıkarıyorsunuz. Avrupa mahkemesi, 'Türkiye Demirtaş'ı cezaevine göndermekte haksızdır' demedi ancak bize göre mahkeme Demirtaş'ın tutukluluğunun Türkiye'nin siyasi bir tutumu olduğunu iddia ederek siyasi bir değerlendirme yaptı. Bu siyasi bir yaklaşımdır." dedi.
Fetullahçı Terör Örgütü'nün eylemleri hakkında daha fazla kanıt talep eden milletvekiline de yanıt veren Kaymakcı, örgütün elebaşı Fetullah Gülen'in örgüt mensuplarına verdiği "devletin kılcal damarlarına kadar sızma" talimatını, devleti ele geçirene kadar gerçek amaçlarını gizleme emrini ve 15 Temmuz gecesi TBMM'yi bombalayan pilotların ses kayıtlarını dinlemelerini istedi. Kaymakcı, "Biz tabii ki birçok kanıt verdik. Asıl soru, bunların ciddiye alınıp alınmadığı." ifadesini kullandı.
