2012-10-12 - 15:25
CHP'Lİ DEMİR'İN BASIN TOPLANTISI?
CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, tutuklu milletvekilleri ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, tutuklu milletvekilleri ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir," 4 yıldır 5 yıldır unutulmuş tutuklular var. Hala hâkim karşısına çıkmamış unutulmuş tutuklular var. Mustafa Balbay 1317 gündür tutuklu 593 gündür hücrede? Milli irade 489 gündür hapiste?" dedi

CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir, sözlerinde şunları kaydetti:

"Öncelikle saygı ve sevgilerimi sunarım. Umarım yaşamımızın bir günü dahi tutuklu kalmaz, hep barış ve özgürlükçü bir Türkiye'de yaşamımızı sürdürürüz. Ben bugün Silivri Toplama Kampı ve bir hukuk cinayetinin işlendiği Balyoz davasına ve kararına değineceğim. Milli irade 489 gündür tutuklu... Halkın temsilcileri yani TBMM'nin 8 üyesi, 8 milletvekili 489 gündür hapiste ve biz 541 milletvekili hiçbir şey yapmadan sadece olayları seyrediyoruz.

Mustafa Balbay, Mehmet Haberal ve diğer tutuklu milletvekilleri maalesef 4 duvar arasında toprağa hasret özgür ve adil bir yargılanmayı bekliyorlar.
Topraktan geldik toprağa gideceğiz ama yaşamınızın bir gününü bile topraksız geçirebilir misiniz?

4 yıldır 5 yıldır unutulmuş tutuklular var. Hala hâkim karşısına çıkmamış unutulmuş tutuklular var. Mustafa Balbay 1317 gündür tutuklu 593 gündür hücrede? Milli irade 489 gündür hapiste?

Mehmet Haberal suçum ne? Diye çığlıkları bütün dünyayı dolaşmasına karşın sağır sultan maalesef duymadı. Değerli basın mensupları.

Yeşil çevre yeşil doğa yeşil hastane diyoruz ama insanlarımızı yakınlarından sevdiklerinden ayrı koymayı içime sindiremediğim gibi yeşilden bağdan topraktan yoksun bırakmak bir insanlık suçudur. Bana göre savaş suçunda da daha ağırdır.

Evet. Tutukluluk sürelerinin bu kadar uzun olduğu başka bir ülke var mıdır? En büyük dileğimiz hiçbir hapishanenin olmaması. Ancak 8 kişilik koğuşlarda 30-40 kişilerin yaşadığı hapishaneleri layık görüyoruz bu insanlara.. Bu hapishane koşulları düzeltilmelidir.

Vicdanları eriten, vicdanları sızlatan tutukevleri derhal düzeltilmelidir. Yeşil hastaneler gibi yeşil tutukevleri ve cezaevleri en azından bu insanlarımıza, kendi insanlarımıza, kendi yurttaşlarımıza bu ortamı oluşturmalıyız.

Ben kısaca Balyoz davasına da değinmek istiyorum. Balyoz davası mağdurları ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin üyeleri kendilerinin adil yargılanmadığını, kamuoyu ve TBMM üyeleri tarafından adil değerlendirilmediklerini düşünüyorlar. Ben de aynı düşüncedeyim.

Başta Cumhurbaşkanı, meclis başkanı, meclis üyeleri, milletvekilleri yaptıkları yemini gereği olarak bu davaya daha çok özen göstermeli daha çok dikkat etmeli, vicdanlarıyla daha yakından bakmalıdırlar.

Avrupa Birliği dahi yayınladığı ilerleme raporunda Türkiye'de adil yargılanmanın olmadığını vurgulamaktadır. Avrupa Birliği dahi daha adil değerlendirme yaparken bizler milletvekilleri, ülkenin aydınları, kanaat önderleri, köşe yazarları adil değerlendirmede pinti yetersiz ve korkak davranmaktadırlar. Vicdanlarının yanından geçmek istemiyorlar. Yadırgıyorum ve kınıyorum.

AB'nin ilerleme raporu maalesef Türk demokrasisi ve siyaseti üzerine balyoz gibi düşmüştür. Görmezden gelinmemelidir. Son Balyoz davasında bazı örnekleri, adil yargılama konusunda çok ciddi açmazları vardır. Komikliğin ötesinde kararları vardır.

Örnek, Balyoz davasının Mahkeme Başkanı Ömer Diken ve mahkeme üyeleri karar için herkesin tek tek değerlendirildiğini 20 Eylül 2012 günü yapılan 7 saatlik çalışma yeterli olmadığı için ertesi güne bırakıldığını ifade etmektedirler. Oysa bunun böyle olmadığı herkes gibi biz de biliyoruz. Ancak onların böyle, "kişi kişi" herkese ayrı ayrı hassas bir şekilde kararlarını oluşturmadığının en büyük kanıtlarından birisi de şudur.

Daha önce medya ve yayın kuruluşlarınca açıklansa da bence en somut kanıt olarak her fırsatta vurgulanmalıdır. Siz eğer onların yerinde olup kişileri tek tek ele alsaydınız, 3 bayana verdiğiniz kararı yazarken babalık ve kocalık haklarından mahrum bırakmaktan bahsede miydiniz? Yoksa bunu annelik ve karılık /eşlik haklarından mahrum bırakmak şeklinde mi ifade ederdiniz?

Bu tirajı komik karar mahkeme heyetlerinin sanıkları tek tek değerlendirmediğinin en somut kanıtıdır. Silivri'de görülen diğer davalarda olduğu gibi burada da iddia makamının (savcını) taleplerinin yüzde 99,7'si karşılanırken savunmanın taleplerinin sadece binde 7'sini karşıladığı apaçık ortaya çıkıyor.

Ayrıca sorulmasına ve mutlak cevaplanmasına ihtiyaç duyulan sorular şunlardır. Devlet memuru bir bayan bilgisayarının klavyesi veya daktilosu ile hükümeti cebren ıskat edebilir mi?

Bu davada somut kanıt olarak, ele alınan deliller nelerdir? Sayısal veri dosyaları üzerinden yargılama yapılabilir mi eğer yapılabilir deniyorsa o zaman neden Oslo mutabakatında imza mı var denilerek konudan kaçınılıyor? O zaman bu yargılamayı yapan savcı ve hâkimler bu mutabakat nedeniyle şehit olan vatan evlatları için de soruşturma yapıp yargılama yapsınlar bakalım.

Görelim sorumluları hakkında taammüden adam öldürmekten ceza verebilecekler mi? Bu dava dosyasında şimdi herkes gerekçeli kararı bekleyelim diyerek konuyu soğutmaya çalışıyorlar.

Aslında bu konunun hiçbir suretle soğutulmaması gerekmektedir. TSK'nın üyeleri balyoz davası mağdurları üzerinden deve dışı bırakılmıştır. Sırada muhalefetin susturulması, milletvekillerinin sessiz kalmasının sağlanması ya da suçlanarak sindirilmeye çalışmasından başka bir şey kalmamıştır.

Gerekçeli karar, umarım 21 Eylül 2012 günü verilen kararlardan çok daha fazla detay içerir. Bu konuda endişeliyim ama içermeyecektir. Ancak bu kararın yazılması için geçecek sürede konu unutulacak ve o gün geldiğinde de; "evet gerekçeler tatmin edici değil ancak bunu değerlendirecek makam Yargıtay cumhuriyet başsavcılığı ve dava ile ilgili Yargıtay 9. ceza dairesidir. Onların açıklamalarını beklemelerini beklemekte fayda vardır." denilecektir.

Bu safha tamamlandığında ise süreçte olan Yargıtay ceza genel kurulu, Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru hakkı gibi yolların tükenmediği ifade edilerek konu ötelenmeye devam edecektir. Verilen hükümler aslında ağır olmakla birlikte asıl mesele suçsuz ve masum olan tüm dava konusu şahıslar hakkında maddi kanıt olmaksızın ceza verilmiş karar tesisi edilmiş olmasıdır.

Yargılananların nerede, ne zaman, kimle, ne konuştuğu, aklından ne geçtiği veya ne düşündüğü, yargılama ve sonucunda da cezalandırmaya esas olamaz ve olmamalıdır.

Bazı basın mensupları bilerek ve isteyerek, mahkemenin istediği bazı belgelerin genelkurmay başkanlığı tarafından gönderilen ıslak imzalı nüshalarını delil olarak sunmaya çalışmaktadır.

Hâlbuki onlar gönderilen bu ıslak imzalı belgelerin delil olarak celselerde okunmadığını ve delil olarak karar esas alınmadığını bilmektedirler. Ancak kamuoyunda kararın kanıtlara dayalı olarak, verildiği hissini yaratmaya çalışmaktadırlar.

Milletvekilleri olarak siyasi bir kararın adli bir karara dönüşüp dönüşmediğini görmek için bu davaya ilgi göstermeliyiz." dedi

Alper Durmaz