2005-06-21 - 15:28
Partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Seydişehir Alüminyum Tesisleri'nin satışına değinen Baykal, satışın ''Oldu bittiye getirilerek, alelacele yapıldığını'' söyledi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, hükümetin Seydişehir, Erdemir gibi Türkiye açısından önem taşıyan tesislerin satışıyla ilgili uyarıları dikkate almadığını belirterek, ''Haraç mezat satılan tesislerin toplumumuzda yaratacağı sorunları, sıkıntıları hep birlikte yaşıyoruz, yaşayacağız. Yanlışı matematiksel verilerle kanıtlasanız dahi kabul ettirilebilir olmaktan çıkmıştır. Çünkü emir, yüksek yerden gelmiştir'' dedi.
Baykal, ''(Bizim büyüklerimiz bu talimatı verdi, boynumuz eğik,çaremiz yok, kusura bakmayın) da demiyorlar. Vatana, millete hizmet edeceklermiş gibi söylüyorlar ya, işte o insanın kanına dokunuyor'' diye konuştu.
Partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Seydişehir Alüminyum Tesisleri'nin satışına değinen Baykal, satışın ''Oldu bittiye getirilerek, alelacele yapıldığını'' söyledi.
Kısa bir süre önce yönelttikleri soru üzerine Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın, ''Seydişehir ile ilgili değer tespiti çalışmalarının sürdüğünü, bu aşamada rakam verme imkanının bulunmadığını'' bildirdiğini anımsatan Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Hükümet, sattığı malın değerinin ne olduğunu bilmiyor. Özelleştirme İdaresi, bunun öğrenilmesi ihtiyacını hissetmiyor. Alelacele, bir hafta içinde ihale yapılacağı açıklanıyor. İhale yapıldı ve Seydişehir Alüminyum tesisleri satıldı. Türkiye 300 bin ton kadar alüminyum ithalatı yapıyor. Satılan tesis, 60 bin tonluk sıvı alüminyum üretimi gerçekleştiriyor. Yıllardan beri hiçbir modernleştirme, geliştirme yatırımı yapılmadan beklemeye alınmış, çürümeye bırakılmış bir konumdayken bu fabrika 60 bin tonluk bir üretim gerçekleştiriyor ve kar ediyor.'' Baykal, Seydişehir Alüminyum Tesisleri ile Türkiye'nin en ucuz elektriğini üreten Antalya Oymapınar Enerji Santrali'nin, Türkiye'deki boksit madenlerinin hemen hemen tümünün ve Antalya'daki Seydişehir liman tesislerinin de alıcı şirkete devredilmiş olacağına dikkati çekti.
''BAŞBAKANIN HEMŞEHRİSİ...''
Fabrikanın stoktaki malları ve kasasındaki para dikkate alındığında, 305 milyon dolara satıldığı belirtilen tesislerin aslında 250 bin dolara satılmış olduğunun ortaya çıktığını iddia eden Baykal, şöyle devam etti:
''Kim aldı bu tesisleri? Alanlar, Türkiye'nin Karadeniz Otoyolu ihalesi sırasında bütün Türkiye'nin yakından tanıdığı bir grup. Sayın Başbakanın hemşehrisi...Bir süre önce Samsun'da gübre fabrikasını aldılar ve alır almaz işçileri çıkardılar. Anayasa Mahkemesi'nde Yüce Divan'da görülmekte olan yolsuzluklar dosyasında adı çok sık geçen bir kişi. Şimdi buna, biz bu tesisi satmış görünüyoruz. Hükümetin onayına sunulacak, Rekabet Kurulu'nun da onay vermesi lazım.''
Seydişehir Alüminyum Tesisleri'ne 60 milyon dolarlık yatırım yapılması durumunda üretim kapasitesinin hızla artacağına işaret eden Baykal, ''Bu, bir politika, AKP politikası. Günün moda politikası. Bu politikanın bedelini, haraç mezat satılan bu tesislerin toplumumuzda yaratacağı sorunları, sıkıntıları hep birlikte yaşıyoruz, yaşayacağız''' dedi.
Baykal, satışın iptaliyle ilgili olarak hukuki mücadelelerini sürdüreceklerini, olumsuz gelişmeleri yargı kararıyla önlemeye çalıştıklarını söyledi.
''İNSANIN KANINA DOKUNUYOR''
Seydişehir'in ardından Erdemir'de de benzer bir tablonun ortaya çıkabileceğini ifade eden Baykal, işi bilen herkesin ''Aman yapmayın, kıymayın'' diye ayağa kalktığını ancak, hükümetin bu uyarıları dikkate almadığını söyledi.
Baykal, şöyle konuştu:
''Bu işler niye böyle oluyor, bu arkadaşlarımız gerçekten bu satışların Türkiye'nin yararına olduğunu mu düşünüyorlar? Bir süre önce Erdemir'de çalışan ve özelleştirme hareketine en çok karşı çıkan, imzalar atan isimler şimdi bakan, milletvekili oldular, o yaptıklarını unuttular.
Bu niçin böyle oluyor? Yanlışı matematiksel verilerle kanıtlasanız dahi kabul ettirilebilir olmaktan çıkmıştır. Çünkü emir, yüksek yerden gelmiştir. 'Bunu yapacağız, çaremiz yok' diyorlar. 'Bizim büyüklerimiz bu talimatı verdi, boynumuz eğik, çaremiz yok, kusura bakmayın' da demiyorlar. Vatana millete hizmet edeceklermiş gibi söylüyorlar ya, işte o insanın kanına dokunuyor.''
Türkiye'nin önemine önce iktidarın inanması gerektiğini kaydeden Baykal, ''Bu noktadaki sorunlar, sıkıntılar bizi çok büyük yanlışlara sürüklüyor'' dedi.
DOKUNULMAZLIKLAR
Baykal, konuşmasında, dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili olarak partisinin Kadın Kolları tarafından gerçekleştirilen kampanyaya da değindi. Başarılı bir çalışma yapıldığını belirten Baykal, şunları kaydetti:
''Türkiye'ye konunun önemi bir kere daha anlatılmış oldu. Ama hükümette bu konuda hiçbir hareketlenme yok. Kös dinliyorlar, aldırdıkları yok. Ama bizim görevimiz bu konuyu tekrar tekrar gündeme getirmektir.
Bu konu niye gerçekleştirilmiyor, çünkü AKP'li milletvekillerinin, bakanların ve Başbakanın TBMM'de dosyaları var. Dokunulmazlıkları kaldırılsa, yargı harekete geçecek. Bu dosyalarda neler var bakıyoruz; ihaleye fesat karıştırma, görevi kötüye kullanma, hayali ihracat, naylon fatura, dolandırıcılık, zimmet, nitelikli zimmet, özel ve resmi evrakta sahtecilik, usulsüz arsa satışı, kayıp trilyon, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık... Türkiye'yi yöneten kadronun röntgeni bu...''
''Seçimden önce dokunulmazlıklar konusunda söz verildiği halde, 3 yıldır harekete geçilmediğini'' ifade eden Baykal, ''Samimiyet yok. Dürüstlük, inandığını söylemek, söylediğinin arkasında durabilmek yok. Alnı açık biçimde toplumun karşısına çıkabilmek yok'' görüşünü savundu.
''YOLSUZLUKLARLA İÇLİ DIŞLI''
Baykal, Belediyeler Yasası ile Emekli Sandığı'ndan emekli olan belediye başkanlarına makam tazminatı alma hakkı tanınırken, SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin kapsam dışı bırakıldığına dikkati çekerek, bunun, bir zihniyeti, anlayışı yansıttığını söyledi.
Yine aynı yasa ile belediyelere istediği kadar şirket kurma hakkı verildiğini ancak, bu şirketlerin kamu tarafından denetlenmesinin engellendiğini savunan Baykal, ''yerel yönetimlerdeki yolsuzlukların önemli bir bölümünün bağlı şirketler aracılığıyla yapıldığını'' söyledi. Baykal, ''mahkeme kararı ile kanıtlanamasa dahi bu konuda pek çok müfettiş raporu bulunduğunu'' bildirdi.
Deniz Baykal, ''Kamu kaynağını kullanan bir şirketi nasıl denetleme hakkından vazgeçersiniz, anlamak mümkün değil. Bu, AKP'nin 'yolsuzluklara damardan girdik' anlayışının somut bir kanıtıdır. Yolsuzluklarla mücadeleye değil, yolsuzluklara damardan girmişlerdir ve yolsuzluklarla içli dışlı yaşamaya devam etmektedirler'' diye konuştu.
ANKARA PROTOKOLÜ
Deniz Baykal, hükümetin TBMM'yi Temmuz'da tatile sokarak 3 Ekim'de Ankara Protokolü'nü sessiz sedasız imzalamaya çalıştığını savundu. CHP'nin protokol imzalanmadan önce konuyu TBMM'de ele almak istediğini vurgulayan Baykal, ''Umarım bu konu yarın TBMM Danışma Kurulu'nda kabul edilir. Eğer edilmezse biz bunu Genel Kurula getireceğiz'' dedi.
CHP Genel Başkanı Baykal, 3 Ekim'de imzalanacak Ankara Protokolünün, AB tarafından Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanıma anlamına gelecek biçimde Türkiye'nin önüne konacağını söyledi. Türkiye'nin protokolü imzalamadan önce ''imzanın bu anlama gelmediğini'' açık bir biçimde metne yazması gerektiğini belirten Baykal, şunları kaydetti:
''Biz burada Güney Kıbrıs'ın tuzağına düşmek istemiyoruz. O tuzağa 3 Ekim'de mutlaka çekmek isteyecekler. Bize dayatılan bu imza konusu daha önce hiçbir ülkeye karşı kullanıldı mı? Tabi ki hayır. Kopenhag kriterlerinde Güney Kıbrıs'ı tanımak diye bir madde mi vardı? Bu imzayı atarsak bunu başka imzalar başka tavizler izler.
3 Ekim yaklaşıyor, bize 'hadi imzala' diyecekler. Biz diyoruz ki bu imza Güney Kıbrıs'ı tanıma anlamına gelmez de. Oraya yaz ve öyle imzala, bunu şart koş. Ama 'illa da imzalayacaksın' derlerse sana tavsiyem hiç imzalama... İmzalamayacağını göster. Biz hala hiçbir teklife hayır diyemeyecek bir konumda müzakere sürdürüyoruz. Böyle bir şey olur mu?
Başbakan, 'Muhalefet liderinin dediklerini kimse kabul etmez, biz olmayacak duaya amin demeyiz' diyerek müzakere sürecini değerlendiriyor. Bir kere de sen kimsenin kabul etmeyeceği şeyleri onlara kabul ettir. Bunu sen yap. Niye hemen teslim oluyorsun. Yahu senin inandığın bir davan yok mu? Türkiye'nin bir doğrusu yok mu? Bu gidişle sen Erdemir'i de Seydişehir'i de çiftçi yi de bu milleti de satarsın.''
''O HAYAL ÇÖKTÜ''
Baykal, Ekim'de Ankara Protokolünün bu haliyle imzalanması durumunda Kıbrıs davasının büyük darbe yiyeceğini ve KKTC'nin hukuki durumunun sarsılacağını söyledi. Bu ödünlerin AB'ye üye olmak için verildiğine inanmanın da zor olduğunu belirten Baykal, ''Bunları yapıp AB'den ne bekliyoruz? AB artık tam üyeliği söyleyemiyor. Bize en büyük desteği verenler bile söyleyemiyor. O balon söndü, o hayal çöktü'' dedi.
AB konusunda yaşanan olumsuzlukların Türkiye'nin demokratikleşme ve yenileşme mücadelesini geriletemeyeceğini belirten Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bizim bu konudaki mücadelemiz AB'nin daha adı bile ortada yokken başlamıştı. Bu mücadele aynen de devam edecek. Dışişleri Bakanı, AB inzibatı ile modern demokrasinin yaratılacağını söylemiş. Senin o konuda bir güçlüğün varsa onu AB'de arama, tarihine bak. Türkiye modernleşmeye ve demokratikleşmeye devam edecek, yeter ki siz engel olmayın.
Başbakanın son dönemlerde CHP'ye karşı kullandığı üsluba bakıyorum ve bunun bir Başbakana yakışmadığını düşünüyorum. Her hafta yanıtlıyorum ve bir daha yapmaz diye düşünüyorum ama devam ediyor. Bunun altında ne var niye sıkıştıkça saldırganlaşıyor. Merak ediyorum: Geçtiğimiz hafta da Başbakan çok kızdı ve 'Bunlar 2 koyun güdemez. Bunlar memurdur' diye bize sataştı. Bir kere koyun gütmek çok saygıdeğer bir iş. Burada kimi itham ediyor bilemiyorum.
Ancak Türkiye'yi kurtaranlar koyun gütmüyorlardı ve onlar memurlardı. Bu Cumhuriyeti kurdular ve bugünlere getirdiler. Peki sen ne yaptın? 'Tüccar siyaset' dedin, gelinen nokta 335 milyar dolar borç, bunun 100 milyar dolarını sen ekledin, koyun güden adam sen ekledin. 20 milyon yoksul yarattın, işsizlik rekoru kırdın, AB'yi yüzüne gözüne bulaştırdın. Kıbrıs'ta büyük ödünler verdin, Irak'ı sadece seyrettin.
O memurlar kursağına haram girmemiş insanlardı, senin etrafının durumu iyi, çoluğunun çocuğunun durumu iyi. Üniversite sınavına girip kazanamayan milyonlarca şanssız çocuk var. O çocukların kendilerini yurt dışında okutacak amcaları yok.
Başbakan bunları unutmuş, CHP'ye sataşma hakkını kendinde buluyor, ben de buna şaşıyorum. Yahu sen otur oturduğun yerde. Senin her tarafından olumsuzluklar akıyor. Otur oturduğun yerde bize sataşma bizi sinirlendirme.''
Deniz Baykal, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın, Dünya Bankası Başkanı'na bir mektup göndererek, çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarından 29 bin işçinin işten atılacağı yönünde taahhütte bulunduğunu ve bunun için para istediğini ileri sürerek, sözlerini, ''Aman konu hassas duyulmasın denmesine karşın bu mektup ortaya çıktı. Bu kadro; yani aflarla kendini aklayan bu kadro bunları yapıp durduk yerde CHP'ye laf atmaz mı... İşte bu insanın kanına dokunuyor'' diye tamamladı.
Baykal, ''(Bizim büyüklerimiz bu talimatı verdi, boynumuz eğik,çaremiz yok, kusura bakmayın) da demiyorlar. Vatana, millete hizmet edeceklermiş gibi söylüyorlar ya, işte o insanın kanına dokunuyor'' diye konuştu.
Partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Seydişehir Alüminyum Tesisleri'nin satışına değinen Baykal, satışın ''Oldu bittiye getirilerek, alelacele yapıldığını'' söyledi.
Kısa bir süre önce yönelttikleri soru üzerine Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın, ''Seydişehir ile ilgili değer tespiti çalışmalarının sürdüğünü, bu aşamada rakam verme imkanının bulunmadığını'' bildirdiğini anımsatan Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Hükümet, sattığı malın değerinin ne olduğunu bilmiyor. Özelleştirme İdaresi, bunun öğrenilmesi ihtiyacını hissetmiyor. Alelacele, bir hafta içinde ihale yapılacağı açıklanıyor. İhale yapıldı ve Seydişehir Alüminyum tesisleri satıldı. Türkiye 300 bin ton kadar alüminyum ithalatı yapıyor. Satılan tesis, 60 bin tonluk sıvı alüminyum üretimi gerçekleştiriyor. Yıllardan beri hiçbir modernleştirme, geliştirme yatırımı yapılmadan beklemeye alınmış, çürümeye bırakılmış bir konumdayken bu fabrika 60 bin tonluk bir üretim gerçekleştiriyor ve kar ediyor.'' Baykal, Seydişehir Alüminyum Tesisleri ile Türkiye'nin en ucuz elektriğini üreten Antalya Oymapınar Enerji Santrali'nin, Türkiye'deki boksit madenlerinin hemen hemen tümünün ve Antalya'daki Seydişehir liman tesislerinin de alıcı şirkete devredilmiş olacağına dikkati çekti.
''BAŞBAKANIN HEMŞEHRİSİ...''
Fabrikanın stoktaki malları ve kasasındaki para dikkate alındığında, 305 milyon dolara satıldığı belirtilen tesislerin aslında 250 bin dolara satılmış olduğunun ortaya çıktığını iddia eden Baykal, şöyle devam etti:
''Kim aldı bu tesisleri? Alanlar, Türkiye'nin Karadeniz Otoyolu ihalesi sırasında bütün Türkiye'nin yakından tanıdığı bir grup. Sayın Başbakanın hemşehrisi...Bir süre önce Samsun'da gübre fabrikasını aldılar ve alır almaz işçileri çıkardılar. Anayasa Mahkemesi'nde Yüce Divan'da görülmekte olan yolsuzluklar dosyasında adı çok sık geçen bir kişi. Şimdi buna, biz bu tesisi satmış görünüyoruz. Hükümetin onayına sunulacak, Rekabet Kurulu'nun da onay vermesi lazım.''
Seydişehir Alüminyum Tesisleri'ne 60 milyon dolarlık yatırım yapılması durumunda üretim kapasitesinin hızla artacağına işaret eden Baykal, ''Bu, bir politika, AKP politikası. Günün moda politikası. Bu politikanın bedelini, haraç mezat satılan bu tesislerin toplumumuzda yaratacağı sorunları, sıkıntıları hep birlikte yaşıyoruz, yaşayacağız''' dedi.
Baykal, satışın iptaliyle ilgili olarak hukuki mücadelelerini sürdüreceklerini, olumsuz gelişmeleri yargı kararıyla önlemeye çalıştıklarını söyledi.
''İNSANIN KANINA DOKUNUYOR''
Seydişehir'in ardından Erdemir'de de benzer bir tablonun ortaya çıkabileceğini ifade eden Baykal, işi bilen herkesin ''Aman yapmayın, kıymayın'' diye ayağa kalktığını ancak, hükümetin bu uyarıları dikkate almadığını söyledi.
Baykal, şöyle konuştu:
''Bu işler niye böyle oluyor, bu arkadaşlarımız gerçekten bu satışların Türkiye'nin yararına olduğunu mu düşünüyorlar? Bir süre önce Erdemir'de çalışan ve özelleştirme hareketine en çok karşı çıkan, imzalar atan isimler şimdi bakan, milletvekili oldular, o yaptıklarını unuttular.
Bu niçin böyle oluyor? Yanlışı matematiksel verilerle kanıtlasanız dahi kabul ettirilebilir olmaktan çıkmıştır. Çünkü emir, yüksek yerden gelmiştir. 'Bunu yapacağız, çaremiz yok' diyorlar. 'Bizim büyüklerimiz bu talimatı verdi, boynumuz eğik, çaremiz yok, kusura bakmayın' da demiyorlar. Vatana millete hizmet edeceklermiş gibi söylüyorlar ya, işte o insanın kanına dokunuyor.''
Türkiye'nin önemine önce iktidarın inanması gerektiğini kaydeden Baykal, ''Bu noktadaki sorunlar, sıkıntılar bizi çok büyük yanlışlara sürüklüyor'' dedi.
DOKUNULMAZLIKLAR
Baykal, konuşmasında, dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili olarak partisinin Kadın Kolları tarafından gerçekleştirilen kampanyaya da değindi. Başarılı bir çalışma yapıldığını belirten Baykal, şunları kaydetti:
''Türkiye'ye konunun önemi bir kere daha anlatılmış oldu. Ama hükümette bu konuda hiçbir hareketlenme yok. Kös dinliyorlar, aldırdıkları yok. Ama bizim görevimiz bu konuyu tekrar tekrar gündeme getirmektir.
Bu konu niye gerçekleştirilmiyor, çünkü AKP'li milletvekillerinin, bakanların ve Başbakanın TBMM'de dosyaları var. Dokunulmazlıkları kaldırılsa, yargı harekete geçecek. Bu dosyalarda neler var bakıyoruz; ihaleye fesat karıştırma, görevi kötüye kullanma, hayali ihracat, naylon fatura, dolandırıcılık, zimmet, nitelikli zimmet, özel ve resmi evrakta sahtecilik, usulsüz arsa satışı, kayıp trilyon, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık... Türkiye'yi yöneten kadronun röntgeni bu...''
''Seçimden önce dokunulmazlıklar konusunda söz verildiği halde, 3 yıldır harekete geçilmediğini'' ifade eden Baykal, ''Samimiyet yok. Dürüstlük, inandığını söylemek, söylediğinin arkasında durabilmek yok. Alnı açık biçimde toplumun karşısına çıkabilmek yok'' görüşünü savundu.
''YOLSUZLUKLARLA İÇLİ DIŞLI''
Baykal, Belediyeler Yasası ile Emekli Sandığı'ndan emekli olan belediye başkanlarına makam tazminatı alma hakkı tanınırken, SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin kapsam dışı bırakıldığına dikkati çekerek, bunun, bir zihniyeti, anlayışı yansıttığını söyledi.
Yine aynı yasa ile belediyelere istediği kadar şirket kurma hakkı verildiğini ancak, bu şirketlerin kamu tarafından denetlenmesinin engellendiğini savunan Baykal, ''yerel yönetimlerdeki yolsuzlukların önemli bir bölümünün bağlı şirketler aracılığıyla yapıldığını'' söyledi. Baykal, ''mahkeme kararı ile kanıtlanamasa dahi bu konuda pek çok müfettiş raporu bulunduğunu'' bildirdi.
Deniz Baykal, ''Kamu kaynağını kullanan bir şirketi nasıl denetleme hakkından vazgeçersiniz, anlamak mümkün değil. Bu, AKP'nin 'yolsuzluklara damardan girdik' anlayışının somut bir kanıtıdır. Yolsuzluklarla mücadeleye değil, yolsuzluklara damardan girmişlerdir ve yolsuzluklarla içli dışlı yaşamaya devam etmektedirler'' diye konuştu.
ANKARA PROTOKOLÜ
Deniz Baykal, hükümetin TBMM'yi Temmuz'da tatile sokarak 3 Ekim'de Ankara Protokolü'nü sessiz sedasız imzalamaya çalıştığını savundu. CHP'nin protokol imzalanmadan önce konuyu TBMM'de ele almak istediğini vurgulayan Baykal, ''Umarım bu konu yarın TBMM Danışma Kurulu'nda kabul edilir. Eğer edilmezse biz bunu Genel Kurula getireceğiz'' dedi.
CHP Genel Başkanı Baykal, 3 Ekim'de imzalanacak Ankara Protokolünün, AB tarafından Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanıma anlamına gelecek biçimde Türkiye'nin önüne konacağını söyledi. Türkiye'nin protokolü imzalamadan önce ''imzanın bu anlama gelmediğini'' açık bir biçimde metne yazması gerektiğini belirten Baykal, şunları kaydetti:
''Biz burada Güney Kıbrıs'ın tuzağına düşmek istemiyoruz. O tuzağa 3 Ekim'de mutlaka çekmek isteyecekler. Bize dayatılan bu imza konusu daha önce hiçbir ülkeye karşı kullanıldı mı? Tabi ki hayır. Kopenhag kriterlerinde Güney Kıbrıs'ı tanımak diye bir madde mi vardı? Bu imzayı atarsak bunu başka imzalar başka tavizler izler.
3 Ekim yaklaşıyor, bize 'hadi imzala' diyecekler. Biz diyoruz ki bu imza Güney Kıbrıs'ı tanıma anlamına gelmez de. Oraya yaz ve öyle imzala, bunu şart koş. Ama 'illa da imzalayacaksın' derlerse sana tavsiyem hiç imzalama... İmzalamayacağını göster. Biz hala hiçbir teklife hayır diyemeyecek bir konumda müzakere sürdürüyoruz. Böyle bir şey olur mu?
Başbakan, 'Muhalefet liderinin dediklerini kimse kabul etmez, biz olmayacak duaya amin demeyiz' diyerek müzakere sürecini değerlendiriyor. Bir kere de sen kimsenin kabul etmeyeceği şeyleri onlara kabul ettir. Bunu sen yap. Niye hemen teslim oluyorsun. Yahu senin inandığın bir davan yok mu? Türkiye'nin bir doğrusu yok mu? Bu gidişle sen Erdemir'i de Seydişehir'i de çiftçi yi de bu milleti de satarsın.''
''O HAYAL ÇÖKTÜ''
Baykal, Ekim'de Ankara Protokolünün bu haliyle imzalanması durumunda Kıbrıs davasının büyük darbe yiyeceğini ve KKTC'nin hukuki durumunun sarsılacağını söyledi. Bu ödünlerin AB'ye üye olmak için verildiğine inanmanın da zor olduğunu belirten Baykal, ''Bunları yapıp AB'den ne bekliyoruz? AB artık tam üyeliği söyleyemiyor. Bize en büyük desteği verenler bile söyleyemiyor. O balon söndü, o hayal çöktü'' dedi.
AB konusunda yaşanan olumsuzlukların Türkiye'nin demokratikleşme ve yenileşme mücadelesini geriletemeyeceğini belirten Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bizim bu konudaki mücadelemiz AB'nin daha adı bile ortada yokken başlamıştı. Bu mücadele aynen de devam edecek. Dışişleri Bakanı, AB inzibatı ile modern demokrasinin yaratılacağını söylemiş. Senin o konuda bir güçlüğün varsa onu AB'de arama, tarihine bak. Türkiye modernleşmeye ve demokratikleşmeye devam edecek, yeter ki siz engel olmayın.
Başbakanın son dönemlerde CHP'ye karşı kullandığı üsluba bakıyorum ve bunun bir Başbakana yakışmadığını düşünüyorum. Her hafta yanıtlıyorum ve bir daha yapmaz diye düşünüyorum ama devam ediyor. Bunun altında ne var niye sıkıştıkça saldırganlaşıyor. Merak ediyorum: Geçtiğimiz hafta da Başbakan çok kızdı ve 'Bunlar 2 koyun güdemez. Bunlar memurdur' diye bize sataştı. Bir kere koyun gütmek çok saygıdeğer bir iş. Burada kimi itham ediyor bilemiyorum.
Ancak Türkiye'yi kurtaranlar koyun gütmüyorlardı ve onlar memurlardı. Bu Cumhuriyeti kurdular ve bugünlere getirdiler. Peki sen ne yaptın? 'Tüccar siyaset' dedin, gelinen nokta 335 milyar dolar borç, bunun 100 milyar dolarını sen ekledin, koyun güden adam sen ekledin. 20 milyon yoksul yarattın, işsizlik rekoru kırdın, AB'yi yüzüne gözüne bulaştırdın. Kıbrıs'ta büyük ödünler verdin, Irak'ı sadece seyrettin.
O memurlar kursağına haram girmemiş insanlardı, senin etrafının durumu iyi, çoluğunun çocuğunun durumu iyi. Üniversite sınavına girip kazanamayan milyonlarca şanssız çocuk var. O çocukların kendilerini yurt dışında okutacak amcaları yok.
Başbakan bunları unutmuş, CHP'ye sataşma hakkını kendinde buluyor, ben de buna şaşıyorum. Yahu sen otur oturduğun yerde. Senin her tarafından olumsuzluklar akıyor. Otur oturduğun yerde bize sataşma bizi sinirlendirme.''
Deniz Baykal, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın, Dünya Bankası Başkanı'na bir mektup göndererek, çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarından 29 bin işçinin işten atılacağı yönünde taahhütte bulunduğunu ve bunun için para istediğini ileri sürerek, sözlerini, ''Aman konu hassas duyulmasın denmesine karşın bu mektup ortaya çıktı. Bu kadro; yani aflarla kendini aklayan bu kadro bunları yapıp durduk yerde CHP'ye laf atmaz mı... İşte bu insanın kanına dokunuyor'' diye tamamladı.
