2016-04-19 - 16:26
TBMM GENEL KURULU...
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı başkanlığında toplandı. Genel Kurul'da, İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında verilen gensoru önergesinin gündeme alınması kabul edilmedi. Genel Kurul'da ayrıca, Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu Tasarısının ilk iki maddesi kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı başkanlığında toplandı. Genel Kurulda, üç milletvekili gündem dışı söz aldı.

MHP Antalya Milletvekili Mehmet Günal, gündem dışı konuşmasında, Turizm Haftası ve turizm sektörünün sorunlarının çözümünün kalıcı önlemlerle bertaraf edilebileceğini söyledi.

Turizm konseyinin oluşturulması, stratejik eylem planının somut şekilde uygulanması ve çalışanlarla ilgili önlemlerin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Günal, köklü bir Turizm Çerçeve Kanunu'nun çıkarılması gerektiğini kaydetti.

Köy enstitüleri hakkında konuşmak üzere söz alan CHP Mersin Milletvekili Hüseyin Çakmak da köy enstitülerinin Türkiye'de eğitim sisteminin en başarılı dönemi olarak tarihe geçtiğini ifade etti.

AK PARTİ Kırklareli Milletvekili Selahattin Minsolmaz da seçim bölgesine ilişkin olarak gündem dışı söz alarak, Kırklareli hakkında bilgi verdi.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda her yıl Meclis'te düzenlenen resepsiyonu bu yıl kendi kararıyla iptal ettiğini belirterek, "Cumhuriyet'in kuruluşunda yer almış bir siyasi parti olarak bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Sayın Genel Başkan'ımızın talimatıyla 23 Nisan Cumartesi günü Meclis'in özel oturumunu takiben saat 15.00'te özel gündemli ve katılımcıların tamamen Türkiye'nin dört bir yanından gelmiş çocukların olduğu bir Grup Toplantısı düzenleyeceğiz." dedi.

Özel, aynı gün 16.00-17.30 saatleri arasında da CHP Grup Toplantı Salonu'nun bahçesinde çocukların ve sanatçıların da katılacağı halk resepsiyonu vereceklerini söyledi. Özel, TBMM Başkanı Kahraman'ı ve Meclis'teki tüm milletvekillerini CHP'nin 23 Nisan halk resepsiyonuna davet ettiklerini kaydetti.

AK PARTİ Grup Başkanvekili Naci Bostancı ise çocuk istismarının son derece önemli bir konu olduğunu ve bu konuyla ilgili istismara izin verilemeyeceğini, bu konuya insan olmanın vasfıyla odaklanılması gerektiğini söyledi.

Bostancı, "Karanlık bir alan, bu işler nasıl gelişiyor, neler oluyor... Elbette devlet ve Meclis gereğini yapacaktır. Komisyon da çalışmalarına başlayacak, karanlığı aydınlatma adına önemli bir işlevi yerine getirecektir." diye konuştu.

23 Nisan Resepsiyonu'nun iptal gerekçesinin TBMM Başkanı Kahraman tarafından açıklandığını ve bunun 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın kutlanmayacağı anlamına gelmeyeceğini ifade eden Bostancı, "AK PARTİ, 14 yıldır iktidarda ve bugüne kadar da çok çeşitli 23 Nisan kutlamaları, resepsiyonları yapıldı, bunları görmezden gelip bu yıl resepsiyon yapılmamasından ilhamla siyasi değerlendirmeleri doğru bulmam." dedi.

Bostancı, CHP'nin alternatif 23 Nisan resepsiyonu yapacağını anımsatarak, "Hayırlı olsun resepsiyonları." ifadesini kullandı.

TBMM Genel Kurulunda, CHP'nin, İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında "Ankara ve İstanbul'da meydana gelen ve onlarca yurttaşla yabancı ülke yurttaşının yaşamını yitirdiği 4 ayrı terör saldırısı öncesinde gerekli önlemlerin alınması noktasında sorumluluğu olduğu" iddiasıyla verdiği gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı görüşülüyor.

İlk sözü önerge sahibi olarak alan CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, Bakan Ala'nın görev döneminde Türkiye'nin DEAŞ'in katliamlarıyla anılır olduğunu belirterek, hükümetin DEAŞ terör örgütüne yönelik mücadeleye gerekli özeni göstermediğini savundu.

Ankara'daki terör saldırılarında istihbarat zaafı olduğunu öne süren Şeker, saldırılara ilişkin CHP heyetinin bölgede yaptığı incelemelerin raporlarının dikkate alınmamasını eleştirdi.

Şeker, yaşanan terör olaylarının ardından Efkan Ala'nın istifa etmesi gerektiğini öne sürerek, "Sayın Bakan size emanet edilen canlara sahip çıkmadınız. Katillere göz yumdunuz, görevinizi yapmayarak onlara destek verdiniz. Er ya da geç hukuk devleti önünde hesap vereceksiniz." dedi.

MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay da Türkiye'nin tarihinin en yoğun terör saldırıları, yozlaşma ve ayrışma sürecinde bulunduğunu ifade ederek, "parlamenter sistem ve Cumhuriyetin temel niteliklerinin sivil vesayetin cellatlarına kurban verildiğini" öne sürdü.

MHP'li Akçay, "Terörist başına güzellemeler yapılırken, halka terör bitirme sözü verilmiştir. Analar ağlamayacak edebiyatıyla milyonların duyguları istismar edilirken, İmralı ve Kandil'e elçiler gönderilmiş. Terörle mücadele, müzakereye dönüştürülerek Frankeştayn yaratılmıştır. Bu sürecin mimarı 14 yıldır iş başında olan AKP iktidarı ve çözüm ortaklarıdır. Her şey bir açılım rüzgarıyla başlamış, bu rüzgar milli varlığımızı, devletimizi sarsan fırtınaya dönüşmüştür." diye konuştu.

Çözüm Süreci ile bitme aşamasına gelen terör örgütünün tekrar diriltildiğini savunan Akçay, şöyle devam etti:

"İçişleri Bakanı Efkan Ala da Diyarbakır'da valiyken bir açılım havarisi olarak sivrilmiştir. 2004 yılının Eylül'ünde Diyarbakır'a atanan Sayın Ala, bölücü terör örgütü PKK'nın eylemleri konusundaki tutum ve açıklamalarıyla devletin değil, iktidarın valisi olduğunu göstermiştir. Diyarbakır'da görev yaptığı sırada bölücü terör örgütü eylemcilerinin camı çerçeveyi indirmesi sırasında 'cama gelsin cana gelmesin' diyerek güvenlik güçlerini pasifize etmiştir. Camı koruyamayanın canı koruyamayacağı ortadadır. Devlet vatandaşın canını da malını da korumakla yükümlüdür."

İçişleri Bakanı Ala'nın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın en sağlam, sadakatli bakanı olduğunu savunan Akçay, "Cumhurbaşkanıyla öylesine uyumlu çalışmıştır ki onun anayasa tanımaz tavrına ayak uydurmuştur. Türkiye Cumhuriyeti bakanı olmasına rağmen 'anayasayı tanımıyorum' diyebilmiştir. Sayın Ala, Erdoğan'ın sırdaşı, hükümet içindeki en muteber isimlerinden birisidir. Aynı zamanda hükümetin başarısızlığının da parlak bir timsalidir." ifadelerini kullandı.

Akçay, terör örgütü PKK'nın, Efkan Ala'nın bakanlığı döneminde hendekler, tüneller kazarak topyekun kalkışma fırsatı, yeni militanlar bulduğunu ifade ederek, "Sayın Bakan, Dolmabahçe mutabakatını yönlendiren aktörlerden biridir. Sayın Bakan döneminde IŞİD Türkiye'de eleman avına çıkmış, sempatizan toplamıştır." dedi.

DEAŞ terör örgütünün Türkiye'deki kanlı terör eylemlerinin de Bakan Ala döneminde yaşandığına işaret eden Akçay, Ala'nın saldırılar sonrasında Tweet'ter üzerinden saldırıları kınamasını eleştirdi.

Akçay, terör örgütü PKK ve PYD'nin yabancı ülkelerce kullanıldığını, PYD'nin "yedi kocalı Hürmüz"e döndüğünü öne sürerek, "Açılımcı zihniyete sahip bir içişleri bakanıyla terörle mücadele edilemez, bu nedenle Ala görevden alınarak yerine milli değerlere, hassasiyetlere sahip, terörle mücadele edecek yeni bir içişleri bakanı atanmalıdır." diye konuştu.

HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder de Bakan Ala hakkında gensoru verilmesinin beyhude olduğunu belirterek, "İçişleri Bakanı, bakanlığı bırakmış durumda. Yetkilerinin yüzde 80'ini Genelkurmay'a devretmiş bir bakanlık var önümüzde. Verecekseniz gensoruyu Genelkurmay Başkanına verin ona da usul müsade değil." dedi.

İçişleri Bakanlığının yetkilerinin yüzde 80'inin Genelkurmay Başkanlığına, hükümetin yetkilerinin de yüzde 100'ünün Cumhurbaşkanlığına devredildiğini öne süren Önder, "Güvenliği Genelkurmay'a, diğer işleri de Cumhurbaşkanlığına havale etmiş. Kırk dönüm bostan, yan gel yat Osman modundalar. Bundan memlekete ne hayır gelir." ifadesini kullandı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Ziya Paşa'dan yaptığı alıntıları hatırlatan Önder, "Ben, Başbakandan şüpheleniyorum. Bunun Sayın Cumhurbaşkanımıza kastı olduğunu düşünüyorum. Ya şekerini yükseltecek ya tansiyonunu yükseltip hastanelik edecek, bir kastı var. Çünkü bunları söylerken bir yandan da çözüm, müzakere ve benzeri mekanizmaları zorluyorlar." diye konuştu.

Kapalı grup toplantısı nedeniyle boş olan HDP sıralarını gösteren Önder, "Bu koltuklar böyle boş kalmayacak. Ziya Paşa'dan bir beyitle Sayın Başbakana söyleyin; 'İdrak-i maali bu küçük akla gerekmez / Zira bu terazi bu kadar sikleti çekmez.' Siz, bu ülkeden bu temsiliyeti alıp götüremezsiniz." dedi.

Önder, askeri çözümlerin ölmek ya da öldürmek gibi iki sonucu olduğunu, ancak siyasette üçüncü ihtimallerin hep bulunduğunu, siyasetin konuşma, arama ve tarihsel bir süreci içerdiğini anlattı.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ilk çukurun Lice-Bingöl karayolunda "Çözüm Süreci'nin patinaja bindiği" zaman açıldığını ifade eden Önder, Bakan Ala'nın o dönem kendileriyle görüştüğünü, siyaset kurumunun çözüm üretmesi gerektiğini ilettiğini, o gece Pervin Buldan, İdris Baluken ve kendisinin Lice'ye giderek çukuru kazanlarla görüştüklerini söyledi.

Görüştükleri kişilerin çukuru Lice'de yapılmaya başlanan "kalekol" nedeniyle kazdıklarını kendilerine ilettiğini ifade eden Önder, şöyle devam etti:

"O halkın nazarında 1990'lı süreçlerde karakol demek kabristanın kapısı demektir. Oraya sağ girip sağ çıkan çok az insan vardı. JİTEM adında suç örgütü oluşmuştu. Bu hükümetin ileri adımı şu oldu o en kanlı, faşist zulmün uygulandığı dönemlerde onlar haya ettiler, 'JİTEM diye bir şey yoktur' dediler. Bu hükümet buna haya etmedi. JİTEM'in bütün artıkları bölgeye doluşmuş durumda, hükümet bir çare, İçişleri Bakanı naçar, bunu savunuyorlar. Her gün orada bir halkın ulusal izzetine, şerefine haysiyetine fotoğraflar, yazılar, muameleler sergilenip duruyor. Bu hükümetin ileri adımı, öbürleri haya etmişti, bunlar haya etmiyor."

HDP'li Önder, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşananların Kürt, Türk çatışması olmadığını belirterek, "Yaşanan Kürt, Türk çatışması değildir. Yaşanan iktidar için egemenler arası bir kavgadır. Bunun böyle olmadığı göstermek için 'vuralım Kürt'e, nasıl olsa herkes hizalanıyor.' En aklı selimi bile hemen 'taş yok mu taş' moduna giriyor. Bugün bir bakan oğlunun kumarhanede görüntülenmesi de iç iktidar kavgasıdır. Davutoğlu'na 'AB seni nasıl muhattap alır, bir horozlansana, esas yetki cumhurbaşkanımızdadır desene' diyen gazete yazıları da iç iktidar kavgasının bir parçasıdır." görüşünü savundu.

Önder, bölgede yaşananları anlatarak, "Atacaklarmış bizi Meclis'ten, buyurun atın. Siz vurdunuz da biz ölmedik mi? En iyi bildiğimiz yer kabristanlar, hapishaneler ama bize diz çöktüremezsiniz, aman diletemezsiniz, tırşıkçılık ettiremezsiniz, etrafınızda onlardan bol miktarda var. Bu ezberle hizalanacak çok adam bulursunuz ama bizden hiç kimseyi bulamazsınız.

Görüşmelerde grubu adına söz alan CHP Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya, konuşmasının başında terörle mücadelede şehit olanları anarak, fedakar vatan evlatlarına şükran duyduğunu söyledi.

AK PARTİ'nin iktidara geldiği 2002 yılında, durma noktasına gelen terör olaylarının geçen sürede yeniden arttığını ileri süren Yalçınkaya, "Maalesef, bugün Türkiye'de büyük acıların yaşandığı, gözyaşlarının dinmediği, şehit haberlerinin peşi sıra geldiği, bombaların patlatıldığı, vatandaşlarımızın sokakta rahatça dolaşamadığı, kendilerini ve yakınlarını güvende hissedemedikleri bir ülke haline geldiğimizi görüyoruz. Ülkemiz, canı isteyenin dilediği alçakça senaryoyu icra ettiği terör örgütlerinin uygulama platosuna dönmüştür. Örgütler rahat rahat işlerini yaparlar, hiçbir engel çıkmaz. Niçin? Çünkü İçişleri Bakanı muhaliflere, biat etmeyenlere kumpas kurmakla meşguldür" diye konuştu.

İçişleri Bakanlığının büyük bir güvenlik ve istihbarat zafiyeti içinde olduğunu iddia eden Yalçınkaya, şunları söyledi:

"Yaşanan bu dramatik kamu zafiyeti üzerine vatandaşlar, 'yol geçen hanı' ya da 'Dingo'nun hanı' tanımlamasını yaparken Sayın Bakan herhalde kınama tweetleri atmakla meşguldü. Böylece Sayın Bakan İçişleri Bakanlığından 'Twitter işleri bakanlığı'na geçmiştir. Dünyada ülkesinin başkentinde 167 vatandaşını teröre kurban verip sonra da 'Ben içişleri bakanıyım' diye o koltukta oturan bir başka bakan var mıdır, sizlere soruyorum?

Ankara'da terör örgütleri için bulunmaz bir İçişleri Bakanısınız Sayın Bakanım. Sayenizde ülke her gün gözyaşı okyanusunda yüzüyor. Bu nedenle istihbarat ve güvenlik konularındaki zafiyetlerin siyasi sorumlularının başında İçişleri Bakanı olarak siz gelmektesiniz."

Yalçınkaya, İçişleri Bakanlığının yönetim kademelerinde çekişmeler yaşandığını, atamalarda liyakatın önceliğini kaybettiğini savunarak, bunun da terörle mücadele ve güvenlik konusunda zaafa yol açtığını ifade etti.

Terör örgütünün Güneydoğu'da yol kesip kimlik kontrolü yaptığını, askere alma daireleri kurduğunu, sokaklara bombalar döşediğini öne süren Yalçınkaya, İçişleri Bakanı Ala'nın ise bütün bunları görmezden geldiğini iddia etti. Yalçınkaya, "Tam bir akıl tutulması yaşanmaktadır. Sayın Bakan devlet sizsiniz, yetki sizde. Valiler, kaymakamlar, emniyet müdürleri, jandarma sizin emrinizde. Eğer, sınır güvenliğinin ortadan kalkmasıyla ülkemize girerek devlet içinde devlet olmaya kalkışanlara karşı mücadelede yetki ve sorumluluk duygusu içinde bakanlığınızın yapması gerekenleri eksiksiz olarak uygulasaydınız bugün 'Devlet nerede' diyerek devleti aramaya çıkmazdınız" ifadelerini kullandı.

İktidarın Çözüm Süreci boyunca izlediği politikaları ve bu politikaların Türkiye'yi getirdiği noktayı da eleştiren Yalçınkaya, "Dünyada terör örgütünün kendisine çekidüzen vermesine olanak tanıyan tek hükümet sizsiniz. Yani terör örgütüyle işbirliği içinde olan tek hükümet de sizsiniz" dedi.

AK PARTİ İzmir Milletvekili Hamza Dağ da grubu adına yaptığı konuşmada, terörle mücadelede şehit olanlara Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diledi.

AK PARTİnin hiçbir ayrım yapmadan tüm terör örgütlerini kınadığını, "Benim teröristim iyidir, seninki kötü" anlayışını şiddetle reddettiğini vurgulayan Dağ, milletin terörle arasına mesafe koyamayanları ise çok iyi bildiğini ve samimiyetsizliklerini gördüğünü kaydetti.

Türkiye'nin coğrafi konumu ve giderek gelişen bir ülke olması nedeniyle ideolojileri farklı terör örgütlerinin hedefi bir ülke konumunda olduğunu dile getiren Dağı, "Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en kapsamlı ve en büyük terörle mücadelesi içindedir. Bu mücadele içinde hainlik yapanları kınıyorum" dedi.

Siyasi partilerin illegal yapılarla kol kola olmasının kendilerini üzdüğünü belirten Dağ, "Özellikle son dönemde illegal yapılarla hükümeti devirmek adına kurulan ittifak, meşru muhalefet düşüncesi ile kapatılamaz" diye konuştu.

Dağ'ın sözlerini, "DHKP-C'li terörist Berna Yılmaz. Sözde parasız eğitim adı altında eylemler yapmakta, bu ülkenin polisine, başbakanına, cumhurbaşkanına hakaretler yapmaktaydı. Terör örgütü üyeliğinden ceza aldı. Peki bu Berna Yılmaz ceza aldığı zaman bunu savunan, bunun için mahkeme mahkeme gezen kimdi? Gensoruyu veren CHP'ydi. Bu Berna Yılmaz daha sonra polise silah sıktı" şeklinde sürdürmesine bazı CHP milletvekilleri tepki gösterdi.

Dağ, "Biz CHP'nin vesayet odakları ile işbirliği içinde olmasını hep biliyorduk ama ne yazık ki şu anda terör örgütüyle yan yana olmanızı ise hiç anlamıyoruz. CHP Genel Başkanı, kurucu değerlere geri dönülmesinden bahsetti. Bu ülkede hiçbir kurumun, yapının kurucu değerlerle sorunu yok. Kurucu değerlerle sorunu olan bir siyasi hareket var. O da CHP" değerlendirmesinde bulundu.

Sataşma nedeniyle söz alan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ise partisinin tüm terör örgütlerini kayıtsız şartsız kınadığını vurgulayarak, "Ama siz, IŞİD'in adını önce DEAŞ sonra DAİŞ yapacak kadar da utanmazsınız" dedi. Özel'in bu sözlerine AK Parti milletvekilleri tepki gösterdi.

Birleşimi yöneten Meclis Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı da Özel'i temiz bir dil kullanması konusunda uyardı.

Özel, CHP'nin bir tek ittifakı olduğunu, onun da halk ile kurduğu ittifak olduğunu belirterek, "Ama siz dün terör örgütüyle ittifak kurup bugün şehit cenazelerine gidecek kadar tutarsızsınız, utanmazsınız" diye konuştu.

AK PARTİ Grup Başkanvekili Coşkun Çakır da sataşma nedeniyle geldiği kürsüden, kullandığı "utanmaz" ifadesini Özel'e iade ettiğini söyledi. Çakır, her türlü eleştirinin yapılabileceğini, ancak edep dışına çıkılmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.

****HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****