2019-12-19 - 16:50
TBMM Genel Kurulunda, 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin maddelerinin görüşmeleri tamamlandı.
Genel Kurul, TBMM Başkanvekili Levent Gök başkanlığında toplandı.
Genel Kurulda, hükümet adına Adalet Bakanı Abdulhamit Gül hazır bulundu.
TBMM Genel Kurulunda, 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifinin maddeleri üzerinde görüşmeler sürüyor. Bütçenin 14. maddesi üzerinde milletvekilleri söz aldı.
İYİ Parti Ankara Milletvekili Şenol Sunat, tüm kurum ve kuruluşların işleyişinde tek yetkilinin Cumhurbaşkanı olduğunu dile getirerek bu yaklaşımın doğru olmadığını savundu.
Sunat, şunları söyledi:
"Geçtiğimiz sene Cumhurbaşkanının önünde 4 bin 500 imza bekleyen evrakın olduğu söyleniyordu. Bu sene sayının kaç olduğunu henüz bilmiyoruz. Bir an önce parlamenter sisteme dönmek gerekiyor. Bu sisteme başından beri karşıyız ve vatandaşın ihtiyaçlarına karşılık vermeyen bu bütçeye de hayır diyoruz."
MHP Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı, Türk sporunun problemlerini her platformda anlattıklarını, özellikle olimpiyatlarda alınan kötü sonuçların Türk sporunun geldiği noktayı gösterdiğini dile getirdi.
Bunun nedeninin, işin ehil ellere verilmediğinden kaynaklandığını ifade eden Sancaklı, şöyle konuştu:
"Özellikle Türk futbolu ile ilgili Kulüpler Birliği Yasası'nı getirmemiz gerekiyor. Kulüpler iflas etmiş durumdadır. Yöneticilerin çıkıp millete gerçekleri anlatması gerekiyor. Altyapıdaki oyuncuların lig takımlarının kadrolarında yer alması zorunluluğunu getirmeliyiz. Bununla birlikte kulüpler hem altyapıya önem verecek hem de dışarıdan sporcu getirme oranını düşük seviyeye indirmiş olacak. Kim olursa olsun işi uzman kişilerin yapması taraftarıyım. İnsanları futbol üzerinden mutlu edebiliriz. İnsanlar artık müsabaka izlerken hiç bir zevk almıyor. Gelin müdahale edelim ve Türk futbolunu kurtaralım."
HDP Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç, bütçe görüşmelerinin sonuna yaklaşıldığını, muhalefet partilerinin olumsuzlukları her dile getirdiğinde iktidar partisi milletvekillerinin hep savunmaya geçtiğini iddia etti.
2020 yılı bütçesinin "halkçı" bir bütçe olmadığını bundan sonra da anlatmaya devam edeceklerini belirten Oruç, "Bütün baskı ve zorlamalara rağmen haksızlıkları anlatmayı sürdüreceğiz. 81 vilayetteki insanlara eşit ve adil hizmet sağlanmalıdır. Ekonomik kriz gerçekten içinden çıkılamaz hale gelmiştir. Mezarda emeklilik yasası ortadan kaldırılmalıdır çünkü Avrupa'da ki gibi refah seviyesi yüksek bir ülke değiliz. Bu toplum kazanımlarının farkındadır. Tarihe hep birlikte bir imza atabiliriz." dedi.
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, bütçe görüşmelerinin önemli olduğunu, bu görüşmelerde ülkenin gerçeklerinin tartışıldığını söyledi.
İktidar partisinin hep 2002 yılı öncesindeki olumsuzlukları örnek vererek Türkiye'nin bugünkü geldiği noktaları anlattıklarını vurgulayan Toprak, şöyle konuştu:
"2002 yılında ülkenin büyüme hızı 6,8 iken bugün 0,9 seviyesinde. Sizin 'enkaz devraldık' dediğiniz dönemde işsizlik rakamı 10,8 iken bugün bu rakam 13,8 seviyelerinde. 'Ekonomide kriz yok' diyorsunuz ama açıkladığınız 5 ekonomi paketi de açtığınız yaranın gediğini dolduramadı. Bu krizin sebebi iktidarın yanlış dış politikası ve ekonomi politikasıdır. Bütçelerimiz her geçen yıl daha sıkıntılı bir hal almaktadır. 82 milyon insanın kaderini bir kişi iktidarda kalacak diye olumsuzluklara feda edemeyiz."
Toprak, Kanal İstanbul Projesi'nin merhum Bülent Ecevit'in 1994 yerel seçimlerindeki bir projesi olduğunu söyledi.
O dönemde seçimlerden sorumlu kişinin de kendisi olduğunu anımsatan Toprak, "O zaman bize bilim insanları geldi ve yaptığımız bir kaç toplantıda Sayın Ecevit'e 'Bu kanalın verimliliği yok. Montrö Boğazlar Sözleşmesi tartışmaya açılacak. Bu kanalı gündemde tutarsanız Türkiye'nin başına sorunlar gelebilir' dediler. Sayın Ecevit, kampanya sunumu sonrasında bu projeyi geri çekti. Ecevit'in o hatayı görüp geri çekilmesini sizler de yapabilirsiniz." ifadelerini kullandı.
Şahsı adına konuşan AK Parti Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın ise Türkiye'nin kritik süreçlerden geçtiğini, uluslararası camiada her gün yeni bir gelişmenin yaşandığını söyledi.
Zulüm ve haksızlık nerede yaşanırsa yaşansın Türkiye Cumhuriyeti olarak orada olduklarını ifade eden Aydın, bunun "tarihi ve İslami" bir sorumluluk olduğunu vurguladı.
Türkiye'nin uzun yıllar boyunca terörle mücadele ettiğini anımsatan Aydın, "Tam 110 gündür ülkemizde kutlu bir direniş var. Onları 'Diyarbakır Anneleri' olarak tanıdık. Yürekleri yakan feryatlarıyla zorla dağa kaçırılan evlatlarının geri dönmesi için nöbet tutuyorlar. Eli öpülesi annelerimizin direnişlerini çok değerli bulduğumuzu ve sonuna kadar yanlarında olduğumuzu net bir ifadeyle haykırırken, ister stratejik ortak ABD ister dost ve müttefik AB ülkelerinin bu duyarsızlıklarını da şiddetle kınamadan geçemiyorum." değerlendirmesinde bulundu.
Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Ukrayna'da tutuklanan Necip Hablemitoğlu suikastı zanlısının gecikmeksizin Türkiye'ye iadesi hususunda taleplerini yinelediklerini söyledi.
Milletvekillerinin sorusu üzerine, 15. madde görüşülürken söz alan Adalet Bakanı Gül, 18 Aralık 2002 tarihinde Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi öğretim görevlisi Necip Hablemitoğlu'nun menfur bir suikast sonucu hayatını kaybettiğini anımsattı.
Suikastla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının başlatmış olduğu soruşturma neticesinde son zamanlarda bazı gelişmeler yaşandığını aktaran Gül, "Bu cinayetin zanlısı olarak tespit edilen Nuri Gökhan Bozkır hakkında Kırmızı Bülten talebi çıkartıldı. Bunun üzerine, adı geçen zanlı Ukrayna'da tutuklanmıştır. Tutuklanması üzerine derhal iade talepnamesi bakanlığımızca Ukrayna makamlarına iletilmiştir ve ülkemize iade edilerek yargı önüne çıkartılması için tüm bu çabalar yapılmıştır. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız, Ukrayna Devlet Başkanı düzeyinde konuyu yakinen takip etmektedir." bilgisini verdi.
Önceki gün Ukrayna Adalet Bakanıyla, bugün de Ukrayna Başsavcısıyla bu konuyla ilgili bir görüşme yaptığını aktaran Gül, şunları kaydetti:
"Zanlının Türkiye'ye iadesi hususundaki hassasiyetimizi, talebimizi yineledik. Bu kişinin Türkiye'ye iadesi konusunda her türlü tedbirin alınması ve kaçmadan Ukrayna yetkili mercileri tarafından gecikmeksizin Türk yargısına teslim edilmesi hususunda taleplerimizi yineledik. Tüm kurumlarımız, ilgili bakanlıklarımız bu konuda muhataplarıyla görüşmelerini yapmaktadırlar. Bu konunun aydınlatılması hepimizin ortak dileğidir. Elbette soruşturmayı bağımsız yargı sürdürecektir ancak biz bu konuda her türlü hassasiyeti, yakından takibimizi sürdüreceğiz."
CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, bir an önce bu kişinin Türk adaletinin emin ellerine teslim edilmesi gerektiğini belirterek, "Bu nedenle CHP, bu girişimin tam arkasında duracaktır." dedi.
AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan, "Sayın Hablemitoğlu, 2000'li yıllarda FETÖ'yle ilgili yaptığı araştırmalar, basın toplantıları ve konferanslarla, bu konuyu o zamanlarda çok cesurca, yüreklice dile getiren, herkesi uyaran çok önemli bir aydınımızdı. Umarız yakalanan sanık Türkiye'ye bir an önce iade edilir ve soruşturmayla arka plandaki başka gerçekleri de öğrenmiş oluruz." diye konuştu.
FETÖ'ye karşı bütün siyasi parti gruplarının birlikte hareket etmesi gerektiğini dile getiren Özkan, "Bugün Meclisimizde ki bu birlik ve beraberlikle FETÖ terör örgütüne karşı ortaya konulan tavrı, siyasetimiz ve demokrasimiz açısından çok anlamlı ve önemlidir." değerlendirmesinde bulundu.
Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, ikinci yargı paketinde genel olarak hukuk usulüne ilişkin düzenlemelerin üzerinde çalışıldığını belirterek, "Elbette bu, değerli milletvekillerimizin iradesiyle şekillenecek." dedi.
Teklifin 15. maddesi kabul edildi.
Madde üzerinde milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Gül, birinci yargı paketinde ceza usulü düzenlemelerinin söz konusu olduğunu anımsattı.
Bunlardan seri, basit yargılamanın da 1 Ocak tarihi itibarıyla yürürlüğe gireceğini ve evrensel hukukun genel ilkesi olan eleştiri, haber vermenin suç oluşturmayacağına ilişkin genel ilkenin de tahkim edilmiş olacağını anlatan Gül, "İkinci yargı paketinde de genel olarak hukuk usulüne ilişkin düzenlemeler üzerinde çalışılmakta. Elbette bu, değerli milletvekillerimizin iradesiyle şekillenecek." diye konuştu.
Bu çerçevede, önerileri hazırlanan ikinci pakette, 4 milyonun üzerinde devam eden hukuk yargılamalarındaki dosyalarda, 6 ile 8 ay arasında yargılamaların hızlanmasının söz konusu olduğunu dile getiren Gül, şunları kaydetti:
"Özellikle ticari davaların da ihtisas mahkemesi gibi, her yerde asliye hukuk marifetiyle görülmesi, noterlik sistemiyle ilgili, çocuk teslimiyle ilgili hukuk yargılamaları anlamında birtakım düzenlemeler, düşünceler söz konusu.
Keza vatandaşın devletle mahkemelik olmaması, devletin devletle, idarenin idareyle mahkemelik olmaması anlamında idari sulh düzenlemesinin de kapsamının genişletilmesi ve bu konuda idarenin yapmış olduğu işlem ve eylemlerinden dolayı öncelikle bir masa etrafında bu konunun müzakere edilip değerlendirilmesine imkân tanıyan bir düzenleme söz konusu.
Ara buluculuk sistemi çok başarılı bir şekilde işlemektedir ancak kanunda birtakım düzenlemelere de ihtiyaç görülmektedir. Bu konuda ihtiyaç duyulan hem kanun düzenlemeleri hem de tüketici davalarına da bunun teşmil edilmesine ilişkin bir düzenleme, bir çalışma söz konusudur. Böylece, tüketici hakem dosyalarındaki işleyen, başarıyla uygulanan sistem yine kendi usulünde devam edecektir ancak doğrudan mahkemeye gelen, özellikle doğrudan tüm tüketicilerimizin mağduriyetinin önüne geçecek şekilde bir tüketici ara buluculuğu sistemi de ikinci yargı paketinde üzerinde çalışılan konu başlıklarından biridir."
Gül, tüm bu başlıkların Meclisin iradesiyle oluşacağına işaret ederek, "AK Parti ve MHP'nin bu konudaki vereceği desteklerle daha da sistemi, içeriği zenginleşecektir ama hem uygulama hem akademisyenlerle yapılan çalışmaların bu anlamda hukuk merkezli, hukuk usulü çerçevesinde devam ettiğini ifade edebilirim." değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Simit Sarayı ile ilgili de ilgililer ve yetkililerle yaptığı görüşmeyi kamuoyuyla paylaştığını hatırlatan Gül, "Geçmişteki örneklerde de kamu bankalarının bu anlamda yapmış olduğu tasarrufların ülkemize getirmiş olduğu sonuçları da ifade ettiler." dedi.
Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, hukuk fakültelerine ilişkin "Hukuk fakültesi branşı dışında yönetici, öğretim üyesi olmalarını asla kabul etmiyoruz. Bu konuda YÖK nezdinde de ilgili tüm idare nezdinde de çabamızı sürdüreceğiz." dedi.
Adalet Bakanı Gül, görüşmelerde, milletvekillerinin soruları üzerine, Yargı Reformu Strateji Belgesinde hukuk eğitimi konusunda çok önemli yol haritası bulunduğunu söyledi.
Gül, Türkiye'de hukuk sorununun temelinde nitelikli hukukçu sorununun da olduğunu düşündüklerini belirterek, yargıya güvenin gelecekte artmasının en temel taşlarından birisinin hukuk eğitiminde önemli mesafeler kat edilmesi olduğunu ifade etti.
Hukuk fakültelerinin ve öğrenci kontenjanlarının fazla olmasının hukuk eğitiminin kalitesini düşürdüğüne işaret eden Gül, YÖK ile bu konuda görüşmeler yaptıklarını, üniversite giriş sınavında ilk 190 bine girenlerin hukuk fakültesine girebildiğini anlattı.
Gül, "Bu kontenjanın ilk 75 bin en fazla ilk 100 bin olması" yönündeki taleplerinin, YÖK tarafından "ilk 125 bin" öğrenci şeklinde kabul edildiğini ifade ederek, "İlk olarak 2020 yılı üniversite giriş sınavında uygulanacak. İlk 125 bine girenler hukuk fakültesine girebilecek. Bu hukuk eğitiminin kalitesi adına çok önemlidir." diye konuştu.
Bazı hukuk fakültelerinin bu kararla birlikte kapanabileceğine işaret eden Gül, bunun da üniversitelerin bu konuda tedbirler alması sonucunu doğuracağını söyledi.
Hukuk fakültesi öğrencilerinin daha kaliteli olması gerektiğini vurgulayan Gül, "Hukuk fakültesi öğrencisine müşteri anlayışıyla bakan bir yaklaşımı kabul etmiyoruz. Çünkü buradan çıkanlar Türkiye yargısı ile ilgili karar vermektedirler." değerlendirmesinde bulundu.
Bu süreci büyük bir titizlikle takip ettiklerine dikkati çeken Gül, hukuk fakültelerindeki öğretim üyesi ihtiyacının, kontenjandaki daralmayla birlikte azalacağını söyledi.
Gül, "(Hukuk fakültelerinde) Hukuk fakültesi branşı dışında yönetici, öğretim üyesi olmalarını asla kabul etmiyoruz. Bu konuda YÖK nezdinde de ilgili tüm idare nezdinde de çabamızı sürdüreceğiz." açıklamasında bulundu.
Hukuk fakültelerindeki eğitimde adli klinikler, cezaevi koşulları, felsefe, psikoloji ve kriminolojinin bulunması gerektiğini vurgulayan Gül, güzel Türkçe kullanımı ve analitik düşünmenin de bu eğitim sırasında yer almasının yararlı olacağını dile getirdi.
Bakan Gül, yargının hiçbir grubun ve zümrenin olamayacağını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu konuda, 'Geçmişte FETÖ, önceki dönemde vesayetçiler yaptı, bu sefer de bizimkiler, bizim zihniyetimizdekiler yapsın' anlayışı asla kabul edilemez. Çünkü yargı siyaset üstü, partiler üstüdür. Yargıda yandaşlık, kayırmacılık olamaz. Ne kadar gücümüz yeterse bu mesuliyeti yerine getirmek zorundayız. O kürsüye; hâkimin, savcının karşısına çıkan kişilerin 'hangi düşünce, hangi inançtan, nerede doğmuş olursa olsun, hiçbir şekilde ayrımcılık yapılmayacağı' düşüncesiyle adliyenin kapısından gireceği bir sistemi hep beraber inşa edeceğiz. Büyük bir tahribat oldu ama bu travmayı, bu tahribatları hep beraber, tek tek mücadele ederek ortadan kaldırmak zorundayız."
Bu mücadeleyi sürdüreceklerini belirten Gül, bu konuda hiçbir zafiyete izin vermeyeceklerini söyledi. Bakan Gül, "Yargıda olduğu gibi devletin hiçbir yerinde paralel, yatay, dikey, meridyen hiçbir yapıyı, oluşumu asla tasvip edemeyiz. Bu konuda mücadelemizi sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
Genel Kurulda, hükümet adına Adalet Bakanı Abdulhamit Gül hazır bulundu.
TBMM Genel Kurulunda, 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifinin maddeleri üzerinde görüşmeler sürüyor. Bütçenin 14. maddesi üzerinde milletvekilleri söz aldı.
İYİ Parti Ankara Milletvekili Şenol Sunat, tüm kurum ve kuruluşların işleyişinde tek yetkilinin Cumhurbaşkanı olduğunu dile getirerek bu yaklaşımın doğru olmadığını savundu.
Sunat, şunları söyledi:
"Geçtiğimiz sene Cumhurbaşkanının önünde 4 bin 500 imza bekleyen evrakın olduğu söyleniyordu. Bu sene sayının kaç olduğunu henüz bilmiyoruz. Bir an önce parlamenter sisteme dönmek gerekiyor. Bu sisteme başından beri karşıyız ve vatandaşın ihtiyaçlarına karşılık vermeyen bu bütçeye de hayır diyoruz."
MHP Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı, Türk sporunun problemlerini her platformda anlattıklarını, özellikle olimpiyatlarda alınan kötü sonuçların Türk sporunun geldiği noktayı gösterdiğini dile getirdi.
Bunun nedeninin, işin ehil ellere verilmediğinden kaynaklandığını ifade eden Sancaklı, şöyle konuştu:
"Özellikle Türk futbolu ile ilgili Kulüpler Birliği Yasası'nı getirmemiz gerekiyor. Kulüpler iflas etmiş durumdadır. Yöneticilerin çıkıp millete gerçekleri anlatması gerekiyor. Altyapıdaki oyuncuların lig takımlarının kadrolarında yer alması zorunluluğunu getirmeliyiz. Bununla birlikte kulüpler hem altyapıya önem verecek hem de dışarıdan sporcu getirme oranını düşük seviyeye indirmiş olacak. Kim olursa olsun işi uzman kişilerin yapması taraftarıyım. İnsanları futbol üzerinden mutlu edebiliriz. İnsanlar artık müsabaka izlerken hiç bir zevk almıyor. Gelin müdahale edelim ve Türk futbolunu kurtaralım."
HDP Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç, bütçe görüşmelerinin sonuna yaklaşıldığını, muhalefet partilerinin olumsuzlukları her dile getirdiğinde iktidar partisi milletvekillerinin hep savunmaya geçtiğini iddia etti.
2020 yılı bütçesinin "halkçı" bir bütçe olmadığını bundan sonra da anlatmaya devam edeceklerini belirten Oruç, "Bütün baskı ve zorlamalara rağmen haksızlıkları anlatmayı sürdüreceğiz. 81 vilayetteki insanlara eşit ve adil hizmet sağlanmalıdır. Ekonomik kriz gerçekten içinden çıkılamaz hale gelmiştir. Mezarda emeklilik yasası ortadan kaldırılmalıdır çünkü Avrupa'da ki gibi refah seviyesi yüksek bir ülke değiliz. Bu toplum kazanımlarının farkındadır. Tarihe hep birlikte bir imza atabiliriz." dedi.
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, bütçe görüşmelerinin önemli olduğunu, bu görüşmelerde ülkenin gerçeklerinin tartışıldığını söyledi.
İktidar partisinin hep 2002 yılı öncesindeki olumsuzlukları örnek vererek Türkiye'nin bugünkü geldiği noktaları anlattıklarını vurgulayan Toprak, şöyle konuştu:
"2002 yılında ülkenin büyüme hızı 6,8 iken bugün 0,9 seviyesinde. Sizin 'enkaz devraldık' dediğiniz dönemde işsizlik rakamı 10,8 iken bugün bu rakam 13,8 seviyelerinde. 'Ekonomide kriz yok' diyorsunuz ama açıkladığınız 5 ekonomi paketi de açtığınız yaranın gediğini dolduramadı. Bu krizin sebebi iktidarın yanlış dış politikası ve ekonomi politikasıdır. Bütçelerimiz her geçen yıl daha sıkıntılı bir hal almaktadır. 82 milyon insanın kaderini bir kişi iktidarda kalacak diye olumsuzluklara feda edemeyiz."
Toprak, Kanal İstanbul Projesi'nin merhum Bülent Ecevit'in 1994 yerel seçimlerindeki bir projesi olduğunu söyledi.
O dönemde seçimlerden sorumlu kişinin de kendisi olduğunu anımsatan Toprak, "O zaman bize bilim insanları geldi ve yaptığımız bir kaç toplantıda Sayın Ecevit'e 'Bu kanalın verimliliği yok. Montrö Boğazlar Sözleşmesi tartışmaya açılacak. Bu kanalı gündemde tutarsanız Türkiye'nin başına sorunlar gelebilir' dediler. Sayın Ecevit, kampanya sunumu sonrasında bu projeyi geri çekti. Ecevit'in o hatayı görüp geri çekilmesini sizler de yapabilirsiniz." ifadelerini kullandı.
Şahsı adına konuşan AK Parti Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın ise Türkiye'nin kritik süreçlerden geçtiğini, uluslararası camiada her gün yeni bir gelişmenin yaşandığını söyledi.
Zulüm ve haksızlık nerede yaşanırsa yaşansın Türkiye Cumhuriyeti olarak orada olduklarını ifade eden Aydın, bunun "tarihi ve İslami" bir sorumluluk olduğunu vurguladı.
Türkiye'nin uzun yıllar boyunca terörle mücadele ettiğini anımsatan Aydın, "Tam 110 gündür ülkemizde kutlu bir direniş var. Onları 'Diyarbakır Anneleri' olarak tanıdık. Yürekleri yakan feryatlarıyla zorla dağa kaçırılan evlatlarının geri dönmesi için nöbet tutuyorlar. Eli öpülesi annelerimizin direnişlerini çok değerli bulduğumuzu ve sonuna kadar yanlarında olduğumuzu net bir ifadeyle haykırırken, ister stratejik ortak ABD ister dost ve müttefik AB ülkelerinin bu duyarsızlıklarını da şiddetle kınamadan geçemiyorum." değerlendirmesinde bulundu.
Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Ukrayna'da tutuklanan Necip Hablemitoğlu suikastı zanlısının gecikmeksizin Türkiye'ye iadesi hususunda taleplerini yinelediklerini söyledi.
Milletvekillerinin sorusu üzerine, 15. madde görüşülürken söz alan Adalet Bakanı Gül, 18 Aralık 2002 tarihinde Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi öğretim görevlisi Necip Hablemitoğlu'nun menfur bir suikast sonucu hayatını kaybettiğini anımsattı.
Suikastla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının başlatmış olduğu soruşturma neticesinde son zamanlarda bazı gelişmeler yaşandığını aktaran Gül, "Bu cinayetin zanlısı olarak tespit edilen Nuri Gökhan Bozkır hakkında Kırmızı Bülten talebi çıkartıldı. Bunun üzerine, adı geçen zanlı Ukrayna'da tutuklanmıştır. Tutuklanması üzerine derhal iade talepnamesi bakanlığımızca Ukrayna makamlarına iletilmiştir ve ülkemize iade edilerek yargı önüne çıkartılması için tüm bu çabalar yapılmıştır. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız, Ukrayna Devlet Başkanı düzeyinde konuyu yakinen takip etmektedir." bilgisini verdi.
Önceki gün Ukrayna Adalet Bakanıyla, bugün de Ukrayna Başsavcısıyla bu konuyla ilgili bir görüşme yaptığını aktaran Gül, şunları kaydetti:
"Zanlının Türkiye'ye iadesi hususundaki hassasiyetimizi, talebimizi yineledik. Bu kişinin Türkiye'ye iadesi konusunda her türlü tedbirin alınması ve kaçmadan Ukrayna yetkili mercileri tarafından gecikmeksizin Türk yargısına teslim edilmesi hususunda taleplerimizi yineledik. Tüm kurumlarımız, ilgili bakanlıklarımız bu konuda muhataplarıyla görüşmelerini yapmaktadırlar. Bu konunun aydınlatılması hepimizin ortak dileğidir. Elbette soruşturmayı bağımsız yargı sürdürecektir ancak biz bu konuda her türlü hassasiyeti, yakından takibimizi sürdüreceğiz."
CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, bir an önce bu kişinin Türk adaletinin emin ellerine teslim edilmesi gerektiğini belirterek, "Bu nedenle CHP, bu girişimin tam arkasında duracaktır." dedi.
AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan, "Sayın Hablemitoğlu, 2000'li yıllarda FETÖ'yle ilgili yaptığı araştırmalar, basın toplantıları ve konferanslarla, bu konuyu o zamanlarda çok cesurca, yüreklice dile getiren, herkesi uyaran çok önemli bir aydınımızdı. Umarız yakalanan sanık Türkiye'ye bir an önce iade edilir ve soruşturmayla arka plandaki başka gerçekleri de öğrenmiş oluruz." diye konuştu.
FETÖ'ye karşı bütün siyasi parti gruplarının birlikte hareket etmesi gerektiğini dile getiren Özkan, "Bugün Meclisimizde ki bu birlik ve beraberlikle FETÖ terör örgütüne karşı ortaya konulan tavrı, siyasetimiz ve demokrasimiz açısından çok anlamlı ve önemlidir." değerlendirmesinde bulundu.
Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, ikinci yargı paketinde genel olarak hukuk usulüne ilişkin düzenlemelerin üzerinde çalışıldığını belirterek, "Elbette bu, değerli milletvekillerimizin iradesiyle şekillenecek." dedi.
Teklifin 15. maddesi kabul edildi.
Madde üzerinde milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Gül, birinci yargı paketinde ceza usulü düzenlemelerinin söz konusu olduğunu anımsattı.
Bunlardan seri, basit yargılamanın da 1 Ocak tarihi itibarıyla yürürlüğe gireceğini ve evrensel hukukun genel ilkesi olan eleştiri, haber vermenin suç oluşturmayacağına ilişkin genel ilkenin de tahkim edilmiş olacağını anlatan Gül, "İkinci yargı paketinde de genel olarak hukuk usulüne ilişkin düzenlemeler üzerinde çalışılmakta. Elbette bu, değerli milletvekillerimizin iradesiyle şekillenecek." diye konuştu.
Bu çerçevede, önerileri hazırlanan ikinci pakette, 4 milyonun üzerinde devam eden hukuk yargılamalarındaki dosyalarda, 6 ile 8 ay arasında yargılamaların hızlanmasının söz konusu olduğunu dile getiren Gül, şunları kaydetti:
"Özellikle ticari davaların da ihtisas mahkemesi gibi, her yerde asliye hukuk marifetiyle görülmesi, noterlik sistemiyle ilgili, çocuk teslimiyle ilgili hukuk yargılamaları anlamında birtakım düzenlemeler, düşünceler söz konusu.
Keza vatandaşın devletle mahkemelik olmaması, devletin devletle, idarenin idareyle mahkemelik olmaması anlamında idari sulh düzenlemesinin de kapsamının genişletilmesi ve bu konuda idarenin yapmış olduğu işlem ve eylemlerinden dolayı öncelikle bir masa etrafında bu konunun müzakere edilip değerlendirilmesine imkân tanıyan bir düzenleme söz konusu.
Ara buluculuk sistemi çok başarılı bir şekilde işlemektedir ancak kanunda birtakım düzenlemelere de ihtiyaç görülmektedir. Bu konuda ihtiyaç duyulan hem kanun düzenlemeleri hem de tüketici davalarına da bunun teşmil edilmesine ilişkin bir düzenleme, bir çalışma söz konusudur. Böylece, tüketici hakem dosyalarındaki işleyen, başarıyla uygulanan sistem yine kendi usulünde devam edecektir ancak doğrudan mahkemeye gelen, özellikle doğrudan tüm tüketicilerimizin mağduriyetinin önüne geçecek şekilde bir tüketici ara buluculuğu sistemi de ikinci yargı paketinde üzerinde çalışılan konu başlıklarından biridir."
Gül, tüm bu başlıkların Meclisin iradesiyle oluşacağına işaret ederek, "AK Parti ve MHP'nin bu konudaki vereceği desteklerle daha da sistemi, içeriği zenginleşecektir ama hem uygulama hem akademisyenlerle yapılan çalışmaların bu anlamda hukuk merkezli, hukuk usulü çerçevesinde devam ettiğini ifade edebilirim." değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Simit Sarayı ile ilgili de ilgililer ve yetkililerle yaptığı görüşmeyi kamuoyuyla paylaştığını hatırlatan Gül, "Geçmişteki örneklerde de kamu bankalarının bu anlamda yapmış olduğu tasarrufların ülkemize getirmiş olduğu sonuçları da ifade ettiler." dedi.
Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, hukuk fakültelerine ilişkin "Hukuk fakültesi branşı dışında yönetici, öğretim üyesi olmalarını asla kabul etmiyoruz. Bu konuda YÖK nezdinde de ilgili tüm idare nezdinde de çabamızı sürdüreceğiz." dedi.
Adalet Bakanı Gül, görüşmelerde, milletvekillerinin soruları üzerine, Yargı Reformu Strateji Belgesinde hukuk eğitimi konusunda çok önemli yol haritası bulunduğunu söyledi.
Gül, Türkiye'de hukuk sorununun temelinde nitelikli hukukçu sorununun da olduğunu düşündüklerini belirterek, yargıya güvenin gelecekte artmasının en temel taşlarından birisinin hukuk eğitiminde önemli mesafeler kat edilmesi olduğunu ifade etti.
Hukuk fakültelerinin ve öğrenci kontenjanlarının fazla olmasının hukuk eğitiminin kalitesini düşürdüğüne işaret eden Gül, YÖK ile bu konuda görüşmeler yaptıklarını, üniversite giriş sınavında ilk 190 bine girenlerin hukuk fakültesine girebildiğini anlattı.
Gül, "Bu kontenjanın ilk 75 bin en fazla ilk 100 bin olması" yönündeki taleplerinin, YÖK tarafından "ilk 125 bin" öğrenci şeklinde kabul edildiğini ifade ederek, "İlk olarak 2020 yılı üniversite giriş sınavında uygulanacak. İlk 125 bine girenler hukuk fakültesine girebilecek. Bu hukuk eğitiminin kalitesi adına çok önemlidir." diye konuştu.
Bazı hukuk fakültelerinin bu kararla birlikte kapanabileceğine işaret eden Gül, bunun da üniversitelerin bu konuda tedbirler alması sonucunu doğuracağını söyledi.
Hukuk fakültesi öğrencilerinin daha kaliteli olması gerektiğini vurgulayan Gül, "Hukuk fakültesi öğrencisine müşteri anlayışıyla bakan bir yaklaşımı kabul etmiyoruz. Çünkü buradan çıkanlar Türkiye yargısı ile ilgili karar vermektedirler." değerlendirmesinde bulundu.
Bu süreci büyük bir titizlikle takip ettiklerine dikkati çeken Gül, hukuk fakültelerindeki öğretim üyesi ihtiyacının, kontenjandaki daralmayla birlikte azalacağını söyledi.
Gül, "(Hukuk fakültelerinde) Hukuk fakültesi branşı dışında yönetici, öğretim üyesi olmalarını asla kabul etmiyoruz. Bu konuda YÖK nezdinde de ilgili tüm idare nezdinde de çabamızı sürdüreceğiz." açıklamasında bulundu.
Hukuk fakültelerindeki eğitimde adli klinikler, cezaevi koşulları, felsefe, psikoloji ve kriminolojinin bulunması gerektiğini vurgulayan Gül, güzel Türkçe kullanımı ve analitik düşünmenin de bu eğitim sırasında yer almasının yararlı olacağını dile getirdi.
Bakan Gül, yargının hiçbir grubun ve zümrenin olamayacağını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu konuda, 'Geçmişte FETÖ, önceki dönemde vesayetçiler yaptı, bu sefer de bizimkiler, bizim zihniyetimizdekiler yapsın' anlayışı asla kabul edilemez. Çünkü yargı siyaset üstü, partiler üstüdür. Yargıda yandaşlık, kayırmacılık olamaz. Ne kadar gücümüz yeterse bu mesuliyeti yerine getirmek zorundayız. O kürsüye; hâkimin, savcının karşısına çıkan kişilerin 'hangi düşünce, hangi inançtan, nerede doğmuş olursa olsun, hiçbir şekilde ayrımcılık yapılmayacağı' düşüncesiyle adliyenin kapısından gireceği bir sistemi hep beraber inşa edeceğiz. Büyük bir tahribat oldu ama bu travmayı, bu tahribatları hep beraber, tek tek mücadele ederek ortadan kaldırmak zorundayız."
Bu mücadeleyi sürdüreceklerini belirten Gül, bu konuda hiçbir zafiyete izin vermeyeceklerini söyledi. Bakan Gül, "Yargıda olduğu gibi devletin hiçbir yerinde paralel, yatay, dikey, meridyen hiçbir yapıyı, oluşumu asla tasvip edemeyiz. Bu konuda mücadelemizi sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
