2010-01-13 - 14:20
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, Memur'un sıkıntısı artarken, kredi notunda artış görülmesini çelişkili olarak nitelendirerek, "IMF'ye teslim olma konusunda teşvik amacıyla mı kredi notu yükseltildi?" diye sordu.
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, MHP Adana Milletvekili Yılmaz Tankut, MHP Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ve MHP Karaman Milletvekili Hasan Çalış ile parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, Başbakan Erdoğan'ın Grup Toplantısı'nda kullandığı bazı ifadeler ile ilgili açıklama yaptı.
Türkiye'nin kredi notunun düşürülmesiyle ilgili olarak Başbakan Erdoğan'ın G-20 toplantısında 'şikeli not veriyorlar' diye eleştiride bulunmasının ardından, kredi notunun yükseltilmesi ile Başbakan'ın bundan medet umar hale geldiğini savunan Vural, Başbakan Erdoğan'ın dün söylediği sözleri bugün unuttuğunu ifade etti.
Memur'un sıkıntısı artarken, kredi notunda artış görülmesini çelişkili olarak nitelendiren Vural, "IMF'ye teslim olma konusunda teşvik amacıyla mı kredi notu yükseltildi?" diye sordu.
Hükümetin yaptığı hesapların tutmadığını savunan Vural, son 4 yıl içinde emeklinin alım gücünün azaldığını vurguladı.
Vural, 80 Kuruş ham sütün fiyatının 45 kuruşa indirilmesinin ardından, üreticilerin ineklerini mezbahalarda kesmeye başladıklarını belirtti.
Başbakan Erdoğan'ın ''işine geldiğinde simit çay, işine geldiğinde süt hesabı yaptığını'' ifade eden Vural, 2006 ile 2010 yılları arasındaki emeklinin alım gücü ile ekmek ve peynir fiyatlarını karşılaştırdı.
Vural, şöyle devam etti:
''Ekmek fiyatlarının 2006'nın fiyatlarının altında olmasına rağmen 4 yıl içinde 100 ekmeğin 41'i eksilmiş. Memur, maaşıyla 4 yıl önce 100 ekmek alıyorken şimdi 59 ekmek alabiliyor. Bizim kılavuzumuz milletimizin filesi, yurt dışı değil. Milletimizin filesinin hesabını yaptık, Başbakan fileye koymadığımız sütü kendisine referans almış. Sütün fiyatını 80 kuruştan 45 kuruşa düşürdüler, emekli maaşlarıyla mukayese ediyorlar. Artık süt üretenler borçlarını ödemek için ineklerini kesiyorlar. Süt paritesi de tutmayacak, belki hava, civa paritesini kullanabilir. 'hava bedava daha ne istiyorsunuz' diyebilir. Mizanı tutmadı ama izanı da eksik kalıyor. Emeklileri çok emeklettiriyor ya onun için süt referansına başvuruyor. Başbakanın ifadeleri, yalancı emzikten başka bir şey değil; Teyyo marka yalancı emzikten ibaret.''
MHP Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ise, iki yüz binin üzerinde hayvanın kesildiğini ve fiyatların bulunamayan süte bağlı olarak artmaya başladığını, bunun sonucu olarakta süt tozu ithal edilmeye başlandığını belirtti.
Vural, Anayasa'ya göre Türkiye'de ana dilin Türkçe olduğunu ve başka bir dilde eğitim yapmanın söz konusu olmadığını belirtti. Bakan Hayati Yazıcı'nın "Kürtçe eğitim üniter yapıyı bozmaz" dediğini hatırlatan Vural "Bu bölücülük değil de nedir?" diye sordu.
Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in ''AK Parti'den önceki iktidarların Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve terör konularında öğrenilmiş çaresizlik içerisinde oldukları'' yönünde kullandığı sözün ardından ''çaresizlik hayvana yakışır'' dediğini hatırlatan Vural, Çelik'in tüm insanlardan ve insanlıktan özür dilemesi gerektiğini söyledi.
Vural, şöyle konuştu: ''Gemi azıyı almış, bundan önceki dönemleri haksızca bu tip benzetmelerle dile getirebilecek kadar pervasızlaşmış bir siyaset anlayışıyla karşı karşıyayız. Sayın Hüseyin Çelik'in bu benzetmesinden dolayı bütün siyasilerden ve insanlıktan özür dilemesi gerekir. Bir eşrefi mahlukat olan insanı teşbihle başka bir şeye benzetmek ve böyle bir kişinin Milli Eğitim Bakanlığı yapmış... Ne kadar talihsiz bir dönem. Bütün bunları Başbakana sormak lazım, bu konuda ne düşünüyor? Bu konuda bir düzeltme yapmaları gerekmektedir.
Milletin seçtiği siyasileri neye benzetiyor; aslında kendinin neye benzediğinin yorumunu yapıyor. Kendisini tarif ediyor herhalde. Benzetme yüz
kızartıcıdır. Aynen bu sözleri iade ediyorum. Türkiye'nin dış politikasını, teslimiyetçi bir dış politikaya dönüştürüp, yabancıların istek ve arzularına göre dış politika ve açılım peşinde koşanlara hangi çaresizlik tarifi yapmak lazım; ben bunlara 'mandacı çaresizler' diyorum.''
Bir gazetecinin, İsrail ile ilişkiler konusunda ne yapılmalı?" sorusu üzerine Vural, Türkiye'nin böyle bir hareketi kabul etmesinin söz konusu olmadığını belirtti.
Vural sözlerini şöyle sürdürdü:
" Umarım Sayın Başbakan'ın Rasmussen'e olmaz dedikten sonra kendisini kabul etmesi, Davos'ta "One Minute" dedikten sonra da yarım saat sonra özür dilemesi gibi bir sonuç olmaz. Bu öylece geçiştirebileceğimiz bir konu olarak düşünülmemelidir. İsrail Milli Savunma Bakanı bu süreç içerisinde Türkiye'ye neden davet edildi? Türkiye'nin onuruna sahip çıkılması gereklidir. Neyi bekliyorlar, daha net bir adım atılmalıdır. Hükümetler arası ilişkiler saygıya dayanmaktadır."
Türkiye'nin kredi notunun düşürülmesiyle ilgili olarak Başbakan Erdoğan'ın G-20 toplantısında 'şikeli not veriyorlar' diye eleştiride bulunmasının ardından, kredi notunun yükseltilmesi ile Başbakan'ın bundan medet umar hale geldiğini savunan Vural, Başbakan Erdoğan'ın dün söylediği sözleri bugün unuttuğunu ifade etti.
Memur'un sıkıntısı artarken, kredi notunda artış görülmesini çelişkili olarak nitelendiren Vural, "IMF'ye teslim olma konusunda teşvik amacıyla mı kredi notu yükseltildi?" diye sordu.
Hükümetin yaptığı hesapların tutmadığını savunan Vural, son 4 yıl içinde emeklinin alım gücünün azaldığını vurguladı.
Vural, 80 Kuruş ham sütün fiyatının 45 kuruşa indirilmesinin ardından, üreticilerin ineklerini mezbahalarda kesmeye başladıklarını belirtti.
Başbakan Erdoğan'ın ''işine geldiğinde simit çay, işine geldiğinde süt hesabı yaptığını'' ifade eden Vural, 2006 ile 2010 yılları arasındaki emeklinin alım gücü ile ekmek ve peynir fiyatlarını karşılaştırdı.
Vural, şöyle devam etti:
''Ekmek fiyatlarının 2006'nın fiyatlarının altında olmasına rağmen 4 yıl içinde 100 ekmeğin 41'i eksilmiş. Memur, maaşıyla 4 yıl önce 100 ekmek alıyorken şimdi 59 ekmek alabiliyor. Bizim kılavuzumuz milletimizin filesi, yurt dışı değil. Milletimizin filesinin hesabını yaptık, Başbakan fileye koymadığımız sütü kendisine referans almış. Sütün fiyatını 80 kuruştan 45 kuruşa düşürdüler, emekli maaşlarıyla mukayese ediyorlar. Artık süt üretenler borçlarını ödemek için ineklerini kesiyorlar. Süt paritesi de tutmayacak, belki hava, civa paritesini kullanabilir. 'hava bedava daha ne istiyorsunuz' diyebilir. Mizanı tutmadı ama izanı da eksik kalıyor. Emeklileri çok emeklettiriyor ya onun için süt referansına başvuruyor. Başbakanın ifadeleri, yalancı emzikten başka bir şey değil; Teyyo marka yalancı emzikten ibaret.''
MHP Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ise, iki yüz binin üzerinde hayvanın kesildiğini ve fiyatların bulunamayan süte bağlı olarak artmaya başladığını, bunun sonucu olarakta süt tozu ithal edilmeye başlandığını belirtti.
Vural, Anayasa'ya göre Türkiye'de ana dilin Türkçe olduğunu ve başka bir dilde eğitim yapmanın söz konusu olmadığını belirtti. Bakan Hayati Yazıcı'nın "Kürtçe eğitim üniter yapıyı bozmaz" dediğini hatırlatan Vural "Bu bölücülük değil de nedir?" diye sordu.
Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in ''AK Parti'den önceki iktidarların Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve terör konularında öğrenilmiş çaresizlik içerisinde oldukları'' yönünde kullandığı sözün ardından ''çaresizlik hayvana yakışır'' dediğini hatırlatan Vural, Çelik'in tüm insanlardan ve insanlıktan özür dilemesi gerektiğini söyledi.
Vural, şöyle konuştu: ''Gemi azıyı almış, bundan önceki dönemleri haksızca bu tip benzetmelerle dile getirebilecek kadar pervasızlaşmış bir siyaset anlayışıyla karşı karşıyayız. Sayın Hüseyin Çelik'in bu benzetmesinden dolayı bütün siyasilerden ve insanlıktan özür dilemesi gerekir. Bir eşrefi mahlukat olan insanı teşbihle başka bir şeye benzetmek ve böyle bir kişinin Milli Eğitim Bakanlığı yapmış... Ne kadar talihsiz bir dönem. Bütün bunları Başbakana sormak lazım, bu konuda ne düşünüyor? Bu konuda bir düzeltme yapmaları gerekmektedir.
Milletin seçtiği siyasileri neye benzetiyor; aslında kendinin neye benzediğinin yorumunu yapıyor. Kendisini tarif ediyor herhalde. Benzetme yüz
kızartıcıdır. Aynen bu sözleri iade ediyorum. Türkiye'nin dış politikasını, teslimiyetçi bir dış politikaya dönüştürüp, yabancıların istek ve arzularına göre dış politika ve açılım peşinde koşanlara hangi çaresizlik tarifi yapmak lazım; ben bunlara 'mandacı çaresizler' diyorum.''
Bir gazetecinin, İsrail ile ilişkiler konusunda ne yapılmalı?" sorusu üzerine Vural, Türkiye'nin böyle bir hareketi kabul etmesinin söz konusu olmadığını belirtti.
Vural sözlerini şöyle sürdürdü:
" Umarım Sayın Başbakan'ın Rasmussen'e olmaz dedikten sonra kendisini kabul etmesi, Davos'ta "One Minute" dedikten sonra da yarım saat sonra özür dilemesi gibi bir sonuç olmaz. Bu öylece geçiştirebileceğimiz bir konu olarak düşünülmemelidir. İsrail Milli Savunma Bakanı bu süreç içerisinde Türkiye'ye neden davet edildi? Türkiye'nin onuruna sahip çıkılması gereklidir. Neyi bekliyorlar, daha net bir adım atılmalıdır. Hükümetler arası ilişkiler saygıya dayanmaktadır."
