2012-01-23 - 12:45
BDP Muş Milletvekili Demir Çelik, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında ''Her karakolun bahçesi eşildiğinde ya da bazı itirafçıların ifadeleri esas alınarak girişimler başlatıldığında, insan vicdanının kabul edemeyeceği boyutta ve düzeyde bir faili meçhul gerçeğiyle yüzleşmiş olacağız'' dedi.
BDP Muş Milletvekili Demir Çelik, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında ''Her karakolun bahçesi eşildiğinde ya da bazı itirafçıların ifadeleri esas alınarak girişimler başlatıldığında, insan vicdanının kabul edemeyeceği boyutta ve düzeyde bir faili meçhul gerçeğiyle yüzleşmiş olacağız'' dedi.
BDP Muş Milletvekili Demir Çelik, özgürlüklerin her anlamıyla kısıtlanmaya çalışıldığı bir dönemden geçildiğini savundu.
''Özgürlüğünde Kaldı Gözlerim'' adlı romanı için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı tarafından ''terör örgütü propagandası'' yaptığı gerekçesiyle soruşturma başlatıldığını ifade eden Çelik, ''Bu soruşturmayı kabul edilemez buluyorum'' dedi.
Bilginin önüne set çekmenin anlaşılır, demokratik ve meşru olmadığını dile getiren Çelik, ''Soruşturmayı mesnetsiz ve akıl dışı bir yaklaşım olarak görüyorum." dedi
BDP Muş Milletvekili Demir Çelik, sözlerinde şunları kaydetti:
" Değerli basın emekçileri, özgürlüklerimizin her anlamıyla kısıtlanmaya çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Halkların, demokratik meşru halkları ve talepleri, AK Parti iktidarı ve mensubu olduğu ideoloji tarafından görmezden geliniyor, yasakçı zihniyet dayatılıyor.
Her alanda fütursuzca uygulamaya sokulan inkâr, siyasi kırım ve imha politikaları bireylerin fiziki özgürlüklerini dört duvar arasına kapatmaya, eş zamanlı olarak da bireylerin ve halkların en meşru hakları olan düşünme, yazma, söylem ve ifade ise elle tutulur bir sebep göstermeden yasaklama yoluna gidiliyor.
AK Parti iktidarı tarafından uygulanan sözde ileri demokrasi söylemleri ve bununla beraber siyasi , sosyal ve düşünsel anlamda topyekün inkâr, siyası kırım ve imha politikaları göstermektedir ki, ülke ve iktidar totaliter bir rejime doğru hızla çevrilmektedir.
Hükümetin hafiyesi gibi çalışan Özel Yetkili Mahkemeler ve savcılar, adalet ve hukuk duygusundan yoksun, özgürlükleri kısıtlayıcı bir düsturla özgür düşünceye ve ifade özgürlüğüne bile tahammül gösteremez hale gelmiştir.
Demokratik, siyasi ve meşru kapıların yüzümüze kapatılmaya çalışıldığı bir dönemde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı tarafından, kaleme almış olduğum "Özgürlüğünde Kaldı Gözlerim." Adlı romanım için "terör örgütü propagandası" yaptığı gerekçe gösterilerek soruşturma başlatılmıştır.
Bununla da yetinmeyen "Başsavcılar" kitabımın çıktığı ARAM Yayınevinin basmış olduğu beş ayrı kitap içinde, aynı gerekçe ile soruşturma başlatmış durumdalar. Üstelik altı ayrı kitap için beş ayrı savcı görevlendirilmiş. Kitabım için ve diğer kitaplar için açılan soruşturmalar mesnetsiz, akıl dışı ithamlarda bulunularak, özgür düşünce ve ifade özgürlüğü devlet eliyle "terörize" etme, özgür bireye ve düşünceye pranga vurmak istenmektedir.
Kitabıma addedilen suçlamaya dönük olarak, soruşturma başlatan Cumhuriyet başsavcısı, bu suçlamayı herhangi bir delil, ya da kitabın şu sayfasında, şu paragrafta veya şu cümlesinde "terör örgütü propagandası" yapılmıştır gibi somut bir delil ortaya koymadan, Aram Yayınevine 20 Bin Türk lirası para cezası kesmiştir. Özgür düşüncenin mecraları bu yıldırma politikalarıyla kafes altına alınmak istenmektedir.
Ülkemizde Cumhuriyet tarihi boyunca bir çok kitap ve yayın, haklarında toplatma kararı çıkartılarak yasaklara maruz bırakılmıştır. Zaman zaman uygulamayla da yetinilmeyerek bu kitap ve yayınların yazarları, yayınevleri, matbaaları ve hatta okuyucuları mahkemelerce belirlenen cezai yaptırımlarla karşı karşıya bırakılarak özgür düşünme, yaşama ve yazma hakları ellerinden alınmıştır.
Özellikle 12 Eylül Darbesi öncesi ve sonrasında kitap, düşünce ve bileşenlerine uygulanan baskılar devletin resmi ideolojisi halini almıştır. 2005 yılı öncesinde toplamda 23 bin kitabın yasaklı olduğu hatırlandığında, bu durumun vahameti açıkça ortaya çıkmaktadır. Halen yetmiş civarında gazeteci, yazar ve yayıncı özgürlükleri kısıtlanarak cezaevlerinde tutulmaktadırlar.
Bu hukuksuzluk karşısında sesimizi daha gür çıkartmayı, demokratik meşru haklarımızın yılmaz birer savunucusu olarak doğruları söylemeyi kendimize görev olarak kabul ediyoruz. Tüm bu faşizan politikalar karşısında inancımızı yitirmeden Demokratik meşru yollarla haklarımızı aramaya devam edeceğiz. Aksi halde sessiz kaldığımız her an, bizi ortaçağ dehlizlerinden daha karanlık ve derin kuyulara mahkûm edecektir."
Çelik, Diyarbakır İçkale'deki kazılarda 19 kafatasının bulunmasına ilişkin bir soru üzerine, 1990'lı yılların faili meçhullerin yaşandığı yıllar olduğunu kaydetti.
1990'lı yıllarda meydana gelen olaylarda faillerin bulunması bir yana faili meçhule kurban gidenlerin nerede gömülü olduklarının bile bilinmediğini ileri süren Çelik, ''17 bin 500 faili meçhul. Bu sayı abartılı gelebilir ama o yılları biz yaşadık. Her karakolun bahçesi, yakınındaki topraklar eşildiğinde ya da bazı itirafçıların ifadeleri esas alınarak girişimler başlatıldığında, insan vicdanın kabul edemeyeceği boyutta ve düzeyde bir faili meçhul gerçeğiyle yüzleşmiş olacağız'' dedi. (12:45)
