2011-12-05 - 15:15
CHP'Lİ YILMAZ'IN BASIN TOPLANTISI?
CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkı Verilişinin 77. Yıl Dönümü dolayısıyla parlamentoda basın toplantısı düzenledi.
CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkı Verilişinin 77. Yıl Dönümü dolayısıyla parlamentoda basın toplantısı düzenledi.

Yılmaz, basın toplantısına Nazım Hikmet'in Kurtuluş Savaşı Destanı şiirini okuyarak başladı.

Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde, işgalci emperyalist güçlere karşı büyük bir Kurtuluş Savaşı verildiğini ifade eden Yılmaz, "Anadolu, kadını ve erkeğiyle bir destan yaratmıştır. İşte dünyanın ezilen halklarına örnek olan bu büyük zaferin sonucunda Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş, padişahın saltanatına son verilmiştir. Din temeline dayalı yönetim biçimine son verilmiş, hilafet kaldırılmış, laik devlet ilkeleri benimsenmiştir. Latin harfleri kabul edilmiş, kılık kıyafet devrimi ile Türk kadını çağdaş giyim tarzına kavuşmuştur." diye konuştu.

1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun ile kadınların yasalar karşısında eşitliğinin sağlandığını belirten Yılmaz, "Tek eşli evlilik, resmi nikâh, boşanma hakkı, mirasta kadınların eşitliği ve kadınlara istediği işte çalışabilme hakkı gibi haklar tanınmıştır." dedi.

Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:

"5 Aralık 1934 yılında Türk kadınına tüm alanlarda seçme ve seçilme hakkı sağlanmış, yani ortaçağ zihniyetine karşı bir devrim daha yapılmıştır. Pek çok Avrupa ülkesinde kadının seçme ve seçilme hakkı yokken Türk kadını, bu hakkını Atatürk devrimleri ile kazanmıştır. Atatürk devrimleri ile tüm ulusun ve kadınların çağdaşlaşma yolu açılmıştır.

Ancak çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin varlığına, bağımsızlığına, gelişmesine tahammül edemeyen Cumhuriyet düşmanları içte ve dışta saldırılarına devam etmişler ve etmektedir. Emperyalist ülkeler yayılmacı ve sömürgeci amaçları nedeniyle, çok hassas bir bölgede olan Türkiye Cumhuriyeti'ni bölmeye, küçültmeye ve yok etmeye çalışmaktadırlar. Çünkü Türkiye Ortadoğu ve Asya'ya açılan kapıdır. Burada güçlü, gelişmiş ve bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti emperyalistlerin, Ortadoğu ve Asya'nın petrol ve su kaynaklarına ulaşmasına engel olacaktır. İşte bu nedenle Türkiye'yi her zaman bir çatışma ortamına sürüklemektedirler işte bu nedenle emperyalistler son 30 yıldır PKK terör örgütünü desteklemekte, yüzyıllardır bir arada yaşamış Kürt ve Türkleri birbirine düşman etmeye çalışmaktadırlar. Ve son olarak da Suriye ile Türkiye'yi bir savaşa sürüklemeye çalışmaktadırlar.

İçimizdeki saldırganlar ise emperyalist ülkelerle işbirliği içinde Türkiye Cumhuriyetini yeniden İslami temellere dayalı bir yönetim biçimi ile yani ılımlı İslam dedikleri yönetim biçimi ile yönetmek için, bu ülkeyi bölmek, parçalamak için her yönden saldırılarına devam etmektedirler. Emperyalistlerin işbirlikçisi AKP iktidarı halkımızın ve kadınlarımızın kazandığı demokratik hakları gerileterek, yargıyı, medyayı, tüm sivil toplum örgütlerini korkutup, sindirerek yeniden dizayn etmekte ve tek parti diktatörlüğünü fiilen uygulamaktadır.

AKP iktidarının demokrasiyi, özgürlükleri, ülke bağımsızlığını, bölünmez bütünlüğümüzü yok etme girişimlerine karşı yeniden bir Kurtuluş savaşı başlatmak zorundayız. En kötü koşullarda Anadolu halkı, kadını ve erkeğiyle geçmişte bunu nasıl başardıysa, bugün de başaracaktır."

5 Aralık 1934'den bu yana kadına seçme ve seçilme hakkı verilmesinin üzerinden 77 yıl geçmesine rağmen kadınların siyasette ve ülke yönetiminde söz ve karar hakkına gerçek anlamda kavuşmadığını ifade eden Yılmaz, "TBMM de 550 milletvekilinin 79' u kadındır. Oysaki ülke nüfusunun yarısı kadınlardan oluşmaktadır. Bu eşitsizlik sadece Meclis'te değildir. Tüm yerel yönetimlerde, üst düzey yönetim kademelerinde ve çalışma hayatında da aynı içler acısı durum vardır." şeklinde konuştu.

Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Halen daha okuma yazma bilmeyen kadınlarımız, töre ve namus cinayetlerine kurban giden kızlarımız ve kadınlarımız, çocuk yaşta evlenmeye zorlanan, direndiğinde öldürülen genç kızlarımız var bu ülkede. Kadınları kendi malı gibi gören, hiçbir söz hakkı tanımayan, kadınları evin içine hapseden, gelişmesini, birey olma hakkını tanımayan, en ufak bir karşı koyuşta kadına şiddet uygulayan, hatta öldüren bir zihniyet var bu ülkede. Kadınlara sokakta sigara içtiği için saldıran, şort giydiği için taciz eden bir zihniyet var bu ülkede. Kadın erkekle eşit olur mu diyen Bir başbakan var bu ülkede. Kadınlara üç çocuk yapın yani evinizde oturun, çocuğunuza bakın diyen bir başbakan var bu ülkede. İşin en acı yanı da bu zihniyeti kader olarak kabullenen, haklarının bile farkında olmayan, farkına vardırılmayan büyük bir kadın topluluğu var bu ülkede. Kadınlara kağıt üzerinde ne kadar hak verilirse verilsin ,kadını ve erkeğiyle toplumsal bir zihniyet dönüşümü sağlanmadığı takdirde ,kadın ve erkekler ,özellikle çocuklar eğitilmediği ,eşitlik duygusu yaratılmadığı sürece ,kadına şiddet, kadın cinayetleri, kadının hâkir görülmesi ne yazık ki devam edecektir bu ülkede.

24 Kasım 2011 günü TBMM de Kadına karşı şiddetin önlenmesine dair uluslararası sözleşme onaylanmıştır. Bu uluslararası sözleşme kadının ve çocuklarının aile içi şiddete karşı korunmasını sağladığı gibi, hayati tehlikesi olan kadın ve çocukların gizlilik kararı ile devlet tarafından korunması, eş tarafından ödenmediği takdirde devlet tarafından nafaka ödenmesi, kadın ve çocuklarının barınmasının sağlanması ve iş olanaklarına kavuşturulması için devlete ciddi görevler yüklemektedir.

TBMM tarafından kabul edilen bu uluslararası anlaşmaya uygun olarak da iç hukukumuzu düzenlemeli, kadının ve çocukların şiddete karşı korunması için gereken yasalar acilen çıkarılmalıdır. Bu konuda CHP olarak büyük bir çaba sarf ettiğimizi bilmenizi isterim.

Ülkemizde yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen biz kadınlar asla mücadeleden vazgeçmemeliyiz. Ben siyasetten uzak duran, seçme ve seçilme hakkını kullanmaktan imtina eden bu işler bize göre değil diyen tüm kadınlarımıza sesleniyorum. Siyaset bu ülkenin yönetim kademelerinde söz ve karar sahibi olmak demektir. Ülkenin yarı nüfusuna sahip olan biz kadınlar yönetimlerde söz ve karar hakkına sahip olduğumuzda ancak, çocuklarımızın geleceği için bir şeyler yapıyoruz demektir. Ben bütün kadınlarımıza diyorum ki çocuklarımıza nasıl sahip çıkıyorsak ülkemize de öyle sahip çıkmalıyız. Çünkü ülkemizin geleceği çocuklarımızın geleceğidir." (15.15)