2012-07-13 - 15:35
MHP'Lİ YENİÇERİ'NİN BASIN TOPLANTISI?
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında 13 Temmuz 2012 Tarihi'nde ki Srebrenica Soykırımı Anma ve son siyasi gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulundu.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında 13 Temmuz 2012 Tarihi'nde ki Srebrenica Soykırımı Anma ve son siyasi gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, "1915 Ermeni tehcirini soykırım olarak niteleyenler, sapla samanı ayırmak için Srebrenica'ya giderek Soykırımın nasıl yapıldığını görmeleri gerekir." dedi

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, sözlerinde şunları kaydetti:

" Bilindiği gibi 11 Temmuz 1995 günü Bosna Hersek'in Srebrenica Kentinde Boşnak kardeşlerimize karşı Sırplar tarafından büyük bir soykırım gerçekleştirilmiştir. Srebrenica Katliamının 17. Yıldönümünü anmak için 10 Temmuz Salı günü Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ başkanlığındaki Türk heyetiyle birlikte Saray Bosna'ya gittik. Öncelikle Saray Bosna ve Srebrenica gözlemlerini kısaca sizinle paylaşmak istiyorum. Katliamın üzerinden 17 yıl geçmesine rağmen Srebrenica'da gördüklerimiz ve şahit olduklarımız insanlık adına ibret vericiydi ve alınması gereken derslerle doluydu.

Srebrenica'da 11 Temmuz günü sıcaklık otuz beş dereceydi, hava ise kurşun gibi ağırdı. Kente vardığımızda anmanın yapılacağı Potocari bölgesi çoğu kadın olmak üzere beyaz elbiseler içinde on binlerce insan toplanmıştı. Daha önce şahit olmadığım ve bundan sonra da şahit olacağımı sanmadığım 520 yeşil tabutun başına toplanmış mahşeri bir kalabalık içine aldığı insanları ruhen eritiyordu. Birbiri peşi sıra defnedilmek üzere omuzlara alınmış binlerce tabut, onların ardından yürüyen binlerce vakur insan. Bir kentin yüz yılda doldurabileceği bir mezarı bir anda doldurma başarısını göstermiş bir kent burası?

Srebrenica'da yeşilin, doğanın ve kuşların cıvıltısı ile insanlığın ölümü çelişkili bir tokat gibi suratınıza çarpıyor. İnsanoğlunun Tanrı tarafından kendisine bahşedilmiş bir cennet gibi coğrafyayı nasıl cehenneme çevirdiğini gösteren ibretlik bir manzaraydı orası. Srebrenica da gördüklerimiz Araftaki mahşerdi. Srebrenica'da yaşanan gerçekler mevcut hali anlamada ve geleceği yönetmede bize büyük katkı sağlayacaktır. Bu nedenle olanlara kısaca özetlemek yararlı olacaktır. 11 Temmuz 1995 günü BM, Bosna Hersek'te savunmasız Boşnaklara yönelik katliamı önlemek amacıyla Srebrenica dâhil bazı yerleri güvenlikli bölge ilan etmişti. Sırpların saldırılarına açık yörelerde bulunan Boşnaklara da çağrıda bulunarak güvenlikli bölgelere sığınmaları önerilmişti. Böylece Sırpların saldırılarından kurtulmak için ormanlar ve dağlara doğru kaçan Boşnaklar BM'nin güvenlikli bölge olarak ilan ettiği Srebrenica'ya kitleler halinde gelerek sığınmıştı. Bölgeyi ve Boşnakları savunmakla görevli Hollandalı askerlerin kendilerine sığınan Müslüman Boşnakların ellerinden silahları almışlar ve onları Sırplara teslim etmişlerdir. Sırplar da onları kitleler halinde katlederek, topluca açtıkları çukurlara gömmüşlerdir.

Ölümlerden doğrudan sorumlu olduğu suçlamasıyla karşı karşıya olan iki Sırp lider halen La Hey'deki Uluslararası Eski Yugoslavya Savaş Suçları Özel Mahkemesi'nde yargılanıyor. Bu insanlık düşmanı iki Sırp lider Radovan Karaciç ve Ratro Mladiç'tir. Srebrenica katliamından ve Bosna Hersek'tan almamız gereken ibretlik dersler vardır. Onlara da kısaca değinmekte yarar görüyorum. Bosna Hersek bugün siyasallaşmış, karşıt hatta düşman hale getirmiş etnisitelerin birbirlerinin açıklarını kollayan bölünmüş bir ülke manzarası göstermektedir. Etnisiteler üzerinden ülke fiilen bölünmüş durumdadır. Buradan çıkarılması gereken dersler şunlar olmalıdır.

-1915 Ermeni tehcirini soykırım olarak niteleyenler, sapla samanı ayırmak için Srebrenica'ya giderek Soykırımın nasıl yapıldığını görmeleri gerekir.

- Etnisiteye, mezhebe ve bölgeye göre ayrışmak, etnisitenin siyasallaşması çatışma, soykırım ve gözyaşı anlamına gelmektedir. Bosna'da bugün yaşananlar bunun tipik örneğidir.

-Etnik farklılıklar üzerine kurulmuş, ortak vatan ve ortak yönetim olarak örgütlenmiş Bosna Hersek yönetilememektedir.

- Bir milletin kaderi hiçbir zaman BM dâhil uluslararası herhangi bir kuruluşa ya da kuruma emanet edilemez! Milletin istiklali ve varlığı ancak milletin iradesiyle sağlanır.

- Silahlı Kuvvetlerin gücü ve varlığı milletin can, mal ve ırz emniyetinin yegâne kaynağıdır.

- Kürt, Türk, Çerkez ve Laz ya da Alevi, Sünni diye Türk Milletini etnik ya da mezhep bazında ayrıştırarak konuşanlar Bosna Hersek modeli bir çatışmaya davetiye çıkaranlardır.

Üzerinde durmamız gereken önemli bir husus da Akdeniz'de Suriye tarafından düşürülen uçakla ilgili olarak TSK'nın yaptığı açıklamadır. Bu açıklamada "Suriye makamlarınca kendileri tarafından düşürüldüğü iddia edilen uçak tabiri tam anlamıyla skandaldır. TSK hala uçağın Suriye tarafından düşürüldüğünden bile emin değil. Önce Suriye tarafından, Suriye Hava sahasının dışında ve Füzeyle uçağın vurulduğu ve bunun bedelinin ödettirileceği söylenmişti. Genel Kurmaydan yapılan yeni açıklamada elde edilen "malzemeler üzerinde petrol türevi herhangi bir yangın başlatıcı ve hızlandırıcı madde profiline, organik ve inorganik patlayıcı madde artığına ve herhangi bir mühimmata ait olduğu değerlendirilen bir bulguya rastlanmamıştır" deniliyor.

Uçağın düşmesinden bu yana yapılan her açıklama bir diğerini tekzip etmektedir. Türk kamuoyu uçağının düşüp iki pilotunun şehit olduğunu biliyor. Genel Kurmay ise uçağın kim tarafından, nerede ve ne ile düşürüldüğü konusunda tereddüt ediyor.
Eksik bilgi ve materyalle yapılan açıklamalar da eksik olmaktadır. Akdeniz'in derinliklerinde bulunan uçağın diğer parçalarına ya da İngiltere, Rusya ve ABD makamlarının vereceği bilgiler uçağın düşüşüne yönelik ayrıntıları ortaya çıkaracaktır. Bu arada ABD büyükelçisi ellerindeki bütün bilgileri Türk Makamlarına verdiğini söyledi.

Ortada açık olan bir durum var: O da Türk savaş uçağı, Suriye makamlarının açıkladığı gibi, hiçbir uyarı yapılmadan düşürmüşlerdir. "Suriye tarafından düşürüldüğü iddia edilen" de ne demek? Elde edilen her bilgiye göre ayrı ve yeni bir açıklama yapmak Türkiye'de yetkililerin başvurduğu yeni bir usul olmuştur. Bunun yeni ve somut bir örneğini Fransa ile Türkiye arasında sözde "Ermeni Soykırımını" suç sayan yasa tasarısıyla ilgili olarak yapılan açıklamalarda da görüyoruz.

Brezilya'da Fransız Cumhurbaşkanı Hollande ile bir araya gelen Başbakan Erdoğan, yaptığı açıklamada, Fransa ile , "Beyaz sayfa açıyoruz" anlamına gelen sözler etmişti. Hollande'ın olumlu tavrı üzerine, Erdoğan, Ermeni meselesi yüzünden Fransa'ya karşı kabul edilen yaptırımların düşürülmesi talimatını verdiği medyaya yansımıştı.

Geçtiğimiz hafta Paris'te Fransız mevkidaşı Laurent Fabius ile bir araya gelen Davutoğlu "Yeni bir dönemi başlatma iradesini göstermek için buradayız" diyerek "bu ziyaret sırasında Fransa parlamentosunun kabul ettiği yasanın ardından Türkiye'nin uygulamaya koyduğu tedbirlerin kaldırıldığını" açıkladı. Fransız Dış İşleri Bakanı Fabius, Yeni hükümetin 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının suç sayılmasını öngören yasa tasarısı hazırlığına girip girmeyeceğine ilişkin soruyu bu konunun Fransız siyasetçiler için hassas bir konu olduğunu ifade ederek "Daha önce bildiğiniz gibi parlamentoda kabul edilen yasa, Anayasa Mahkemesi tarafından reddedildi. Biz aynı yolu izlersek yine Anayasa Mahkemesi tarafından reddedileceği çok açık. Bizim aynı yolu izlememiz mümkün görünmüyor" dedi.

Bütün bu açıklamaların ardından Fransız Cumhurbaşkanı "François Hollande, seçim kampanyası süresince ve daha öncesinde söylediği gibi, "Ermeni soykırımını reddetmeyi suç sayan bir yasa çıkarma konusunda kararlı olduğunu" açıklıyor. Bunun için bir de Fransız medyasının verdiği bilgiye göre, Ermeni Konseyinden bir heyet Temmuz ayının sonuna doğru yasanın nasıl bir şekil alacağını konuşmak için Hollande ile görüşeceği açıklanıyor.

Günübirlik değişen kararlar, alel usul yapılan açıklamalar, sorunlara yüzeysel yaklaşım, sürekli birbiriyle çelişen açıklamalar Türkiye'nin izleyebileceği bir yöntem olamaz. Uluslararası ilişkiler 'dost ve düşman', 'şeytan ve melek', 'mutlak doğru ve mutlak yanlış', 'ya hep ya hiç' ya da ifrat ve tefrit temelinde ele alınamaz. Hem dış işleri hem Genel Kurmaydan yapılan açıklamalar zamanlama, güvenirlik ve tutarlılık yönünden tartışmaya açık bir durum yaratıyor. Bu durum Türkiye'nin güvenirliğinin sürekliliğini etkiliyor. İktidarı ve TSK'yı uluslararası ilişkilerde "dene-yanıl" gibi acemi açıklamalardan, "dost ve düşman" gibi kesin hükümlü olmaktan; 'koy ve kaldır' gibi konjonktürel davranmaktan uzaklaşmaya çağırıyorum. Türkiye Cumhuriyeti büyük ve köklü bir tarihin mirasçısıdır. Bir kez daha AK Parti iktidarını içine düştüğü şımarıklık ve laubalilikten kurtulmaya, Türk milletinin tarihine, coğrafyasına ve kültürüne uygun davranmaya çağırıyorum."

Bir gazetecinin HAS Parti ile AK Parti bütünleşmesine ilişkin sorusuna ''AK Parti gerileyişini ve çöküşünü önlemeye çalışıyor'' ifadesini kullandı ve ''Sayın Kurtulmuş AK Parti'ye yönelik daha önce yaptığı eleştirilere ilişkin nasıl cevaplar verecek bakalım." dedi

Başka bir gazetecinin yeni anayasada MHP'nin de idam cezasını geri getirilmesini teklif ettiğini hatırlatması üzerine MHP Ankara Milletvekili Yeniçeri, ''Terör suçlarında uygulanabilir olduğunu düşünüyorum ama kişisel olarak cevap vermek gerekirse ben şahsen idama karşı olan bir insanım." dedi(15:35)