2010-10-05 - 19:22
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, sezaryenle doğum uygulamasının önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu belirterek, ''Bazı bölgelerde yüzde 40'a yakın -bazı bölgelerde bunu da aşan- sezaryenle doğum oranı var. Bu konuda çok ciddi bir program başlattık'' dedi.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, sezaryenle doğum
uygulamasının önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu belirterek, ''Bazı
bölgelerde yüzde 40'a yakın -bazı bölgelerde bunu da aşan- sezaryenle doğum oranı
var. Bu konuda çok ciddi bir program başlattık'' dedi.
Akdağ, TBMM Genel Kurulu'nda sözlü soruları yanıtladı. Sözleşmeli
personel uygulamasının ülkenin her köşesine hizmet sunabilmek için hayata
geçirildiğini anlatan Akdağ, özellikle son yapılan düzenlemelerle bu personele eş
durumlarıyla ilgili tayinlerinde kolaylık getirildiğini anlattı.
Sözleşmeli personel uygulamasının, ihtiyaç duyulan bölgede personelin
istihdamına dayanan bir yöntem olduğuna dikkati çeken Akdağ, ''Dolayısıyla eş
durumu tayini açısından mümkün olduğunca pozisyon bulunması durumunda eş durumu
tayinleri yapılabilmekte ama bunun dışında yine vatandaşın ihtiyacını karşılamak
açısından bu sözleşmelilik modelinin devamı uygun görülmektedir'' diye konuştu.
Akdağ, geçmiş yıllarda uygulanan yanlış politikalar nedeniyle ülkede
özellikle hekim, hemşire ve fizyoterapist sayısının ülke nüfusuna göre çok geride
olduğunu söyledi.
Sağlık personelini illere mümkün olduğunca dengeli dağıttıklarını
belirten Akdağ, ilk defa hükümetleri zamanında ülkedeki sağlık personeli açığına
işaret edildiğini dile getirdi. Akdağ, ''Türkiye'nin şiddetle daha çok hekime,
hemşireye ve fizyoterapist uzmanına ihtiyacı var'' dedi.
''Sezaryenle doğum uygulamasının önemli sağlık sorunlarından biri
olduğunu'' vurgulayan Akdağ, sözlerine şöyle devam etti:
''Bazı bölgelerde yüzde 40'a yakın -bazı bölgelerde bunu da aşan-
sezaryenle doğum oranı var. Bu konuda çok ciddi bir program başlattık. Bu yıl,
sezaryenle doğum oranı artık artmadı. Hafif bir aşağıya dönüş de var. Bunun için
bu programı sıkı bir şekilde takip edeceğiz. Sezaryenle doğum, bir normal doğum
yöntemi değildir. Sezaryen bir ameliyattır ancak ihtiyaç durumunda
başvurulmalıdır. Böyle keyfekeder, 'haydi sezaryenle doğum yapsın' demek yanlış
bir şeydir. Bu maalesef, yıllar içerisinde hem hekimlerimizde hem de ailelerde
yerleşmiş bir kültürdür. Bu kültürü değiştirmeye çalışıyoruz. Bunun için bir
program yaptık ve bunu sıkı bir şekilde takip ediyoruz.
Bu konuda eğitim çalışmaları yapıyoruz. Kişisel sebeplerle sezaryeni
tercih etmek isteyen anne adaylarını normal doğum yapmaya yönlendirmek amacıyla
bir bilgilendirme kampanyasına başlıyoruz. Bunun için ihaleleri yaptık.
Önümüzdeki birkaç ay içerisinde tüm ülkede yaygın bir şekilde bu farkındalığı
artırmaya çalışacağız.''
İhtiyaca bağlı olmayan sezaryen doğum yaptırma oranı yüksek hekimleri
eğitime aldıklarını anlatan Akdağ, bugüne kadar 80 hekime bu eğitimin verildiğini
ifade etti.
YÖK'ün, sezaryen doğum oranı çok yüksek olan üniversite hastanelerinde
inceleme başlattığını belirten Akdağ, doğumları sezaryen açısından dosya bazında
da incelediklerini söyledi.
Akdağ, hazırladıkları ''rıza formu'' aracılığıyla aileye ve sezaryen
yapılması düşünülen kadına, ''bu uygulamanın ihtiyaç olmadıkça yapılmasına gerek
olmadığını'' anlatmaya çalıştıklarını belirtti.
Recep Akdağ, bazı milletvekillerinin, geçen yıl alınan domuz gribi
aşılarının akıbetlerine ilişkin soruları üzerine, aşının yapılmasıyla ilgili
kararların Dünya Sağlık Örgütü tarafından alındığını anımsattı.
Türkiye'de oluşturulan Pandemi Bilim Kurulu tarafından alınan karar
doğrultusunda başlangıçta 43 milyon doz aşı için bağlantı yaptıklarını anlatan
Akdağ, ''Bu işin başında büyük bir sigortaydı. Ülkeler bunu yapmak istedi ama her
ülke başaramadı'' dedi.
Aşının ülkede kullanım oranının düşük kalması nedeniyle sadece 11 milyon
doz aşının getirildiğini belirten Akdağ, ''Daha sonra yine aşı kullanımı düşük
kaldığı için bu 11 milyon dozun 5 milyon dozunu ilgili firmalarla görüşmeler
yaparak, başka aşılar ve ilaçlarla değiştirdik. Yani onlara ödeme yapmadık.
Sadece 6 milyon doz aşıya ödeme yaptık. Bunun 3 milyon dozunu kullandık. 3 milyon
dozu da 'herhangi bir yeni virüs durumunda acilen kullanılabilir' düşüncesiyle
stoklanmış durumdadır. Bu aşıların antijeni çok cüzi bir fiyatla
değiştirilebiliyor'' diye konuştu.
Akdağ, 6 milyon doz aşı bedeli olarak yaklaşık olarak 69 milyon TL ödeme
yaptıklarını kaydetti.
Sağlık Bakanı Akdağ, ''aile hekimliği'' uygulaması kapsamında sağlık
ocağı veya sağlık evi kapatılmasına yönelik uygulama olmadığını ifade etti.
Bir başka soru üzerine Akdağ, baz istasyonlarıyla ilgili düzenlemelerin,
Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu tarafından hazırlanan bir yönetmelik
çerçevesinde yapıldığını anlattı. Bu yönetmelik uyarınca, baz istasyonu alan
şiddetinin, Türkiye'de dünyada kabul edilen değere göre 4 kat azaltılarak 10
volt/metre olarak belirlendiğini anlattı.
Dünya Sağlık Örgütü'nün, ''Uluslararası Manyetik Alan'' adı altında bir
proje yürüttüğünü hatırlatan Akdağ, ''Bu projenin insan sağlığı açısından
sonuçlarını biz de bekliyoruz. Bu sonuçları değerlendireceğiz, gerekli görürsek
yeni önlemlerin alınmasını ilgili kurulla görüşeceğiz'' diye konuştu.
Akdağ, yapılan bilgilendirme çalışmaları sayesinde Kırım Kongo Kanamalı
Ateşi hastalığının görülme sıklığının azaldığını bildirdi.
Türkiye'de reçeteli ya da reçetesiz ilaçların tanıtımının yasak olduğuna
dikkati çeken Akdağ, tanıtımı yapılanların, ''beslenmeyi destekleyici gıda
takviyesi'' adı altında Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca ruhsatlandırılan bir
takım ürünler olduğunu ifade etti.
Bu durumu fark ettikleri için yeni bir yönetmelik hazırladıklarını
belirten Akdağ, ''Geleneksel Bitkisel Tıbbi Ürünler Yönetmelik Taslağı''nın,
Başbakanlıkta yayımlanma aşamasında olduğunu belirtti.
Akdağ, yönetmeliğe göre, bu ürünlerin belli prensipler çerçevesinde ve
ancak eczanelerde satılmasını kural haline getirmek üzere olduklarını söyledi.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, kök hücre nakli ile
ilgili kararı ancak bilimsel etik kurulların karar verebileceğini söyledi.
TBMM Genel Kurulunda milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Akdağ, kas
hastası çocukları olan ailelerin kök hücre nakli ile ilgili beklentilerine
değindi. Kas hastası çocukların ve ailelerinin her zaman yanında olduklarını ve
bu konuda kendilerine gereken desteği verdiklerini belirten Akdağ, ancak
hastalığın kesin tedavisinin henüz bulunmadığını söyledi. Kök hücre naklinin bu
hastalığın tedavisinde bir çözüm oluşturup oluşturmayacağının bilimsel olarak
henüz kanıtlanamadığına dikkati çeken Akdağ, bu nedenle çocukların kobay olarak
kullanılamayacağını ifade etti.
Akdağ ayrıca, kök hücre nakli konusunda kendisinin değil, ancak bilimsel
etik kurulların karar verebileceğini söyledi.
Türkiye'de fizyoterapist konusunda yaşanan sıkıntıyla ilgili bir soru
üzerine Akdağ, ülkede fizyoterapist sayısının az olduğunu, bu nedenle mevcut
fizyoterapistlerin, daha fazla gelir elde ettikleri için devleti değil özel
sektörü tercih ettiğini bildirdi. Akdağ, sorunun çözülmesi için daha fazla
fizyoterapist yetiştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Akdağ, sağlık personelinin kendi arasında farklı özlük haklarına sahip
olduğuna yönelik bir eleştiri üzerine, bu farklılığın yalnızca olumsuz yönlerini
değil, olumlu yönlerini de görmek gerektiğine işaret etti. Akdağ, 4-B statüsünde
görev yapan sağlık çalışanlarının, emekli olduklarında klasik devlet memurundan
daha fazla maaş alabileceğini vurguladı.
Bakan Akdağ, sözleşmeli personel çalıştırmaktan vazgeçmek gibi bir
planlarının olmadığını, böyle bir durumun sağlık sektörünü olumsuz etkileyeceğini
sözlerine ekledi. (08.36)
uygulamasının önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu belirterek, ''Bazı
bölgelerde yüzde 40'a yakın -bazı bölgelerde bunu da aşan- sezaryenle doğum oranı
var. Bu konuda çok ciddi bir program başlattık'' dedi.
Akdağ, TBMM Genel Kurulu'nda sözlü soruları yanıtladı. Sözleşmeli
personel uygulamasının ülkenin her köşesine hizmet sunabilmek için hayata
geçirildiğini anlatan Akdağ, özellikle son yapılan düzenlemelerle bu personele eş
durumlarıyla ilgili tayinlerinde kolaylık getirildiğini anlattı.
Sözleşmeli personel uygulamasının, ihtiyaç duyulan bölgede personelin
istihdamına dayanan bir yöntem olduğuna dikkati çeken Akdağ, ''Dolayısıyla eş
durumu tayini açısından mümkün olduğunca pozisyon bulunması durumunda eş durumu
tayinleri yapılabilmekte ama bunun dışında yine vatandaşın ihtiyacını karşılamak
açısından bu sözleşmelilik modelinin devamı uygun görülmektedir'' diye konuştu.
Akdağ, geçmiş yıllarda uygulanan yanlış politikalar nedeniyle ülkede
özellikle hekim, hemşire ve fizyoterapist sayısının ülke nüfusuna göre çok geride
olduğunu söyledi.
Sağlık personelini illere mümkün olduğunca dengeli dağıttıklarını
belirten Akdağ, ilk defa hükümetleri zamanında ülkedeki sağlık personeli açığına
işaret edildiğini dile getirdi. Akdağ, ''Türkiye'nin şiddetle daha çok hekime,
hemşireye ve fizyoterapist uzmanına ihtiyacı var'' dedi.
''Sezaryenle doğum uygulamasının önemli sağlık sorunlarından biri
olduğunu'' vurgulayan Akdağ, sözlerine şöyle devam etti:
''Bazı bölgelerde yüzde 40'a yakın -bazı bölgelerde bunu da aşan-
sezaryenle doğum oranı var. Bu konuda çok ciddi bir program başlattık. Bu yıl,
sezaryenle doğum oranı artık artmadı. Hafif bir aşağıya dönüş de var. Bunun için
bu programı sıkı bir şekilde takip edeceğiz. Sezaryenle doğum, bir normal doğum
yöntemi değildir. Sezaryen bir ameliyattır ancak ihtiyaç durumunda
başvurulmalıdır. Böyle keyfekeder, 'haydi sezaryenle doğum yapsın' demek yanlış
bir şeydir. Bu maalesef, yıllar içerisinde hem hekimlerimizde hem de ailelerde
yerleşmiş bir kültürdür. Bu kültürü değiştirmeye çalışıyoruz. Bunun için bir
program yaptık ve bunu sıkı bir şekilde takip ediyoruz.
Bu konuda eğitim çalışmaları yapıyoruz. Kişisel sebeplerle sezaryeni
tercih etmek isteyen anne adaylarını normal doğum yapmaya yönlendirmek amacıyla
bir bilgilendirme kampanyasına başlıyoruz. Bunun için ihaleleri yaptık.
Önümüzdeki birkaç ay içerisinde tüm ülkede yaygın bir şekilde bu farkındalığı
artırmaya çalışacağız.''
İhtiyaca bağlı olmayan sezaryen doğum yaptırma oranı yüksek hekimleri
eğitime aldıklarını anlatan Akdağ, bugüne kadar 80 hekime bu eğitimin verildiğini
ifade etti.
YÖK'ün, sezaryen doğum oranı çok yüksek olan üniversite hastanelerinde
inceleme başlattığını belirten Akdağ, doğumları sezaryen açısından dosya bazında
da incelediklerini söyledi.
Akdağ, hazırladıkları ''rıza formu'' aracılığıyla aileye ve sezaryen
yapılması düşünülen kadına, ''bu uygulamanın ihtiyaç olmadıkça yapılmasına gerek
olmadığını'' anlatmaya çalıştıklarını belirtti.
Recep Akdağ, bazı milletvekillerinin, geçen yıl alınan domuz gribi
aşılarının akıbetlerine ilişkin soruları üzerine, aşının yapılmasıyla ilgili
kararların Dünya Sağlık Örgütü tarafından alındığını anımsattı.
Türkiye'de oluşturulan Pandemi Bilim Kurulu tarafından alınan karar
doğrultusunda başlangıçta 43 milyon doz aşı için bağlantı yaptıklarını anlatan
Akdağ, ''Bu işin başında büyük bir sigortaydı. Ülkeler bunu yapmak istedi ama her
ülke başaramadı'' dedi.
Aşının ülkede kullanım oranının düşük kalması nedeniyle sadece 11 milyon
doz aşının getirildiğini belirten Akdağ, ''Daha sonra yine aşı kullanımı düşük
kaldığı için bu 11 milyon dozun 5 milyon dozunu ilgili firmalarla görüşmeler
yaparak, başka aşılar ve ilaçlarla değiştirdik. Yani onlara ödeme yapmadık.
Sadece 6 milyon doz aşıya ödeme yaptık. Bunun 3 milyon dozunu kullandık. 3 milyon
dozu da 'herhangi bir yeni virüs durumunda acilen kullanılabilir' düşüncesiyle
stoklanmış durumdadır. Bu aşıların antijeni çok cüzi bir fiyatla
değiştirilebiliyor'' diye konuştu.
Akdağ, 6 milyon doz aşı bedeli olarak yaklaşık olarak 69 milyon TL ödeme
yaptıklarını kaydetti.
Sağlık Bakanı Akdağ, ''aile hekimliği'' uygulaması kapsamında sağlık
ocağı veya sağlık evi kapatılmasına yönelik uygulama olmadığını ifade etti.
Bir başka soru üzerine Akdağ, baz istasyonlarıyla ilgili düzenlemelerin,
Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu tarafından hazırlanan bir yönetmelik
çerçevesinde yapıldığını anlattı. Bu yönetmelik uyarınca, baz istasyonu alan
şiddetinin, Türkiye'de dünyada kabul edilen değere göre 4 kat azaltılarak 10
volt/metre olarak belirlendiğini anlattı.
Dünya Sağlık Örgütü'nün, ''Uluslararası Manyetik Alan'' adı altında bir
proje yürüttüğünü hatırlatan Akdağ, ''Bu projenin insan sağlığı açısından
sonuçlarını biz de bekliyoruz. Bu sonuçları değerlendireceğiz, gerekli görürsek
yeni önlemlerin alınmasını ilgili kurulla görüşeceğiz'' diye konuştu.
Akdağ, yapılan bilgilendirme çalışmaları sayesinde Kırım Kongo Kanamalı
Ateşi hastalığının görülme sıklığının azaldığını bildirdi.
Türkiye'de reçeteli ya da reçetesiz ilaçların tanıtımının yasak olduğuna
dikkati çeken Akdağ, tanıtımı yapılanların, ''beslenmeyi destekleyici gıda
takviyesi'' adı altında Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca ruhsatlandırılan bir
takım ürünler olduğunu ifade etti.
Bu durumu fark ettikleri için yeni bir yönetmelik hazırladıklarını
belirten Akdağ, ''Geleneksel Bitkisel Tıbbi Ürünler Yönetmelik Taslağı''nın,
Başbakanlıkta yayımlanma aşamasında olduğunu belirtti.
Akdağ, yönetmeliğe göre, bu ürünlerin belli prensipler çerçevesinde ve
ancak eczanelerde satılmasını kural haline getirmek üzere olduklarını söyledi.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, kök hücre nakli ile
ilgili kararı ancak bilimsel etik kurulların karar verebileceğini söyledi.
TBMM Genel Kurulunda milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Akdağ, kas
hastası çocukları olan ailelerin kök hücre nakli ile ilgili beklentilerine
değindi. Kas hastası çocukların ve ailelerinin her zaman yanında olduklarını ve
bu konuda kendilerine gereken desteği verdiklerini belirten Akdağ, ancak
hastalığın kesin tedavisinin henüz bulunmadığını söyledi. Kök hücre naklinin bu
hastalığın tedavisinde bir çözüm oluşturup oluşturmayacağının bilimsel olarak
henüz kanıtlanamadığına dikkati çeken Akdağ, bu nedenle çocukların kobay olarak
kullanılamayacağını ifade etti.
Akdağ ayrıca, kök hücre nakli konusunda kendisinin değil, ancak bilimsel
etik kurulların karar verebileceğini söyledi.
Türkiye'de fizyoterapist konusunda yaşanan sıkıntıyla ilgili bir soru
üzerine Akdağ, ülkede fizyoterapist sayısının az olduğunu, bu nedenle mevcut
fizyoterapistlerin, daha fazla gelir elde ettikleri için devleti değil özel
sektörü tercih ettiğini bildirdi. Akdağ, sorunun çözülmesi için daha fazla
fizyoterapist yetiştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Akdağ, sağlık personelinin kendi arasında farklı özlük haklarına sahip
olduğuna yönelik bir eleştiri üzerine, bu farklılığın yalnızca olumsuz yönlerini
değil, olumlu yönlerini de görmek gerektiğine işaret etti. Akdağ, 4-B statüsünde
görev yapan sağlık çalışanlarının, emekli olduklarında klasik devlet memurundan
daha fazla maaş alabileceğini vurguladı.
Bakan Akdağ, sözleşmeli personel çalıştırmaktan vazgeçmek gibi bir
planlarının olmadığını, böyle bir durumun sağlık sektörünü olumsuz etkileyeceğini
sözlerine ekledi. (08.36)
