2019-10-16 - 15:58
Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında belirlenen amaç ve hedefler doğrultusunda düzenlemeler içeren Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, Barış Pınarı Harekâtı'yla ilgili, "Kimin nesi varsa toplasın gelsin, Türkiye'yi haklı ve meşru mücadelesinden hiçbir güç döndüremeyecektir." dedi.
Akçay, TBMM Genel Kurulunda, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Barış Pınarı Harekâtı'yla ilgili bilgilendirilme yapmasının ardından MHP Grubu adına söz aldı.
Harekâtın başladığı günden beri bazı ülkelerden yaptırım tehditleri ve harekâtı durdurma çağrılarının geldiğini anımsatan Akçay, "Hedefimiz bir taraftan güvenliği tehdit eden terör unsurlarını bertaraf ederken diğer taraftan da Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumak ve ülkemizdeki Suriyelileri ülkelerine kavuşturmaktır." diye konuştu.
Batının, Barış Pınarı Harekâtı'nı durduramayacağını anladığını, Türkiye'nin güney sınırları boyunca bir güvenlik kuşağı oluşturmasını olabildiğince önlemek istediklerini ifade eden Akçay, "Bunun için bize DEAŞ'la şantaj yapıyorlar, terör örgütüyle Türkiye arasında arabuluculuk teklif ediyorlar. Bu ahlaksız ve yüzsüz bir tekliftir." dedi.
Bu operasyon terör örgütlerinin bertarafına yönelik bir operasyon olduğunun altını çizen Erkan Akçay, şu değerlendirmede bulundu:
"Böylelikle, bölgede yaşayan bütün insanları; Türkmen'i, Arap'ı, Kürt'ü, Ezidi'yi, Müslüman'ı, Hıristiyan'ı terör örgütleri YPG'nin ve DEAŞ'ın tasallutundan, tahakkümünden, zulmünden kurtarmaktır.
PKK/YPG, gazetecilere saldıran, vatandaşlarımızı evlerinin önünde katleden, operasyonun başladığı günden beri vatandaşlarımızı havan mermileriyle hedef alan en büyük Kürt ve Türkiye düşmanı bir harekettir. Sağda solda yalan söyleyerek 'sivillerin öldürüldüğünü' iddia edenler, PKK/YPG'nin katlettiği 9 aylık Muhammed Omar bebek için tek kelime dahi edemediler. Bunların insanlığı da naylon.
Bu operasyon terör örgütlerine yönelik bir nefsi müdafaadır. Biz vatanımızı savunuyoruz. Mesele bundan ibarettir. Eğer Şam rejimi, ABD, Rusya, Fransa, Almanya veya Suriye'de asker bulunduran başkaca ülkeler işlerini doğru düzgün yapıp Türkiye'nin hassasiyetlerini dikkate alıp terör örgütlerini bitirebilseydi ne Fırat Kalkanı ne Zeytin Dalı ne de Barış Pınarı gerçekleşmiş olurdu. Bu ülkeler, bırakınız terörle mücadele etmeyi, bu örgütleri kendi projeleri için taşeron olarak kullanmıştır ve kullanmaya devam etmektedirler. Bu gerçeği yine de hala görmek istemeyenler varsa gölge etmesinler, başka ihsan istemeyiz."
Harekâtın sahadaki kurmay kabiliyetin yanı sıra stratejik bir akılla, müthiş özenle yürütüldüğünü dile getiren Akçay, harekâtın başlangıcından itibaren kent merkezlerinde yıkılan tek bir bina, sivillere yönelik tek bir zarar olmadığını, tam aksine Türkiye'nin sivillere en insani ve medeni davranışı gösterdiğini söyledi.
"Mehmetçik teröristleri sokak sokak, ev ev temizledi. Bu hassasiyetin değerini ABD'nin Rakka, Şam rejimimin Doğu Guta'da yaptıklarıyla karşılaştırınca daha net anlayacaksınız." ifadesini kullanan Akçay, "Suriye'de bugüne kadar DEAŞ'la mücadele eden en tutarlı ülke Türkiye'dir. DEAŞ'tan en çok zarar gören ülke de Türkiye'dir. Fırat Kalkanında 3 bin 500 DEAŞ'lıyı etkisiz hale getirerek DAEŞ'a en büyük darbeyi vuran da Türkiye'dir. Türkiye'nin operasyonunu DAEŞ kartıyla durdurmak isteyenler merak buyurmasın; Fırat Kalkanı'nda DEAŞ'ın başını ezdik; karşılaşırsak yine ezeriz." açıklamasını yaptı.
Akçay, YPG kontrolündeki hapishanelerden DEAŞ'lılar salıverildiğini belirterek, "Tavşana kaç tazıya tut" taktiğinin uygulandığını söyledi.
Akçay, "Barış Pınarı Harekâtı terör devletçiği kurma projesinin taşeron örgütlerle birlikte tarihe ve Ortadoğu'ya gömmektedir. Türkiye, Suriye'de oynanan terör tahterevallisini yıkmaktadır. Bu oyun bozulmuştur, oyunu bozan Türkiye'dir. Türkiye'ye yönelik tepkilerin nedeni de budur." diye konuştu.
ABD'nin bazı yaptırım kararları aldığını ve başka yaptırım kararlarını da alacağının anlaşıldığını ifade eden Akçay, şöyle devam etti:
"Kimin nesi varsa toplasın gelsin, Türkiye'yi haklı ve meşru mücadelesinden hiçbir güç döndüremeyecektir. Yaptırımlardan, tehditlerden, şantajlardan korkacak, çekinecek değiliz. Öte yandan Twitter şövalyesi ABD Başkanı Trump attığı Twitter mesajlarından birinde çeşitli yaptırımları içeren 3 seçenekten bahsetmişti. Mister Trump'a ve tüm dünyaya bildiriyoruz ki bizler için üç değil iki seçenek vardır: Ya istiklal ya ölüm. Suriye'nin kuzeyinde ne olursa olsun, karşımıza kim gelirse gelsin kararlıyız; devlet millet omuz omuzayız. Korkmuyoruz, sinmiyoruz, meydandayız. Dün yedi düvelle mücadele etmiştik, yine öyleyiz."
Akçay, Barış Planı Harekâtı'na ilişkin siyasetçinin ağzından çıkan hiçbir cümlenin "kişisel görüş" olarak görülemeyeceğini belirterek, "Operasyonu 'savaş' olarak üstelik 'haksız bir savaş' olarak niteleyenler, devlet ve millet düşmanlığına ortaktır. Harekatı desteklerken bile 'ayranım dökülmesin' diliyle 'içim rahat değil, ama, fakat, lakin' diyenlerin, bu gelişmeler karşısında alacağı pozisyonu dikkatle izliyoruz." ifadelerini kullandı.
HDP Grup Başkanvekili Hakkı Saruhan Oluç, TBMM Genel Kurulunda, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Barış Pınarı Harekatı'yla ilgili bilgilendirilme yapmasının ardından HDP Grubu adına söz aldı.
Saruhan Oluç, AK Parti'nin istikrarlı bir şekilde dış politikada yanlışlar yapma istikrarına sahip olduğunu öne sürerek, "Dış politikada son derece sorumsuz davranan bir iktidardır. Diplomasi yerine kabadayılık yapan, rasyonel devlet aklı yerine akılsızlığı koyan, iç iktidar hesaplarıyla dışarıda savaşa giren bir zihniyetle karşı karşıyayız." ifadesini kullandı.
Barış Pınarı Harekatı'na ilişkin eleştirilerde bulunan Oluç, "Bütün dünya AKP iktidarına karşı bir tutum almıştır. Sadece tek tek devletler değil, Türkiye'nin üyesi olduğu bütün uluslararası kurum ve kuruluşlarda bu savaş politikasının karşısında yer almışlardır." dedi.
Oluç, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın 51. maddesini dayanak olarak gösteriyorsunuz. Bu madde üye ülkelere saldırı olduğunda meşru savunma hakkını tanır. İşgal girişimi başlatılana kadar Türkiye'ye herhangi bir saldırı oldu mu? Olmadı. O nedenle bu bir meşru savunma durumu değil, bir saldırı savaşıdır. Bu nedenle de durdurulmalıdır. Suriye, Suriye'de yaşayan halklarındır. Öncelikle bu halkların iradesini hiçe sayan her girişim, saldırı haksız ve hukuksuzdur. Egemen devlet ve iktidarının izni ve talebi dışında Suriye topraklarında bulunan güçler buralardan çıkmalıdır."
AK Parti iktidarının, "Kürt düşmanlığı zihniyetiyle hareket ettiğini" öne süren Oluç, "Kürtlerin, Suriye'de bir statü sahibi olmaması için Türkiye Devleti cihatçılarla, IŞİD artığı çetelerle birlikte hareket ediyor." ifadesini kullandı.
Yerinden söz alan AK Parti Grup Başkanı Naci Bostancı ise "İktidarın Kürtlerin düşmanı olduğu" yönündeki dilin bir propaganda dili olduğunu belirterek, AK Parti'nin Türkiye'nin her tarafından oy aldığını, Kürtlerin de AK Parti'ye oy verdiğini ve AK Parti içerisinde Kürt olan insanların da bulunduğunu kaydetti.
Bostancı, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Siz Kürtlüğü belli bir siyasal görüş etrafındaki insanlar biçiminde tanımlar ve öyle bakarsanız ve siyasi rekabeti bir husumet esası üzerinden görürseniz tabiatıyla böyle bir anlayışa ulaşırsınız. Bölgede, 'Kürtleri, Arapları ve Türkleri birbirine düşman etmek suçtur' dedi. Çok katılıyorum. Bu suçu kim işliyor? Bu suçu PKK ve YPG işliyor. Onları biz Kürtlerin temsilcisi olarak da görmüyoruz. Terörist örgütler kimsenin temsilcisi olmaz.
Meşhur bir söz vardır. 'Bedava peynir sadece fare kapanında olur.' Şimdi bunların önüne bedava bir peynir kondu, 30 bin tır bedava silah verildi. Bu hangi fare kapanı? YPG kendisi fare kapanına girebilir ama bölgedeki Kürtleri, Arapları ve Türkleri de aynı fare kapanına sokmak istiyor. Türkiye, bu oyunu bozuyor. Dolayısıyla biz bu oyuna gelmeyeceğiz. Suçu işleyen terör örgütleridir. Bu bölgede halkların esenliğini, barışını, özgür iradesini yok etmek isteyen terör örgütleridir. Aklı olan, özgürlüğün yanında olan, halkların barışının yanında olan terör örgütlerine karşı olur."
İYİ Parti Bursa Milletvekili Ahmet Kamil Erozan, TBMM Genel Kurulunda, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Barış Pınarı Harekatıyla ilgili bilgilendirme yapmasının ardından İYİ Parti Grubu adına söz aldı.
Erozan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) güvenli bölgede başarılı olmasından başka bir temennilerinin olmadığını belirtti.
M-4 kara yolunun kuzey kaldırımına gelindiğinde, "Operasyon başarıyla tamamlandı." denilecek olsa bile, M-4 kara yolunun güney kaldırımındaki 65 bin kişilik PYD/YPG ordusunun ne olacağının sorulacağını söyleyen Erozan, "Her harekatın siyasi sonuçlarının da düşünülmesi gerekir. Bugün söylemiyor olsanız dahi sonunda maalesef kabullenmek durumunda olacağınız başka siyasi gerçekler de olacak. Bunun da hesabını, vatandaş size sandıkta soracaktır." ifadesine yer verdi.
"Keşke ismi Özel Suriye Ordusu ya da Suriye Milli Ordusu olarak adlandırılan birlikleri bu operasyonda hiç kullanmasaydınız." diyen Erozan, bu birlikte yer alan askerlerin zafer işareti olarak kullandıkları sembolün, Rusya'nın eski Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov'u vuran poliste de görüldüğünü söyledi. Erozan, "Biz bunu biliyorsak dünya alem de biliyordur." dedi.
Erozan, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun, sadece bugün değil, Suriye meselesinin görüşüldüğü her oturumda ya da TBMM Dışişleri Komisyonunun toplantılarında da olması gerektiğini söyledi.
Bazı AB ülkelerinin BM Güvenlik Konseyine sundukları, Türkiye'yi kınamayı hedefleyen karar tasarısının Rusya ve ABD'nin vetoları ile akamete uğratıldığını ifade eden Erozan, "Rusya ve ABD'nin vetosundan memnuniyet duydunuz. Oysa okuyamadınız durumu. 'Suriye'deki ortak çıkarlarımız konusunda istişarelerde bulunuyoruz' diye açıklamalarda bulunan Rusya ve ABD, şöyle bir mesaj vermişti; 'Türkiye'yi size yedirmeyiz, Konuya müdahale olmayın. Türkiye'yi biz halledeceğiz.' demişlerdir." şeklinde konuştu.
DEAŞ'lı teröristler için hapishane yapılacağını duyduklarını aktaran Erozan, hapishanelerin neden yapılacağını da sordu.
İYİ Parti'li Erozan, teröristlerde ateşkesin olmayacağını belirterek, "Ateşkesi niye yarın Türkiye'ye gelecek ABD Başkan Yardımcısı Pence ile görüşeceksiniz? Üstelik adamlar niye geldiklerini açıkladılar." ifadesini kullandı.
Erozan, Suriye'de ihtiyaç olan hızlı, kapsamlı, kalıcı bir çözümün temel hususlarına ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı:
"Suriye'nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve siyasal birliğine saygı gösterilecek. Anayasa komisyonundan çıkacak sonuçlar ve ardından yapılacak demokratik seçimler ve Suriye halkının özgür iradesiyle, iktidara gelecek yönetim ile samimi, yapıcı, iyi komşuluk ilişkileri geliştirilmelidir. Bu ara dönemde Suriye'deki iktidar gücüyle her türlü hamaseti bırakarak, herhangi bir ön şartı ileri sürmeden diplomatik ilişkiler yeniden tesis edilmeli, gündemdeki acil konular için aralıksız bir diyalog kurulması imkanları yaratılmalıdır. Hiçbir ülkenin içişlerine karışılmayarak Suriye'nin özelinde her türlü terörist grupla mücadele konusunda hem Adana Mutabakatı hem de 21 Aralık 2011'de imzalanan Terör ve Terör Örgütlerine karşı ortak iş birliği anlaşmasının ardından koşulsuz bir iş birliği geliştirilmelidir."
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Ünal Çeviköz, TBMM Genel Kurulunda, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Barış Pınarı Harekatıyla ilgili bilgilendirilme yapmasının ardından, CHP Grubu adına söz aldı.
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun Meclis'i bilgilendirmesinin, Barış Pınarı Harekatı başlamadan gerçekleştirilmesi gerektiğini belirten Çeviköz, "İş işten geçtikten, Türkiye yalnızlaştıktan sonra bize gelip açıklama yapmanın hiçbir faydası yok." diye konuştu.
Çeviköz, Çavuşoğlu'nun konuşmasında Bakanlık çalışanlarının diplomasi başarısı gösterdiklerini belirttiğini ancak gelinen noktada Türkiye'nin bugüne kadar hiç olmadığı kadar yalnız kaldığını öne sürdü.
Geçen hafta Londra'da gerçekleştirilen NATO Parlamenterler Asamblesi Toplantısı sırasında NATO üyesi ülkelerin hepsinin Türkiye'yi eleştirdiğini ve harekatı kınayan ifadeler kullandıklarını anlatan Çeviköz, "Eğer Türkiye, diplomasi faaliyetini bu harekata girişmeden evvel etkin bir şekilde kullanabilmiş olsaydı bu ithamlarla karşılaşmayacaktı." değerlendirmesinde bulundu.
Barış Pınarı Harekatı nedeniyle Türkiye'yi kınayan ülkeler arasında Arap Ligi ülkelerinin bulunduğunu anımsatan Çeviköz, Lig'e gözlemci ülke olarak kabul edilen Türkiye'nin, Filistin tarafından dahi kınandığına işaret etti.
Çeviköz, şöyle devam etti:
"Acaba, bu kadar önem verdiğimiz, düzen kurucu olarak gittiğimiz Ortadoğu bölgesinde en öncelikli ülke ve halk olarak gördüğümüz Filistinlileri yalnız bırakmamızın sonucunda mıdır Arap Ligi'ndeki o karara destek vermeleri? Acaba Kudüs'teki Başkonsolosumuzu göreve gönderemememizden dolayı mıdır yalnızlıkla karşı karşıya kalmamız? Acaba İsrail ile ilişkilerimizi doğru düzgün yürütemediğimiz için, karşılıklı büyükelçiler çekildiği zaman 'Biz sizin Kudüs'teki başkonsolosunuzu da istemiyoruz.' demelerine yol açması nedeniyle mi bugün Filistin yalnız kalmış ve Türkiye'yi kınayan ülkeler arasında yerini almıştır?"
Hükümetin yıllarca "Afrika açılımı" söylemini dile getirdiğini ancak bunu niteliksel değil, niceliksel gördüğünü ileri süren Çeviköz, Türkiye'yi kınayan ülkeler arasında Afrika ülkelerinin bulunduğunu, sadece Somali'nin Türkiye'ye destek verdiğini kaydetti.
Çeviköz, "Zaten Türkiye'ye destek veren ülkelerin esamesi bile okunmuyor. Dünya üzerinde o kadar çok ülke Türkiye'yi kınıyor ki o destek veren ülkeler hem parmakla sayılacak kadar az hem de sesleri çıkmıyor." dedi.
Türkiye'nin "diplomasisizlik üzerine kurulu bir diplomasi faaliyeti" yürüttüğünü iddia eden Çeviköz, şunları kaydetti:
"Özellikle ABD Başkanı ile Türkiye Cumhurbaşkanı arasındaki telefon görüşmelerinden söz edildiğini duydum. Acaba ABD Başkanı'nın PYD/YPG'nin lideri olarak da kendisi ile telefon görüşmesi yapan Mazlum Kobani hakkında ABD'ye herhangi bir şekilde bir soru sorulmuş mudur? Trump, Sayın Erdoğan ile görüşüyorsa, ondan evvel Mazlum Kobani ile bir telefon görüşmesi yapıyorsa, bunun bir gerekçesinin olup olmadığının ABD'den sorulması, hatta gerekçesi sorulmadan doğrudan doğruya kınanması gerekir."
Ünal Çeviköz, DAEŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu hapishanelerin boşaltıldığının tespit edildiğinin belirtildiğini anımsatarak, hükümete şu soruları yöneltti:
"Madem ki IŞİD'in sorumluluğunu ve IŞİD ile mücadeleyi üzerine aldınız, o zaman o kaçan IŞİD'lileri nasıl bulacak, nasıl yakalayacaksınız? Kaçmayan, orada bulunan, sizin de üzerinize sorumluluk aldığınızı dile getirdiğiniz IŞİD'liler ile ilgili sorumluluğunuzu nasıl yerine getireceksiniz? Tutukluluk devamlılığını nasıl sağlayacaksınız? Suçluluklarının karşısında bir cevap vermeleri gerekirse bunları siz mi üstleneceksiniz? Yoksa Suriye hükümeti ile orada iş birliği mi yapacaksınız?"
Çeviköz, AK Parti'nin bir Suriye politikası olmadığını iddia ederek, şu eleştirilerde bulundu:
"Suriye halklarıyla birlikte iyi bir geçinme sağlamak için atılmış adım da yok. Öyle bir şey olmuş olsaydı zaten bizim uzun bir zamandan beri dile getirmiş olduğumuz Adana Mutabakatı üzerinde durularak net bir şekilde Şam ile diyalog kurulurdu. Bu yapılmadı. Ama Rusya'dan empoze edildiği zaman Adana Mutabakatı biz söylediğimiz için değil, başkaları söylediği için keşfedildi. Adana Mutabakatı'na dayalı olarak operasyon yapıldığı dile getirildi. Mutabakata dayalı olarak Suriye ile terörle mücadele için iki orduyu karşı karşıya getiren bir durumla karşılaşıldı. Bunun için Rusya'nın arabuluculuğuna mı gerek vardı?"
Membiç'e Suriye ordusunun girmesinin memnuniyetle karşılandığı yönündeki söylemi anımsatan Çeviköz, "Türk Silahlı Kuvvetleri ile hareket ettiği ileri sürülen Suriye Milli Ordusu adı altındaki oluşum nedir? İdlib'den toparlanan birtakım teröristlerin, cihatçıların, El Nusra, El Kaide bağlantılı bazı grupların oluşturdukları bu oluşuma niçin Suriye Milli Ordusu adı veriliyor? Niçin Türkiye bunlarla birlikte hareket edip Suriye topraklarında operasyon yapıyor? Karşısına gelen Suriye ordusu Membiç'i aldığı zaman da ona saygı gösteriyor. Hangisi milli, Türkiye'nin muhatabı olması gereken Suriye ordusudur?" diye konuştu.
Çeviköz, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Kurulu'nun Barış Pınarı Harekatı'na ilişkin toplanacağını anımsatarak, Kurulun harekatın durdurulması çağrısında bulunmasının öngörüldüğünü savundu.
BM'nin Türkiye'ye söz konusu harekata ilişkin hesap sorabileceğini de anlatan Çeviköz, hükümetin olası sorulara nasıl cevap vermeyi düşündüğünü de sordu?
Ünal Çeviköz, hükümetin CHP'nin oluşturduğu politikayı dikkate alarak, bir Suriye politikası oluşturabileceğini sözlerine ekledi.
***HABERİN DEVAMINA "İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN" ULAŞABİLİRSİNİZ***
Akçay, TBMM Genel Kurulunda, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Barış Pınarı Harekâtı'yla ilgili bilgilendirilme yapmasının ardından MHP Grubu adına söz aldı.
Harekâtın başladığı günden beri bazı ülkelerden yaptırım tehditleri ve harekâtı durdurma çağrılarının geldiğini anımsatan Akçay, "Hedefimiz bir taraftan güvenliği tehdit eden terör unsurlarını bertaraf ederken diğer taraftan da Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumak ve ülkemizdeki Suriyelileri ülkelerine kavuşturmaktır." diye konuştu.
Batının, Barış Pınarı Harekâtı'nı durduramayacağını anladığını, Türkiye'nin güney sınırları boyunca bir güvenlik kuşağı oluşturmasını olabildiğince önlemek istediklerini ifade eden Akçay, "Bunun için bize DEAŞ'la şantaj yapıyorlar, terör örgütüyle Türkiye arasında arabuluculuk teklif ediyorlar. Bu ahlaksız ve yüzsüz bir tekliftir." dedi.
Bu operasyon terör örgütlerinin bertarafına yönelik bir operasyon olduğunun altını çizen Erkan Akçay, şu değerlendirmede bulundu:
"Böylelikle, bölgede yaşayan bütün insanları; Türkmen'i, Arap'ı, Kürt'ü, Ezidi'yi, Müslüman'ı, Hıristiyan'ı terör örgütleri YPG'nin ve DEAŞ'ın tasallutundan, tahakkümünden, zulmünden kurtarmaktır.
PKK/YPG, gazetecilere saldıran, vatandaşlarımızı evlerinin önünde katleden, operasyonun başladığı günden beri vatandaşlarımızı havan mermileriyle hedef alan en büyük Kürt ve Türkiye düşmanı bir harekettir. Sağda solda yalan söyleyerek 'sivillerin öldürüldüğünü' iddia edenler, PKK/YPG'nin katlettiği 9 aylık Muhammed Omar bebek için tek kelime dahi edemediler. Bunların insanlığı da naylon.
Bu operasyon terör örgütlerine yönelik bir nefsi müdafaadır. Biz vatanımızı savunuyoruz. Mesele bundan ibarettir. Eğer Şam rejimi, ABD, Rusya, Fransa, Almanya veya Suriye'de asker bulunduran başkaca ülkeler işlerini doğru düzgün yapıp Türkiye'nin hassasiyetlerini dikkate alıp terör örgütlerini bitirebilseydi ne Fırat Kalkanı ne Zeytin Dalı ne de Barış Pınarı gerçekleşmiş olurdu. Bu ülkeler, bırakınız terörle mücadele etmeyi, bu örgütleri kendi projeleri için taşeron olarak kullanmıştır ve kullanmaya devam etmektedirler. Bu gerçeği yine de hala görmek istemeyenler varsa gölge etmesinler, başka ihsan istemeyiz."
Harekâtın sahadaki kurmay kabiliyetin yanı sıra stratejik bir akılla, müthiş özenle yürütüldüğünü dile getiren Akçay, harekâtın başlangıcından itibaren kent merkezlerinde yıkılan tek bir bina, sivillere yönelik tek bir zarar olmadığını, tam aksine Türkiye'nin sivillere en insani ve medeni davranışı gösterdiğini söyledi.
"Mehmetçik teröristleri sokak sokak, ev ev temizledi. Bu hassasiyetin değerini ABD'nin Rakka, Şam rejimimin Doğu Guta'da yaptıklarıyla karşılaştırınca daha net anlayacaksınız." ifadesini kullanan Akçay, "Suriye'de bugüne kadar DEAŞ'la mücadele eden en tutarlı ülke Türkiye'dir. DEAŞ'tan en çok zarar gören ülke de Türkiye'dir. Fırat Kalkanında 3 bin 500 DEAŞ'lıyı etkisiz hale getirerek DAEŞ'a en büyük darbeyi vuran da Türkiye'dir. Türkiye'nin operasyonunu DAEŞ kartıyla durdurmak isteyenler merak buyurmasın; Fırat Kalkanı'nda DEAŞ'ın başını ezdik; karşılaşırsak yine ezeriz." açıklamasını yaptı.
Akçay, YPG kontrolündeki hapishanelerden DEAŞ'lılar salıverildiğini belirterek, "Tavşana kaç tazıya tut" taktiğinin uygulandığını söyledi.
Akçay, "Barış Pınarı Harekâtı terör devletçiği kurma projesinin taşeron örgütlerle birlikte tarihe ve Ortadoğu'ya gömmektedir. Türkiye, Suriye'de oynanan terör tahterevallisini yıkmaktadır. Bu oyun bozulmuştur, oyunu bozan Türkiye'dir. Türkiye'ye yönelik tepkilerin nedeni de budur." diye konuştu.
ABD'nin bazı yaptırım kararları aldığını ve başka yaptırım kararlarını da alacağının anlaşıldığını ifade eden Akçay, şöyle devam etti:
"Kimin nesi varsa toplasın gelsin, Türkiye'yi haklı ve meşru mücadelesinden hiçbir güç döndüremeyecektir. Yaptırımlardan, tehditlerden, şantajlardan korkacak, çekinecek değiliz. Öte yandan Twitter şövalyesi ABD Başkanı Trump attığı Twitter mesajlarından birinde çeşitli yaptırımları içeren 3 seçenekten bahsetmişti. Mister Trump'a ve tüm dünyaya bildiriyoruz ki bizler için üç değil iki seçenek vardır: Ya istiklal ya ölüm. Suriye'nin kuzeyinde ne olursa olsun, karşımıza kim gelirse gelsin kararlıyız; devlet millet omuz omuzayız. Korkmuyoruz, sinmiyoruz, meydandayız. Dün yedi düvelle mücadele etmiştik, yine öyleyiz."
Akçay, Barış Planı Harekâtı'na ilişkin siyasetçinin ağzından çıkan hiçbir cümlenin "kişisel görüş" olarak görülemeyeceğini belirterek, "Operasyonu 'savaş' olarak üstelik 'haksız bir savaş' olarak niteleyenler, devlet ve millet düşmanlığına ortaktır. Harekatı desteklerken bile 'ayranım dökülmesin' diliyle 'içim rahat değil, ama, fakat, lakin' diyenlerin, bu gelişmeler karşısında alacağı pozisyonu dikkatle izliyoruz." ifadelerini kullandı.
HDP Grup Başkanvekili Hakkı Saruhan Oluç, TBMM Genel Kurulunda, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Barış Pınarı Harekatı'yla ilgili bilgilendirilme yapmasının ardından HDP Grubu adına söz aldı.
Saruhan Oluç, AK Parti'nin istikrarlı bir şekilde dış politikada yanlışlar yapma istikrarına sahip olduğunu öne sürerek, "Dış politikada son derece sorumsuz davranan bir iktidardır. Diplomasi yerine kabadayılık yapan, rasyonel devlet aklı yerine akılsızlığı koyan, iç iktidar hesaplarıyla dışarıda savaşa giren bir zihniyetle karşı karşıyayız." ifadesini kullandı.
Barış Pınarı Harekatı'na ilişkin eleştirilerde bulunan Oluç, "Bütün dünya AKP iktidarına karşı bir tutum almıştır. Sadece tek tek devletler değil, Türkiye'nin üyesi olduğu bütün uluslararası kurum ve kuruluşlarda bu savaş politikasının karşısında yer almışlardır." dedi.
Oluç, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın 51. maddesini dayanak olarak gösteriyorsunuz. Bu madde üye ülkelere saldırı olduğunda meşru savunma hakkını tanır. İşgal girişimi başlatılana kadar Türkiye'ye herhangi bir saldırı oldu mu? Olmadı. O nedenle bu bir meşru savunma durumu değil, bir saldırı savaşıdır. Bu nedenle de durdurulmalıdır. Suriye, Suriye'de yaşayan halklarındır. Öncelikle bu halkların iradesini hiçe sayan her girişim, saldırı haksız ve hukuksuzdur. Egemen devlet ve iktidarının izni ve talebi dışında Suriye topraklarında bulunan güçler buralardan çıkmalıdır."
AK Parti iktidarının, "Kürt düşmanlığı zihniyetiyle hareket ettiğini" öne süren Oluç, "Kürtlerin, Suriye'de bir statü sahibi olmaması için Türkiye Devleti cihatçılarla, IŞİD artığı çetelerle birlikte hareket ediyor." ifadesini kullandı.
Yerinden söz alan AK Parti Grup Başkanı Naci Bostancı ise "İktidarın Kürtlerin düşmanı olduğu" yönündeki dilin bir propaganda dili olduğunu belirterek, AK Parti'nin Türkiye'nin her tarafından oy aldığını, Kürtlerin de AK Parti'ye oy verdiğini ve AK Parti içerisinde Kürt olan insanların da bulunduğunu kaydetti.
Bostancı, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Siz Kürtlüğü belli bir siyasal görüş etrafındaki insanlar biçiminde tanımlar ve öyle bakarsanız ve siyasi rekabeti bir husumet esası üzerinden görürseniz tabiatıyla böyle bir anlayışa ulaşırsınız. Bölgede, 'Kürtleri, Arapları ve Türkleri birbirine düşman etmek suçtur' dedi. Çok katılıyorum. Bu suçu kim işliyor? Bu suçu PKK ve YPG işliyor. Onları biz Kürtlerin temsilcisi olarak da görmüyoruz. Terörist örgütler kimsenin temsilcisi olmaz.
Meşhur bir söz vardır. 'Bedava peynir sadece fare kapanında olur.' Şimdi bunların önüne bedava bir peynir kondu, 30 bin tır bedava silah verildi. Bu hangi fare kapanı? YPG kendisi fare kapanına girebilir ama bölgedeki Kürtleri, Arapları ve Türkleri de aynı fare kapanına sokmak istiyor. Türkiye, bu oyunu bozuyor. Dolayısıyla biz bu oyuna gelmeyeceğiz. Suçu işleyen terör örgütleridir. Bu bölgede halkların esenliğini, barışını, özgür iradesini yok etmek isteyen terör örgütleridir. Aklı olan, özgürlüğün yanında olan, halkların barışının yanında olan terör örgütlerine karşı olur."
İYİ Parti Bursa Milletvekili Ahmet Kamil Erozan, TBMM Genel Kurulunda, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Barış Pınarı Harekatıyla ilgili bilgilendirme yapmasının ardından İYİ Parti Grubu adına söz aldı.
Erozan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) güvenli bölgede başarılı olmasından başka bir temennilerinin olmadığını belirtti.
M-4 kara yolunun kuzey kaldırımına gelindiğinde, "Operasyon başarıyla tamamlandı." denilecek olsa bile, M-4 kara yolunun güney kaldırımındaki 65 bin kişilik PYD/YPG ordusunun ne olacağının sorulacağını söyleyen Erozan, "Her harekatın siyasi sonuçlarının da düşünülmesi gerekir. Bugün söylemiyor olsanız dahi sonunda maalesef kabullenmek durumunda olacağınız başka siyasi gerçekler de olacak. Bunun da hesabını, vatandaş size sandıkta soracaktır." ifadesine yer verdi.
"Keşke ismi Özel Suriye Ordusu ya da Suriye Milli Ordusu olarak adlandırılan birlikleri bu operasyonda hiç kullanmasaydınız." diyen Erozan, bu birlikte yer alan askerlerin zafer işareti olarak kullandıkları sembolün, Rusya'nın eski Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov'u vuran poliste de görüldüğünü söyledi. Erozan, "Biz bunu biliyorsak dünya alem de biliyordur." dedi.
Erozan, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun, sadece bugün değil, Suriye meselesinin görüşüldüğü her oturumda ya da TBMM Dışişleri Komisyonunun toplantılarında da olması gerektiğini söyledi.
Bazı AB ülkelerinin BM Güvenlik Konseyine sundukları, Türkiye'yi kınamayı hedefleyen karar tasarısının Rusya ve ABD'nin vetoları ile akamete uğratıldığını ifade eden Erozan, "Rusya ve ABD'nin vetosundan memnuniyet duydunuz. Oysa okuyamadınız durumu. 'Suriye'deki ortak çıkarlarımız konusunda istişarelerde bulunuyoruz' diye açıklamalarda bulunan Rusya ve ABD, şöyle bir mesaj vermişti; 'Türkiye'yi size yedirmeyiz, Konuya müdahale olmayın. Türkiye'yi biz halledeceğiz.' demişlerdir." şeklinde konuştu.
DEAŞ'lı teröristler için hapishane yapılacağını duyduklarını aktaran Erozan, hapishanelerin neden yapılacağını da sordu.
İYİ Parti'li Erozan, teröristlerde ateşkesin olmayacağını belirterek, "Ateşkesi niye yarın Türkiye'ye gelecek ABD Başkan Yardımcısı Pence ile görüşeceksiniz? Üstelik adamlar niye geldiklerini açıkladılar." ifadesini kullandı.
Erozan, Suriye'de ihtiyaç olan hızlı, kapsamlı, kalıcı bir çözümün temel hususlarına ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı:
"Suriye'nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve siyasal birliğine saygı gösterilecek. Anayasa komisyonundan çıkacak sonuçlar ve ardından yapılacak demokratik seçimler ve Suriye halkının özgür iradesiyle, iktidara gelecek yönetim ile samimi, yapıcı, iyi komşuluk ilişkileri geliştirilmelidir. Bu ara dönemde Suriye'deki iktidar gücüyle her türlü hamaseti bırakarak, herhangi bir ön şartı ileri sürmeden diplomatik ilişkiler yeniden tesis edilmeli, gündemdeki acil konular için aralıksız bir diyalog kurulması imkanları yaratılmalıdır. Hiçbir ülkenin içişlerine karışılmayarak Suriye'nin özelinde her türlü terörist grupla mücadele konusunda hem Adana Mutabakatı hem de 21 Aralık 2011'de imzalanan Terör ve Terör Örgütlerine karşı ortak iş birliği anlaşmasının ardından koşulsuz bir iş birliği geliştirilmelidir."
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Ünal Çeviköz, TBMM Genel Kurulunda, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Barış Pınarı Harekatıyla ilgili bilgilendirilme yapmasının ardından, CHP Grubu adına söz aldı.
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun Meclis'i bilgilendirmesinin, Barış Pınarı Harekatı başlamadan gerçekleştirilmesi gerektiğini belirten Çeviköz, "İş işten geçtikten, Türkiye yalnızlaştıktan sonra bize gelip açıklama yapmanın hiçbir faydası yok." diye konuştu.
Çeviköz, Çavuşoğlu'nun konuşmasında Bakanlık çalışanlarının diplomasi başarısı gösterdiklerini belirttiğini ancak gelinen noktada Türkiye'nin bugüne kadar hiç olmadığı kadar yalnız kaldığını öne sürdü.
Geçen hafta Londra'da gerçekleştirilen NATO Parlamenterler Asamblesi Toplantısı sırasında NATO üyesi ülkelerin hepsinin Türkiye'yi eleştirdiğini ve harekatı kınayan ifadeler kullandıklarını anlatan Çeviköz, "Eğer Türkiye, diplomasi faaliyetini bu harekata girişmeden evvel etkin bir şekilde kullanabilmiş olsaydı bu ithamlarla karşılaşmayacaktı." değerlendirmesinde bulundu.
Barış Pınarı Harekatı nedeniyle Türkiye'yi kınayan ülkeler arasında Arap Ligi ülkelerinin bulunduğunu anımsatan Çeviköz, Lig'e gözlemci ülke olarak kabul edilen Türkiye'nin, Filistin tarafından dahi kınandığına işaret etti.
Çeviköz, şöyle devam etti:
"Acaba, bu kadar önem verdiğimiz, düzen kurucu olarak gittiğimiz Ortadoğu bölgesinde en öncelikli ülke ve halk olarak gördüğümüz Filistinlileri yalnız bırakmamızın sonucunda mıdır Arap Ligi'ndeki o karara destek vermeleri? Acaba Kudüs'teki Başkonsolosumuzu göreve gönderemememizden dolayı mıdır yalnızlıkla karşı karşıya kalmamız? Acaba İsrail ile ilişkilerimizi doğru düzgün yürütemediğimiz için, karşılıklı büyükelçiler çekildiği zaman 'Biz sizin Kudüs'teki başkonsolosunuzu da istemiyoruz.' demelerine yol açması nedeniyle mi bugün Filistin yalnız kalmış ve Türkiye'yi kınayan ülkeler arasında yerini almıştır?"
Hükümetin yıllarca "Afrika açılımı" söylemini dile getirdiğini ancak bunu niteliksel değil, niceliksel gördüğünü ileri süren Çeviköz, Türkiye'yi kınayan ülkeler arasında Afrika ülkelerinin bulunduğunu, sadece Somali'nin Türkiye'ye destek verdiğini kaydetti.
Çeviköz, "Zaten Türkiye'ye destek veren ülkelerin esamesi bile okunmuyor. Dünya üzerinde o kadar çok ülke Türkiye'yi kınıyor ki o destek veren ülkeler hem parmakla sayılacak kadar az hem de sesleri çıkmıyor." dedi.
Türkiye'nin "diplomasisizlik üzerine kurulu bir diplomasi faaliyeti" yürüttüğünü iddia eden Çeviköz, şunları kaydetti:
"Özellikle ABD Başkanı ile Türkiye Cumhurbaşkanı arasındaki telefon görüşmelerinden söz edildiğini duydum. Acaba ABD Başkanı'nın PYD/YPG'nin lideri olarak da kendisi ile telefon görüşmesi yapan Mazlum Kobani hakkında ABD'ye herhangi bir şekilde bir soru sorulmuş mudur? Trump, Sayın Erdoğan ile görüşüyorsa, ondan evvel Mazlum Kobani ile bir telefon görüşmesi yapıyorsa, bunun bir gerekçesinin olup olmadığının ABD'den sorulması, hatta gerekçesi sorulmadan doğrudan doğruya kınanması gerekir."
Ünal Çeviköz, DAEŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu hapishanelerin boşaltıldığının tespit edildiğinin belirtildiğini anımsatarak, hükümete şu soruları yöneltti:
"Madem ki IŞİD'in sorumluluğunu ve IŞİD ile mücadeleyi üzerine aldınız, o zaman o kaçan IŞİD'lileri nasıl bulacak, nasıl yakalayacaksınız? Kaçmayan, orada bulunan, sizin de üzerinize sorumluluk aldığınızı dile getirdiğiniz IŞİD'liler ile ilgili sorumluluğunuzu nasıl yerine getireceksiniz? Tutukluluk devamlılığını nasıl sağlayacaksınız? Suçluluklarının karşısında bir cevap vermeleri gerekirse bunları siz mi üstleneceksiniz? Yoksa Suriye hükümeti ile orada iş birliği mi yapacaksınız?"
Çeviköz, AK Parti'nin bir Suriye politikası olmadığını iddia ederek, şu eleştirilerde bulundu:
"Suriye halklarıyla birlikte iyi bir geçinme sağlamak için atılmış adım da yok. Öyle bir şey olmuş olsaydı zaten bizim uzun bir zamandan beri dile getirmiş olduğumuz Adana Mutabakatı üzerinde durularak net bir şekilde Şam ile diyalog kurulurdu. Bu yapılmadı. Ama Rusya'dan empoze edildiği zaman Adana Mutabakatı biz söylediğimiz için değil, başkaları söylediği için keşfedildi. Adana Mutabakatı'na dayalı olarak operasyon yapıldığı dile getirildi. Mutabakata dayalı olarak Suriye ile terörle mücadele için iki orduyu karşı karşıya getiren bir durumla karşılaşıldı. Bunun için Rusya'nın arabuluculuğuna mı gerek vardı?"
Membiç'e Suriye ordusunun girmesinin memnuniyetle karşılandığı yönündeki söylemi anımsatan Çeviköz, "Türk Silahlı Kuvvetleri ile hareket ettiği ileri sürülen Suriye Milli Ordusu adı altındaki oluşum nedir? İdlib'den toparlanan birtakım teröristlerin, cihatçıların, El Nusra, El Kaide bağlantılı bazı grupların oluşturdukları bu oluşuma niçin Suriye Milli Ordusu adı veriliyor? Niçin Türkiye bunlarla birlikte hareket edip Suriye topraklarında operasyon yapıyor? Karşısına gelen Suriye ordusu Membiç'i aldığı zaman da ona saygı gösteriyor. Hangisi milli, Türkiye'nin muhatabı olması gereken Suriye ordusudur?" diye konuştu.
Çeviköz, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Kurulu'nun Barış Pınarı Harekatı'na ilişkin toplanacağını anımsatarak, Kurulun harekatın durdurulması çağrısında bulunmasının öngörüldüğünü savundu.
BM'nin Türkiye'ye söz konusu harekata ilişkin hesap sorabileceğini de anlatan Çeviköz, hükümetin olası sorulara nasıl cevap vermeyi düşündüğünü de sordu?
Ünal Çeviköz, hükümetin CHP'nin oluşturduğu politikayı dikkate alarak, bir Suriye politikası oluşturabileceğini sözlerine ekledi.
***HABERİN DEVAMINA "İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN" ULAŞABİLİRSİNİZ***
