2014-01-17 - 12:12
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, gündem ve ekonomik gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, gündem ve ekonomik gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye'nin son bir aydır ciddi bir devlet krizi ile karşı karşıya kaldığını ifade eden CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, " Cumhuriyet tarihinde böyle bir dönem olmadığı gibi, dünyada da ben böyle bir olayın olduğu başka bir örnek bilmiyorum." dedi
Türkiye Cumhuriyeti'nin 61. Hükümetinde 4 bakanın yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ile 20 gün önce görevine veda ettiklerini hatırlatan Öztrak, bu bakanlar hakkında savcılık tarafından hazırlanan fezlekelerin henüz TBMM'ye gelmediğini söyledi.
17 Aralık tarihinde kamuoyuna mal olan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının her geçen gün farklı bir boyut kazandığına dikkat çeken Öztrak, olayların çok hızlı geliştiğini belirterek " Bugün yaşananlar birkaç gün sonra unutuluyor." diye konuştu
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında şunları kaydetti:
"Bu bakanlar hakkında savcılık tarafından hazırlanan fezlekeler meclise hala gelmedi. Adalet bakanı fezlekelerin üzerine yatmış bekliyor. Bu alanda görevi sadece postacılık olan bakanlık neden bu görevini yerine getirmiyor? Fezlekeler neden meclise gönderilmiyor, bilen yok. Fezlekeler TBMM'ye gelmiyor ama içerikleri basında. Bu da bir garabet. Basına yansıyan iddialar ise korkunç.
Bir bakanın 28 kez ve toplamda 52 milyon dolar; bir başka bakanın 10 kez ve toplamda 10 milyon dolar, bir diğer bakanın 3 kez ve toplamda 1,5 milyon dolar rüşvet aldığı iddia ediliyor. Hükümetin 3 bakanının 63,5 milyon dolar, rüşvet aldığı iddia ediliyor. Hayali ihracat, kaçakçılık, rüşvet almak, suç işleme amacıyla örgüt kurmak gibi söylerken bile sıkılınacak suçlar fezlekelerde yer alıyor. Neresinden baksak korkunç bir tablo ile karşı karşıyayız.
Yine bir kamu bankasının genel müdürü, bakan çocukları halen cezaevinde tutuklu. Mahdum odalarında çıkan kasalar, ayakkabı kutularındaki milyon dolarlar hafızalarda. Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları iki alanı kapsıyor. Bunlardan birincisi BM'nin İran ambargosunun etrafından dolanmak için yapılan işlemlerle ilgili uluslararası rüşvet iddiaları ikincisi ise kamu arazileri ve imar rantları ile ilgili iddialar.
Her gün yeni bir rezalete uyanıyoruz. Basına sızan tape'lerden Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın orman arazilerinin imar durumu ve yapılaşma biçimi üzerinde işadamlarıyla konuşmaları var. Yapılaşma % 6'mı olacak, % 9,5'mu olacak. Başbakan bunları müzakere ediyor.
Hükümete yakın iş adamları bu konuda çıkarılacak yasanın tüyosunu ve müjdesini doğrudan Başbakan'dan almışlar. Bu iş adamları Başbakan'dan aldıkları tüyolara göre 100'lerce dönümlük arazilerin alınıp alınmamasına karar vermişler. Eğer bunlar doğruysa bu tam bir içerden öğrenenler ticareti.
Başbakan elinin altındaki BDDK ve SPK'ya bir telefon açıp sorsun. İçerden öğrenenler ticaretinin cezası ne kadar? Daha önce sizlerle paylaşmıştım. 16 Haziran 2012'de çıkarılan bir genelge ile kamu kurum ve kuruluşlarına ait tüm taşınmazların satış, kira, irtifa, tahsis, takas gibi işlemleri için doğrudan başbakanlıktan izin alınması zorunlu hale getirildi. Zaten son yolsuzluk iddialarının, arazi arsa ve imar planları dosyasından sorumlu bakan da istifa ederken ne yaptıysam başbakanın yazılı emirleriyle yaptım demedi mi?
Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı bu millet başbakan olsun diye seçti, ama başbakanın büyükşehir belediye başkanlığından kalma emlak, imar ve ranta yönelik ilgisinden bir türlü kopamadığı anlaşılıyor. Millet başbakan diye seçmiş ama o büyük şehir belediye başkanı gibi özel imar planlarına ve kamu arazilerine ilgi duymaya devam etmiş.
Başbakan'a ait olduğu ileri sürülen ve tapelere yansıyan konuşmalar gerçekten vahim. Peki bu iddiaların doğru olup olmadığını nasıl öğreneceğiz. Elbette Türk Milleti adına adalet dağıtan yargıdan. Ama bakıyoruz başbakan, tapelere giren bu iş adamlarının gözaltına alınmaması ve yargı kararlarının uygulanmaması için canla başla çalışıyor. Bunun için anayasayı ayaklar altına almaktan çekinmiyor.
Hükümet karşı karşıya olduğu bu iddiaları örtebilmek için kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı gibi demokrasinin temeli olan tüm ilke ve kurallara açıkça darbe vuruyor, bir devlet krizi çıkarıyor."
CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztrak, hukuk devletinin olmadığı bir ülkeye yatırımcının da gelmeyeceğini, yatırımın yapılmadığı yerde de ekonomik büyüme ve istihdamın olamayacağını ifade etti.
Yasama organının başındaki isim olan TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in de "Bu ülkede anayasanın 138. maddesi ölmüştür." dediğin hatırlatan Öztrak," TBMM Başkanı Çiçek yargı bağımsızlığının musalla taşına yatırıldığını itiraf ediyor. Türkiye'de hırsıza dokunan yanıyor, memlekette taşlar bağlanıyor, hırsızlar serbest bırakılıyor. Türkiye, cinnet getiren bir ülke konumuna geldi." dedi
İktidarın meşrutiyetini yitirdiğini savunan Öztrak, bu kriz ortamında tek mağdurun millet olacağını, mağdur bir milletin ise mağrur bir iktidara keseceği cezanın ağır olacağını söyledi.
H. Alper DURMAZ
Türkiye'nin son bir aydır ciddi bir devlet krizi ile karşı karşıya kaldığını ifade eden CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, " Cumhuriyet tarihinde böyle bir dönem olmadığı gibi, dünyada da ben böyle bir olayın olduğu başka bir örnek bilmiyorum." dedi
Türkiye Cumhuriyeti'nin 61. Hükümetinde 4 bakanın yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ile 20 gün önce görevine veda ettiklerini hatırlatan Öztrak, bu bakanlar hakkında savcılık tarafından hazırlanan fezlekelerin henüz TBMM'ye gelmediğini söyledi.
17 Aralık tarihinde kamuoyuna mal olan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının her geçen gün farklı bir boyut kazandığına dikkat çeken Öztrak, olayların çok hızlı geliştiğini belirterek " Bugün yaşananlar birkaç gün sonra unutuluyor." diye konuştu
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında şunları kaydetti:
"Bu bakanlar hakkında savcılık tarafından hazırlanan fezlekeler meclise hala gelmedi. Adalet bakanı fezlekelerin üzerine yatmış bekliyor. Bu alanda görevi sadece postacılık olan bakanlık neden bu görevini yerine getirmiyor? Fezlekeler neden meclise gönderilmiyor, bilen yok. Fezlekeler TBMM'ye gelmiyor ama içerikleri basında. Bu da bir garabet. Basına yansıyan iddialar ise korkunç.
Bir bakanın 28 kez ve toplamda 52 milyon dolar; bir başka bakanın 10 kez ve toplamda 10 milyon dolar, bir diğer bakanın 3 kez ve toplamda 1,5 milyon dolar rüşvet aldığı iddia ediliyor. Hükümetin 3 bakanının 63,5 milyon dolar, rüşvet aldığı iddia ediliyor. Hayali ihracat, kaçakçılık, rüşvet almak, suç işleme amacıyla örgüt kurmak gibi söylerken bile sıkılınacak suçlar fezlekelerde yer alıyor. Neresinden baksak korkunç bir tablo ile karşı karşıyayız.
Yine bir kamu bankasının genel müdürü, bakan çocukları halen cezaevinde tutuklu. Mahdum odalarında çıkan kasalar, ayakkabı kutularındaki milyon dolarlar hafızalarda. Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları iki alanı kapsıyor. Bunlardan birincisi BM'nin İran ambargosunun etrafından dolanmak için yapılan işlemlerle ilgili uluslararası rüşvet iddiaları ikincisi ise kamu arazileri ve imar rantları ile ilgili iddialar.
Her gün yeni bir rezalete uyanıyoruz. Basına sızan tape'lerden Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın orman arazilerinin imar durumu ve yapılaşma biçimi üzerinde işadamlarıyla konuşmaları var. Yapılaşma % 6'mı olacak, % 9,5'mu olacak. Başbakan bunları müzakere ediyor.
Hükümete yakın iş adamları bu konuda çıkarılacak yasanın tüyosunu ve müjdesini doğrudan Başbakan'dan almışlar. Bu iş adamları Başbakan'dan aldıkları tüyolara göre 100'lerce dönümlük arazilerin alınıp alınmamasına karar vermişler. Eğer bunlar doğruysa bu tam bir içerden öğrenenler ticareti.
Başbakan elinin altındaki BDDK ve SPK'ya bir telefon açıp sorsun. İçerden öğrenenler ticaretinin cezası ne kadar? Daha önce sizlerle paylaşmıştım. 16 Haziran 2012'de çıkarılan bir genelge ile kamu kurum ve kuruluşlarına ait tüm taşınmazların satış, kira, irtifa, tahsis, takas gibi işlemleri için doğrudan başbakanlıktan izin alınması zorunlu hale getirildi. Zaten son yolsuzluk iddialarının, arazi arsa ve imar planları dosyasından sorumlu bakan da istifa ederken ne yaptıysam başbakanın yazılı emirleriyle yaptım demedi mi?
Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı bu millet başbakan olsun diye seçti, ama başbakanın büyükşehir belediye başkanlığından kalma emlak, imar ve ranta yönelik ilgisinden bir türlü kopamadığı anlaşılıyor. Millet başbakan diye seçmiş ama o büyük şehir belediye başkanı gibi özel imar planlarına ve kamu arazilerine ilgi duymaya devam etmiş.
Başbakan'a ait olduğu ileri sürülen ve tapelere yansıyan konuşmalar gerçekten vahim. Peki bu iddiaların doğru olup olmadığını nasıl öğreneceğiz. Elbette Türk Milleti adına adalet dağıtan yargıdan. Ama bakıyoruz başbakan, tapelere giren bu iş adamlarının gözaltına alınmaması ve yargı kararlarının uygulanmaması için canla başla çalışıyor. Bunun için anayasayı ayaklar altına almaktan çekinmiyor.
Hükümet karşı karşıya olduğu bu iddiaları örtebilmek için kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı gibi demokrasinin temeli olan tüm ilke ve kurallara açıkça darbe vuruyor, bir devlet krizi çıkarıyor."
CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztrak, hukuk devletinin olmadığı bir ülkeye yatırımcının da gelmeyeceğini, yatırımın yapılmadığı yerde de ekonomik büyüme ve istihdamın olamayacağını ifade etti.
Yasama organının başındaki isim olan TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in de "Bu ülkede anayasanın 138. maddesi ölmüştür." dediğin hatırlatan Öztrak," TBMM Başkanı Çiçek yargı bağımsızlığının musalla taşına yatırıldığını itiraf ediyor. Türkiye'de hırsıza dokunan yanıyor, memlekette taşlar bağlanıyor, hırsızlar serbest bırakılıyor. Türkiye, cinnet getiren bir ülke konumuna geldi." dedi
İktidarın meşrutiyetini yitirdiğini savunan Öztrak, bu kriz ortamında tek mağdurun millet olacağını, mağdur bir milletin ise mağrur bir iktidara keseceği cezanın ağır olacağını söyledi.
H. Alper DURMAZ
