2016-06-15 - 15:38
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı başkanlığında toplandı. Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı'nın dört maddesi, Genel Kurul'da kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı başkanlığında toplandı.
Gündem dışı söz alan CHP İstanbul Milletvekili Selina Doğan, Tarihi Yarımada'nın sorunları ve çözüm önerilerine değindi.
Tarihi Yarımada'nın tarihi ve doğal değerlerine dikkati çeken Doğan, bunların korunması için önlem alınması gerektiğini söyledi. Doğan, bu bölgedeki kuyumculuk mesleğinin sorunlarına da işaret etti.
AK PARTİ Ordu Milletvekili Ergün Taşcı da Azerbaycan Milli Kurtuluş Günü dolayısıyla yaptığı gündem dışı konuşmada, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki tarihi ve kültürel bağlara değindi. İki ülke arasındaki yapıcı iş birliği ve dayanışmanın her geçen gün daha da güçlendiğini belirten Taşcı, Azerbaycan'ın Milli Kurtuluş Günü'nü kutladı.
MHP Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan ihracat ve teşvik sistemine ilişkin gelişmelere değindiği gündem dışı konuşmasında, iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi.
AK PARTİ'nin ekonomi politikasının dışa bağımlı olduğunu, dış politikada yanlış adımlar atıldığını öne süren Ayhan, bunların ekonomiyi can çekişir hale getirdiğini ileri sürdü. Ayhan, "AKP döneminde sadece Güneydoğu'da hendekler kazılmamıştır, dış ticarette ve ekonomide de hendekler kazılmıştır." dedi.
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, yerinden söz alarak iktidarın Türkiye'yi sanal gündemlerle meşgul ettiğini savundu. Türkiye ekonomisinin tüketim ve borçlanmaya dayalı sahte bir büyümeye girdiğini savunan Akçay, sanayideki rakamların ülkenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri ortaya koyduğunu söyledi.
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da lise öğrencilerinin yayınladığı bildirilere değinerek, Atatürk'ün ülkeyi, biat ve itaat eden değil sorgulayan gençliğe emanet ettiğini belirtti.
Yönetimden hoşnutsuz olan herkesin iktidar tarafından "terörist" diye itham edildiğini öne süren Altay, bunun kabul edilemez olduğunu söyledi. Altay, "Liseliler henüz sokağa dökülmedi. Dökülmelerini ben de temenni etmem. Ama bununla beraber sokaktan da korkmamak lazım. Sokak demokrasidir, elbette barışçıl olmak kaydıyla." diye konuştu.
TBMM Genel Kurulu'nda, HDP'nin, Suriyeli mülteciler için yeni barınma merkezi yeri belirlenmesiyle ilgili grup önerisi kabul edilmedi.
HDP, TBMM Danışma Kurulu'nun toplanamaması üzerine önerisini Genel Kurul'a taşıdı.
Öneri üzerinde konuşan HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Alevi vatandaşların yoğun yaşadığı Kahramanmaraş Aşağı Sivricehöyük Köyü'nde konteyner kent inşasına başlandığını ifade ederek, halkın kamp istemediğine dair girişimlerin sonuçsuz kaldığını belirtti.
Kamp alanının, mera vasfından çıkarılmadan önce ihale yapıldığını ileri süren Doğan, "Maraş katliamının belleklerde yerini koruduğu yerde kamp yapılması, demografik yapıyı değiştirme amaçlıdır. Yapılacak kamp olası mezhep çatışmasına davetiye çıkarır. IŞİD çetelerinin kampta barınabileceği endişesi halkı tedirgin etmektedir. Niçin Alevi bölgelerine ve meralara bu kamp yapılıyor? Kamp inşaatının durdurulması, halkın karar alma mekanizmalarında olacağı yeni bir süreç başlatılması gerekmektedir." diye konuştu.
MHP Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor, öneri aleyhinde yaptığı konuşmada, yaşanan sorunların Suriye politikasının sonuçları olduğunu savunarak çadır kentin taşınması için belirlenen mülteci kampının yeriyle ilgili çeşitli iddialar olduğunu, kimse üzülmeden suhuletle konuya yaklaşılmasını istedi.
CHP Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak, öneri lehinde yaptığı konuşmada, kamp yeri konusunda halkın görüşünün alınmadığını belirterek, sunulan gerekçeyi inandırıcı bulmadığını söyledi. Çamak, "Maraş'ta o kadar uygun yer varken, farklı inanç ve kültüre sahip insanların arasına yerleştirilmesi doğru değil. Maraş katliamı gibi acı bir deneyim yaşayan halk, yarınlarından endişe duyuyor. İktidarı sorumlu davranmaya çağırıyorum." dedi.
AK PARTİ Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet İlker Çitil, öneri aleyhinde yaptığı konuşmada, kamp yeriyle ilgili asılsız iddialar ortaya konulduğunu, konunun daha önce de Meclis gündemine getirildiğini anlatarak, "Barınma merkezi yeri, coğrafik ve mevcut şartların uygun olmasından kaynaklanıyor. Yer, birinci sınıf tarım arazisi değil. Arazi için ÇED raporuna gerek olmadığı raporu verilmiştir. Kentteki Alevi vatandaşların asimile edileceği iddiası gerçek dışıdır. Tahrik etmeye yönelik iddialar tehlikelidir." diye konuştu.
Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak, hükümet adına yaptığı konuşmada, olaya bütüncül bakılması gerektiğini aktararak, 2011 yılında halkın tepesine bomba yağdıran bir diktatörden kaçan Suriyelilerin yüzde 58'inin Türkiye'ye sığındığını ifade etti.
"Türkiye bu konuda tamamen insani yaklaşımda bulunmuş ve hem de uluslararası anlaşmalar gereği kapılarını açmıştır. Gelenlerin mezhebi, cinsi, dini, ırkı bizim için önemli değildir. Sadece insandır." diyen Kaynak, şu anda Türkiye'de 2 milyon 742 bin Suriyeli sığınmacı bulunduğuna dikkati çekti. Kaynak, geçici barınma merkezlerindeki toplam 266 bin sığınmacının 7 bin 742'sinin Iraklı olduğunu bildirdi.
Veysi Kaynak, Hatay, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa, Mardin, Kahramanmaraş, Osmaniye, Adıyaman ve Malatya'da kampların yer aldığına işaret ederek, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Kahramanmaraş'taki yer seçimi çalışmaları sırasında 18 yer araştırıldı. Kahramanmaraş'ta mevcut çadır kent, küçük sanayi kooperatifinin mülkiyetinde olan 500 dönümlük bir alandaydı ve sanayi sitesi yapımı için de bugün Sanayi Bakanlığı ihalesi vardı. Olayın acilen çözülmesi gerekiyordu. Şu anda Azez bölgesinde 180 binden fazla Suriyeli insan yerlerinden yurtlarından olmuş, Kilis sınırında zeytinlik bölgede başlarına geleceği bekliyorlar. O bölgede Suriye içerisindeki kurulmuş kamp, Rus uçaklarıyla bombalandı.10 bin insan barınıyordu. Biz olaya insani bakıyoruz. 180 bin insanın Türkiye'ye gelmemesi için, onları orada tutmak için çalışıyoruz; Türkiye'ye geldiklerinde aç ve açıkta kalmamaları için de bir yandan hazırlığımızı yapıyoruz. Olaya Alevi-Sünni olarak değil, insani olarak bakıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, 11 milyar dolardan fazla parayı bu iş için harcamıştır. Açık kapı politikamıza ve insani yardımlarımıza devam edeceğiz."
Yerinden söz alan HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, mülteci sorununu yaratan unsurlardan birinin de hükümet olduğunu savunarak, "Milyonlarca insanı mülteci statüsüne koymuşlar. Bu insanları AB'ye karşı koz olarak, Kürt ve Alevi bölgelerinde demografik değişimi esas alan asimilasyon politikasının parçası ve zaman zaman Suriye'ye geçişlerini izin verip fiili olarak savaşın tarafı olarak kullanıyorlar. Kimse gelip bize orada kampın yapılışı insani gerekçeyle anlatmasın." dedi.
Konuşmaların ardından HDP'nin grup önerisi kabul edilmedi.
CHP İstanbul Milletvekili Ali Özcan, "Depreme hazırlama diye ortaya atılan kentsel dönüşüm projeleri, deprem odaklı olmaktan çıkmış rantsal dönüşüm projelerine dönüşmüştür." dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda CHP'nin, Elazığ ve çevre illerdeki deprem riskinin araştırılmasıyla ilgili önergenin, bugün görüşülmesine ilişkin grup önerisi kabul edilmedi.
CHP'li Özcan, öneri üzerinde yaptığı konuşmada, siyasi iktidarın deprem riskini görmezden geldiğini, kentsel dönüşüm projelerinin deprem tehlikesi değil, rant öncelikli olarak hazırlandığını ileri sürdü.
Elazığ ve çevresindeki deprem riskine işaret eden Özcan, kentin böyle bir duruma karşı hazırlıklı olmadığını savundu.
Özcan, Elazığ'a yönelik önlem ve düzenlemelerin köyler de dahil edilerek yeniden ele alınmasını istedi.
Türkiye genelinde depreme yönelik bilinçlenme ve olası bir deprem halinde yapılacaklara ilişkin çalışmaların eksik olduğunu söyleyen Özcan, "Depreme hazırlama diye ortaya atılan kentsel dönüşüm projeleri, deprem odaklı olmaktan çıkmış rantsal dönüşüm projelerine dönüşmüştür." dedi.
HDP Van Milletvekili Lezgin Botan da dünyada gelişmiş ülkelerin, bilimsel ve teknolojik olanakları kullanarak olası depremlere karşı önlemler aldığına işaret ederek kentleşmede rantçı yaklaşımlardan uzak durulması gerektiğini belirtti.
Botan, "Deprem kader değildir. Yeter ki depremlerle nasıl yaşayacağımızı, depremden sonra yaşananlarla nasıl baş edebileceğimizi bilelim." diye konuştu.
MHP Mersin Milletvekili Baki Şimşek de Elazığ'ın coğrafi konumu nedeniyle deprem riski bakımından üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir il olduğunu dile getirdi.
Şehirdeki planlamanın bu risk göz önünde tutularak yapılmasının zorunlu olduğunu vurgulayan Şimşek, olası depremler sonrası hizmetlere de işaret etti.
TOKİ'nin sağlıksız yapıları tespit ederek gerekli iyileştirmeleri ve kentsel dönüşümü hayata geçirmesini isteyen Şimşek, şöyle devam etti:
"Öncelikle çok katlı binaların depreme dayanıklılık testlerinin yapılması ve buna göre önlemler alınması gerekmektedir. Maalesef TOKİ, milyon dolarlık konutlar yaparken vatandaşlar varoşlarda yaşamaya devam etmektedir."
AK PARTİ Elazığ Milletvekili Ömer Serdar ise Türkiye'nin coğrafi konumu itibariyle deprem gerçeği ile yaşamak zorunda olduğunu belirterek AK Parti hükümetleri olarak deprem ve şehirleşme konularına da diğer konulara olduğu gibi insan odaklı baktıklarını söyledi.
İktidarın Elazığ'ın deprem riskini farkında olarak üniversiteler, ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde gerekli çalışmaları yaptığını anlatan Serdar, muhalefetin kentsel dönüşüm projelerine ilişkin eleştirilerinin de yanlış olduğunu öne sürdü. Serdar, kentsel dönüşümün amacının vatandaşların yaşanabilir kentlere kavuşturulması olduğunu ifade etti.
Serdar'ın konuşmasında grup önerisine konu olan önergenin içeriğine ilişkin eleştirileri üzerine önergenin sahibi CHP İstanbul Milletvekili Özcan, tekrar söz aldı.
Özcan, İstanbul milletvekili olduğunu, ancak Elazığlı olduğunu aktararak Elazığ konusunda verdiği önergenin içeriğinin yetersiz olduğu yönündeki sözleri kabul etmediğini kaydetti.
Konuşmasını tamamlayarak yerine geçen Özcan ile AK Parti Elazığ Milletvekili Serdar'ın kucaklaşması ise milletvekillerinden alkış aldı. Birleşimi yöneten Meclis Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı da "Bu gerçekten alkışlanır. Her iki milletvekilimize de teşekkür ediyorum." dedi.
Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak da grup önerisine ilişkin söz alarak Elazığ'ın 2. dereceden deprem bölgesi olduğunu belirtti ve bölgede yapılan hizmetler hakkında bilgi verdi.
Herhangi bir afet durumunda müdahale çalışmalarının gerçekleştirilebilmesi için Elazığ İl Afet Müdahale Planı'nın hazırlandığını anlatan Kaynak, Elazığ'da yaşanabilecek her türlü afet ve acil duruma müdahalede görev alacak kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşlarının bu plan kapsamında tanımlandığını aktardı.
Görüşmelerin tamamlanmasının ardından, CHP'nin grup önerisi oylanarak reddedildi.
TBMM Genel Kurulu'nda, grup önerilerinin ardından Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı'na geçildi. Tasarının görüşmelerine, 1. madde üzerinden devam edildi.
CHP Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil, 18 yıldan beri ilk kez Ağustos ayında öğretmen ataması yapılmayacağını belirterek atamaların ne zaman yapılacağının açıklanması gerektiğini ifade etti.
HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, tasarıyla "paralele paralel, milli eğitime paralel bir yapı kurulduğunu" öne sürerek hükümetin bilinçli şekilde eğitim öğretim alanını boşalttığını, boşalan alanın dini vakıf ve cemaatler tarafından okul, yurt, kursla doldurulduğunu savundu. Kerestecioğlu, şöyle devam etti:
"Her yerde liseliler direniyor, bildiriler yayımlıyor. Hemen 'Bunların arkasında kim' diye araştırılıyor. Hepimiz liseli olduk. Heyecanlıydık, delikanlıydık ve her türlü baskı, yolsuzluk, eşitsizlik karşısında o heyecanlı yüreğimiz hepimiz daha hızlı atardı. Liselilerin arkasında büyük bir heyecan, dürüstlük, riyakarlığa karşı çıkma, daha demokratik eğitim, eşitlik ve özgürlük isteği var. Başka bir şey yok."
AK PARTİ Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz da madde üzerindeki konuşmasında, dünya çapında Türkiye adına ses getirecek bir eğitim hamlesi atıldığını dile getirirek, şunları söyledi:
"Bu vakıf, ne muhalefet partilerinin iddia ettiği gibi sarayın vakfı olacak ne AK Parti'nin vakfı olacak. Bu vakıf, devletin, milletin ihdas ettiği, milletin değerlerini, medeniyet birikimini tüm dünyaya taşıyacak ve tüm dünyaya sahip olduğumuz insani değerleri öğretecek. Hamasi ve sığ söylemler, ufuk açıcı bu hamleyi engellemeyecek. 14 yılda eğitimdeki devrim niteliğindeki çalışmalarımızı yurt dışında da sürdürme kararlılığındayız. Eğitim, birilerinin iddia ettiği gibi yap-boz tahtasına dönüştürülmüş değil. Aksine bozulan eğitim sistemini kurmanın mücadelesini veriyoruz."
MHP Aydın Milletvekili Deniz Depboylu da yeni yandaş bir oluşumun hayata geçirilmek istendiğini iddia ederek şöyle konuştu:
"Milli Eğitim Bakanlığı da mı özelleştirilmek isteniyor? Nerede duracaksınız, devleti tamamen özelleştirdiğinizde mi duracaksınız? Sorumluluklarınızı özel vakıflara mı bırakacaksınız? Devlete teslim edilen çocukların başlarına neler geldiğini gördüm ve üzüldüm. Yapılması gereken, alternatif sistem kurmak değil, milli eğitimin sorunlarının giderilmesidir." diye konuştu.
Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, milletvekillerinin sorularını yanıtladı.
Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde bir okulda Kürtçe konuştukları için öğretmenlerin haklarında soruşturma açıldığının söylenmesi ve "Kürtçe konuşmak suç mudur" diye sorulması üzerine Yılmaz, Kürtçe konuşmanın suç olmadığını belirterek iktidarları döneminde Kürtçe'nin seçmeli ders olarak getirildiğini, üniversitelerde enstitüler açıldığını, ortaöğretimde Türkçe'nin yanında Kürtçe eğitim verecek okulun açılmasına izin verildiğini aktardı.
Yılmaz, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Devlet bir yandan Kürtçe seçmeli ders imkanı getirirken diğer taraftan vatandaşlarına veya öğretmenine 'Kürtçe konuştun' diye ne soruşturma açar ne de bundan dolayı görevden alır. Farklı sendikaya üye diye mi alınıyor? Bunun da olmaması gerekir, 'Böyle de değildir' diyoruz. Eğer öyle olsa öğretmen bulamayız çünkü hem KAMU-SEN'e bağlı hem diğer sendikalara bağlı öğretmenlerimiz var. Biz öğretmenin liyakatine ve okuldaki durumuna bakarız. Okuldan çıktıktan sonraki düşüncesi nedir, hangi sendikaya üyedir, biz buna bakmayız çünkü biz birlikte Türkiye'yiz diyoruz. Verin bana somut isimlerini, bir bakayım. Acaba neden dolayı olmuş, onun gereğini yerine getiririz.".
Kapanan köy okullarının bakımsız olduğunu ve onarım beklendiğini gözlemleriyle bildiğini ifade eden Yılmaz, "Tatil döneminde bunlara bakar mıyız? 'Bakarız' dersek doğru değil çünkü öncelikli kaynağımızı çalışan, içinde öğrenci olan okullara ayıracağız. Ancak şunu yapabiliriz, kullanmadığımız okullar varsa bunları köy odası olarak kullanılmak üzere muhtarlıklara, köy tüzel kişiliğine veririz. Bundan hiç şüpheniz olmasın. İhtiyacı dikkate alarak... Okul çalışmıyorsa, yağmur altında kalsa bir yıpranma olur. Bir ortak çözüm bulmamız lazım." diye konuştu.
Balıkesir'deki okul isimlerinin değiştirilmesine ilişkin soru üzerine Yılmaz, İstiklal Savaşı kahramanlarından Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere ve silah arkadaşlarının isminin verildiği okul veya spor salonlarının adının değiştirilmemesi gerektiğini söyledi.
Kendi dönemlerinde böyle bir şeyin olmadığını bildiğini aktaran Yılmaz, "Buna inanıyorum, inanmak da istiyorum. 'Böyle söylüyorsunuz ama Balıkesir'de böyle yapılmış' denilirse...Yanlış ya da hata yapılmış olabilir. Ben doğru yaptıklarını söylemiyorum. Eğer ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün veya İnönü'nün ismi de verilmişse pekala ona da tekrar aynı ismi vermeyi tercih ederiz. Ama bir başka şey, 'Çiçek Okulu', 'Menekşe Ortaokulu' varken, bu kadar şehidimiz olmuşsa, şehitlerimizin isimlerinin verilmesinin de daha doğru olacağını düşünüyorum." dedi.
Yılmaz, okullarda müdür yardımcılığı yazılı sınavının sorunsuz yapıldığını, 17 bin 350 kişinin sınavı kazandığını, bir sendikanın sınavın içeriğiyle ilgili dava açması sonucu mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı verdiğini hatırlatarak üst mahkemeye başvurduklarını, yargıdan ne karar çıkarsa gereğini yapacaklarını dile getirdi.
Yılmaz, atamalara ilişkin sorulara ilişkin de şunları kaydetti:
"Anayasada 'Devlet aileyi korur' diyor. Eşleri ayırarak aileyi nasıl koruyacaksınız? Sadece Şubat 2016 döneminde bin 200 kişinin eş ataması, branşlarının doluluk oranlarından dolayı yapılamamıştır. Bazı illerde ihtiyaçtan fazla öğretmen var. Muhtemelen daha önce bu eş atamalarından ve mazeret atamalarından dolayıdır. Şube müdürlüğünde de bireysel olarak dava açan ve kazanan bütün adaylarla ilgili kararlar yerine getirilmiştir. Bireysel müracaatta uygulanmayan mahkeme kararı da yoktur. İlk atamalarda da kontenjanlar tamamen objektif ve branşların doluluk oranına göre yapılmaktadır. Kontenjan, atamalardan önce internet sitesinden de ilan edilmektedir. Hangi kontenjana atama yapılacağı, atama sonuçlarından oluşan minimum puanlar da yine kamuoyuyla paylaşılmaktadır."
****HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
Gündem dışı söz alan CHP İstanbul Milletvekili Selina Doğan, Tarihi Yarımada'nın sorunları ve çözüm önerilerine değindi.
Tarihi Yarımada'nın tarihi ve doğal değerlerine dikkati çeken Doğan, bunların korunması için önlem alınması gerektiğini söyledi. Doğan, bu bölgedeki kuyumculuk mesleğinin sorunlarına da işaret etti.
AK PARTİ Ordu Milletvekili Ergün Taşcı da Azerbaycan Milli Kurtuluş Günü dolayısıyla yaptığı gündem dışı konuşmada, Türkiye ve Azerbaycan arasındaki tarihi ve kültürel bağlara değindi. İki ülke arasındaki yapıcı iş birliği ve dayanışmanın her geçen gün daha da güçlendiğini belirten Taşcı, Azerbaycan'ın Milli Kurtuluş Günü'nü kutladı.
MHP Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan ihracat ve teşvik sistemine ilişkin gelişmelere değindiği gündem dışı konuşmasında, iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi.
AK PARTİ'nin ekonomi politikasının dışa bağımlı olduğunu, dış politikada yanlış adımlar atıldığını öne süren Ayhan, bunların ekonomiyi can çekişir hale getirdiğini ileri sürdü. Ayhan, "AKP döneminde sadece Güneydoğu'da hendekler kazılmamıştır, dış ticarette ve ekonomide de hendekler kazılmıştır." dedi.
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, yerinden söz alarak iktidarın Türkiye'yi sanal gündemlerle meşgul ettiğini savundu. Türkiye ekonomisinin tüketim ve borçlanmaya dayalı sahte bir büyümeye girdiğini savunan Akçay, sanayideki rakamların ülkenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri ortaya koyduğunu söyledi.
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da lise öğrencilerinin yayınladığı bildirilere değinerek, Atatürk'ün ülkeyi, biat ve itaat eden değil sorgulayan gençliğe emanet ettiğini belirtti.
Yönetimden hoşnutsuz olan herkesin iktidar tarafından "terörist" diye itham edildiğini öne süren Altay, bunun kabul edilemez olduğunu söyledi. Altay, "Liseliler henüz sokağa dökülmedi. Dökülmelerini ben de temenni etmem. Ama bununla beraber sokaktan da korkmamak lazım. Sokak demokrasidir, elbette barışçıl olmak kaydıyla." diye konuştu.
TBMM Genel Kurulu'nda, HDP'nin, Suriyeli mülteciler için yeni barınma merkezi yeri belirlenmesiyle ilgili grup önerisi kabul edilmedi.
HDP, TBMM Danışma Kurulu'nun toplanamaması üzerine önerisini Genel Kurul'a taşıdı.
Öneri üzerinde konuşan HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Alevi vatandaşların yoğun yaşadığı Kahramanmaraş Aşağı Sivricehöyük Köyü'nde konteyner kent inşasına başlandığını ifade ederek, halkın kamp istemediğine dair girişimlerin sonuçsuz kaldığını belirtti.
Kamp alanının, mera vasfından çıkarılmadan önce ihale yapıldığını ileri süren Doğan, "Maraş katliamının belleklerde yerini koruduğu yerde kamp yapılması, demografik yapıyı değiştirme amaçlıdır. Yapılacak kamp olası mezhep çatışmasına davetiye çıkarır. IŞİD çetelerinin kampta barınabileceği endişesi halkı tedirgin etmektedir. Niçin Alevi bölgelerine ve meralara bu kamp yapılıyor? Kamp inşaatının durdurulması, halkın karar alma mekanizmalarında olacağı yeni bir süreç başlatılması gerekmektedir." diye konuştu.
MHP Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor, öneri aleyhinde yaptığı konuşmada, yaşanan sorunların Suriye politikasının sonuçları olduğunu savunarak çadır kentin taşınması için belirlenen mülteci kampının yeriyle ilgili çeşitli iddialar olduğunu, kimse üzülmeden suhuletle konuya yaklaşılmasını istedi.
CHP Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak, öneri lehinde yaptığı konuşmada, kamp yeri konusunda halkın görüşünün alınmadığını belirterek, sunulan gerekçeyi inandırıcı bulmadığını söyledi. Çamak, "Maraş'ta o kadar uygun yer varken, farklı inanç ve kültüre sahip insanların arasına yerleştirilmesi doğru değil. Maraş katliamı gibi acı bir deneyim yaşayan halk, yarınlarından endişe duyuyor. İktidarı sorumlu davranmaya çağırıyorum." dedi.
AK PARTİ Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet İlker Çitil, öneri aleyhinde yaptığı konuşmada, kamp yeriyle ilgili asılsız iddialar ortaya konulduğunu, konunun daha önce de Meclis gündemine getirildiğini anlatarak, "Barınma merkezi yeri, coğrafik ve mevcut şartların uygun olmasından kaynaklanıyor. Yer, birinci sınıf tarım arazisi değil. Arazi için ÇED raporuna gerek olmadığı raporu verilmiştir. Kentteki Alevi vatandaşların asimile edileceği iddiası gerçek dışıdır. Tahrik etmeye yönelik iddialar tehlikelidir." diye konuştu.
Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak, hükümet adına yaptığı konuşmada, olaya bütüncül bakılması gerektiğini aktararak, 2011 yılında halkın tepesine bomba yağdıran bir diktatörden kaçan Suriyelilerin yüzde 58'inin Türkiye'ye sığındığını ifade etti.
"Türkiye bu konuda tamamen insani yaklaşımda bulunmuş ve hem de uluslararası anlaşmalar gereği kapılarını açmıştır. Gelenlerin mezhebi, cinsi, dini, ırkı bizim için önemli değildir. Sadece insandır." diyen Kaynak, şu anda Türkiye'de 2 milyon 742 bin Suriyeli sığınmacı bulunduğuna dikkati çekti. Kaynak, geçici barınma merkezlerindeki toplam 266 bin sığınmacının 7 bin 742'sinin Iraklı olduğunu bildirdi.
Veysi Kaynak, Hatay, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa, Mardin, Kahramanmaraş, Osmaniye, Adıyaman ve Malatya'da kampların yer aldığına işaret ederek, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Kahramanmaraş'taki yer seçimi çalışmaları sırasında 18 yer araştırıldı. Kahramanmaraş'ta mevcut çadır kent, küçük sanayi kooperatifinin mülkiyetinde olan 500 dönümlük bir alandaydı ve sanayi sitesi yapımı için de bugün Sanayi Bakanlığı ihalesi vardı. Olayın acilen çözülmesi gerekiyordu. Şu anda Azez bölgesinde 180 binden fazla Suriyeli insan yerlerinden yurtlarından olmuş, Kilis sınırında zeytinlik bölgede başlarına geleceği bekliyorlar. O bölgede Suriye içerisindeki kurulmuş kamp, Rus uçaklarıyla bombalandı.10 bin insan barınıyordu. Biz olaya insani bakıyoruz. 180 bin insanın Türkiye'ye gelmemesi için, onları orada tutmak için çalışıyoruz; Türkiye'ye geldiklerinde aç ve açıkta kalmamaları için de bir yandan hazırlığımızı yapıyoruz. Olaya Alevi-Sünni olarak değil, insani olarak bakıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, 11 milyar dolardan fazla parayı bu iş için harcamıştır. Açık kapı politikamıza ve insani yardımlarımıza devam edeceğiz."
Yerinden söz alan HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, mülteci sorununu yaratan unsurlardan birinin de hükümet olduğunu savunarak, "Milyonlarca insanı mülteci statüsüne koymuşlar. Bu insanları AB'ye karşı koz olarak, Kürt ve Alevi bölgelerinde demografik değişimi esas alan asimilasyon politikasının parçası ve zaman zaman Suriye'ye geçişlerini izin verip fiili olarak savaşın tarafı olarak kullanıyorlar. Kimse gelip bize orada kampın yapılışı insani gerekçeyle anlatmasın." dedi.
Konuşmaların ardından HDP'nin grup önerisi kabul edilmedi.
CHP İstanbul Milletvekili Ali Özcan, "Depreme hazırlama diye ortaya atılan kentsel dönüşüm projeleri, deprem odaklı olmaktan çıkmış rantsal dönüşüm projelerine dönüşmüştür." dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda CHP'nin, Elazığ ve çevre illerdeki deprem riskinin araştırılmasıyla ilgili önergenin, bugün görüşülmesine ilişkin grup önerisi kabul edilmedi.
CHP'li Özcan, öneri üzerinde yaptığı konuşmada, siyasi iktidarın deprem riskini görmezden geldiğini, kentsel dönüşüm projelerinin deprem tehlikesi değil, rant öncelikli olarak hazırlandığını ileri sürdü.
Elazığ ve çevresindeki deprem riskine işaret eden Özcan, kentin böyle bir duruma karşı hazırlıklı olmadığını savundu.
Özcan, Elazığ'a yönelik önlem ve düzenlemelerin köyler de dahil edilerek yeniden ele alınmasını istedi.
Türkiye genelinde depreme yönelik bilinçlenme ve olası bir deprem halinde yapılacaklara ilişkin çalışmaların eksik olduğunu söyleyen Özcan, "Depreme hazırlama diye ortaya atılan kentsel dönüşüm projeleri, deprem odaklı olmaktan çıkmış rantsal dönüşüm projelerine dönüşmüştür." dedi.
HDP Van Milletvekili Lezgin Botan da dünyada gelişmiş ülkelerin, bilimsel ve teknolojik olanakları kullanarak olası depremlere karşı önlemler aldığına işaret ederek kentleşmede rantçı yaklaşımlardan uzak durulması gerektiğini belirtti.
Botan, "Deprem kader değildir. Yeter ki depremlerle nasıl yaşayacağımızı, depremden sonra yaşananlarla nasıl baş edebileceğimizi bilelim." diye konuştu.
MHP Mersin Milletvekili Baki Şimşek de Elazığ'ın coğrafi konumu nedeniyle deprem riski bakımından üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir il olduğunu dile getirdi.
Şehirdeki planlamanın bu risk göz önünde tutularak yapılmasının zorunlu olduğunu vurgulayan Şimşek, olası depremler sonrası hizmetlere de işaret etti.
TOKİ'nin sağlıksız yapıları tespit ederek gerekli iyileştirmeleri ve kentsel dönüşümü hayata geçirmesini isteyen Şimşek, şöyle devam etti:
"Öncelikle çok katlı binaların depreme dayanıklılık testlerinin yapılması ve buna göre önlemler alınması gerekmektedir. Maalesef TOKİ, milyon dolarlık konutlar yaparken vatandaşlar varoşlarda yaşamaya devam etmektedir."
AK PARTİ Elazığ Milletvekili Ömer Serdar ise Türkiye'nin coğrafi konumu itibariyle deprem gerçeği ile yaşamak zorunda olduğunu belirterek AK Parti hükümetleri olarak deprem ve şehirleşme konularına da diğer konulara olduğu gibi insan odaklı baktıklarını söyledi.
İktidarın Elazığ'ın deprem riskini farkında olarak üniversiteler, ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde gerekli çalışmaları yaptığını anlatan Serdar, muhalefetin kentsel dönüşüm projelerine ilişkin eleştirilerinin de yanlış olduğunu öne sürdü. Serdar, kentsel dönüşümün amacının vatandaşların yaşanabilir kentlere kavuşturulması olduğunu ifade etti.
Serdar'ın konuşmasında grup önerisine konu olan önergenin içeriğine ilişkin eleştirileri üzerine önergenin sahibi CHP İstanbul Milletvekili Özcan, tekrar söz aldı.
Özcan, İstanbul milletvekili olduğunu, ancak Elazığlı olduğunu aktararak Elazığ konusunda verdiği önergenin içeriğinin yetersiz olduğu yönündeki sözleri kabul etmediğini kaydetti.
Konuşmasını tamamlayarak yerine geçen Özcan ile AK Parti Elazığ Milletvekili Serdar'ın kucaklaşması ise milletvekillerinden alkış aldı. Birleşimi yöneten Meclis Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı da "Bu gerçekten alkışlanır. Her iki milletvekilimize de teşekkür ediyorum." dedi.
Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak da grup önerisine ilişkin söz alarak Elazığ'ın 2. dereceden deprem bölgesi olduğunu belirtti ve bölgede yapılan hizmetler hakkında bilgi verdi.
Herhangi bir afet durumunda müdahale çalışmalarının gerçekleştirilebilmesi için Elazığ İl Afet Müdahale Planı'nın hazırlandığını anlatan Kaynak, Elazığ'da yaşanabilecek her türlü afet ve acil duruma müdahalede görev alacak kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşlarının bu plan kapsamında tanımlandığını aktardı.
Görüşmelerin tamamlanmasının ardından, CHP'nin grup önerisi oylanarak reddedildi.
TBMM Genel Kurulu'nda, grup önerilerinin ardından Maarif Vakfı Kanunu Tasarısı'na geçildi. Tasarının görüşmelerine, 1. madde üzerinden devam edildi.
CHP Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil, 18 yıldan beri ilk kez Ağustos ayında öğretmen ataması yapılmayacağını belirterek atamaların ne zaman yapılacağının açıklanması gerektiğini ifade etti.
HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, tasarıyla "paralele paralel, milli eğitime paralel bir yapı kurulduğunu" öne sürerek hükümetin bilinçli şekilde eğitim öğretim alanını boşalttığını, boşalan alanın dini vakıf ve cemaatler tarafından okul, yurt, kursla doldurulduğunu savundu. Kerestecioğlu, şöyle devam etti:
"Her yerde liseliler direniyor, bildiriler yayımlıyor. Hemen 'Bunların arkasında kim' diye araştırılıyor. Hepimiz liseli olduk. Heyecanlıydık, delikanlıydık ve her türlü baskı, yolsuzluk, eşitsizlik karşısında o heyecanlı yüreğimiz hepimiz daha hızlı atardı. Liselilerin arkasında büyük bir heyecan, dürüstlük, riyakarlığa karşı çıkma, daha demokratik eğitim, eşitlik ve özgürlük isteği var. Başka bir şey yok."
AK PARTİ Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz da madde üzerindeki konuşmasında, dünya çapında Türkiye adına ses getirecek bir eğitim hamlesi atıldığını dile getirirek, şunları söyledi:
"Bu vakıf, ne muhalefet partilerinin iddia ettiği gibi sarayın vakfı olacak ne AK Parti'nin vakfı olacak. Bu vakıf, devletin, milletin ihdas ettiği, milletin değerlerini, medeniyet birikimini tüm dünyaya taşıyacak ve tüm dünyaya sahip olduğumuz insani değerleri öğretecek. Hamasi ve sığ söylemler, ufuk açıcı bu hamleyi engellemeyecek. 14 yılda eğitimdeki devrim niteliğindeki çalışmalarımızı yurt dışında da sürdürme kararlılığındayız. Eğitim, birilerinin iddia ettiği gibi yap-boz tahtasına dönüştürülmüş değil. Aksine bozulan eğitim sistemini kurmanın mücadelesini veriyoruz."
MHP Aydın Milletvekili Deniz Depboylu da yeni yandaş bir oluşumun hayata geçirilmek istendiğini iddia ederek şöyle konuştu:
"Milli Eğitim Bakanlığı da mı özelleştirilmek isteniyor? Nerede duracaksınız, devleti tamamen özelleştirdiğinizde mi duracaksınız? Sorumluluklarınızı özel vakıflara mı bırakacaksınız? Devlete teslim edilen çocukların başlarına neler geldiğini gördüm ve üzüldüm. Yapılması gereken, alternatif sistem kurmak değil, milli eğitimin sorunlarının giderilmesidir." diye konuştu.
Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, milletvekillerinin sorularını yanıtladı.
Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde bir okulda Kürtçe konuştukları için öğretmenlerin haklarında soruşturma açıldığının söylenmesi ve "Kürtçe konuşmak suç mudur" diye sorulması üzerine Yılmaz, Kürtçe konuşmanın suç olmadığını belirterek iktidarları döneminde Kürtçe'nin seçmeli ders olarak getirildiğini, üniversitelerde enstitüler açıldığını, ortaöğretimde Türkçe'nin yanında Kürtçe eğitim verecek okulun açılmasına izin verildiğini aktardı.
Yılmaz, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Devlet bir yandan Kürtçe seçmeli ders imkanı getirirken diğer taraftan vatandaşlarına veya öğretmenine 'Kürtçe konuştun' diye ne soruşturma açar ne de bundan dolayı görevden alır. Farklı sendikaya üye diye mi alınıyor? Bunun da olmaması gerekir, 'Böyle de değildir' diyoruz. Eğer öyle olsa öğretmen bulamayız çünkü hem KAMU-SEN'e bağlı hem diğer sendikalara bağlı öğretmenlerimiz var. Biz öğretmenin liyakatine ve okuldaki durumuna bakarız. Okuldan çıktıktan sonraki düşüncesi nedir, hangi sendikaya üyedir, biz buna bakmayız çünkü biz birlikte Türkiye'yiz diyoruz. Verin bana somut isimlerini, bir bakayım. Acaba neden dolayı olmuş, onun gereğini yerine getiririz.".
Kapanan köy okullarının bakımsız olduğunu ve onarım beklendiğini gözlemleriyle bildiğini ifade eden Yılmaz, "Tatil döneminde bunlara bakar mıyız? 'Bakarız' dersek doğru değil çünkü öncelikli kaynağımızı çalışan, içinde öğrenci olan okullara ayıracağız. Ancak şunu yapabiliriz, kullanmadığımız okullar varsa bunları köy odası olarak kullanılmak üzere muhtarlıklara, köy tüzel kişiliğine veririz. Bundan hiç şüpheniz olmasın. İhtiyacı dikkate alarak... Okul çalışmıyorsa, yağmur altında kalsa bir yıpranma olur. Bir ortak çözüm bulmamız lazım." diye konuştu.
Balıkesir'deki okul isimlerinin değiştirilmesine ilişkin soru üzerine Yılmaz, İstiklal Savaşı kahramanlarından Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere ve silah arkadaşlarının isminin verildiği okul veya spor salonlarının adının değiştirilmemesi gerektiğini söyledi.
Kendi dönemlerinde böyle bir şeyin olmadığını bildiğini aktaran Yılmaz, "Buna inanıyorum, inanmak da istiyorum. 'Böyle söylüyorsunuz ama Balıkesir'de böyle yapılmış' denilirse...Yanlış ya da hata yapılmış olabilir. Ben doğru yaptıklarını söylemiyorum. Eğer ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün veya İnönü'nün ismi de verilmişse pekala ona da tekrar aynı ismi vermeyi tercih ederiz. Ama bir başka şey, 'Çiçek Okulu', 'Menekşe Ortaokulu' varken, bu kadar şehidimiz olmuşsa, şehitlerimizin isimlerinin verilmesinin de daha doğru olacağını düşünüyorum." dedi.
Yılmaz, okullarda müdür yardımcılığı yazılı sınavının sorunsuz yapıldığını, 17 bin 350 kişinin sınavı kazandığını, bir sendikanın sınavın içeriğiyle ilgili dava açması sonucu mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı verdiğini hatırlatarak üst mahkemeye başvurduklarını, yargıdan ne karar çıkarsa gereğini yapacaklarını dile getirdi.
Yılmaz, atamalara ilişkin sorulara ilişkin de şunları kaydetti:
"Anayasada 'Devlet aileyi korur' diyor. Eşleri ayırarak aileyi nasıl koruyacaksınız? Sadece Şubat 2016 döneminde bin 200 kişinin eş ataması, branşlarının doluluk oranlarından dolayı yapılamamıştır. Bazı illerde ihtiyaçtan fazla öğretmen var. Muhtemelen daha önce bu eş atamalarından ve mazeret atamalarından dolayıdır. Şube müdürlüğünde de bireysel olarak dava açan ve kazanan bütün adaylarla ilgili kararlar yerine getirilmiştir. Bireysel müracaatta uygulanmayan mahkeme kararı da yoktur. İlk atamalarda da kontenjanlar tamamen objektif ve branşların doluluk oranına göre yapılmaktadır. Kontenjan, atamalardan önce internet sitesinden de ilan edilmektedir. Hangi kontenjana atama yapılacağı, atama sonuçlarından oluşan minimum puanlar da yine kamuoyuyla paylaşılmaktadır."
****HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****
