2008-10-15 - 16:00
ADALET BAKANI ŞAHİN'İN BASIN TOPLANTISI
TBMM'de basın toplantısı düzenleyen Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Engin Ceber'in cezaevinde kötü muamele sonucu öldüğüne dair iddialara cevap verdi.
TBMM'de basın toplantısı düzenleyen Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Engin Ceber'in cezaevinde kötü muamele
sonucu öldüğüne dair iddialara cevap verdi.

''Müfettişlerin ilk tespitlerine göre, orada bir takım olumsuz davranışların, kötü muamelelerin
olduğuna dair tespitler var'' diyen Şahin, şöyle devam etti:
''Görüntü kameraları inceleniyor. Koğuşlarda kalan hükümlü ve
tutukluların ifadelerine başvuruluyor. Diğer infaz koruma memurlarının bilgileri
alınıyor. Bütün bu değerlendirmeler yapıldıktan sonra rapor cumhuriyet
savcılığına intikal edecek. Cumhuriyet Savcılığı gereken işlemleri yapacak.
Ortada bir ölüm olayı vardır. Bu ölüm olayının kötü muameleden ve
işkenceden olduğu iddia edilmektedir. TCK'nın 94. maddesine göre işkence sonucu
bir vatandaş hayatını kaybederse, bu suçu işleyenler ağırlaştırılmış müebbet
hapis cezasına çarptırırlar. Müfettişler gerekli incelemeleri tamamlayacaklar.
Konu, yargıya intikal edecek. Yargının da en isabetli kararı vereceğini
düşünüyorum. Bunun, herkes için, tüm kamu görevlileri için, özellikle bu tür
sorumluluklar üstlenenler için ibret olmasını, herkesin kendisine çeki düzen
verecek bir olay olmasını temenni ediyorum. Keşke böyle bir olayı
yaşamasaydık.''

ŞAHİN: "HEDEFİMİZ DAHA DEMOKRATİK TÜRKİYE'DİR"

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Engir Ceber
ilgili olayların ceza infaz kurumlarında bir daha yaşanmaması konusunda gerekli
önlemlerin alınacağını belirterek, ''Ceza infaz kurumlarında 40 bine yakın
personel var. Bunları ciddi bir eğitime tabi tutmamız gerekiyor'' dedi.
Şahin TBMM'de, düzenlediği basın toplantısında Türkiye'nin, Cumhuriyetle
birlikte, çağdaş uygarlığı yakalamak ve başta çağdaş hukuk normları olmak üzere
batı değerlerini ülkeye taşımaya karar verdiğini belirtti.
85 yıllık süre içinde bununla ilgili çok ciddi adımlar atıldığını anlatan
Şahin, Cumhuriyetin Kurucusu Büyük Atatürk, arkadaşları ve Parlamentonun, batı
değerlerinin Türkiye'ye taşınmasını, böylece ülkenin her alanda atılım yapmasını
yeğlediklerini söyledi.
Türkiye'nin bu istikamete doğru yürüyüşünün devam ettiğini dile getiren
Şahin, AB organlarının Türkiye'ye tam üyelik için yeşil ışık yakmasından sonra,
bir seri uyum paketleri çıktığını anlattı.
Şahin, 1999 yılından sonra 3, kendi dönemlerinde de 5 uyum paketinin
hayata geçirildiğini, 9. uyum paketiyle ilgili uygulama çalışmalarının sürdüğünü
ifade ederek, şöyle devam etti:
''Bütün bunların temel amacı, Cumhuriyet kurulurken ortaya konan hedef
istikametinde adımlardır. Bu uyum paketleriyle önce mevzuatımızı, AB mevzuatına
uyarlama çalışmaları yapıldı. Hedefimiz daha demokratik Türkiye'dir. İktidara
gelmiş tüm siyasi partiler, Türkiye'yi daha da demokratik hale getirmek için çaba
sarf ettiler. Daha demokratik, daha özgürlükçü bir Türkiye için bu adımlar
atıldı, atılmaya devam ediyor. Daha şeffaf ve daha hesap verebilir bir Türkiye
için bu adımlar atıldı ve atılacak.''
Şahin, 2004 yılı başlarında Türkiye'nin, Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi'nin ''sistematik işkence uygulanan ülkeler listesinde'' olduğunu
belirterek, yakın bir zamana kadar Türkiye'nin işkencenin yapıldığı ülke olarak
görüldüğünü kaydetti.

ŞAHİN: ''301 İLE İLGİLİ SORU SORMAZ OLDUNUZ''

Gözaltı süresinin 4 günle sınırlandırılmasının, AKPM'nin işkence
listesinden çıkmasına önemli katkı sağladığını vurgulayan Şahin, daha sonra
TCK'da önemli değişiklikler yapıldığını, işkence suçunun cezalarının bir kaç
misli ağırlaştırıldığını hatırlattı.
Düşünce ve ifade özgürlüyle ilgili atılan adımların da bu bağlamda
değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Şahin, şunları söyledi:
''Adalet Bakanlığı görevime başladığım ilk haftalarda hep 301'i
soruyordunuz. Ama artık bana 301 ile ilgili soru sormaz oldunuz. Çünkü TCK'nın
301. maddesinden dolayı, basın mensupları, gazeteciler, yazarlar hakkında davalar
açılırdı. 2004 yılında TCK'da yapılan değişiklik 2005'te yürürlüğe girdi. Daha
önce var olan izin prosedürü kaldırılmıştı. Şimdi izin prosedürü tekrar geldi.
Avrupa Parlamentosu'ndan çeşitli heyetler geldi. Daha önce konuşmaya başlar
başlamaz, selamdan sonra önce 301'i sorarlardı. Şimdi oradan gelenler, 301 ile
ilgili bir soru yöneltmiyorlar. Eksik olmayın sizin de gündeminizden çıktı. Daha
önce izin için başvurulan dosyalardan 80'ine izin veriliyordu, 20'sine
verilmiyordu. Şimdi tam bunun tersi oldu. Çünkü gelen dosyaları, AİHM'nin verdiği
kararlar doğrultusunda değerlendiriyoruz. Şok edici, yadırgayıcı ifade de olsa
bir takım konuşmaları biz artık, düşünme açıklama bağlamında değerlendiriyoruz.
Her gelen 100 dosyadan 80'i bu bağlamda değerlendirilerek, izin verilmiyor.
sadece hakaret içerdiği için 20'sine artık izin veriliyor. Düşünce ve ifade
özgürlüğü anlamında Türkiye önemli bir mesafe aldı.''

-''ZİHNİYET VE KAFALAR DEĞİŞMELİ''-

Yasalarda mükemmel düzenlemeler yapılsa bile, zihniyet ve kafaların
değişmesi gerektiğini ifade eden Şahin, şu görüşleri dile getirdi:
''Mutlaka yapılan yasal düzenlemeleri uygulamaya da çok başarılı şekilde
yansıtmamız gerekir. Yaptığımız bu yasal düzenlemeleri yüzde yüz uygulamaya
yansıtabilmek bir zamanı gerektiriyor. Kafaların zihniyetlerin değişmesi
gerekiyor. Evet, AKPM'nin işkence yapılan ülkeler listesinden Türkiye çıktı ama
işkenceye sıfır tolerans deyince, hiç işkence olmuyor denilemez. Bireysel olarak
da münferit olarak da olsa işkenceyle zaman zaman karşılaşıyoruz. İşte bunlardan
bir tanesi de cezaevinden çıktıktan hemen sonra Engin Ceber'in başına geldi. Bu
haberi duyar duymaz 2 müfettiş görevlendirdim. Metris Cezaevinde gerekli
çalışmaları yaptılar. Dün bana vermiş oldukları bilgi notunda, işkence
iddialarının ciddi bulunduğu, bununla ilgili delil toplamaya başladıklarını ve
ilk elde ettikleri bilgilerde sorumlu gördükleri 19 kişinin açığa alınması
kararını verdiklerini ifade ettiler. Bugün Teftiş Kurulu Başkanından aldığım
bilgiye göre, ifade alma çalışmaları büyük bir hızla devam ediyor. Kuşkusuz
Türkiye'nin cezaevinde kötü muamele gördüğü için bir vatandaşın hayatını
kaybettiği ülke olarak dünya kamuoyunda anılması herkesi üzdü. Bundan en çok da
ben üzüldüm. Çünkü Adalet Bakanıyım. Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü, benim
bakanlığım bünyesindeki genel müdürlüktür. Ceza infaz kurumları da bana bağlı
olan genel müdürlüğüne bağladır.''

-''(KARAKOL DUVARLARI CAMDAN OLACAK) SLOGANI''-

Bakan Şahin, 1991 yılı seçimlerine doğru bir siyasi partinin kendisini de
çok etkileyen ''Karakol duvarları camdan olacak'' şeklinde bir sloganının
olduğunu belirterek, karakol duvarlarının camdan yapmanın mümkün olmadığını ama
bu sloganla güvenlik güçlerinin davranışlarının dışarıdan görülüyormuş gibi
algılandığını söyledi.
''Ceza infaz kuruluşları da aynı anlayışla yürütülmelidir. Keşke ceza
infaz kurumlarımızın da duvarları camdan olabilecek şekilde şeffaf hale
getirilebilse'' diyen Şahin, şu veya bu şekilde cezaevine düşen insanları misafir
olarak gördüklerini bildirdi.
Şahin, devlet erkini kullanan kamu görevlilerinin, hangi suçu işlerse
işlesin, hangi davranışta bulunursa bulunsun, insanlara düşmanca
davranamayacaklarını bildirdi.
Kamu görevlilerinin devlete yakışır şekilde muamelede bulunması
gerektiğini dile getiren Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu konuda üzerimize önemli görevler düştüğünü biliyoruz. Özellikle
Adalet Bakanı olarak, ceza infaz kurumlarında buna benzer olayların bir daha
tahakkuk etmemesi konusunda arkadaşlarımla oturup konuşacağım. Gerekli önlemleri
almaya gayret edeceğiz. 40 bine yakın ceza infaz kurumlarında görev yapan
personel var. Bunları ciddi bir eğitime tabi tutmamız gerekiyor. Şimdi bir suç
işlendi. Bununla ilgili Teftiş Kurulumuz raporunu verecek, bu daha sonra yargıya
intikal edecek. Şimdiden kimseyi de yargı kararı kesinleşmeden suçlu da ilan
edemem. Müfettişlerin ilk tespitlerine göre, orada bir takım olumsuz
davranışların, kötü muamelelerin olduğuna dair tespitler var. Görüntü kameraları
inceleniyor. Koğuşlarda kalan hükümlü ve tutukluların ifadelerine başvuruluyor.
Diğer infaz koruma memurlarının bilgileri alınıyor. Bütün bu değerlendirmeler
yapıldıktan sonra rapor cumhuriyet savcılığına intikal edecek. Cumhuriyet
Savcılığı gereken işlemleri yapacak.
Ortada bir ölüm olayı vardır. Bu ölüm olayının kötü muameleden ve
işkenceden olduğu iddia edilmektedir. TCK'nın 94. maddesine göre işkence sonucu
bir vatandaş hayatını kaybederse, bu suçu işleyenler ağırlaştırılmış müebbet
hapis cezasına çarptırırlar. Müfettişler gerekli incelemeleri tamamlayacaklar.
Konu, yargıya intikal edecek. Yargının da en isabetli kararı vereceğini
düşünüyorum. Bunun, herkes için, tüm kamu görevlileri için, özellikle bu tür
sorumluluklar üstlenenler için ibret olmasını, herkesin kendisine çeki düzen
verecek bir olay olmasını temenni ediyorum. Keşke böyle bir olayı
yaşamasaydık.''

-''CEBER'İN BABASINI ARADIM''-

Engin Ceber'in babasını dün aradığını, acısını paylaştığını ifade
ettiğini anlatan Şahin, Ceber'in babasının son derece olgun bir insan olduğunu ve
suçluların cezalandırılmasını istediğini bildirdi.
Şahin, Türkiye'nin, kendi kabuğuna çekilmiş, kimsenin ilgilenmediği bir
ülke olmadığını ifade ederek, Türkiye'de olup biten her şeyin tüm dünya kamuoyu
tarafından izlendiğini kaydetti.
İşkenceyle mücadelede bu yaşananları tamamen geride bırakacağız ve işte o
zaman işkenceye sıfır toleransın bir anlamı olacak. Yaşananlardan hepimiz üzüntü
duyuyoruz'' diye konuştu.
Yunus Emre'nin ''Bir garip ölmüş diyeler, 3 gün sonra duyalar'' sözünü
hatırlatan Şahin, gazetecilerin her türlü olumsuzluğu, her türlü olayı kamuoyunun
gündemine getirerek, kanunsuzlukla mücadelede önemli görev yaptığını bildirdi.
Şahin, gazetecilere, ''Olayların üstüne üstüne gidiyorsunuz, duyarsız kalanları
bile duyarlı hale getirecek sorumluluk üstleniyorsunuz'' dedi.

Şahin, daha sonra gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
''Ceber'in, karakol safhasında da işkence ve kötü muameleye maruz
kaldığı'' yönündeki iddiaların hatırlatılması üzerine Şahin, ''Sarıyer Cumhuriyet
Savcılığı karşılıklı 2 suçlamayla ilgili bir soruşturma yürütüyor. Hem gözaltına
alınan vatandaşların polislerden şikayetçi olduğuna dair müracaatları var. Hem de
emniyet mensuplarımızın bu vatandaşlardan şikayetçi olduğuna dair şikayetleri
var. Cumhuriyet Savcılığı bunları değerlendiriyor. İçişleri Bakanlığı da ayrıca
bu olayda 'Emniyet mensuplarının sorumluluğu var mı?' diye 2 müfettiş
görevlendirdi. İçişleri Bakanlığı da olayı bu yönüyle olayı takip etmektedir''
diye konuştu.
Bu tür olayların bir daha yaşanmaması için ne tür önlem alınacağının
sorulması üzerine Şahin, ''Başta cezaevi personeli olmak üzere arkadaşlarımızın
bu konuda daha duyarlı olması için mutlaka ciddi çalışma yapacağız. Hangi
tedbirleri alırız ve bu tedbirleri nasıl uygularız? Gündemimizden bir tanesi de
bu olacak. Yasal önleme ihtiyaç olduğu kanaatinde değilim. Personelin eğitimi
konusunda eksiklikler var'' dedi.

-''HZ. ÖMER GİBİ DÜŞÜNMEK İSTERİM''

Şahin, ''Özür dilemeniz kamuoyunda takdirle karşılandı. Bunu nasıl
değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna şu yanıtı verdi:
''Devlet görevi yapan personel aslında devlet yetkisi de kullanmaktadır.
Ben Adalet Bakanı olarak bana bağlı olan genel müdürlüklerin, daire
başkanlıklarının eylem ve işlemlerinden bir noktada gözetim ve denetim hakkına
sahibim. Devletin bir ceza infaz kurumunda, devlet erkini kullanan kişilerin
olumsuz davranışı sonucu bir vatandaşımız hayatını kaybetmişse, hem Adalet Bakanı
olarak hem de Hükümetin bir üyesi olarak özür dilemeliydim. Çünkü böyle bir
muameleyi hiçbir vatandaşımız hak etmez. O nedenle böyle bir özür diledim.
Kişisel olarak da yanlışlıklar, hatalar yapabiliriz. Hata yapmışsak ve bu hatadan
zarar gören insanlar varsa, onlardan özür dilemeyi bir erdem olarak kabul
ediyorum.
Bir takım önemli görevlere gelmek dışarıdan son derece hoş görülebilir.
Ama onun öyle sorumlulukları var ki.. Ben doğrusu görevimi yaparken, devlet
sorumluluğumu yerine getirirken, Hz. Ömer gibi düşünmek isterim. 'Dicle kenarında
otlayan bir kuzuyu kurt kapsa, ilahi adalet onu Ömer'den sorar' Dolayısıyla böyle
vicdani bir sorumluluğumun olduğunu da düşünüyorum. Hangi görevde bulunursak
bulunalım, bu anlayış içinde hareket etmemiz daha doğru olacağı kanaatindeyim.
Belki beni özür diletmeye iten nedenlerden bir tanesi de bu son
söylediğimdir.''

-GÖREVDEN EL ÇEKTİRİLENLER-

Şahin, Metris Cezaevinde açığa alınanların görevleriyle ilgili soru
üzerine, ''İki 2. müdür, baş infaz koruma memuru, infaz koruma memurları, bir
de doktor var. Başka personel var mı? Onu bilemiyorum. Onu teftiş çalışması
sonucunda öğreneceğiz'' dedi.
Gazetecilerin daha çok soru sormak istemesi üzerine Şahin, ''Arkadaş
valla size de doyum olmuyor, Maşallahınız var. Milli Futbol Takımımıza bu akşam
başarılar diliyorum'' diye espri yaptı.
Şahin, Genel Kurmay Başkanlığının yaptığı açıklamaya ilişkin soru üzerine
de, TBMM Genel Kurulunda görevli olduğunu, bu nedenle açıklamanın içeriğini
bilmediğini söyledi.
Aktütün Karakoluna yapılan saldırıda istihbarat zaafı olduğu yönündeki
sorular üzerine Şahin, ''Bu sorunun muhatabı ben değilim'' dedi.

-SORULAR MECLİS KORİDORUNDA DA DEVAM ETTİ-

Basın toplantısının ardından gazeteciler, Bakan Şahin'e Meclis
koridorlarında da soru yöneltmeye devam etti. Aktütün Karakoluna yapılan
saldırıda istihbarat zaafının olduğu yönündeki sorunun yenilenmesi üzerine Şahin,
''Adalet Bakanı olarak huzurunuzdaydım, Adalet Bakanının görev alanına giren
sorulara cevap verdim. İstihbaratı, Genel Kurmayımızı, MİT'i ilgilendiren,
emniyeti ilgilendiren sorular sorarsanız bunlara cevap vermem. Benim görev
alanımın dışındadır. 'Terörle Mücadele Yüksek Kurulu üyesi olduğunuz için
soruyoruz' dediniz. Kurulda konuşulanlarla ilgili dışarıda açıklama yapma kararı
aldık'' karşılığını verdi.

-DENİZ FENERİ DAVASI-

Deniz Feneri Davası ile ilgili daha önce yaptığı açıklamanın
hatırlatılması üzerine Şahin, şunları kaydetti:
''Benim Antalya'da söylediğim şuydu: Almanya'da birileri dolandırıcılık
fiilini işlemiş, yargılanmış ve mahkum olmuştur. Bazı siyasi parti liderleri
diyor ki 'Bu dolandırıcılıktan siz sorumlusunuz, siz yaptınız.' Ben de diyorum ki
'Bana ne? Beni niye başkasının işlediği suçla ilişkilendiriyorsunuz?' Arkasından
bir şey daha söylüyorum. Bu konuşmam Anadolu Ajansında vardır. Kim suç işlerse,
cezasını çekmelidir. Babamın oğlu olsa farketmez. Benim ismimi kullanarak, haksız
menfaat teşebbüsünde bulunduğu için teyzemin oğlunu savcılığa ihbar etmiş ve onu
tutuklatmış bir adamdır. Kimsenin işlediği suç yanına kar kalmamalıdır. Ben 'Bana
ne ya' derken, 'İşleyen işlesin dokunmayın' anlamında söylemedim. Niçin benimle
ilgilendiriyorsunuz bunu. Türkiye'de birçok suç işleniyor. Bu suçların
sorumlularından biri de ben miyim? Benimle niye irtibat kuruyorsunuz. 'Türkiye'de
bağlantıları var'... Tamam varsa tespit edilir, onlar da yasaların öngördüğü
cezayla cezalandırılmalıdır. Kimse hiç farketmez. O nedenle dosyayı bilgi ve
belgeleriyle istedik. Haberler çıkıyor, 'Adi postayla istenmiş.' Acele posta
servisiyle gönderildi.''

-''ONUN HESABINI BANA SORMAYIN''-

Bakan Şahin, ''Alman makamların hala kendilerine ulaşmadığı yönündeki''
sözlerinin hatırlatılması üzerine, ''Acele posta servisi ile Frankfurt
Başkonsolosluğuna gönderdim. Ben posta hizmetlerinin nasıl yürüdüğünü, ne kadar
sürede gittiğini bilmiyorum. Onun hesabını da bana sormayın'' dedi.
Bir gazetecinin, ''Deniz Feneri olayının Türkiye ayağı olduğu çok açık''
demesi üzerine, Şahin, ''Ben hakim, savcı değilim. Dosya Almanya'dan istenecek.
Soruşturma Türkiye'de de başladı. Ankara Cumhuriyet Savcılığı dosya açtı. Aynı
savcı bildiğim kadarıyla değişik kamu kurum ve kuruluşlarından bilgi istedi.
Soruşturma sürüyor. Ama bazen bizi hakim ve savcı olarak görüyorsunuz. Hakim ve
savcının işini bizimle irtibatlandırmayın. Onların çalışmalarını da bir an önce
sonuçlandırmak için yardımcı oluruz'' karşılığını verdi.
Alman Büyükelçisi ile ilgili yaptığı görüşmede, ''Niye bizim çocuklara
dokunuyorsunuz?'' şeklinde bir beyanının olup olmadığının sorulması üzerine ise
Şahin, şu yanıtını verdi:
''Antalya'da tutuklu bulunan bir Almanın tahliye edilmesi düşüncesiyle
Büyükelçi bana geliyor. Almanya Başbakanı bile Sayın Başbakanımıza bu konuyla
ilgilenmesini rica ediyor. Ben de 'yargı bizde bağımsız, bir şey diyemeyiz. Sizde
de bağımsız. Sizde de şu anda Deniz Feneri adıyla soruşturma yürütüyorsunuz.
Sizde nasıl bağımsızsa bizde de öyle bağımsız' diyerek Deniz Fenerini gündeme
getirdim. Ne diyecektim başka? Ben kendim için diyeceğim ki 'bizde yargı
bağımsız. Biz bir şey yapamayız', sonra diyeceğim ki 'Ama siz yapın.' Bunda
mantık var mı?''
Hrant Dink davasında bazı raporların devlet sırrı olduğu gerekçesiyle
mahkemeye verilmediği yönündeki eleştirilerin hatırlatılması üzerine de Şahin, bu
davanın yargıda olduğunu ve duruşmaların devam ettiğini hatırlattı. Şahin,
''Bundan sonra bir belgenin verilip verilmemesi konusu yargının işidir'' dedi.
Şahin, gözaltı süresinin artırılması konusunda Anayasada değişiklik
düzenlenip düzenlenmediğine ilişkin soruya, ''Anayasada bir değişiklik
düşünmüyoruz'' dedi. Şahin, Hükümetin Olağanüstü hal uygulamasını geri getirme
gibi bir düşüncesinin de olmadığını bildirdi.