-“(İmralı'dan yapılan ikinci açıklama) Örgütün tasfiyesi ve silahların bırakılması yolundaki önemli bir açıklamadır. Buraya örgütün bütün bileşenlerinin dikkat etmesi ve buradan ilan edilen karara uyması beklenmektedir”
-“Bugün 27 Şubat'ta yapılan ikinci İmralı açıklamasıyla birlikte sürecin bundan sonra daha hızlı ve daha yapıcı bir şekilde devam etmesini ümit ediyorum”
-"Raporun ortak noktalarından birisi de ‘kritik eşik’ olarak tanımladığımız, örgütün kendini feshi ve silahlarının bırakılmasıyla birlikte gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasıdır. Böylece bundan sonraki süreçte ümit ediyorum ki tatmin edecek bir süratte örgütün kendini bütün unsurlarıyla feshi ve silahlarını bırakması temin edilecek ve Türkiye gerekli yasal düzenlemeleri, ardından da demokratik standartlarımızın yükseltilmesi için gerekli adımları atacak.
-“Çok kısa bir süre içerisinde Türkiye, 103 yıllık Cumhuriyetimizin 50 yılına mal olmuş olan bu ağır faturanın bedellerini bir daha ödemeyecektir. Bu kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz. Size rahatlıkla söyleyebilirim ki süreç, tamamen siyasetin kontrolündedir”
-“Bu ortak rapor, en başta toplumumuzun bazı kesimlerinde var olan ‘endişeli destek’ diye de tabir edilen, o süreçte dile getirilen hangi endişe varsa hiçbirisinin geçerli olmadığını ortaya koyan bir rapordur”
-(Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu) Herkesin ortaklaştığı bir rapordur. Bu raporun inşallah gereğinin yapılması ve hızlı bir şekilde artık Türkiye'nin bu süreci tamamlamasının gerekli olduğu kanaatindeyim”
-“Her türlü tedirginliğe, her türlü ‘Acaba şöyle mi olur, böyle mi olur?’ diye başından itibaren birtakım tereddütlerin ortaya çıkmasına, hatta bazı çevrelerin kasıtlı olarak dezenformasyonlarına rağmen süreç çok şükür oldukça olumlu bir şekilde yürümüş, halkımızın büyük bir kesimi bu işe destek vermiştir”
Kurtulmuş, İstanbul'daki Filizi Köşk'te, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldiği iftar programında yaptığı konuşmada, bütün Müslüman alemine hayırlı olmasını dilediği ramazanın, bireysel olgunlaşmaya vesile olmasının yanı sıra toplumsal dayanışmayı sağlayan bir mağfiret iklimi olduğunu dile getirdi.
Türkiye’de farklı alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir iftar sofrasında bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Kurtulmuş, toplumun yüz akı olan sivil toplum kuruluşlarının daha da gayretli çalışmalar yapabilmesi temennisini dile getirdi.
Sivil toplum kuruluşlarının aslının İslam medeniyetindeki vakıf geleneğinin bir yansıması olduğunu ifade eden Kurtulmuş, sivil toplum çalışmaları bakımından da özellikle gelecek dönemde çok daha dikkatli ve güçlü olunması gerektiğini vurguladı.
Halkın gönlüne değen, toplumun bastığı yere ayak basan, toplumla birlikte olan organik çalışmaların gerçekleştirilmesi gerektiğini söyleyen Kurtulmuş, eğer çalışmalar organik olarak yapılırsa bunların ne kadar bereketli olduğunu vakıf çalışmalarının öğrettiğini kaydetti.
Sivil toplum çalışmalarında sahici olanın güçlü olduğunun altını çizen Kurtulmuş, bu çalışmalarda profesyonelleşme ile amatör ruh arasındaki dengeyi kaçırmamak gerektiğini, nihayetinde vakıf faaliyetlerinin ruh, gönül ve zihin işi olduğunu ifade etti.
Kurtulmuş, “Özellikle önümüzdeki dönemde Türkiye’nin toplumsal dayanışmasının artırılması, güçlendirilmesi, Türkiye’nin bölgesinde yıldız bir ülke olarak yükselişe geçtiği bu dönemin şartlarına uygun bir şekilde sivil toplum kuruluşlarımızın da aynı duyarlılıkla, aynı güçte çalışmalarınızı artırarak sürdürmenizi temenni ediyorum, dua ediyorum.” diye konuştu.
- “(İsrail’in Batı Şeria kararı) Bütün dünya sessiz kalmıştır”
Dünyada ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgede yaşanan gelişmelerin, kural bazlı dünya sisteminin tamamen hak ile yeksan olduğu bir döneme girildiğini gösterdiğini dile getiren Kurtulmuş, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Gücü elinde bulunduranın; ekonomik, siyasi ve asgari gücünü yerinde görenlerin, istediği şekilde dünyayı dizayn etmeye çalıştığı bir döneme giriyoruz. Çok sembolik göstergeleri var ama bunlardan herhalde en önemlilerinden birisi Venezuela Devlet Başkanı ve eşinin, gece yarısı yatağından kaldırılarak başka bir ülkeye götürülüp hapse atılmasıdır. Kim olursa olsun, ne suçu olursa olsun, onu tartışmıyoruz... Ama devletlerin egemenliği meselesinin tamamen ortadan kalktığı bir kuralsızlık dönemine giriyoruz.
Aynı şekilde İsrail'in üç yıla yaklaşan bir süredir Gazze'de sürdürmüş olduğu insanlık dışı katliamı ve soykırımı maalesef bütün dünya tarafından izleniyor. İsrail ve arkasına almış olduğu güç, yeterince gücü olduğunu varsaydığı için istediğini yapabiliyor. En son yaptıkları işlerden birisi de bildiğiniz gibi 15 Şubat'ta çıkardıkları bir kararla sadece Gazze'ye değil Filistin topraklarının tamamına göz diktiklerini alenen ilan etmişlerdir. Yani Batı Şeria'da da oradaki Filistinlilere ait yerlerin Yahudi yerleşimcilere tescillenmesiyle ilgili bir hükümet kararı, hukuki bir zeminin kapısını açmıştır. Buna da bütün dünya sessiz kalmıştır.
Hatta tam da bu kararın alındığının ertesi günü ABD’nin İsrail Büyükelçisi çok talihsiz bir açıklamayla, ‘Zaten İsrail, Yahudiler, bu bölgedeki bütün ülkelere, bütün topraklara hakim olma hakkına sahiptir. Çünkü Tanrı onlara bu toprakları vadetmiştir.’ diyerek bütün sınırları zorlamış, bütün kuralları yerle bir etmiştir. Dolayısıyla böylesine bir dönemde kurumların zaten çoktan çöküşe geçtiği, şimdi de kuralların berhava edildiği ve kurallarla birlikte de uluslararası ilişkiler literatürünün terminolojisinin de anlamsız hale geldiği bir döneme giriyoruz.”
Böyle bir dönemde ve böyle bir coğrafyada Türkiye’nin güçlü olmaktan başka hiçbir şansının bulunmadığının altını çizen Kurtulmuş, “Artık anlaşılıyor ki herhangi bir şekilde mazlum bir millete destek olabilecek bir uluslararası kurum yok. Mazlum bir milletin elinden tutup onun hakkını savunabilecek, o sözcükleri hak ve adalet çerçevesinde kullanabilecek bir uluslararası yapı da yok. Dolayısıyla bizim güçlü olmamız ve bu çerçevede kendi geleceğimizi çok daha sağlam bir şekilde sürdürme mecburiyetimiz vardır.” dedi.
-Terörsüz Türkiye süreci
Terörsüz Türkiye hedefine ilişkin atılan adımları da dile getiren Kurtulmuş, 26 Ağustos 2024’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Malazgirt’te ve 1 Ekim'de Meclis’in yeni yasama yılı açılış töreninde gündeme getirdiği Türkiye'nin iç kalesini tahkim etme meselesinin, Türkiye siyasetinin en önemli, en öncelikli konularından birisi haline geldiğini söyledi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim'de DEM Parti Grubu’yla temas etmesi ve arkasından parti grup toplantılarında dile getirdiği açılımlarla birlikte Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye”yi inşa etme sürecinde önemli adımlar attığını ifade eden Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Geçtiğimiz sene bugün 27 Şubat'ta İmralı, silahları bırakacağını, örgütü feshedeceğini ve bunun da dönemin gereği olduğunu ilan eden bir açıklama yapmıştı. O açıklamasında özellikle örgütün kuruluşuna neden olan ideolojik yapının çöktüğünü ve Türkiye'de artık silahlı mücadele döneminin gereğinin kalmadığını çünkü inkar politikaları geride kaldığı için Türkiye'de demokratik bir sürecin açılması ile ilgili fikirlerini beyan etmiştir. Ardından neredeyse bütün siyasi partiler bu sürece sahip çıkan yaklaşımlarıyla, sürecin yürümesi için önemli destek oldular. Sonunda da Türkiye'de ilk sefer siyaset bütünüyle sorumluluk alarak Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu. 5 Ağustos'ta ilk toplantısını yaptığımız komisyon, çok verimli görüşmeler, tartışmalar sonucunda nihai bir rapor hazırlamış oldu.”
Terör meselesinin çözülmesi için geçmiş dönemlerdeki girişimleri anımsatan Kurtulmuş, “Bu konunun, milli iradenin merkezi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında konuşulması, tartışılması ve bir hal yolunun bulunması fırsatı doğmamıştı. İlk sefer böyle bir fırsat doğdu. Bu fırsatı bir parti hariç bütün siyasi partiler komisyona milletvekili vererek, samimiyetle, içtenlikle bu sürece katkı sunarak önemli bir yol alınmasına vesile oldular.” diye konuştu.
Kurtulmuş, komisyonda herkesin üzerine düşeni gayretli bir şekilde yapmaya çalıştığını ve 21 toplantı sonunda komisyonun ortak raporunun kabul edildiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Bu ortak rapor, en başta toplumumuzun bazı kesimlerinde var olan ‘endişeli destek’ diye de tabir edilen, o süreçte dile getirilen hangi endişe varsa hiçbirisinin geçerli olmadığını ortaya koyan bir rapordur. Evet, partilerin kendi görüşleri var, farklı terminolojileri var; aslında onların hepsi de komisyon raporunun ekinde verilerek partilerin siyasi tutum belgeleri deklare edilmiş oldu. Bu ise herkesin ortaklaştığı bir rapordur. Bu raporun inşallah gereğinin yapılması ve hızlı bir şekilde artık Türkiye'nin bu süreci tamamlamasının gerekli olduğu kanaatindeyim.”
-İmralı’dan yapılan ikinci açıklama
Bugün İmralı'dan yapılan ikinci açıklamaya işaret eden Kurtulmuş, “Örgütün tasfiyesi ve silahların bırakılması yolundaki önemli bir açıklamadır. Buraya örgütün bütün bileşenlerinin dikkat etmesi ve buradan ilan edilen karara uyması beklenmektedir.” dedi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, şöyle devam etti:
"Raporun ortak noktalarından birisi de ‘kritik eşik’ olarak tanımladığımız, örgütün kendini feshi ve silahlarının bırakılmasıyla birlikte gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasıdır. Böylece bundan sonraki süreçte ümit ediyorum ki tatmin edecek bir süratte örgütün kendini bütün unsurlarıyla feshi ve silahlarını bırakması temin edilecek ve Türkiye gerekli yasal düzenlemeleri, ardından da demokratik standartlarımızın yükseltilmesi için gerekli adımları atacak ve çok kısa bir süre içerisinde Türkiye, 103 yıllık Cumhuriyetimizin 50 yılına mal olmuş olan bu ağır faturanın bedellerini bir daha ödemeyecektir. Bu kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz. Size rahatlıkla söyleyebilirim ki süreç, tamamen siyasetin kontrolündedir.”
- “Şehitlerimizin ruhunu muazzep edecek, ailelerini, gazilerimizi tedirgin edecek bir şey olmayacak”
Meclis’te dün akşam şehit yakınları ve gazilerle iftar yaptıklarını anımsatan Kurtulmuş,
“Orada da ifade ettim. Şehitlerimizin ruhunu muazzep edecek, ailelerini, gazilerimizi tedirgin edecek, onların beğenmeyeceği hiçbir şey bu süreçte gündeme gelmemiş, bundan sonra da gelmeyecek, böyle bir şey olmayacaktır." diye konuştu.
Kurtulmuş, silahların bırakılması, örgütün feshiyle birlikte Türkiye’nin, 50 yılını verdiği, yaklaşık 2,5 trilyon milyon dolar gibi çok ağır bir fatura ödediği, on binlerce canını kaybettiği, çok büyük miktarda tedirginlikler yaşadığı ve şehirlerin baskı altında kaldığı o karanlık dönemi geride bırakacağını söyledi.
Türkiye'nin, terör meselesinden kurtulması ve demokratik standartları yüksek, barışın, kardeşliğin, aradaki tesanüdün, toplumsal dayanışmanın artırılmasıyla birlikte Türkiye’nin her alandaki yürüyüşünün çok daha hızlanacağına ve güçleneceğine dikkati çeken Kurtulmuş, "Ümit ediyorum ki Türkiye'deki bu gelişmelerle birlikte bölgemizdeki bütün ülkelerde de terörün tehdidinin ortadan kalkacağını, bölgemizdeki bütün ülkelerde de huzurun, barışın, kardeşliğin hakim olacağını hep birlikte göreceğiz." dedi.
-Suriye’deki gelişmeler
Kurtulmuş, Suriye'deki devrimden sonra ortaya çıkan gelişmelerin de Türkiye'deki bu süreci olumlu etkilediğini vurgulayarak şöyle devam etti:
“Çok şükür devrimin ilk gününden itibaren sürekli bütün taraflara telkin ve tavsiyemiz şu üç noktadaydı. Birincisi, Suriye'nin toprak bütünlüğünün asla bozulmaması, Suriye'deki terör örgütlerinin varlığının sona erdirilmesi ve terör örgütlerinin devletin güvenlik birimleri içerisinde entegrasyonunun sağlanması, üçüncüsü ise Suriye'de gerçekten bir devlet yapısının ortaya çıkarılması, güçlendirilmesi ve Suriye'nin ekonomik ve siyasi bakımdan tahkim edilmesi. Çok şükür bu üç alanda da hızlı bir şekilde gelişmeler ortaya çıktı.
Dünyanın bütün güçlerinin gözünü dikip baktığı medeniyetlerin beşiği olan bu coğrafyada Türkiye, dostlarıyla birlikte doğru istikamette yürüyüşüne devam edecek ve inşallah ile bugün konuştuğumuz sıkıntıların, sorunların tamamını tasfiye edecek bir güce, kararlılığa sahiptir."
- “Önümüzde bir süreç var. Bunu ne kadar hızlandırabilirsek o kadar iyi sonuç alacağımızı düşünüyorum”
“Türk'ün gururunu, Kürt'ün onurunu korumayan hiçbir söz, aslında birliği, beraberliği, kardeşliği sağlamaz.” diyen Kurtulmuş, bu bölgenin Türklerinin, Kürtlerinin, Araplarının ve diğer bütün etnik, mezhebi meşrebi unsurlarının ayrışması için hiçbir gerçek siyasi ve sosyolojik neden yokken birleşmesi için onlarca, yüzlerce sebep olduğunun altını çizdi.
Sivil toplum kuruluşlarının üzerlerine vazife olarak alması gerektiğinin konunun, kardeşliğin temellerini atacak her türlü projeyi süratle hayata geçirmek olduğunu dile getiren Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Türkiye'nin her yerinde insanlarımızın hepsini, asgari müştereklerde değil varoluşumuzun azami zemininde birleştirecek her türlü argümana sahibiz. Bunları sadece devlet eliyle yapmak değil, aynı zamanda siz STK'lar vasıtasıyla da yapmak daha kolay başarı sağlamak için önemli işlerimizden birisidir. Bu alanda da sizlerin bu sürece vereceğiniz en büyük desteğin, özellikle kardeşlik hukukumuzu geliştirecek, aramızda var olan yardımlaşmayı, tesanüdü artıracak çalışmaları, programları, projeleri ortaya koymanızdır.
Bugün 27 Şubat'ta yapılan ikinci İmralı açıklamasıyla birlikte sürecin bundan sonra daha hızlı ve daha yapıcı bir şekilde devam etmesini ümit ediyorum. Örgütün bir an evvel silahlarını bütünüyle bırakmasını, artık terör meselesinin T'sinden bile konuşmadığımız bir Türkiye'nin ve bölgenin tesis edilmesi için samimiyetle, gayretle ortaya çabalarını koyması herhalde bu sürecin en önemli gereklerinden birisidir. Şunu da açık söyleyeyim. Her türlü tedirginliğe, her türlü ‘Acaba şöyle mi olur, böyle mi olur?’ diye başından itibaren birtakım tereddütlerin ortaya çıkmasına, hatta bazı çevrelerin kasıtlı olarak dezenformasyonlarına rağmen süreç çok şükür oldukça olumlu bir şekilde yürümüş, halkımızın büyük bir kesimi bu işe destek vermiştir. Tabi hemen bugünden yarına bu iş bitiyor değil. Önümüzde bir süreç var. Bunu ne kadar hızlandırabilirsek o kadar iyi sonuç alacağımızı düşünüyorum.”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, konuşmasının ardından sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin sorularını yanıtladı.
