2009-05-20 - 14:30
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, TBMM'de bir basın toplantısı düzenledi.
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart,
TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili ''kayıp
trilyon'' fezlekesinin, Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra 4 Eylül 2007'de
Başbakanlığa gönderildiğini söyledi.
Dosyanın, 4 Eylül 2007 ile Ocak 2008 tarihleri arasında, cumhuriyet
savcılığı, Başbakanlık ve Adalet Bakanlığı arasında gidip geldiğini iddia eden
Kart, ''Ankara Cumhuriyet Savcılığı, dosyanın içinden çıkamayarak, dosyayı gereği
yapılmak üzere Başbakanlığa gönderiyor. Ama buraya gitmeden önce dosya, 7 Ocak
2008'de Adalet Bakanlığından geçiyor. Bu tarihten itibaren Cumhurbaşkanıyla
ilgili dosyayı ara ki bulasın. Adalet Bakanlığı, olayın sürekli gündemde
tutulması nedeniyle 'kayıp trilyon' dosyasını bulduğunu ifade etti'' diye
konuştu.
Kart, TBMM Başkanvekili ve AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Nevzat
Pakdil, AK Parti İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ile AK Parti Sivas
Milletvekili Mustafa Açıkalın hakkında ''zimmet'' ve ''nitelikli zimmet''
dosyalarının bulunduğunu ileri sürerek, Pakdil'in 2 dosyasından birisinin, Eyüp
Cumhuriyet Savcılığınca işlemden kaldırıldığını, diğer dosyanın akıbetinin
bilinmediğini söyledi. Kart, Adalet Bakanlığının, Besli ve Açıkalın ile ilgili
dosyaların akıbetinin araştırıldığını açıkladığını belirterek, ''Aradan geçen 2
yıla rağmen bu dosyaların akıbetini halen bilemiyoruz'' dedi.
Suç dosyalarını gizleyenler, bu dosyaları sümenaltı edenler ve bunların
hesabını vermeyenlerin, ülkeye hizmet etme amaçlarından söz edilemeyeceğini
anlatan Kart, bir savcının, milletvekilliği devam eden kişi hakkında, dosyayı
nasıl ortadan kaldırabileceğini öğrenmek istedi. Kart, ''Cumhurbaşkanı ile ilgili
bir fezleke Başbakanlık ile Adalet Bakanlığında nasıl sümenaltı edilebilir? Kayıp
trilyon dosyasında Hazine zararından bugüne kadar herhangi bir tahsilat yapıldı
mı?'' sorularını yöneltti.
-''BÖYLE BİR TRAVMAYI KALDIRAMAZ''-
Kart, bir taraftan cezası 8 yıla kadar çıkan dosyalara el sürülmezken,
diğer taraftan devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü kavramı içinde
kalıp kalmadığı tartışmalı, temel cezası 1,5 yıl olan suç ve suçluyu övmek
fiilinden dönem sonu beklenmeden milletvekilliğinin düşürülmesinin söz konusu
olduğunu söyledi.
Bunun; Türkiye'nin 1991-1994 döneminde yaşadığı toplumsal ve siyasi
travmayı daha ağır şekilde yaşaması anlamına geldiğini savunan Kart, ''Türkiye,
Güneydoğu ya da Kürt sorunu konusunda, böylesine belli bir olgunluk döneminin
yakalandığı bir iklimde, böyle bir travmayı kaldıramaz'' diye konuştu.
CHP'li Kart, dokunulmazlık kurumunun yeniden düzenlenmesi, Anayasa'nın
14, 76 ve 83. maddelerini kapsayacak şekilde bir düzenleme yapılmasını isteyerek,
bunun dışında getirilecek bir çözümün, toplumsal travmayı ve bunun ağır
sonuçlarını ortadan kaldıramayacağını ileri sürdü.
-''(ŞÜPHELİ) İFADESİ, KAÇINILMAZ OLARAK KULLANILACAKTIR''-
Mevcut fiili duruma, mevzuata göre, Cumhurbaşkanı'nın yargılanmasının
kaçınılmaz olduğunu ileri süren Kart, bunun engellenmesinin söz konusu
olamayacağını söyledi.
Kart, 1924 Anayasası'na göre, Cumhurbaşkanının, milletvekili gibi
dokunulmazlık statüsüne tabi olduğunu ancak, 1961 ve 1982 Anayasalarında bu
konuda düzenleme bulunmadığını anımsattı. Kart, ''Öyle anlaşılıyor ki Anayasa
koyucu, Cumhurbaşkanlarının yüz kızartıcı nitelikte, kişisel bir suç işleyeceğine
ihtimal vermiyor. Bugünleri, AKP iktidarının kimliğini tasavvur edemeyen bir
Anayasa koyucu anlayışı söz konusu'' diye konuştu.
Cumhurbaşkanının, ''kişisel suçlamalardan dolayı yargılanmaması'' diye
bir şeyin düşünülemeyeceğini öne süren Kart, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Cumhurbaşkanı da insandır, adi veya yüz kızartıcısı nitelikte bir
kişisel suç her zaman işleyebilir. Hukuk devletinde esas olan, herkesin
yargılanmasıdır. Sincan Ağır Ceza Mahkemesi, hukukun o bilinen, evrensel
kavramından söz ediyor. Bu kavramı başka türlü yorumlamak, ancak AKP iktidarının
başarabileceği bir yaklaşım olabilir. Cumhurbaşkanlığı, talihsiz bir açıklama
yapmıştır. İlgili mahkeme kararında 'şüpheli' sıfatının kullanılmasına saplanıp
kalmıştır. 'Şüpheli' ifadesi, kaçınılmaz olarak kullanılacaktır, ceza
muhakemesinde, hukuki, teknik bir kavramdır.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın yargılama sonucunda aklanacağı kanısındayım.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın, beraat edeceğinin ifade edilmesi, Sayın Cumhurbaşkanı
hakkındaki davanın görülmemesinin bir gerekçesi olamaz. Sayın Cumhurbaşkanı'nın
aklanmasını diliyorum.''
TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili ''kayıp
trilyon'' fezlekesinin, Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra 4 Eylül 2007'de
Başbakanlığa gönderildiğini söyledi.
Dosyanın, 4 Eylül 2007 ile Ocak 2008 tarihleri arasında, cumhuriyet
savcılığı, Başbakanlık ve Adalet Bakanlığı arasında gidip geldiğini iddia eden
Kart, ''Ankara Cumhuriyet Savcılığı, dosyanın içinden çıkamayarak, dosyayı gereği
yapılmak üzere Başbakanlığa gönderiyor. Ama buraya gitmeden önce dosya, 7 Ocak
2008'de Adalet Bakanlığından geçiyor. Bu tarihten itibaren Cumhurbaşkanıyla
ilgili dosyayı ara ki bulasın. Adalet Bakanlığı, olayın sürekli gündemde
tutulması nedeniyle 'kayıp trilyon' dosyasını bulduğunu ifade etti'' diye
konuştu.
Kart, TBMM Başkanvekili ve AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Nevzat
Pakdil, AK Parti İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ile AK Parti Sivas
Milletvekili Mustafa Açıkalın hakkında ''zimmet'' ve ''nitelikli zimmet''
dosyalarının bulunduğunu ileri sürerek, Pakdil'in 2 dosyasından birisinin, Eyüp
Cumhuriyet Savcılığınca işlemden kaldırıldığını, diğer dosyanın akıbetinin
bilinmediğini söyledi. Kart, Adalet Bakanlığının, Besli ve Açıkalın ile ilgili
dosyaların akıbetinin araştırıldığını açıkladığını belirterek, ''Aradan geçen 2
yıla rağmen bu dosyaların akıbetini halen bilemiyoruz'' dedi.
Suç dosyalarını gizleyenler, bu dosyaları sümenaltı edenler ve bunların
hesabını vermeyenlerin, ülkeye hizmet etme amaçlarından söz edilemeyeceğini
anlatan Kart, bir savcının, milletvekilliği devam eden kişi hakkında, dosyayı
nasıl ortadan kaldırabileceğini öğrenmek istedi. Kart, ''Cumhurbaşkanı ile ilgili
bir fezleke Başbakanlık ile Adalet Bakanlığında nasıl sümenaltı edilebilir? Kayıp
trilyon dosyasında Hazine zararından bugüne kadar herhangi bir tahsilat yapıldı
mı?'' sorularını yöneltti.
-''BÖYLE BİR TRAVMAYI KALDIRAMAZ''-
Kart, bir taraftan cezası 8 yıla kadar çıkan dosyalara el sürülmezken,
diğer taraftan devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü kavramı içinde
kalıp kalmadığı tartışmalı, temel cezası 1,5 yıl olan suç ve suçluyu övmek
fiilinden dönem sonu beklenmeden milletvekilliğinin düşürülmesinin söz konusu
olduğunu söyledi.
Bunun; Türkiye'nin 1991-1994 döneminde yaşadığı toplumsal ve siyasi
travmayı daha ağır şekilde yaşaması anlamına geldiğini savunan Kart, ''Türkiye,
Güneydoğu ya da Kürt sorunu konusunda, böylesine belli bir olgunluk döneminin
yakalandığı bir iklimde, böyle bir travmayı kaldıramaz'' diye konuştu.
CHP'li Kart, dokunulmazlık kurumunun yeniden düzenlenmesi, Anayasa'nın
14, 76 ve 83. maddelerini kapsayacak şekilde bir düzenleme yapılmasını isteyerek,
bunun dışında getirilecek bir çözümün, toplumsal travmayı ve bunun ağır
sonuçlarını ortadan kaldıramayacağını ileri sürdü.
-''(ŞÜPHELİ) İFADESİ, KAÇINILMAZ OLARAK KULLANILACAKTIR''-
Mevcut fiili duruma, mevzuata göre, Cumhurbaşkanı'nın yargılanmasının
kaçınılmaz olduğunu ileri süren Kart, bunun engellenmesinin söz konusu
olamayacağını söyledi.
Kart, 1924 Anayasası'na göre, Cumhurbaşkanının, milletvekili gibi
dokunulmazlık statüsüne tabi olduğunu ancak, 1961 ve 1982 Anayasalarında bu
konuda düzenleme bulunmadığını anımsattı. Kart, ''Öyle anlaşılıyor ki Anayasa
koyucu, Cumhurbaşkanlarının yüz kızartıcı nitelikte, kişisel bir suç işleyeceğine
ihtimal vermiyor. Bugünleri, AKP iktidarının kimliğini tasavvur edemeyen bir
Anayasa koyucu anlayışı söz konusu'' diye konuştu.
Cumhurbaşkanının, ''kişisel suçlamalardan dolayı yargılanmaması'' diye
bir şeyin düşünülemeyeceğini öne süren Kart, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Cumhurbaşkanı da insandır, adi veya yüz kızartıcısı nitelikte bir
kişisel suç her zaman işleyebilir. Hukuk devletinde esas olan, herkesin
yargılanmasıdır. Sincan Ağır Ceza Mahkemesi, hukukun o bilinen, evrensel
kavramından söz ediyor. Bu kavramı başka türlü yorumlamak, ancak AKP iktidarının
başarabileceği bir yaklaşım olabilir. Cumhurbaşkanlığı, talihsiz bir açıklama
yapmıştır. İlgili mahkeme kararında 'şüpheli' sıfatının kullanılmasına saplanıp
kalmıştır. 'Şüpheli' ifadesi, kaçınılmaz olarak kullanılacaktır, ceza
muhakemesinde, hukuki, teknik bir kavramdır.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın yargılama sonucunda aklanacağı kanısındayım.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın, beraat edeceğinin ifade edilmesi, Sayın Cumhurbaşkanı
hakkındaki davanın görülmemesinin bir gerekçesi olamaz. Sayın Cumhurbaşkanı'nın
aklanmasını diliyorum.''
