2012-07-04 - 12:15
MHP'Lİ YENİÇERİ'NİN BASIN TOPLANTISI?
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında "TBMM'de Bir Dönemin Siyasi Değerlendirmesi" konulu basın toplantısı düzenledi.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında "TBMM'de Bir Dönemin Siyasi Değerlendirmesi" konulu basın toplantısı düzenledi.

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, " Türkiye'de siyaset sentez üzerinden değil analitik unsurlar üzerinden yapılıyor. Dikkat edilirse siyasi söylemler büyük ölçüde ayrıştırıcı, ötekileştiriçi, farklılaştırıcı ve başkalaştırıcıdır." dedi.

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, sözlerine şöyle devam etti:

"TBMM yaptığı yoğun, tartışmalı ve hatta fırtınalı çalışmalar sonucunda bir dönemi daha geride bırakmış bulunmaktadır. TBMM bu süre içinde de Türk Milletinin özgürlük, refah ve demokratik anlamda gelişmesine katkı sağlayacak yasaları çıkarmak cabası içinde olmuştur. Ancak TBMM'de bu dönem içinde yapılan düzenlemeler ile yapılması mümkün olan yasal düzenlemeler arasındaki açıklık büyüktür. TBMM'nin az zamanda çok iş yaptığını söylemek mümkün değildir. TBMM çalışmaları sırasında zaman zaman kamuoyuna yansıyan kötü görüntüler, tartışmalar ve kavgalar siyaseti ve siyasetçinin halk nezdindeki imajını olumsuz yönde etkilemektedir. Çoğu kez iktidarın hikmet-i hükümet tarzındaki tutumu ve emrivakileri bu durumu ortaya çıkartmış bulunmaktadır. Siyaset ve demokrasinin kalitesi iktidar ve muhalefet diyalektiğiyle yakından ilgilidir. Tarafların birbirine duyduğu saygı demokrasiye gösterdikleri saygı anlamına gelmektedir. TBMM'deki çalışmaların etkin, verimli ve fonksiyonel hale gelebilmesiyle siyasi partilerin ülke, toplum, demokrasi ve dünya görüşü sorunlu olan siyasi hareketlerin ülke sorunlarını çözüm için geliştirdikleri düşünceler de sorunlu oluyor.

Türk siyasi hayatının bu yönden ciddi bir eleştiriye tabi tutulması gerekir. Bu anlamda bugünün sorunlarına dünkü cevapları vermekte, bugünün sorunları olarak dünü suçlamakta doğru değildir. Aksine her yeni günün ürettiği yeni sorunlar için çözümlemeler ve yeni yaklaşımlar gereklidir. Türkiye'de siyasi partilerin görüş ve yaklaşımlarını bu yönden irdelemeye tabi tutmak ülkenin ve demokratik hayatın geleceği bakımından elzemdir. Türkiye'de siyaset sentez üzerinden değil analitik unsurlar üzerinden yapılıyor. Dikkat edilirse siyasi söylemler büyük ölçüde ayrıştırıcı, ötekileştiriçi, farklılaştırıcı ve başkalaştırıcıdır. Hâlbuki birleştirici, bütünleştirici ve bir arada tutucu olmayan siyasetlerin hizmet ettiği bir sonuç olabilir o da bölünmedir. Aynı coğrafyada, aynı tarih, aynı kader, aynı inanç, aynı Pazar, aynı evlerin ve aynı kültürün çocukların siyasi söylem ve kışkırtmalarla birbirini katleder hale gelmektedir. Hâlbuki sinerjiyi yaratan ayrıştırıcılık değil birleştiriciliktir. Farklılıkları karşıtlığın değil birliğin gücünü gösterir. Birlik her parçayı olduğundan daha etkin ve büyük yapacağı da bir gerçektir. Bu gerçeklere rağmen sağ duyudan uzak, günü birlik, oportünist ve pragmatik siyasetler ülkeyi germekte, grupları birbirine karşı hasım hale getirmektedir. Bu bakımdan siyasi hareketlerini kendilerini ciddi bir biçimde gözden geçirmelerinde yarar vardır.

Bölgesel ırk, etnisite, mezhep, meşrep ve tarikat temelli siyaset ayırıcıdır ve bölücüdür. Bir bütünün herhangi bir parçasını diğerlerinin önünde ve üstünde gören siyaset tahakkümcüdür. Milletin olduğu gibi tarihin dinin ve kimliğin ayrıştırılması birliğe ve bütünlüğe hizmet etmemektedir. " Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir." Vurgusu ve gerçeği üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti bugün bölgeci, etnikçi ve mezhepçi ayrıştırıcılıkla karşı karşıyadır. Bu bağlamın dışındaki siyasi tavırların tamamı, bölücü ve ayrıştırıcı olarak şekillenmektedir. TBMM'de bölücü bir strateji izleyen siyasi parti, her şeyi ayrıştırmaya, karşıt hale getirmeye, çatıştırmaya ve kavga ettirmeye çalışmaktadır. Siyasetlerinin özü nifak, fitne, fesat, haset üzerine kuruludur. Öyle ki, bütün yaklaşımları ayırıcı, ötekileştiriçi ve çatışmaya davet ettiricidir. Yürüttükleri siyasette bölünmeyi birleşme, ayrıştırmayı bütünleştirme, savaşı barış, öldürmeyi kardeşlik demektedirler. Bütün güçlerini ajitasyon, provokasyon ve tahrikten alıyorlar. Ağızlarını barış ile açıp demokrasi ve kardeşlikle kapatıyorlar. Konuşmalarının tamamını etnisite, ırkçılık ve bölücülük üzerine kuruyorlar.

Siyasetin diğer cephesinde de diğer iki siyasi anlayışı temsil eden siyasetler vardır. Bunlardan birisi, siyasetlerini devlet, diğeri ise millet üzerine ikame etmiş durumdadır. Bir birini bütünleyen kavramlar birbirine karşıt biçimde konumlandırılır haldedir. Yine bunlardan birisinin Türklükle diğerinin ise Müslümanlıkla ilgili değerlendirmelerinde sorunlar var. Bunlardan birisi tarihi Türklerin Müslümanlığı kabul etmesiyle başlatırken, diğeri de Cumhuriyetle başlatmaktadırlar. Birisinin Osmanlıya diğerinin Türkiye Cumhuriyeti'ne bakışı arızalıdır. Birisinin Atatürk'le diğerinin Abdülhamit'le ilgili ön yargıları var. Birisinin milli değerle diğerinin manevi değerlere bakışı hasarlıdır. Bu siyaseti izleyenleri ikisinden birini kullandıkları "İmkân ile Olanak; Cevap ile Yanıt; şart ile koşul" kelimelerinden bile çıkarmak mümkündür. Kavramlarda bölünmüş, zihinlerde ayrışmış insanları bir arada tutacak hiçbir sihirli formül yoktur. Türk milletini, kültürünü ve tarihini süreklilik arz eden bir ve bütün olarak göremeyen siyasetler ülkeyi hem geriyor hem de bölüyor.

Türk milleti büyük bir kültür, tarih, medeniyet müktesebatına sahiptir. Büyük coğrafyalarda yaşamış, büyük ve son ilahi din olan İslam'a inanmış ve büyük imparatorluklar kurmuş bir millettir. Böyle bir milletin çocuklarının ayrıntı, kırıntı, parça ve farklılıklar arasında kaybolması düşünülemez. Türk milleti tarih boyunca çok sayıda etnisiteyi, mezhebi, bölgeyi, kavimi ve klanı yönetimleri altında tutmuştur. Türk coğrafyasında etnisite, mezhep ya da meşrep farklılıklarını hiçbir zaman sorun olarak görülmemiştir. Bugün de sorun değildir. Türk milletinin çocukları göğsünü gere gere bu devlet bizim devletimiz, bu millet bizim milletimiz; bu peygamber bizim peygamberimiz diyebilmelidir. Bu milletin evlatları Türkiye Cumhuriyetine olduğu kadar Osmanlı'yla, Selçukluyla Göktürk'le olan bağlarının da farkında olmalıdır. Atatürk'ü de Abdülhamit'i de tarihteki mümtaz yerlerine koymakta sıkıntı çekmemelidir. Siyasi partilerin Türk milletinin birliği ve Türkiye Cumhuriyetinin devamlılığı konusunda kendilerine çeki düzen vermeleri, milletin olduğu kadar kendi gelecekleri yönünden de önem arz etmektedir." (12:15)