2009-01-22 - 12:00
Devlet Bakanı Egemen Bağış, TBMM AB Uyum Komisyonu'na Ulusal Program hakkında bilgi verdi. Bağış daha sonra milletvekillerinin sorularını yanıtladı.
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, TBMM'de düzenlenen 'Ulusal Program Brifingi'nde
milletvekillerinin sorularını yanıtladı.
Bağış, 2002 yılında milletvekili olduğu günden bu yana Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın AB yetkilileriyle yapmış olduğu toplantıların hemen hemen
tümüne katıldığını hatırlatarak, sürece şahitlik eden bir kişi olarak bundan
sonra yapacağı çalışmalarda, yaşadığı tecrübelerin de büyük katkısı olacağını
bildirdi.
Bağış, DSP Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcı'nın, ''Ulusal Programda
Kıbrıs ve Yunanistan konusuna ilişkin ifadelerin yanlış anlamaya imkan
vereceğini'' söylemesi üzerine, şunları dedi:
''17 Aralık zirvesinde Başbakanımızın, Türk medyasının tabiriyle masaya
yumruğunu vurup kalkmasının arkasındaki sebep, daha sonra 2004'te müzakerelerin
açılmaması, daha sonra saatlerin durdurulması tabirinin ortaya atılması ve krizin
aşılmasının arkasındaki sebep, hep budur. Şunu da söyleyeyim ki gerçekten Türkiye
olarak diklenmeden, dik durarak, hiçbir şekilde kendi milli politikalarımızdan
taviz vermeden, haklı olduğumuz konulardaki girişimlerimizden taviz vermeden bu
süreci bu noktaya kadar getirmeye çalıştık. AB müzakereleriyle ilgili süreci bir
maratona benzetirsek, bugüne kadar maratonda nefesimizi tüketmeden idareli
kullanarak bu noktaya kadar koştuk. Bundan sonra da nefesimizi iyi yöneterek
koşmaya devam edeceğiz.''
CHP İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu'nun, ''İktidar AB
platformlarında muhalefetin kendilerine engel olduğunu söylüyor. Biz de gidip
Brüksel'de Başbakanı mı şikayet edelim'' sözlerine karşılık Bağış, geçmişe dönüp
bakıldığında 2002 yılından beri AB ile ilgili reform yasalarının TBMM'den
muhalefetin desteğiyle geçtiğini unutmadıklarını belirtti.
Ancak içinde ''TRT'nin farklı lehçelerde yayın yapması, TCK'nın 301.
maddesi, Vakıflar Kanununun da bulunduğu'' bazı konularda da muhalefet ile ayrı
fikirlere düştükleri dönemlerin de olduğunu hatırlatan Bağış, bunun demokrasinin
ve AB'nin ana kültürü olan uzlaşının gereği olduğunu söyledi. Bağış, ''Her konuda
uzlaşma çabası gösteririz ama uzlaşmak zorunda kalmayabiliriz. Önemli olan bu
diyaloğun açık kalmasıdır'' diye konuştu.
-''AB TÜRKİYE'NİN DİYETİSYENİ'' SÖZÜ...-
CHP'li Hacaloğlu'nun ''AB'yi, Türkiye'nin diyetisyeni olarak
tanımladınız. Masör deseniz anlarım'' demesi üzerine, sözlerine açıklık getiren
Bağış, şöyle konuştu:
''Diyetisyeni şu sebeple söylüyorum. Hepimiz daha sağlıklı bir hayat
sürebilmek için kilo vermemiz, düzenli spor yapmamız, yediklerimize dikkat
etmemiz gerektiğini biliyoruz. Ama bunu kedi irademizle yapmakta biraz
zorlanıyoruz. Çünkü her zaman kalorisi yüksek gıdalar daha çekicidir. Spor
yapmaktan çok, televizyonunu karşısında uzanıp keyif yapmak daha çekicidir.
Sağlık konusunda bir tedirginlik yaşadığımızda, bir doktora veya diyetisyene
gittiğimizde, elimize bir reçete verdikleri zaman, onu uygularsak, bu o doktorun
hayatını daha dinamikleştirmez. Ama o hastanın hayatını daha güzelleştirir. Ben,
AB'nin siyasi ve ekonomik kriterlerini böyle bir reçete, bir diyetisyen
reçetesine benzettiğim için bu benzetmeyi yapıyorum. Diyetisyenin kendisinin de
sorunları yok anlamına gelmez. Diyetisyenin de sağlıksız olabileceği, fazla
kilosu olabileceği, kalp damarının bir kısmının kapalı olabileceği, reçetenin iyi
olmadığı anlamına gelmez. Bu reçeteyi kullanmış, önümüzde 27 ülke var. 27 ülke,
reçeteyi kullanmaya başladıkları gün ile reçeteyi kullanma süresinin sonuna
geldiklerinde, aradaki farka baktığınız zaman bu ülkelerin daha
demokratikleştiğini, ekonomisinin düzeldiğini, vatandaşlarının daha çağdaş ve
modern standartlarda yaşadığın görüyoruz. Bu ülkelere faydalı olduğunu
görüyoruz.''
Müzakere sürecinde AB kriterlerini önemsediklerini dile getiren Bağış,
''Bunları Avrupa'yı mutlu etmek için değil, Türkiye'nin kendi vatandaşlarının
yaşam koşullarını daha iyi noktaya getirmesi ortak paydasında buluştuğumuz için
ben bu benzetmeyi yapıyorum'' ifadesini kullandı.
-''MÜZAKERELER İKİ NOKTANIN BİR NOKTADA...''-
Bağış, müzakerelerin iki noktanın bir noktada buluşması anlamına
gelmediğine işaret ederek, AB'nin, üye olmak isteyen ülkelere koyduğu bir takım
ön koşullar ve kurallar manzumesi bulunduğunu, buna da müktesebat denildiğini
söyledi. Bağış, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Üye olmak isteyen ülkelerin gelmesi gereken nokta budur. Bu iki
noktanın bir ortada birleşmesindense, önce ülkenin bir noktaya gelip orada
bütünleşmesi ve ondan sonra birlikte süreç içinde karar mekanizmalarını
paylaşması anlamına geliyor. Zaten Türkiye'ye karşı AB içinde ortaya konan
etkinin, direncin, soğukluğun sebebi de buludur. Çünkü Türkiye, müzakerelerini
bitirip tam üye olduğu gün Avrupa Parlamentosunda en çok koltuğa sahip ülkelerden
biri olacaktır. Bugünkü rakamlarla, kendi ebatlarında iki ülkeyle işbirliği
yaparak veto edebilecek güce sahip olabilecektir. Aynı şekilde AB bütçesinde en
çok sözü olan ülke haline gelecektir. Tabii bu, AB içindeki ülkelerin bir takım
kendi haklarını paylaşmaları anlamına gelmektedir. Onun da tepkilerini gördüğümüz
düşüncesindeyim.''
-''ULUSAL PROGRAM ÇAĞDAŞLAŞMA PROJESİDİR''-
Ulusal Program'ın bir çağdaşlaşma projesi olduğuna, içinde yoğun bir
istişare mekanizması bulunduğuna dikkati çeken Bağış, kendisinden önce aynı
görevi yapan Ali Babacan'ın muhalefetin görüşünün alınması konusunda çabası
olduğunu söyledi.
Bağış, ''ülkemizin belki A'dan Z'ye değil ama bir çok konuda değişmesi
lazım. Ama bunlar bizim çıkarlarımıza olan konulardır. Bizim çocuklarımızın
hakkının korunması, bizim kadınlarımızın toplumda daha çok yer edinmesini
sağlamamız gerekiyor. Bizim serbest pazar ekonomimizin güçlenmesi, medyamızın
daha serbest olması, özgürlüklerimizin artması isteniyor. Biz Ulusal Programı
uygularken Almanların Türkiye'deki hakkını arttırmak, İngilizlerin yatırımlarını,
İsviçrelilerin beklentilerini artırmak için yapmıyoruz ki... Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarının hak ettikleri standarda gelmesi için yapıyoruz'' diye konuştu.
-''MÜZAKERELERİN SONUCU TAM ÜYELİKTİR''-
Bağış, Türkiye ile müzakerelerin sürdüğünü ve şu ana kadar 10 faslın
açıldığına dikkati çekerek, bugüne kadar müzakerelere başlayan tüm ülkelerin bunu
bitirdiğini vurguladı. Bağış, ''Müzakerelerin sonucu tam üyeliktir. Tam üyelik
dışında AB müktesebatında bir alternatif yoktur. Her ne kadar bazı AB üyesi
ülkelerin önderleri ve muhalefet temsilcileri bir takım demeçlerle gerek bizim
motivasyonumuzu kırmak, gerek kendi ülkelerindeki iç siyaseti istismar etmek için
bazı çabalar gösterse de bunların AB kuralları ve kurumları üzerinde bir
bağlayıcılığı yok. Ben de tam üyelik dışında hiçbir alternatifi kabul
etmeyeceğimizi her fırsatta dile getiriyorum ve dile getirmeye devam edeceğim.
Bundan kimsenin şüphesi olmasın'' ifadesini kullandı.
Bağış, AK Parti Kastamonu Milletvekili Musa Sıvacıoğlu'nun Uludağ'da bir
gencin donarak ölmesini gündeme getirmesi üzerine olayın herkesi üzdüğünü
belirterek, ''İnşallah bu süreçte Türkiye, böyle olayların yaşanmadığı bir ülke
haline gelir. AB'nin neden önemli bir proje olduğunu belki bu olay bize bir kez
daha hatırlatmış olur'' dedi.
AB konusunun tek bir bakanlık ya da tek bir kurumun sorumluluğu altında
olamayacak kadar büyük proje olduğunu ve bunda herkese görev düştüğüne işaret
eden Bağış, ''Katıldığım ilk Bakanlar Kurulu toplantısında, her bakan arkadaşımın
kendi muadili olan AB komiserleriyle ilişkiler kurmaları ve kendi fasıllarıyla
ilgili görüş alışverişinde bulunmasını istedim. Muhalefet partilerinden de ricam
kendi muadillerinizle kişisel ilişkilerini artırmasıdır. Bu ülkemizin
yararınadır'' diye konuştu.
Bazı yasakların Türkiye'yi gülünç duruma soktuğunu, ülkeyi bu ayıplardan
kurtarmaları gereğini ifade eden Bağış, ''9 yaşındaki oğlum, Türkiye'de yasak
olduğunu sandığımız İnternet sitelerinden görüntü gösteriyor bana. 9 yaşındaki
çocuk bu işi çözebiliyorsa, bu yasaklar gülünçtür'' dedi.
milletvekillerinin sorularını yanıtladı.
Bağış, 2002 yılında milletvekili olduğu günden bu yana Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın AB yetkilileriyle yapmış olduğu toplantıların hemen hemen
tümüne katıldığını hatırlatarak, sürece şahitlik eden bir kişi olarak bundan
sonra yapacağı çalışmalarda, yaşadığı tecrübelerin de büyük katkısı olacağını
bildirdi.
Bağış, DSP Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcı'nın, ''Ulusal Programda
Kıbrıs ve Yunanistan konusuna ilişkin ifadelerin yanlış anlamaya imkan
vereceğini'' söylemesi üzerine, şunları dedi:
''17 Aralık zirvesinde Başbakanımızın, Türk medyasının tabiriyle masaya
yumruğunu vurup kalkmasının arkasındaki sebep, daha sonra 2004'te müzakerelerin
açılmaması, daha sonra saatlerin durdurulması tabirinin ortaya atılması ve krizin
aşılmasının arkasındaki sebep, hep budur. Şunu da söyleyeyim ki gerçekten Türkiye
olarak diklenmeden, dik durarak, hiçbir şekilde kendi milli politikalarımızdan
taviz vermeden, haklı olduğumuz konulardaki girişimlerimizden taviz vermeden bu
süreci bu noktaya kadar getirmeye çalıştık. AB müzakereleriyle ilgili süreci bir
maratona benzetirsek, bugüne kadar maratonda nefesimizi tüketmeden idareli
kullanarak bu noktaya kadar koştuk. Bundan sonra da nefesimizi iyi yöneterek
koşmaya devam edeceğiz.''
CHP İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu'nun, ''İktidar AB
platformlarında muhalefetin kendilerine engel olduğunu söylüyor. Biz de gidip
Brüksel'de Başbakanı mı şikayet edelim'' sözlerine karşılık Bağış, geçmişe dönüp
bakıldığında 2002 yılından beri AB ile ilgili reform yasalarının TBMM'den
muhalefetin desteğiyle geçtiğini unutmadıklarını belirtti.
Ancak içinde ''TRT'nin farklı lehçelerde yayın yapması, TCK'nın 301.
maddesi, Vakıflar Kanununun da bulunduğu'' bazı konularda da muhalefet ile ayrı
fikirlere düştükleri dönemlerin de olduğunu hatırlatan Bağış, bunun demokrasinin
ve AB'nin ana kültürü olan uzlaşının gereği olduğunu söyledi. Bağış, ''Her konuda
uzlaşma çabası gösteririz ama uzlaşmak zorunda kalmayabiliriz. Önemli olan bu
diyaloğun açık kalmasıdır'' diye konuştu.
-''AB TÜRKİYE'NİN DİYETİSYENİ'' SÖZÜ...-
CHP'li Hacaloğlu'nun ''AB'yi, Türkiye'nin diyetisyeni olarak
tanımladınız. Masör deseniz anlarım'' demesi üzerine, sözlerine açıklık getiren
Bağış, şöyle konuştu:
''Diyetisyeni şu sebeple söylüyorum. Hepimiz daha sağlıklı bir hayat
sürebilmek için kilo vermemiz, düzenli spor yapmamız, yediklerimize dikkat
etmemiz gerektiğini biliyoruz. Ama bunu kedi irademizle yapmakta biraz
zorlanıyoruz. Çünkü her zaman kalorisi yüksek gıdalar daha çekicidir. Spor
yapmaktan çok, televizyonunu karşısında uzanıp keyif yapmak daha çekicidir.
Sağlık konusunda bir tedirginlik yaşadığımızda, bir doktora veya diyetisyene
gittiğimizde, elimize bir reçete verdikleri zaman, onu uygularsak, bu o doktorun
hayatını daha dinamikleştirmez. Ama o hastanın hayatını daha güzelleştirir. Ben,
AB'nin siyasi ve ekonomik kriterlerini böyle bir reçete, bir diyetisyen
reçetesine benzettiğim için bu benzetmeyi yapıyorum. Diyetisyenin kendisinin de
sorunları yok anlamına gelmez. Diyetisyenin de sağlıksız olabileceği, fazla
kilosu olabileceği, kalp damarının bir kısmının kapalı olabileceği, reçetenin iyi
olmadığı anlamına gelmez. Bu reçeteyi kullanmış, önümüzde 27 ülke var. 27 ülke,
reçeteyi kullanmaya başladıkları gün ile reçeteyi kullanma süresinin sonuna
geldiklerinde, aradaki farka baktığınız zaman bu ülkelerin daha
demokratikleştiğini, ekonomisinin düzeldiğini, vatandaşlarının daha çağdaş ve
modern standartlarda yaşadığın görüyoruz. Bu ülkelere faydalı olduğunu
görüyoruz.''
Müzakere sürecinde AB kriterlerini önemsediklerini dile getiren Bağış,
''Bunları Avrupa'yı mutlu etmek için değil, Türkiye'nin kendi vatandaşlarının
yaşam koşullarını daha iyi noktaya getirmesi ortak paydasında buluştuğumuz için
ben bu benzetmeyi yapıyorum'' ifadesini kullandı.
-''MÜZAKERELER İKİ NOKTANIN BİR NOKTADA...''-
Bağış, müzakerelerin iki noktanın bir noktada buluşması anlamına
gelmediğine işaret ederek, AB'nin, üye olmak isteyen ülkelere koyduğu bir takım
ön koşullar ve kurallar manzumesi bulunduğunu, buna da müktesebat denildiğini
söyledi. Bağış, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Üye olmak isteyen ülkelerin gelmesi gereken nokta budur. Bu iki
noktanın bir ortada birleşmesindense, önce ülkenin bir noktaya gelip orada
bütünleşmesi ve ondan sonra birlikte süreç içinde karar mekanizmalarını
paylaşması anlamına geliyor. Zaten Türkiye'ye karşı AB içinde ortaya konan
etkinin, direncin, soğukluğun sebebi de buludur. Çünkü Türkiye, müzakerelerini
bitirip tam üye olduğu gün Avrupa Parlamentosunda en çok koltuğa sahip ülkelerden
biri olacaktır. Bugünkü rakamlarla, kendi ebatlarında iki ülkeyle işbirliği
yaparak veto edebilecek güce sahip olabilecektir. Aynı şekilde AB bütçesinde en
çok sözü olan ülke haline gelecektir. Tabii bu, AB içindeki ülkelerin bir takım
kendi haklarını paylaşmaları anlamına gelmektedir. Onun da tepkilerini gördüğümüz
düşüncesindeyim.''
-''ULUSAL PROGRAM ÇAĞDAŞLAŞMA PROJESİDİR''-
Ulusal Program'ın bir çağdaşlaşma projesi olduğuna, içinde yoğun bir
istişare mekanizması bulunduğuna dikkati çeken Bağış, kendisinden önce aynı
görevi yapan Ali Babacan'ın muhalefetin görüşünün alınması konusunda çabası
olduğunu söyledi.
Bağış, ''ülkemizin belki A'dan Z'ye değil ama bir çok konuda değişmesi
lazım. Ama bunlar bizim çıkarlarımıza olan konulardır. Bizim çocuklarımızın
hakkının korunması, bizim kadınlarımızın toplumda daha çok yer edinmesini
sağlamamız gerekiyor. Bizim serbest pazar ekonomimizin güçlenmesi, medyamızın
daha serbest olması, özgürlüklerimizin artması isteniyor. Biz Ulusal Programı
uygularken Almanların Türkiye'deki hakkını arttırmak, İngilizlerin yatırımlarını,
İsviçrelilerin beklentilerini artırmak için yapmıyoruz ki... Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarının hak ettikleri standarda gelmesi için yapıyoruz'' diye konuştu.
-''MÜZAKERELERİN SONUCU TAM ÜYELİKTİR''-
Bağış, Türkiye ile müzakerelerin sürdüğünü ve şu ana kadar 10 faslın
açıldığına dikkati çekerek, bugüne kadar müzakerelere başlayan tüm ülkelerin bunu
bitirdiğini vurguladı. Bağış, ''Müzakerelerin sonucu tam üyeliktir. Tam üyelik
dışında AB müktesebatında bir alternatif yoktur. Her ne kadar bazı AB üyesi
ülkelerin önderleri ve muhalefet temsilcileri bir takım demeçlerle gerek bizim
motivasyonumuzu kırmak, gerek kendi ülkelerindeki iç siyaseti istismar etmek için
bazı çabalar gösterse de bunların AB kuralları ve kurumları üzerinde bir
bağlayıcılığı yok. Ben de tam üyelik dışında hiçbir alternatifi kabul
etmeyeceğimizi her fırsatta dile getiriyorum ve dile getirmeye devam edeceğim.
Bundan kimsenin şüphesi olmasın'' ifadesini kullandı.
Bağış, AK Parti Kastamonu Milletvekili Musa Sıvacıoğlu'nun Uludağ'da bir
gencin donarak ölmesini gündeme getirmesi üzerine olayın herkesi üzdüğünü
belirterek, ''İnşallah bu süreçte Türkiye, böyle olayların yaşanmadığı bir ülke
haline gelir. AB'nin neden önemli bir proje olduğunu belki bu olay bize bir kez
daha hatırlatmış olur'' dedi.
AB konusunun tek bir bakanlık ya da tek bir kurumun sorumluluğu altında
olamayacak kadar büyük proje olduğunu ve bunda herkese görev düştüğüne işaret
eden Bağış, ''Katıldığım ilk Bakanlar Kurulu toplantısında, her bakan arkadaşımın
kendi muadili olan AB komiserleriyle ilişkiler kurmaları ve kendi fasıllarıyla
ilgili görüş alışverişinde bulunmasını istedim. Muhalefet partilerinden de ricam
kendi muadillerinizle kişisel ilişkilerini artırmasıdır. Bu ülkemizin
yararınadır'' diye konuştu.
Bazı yasakların Türkiye'yi gülünç duruma soktuğunu, ülkeyi bu ayıplardan
kurtarmaları gereğini ifade eden Bağış, ''9 yaşındaki oğlum, Türkiye'de yasak
olduğunu sandığımız İnternet sitelerinden görüntü gösteriyor bana. 9 yaşındaki
çocuk bu işi çözebiliyorsa, bu yasaklar gülünçtür'' dedi.
