2016-05-03 - 16:13
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Akif Hamzaçebi başkanlığında toplandı. Kolluk Gözetim Komisyonu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı, TBMM Genel Kurul'unda kabul edilerek yasalaştı. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşma ile Oluşturulan Ortak Geri Kabul Komitesinin 2/2016 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı da kabul edilerek yasalaştı
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Akif Hamzaçebi başkanlığında toplandı.
Hamzaçebi, oturum açılışında yaptığı konuşmada, bu gecenin "Miraç Kandili" olduğunu anımsatarak, TBMM Başkanlık Divanı olarak tüm halkın ve İslam aleminin Miraç Kandilini kutladı.
Hamzaçebi, "Mirac Gecesi bizlere mana aleminde yükselip ilahi rahmet ve huzura erişmeyi bu vesileyle güzel ahlakı, doğruluğu, dürüstlüğü, sevgiyi ve saygıyı hatırlatır. Bu mübarek gecenin ülkemizin, insanımızın, İslam dünyasının ve insanlığın huzuruna, barışına, mutluluğuna vesile olmasını diler, tüm halkımızın ve İslam aleminin Mirac Gecesini kutlarız." dedi.
Gündem dışı ilk sözü alan CHP İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel, üniversitelerin sorunlarına ilişkin yaptığı konuşmada, AK Parti iktidarında üniversitelerde özgür düşüncenin ayaklar altına alındığını savundu.
Akademisyenlerin tutuklanmasını eleştiren Adıgüzel, Barış İçin Akademisyenler Bildirgesine imza atan 669 akademisyen hakkında idari, adli soruşturma başlatıldığını, 27 akademisyenin görevinden uzaklaştırıldığını ve her geçen gün bildirgeye imza atan akademisyenlerin görevden uzaklaştırılmasına devam edildiğini öne sürdü.
Adıgüzel, üniversitelerin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu, her ile üniversite açmakla övünen iktidarın üniversiteler arasındaki nitelik farkını görmezden geldiğini idda etti.
Onursal Adıgüzel, konuşmasını 6 Mayıs 1972'de idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan'ı saygı ve özlemle andığını belirtti.
Miraç Kandili dolayısıyla gündem dışı söz alan AK Parti Elazığ Milletvekili Ömer Serdar, günün anlamına dikkati çekerek, İslam coğrafyasının yangın yeri olduğunu, Ortadoğu'daki hadiselerin Müslümanları yaraladığını anlattı.
Serdar, "Filistin kanayan yaramız, Irak hüzün sebebimiz, Mısır derin acımız, Suriye mahsunluğumuz. Azerbaycan, Afganistan, Doğu Türkistan ortak derdimiz. DAEŞ, El Nusra, Boko Haram gibi terör örgütleri barış ve kardeşlik olan bir dinin ismini kirletiyor, adını lekeliyorlar. Bu terör örgütlerinin hiçbiri, bu katiller sürüsünün hiçbiri bütün inananlar kardeştir diyen bir Peygamberin yolunda ve izinde değillerdir." diye konuştu.
MHP Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy, "3 Mayıs Milliyetçiler Günü" dolayısıyla yaptığı konuşmada, günümüzde Türkiye'de milliyetçiliğin ayaklar altına alındığını, Türklük bilincinin yok sayıldığını öne sürdü.
Ersoy, 3 Mayıs 1944 tarihinin "tek parti diktatoryasına, tek adam uygulamalarına karşı sivil ve yerli bir başkaldırı" olduğunu belirterek, "Ülkemizde 3 Mayıs 1944 olaylarına benzer süreçler yaşanmaktadır. Milliyetçilik ayaklar altına alınmakta, Türk milliyetçiliğin önüne farklı engeller konulup, kirli oyunlar tezgahlanmaktadır. Her şeye rağmen 3 Mayıs ruhu, Türk milliyetçiliği davası emin ellerde yaşamaya ve yaşatılmaya devam etmektedir. Dava yürümekte, kervan yoluna devam etmektedir." ifadesini kullandı.
TBMM Başkanvekili Akif Hamzaçebi, TBMM Genel Kurulu'nda görüşmelere geçmeden siyasi parti grup başkanvekillerine 3'er dakika söz verdi.
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, Türkiye'nin uzun zamandır vahim saldırılar altında bulunduğunu belirterek, bu zamanlarda herkesin el ele vererek, güç birliği içinde olması gerektiğini ifade etti.
Terörün ve teröristlerin halktaki güven duygusunu ortadan kaldırmak için, günlük hayatı zehirlemek için eylemlerde bulunduğunu anlatan Akçay, DAEŞ terör örgütünün Kilis'e yönelik saldırılarının, terör örgütü PKK'nın da Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri başta olmak üzere çeşitli yerlerde gerçekleştirdiği saldırıların bu amaca yönelik olduğunu kaydetti.
Akçay, "Ülkede yaşayan herkes, her türlü saldırıya karşı vatandaşlar olarak omuz omuza vermeliyiz. Bu konuda en büyük sorumluluk iktidara düşmektedir. Başkanlık, laiklik ve yeni anayasa tartışmalarıyla Türkiye'yi cepheleştirmekten vazgeçmeli ve düşman birleşirken vatandaş ayrıştırılmamalıdır." diye konuştu.
HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken de AK PARTİ iktidarının demokratik eylem ve etkinliklerde halka yönelik topyekun bir saldırı başlattığını öne sürerek, şunları söyledi:
"AKP hükümeti saldırı dalgasını Meclis çalışmalarına da taşımaya kararlı görünüyor. Genel Kurul çalışmalarında, gerekse komisyon çalışmalarında, aylardır buraya milletvekilliği yapmaya değil, bir takım merkezlerin fedailiğini yapmaya gelen bir linç güruhu tarzında muhalefet partilerine yönelik saldırılar geliştiriliyor."
Baluken, geçen hafta TBMM Genel Kurulu ve Anayasa Komisyonunda, dün de yine Anayasa Komisyonu'nda yaşanan olayların Meclis'e yakışmadığını belirterek, "Saldırıların ve linçlerin bilinçli olduğu bugün Başbakan Davutoğlu'nun yaptığı açıklamalarla açıkça kendini ele veriyor. Dün Anayasa Komisyonu'ndaki görüntüleri 'AKP grubunun destan yazdığı' şeklinde tanımlayan bir anlayış çok planlı ve bilinçli şekilde bu şiddet ortamını Meclise taşıma konusunda kararlı olduğunu ortaya koyuyor." ifadesini kullandı.
İdris Baluken, "Saldırı ve lincin boyutu ne olursa olsun muhalefet partilerini biat ettirmeyi, bizi susturmayı amaçlayan saldırılara karşı bedeli ne olursa olsun tek bir geri adım atmayacağımızı ifade etmek istiyorum." dedi.
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay ise Türkiye'nin basın özgürlüğüyle ilgili uluslararası karnesinin her geçen gün daha kötüye gittiğini öne sürerek, "Bir ülkede basın özgür değilse o ülkede bırakın ileriyi, demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Tepki ve protesto haklarının kullanılmasını engelleyen hükümetin uygulaması demokrasiyle bağdaşmaz. Buna siyasi sıfat yakıştırmak gerekirse burada diktatörlükten bahsedilir. 'Milletin oyuyla geldik' siyasi şımarıklığıyla bu despotluğun, zulmün, hak gaspının daha fazla Türkiye'de taşınması mümkün değildir." değerlendirmesinde bulundu.
AK PARTİ Grup Başkanvekili Naci Bostancı da Baluken'in sözlerini esefle karşıladıklarını ve şiddetle karşı çıktıklarını belirterek, TBMM çalışmalarında gerilimi yükselten tarafın HDP olduğunu öne sürdü.
İktidar olarak parlamentonun çalışmalarında sükuneti korumak için azami derecede hassas davrandıklarını anlatan Bostancı, şöyle konuştu:
"HDP vekilleri gerilimi yükseltmiş ve olayların çıkmasının müsebbibi olmuşlardır. Komisyonun kurallara uygun yürümesinden bizim açımızdan herhangi bir beis olmaz. Bir tür siyasal gerilim yaratarak bunun üzerinde stratejiyle netice almaya çalışmak yönündeki bir akılla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum."
Bostancı, geçmişte parlamentoda acı olaylar yaşandığına dikkati çekerek, "Bu ülkenin ortak geleceği için hep beraber müzakere etmeye, konuşmaya devam edeceğiz. Bütün bunları yaparken kesinlikle şiddetten uzak, insanların fikirlerini serbestçe söyleyebildiği, hukuka ve ahlaka uygun müzakere zeminlerin teşekkül edilmesidir. Biz buna dikkat edeceğiz, ümit ederim diğer arkadaşlar da dikkat ederler." dedi.
AK PARTİ'li Bostancı'nın açıklamaları üzerine tekrar söz alan Baluken, meselenin sadece HDP'ye yönelik saldırılar olmadığını belirterek, geçen haftalarda CHP'li milletvekillerine yönelik de Genel Kurul kürsüsünde saldırılar yapıldığını anımsattı.
İktidar partisini aylardır bu tür konular hakkında uyardıklarını, gerekli tedbirlerin alınmasını istediklerini vurgulayan Baluken, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Linç ve saldırı dalgasını kırmaya yönelik çaba göstermek yerine bunları meşrulaştıran tutum ve anlayış içindesiniz. Böyle devam edin isterseniz. Bu Meclis Genel Kurulu'nda hiç birimizin onaylamadığı, son derece ciddi bir takım olaylar yaşanırsa her birimiz pişman olacağız. Umarım ki meşrulaştırma arayışından vazgeçer bir an önce özellikle iktidar milletvekilleri olarak Meclise yakışmayan olayların önlenmesi için tedbirleri alırsınız diye ümit ediyoruz."
TBMM Genel Kurulu'nda HDP'nin, Kilis başta olmak üzere sınır illerindeki vatandaşların can ve mal güvenliğinin tehdit altında olduğu gerekçesiyle genel görüşme açılması talebinin gündeme alınmasına ilişkin grup önerisi, kabul edilmedi.
HDP Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul, son dönemde Kilis'e atılan roketlere işaret ederek, bu roketlerin nereden geldiğini herkesin bildiğini, ancak hükümetin bilmezlikten geldiğini ileri sürdü.
İktidar yetkilileri ve mülki amirlerin konuya ilişkin açıklamalarını tekrarlayan Toğrul, vatandaşların düşen roketlerden korunmasına yönelik AFAD tarafından hazırlanan broşürleri eleştirdi.
Toğrul, iktidarın Kilis'e düşen roketler konusunda gerekli önlemleri almadığını ileri sürerek, terör saldırılarına ilişkin yabancı ülkelerden gelen uyarı nitelikli istihbaratların da dikkate alınmadığını iddia etti. Terör saldırılarından sonra yapılan ilk işin yayın yasağı getirilmesi olduğunu söyleyen Toğrul, Türkiye'nin Suriye politikasını da eleştirdi.
MHP Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan da sınırlarda yaşananların, sadece bugünün meselesi değil, çözüm sürecinin eseri olduğunu söyledi.
Bölgede hem içte hem dışta uygulanan politikaların Türkiye'yi sıkıntıya soktuğunu ifade eden Ayhan, "Kilis perişan. Hergün füze isabet ediyor. Vatandaşlar korku içinde. O bölgede PKK'nın olmadığı tek il. Kilis terör örgütlerinin açık hedefi haline gelmiş. Göçler başlamış. Esnaf kan ağlıyor. Hükümet duyarsız. MHP Kilis'in ve Kilisli vatandaşlarımızın yanında oldu. Şimdi hiç kimse bizim AKP gibi Kilis'e yüz çevirmemizi beklememeli." değerlendirmesinde bulundu.
Hükümetin acil olarak Kilislilerin beklentilerini yerine getirmesi gerektiğini söyleyen Ayhan, şöyle devam etti:
"Türkiye'nin milli bekasının parametrelerini başka ülkelerin inisiyatifine terk etmemesi lazım. Biz tezkereyi burada niye verdik? Ne yapıyorsunuz tezkereyle? Türkiye Cumhuriyeti egemen bir devlet. Milli, üniter ve güçlü bir devlet, sınırlarını hiç kimsenin himmet ve desteğine ihtiyaç duymadan koruyacak siyasi tasarruf ve stratejilerini bizzat kendisi tayin etmek mecburiyetindedir. Niye buraya geldiniz de bunu istediniz? Türk milleti kendi söküğü varsa, kendi dikecek, kendi göbek bağını kendi kesecek dirayet ve tecrübeye sahip. Ülkeyi yöneten hükümet acz içinde."
Hükümetin terörle kararlı bir şekilde mücadele etmesi gerektiğinin altını çizen Ayhan, "Şunu buradan söylüyorum; siz sınırın iki tarafındaki terör örgütlerini temizleyin, sonuna kadar MHP, hükümetin arkasında. Hergün beyanat verip 'angajman kuralları uygulanacak' demek oradaki vatandaşın işini çözmüyor. Milletvekillerine F klavye vermek, milliyetçilik olmuyor. Bu meseleyi çözün." diye konuştu.
CHP Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz da Kilis'te yaşananlara bakıldığında hükümetten kapsamlı bir açıklama yapılmasını beklediklerini, ancak bu beklentilerinin karşılanmadığını dile getirdi.
Hükümet tarafından 25 Nisan'da dört maddelik Kilis'e yönelik eylem planı açıklandığını, ancak o günden bu yana da roketlerin düşmeye devam ettiğini, vatandaşın hala mağdur olduğunu belirten Yılmaz, şunları kaydetti:
"Bizim bir kentimize ciddi bir saldırı var. Bu saldırı dışarıdan geliyor. Bu roketleri atanlar elbette belli. Türkiye'de sokakta yürüyen 3 yaşındaki bir çocuğa sorsanız, eğer aklı kamil olmuşsa kimin yaptığını söyler. Bunu yapan katil IŞİD terör örgütü, bunu bir kere bilelim. Bunun adını koyalım. Türkiye bunun adını koyduğu için IŞİD'den ilave bir tehdit algılamasına giremez, bunun adını koymadığı zaman bunlar devam eder. Çünkü bir şeyi teşhis etmek tedbiri de getirir. Bizim, bu konuda maalesef hükümetin doğru dürüst bir tedbir aldığını görmüyoruz. Bu konuyla ilgili ne tür bir çalışma yapıldığını da şu ana kadar görmedik, şahit olmadık, sadece Bakanlar Kurulundaki açıklama dışında."
İktidarın Suriye politikasını ve Arap Baharı'ndaki tutumunu da eleştiren Yılmaz, gelinen noktada tüm ülkelerle sorunlu, terör saldırılarının hedefi haline gelmiş bir ülke konumuna düşüldüğünü savundu.
Yılmaz, "Angajman kuralları' diye bir şey tutturulmuş. Ya, kardeşim, angajman kuralları senin hava sahanı ihlal eden, senin toprağını taciz eden bir devlete karşı uygulanır. Bir terör örgütüne karşı angajman uygulanmaz, onu yok edersin sen. Ne angajmanından bahsediyorsun? Gerekirse onu yok edersin." dedi.
Türkiye'nin ulusal güvenliğine ilişkin ciddi tedbir alması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, "Hükümetin açık açık tedbir alması lazım. IŞİD'i terör örgütü olarak gördüğünü ilan etmiş, gereğini de yapması lazım." ifadelerini kullandı.
AK PARTİ Kilis Milletvekili Reşit Polat ise hükümetin terör saldırıları ve bölgeye düşen roketlerle ilgili gerekli karşılığı her zaman verdiğini kaydetti.
Polat, "Bizim topraklarımıza kasteden bir terör örgütünü, şehit eden bir terör örgütünü biz görmezden mi geleceğiz? Tabii ki gerekli müdahaleyi yapacağız." diye konuştu.
DAEŞ'in bir terör örgütü olduğunu, hükümetin bunu en başta ilan ettiğini hatırlatan Polat, polemiklerle vakit kaybetmek yerine bu terör örgütünün Türkiye'den nasıl uzaklaştırılacağına dair işbirliği içinde çalışmak gerektiğini vurguladı.
Polat, "Biz sürekli DEAŞ mevzilerini vuruyoruz. Ama 'Bu milletin birliği, dirliği için hemen anında bir kara operasyonu gerçekleştirelim ve o terör örgütünü oradan uzaklaştıralım' derseniz, tabii ki bu seçenek de görüşülüyor. Bilindiği üzere bu seçenekler bir anlık değil, bir strateji gerektiren ve askeri uzmanların karar vereceği konular. Biz Meclis olarak karar alabiliriz, o ayrı. Ama Kıbrıs Barış Herakatı'nda bile yapılan operasyon, dört beş sene sonra gerçekleşmiş." dedi.
Görüşmelerin ardından HDP'nin grup önerisi kabul edilmedi.
AK Parti Grup Başkanvekili Naci Bostancı, "Dokunulmazlıklar meselesinde hukukun dışında bir şey yok. Yargıdan korkacak bir şey yok. Hukukun dışında hiçbir iş yok. Hukukun dışında atılmış hiçbir adım yok. Her şey hukuk çerçevesinde." dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, "Kolluk Gözetim Komisyonu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı" görüşülüyor.
Tasarı görüşmelerinde söz alan HDP Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul, seçim bölgesinde yaşanan terör olayının ardından, vali ve emniyet müdürünü aradığını ancak görüşemediğini belirterek, "Sayın vali ve emniyet müdürüne geçmiş olsun dileklerimi ancak mesajla iletebildim. Hangi güç 103 bin oy almış vekilin telefonlarına çıkmama yetkisini verdi. Biz bu yetkiyi kimin verdiğini biliyoruz, bunun altında kalmayacağız." diye konuştu.
HDP Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp de demokrasinin tanımını yaparak, "Bugün demokrasiyle yönetilen ülkede bahsediyoruz ama yüzde 49,5'un tahakkümü yüzde 50'nin üzerinde." ifadelerini kullandı.
Devletin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde "katliam yaptığı" iddiasında bulunan Yiğitalp, şehir merkezlerinde kültür ve tarih varlıklarının, insana dair değerlerin yok edildiğini kaydetti.
Yiğitalp, HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda, AK Parti'nin yoğun bir çalışma yaptığını belirterek, "HDP olmayınca siz bu ülkeyi yöneteceğinizi mi sanıyorsunuz. Bu Meclis'in meşru olacağını mı düşünüyorsunuz. Bu Meclis'in hiçbir zaman meşruiyeti olmaz, olmayacak." dedi.
HDP'li milletvekillerine dokunulmazlıklar üzerinden operasyonlar yapılmaya çalışıldığını iddia eden Yiğitalp, "Bizim zaten dokunulmazlık derdimiz yok. Biz dokunulmaz olsak ne olur, olmasak ne olur? Ama 5 milyon insanın iradesini yok saymak demokrasiye saygının ölçütü değildir." ifadesini kullandı.
AK Parti Grup Başkanvekili Naci Bostancı da HDP'li Yiğitalp'in sözleri üzerine, sataşma gerekçesiyle söz alarak, "Kimin katliam yaptığını halk iyi biliyor. Halk bütün bunların cevabını sahada veriyor, sandık konulduğunda da verecek. Katliamı yapanlar teröristler, o teröristlere ilişkin ağzınızdan tek bir söz çıkmıyor, tek bir olumsuz söz söylemiyorsunuz. O insanların ölümünden de sorumlu olanları da bu millet biliyor. Şehitlerin hayatını kaybetmesinden de sorumlu olanları biliyor." yanıtını verdi.
AK Parti'nin politikasının bu ülkeye, insanlara, halka, kamu güvenliğine bir meydan okuma olduğunda, bunu cevaplamak olduğunu vurgulayan Bostancı, şöyle devam etti:
"Asıl olan devletin, kamunun güvenliği için mücadele ederek terörün karşısına çıkmasıdır. Bunun altında kalanlar, terörün diliyle bu işleri değerlendirenlerdir. Biz herkese, milletten oy almış herkese saygı duyarız. Dokunulmazlıklar meselesinde hukukun dışında bir şey yok. Yargıdan korkacak bir şey yok. Eğer insanlar yargıya intikal etmiş dosyaları itibariyle problemliyse yargı gerekeni yapacak, değilse problem yok. Hukukun dışında hiçbir iş yok. Hukukun dışında atılmış hiçbir adım yok. Herşey hukuk çerçevesinde." değerlendirmesinde bulundu.
Genel Kurul'da tasarı görüşmelerine geçilmeden önce CHP İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya, Emekli Sandığı Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi üzerine söz alarak konuştu.
Akkaya, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu'nun dün TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmayı eleştirerek, verdiği kanun teklifinin memur emeklilerinin hakkının teslim edilmesiyle ilgili olduğunu belirtti.
Yargı kararlarına rağmen, 2 yıldan beri haksızlığın giderilmesi için iktidarın bir kanun teklifinde bulunmadığını anlatan Akkaya, "30 yıldan fazla bu ülkeye hizmet etmiş memurların anasının ak sütü gibi helal olan ikramiyelerinin verilmesi için gelin bu yasa teklifini destekleyin, onların da bu mağduriyetlerini ortadan kaldıralım." dedi.
Yapılan oylama sonucunda Akkaya'nın kanun teklifi reddedildi.
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
Hamzaçebi, oturum açılışında yaptığı konuşmada, bu gecenin "Miraç Kandili" olduğunu anımsatarak, TBMM Başkanlık Divanı olarak tüm halkın ve İslam aleminin Miraç Kandilini kutladı.
Hamzaçebi, "Mirac Gecesi bizlere mana aleminde yükselip ilahi rahmet ve huzura erişmeyi bu vesileyle güzel ahlakı, doğruluğu, dürüstlüğü, sevgiyi ve saygıyı hatırlatır. Bu mübarek gecenin ülkemizin, insanımızın, İslam dünyasının ve insanlığın huzuruna, barışına, mutluluğuna vesile olmasını diler, tüm halkımızın ve İslam aleminin Mirac Gecesini kutlarız." dedi.
Gündem dışı ilk sözü alan CHP İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel, üniversitelerin sorunlarına ilişkin yaptığı konuşmada, AK Parti iktidarında üniversitelerde özgür düşüncenin ayaklar altına alındığını savundu.
Akademisyenlerin tutuklanmasını eleştiren Adıgüzel, Barış İçin Akademisyenler Bildirgesine imza atan 669 akademisyen hakkında idari, adli soruşturma başlatıldığını, 27 akademisyenin görevinden uzaklaştırıldığını ve her geçen gün bildirgeye imza atan akademisyenlerin görevden uzaklaştırılmasına devam edildiğini öne sürdü.
Adıgüzel, üniversitelerin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu, her ile üniversite açmakla övünen iktidarın üniversiteler arasındaki nitelik farkını görmezden geldiğini idda etti.
Onursal Adıgüzel, konuşmasını 6 Mayıs 1972'de idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan'ı saygı ve özlemle andığını belirtti.
Miraç Kandili dolayısıyla gündem dışı söz alan AK Parti Elazığ Milletvekili Ömer Serdar, günün anlamına dikkati çekerek, İslam coğrafyasının yangın yeri olduğunu, Ortadoğu'daki hadiselerin Müslümanları yaraladığını anlattı.
Serdar, "Filistin kanayan yaramız, Irak hüzün sebebimiz, Mısır derin acımız, Suriye mahsunluğumuz. Azerbaycan, Afganistan, Doğu Türkistan ortak derdimiz. DAEŞ, El Nusra, Boko Haram gibi terör örgütleri barış ve kardeşlik olan bir dinin ismini kirletiyor, adını lekeliyorlar. Bu terör örgütlerinin hiçbiri, bu katiller sürüsünün hiçbiri bütün inananlar kardeştir diyen bir Peygamberin yolunda ve izinde değillerdir." diye konuştu.
MHP Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy, "3 Mayıs Milliyetçiler Günü" dolayısıyla yaptığı konuşmada, günümüzde Türkiye'de milliyetçiliğin ayaklar altına alındığını, Türklük bilincinin yok sayıldığını öne sürdü.
Ersoy, 3 Mayıs 1944 tarihinin "tek parti diktatoryasına, tek adam uygulamalarına karşı sivil ve yerli bir başkaldırı" olduğunu belirterek, "Ülkemizde 3 Mayıs 1944 olaylarına benzer süreçler yaşanmaktadır. Milliyetçilik ayaklar altına alınmakta, Türk milliyetçiliğin önüne farklı engeller konulup, kirli oyunlar tezgahlanmaktadır. Her şeye rağmen 3 Mayıs ruhu, Türk milliyetçiliği davası emin ellerde yaşamaya ve yaşatılmaya devam etmektedir. Dava yürümekte, kervan yoluna devam etmektedir." ifadesini kullandı.
TBMM Başkanvekili Akif Hamzaçebi, TBMM Genel Kurulu'nda görüşmelere geçmeden siyasi parti grup başkanvekillerine 3'er dakika söz verdi.
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, Türkiye'nin uzun zamandır vahim saldırılar altında bulunduğunu belirterek, bu zamanlarda herkesin el ele vererek, güç birliği içinde olması gerektiğini ifade etti.
Terörün ve teröristlerin halktaki güven duygusunu ortadan kaldırmak için, günlük hayatı zehirlemek için eylemlerde bulunduğunu anlatan Akçay, DAEŞ terör örgütünün Kilis'e yönelik saldırılarının, terör örgütü PKK'nın da Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri başta olmak üzere çeşitli yerlerde gerçekleştirdiği saldırıların bu amaca yönelik olduğunu kaydetti.
Akçay, "Ülkede yaşayan herkes, her türlü saldırıya karşı vatandaşlar olarak omuz omuza vermeliyiz. Bu konuda en büyük sorumluluk iktidara düşmektedir. Başkanlık, laiklik ve yeni anayasa tartışmalarıyla Türkiye'yi cepheleştirmekten vazgeçmeli ve düşman birleşirken vatandaş ayrıştırılmamalıdır." diye konuştu.
HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken de AK PARTİ iktidarının demokratik eylem ve etkinliklerde halka yönelik topyekun bir saldırı başlattığını öne sürerek, şunları söyledi:
"AKP hükümeti saldırı dalgasını Meclis çalışmalarına da taşımaya kararlı görünüyor. Genel Kurul çalışmalarında, gerekse komisyon çalışmalarında, aylardır buraya milletvekilliği yapmaya değil, bir takım merkezlerin fedailiğini yapmaya gelen bir linç güruhu tarzında muhalefet partilerine yönelik saldırılar geliştiriliyor."
Baluken, geçen hafta TBMM Genel Kurulu ve Anayasa Komisyonunda, dün de yine Anayasa Komisyonu'nda yaşanan olayların Meclis'e yakışmadığını belirterek, "Saldırıların ve linçlerin bilinçli olduğu bugün Başbakan Davutoğlu'nun yaptığı açıklamalarla açıkça kendini ele veriyor. Dün Anayasa Komisyonu'ndaki görüntüleri 'AKP grubunun destan yazdığı' şeklinde tanımlayan bir anlayış çok planlı ve bilinçli şekilde bu şiddet ortamını Meclise taşıma konusunda kararlı olduğunu ortaya koyuyor." ifadesini kullandı.
İdris Baluken, "Saldırı ve lincin boyutu ne olursa olsun muhalefet partilerini biat ettirmeyi, bizi susturmayı amaçlayan saldırılara karşı bedeli ne olursa olsun tek bir geri adım atmayacağımızı ifade etmek istiyorum." dedi.
CHP Grup Başkanvekili Engin Altay ise Türkiye'nin basın özgürlüğüyle ilgili uluslararası karnesinin her geçen gün daha kötüye gittiğini öne sürerek, "Bir ülkede basın özgür değilse o ülkede bırakın ileriyi, demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Tepki ve protesto haklarının kullanılmasını engelleyen hükümetin uygulaması demokrasiyle bağdaşmaz. Buna siyasi sıfat yakıştırmak gerekirse burada diktatörlükten bahsedilir. 'Milletin oyuyla geldik' siyasi şımarıklığıyla bu despotluğun, zulmün, hak gaspının daha fazla Türkiye'de taşınması mümkün değildir." değerlendirmesinde bulundu.
AK PARTİ Grup Başkanvekili Naci Bostancı da Baluken'in sözlerini esefle karşıladıklarını ve şiddetle karşı çıktıklarını belirterek, TBMM çalışmalarında gerilimi yükselten tarafın HDP olduğunu öne sürdü.
İktidar olarak parlamentonun çalışmalarında sükuneti korumak için azami derecede hassas davrandıklarını anlatan Bostancı, şöyle konuştu:
"HDP vekilleri gerilimi yükseltmiş ve olayların çıkmasının müsebbibi olmuşlardır. Komisyonun kurallara uygun yürümesinden bizim açımızdan herhangi bir beis olmaz. Bir tür siyasal gerilim yaratarak bunun üzerinde stratejiyle netice almaya çalışmak yönündeki bir akılla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum."
Bostancı, geçmişte parlamentoda acı olaylar yaşandığına dikkati çekerek, "Bu ülkenin ortak geleceği için hep beraber müzakere etmeye, konuşmaya devam edeceğiz. Bütün bunları yaparken kesinlikle şiddetten uzak, insanların fikirlerini serbestçe söyleyebildiği, hukuka ve ahlaka uygun müzakere zeminlerin teşekkül edilmesidir. Biz buna dikkat edeceğiz, ümit ederim diğer arkadaşlar da dikkat ederler." dedi.
AK PARTİ'li Bostancı'nın açıklamaları üzerine tekrar söz alan Baluken, meselenin sadece HDP'ye yönelik saldırılar olmadığını belirterek, geçen haftalarda CHP'li milletvekillerine yönelik de Genel Kurul kürsüsünde saldırılar yapıldığını anımsattı.
İktidar partisini aylardır bu tür konular hakkında uyardıklarını, gerekli tedbirlerin alınmasını istediklerini vurgulayan Baluken, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Linç ve saldırı dalgasını kırmaya yönelik çaba göstermek yerine bunları meşrulaştıran tutum ve anlayış içindesiniz. Böyle devam edin isterseniz. Bu Meclis Genel Kurulu'nda hiç birimizin onaylamadığı, son derece ciddi bir takım olaylar yaşanırsa her birimiz pişman olacağız. Umarım ki meşrulaştırma arayışından vazgeçer bir an önce özellikle iktidar milletvekilleri olarak Meclise yakışmayan olayların önlenmesi için tedbirleri alırsınız diye ümit ediyoruz."
TBMM Genel Kurulu'nda HDP'nin, Kilis başta olmak üzere sınır illerindeki vatandaşların can ve mal güvenliğinin tehdit altında olduğu gerekçesiyle genel görüşme açılması talebinin gündeme alınmasına ilişkin grup önerisi, kabul edilmedi.
HDP Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul, son dönemde Kilis'e atılan roketlere işaret ederek, bu roketlerin nereden geldiğini herkesin bildiğini, ancak hükümetin bilmezlikten geldiğini ileri sürdü.
İktidar yetkilileri ve mülki amirlerin konuya ilişkin açıklamalarını tekrarlayan Toğrul, vatandaşların düşen roketlerden korunmasına yönelik AFAD tarafından hazırlanan broşürleri eleştirdi.
Toğrul, iktidarın Kilis'e düşen roketler konusunda gerekli önlemleri almadığını ileri sürerek, terör saldırılarına ilişkin yabancı ülkelerden gelen uyarı nitelikli istihbaratların da dikkate alınmadığını iddia etti. Terör saldırılarından sonra yapılan ilk işin yayın yasağı getirilmesi olduğunu söyleyen Toğrul, Türkiye'nin Suriye politikasını da eleştirdi.
MHP Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan da sınırlarda yaşananların, sadece bugünün meselesi değil, çözüm sürecinin eseri olduğunu söyledi.
Bölgede hem içte hem dışta uygulanan politikaların Türkiye'yi sıkıntıya soktuğunu ifade eden Ayhan, "Kilis perişan. Hergün füze isabet ediyor. Vatandaşlar korku içinde. O bölgede PKK'nın olmadığı tek il. Kilis terör örgütlerinin açık hedefi haline gelmiş. Göçler başlamış. Esnaf kan ağlıyor. Hükümet duyarsız. MHP Kilis'in ve Kilisli vatandaşlarımızın yanında oldu. Şimdi hiç kimse bizim AKP gibi Kilis'e yüz çevirmemizi beklememeli." değerlendirmesinde bulundu.
Hükümetin acil olarak Kilislilerin beklentilerini yerine getirmesi gerektiğini söyleyen Ayhan, şöyle devam etti:
"Türkiye'nin milli bekasının parametrelerini başka ülkelerin inisiyatifine terk etmemesi lazım. Biz tezkereyi burada niye verdik? Ne yapıyorsunuz tezkereyle? Türkiye Cumhuriyeti egemen bir devlet. Milli, üniter ve güçlü bir devlet, sınırlarını hiç kimsenin himmet ve desteğine ihtiyaç duymadan koruyacak siyasi tasarruf ve stratejilerini bizzat kendisi tayin etmek mecburiyetindedir. Niye buraya geldiniz de bunu istediniz? Türk milleti kendi söküğü varsa, kendi dikecek, kendi göbek bağını kendi kesecek dirayet ve tecrübeye sahip. Ülkeyi yöneten hükümet acz içinde."
Hükümetin terörle kararlı bir şekilde mücadele etmesi gerektiğinin altını çizen Ayhan, "Şunu buradan söylüyorum; siz sınırın iki tarafındaki terör örgütlerini temizleyin, sonuna kadar MHP, hükümetin arkasında. Hergün beyanat verip 'angajman kuralları uygulanacak' demek oradaki vatandaşın işini çözmüyor. Milletvekillerine F klavye vermek, milliyetçilik olmuyor. Bu meseleyi çözün." diye konuştu.
CHP Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz da Kilis'te yaşananlara bakıldığında hükümetten kapsamlı bir açıklama yapılmasını beklediklerini, ancak bu beklentilerinin karşılanmadığını dile getirdi.
Hükümet tarafından 25 Nisan'da dört maddelik Kilis'e yönelik eylem planı açıklandığını, ancak o günden bu yana da roketlerin düşmeye devam ettiğini, vatandaşın hala mağdur olduğunu belirten Yılmaz, şunları kaydetti:
"Bizim bir kentimize ciddi bir saldırı var. Bu saldırı dışarıdan geliyor. Bu roketleri atanlar elbette belli. Türkiye'de sokakta yürüyen 3 yaşındaki bir çocuğa sorsanız, eğer aklı kamil olmuşsa kimin yaptığını söyler. Bunu yapan katil IŞİD terör örgütü, bunu bir kere bilelim. Bunun adını koyalım. Türkiye bunun adını koyduğu için IŞİD'den ilave bir tehdit algılamasına giremez, bunun adını koymadığı zaman bunlar devam eder. Çünkü bir şeyi teşhis etmek tedbiri de getirir. Bizim, bu konuda maalesef hükümetin doğru dürüst bir tedbir aldığını görmüyoruz. Bu konuyla ilgili ne tür bir çalışma yapıldığını da şu ana kadar görmedik, şahit olmadık, sadece Bakanlar Kurulundaki açıklama dışında."
İktidarın Suriye politikasını ve Arap Baharı'ndaki tutumunu da eleştiren Yılmaz, gelinen noktada tüm ülkelerle sorunlu, terör saldırılarının hedefi haline gelmiş bir ülke konumuna düşüldüğünü savundu.
Yılmaz, "Angajman kuralları' diye bir şey tutturulmuş. Ya, kardeşim, angajman kuralları senin hava sahanı ihlal eden, senin toprağını taciz eden bir devlete karşı uygulanır. Bir terör örgütüne karşı angajman uygulanmaz, onu yok edersin sen. Ne angajmanından bahsediyorsun? Gerekirse onu yok edersin." dedi.
Türkiye'nin ulusal güvenliğine ilişkin ciddi tedbir alması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, "Hükümetin açık açık tedbir alması lazım. IŞİD'i terör örgütü olarak gördüğünü ilan etmiş, gereğini de yapması lazım." ifadelerini kullandı.
AK PARTİ Kilis Milletvekili Reşit Polat ise hükümetin terör saldırıları ve bölgeye düşen roketlerle ilgili gerekli karşılığı her zaman verdiğini kaydetti.
Polat, "Bizim topraklarımıza kasteden bir terör örgütünü, şehit eden bir terör örgütünü biz görmezden mi geleceğiz? Tabii ki gerekli müdahaleyi yapacağız." diye konuştu.
DAEŞ'in bir terör örgütü olduğunu, hükümetin bunu en başta ilan ettiğini hatırlatan Polat, polemiklerle vakit kaybetmek yerine bu terör örgütünün Türkiye'den nasıl uzaklaştırılacağına dair işbirliği içinde çalışmak gerektiğini vurguladı.
Polat, "Biz sürekli DEAŞ mevzilerini vuruyoruz. Ama 'Bu milletin birliği, dirliği için hemen anında bir kara operasyonu gerçekleştirelim ve o terör örgütünü oradan uzaklaştıralım' derseniz, tabii ki bu seçenek de görüşülüyor. Bilindiği üzere bu seçenekler bir anlık değil, bir strateji gerektiren ve askeri uzmanların karar vereceği konular. Biz Meclis olarak karar alabiliriz, o ayrı. Ama Kıbrıs Barış Herakatı'nda bile yapılan operasyon, dört beş sene sonra gerçekleşmiş." dedi.
Görüşmelerin ardından HDP'nin grup önerisi kabul edilmedi.
AK Parti Grup Başkanvekili Naci Bostancı, "Dokunulmazlıklar meselesinde hukukun dışında bir şey yok. Yargıdan korkacak bir şey yok. Hukukun dışında hiçbir iş yok. Hukukun dışında atılmış hiçbir adım yok. Her şey hukuk çerçevesinde." dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, "Kolluk Gözetim Komisyonu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı" görüşülüyor.
Tasarı görüşmelerinde söz alan HDP Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul, seçim bölgesinde yaşanan terör olayının ardından, vali ve emniyet müdürünü aradığını ancak görüşemediğini belirterek, "Sayın vali ve emniyet müdürüne geçmiş olsun dileklerimi ancak mesajla iletebildim. Hangi güç 103 bin oy almış vekilin telefonlarına çıkmama yetkisini verdi. Biz bu yetkiyi kimin verdiğini biliyoruz, bunun altında kalmayacağız." diye konuştu.
HDP Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp de demokrasinin tanımını yaparak, "Bugün demokrasiyle yönetilen ülkede bahsediyoruz ama yüzde 49,5'un tahakkümü yüzde 50'nin üzerinde." ifadelerini kullandı.
Devletin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde "katliam yaptığı" iddiasında bulunan Yiğitalp, şehir merkezlerinde kültür ve tarih varlıklarının, insana dair değerlerin yok edildiğini kaydetti.
Yiğitalp, HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda, AK Parti'nin yoğun bir çalışma yaptığını belirterek, "HDP olmayınca siz bu ülkeyi yöneteceğinizi mi sanıyorsunuz. Bu Meclis'in meşru olacağını mı düşünüyorsunuz. Bu Meclis'in hiçbir zaman meşruiyeti olmaz, olmayacak." dedi.
HDP'li milletvekillerine dokunulmazlıklar üzerinden operasyonlar yapılmaya çalışıldığını iddia eden Yiğitalp, "Bizim zaten dokunulmazlık derdimiz yok. Biz dokunulmaz olsak ne olur, olmasak ne olur? Ama 5 milyon insanın iradesini yok saymak demokrasiye saygının ölçütü değildir." ifadesini kullandı.
AK Parti Grup Başkanvekili Naci Bostancı da HDP'li Yiğitalp'in sözleri üzerine, sataşma gerekçesiyle söz alarak, "Kimin katliam yaptığını halk iyi biliyor. Halk bütün bunların cevabını sahada veriyor, sandık konulduğunda da verecek. Katliamı yapanlar teröristler, o teröristlere ilişkin ağzınızdan tek bir söz çıkmıyor, tek bir olumsuz söz söylemiyorsunuz. O insanların ölümünden de sorumlu olanları da bu millet biliyor. Şehitlerin hayatını kaybetmesinden de sorumlu olanları biliyor." yanıtını verdi.
AK Parti'nin politikasının bu ülkeye, insanlara, halka, kamu güvenliğine bir meydan okuma olduğunda, bunu cevaplamak olduğunu vurgulayan Bostancı, şöyle devam etti:
"Asıl olan devletin, kamunun güvenliği için mücadele ederek terörün karşısına çıkmasıdır. Bunun altında kalanlar, terörün diliyle bu işleri değerlendirenlerdir. Biz herkese, milletten oy almış herkese saygı duyarız. Dokunulmazlıklar meselesinde hukukun dışında bir şey yok. Yargıdan korkacak bir şey yok. Eğer insanlar yargıya intikal etmiş dosyaları itibariyle problemliyse yargı gerekeni yapacak, değilse problem yok. Hukukun dışında hiçbir iş yok. Hukukun dışında atılmış hiçbir adım yok. Herşey hukuk çerçevesinde." değerlendirmesinde bulundu.
Genel Kurul'da tasarı görüşmelerine geçilmeden önce CHP İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya, Emekli Sandığı Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi üzerine söz alarak konuştu.
Akkaya, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu'nun dün TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmayı eleştirerek, verdiği kanun teklifinin memur emeklilerinin hakkının teslim edilmesiyle ilgili olduğunu belirtti.
Yargı kararlarına rağmen, 2 yıldan beri haksızlığın giderilmesi için iktidarın bir kanun teklifinde bulunmadığını anlatan Akkaya, "30 yıldan fazla bu ülkeye hizmet etmiş memurların anasının ak sütü gibi helal olan ikramiyelerinin verilmesi için gelin bu yasa teklifini destekleyin, onların da bu mağduriyetlerini ortadan kaldıralım." dedi.
Yapılan oylama sonucunda Akkaya'nın kanun teklifi reddedildi.
***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***
