2012-05-10 - 13:05
MHP Genel Başkan Yardımcısı Emin Haluk Ayhan, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında "Afet Sigortası ve Zorunlu Deprem Sigortası" kanunu ve gündeme dair gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulundu.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Emin Haluk Ayhan, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında "Afet Sigortası ve Zorunlu Deprem Sigortası" kanunu ve gündeme dair gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulundu.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Emin Haluk Ayhan, AK Parti yönetimindeki Ülkenin, kayıt dışılığın, kaçakçıların, vurguncuların, sahtekârların, hırsızların, hilecilerin, üçkâğıtçıların, halkın sağlığıyla da oynayarak yüksek kazanç elde edenlerin kol gezdiği bir ülke görünümünde olduğunu iddia etti.
MHP'li Ayhan, ekonomik gelişmelere de değinerek sanayi üretiminin Mart ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,4 arttığını ve sanayi üretiminde ilk çeyrekte yıllık artışın yüzde 2,8 olarak sonuçlandığını, İmalat sanayi üretiminin artışının ise yüzde 1,6 olduğunu söyledi.
Memurlara hala zam yapılamadığını belirten Ayhan, uzun yıllardan beri ilk kez memurlara maaş zammı yapılamadığını, en azından avans verilmesi gerektiğini kaydetti. ''Hükümet bütçesine güvenememektedir. Bunda da haklıdır. Çünkü vergi gelirlerinde de sorun ortaya çıkmaya başlamıştır'' dedi.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Ayhan, sözlerinde şunları kaydetti:
"Afet sigortası ve zorunlu deprem sigortası kanun tasarısı yasalaştı. Bilindiği üzere; 1999 yılında 4452 sayılı Kanun ile Doğal Afetlere Karşı Alınacak Önlemler ve Doğal Afetler Nedeniyle Doğan Zararın Giderilmesi için KHK çıkarılmasına imkân sağlandı.
587 sayılı Zorunlu Deprem Sigortasına Dair KHK ile Doğal Afetler Sigortaları Kurumu (DASK) kuruldu. Bu kurum Milliyetçi Hareket Partisi'nin hükümet olduğu dönemde kurulmuştur.
Bu sistemde kamu kaynağı kullanılmamıştır. Kısa zamanda başarılı bir uygulama olmuştur. Uluslararası reasürans piyasalarında önemli bir kredibilite sağlanmış ve pek çok ülkede benzerleri kopya edilmeye başlanmıştır. Bunu söyleyen hükümet. Nereden biliyoruz. Tasarının gerekçesinden. Bunu sayın başbakan söylüyor. Niye söylüyor. Hayranlığından. 2002 öncesi icraatları takdir etmeye başladılar.
Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlık nezdinde kurulmuş ve kamu tüzel kişiliğini haiz olan Doğal Afet Sigortaları Kurumu ile bu Kanun kapsamında gerçekleştirilen iş ve işlemler, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin denetimine tabi değildir. Sayıştay'ın denetimine tabi değildir. Kamu harcırah sistemine tabi değildir. Kamu mali yönetimi ve kontrol sistemine tabi değildir. Kamu ihale sistemine tabi değildir. Kurum ve gelirleri her türlü vergi, resim ve harçtan muaf tutulmaktadır. Kurumun varlıkları ile diğer hak, gelir ve alacakları haczedilmemektedir. Kurum iflas yoluyla takip edilememektedir.Kurumun alacakları, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmektedir.
Görüldüğü üzere, kamu tüzel kişisi olan ve kamu gücü ve yetkisini kullanan Kurum tümüyle kamu hukukunun dışında tutulmakta, saydamlık, hesap verebilirlik, kaynakların verimli kullanılması, kamuoyu denetimi gibi hususlarda sorumsuz kılınmaktadır. Kamu mali yönetimi sistemi, kamu ihale sistemi, kamu denetim sistemi dışına çıkılması uygun görülmekte olup, hele ki TBMM denetiminden kaçınılması asla kabul edilemez.
Aslında doğal afetlerden zarar gören insanların ihtiyaçlarını gidermek, onları zor durumdan kurtarmak, zararlarını karşılamak, sağlıklarını kazandırmak için çalışan kurumların bu kadar hesabın ve kitabın dışında tutulmasını milletimizin vicdanına bırakıyorum.
Türkiye'de toplam yapı ruhsatı izni alan dairelerin yüzde 22'si İstanbul'dadır. Yüzde 13'ü Ankara, yüzde 4'ü ise İzmir ilindedir. Bakıldığında üç büyük ilde, tüm Türkiye'de alınan inşaat ruhsatların yaklaşık %38-39 'unun alındığı görülmektedir. Üç büyük ilin ikamete dayalı en son nüfus sayımına göre toplam nüfus içerisindeki payı ise yaklaşık % 30 civarındadır. Yani, 3 bük ilde nüfus paylarının ötesinde inşaat ruhsatları alınmadır. Bu durum kalkınmamış illerden göçün devam ettiğini veya sanal olarak yaratılmış rantlar nedeniyle bu sektörün ihtiyacın dışında geliştirildiği anlamına gelmektedir.
Burada soruması gerek husus, "hükümetin konut politikalarının altında bilimsel verilere dayalı olarak yapılmış bir çalışması olup olmadığıdır. Hangi ilde ne kadar konut açığı/fazlası olduğu bilinmekte midir? Yoksa devlet kaynakları müteahhit mantığı ile ucuz arsa ve rant olan her yerde konut yapılması yönünde midir?
Sanayi üretimi Mart ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,4 artmıştır. Böylece, sanayi üretiminde ilk çeyrekte yıllık artış yüzde 2,8 olarak sonuçlanmıştır. İmalat sanayi üretimi artışı ise yüzde 1,6'dır.
Ancak sanayi üretim artışında bir yavaşlama vardır. Geçen yılın son çeyreğinde sanayi üretimi yıllık artışı yüzde 6,5 olarak gerçeklemiş iken 2011 yılının ilk çeyreğindeki sanayi üretimi yıllık artışı ise yüzde 14,4 olarak gerçekleşmişti.Sanayi üretimi ile GSYH yıllık artışı arasında yakın bir ilişki olduğu vakıadır. Bu ilişkiye dayanarak ilk çeyrek GSYH yıllık büyümesi hedeflerin gerisinde kalacaktır.
Sanayi üretimindeki artışta iç talepten daha fazla dış talep önemli rol oynamıştır. Yılın ilk çeyreğinde ihracat yüzde 12,6 artmıştır. İç talepteki gerilemeye bağlı olarak ithalat yüzde 0,7 gerilemiştir.İhracatın artışında ise AB dışındaki pazarların olumlu katkısı vardır. AB ülkelerine yılın ilk çeyreğinde yapılan ihracat yüzde 1,5 azalırken, AB dışı ülkelere yapılan ihracat yüzde 25,6 artmıştır.
AK Parti Hükümeti rakıyı 1 TL zamlıyor. Viskiyi 9.5 TL ucuzlattı. Bunlar viskici hükümet.
Memurlara hala zam yapılmadı. Kamu Maliyesi sağlam olan bir iktidar memurlara avans vermelidir.
Tarık Haşim'inin iade edilmeme sebebi AK Parti tarafından Irak'ın teröristleri iade etmemesi olarak gösteriliyor. Haşimi yetkili iken teröristler iade ediliyor muydu? Kaldı ki teröristleri barındıran Barzani'dir. Hükümet ise onunla kol koladır.
Mahalli İdareler ve Büyükşehir Belediyeleri hususundaki düzenlemelerde kamuoyundan saklanmaktadır. Ne olduğu gazetelerden, yazarların yazdıklarından öğrenilmektedir. Parlamentoların, millet adına egemenliği kullanma araçlarından birisi, kurumların ve yöneticilerin her türlü eylem ve işlemlerini denetleyebilme yetkisine sahip olmasıdır.
TBMM adına denetim Sayıştay tarafından yapılmaktadır. Geçen dönem yeni Sayıştay kanunu çıkarılmış ve denetlenmeyen hiçbir kamu kaynağı ve kurumun olmadığı sıkça ifade edilmiştir.
Ancak tekrar denetim dışına kaçışlar başlamıştır.
AK Parti Hükümetine buradan soruyoruz, kamu adına, millet adına yapılacak denetimden niye kaçıyorsunuz? Denetimden korkunuz nedir?
AK Parti'nin denetim ve teftişe alerjisi bulunmaktadır. Denetimi, teftişi, sevmemektedir. AK Parti, ne yazık ki, denetim ve teftiş faaliyetlerini etkisiz bir hâle getirmeyi de becermiştir.
AK Parti yönetimindeki Ülkemiz maalesef, kayıt dışılığın, kaçakçıların, vurguncuların, sahtekârların, hırsızların, hilecilerin, üçkâğıtçıların, halkın sağlığıyla da oynayarak yüksek kazanç elde edenlerin kol gezdiği bir ülke görünümündedir.Ülkemizde gıda ve tarım ürünleri konusunda yoğun bir kaçakçılık da söz konusudur.
Türkiye Ziraatçılar Derneği tarafından yapılan ve resmi rakamlara dayanan bir araştırmaya göre kaçak gıda ve tarım ürünleri girişi, 10 milyar dolar gibi bir değere ulaşarak neredeyse resmi ithalat miktarına yaklaşıyor.
Türkiye'de yıllık tüketimin yaklaşık beşte birine yakın 500 bin ton kaçak şeker 25 bin ton kaçak sigara, 60 bin ton kaçak çay, 100 bin şişe kaçak alkollü içki, 500 bin civarında kaçak canlı hayvan, Türkiye genelinde tüketilen etin üçte biri kayıt dışı, ne kivi, muz, kavun, karpuz, ananas ve mango, her türlü konserveler, salam, sosis gibi hazır et ürünleri, sos, mayonez, ketçap gibi gıda katkıları, kek unu, hazır çorba, biber tozu pirinç ve bakliyat, zirai mücadele ilaçları ülkemize kaçak yollardan girmektedir.
Bu durum sınır boylarında ve kapılarında etkin bir denetimin sağlanamadığını ortaya koymaktadır. Ancak olayın ekonomik boyutuna baktığımızda, sorunun daha karmaşık olduğu görülmektedir. Kaçakçılık sektörünün bu kadar 'kârlı' bir sektör haline gelmesinde, kaçak alkol olayında gözlendiği gibi yüksek vergiler nedeniyle iç piyasada fiyatların aşırı yükselmiş olması ve et olayında gözlendiği gibi üretim düzeyinin yetersizliğinden ötürü zaman zaman aşırı fiyat artışlarının ortaya çıkması önemli bir rol oynamaktadır.
Türkiye Ziraatçılar Derneği'nin yaptığı araştırmada sağlıksız üretimin yanı sıra hileli üretimin de son derece yaygınlaştığı gözlenmiştir. Maalesef ülkemizde özellikle üretim aşamasında yeterli bir denetim uygulandığını söyleyebilmek mümkün değildir. Kaçak ve kayıtdışı gıdalar halk sağlığını tehdit etmektedir. Gıda skandallarına her gün bir yenisi eklenirken, vatandaşlar artık ne yiyeceğini, kime güveneceğini şaşırmış durumdadır. Sürekli tükettiği gıdalar sahte, zehirli, hileli, bozuk çıkmaktadır. Peki Hükümet ne yapıyor, AK Parti Hükümeti de malum, her defasında bozuk plak gibi aynı açıklamalar var.
Son birkaç aydır kaçak ve kayıt dışı gıdalarla ilgili gündeme gelen haberlere bir bakalım. Sahte bal, insan sağlığını tehdit ediyor. Yabancı bir kuruluşun raporu yayınlandı. En zehirli meyveler ülkemizde imiş. İlk 3 sıra bizde. Sebze meyvede tehlikeli düzeyde ilaç kalıntıları var. Salam, sucuk ve sosiste skandal. Bazı et ürünlerinde kullanılan nitrat oranının kanserojen madde içeren düzeye çıktığı tespit edildi. Hileli gıda ürünleri kervanına kaşar peyniri de katıldı. Uzmanlara göre bu ürünler kansere bile yol açıyor. Ekmeğe de hile karıştı. Yediğimiz ekmeklerin bir çoğunun boya katılarak rengi değiştirilmiş ekmekler olduğu ortaya çıktı.
Türkiye genelinde okullarda verilen sütlerde bazı sorunlar olmuş ve yurdumuzun dört bir yanında sütten kaynaklanan rahatsızlıklar görülmüştür.
Sağlık Bakanı, "Zehirlenme yok, rahatsızlığın nedeni süt hazımsızlığı." Milli Eğitim Bakanı, 'Zehirlenme vakası değil, çocukların süte karşı hassas".
Tarım Bakanı, 'Gıda veya süt zehirlenmesinden hastanede yatan veya hastaneye kaldırılan bir öğrenci yoktur' diye açıklamalar yapmıştır.
Bu bahaneler ve saçmalıklar bir tarafa bırakılmalı, vakit kaybetmeksizin süt dağıtımındaki belirsizlikler ve riskler giderilmelidir.
Süte su katmaya heves eden ve tarihi geçmiş sütleri fırsattan istifade ederek elinden çıkarmaya çalışan hükümet yönlendirmeli sütü bozuklar varsa adalet bunların yakasına yapışmalı ve gereğini mutlaka yerine getirmelidir. Kesinlikle gıda işine de el atılması gerekmektedir. Gıda üretiminde etkin bir denetim sistemi oluşturulmalı, tüketiciyi aldatanlara, halkın sağlığıyla oynayanlara hak ettiği ceza verilmeli ve bunlar kamuoyuna teşhir edilmelidir. Yoksa bu gidiş hiç iyi bir gidiş değil! Ancak bu konularla ilgili AK Parti Hükümeti hiç umut vermemektedir. Zira Hükümet eliyle de tüketiciyi aldatan uygulamalar yapılmaktadır.
Gelen yoğun tepkiler üzerine Nisan ayındaki elektrik faturalarında kayıp kaçak bölümü boş bırakılmış, ancak kayıp kaçak bedeli fatura tutarının içinde. Bu halkı aldatmak değilse nedir?
Faturadaki kalemine var. Kaçak elektrik kullanmayanların niye kayıp-kaçak kaçak parası ödediği itirazlarına Enerji Bakanının verdiği cevap ilginç? "Etnik ayrımcılık propagandası için kullanacaklara malzeme vermek istemiyorum." Diyor.
Bir iş adamı Türkiye'nin yarısının vergi vermediğini diğer yarısının ise bütün vergileri ödediğini söyleyerek, 'Bu durum haksız rekabet oluşturuyor' dedi. Şimşek, Vatandaşımız vergi veriyor. 65 milyon cep telefonu, otomobil sahibi vergi veriyor" "Bizim asıl vergiyi az aldığımız alan iş âlemi, kira ve faiz geliri olanlar ve kayıtdışıdır. diye konuşuyor.
Bu ülkenin bütçesi problemlidir. Dış ticareti problemlidir. Sanayisi problemlidir. Tasarrufları problemlidir. Vergi alanı problemlidir. İşsizlik zaten başa beladır."(13:05)
MHP Genel Başkan Yardımcısı Emin Haluk Ayhan, AK Parti yönetimindeki Ülkenin, kayıt dışılığın, kaçakçıların, vurguncuların, sahtekârların, hırsızların, hilecilerin, üçkâğıtçıların, halkın sağlığıyla da oynayarak yüksek kazanç elde edenlerin kol gezdiği bir ülke görünümünde olduğunu iddia etti.
MHP'li Ayhan, ekonomik gelişmelere de değinerek sanayi üretiminin Mart ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,4 arttığını ve sanayi üretiminde ilk çeyrekte yıllık artışın yüzde 2,8 olarak sonuçlandığını, İmalat sanayi üretiminin artışının ise yüzde 1,6 olduğunu söyledi.
Memurlara hala zam yapılamadığını belirten Ayhan, uzun yıllardan beri ilk kez memurlara maaş zammı yapılamadığını, en azından avans verilmesi gerektiğini kaydetti. ''Hükümet bütçesine güvenememektedir. Bunda da haklıdır. Çünkü vergi gelirlerinde de sorun ortaya çıkmaya başlamıştır'' dedi.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Ayhan, sözlerinde şunları kaydetti:
"Afet sigortası ve zorunlu deprem sigortası kanun tasarısı yasalaştı. Bilindiği üzere; 1999 yılında 4452 sayılı Kanun ile Doğal Afetlere Karşı Alınacak Önlemler ve Doğal Afetler Nedeniyle Doğan Zararın Giderilmesi için KHK çıkarılmasına imkân sağlandı.
587 sayılı Zorunlu Deprem Sigortasına Dair KHK ile Doğal Afetler Sigortaları Kurumu (DASK) kuruldu. Bu kurum Milliyetçi Hareket Partisi'nin hükümet olduğu dönemde kurulmuştur.
Bu sistemde kamu kaynağı kullanılmamıştır. Kısa zamanda başarılı bir uygulama olmuştur. Uluslararası reasürans piyasalarında önemli bir kredibilite sağlanmış ve pek çok ülkede benzerleri kopya edilmeye başlanmıştır. Bunu söyleyen hükümet. Nereden biliyoruz. Tasarının gerekçesinden. Bunu sayın başbakan söylüyor. Niye söylüyor. Hayranlığından. 2002 öncesi icraatları takdir etmeye başladılar.
Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlık nezdinde kurulmuş ve kamu tüzel kişiliğini haiz olan Doğal Afet Sigortaları Kurumu ile bu Kanun kapsamında gerçekleştirilen iş ve işlemler, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin denetimine tabi değildir. Sayıştay'ın denetimine tabi değildir. Kamu harcırah sistemine tabi değildir. Kamu mali yönetimi ve kontrol sistemine tabi değildir. Kamu ihale sistemine tabi değildir. Kurum ve gelirleri her türlü vergi, resim ve harçtan muaf tutulmaktadır. Kurumun varlıkları ile diğer hak, gelir ve alacakları haczedilmemektedir. Kurum iflas yoluyla takip edilememektedir.Kurumun alacakları, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmektedir.
Görüldüğü üzere, kamu tüzel kişisi olan ve kamu gücü ve yetkisini kullanan Kurum tümüyle kamu hukukunun dışında tutulmakta, saydamlık, hesap verebilirlik, kaynakların verimli kullanılması, kamuoyu denetimi gibi hususlarda sorumsuz kılınmaktadır. Kamu mali yönetimi sistemi, kamu ihale sistemi, kamu denetim sistemi dışına çıkılması uygun görülmekte olup, hele ki TBMM denetiminden kaçınılması asla kabul edilemez.
Aslında doğal afetlerden zarar gören insanların ihtiyaçlarını gidermek, onları zor durumdan kurtarmak, zararlarını karşılamak, sağlıklarını kazandırmak için çalışan kurumların bu kadar hesabın ve kitabın dışında tutulmasını milletimizin vicdanına bırakıyorum.
Türkiye'de toplam yapı ruhsatı izni alan dairelerin yüzde 22'si İstanbul'dadır. Yüzde 13'ü Ankara, yüzde 4'ü ise İzmir ilindedir. Bakıldığında üç büyük ilde, tüm Türkiye'de alınan inşaat ruhsatların yaklaşık %38-39 'unun alındığı görülmektedir. Üç büyük ilin ikamete dayalı en son nüfus sayımına göre toplam nüfus içerisindeki payı ise yaklaşık % 30 civarındadır. Yani, 3 bük ilde nüfus paylarının ötesinde inşaat ruhsatları alınmadır. Bu durum kalkınmamış illerden göçün devam ettiğini veya sanal olarak yaratılmış rantlar nedeniyle bu sektörün ihtiyacın dışında geliştirildiği anlamına gelmektedir.
Burada soruması gerek husus, "hükümetin konut politikalarının altında bilimsel verilere dayalı olarak yapılmış bir çalışması olup olmadığıdır. Hangi ilde ne kadar konut açığı/fazlası olduğu bilinmekte midir? Yoksa devlet kaynakları müteahhit mantığı ile ucuz arsa ve rant olan her yerde konut yapılması yönünde midir?
Sanayi üretimi Mart ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,4 artmıştır. Böylece, sanayi üretiminde ilk çeyrekte yıllık artış yüzde 2,8 olarak sonuçlanmıştır. İmalat sanayi üretimi artışı ise yüzde 1,6'dır.
Ancak sanayi üretim artışında bir yavaşlama vardır. Geçen yılın son çeyreğinde sanayi üretimi yıllık artışı yüzde 6,5 olarak gerçeklemiş iken 2011 yılının ilk çeyreğindeki sanayi üretimi yıllık artışı ise yüzde 14,4 olarak gerçekleşmişti.Sanayi üretimi ile GSYH yıllık artışı arasında yakın bir ilişki olduğu vakıadır. Bu ilişkiye dayanarak ilk çeyrek GSYH yıllık büyümesi hedeflerin gerisinde kalacaktır.
Sanayi üretimindeki artışta iç talepten daha fazla dış talep önemli rol oynamıştır. Yılın ilk çeyreğinde ihracat yüzde 12,6 artmıştır. İç talepteki gerilemeye bağlı olarak ithalat yüzde 0,7 gerilemiştir.İhracatın artışında ise AB dışındaki pazarların olumlu katkısı vardır. AB ülkelerine yılın ilk çeyreğinde yapılan ihracat yüzde 1,5 azalırken, AB dışı ülkelere yapılan ihracat yüzde 25,6 artmıştır.
AK Parti Hükümeti rakıyı 1 TL zamlıyor. Viskiyi 9.5 TL ucuzlattı. Bunlar viskici hükümet.
Memurlara hala zam yapılmadı. Kamu Maliyesi sağlam olan bir iktidar memurlara avans vermelidir.
Tarık Haşim'inin iade edilmeme sebebi AK Parti tarafından Irak'ın teröristleri iade etmemesi olarak gösteriliyor. Haşimi yetkili iken teröristler iade ediliyor muydu? Kaldı ki teröristleri barındıran Barzani'dir. Hükümet ise onunla kol koladır.
Mahalli İdareler ve Büyükşehir Belediyeleri hususundaki düzenlemelerde kamuoyundan saklanmaktadır. Ne olduğu gazetelerden, yazarların yazdıklarından öğrenilmektedir. Parlamentoların, millet adına egemenliği kullanma araçlarından birisi, kurumların ve yöneticilerin her türlü eylem ve işlemlerini denetleyebilme yetkisine sahip olmasıdır.
TBMM adına denetim Sayıştay tarafından yapılmaktadır. Geçen dönem yeni Sayıştay kanunu çıkarılmış ve denetlenmeyen hiçbir kamu kaynağı ve kurumun olmadığı sıkça ifade edilmiştir.
Ancak tekrar denetim dışına kaçışlar başlamıştır.
AK Parti Hükümetine buradan soruyoruz, kamu adına, millet adına yapılacak denetimden niye kaçıyorsunuz? Denetimden korkunuz nedir?
AK Parti'nin denetim ve teftişe alerjisi bulunmaktadır. Denetimi, teftişi, sevmemektedir. AK Parti, ne yazık ki, denetim ve teftiş faaliyetlerini etkisiz bir hâle getirmeyi de becermiştir.
AK Parti yönetimindeki Ülkemiz maalesef, kayıt dışılığın, kaçakçıların, vurguncuların, sahtekârların, hırsızların, hilecilerin, üçkâğıtçıların, halkın sağlığıyla da oynayarak yüksek kazanç elde edenlerin kol gezdiği bir ülke görünümündedir.Ülkemizde gıda ve tarım ürünleri konusunda yoğun bir kaçakçılık da söz konusudur.
Türkiye Ziraatçılar Derneği tarafından yapılan ve resmi rakamlara dayanan bir araştırmaya göre kaçak gıda ve tarım ürünleri girişi, 10 milyar dolar gibi bir değere ulaşarak neredeyse resmi ithalat miktarına yaklaşıyor.
Türkiye'de yıllık tüketimin yaklaşık beşte birine yakın 500 bin ton kaçak şeker 25 bin ton kaçak sigara, 60 bin ton kaçak çay, 100 bin şişe kaçak alkollü içki, 500 bin civarında kaçak canlı hayvan, Türkiye genelinde tüketilen etin üçte biri kayıt dışı, ne kivi, muz, kavun, karpuz, ananas ve mango, her türlü konserveler, salam, sosis gibi hazır et ürünleri, sos, mayonez, ketçap gibi gıda katkıları, kek unu, hazır çorba, biber tozu pirinç ve bakliyat, zirai mücadele ilaçları ülkemize kaçak yollardan girmektedir.
Bu durum sınır boylarında ve kapılarında etkin bir denetimin sağlanamadığını ortaya koymaktadır. Ancak olayın ekonomik boyutuna baktığımızda, sorunun daha karmaşık olduğu görülmektedir. Kaçakçılık sektörünün bu kadar 'kârlı' bir sektör haline gelmesinde, kaçak alkol olayında gözlendiği gibi yüksek vergiler nedeniyle iç piyasada fiyatların aşırı yükselmiş olması ve et olayında gözlendiği gibi üretim düzeyinin yetersizliğinden ötürü zaman zaman aşırı fiyat artışlarının ortaya çıkması önemli bir rol oynamaktadır.
Türkiye Ziraatçılar Derneği'nin yaptığı araştırmada sağlıksız üretimin yanı sıra hileli üretimin de son derece yaygınlaştığı gözlenmiştir. Maalesef ülkemizde özellikle üretim aşamasında yeterli bir denetim uygulandığını söyleyebilmek mümkün değildir. Kaçak ve kayıtdışı gıdalar halk sağlığını tehdit etmektedir. Gıda skandallarına her gün bir yenisi eklenirken, vatandaşlar artık ne yiyeceğini, kime güveneceğini şaşırmış durumdadır. Sürekli tükettiği gıdalar sahte, zehirli, hileli, bozuk çıkmaktadır. Peki Hükümet ne yapıyor, AK Parti Hükümeti de malum, her defasında bozuk plak gibi aynı açıklamalar var.
Son birkaç aydır kaçak ve kayıt dışı gıdalarla ilgili gündeme gelen haberlere bir bakalım. Sahte bal, insan sağlığını tehdit ediyor. Yabancı bir kuruluşun raporu yayınlandı. En zehirli meyveler ülkemizde imiş. İlk 3 sıra bizde. Sebze meyvede tehlikeli düzeyde ilaç kalıntıları var. Salam, sucuk ve sosiste skandal. Bazı et ürünlerinde kullanılan nitrat oranının kanserojen madde içeren düzeye çıktığı tespit edildi. Hileli gıda ürünleri kervanına kaşar peyniri de katıldı. Uzmanlara göre bu ürünler kansere bile yol açıyor. Ekmeğe de hile karıştı. Yediğimiz ekmeklerin bir çoğunun boya katılarak rengi değiştirilmiş ekmekler olduğu ortaya çıktı.
Türkiye genelinde okullarda verilen sütlerde bazı sorunlar olmuş ve yurdumuzun dört bir yanında sütten kaynaklanan rahatsızlıklar görülmüştür.
Sağlık Bakanı, "Zehirlenme yok, rahatsızlığın nedeni süt hazımsızlığı." Milli Eğitim Bakanı, 'Zehirlenme vakası değil, çocukların süte karşı hassas".
Tarım Bakanı, 'Gıda veya süt zehirlenmesinden hastanede yatan veya hastaneye kaldırılan bir öğrenci yoktur' diye açıklamalar yapmıştır.
Bu bahaneler ve saçmalıklar bir tarafa bırakılmalı, vakit kaybetmeksizin süt dağıtımındaki belirsizlikler ve riskler giderilmelidir.
Süte su katmaya heves eden ve tarihi geçmiş sütleri fırsattan istifade ederek elinden çıkarmaya çalışan hükümet yönlendirmeli sütü bozuklar varsa adalet bunların yakasına yapışmalı ve gereğini mutlaka yerine getirmelidir. Kesinlikle gıda işine de el atılması gerekmektedir. Gıda üretiminde etkin bir denetim sistemi oluşturulmalı, tüketiciyi aldatanlara, halkın sağlığıyla oynayanlara hak ettiği ceza verilmeli ve bunlar kamuoyuna teşhir edilmelidir. Yoksa bu gidiş hiç iyi bir gidiş değil! Ancak bu konularla ilgili AK Parti Hükümeti hiç umut vermemektedir. Zira Hükümet eliyle de tüketiciyi aldatan uygulamalar yapılmaktadır.
Gelen yoğun tepkiler üzerine Nisan ayındaki elektrik faturalarında kayıp kaçak bölümü boş bırakılmış, ancak kayıp kaçak bedeli fatura tutarının içinde. Bu halkı aldatmak değilse nedir?
Faturadaki kalemine var. Kaçak elektrik kullanmayanların niye kayıp-kaçak kaçak parası ödediği itirazlarına Enerji Bakanının verdiği cevap ilginç? "Etnik ayrımcılık propagandası için kullanacaklara malzeme vermek istemiyorum." Diyor.
Bir iş adamı Türkiye'nin yarısının vergi vermediğini diğer yarısının ise bütün vergileri ödediğini söyleyerek, 'Bu durum haksız rekabet oluşturuyor' dedi. Şimşek, Vatandaşımız vergi veriyor. 65 milyon cep telefonu, otomobil sahibi vergi veriyor" "Bizim asıl vergiyi az aldığımız alan iş âlemi, kira ve faiz geliri olanlar ve kayıtdışıdır. diye konuşuyor.
Bu ülkenin bütçesi problemlidir. Dış ticareti problemlidir. Sanayisi problemlidir. Tasarrufları problemlidir. Vergi alanı problemlidir. İşsizlik zaten başa beladır."(13:05)
