2021-04-28 - 20:24
TBMM KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN SEBEPLERİNİN BELİRLENMESİ KOMİSYONU TOPLANDI
Komisyona bilgi veren TÜİK Başkanı Sait Erdal Dinçer, "TÜİK'in yayınladığı verilerin, maalesef ki, sürekli olarak yanlış veya hatalı, eksik veya fazla olduğu şeklindeki ifadeler beni üzüyor. Kurumu dışarıdan izlediğimde ben de pek çok kişi gibi bununla ilgili şüpheler içine zaman zaman düştüğüm olmuştu. Ancak kurumun içinde 4 bine yakın çalışanı, 26 bölgede merkezi ve 81 ili bilfiil kapsayan büyük bir kurum içinde, bu işlerin, bu veri akışının, veri evresinin ve bunların hazırlanmasının, sunulmasının, raporlarının ne kadar ciddi ve titiz bir şekilde gerçekleştirildiğini bizzat görmek kaydıyla inanılmaz mutlu oldum." dedi.
Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç Dr. İlknur Yüksel Kaptanoğlu, "Kadınlar en az bir musallat olma davranışına maruz kalıyor. Sosyal medya aracılığıyla, teknolojik aygıtlarla yapılan ısrarlı takip genç kadınların maruz kaldığı şiddet biçimi olarak karşımıza çıkıyor." dedi.

Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Tüm Yönleriyle Araştırılarak Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu, AK Parti Malatya Milletvekili Öznur Çalık başkanlığında toplandı.

Toplantıda ilk olarak Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitü Müdürü Prof. Dr. Banu Ergöçmen, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Sinan Türkyılmaz, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü öğretim üyesi Doç Dr. İlknur Yüksel Kaptanoğlu, 2008 ve 2014 yıllarında gerçekleştirdikleri "Türkiye'de Kadına Yönelik Aile Şiddet Araştırmaları"na ilişkin sunum yaptı.

Araştırmayı yöneten Doç. Dr. İlknur Yüksel Kaptanoğlu, 2008 ve 2014 araştırma sonuçlarına göre; kadınların, yaşam boyu birlikte oldukları erkeklerden maruz kaldıkları şiddet düzeyinin 10 kadından 4'ünü etkilediğini söyledi.

Kaptanoğlu, yaşı daha ileri olan kadınların daha fazla şiddete maruz kaldıklarını da gördüklerini kaydetti.

Eğitim düzeyiyle şiddetin azalması arasında bir ilginin olup olmadığının çok tartışıldığını dile getiren Kaptanoğlu, "Sonuçlarımıza göre, şiddete maruz kalma düzeyinin eğitimi yüksek olan kadınlarda daha düşük düzeyde olduğunu söylemek mümkün. Bunu tabii yaşam boyu en az bir kere maruz kaldıkları şiddet açısından söyleyebiliyoruz. Eğitimli olsun olmasın kadınlar arasındaki şiddetin çok da büyük oranda değişmediğini gördük. Eğitimli olmanın kadınların şiddetten korunması anlamına gelmediğini söylemek için bu konudaki veri önemli." şeklinde konuştu.

Medeni durumun da önemli konulardan birisi olduğunu dile getiren Kaptanoğlu, "Boşanmış ya da ayrı yaşayan kadınların yüzde 75'inin fiziksel şiddete maruz kaldığını görüyoruz." dedi.

Kadınların en az bir ısrarlı takip (musallat olma) davranışına maruz kaldığını belirten Kaptanoğlu, "Yaş gruplarına göre farklı ısrarlı takip biçimlerine maruz kalma söz konusu. Daha çok sosyal medya aracılığıyla, teknolojik aygıtlarla yapılan ısrarlı takip genç kadınların maruz kaldığı şiddet biçimi olarak karşımıza çıkarken görüşmezse çocuklarını kendisinden almakla tehdit etmek, ailesine zarar vermek gibi ısrarlı takip biçimleri farklılaşıyor." diye konuştu.

Kontrol edici davranışlarla ilgili araştırmada ise en çarpıcı olanın, "Her zaman nerede olduğunu bilmek isteme" başlığının geldiğini aktaran Kaptanoğlu, bunu da "başka erkeklerle konuşunca sinirlenme, kıyafetlerine karışma, kadını sağlık kuruluşuna izinsiz göndermeme, sosyal paylaşım sitelerini engelleme" gibi kontrol edici davranışların izlediğini kaydetti.

Şiddetin ortaya çıkmasını engellemek için ayrımcılık, şiddet ve eşitsizlik temelli eğitimlerin önlenmesi gerektiğine vurgu yapan Kaptanoğlu, "Kadına yönelik şiddete ilişkin farkındalık ve bilinç yükseltmeyi amaçlayan eğitimlerin yürütülmesi, bu eğitimlerin meslek profesyonellerine yönelik olması gerekiyor. Medyaya yönelik eğitimler ile yasalara ilişkin bilgilendirici eğitimler önemli ihtiyaçlar arasında." diye konuştu.

TÜİK Demografi İstatistikleri Daire Başkanı Önder Değirmenci, "İstatistiklerle Kadın" başlıklı sunumunda, 31 Aralık 2020 tarihi itibarıyla Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre Türkiye nüfusunun 83 milyon 614 bin 362 olduğunu, nüfusun yüzde 49,9'unun kadın olduğunu bildirdi.

Değirmenci, 2020 yılı Yaşam Memnuniyeti Araştırması'ndan elde edilen sonuçlara göre cinsiyete göre bireylerin yaşadığı çevrede gece yalnız yürürken kendini güvende hissetme durumunun erkeklerde yüzde 69, kadınlarda yüzde 48; gece yalnız yürürken kendini güvensiz hissetme oranının ise erkeklerde yüzde 10, kadınlarda yüzde 27 olarak tespit edildiğini kaydetti.

BM'nin Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri kapsamında verileri de paylaşan Değirmenci, 20-24 yaş grubunda olup 18 yaşından önce evlenmiş kadınların oranının 2010'da 8,2 iken 2019 yılında 5,1 olarak gerçekleştiğini söyledi.

2009 ila 2019 yılları arasında cinayet sonucu ölen kadınların yıllara göre sayısını da aktaran Değirmenci, şunları kaydetti:

"Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistiklerine göre 2019 yılı içerisinde 181 kadın, cinayet sonucu öldürülmüş. AB üye ülkelerinde yüz bin nüfus başına kadın cinayet oranında Türkiye 0,63 gibi AB ortalaması seviyesinde. Cinayet nedeniyle 2009-2019 yılları arasında ölen kadınların yaş grubuna bakıldığında, cinayet nedeniyle ölen en yüksek yaş grubu 35-39 yaş arasındadır. 15 ila 49 yaş arasında bu cinayetlerin yoğunlaştığı görülüyor. Cinayet nedeniyle 2009-2019 yılları arasında ölen kadınların eğitim durumuna göre dağılımına göre en fazla oran 31,4 ile ilkokul mezunları görülüyor. Cinayet nedeniyle ölen kadınların medeni durum dağılımında ise yüzde 52'sinin evli olduğunu, yüzde 19,6'sının hiç evlenmediğini, yüzde 9'unun boşandığını, yüzde 13,5'nin ise eşinin öldüğünü görüyoruz. Cinayet nedeniyle ölen evli kadınların yıllara göre sayısına baktığımızda en son 2019'da 85 evli kadın cinayet nedeniyle öldürüldü."

Komisyon, TÜİK, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü ile Kamu Denetçiliği Kurumunun bu alandaki istatistiki verilerini, çözüm önerilerini, değerlendirmelerini de dinledi.

Kamu Denetçiliği Kurumu Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç, komisyonda yaptığı sunumda, Kuruma yapılan başvuruları titizlikle incelediklerini, bu konuda idarelerden bilgi ve belgeler istediklerini, araştırmalar yaptıklarını, ihtiyaç hasıl olursa yerinde incelemeler de yaptıklarını söyledi.

Kurumun, kadınlarla ilgili gelen şikayetlerde sadece yazışmalar yapmadığını, çoğu zaman bu sorunların daha net anlaşılması, çözüm önerilerinin daha etkili, kararların daha tesirli olması için mini toplantılar yaptıklarını dile getiren Malkoç, önemli paydaşlarından olan sivil toplum kuruluşlarının da çözüm önerilerini dinlediklerini ifade etti.

Malkoç, kurumun şikayet üzerine inceleme yaptığını belirterek, şikayet gelmese bile toplumda gündeme gelen, temel sorun niteliğinde konular varsa oralarda da özel raporlar hazırlayabildiklerini söyledi.

Türkiye'de hak ve özgürlükler konusunda, kadın hakları konusunda ve diğer konularda mevzuat düzenlemelerinin bulunduğunu anımsatan Malkoç, "Uygulamada çok sıkıntılı, zorluklarla karşılaşıyoruz. Çalışmalarımızda tespit ettiğimiz önemli problemler var. Kadına şiddet, insan hakları, kadın hakları konusunda Türkiye'de kurum eksikliği olmadığı kanaatindeyiz ama kurumlar arasında ciddi anlamda koordinasyon eksikliği var. Burada da en önemli görev Aile Bakanlığına düşüyor." dedi.

Kadın hakları, kadına karşı şiddet konusunda çalışan kamu ve STK?lerdeki görevlilerin hem teşvik açısından hem de yaptıkları iş açısından mutlaka periyodik eğitimlerinin yapılması gerektiğini belirten Malkoç, şöyle devam etti:

"Kadın hakları, kadına karşı şiddetle ilgili, kadın cinayetleriyle ilgili mutlaka Türkiye'de bir akademi kurulması gerekir. Bunu, kamu kurumlarından birisinin üstlenebileceği gibi üniversitelerden birisine de bu görev verilebilir.

Yine çok feci bir durum; kadın hakları, kadına şiddet, kadın cinayetleriyle ilgili yaklaşımda medyanın dili çok kötü, haber veriş biçimi facia; adeta kadına şiddeti teşvik edici şekilde. Hepimiz gazetelere, sosyal medyaya bakıyoruz, içimiz yanıyor. Ama o haberlere eşiyle, kız arkadaşıyla arasında problemler olanlar baktığında; 'Burada kadını dövmüş, burada kadını öldürmüş, ben de böyle yapmam gerekir...' diye bir haber dili var. RTÜK?ün bu konuda çalışması var ama bu çalışmalar genellikle vakalar olduktan sonra yapılan çalışmalar. Bir önleyici haber dilini Türkiye inşa etmek zorunda. Yaptığımız tespitlerde kadına karşı şiddet işleyenlerin büyük kısmı, bu haberlerden etkilenerek yapmış bunu. Adeta okuduğu haberler kendisine yol göstermiş."

Boşanma davalarında psikolojik desteğin artırılması gerektiğini belirten Malkoç, "Boşanma davaları maalesef çok uzuyor. Bu konuda bize vatandaşlar dert yanıyor. Boşanma davasının süresince eşlerin yanı sıra çocuklar, aileler, akrabalar, aşiretler Çin işkencesinden geçiyor. Çözülmesi zor bir olay değil. HSK'nin, Adalet Bakanlığı'nın mutlaka bu konuyu özel olarak ele alması gerekir." diye konuştu.

Aile içi şiddetle ilgili mevzuatta arabuluculuğun söz konusu olmadığını, şiddet olmayan boşanma davalarında bu yönde verdikleri tavsiye kararlarının bulunduğunu da aktartan Malkoç, aile arabuluculuğunun ihdas edilmesi kanaatinde olduklarını kaydetti.

Komisyon toplantısına katılan TÜİK Başkanı Sait Erdal Dinçer, milletvekillerinin, TÜİK'in çeşitli konularda paylaştığı veriler konusundaki eleştirilerine yanıt verdi.

Göreve geldiğinden bu yana hep bu eleştirilerle karşılaştığını ve kendisini de bunun üzdüğünü belirten Dinçer, şunları kaydetti:

"TÜİK'in yayınladığı verilerin, maalesef ki, sürekli olarak yanlış veya hatalı, eksik veya fazla olduğu şeklindeki ifadeler beni üzüyor. Kurumu dışarıdan izlediğimde ben de pek çok kişi gibi bununla ilgili şüpheler içine zaman zaman düştüğüm olmuştu. Ancak kurumun içinde 4 bine yakın çalışanı, 26 bölgede merkezi ve 81 ili bilfiil kapsayan büyük bir kurum içinde, bu işlerin, bu veri akışının, veri evresinin ve bunların hazırlanmasının, sunulmasının, raporlarının ne kadar ciddi ve titiz bir şekilde gerçekleştirildiğini bizzat görmek kaydıyla inanılmaz mutlu oldum.

Çalışan arkadaşların inanılmaz özverileri, sahadan başlamak kaydıyla veri girişini, veri girişinden analizlerini, düzenlenmesini, örneklem ve anket formlarına varana kadar titizlikle hazırlanmasına ve bunlarla ilgili yapılan çalışmalarda hiçbir an ve zaman içerisinde herhangi bir şahsın veya başka bir şekilde müdahalenin edilemediğini görmekten inanılmaz keyif aldım. Hali hazırda eksikliklerin olduğunu biliyoruz. Gelişen şartlarda TÜİK?in yerine getirmesi gereken son derece önemli, kendini yenilemesi gereken alanların olduğunun farkındayız. Bunlarla ilgili çalışmalarımızı gerekli projeler altında hayata geçirmeye başladık.

Maalesef ki 5 yıl içinde birden fazla başkanın kuruma gelmiş olması, herkesin aklında şüphe oluşturur. Gördüm ki her gelen başkanımız aynı titizlikle bu işlevi gerçekleştirmek için elinden gelen çabayı bilfiil sarf etmiş. Biz verilerimizi iki ana gruptan elde ederiz. Birisi kendimiz, doğrudan elde ederiz. Diğeri ise idari olarak, kamu kuruluşlarından, STK'lerden elde ettiğimiz veriler. Bu veriler içerisinde kendi elde ettiğimiz verilerle ilgili sıkıntım yok. Diğerlerinden elde edilen bilgilerde eksiklikler, ricalar, yapılan protokoller sonucunda istenilen boyuttaki tüm veri miktarına ulaşılamayabiliyor."