2023-12-21 - 22:54
TBMM İLE ADALET VE DIŞİŞLERİ BAKANLIKLARININ 2024 YILI BÜTÇELERİ TBMM GENEL KURULUNDA KABUL EDİLDİ
TBMM Genel Kurulunda, TBMM, Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı ile bağlı kurumların 2024 yılı bütçeleri kabul edildi.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, TBMM Genel Kurulunda, Bakanlığının 2024 yılı bütçesine ilişkin konuşmasında, adaletin ve insan haklarının küresel düzeyde ayaklar altına alındığı bir süreçten geçildiğini ifade etti.

İsrail'in 7 ekimden bu yana işgal ettiği Filistin topraklarında insanlık suçu işlemeyi sürdürdüğünü vurgulayan Tunç, uluslararası kuruluşların, uluslararası sistemin etkisiz kaldığını söyledi.

Tunç, Türkiye olarak bugüne kadar olduğu gibi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Filistinlilerin hakkını, hukukunu her platformda savunmanın gayreti içinde olacaklarını belirterek, savaş suçu işleyenlerin insanlık önünde bir gün hesap vereceğine inandığını kaydetti.

Demokratik hukuk devletinin tahkimi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi adına hükümetleri döneminde tarihi adımlar attıklarını anlatan Tunç, "Sadece temel kanunlarımızı yenilemekle kalmadık, darbe anayasanın vesayetçi ruhunu azaltan önemli reformları milletimizin desteği ile gerçekleştirdik. Milli Güvenlik Kurulu’nu, Yüksek Askeri Şura’yı, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu ve Anayasa Mahkemesini yeniden yapılandırarak demokratik hukuk devleti ilkesine uyarladık. Askeri mahkemeleri kaldırdık, askeri yargıtay, askeri yüksek idare mahkemesi, devlet güvenlik mahkemeleri, özel yetkili mahkemeler, hepsine son verdik, sivillerin dahi askeri mahkemede yargılandığı günleri yaşadık. Ülkede yargı birliğini sağladık." diye konuştu.

Bugüne kadar yapılan çalışmalara dair bilgi veren Tunç, hak arama yollarını anayasal güvenceye kavuşturduklarını, bu kapsamda çok sayıda reformu anayasada yapılan değişikliklerle hayata geçirdiklerini ifade etti. Tunç, Anayasa değişikliğiyle ilgili şöyle konuştu:

"Anayasamızda, hukuk devleti ilkesini tahkim eden, temel hak ve özgürlük alanını genişleten çok önemli düzenlemeler yapmış olmamıza rağmen, Anayasa'nın vesayetçi ruhunu azaltmış olmamıza rağmen yine de yeni bir anayasa ihtiyacımız var. Çünkü 177 maddeden oluşan anayasamızda bugüne kadar 184 değişiklik gerçekleştirildi. Bu değişiklikler anayasamızdaki yeknesaklığı bozdu. Darbe döneminde hazırlanmış olması, özgür bir tartışma ortamının olmaması, sadece darbeciler tarafından yazdırılmış olması bile yeni ve demokratik bir anayasa ihtiyacını ortaya koyuyor. O nedenle yeni dönemde kuşatıcı, temel hak ve özgürlükleri öne alan, toplumun her kesiminin görüşlerini ihtiva eden ve büyük bir mutabakatla kabul edilecek yeni ve demokratik bir anayasa yapmak milletimize olan borcumuzdur. Bunu inşallah 28. Dönem Parlamentosunun, milletimize olan bu borcu büyük bir uzlaşmayla gerçekleştireceğine inanıyorum."

Milletin ihtiyaçlarına cevap verecek güvenilir ve erişilebilir adalet sisteminin tesisi için yargı alanında reform iradelerinin planlı ve kesintisiz sürdüğünü belirten Tunç, çok sayıda yargı paketini yasalaştırdıklarını ve idari düzenlemeleri hayata geçirdiklerini anlattı.

Tunç, "Şimdi 2024-2028 yıllarını kapsayacak, Türkiye Yüzyılı'nın ilk belgeleri olarak tarihe geçecek olan insan hakları eylem planımız ve yargı reformu strateji belgemizle ilgili şu anda görüşleri almaya devam ediyoruz. Bütün çevrelerin, barolarımızın, yüksek yargımızın, istifanımızın, ilk derecelerimizin ve vatandaşlarımızdan, sivil toplum kuruluşlarından aldığımız görüşler doğrultusunda yeni yargı reformu strateji belgesini ve insan hakları eylem planını da önümüzdeki aylar içinde açıklayarak oradaki hedefler doğrultusunda çalışmaya devam edeceğiz." diye konuştu.

- "Önem verdiğimiz konuların başında ceza adaleti sistemi gelmektedir"

Yargı reformu kapsamında önem verdikleri konuların başında "ceza adalet sistemi" geldiğini belirten Tunç, bir suç ihbarı neticesinde soruşturma açılması için yeterli delil yoksa soruşturmaya yer olmadığına karar verilebilmesi imkanının mevzuatta bulunmadığını, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkının gereği olarak bu kararın verilebilme imkanını getirdiklerini, hiç kimsenin haksız, temelsiz ve yersiz suçlamalara muhatap olmamasını sağladıklarını söyledi.

Tunç, bu çerçevede 2017'den itibaren 966 bin soruşturmaya yer olmadığına kararı verildiğini ifade ederek, 1 milyon insanın lekelenmeme hakkının korunduğunu bildirdi.

Değişikliklere dair bilgi veren Tunç, eleştiri ve haber sınırını aşmayan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağına yönelik düzenlemeleri hem TCK'da hem TMK'da hem Basın Kanunu'nda yaptıklarını dile getirerek, ifade özgürlüğünün tahkimine yönelik düzenlemeleri hayata geçirdiklerini belirtti. Tunç, "Gazetecilik ve sosyal medyada twit attığı gerekçesiyle tutuklananlar, yargılananlar olduğunu söylediler. Şu anda gazetecilik faaliyeti nedeniyle cezaevlerimizde bulunan kimse yok. Atılan twitlerin içeriğine baktığımız zaman eğer o twitler gerçek hayatta suç teşkil eden bir husus, sosyal medyada da tekrarlandığında ya da aynı suç sosyal medyada twit yoluyla işlendiğinde elbette ki bir cezayla, yaptırımla karşılaşması mümkün." ifadelerini kullandı.

Kadına yönelik şiddetin önlenmesindeki kararlı mücadeleden hiçbir zaman taviz vermeyeceklerini de vurgulayan Tunç, uyuşturucu, cinsel saldırı, çocuk istismarı suçlarına verilecek cezaların da artırıldığını aktardı.

Tunç, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin kapsamının genişletilmesinin toplumsal uzlaşmaya hizmet edeceğine ve yargının iş yükünü azaltacağına inandıklarını ifade ederek, "Bu kapsamda, ceza hukuku alanında, basit usul, seri muhakeme, uzlaştırma gibi cezada alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerini devreye aldık, kapsamını da süreç içinde genişlettik. Bugüne kadar 32 bin 500 uzlaştırmacımız 1,5 milyonu aşan dosyada uzlaşma sağlamıştır." dedi.

Bakan Tunç, 10 yıllık uygulamada 5 milyondan fazla dosyanın arabulucu önüne geldiğini, bunun 3,5 milyona yakınının da anlaşma ile sonuçlandığını dile getirdi.

Tunç, kanunlarda gerçekleştirilen yeniliklerin yetmeyeceğini bildiklerini belirterek, "Önemli olan iyi uygulamadır. Kötü uygulayıcının elinde en iyi kanun bile en kötü kanun haline gelebilir. İşte bunu önlemek için de önemli adımlar attık, atmaya da devam ediyoruz." ifadesini kullandı.

- "Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı önümüzdeki yıl uygulanacak"

Önümüzdeki yıldan itibaren Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı uygulamasını başlatacaklarını aktaran Tunç, "Bundan böyle avukatlık stajına başlayabilmek için, hakim ve savcı yardımcılığı sınavına girebilmek için öncelikle hukuk fakültesi mezunlarının bir ön elemeden geçmesi, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı'nı kazanması gerekecek. Bunun, hukuk mesleklerindeki kaliteyi de artıracağına inanıyoruz." dedi.

Önemli bir diğer hususun "hakim ve savcı yardımcılığı kurumu" olduğuna işaret eden Tunç, bundan böyle 2 yıl süren hakim ve savcı adaylığı sistemi yerine 3 yıl süren hakim ve savcı yardımcılığı müessesinin getirileceğini bildirdi. Tunç, bu uygulamaya da 2024 itibariyle başlanacağını, 1 yıl Adalet Akademisi'nde, 1 yıl da tecrübeli hakim ve savcıların yanında, usta-çırak ilişkisi bulunacağını söyledi.

Bu hafta sonu ilk hakim-savcı yardımcılığı sınavının gerçekleştirileceğini belirten Tunç, sınava katılacaklara başarı diledi.

Avukatların güçlendirilmesinin de yargı alanındaki politikalarının önemli bir parçası olduğunu ve bu konuda yaptıkları düzenlemeleri anlatan Tunç, "Avukatlık Kanunu taslağı hazırlıklarını da geliştiriyoruz." dedi.

- "392 ceza infaz kurumunu kapattık"

Tunç, ceza infaz sisteminin amacının, yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, suçluları yeniden topluma kazandırmak ve toplumu suçtan korumak olduğunu ifade ederek, "Bu anlayışımızın bir parçası olarak, standartlara uymayan 392 ceza infaz kurumunu kapattık. Bugün itibariyle 405 cezaevinde 288 bin 959 tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Personel sayımızı da 25 binden, 77 bine yükselterek, insan kaynaklarımızı 3 kat artırdık." diye konuştu.

Cumhuriyet savcılıkları, ilk derece, istinaf ve temyizde toplam 11 milyon 472 bin 298 derdest dosya bulunduğunu bildiren Tunç, "2022 yılında yargı teşkilatımız ilk derece, istinaf ve temyiz olmak üzere toplam 12 milyon 147 bin dosyada karar vermiştir. Nüfus, ekonomik ilişkiler, iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve yeni suç tiplerinin ortaya çıkmasına bağlı olarak yargının iş yükü sürekli artmaktadır. Bu kapsamda, iş yükündeki artışı karşılayacak şekilde yargı teşkilatının kapasitesini güçlendirmeye devam ediyoruz." ifadelerini kullandı.

Makul sürede yargılanma hakkının daha etkin korunması amacıyla, yargıda "hedef süre" uygulaması yaptıklarını da dile getiren Tunç, "hedef süre" uygulamasının istinaf yargılamasında da faaliyete geçmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü söyledi.

Tunç, 21 yıl önce sadece 78 müstakil adalet sarayı varken bu sayıyı 366'ya yükselttiklerini, Ankara Adalet Sarayı'nın da ihalesinin gerçekleştirildiğini ve Türkiye'nin en büyük adalet sarayının Ankara'da yapılacağını aktardı.

Teknolojiyi de yargının hizmetine sunduklarını anlatan Tunç, görüşmeler sırasında yargıya yönelik eleştirilere de cevap verdi.

Tunç, görüşmeler sırasında yargının verdiği bir iki kararın gündeme getirildiğini ifade ederek, şunları kaydetti:

"Yargının hatalı kararları da olabilir ama bu hatalı kararlar yine yargı mekanizması içerisinde istinafıyla, temyiziyle düzeltilme imkanı vardır. O nedenle 24 bin hakim ve savcımızı töhmet altında bırakacak genellemelerden de kesinlikle kaçınmak gerekir. Türk yargısı her zamankinden daha tarafsız ve bağımsızdır. 27 Mayıs darbesinde yargı mensupları darbecilerin mi yanında durdu darbe mağdurlarının mı yanında durdu? Darbe mağdurlarını, başbakanı, bakanları idama mahkum eden bir yargı vardı. 12 Eylülde Türk yargısı darbecilerin mi yanında durdu darbe mağdurlarının mı yanında durdu? Darbecilerin yanında durdu. 15 Temmuz da Türk yargısı milletin yanında durdu, darbecileri yargıladı."

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TBMM Genel Kurulunda, Bakanlığının 2024 yılı bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, uluslararası sistemin uzun süredir belirsizlik ve istikrarsızlık içerisinde savrulduğunu, büyük güçler arasında artan jeopolitik ve jeo-ekonomik rekabetin bu belirsizliği ve istikrarsızlığı daha da derinleştirdiğini kaydetti.

Ukrayna Savaşı'nın, konvansiyonel savaşı Avrupa kıtasına yeniden taşıdığına işaret eden Fidan, savaş devam ederken İsrail'in Gazze'ye saldırılarının başladığını, bu yeni gelişmenin Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgeyi ve küresel sistemi derinden sarstığını söyledi.

Suriye, Irak, Libya, Kafkaslar ve Balkanlar'daki gerginlikler ile Afrika Kıtası'ndaki darbe ve diğer siyasi krizlere dikkati çeken Fidan, bu gelişmelerin de bölgedeki tabloyu daha da karmaşık hale getirdiğini belirtti.

Fidan, "Türkiye eksenli bağımsız dış politika, ülkemizi uluslararası gündemi belirleyen, kritik coğrafyalarda tesir yaratan bir aktöre dönüştürmüştür." dedi.

Stratejik hedefleri dört ana alanda sınıflandırdıklarını aktaran Fidan, "Bu hedeflerimiz; bölgesel barışı ve güvenliği güçlendirmek, yeni ittifaklar ve ortaklık mekanizmalarıyla dış ilişkilerimizin kurumsal zeminini genişletmek, bölgemizde ekonomik kalkınmayı ve refahı geliştirmek, küresel sistemin dönüşümüne tesir etmek..." diye konuştu.

Fidan, dış ilişkileri güvenlik, istihbarat, teknoloji, ekonomi, ticaret, enerji, ulaştırma ve kültür dahil, bütüncül şekilde yürüttüklerini bildirdi.

- "Öteden beri Filistin halkının sesi olmayı şiar edindik"

İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarına da dikkati çeken Fidan, "Gazze'de işlenen savaş suçları vicdan sahibi herkesin yüreğini dağlamaktadır. Biz öteden beri Filistin halkının sesi olmayı şiar edindik. Bugün de Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde tüm imkanlarımızı seferber ederek bu vahşetin durdurulması için çalışmaktayız. İsrail-Filistin ihtilafı ve Gazze'deki zulüm tüm bölgeyi ve küresel dengeleri derinden etkilemektedir. Gazze'de yüzde 70'i çocuk ve kadınlardan oluşan 20 binden fazla masum sivil kasten öldürüldü." diye konuştu.

Fidan, Gazze'de hastaneler, okullar, mabetler ve altyapıların yerle bir edildiğini, 2.5 milyon insana durmadan bomba atıldığını söyledi.

Bazı Batılı ülkelerin İsrail'in katliam yapmasını ve savaş suçu işlemesini alenen desteklemelerini aynı derecede vahim bulduklarını vurgulayan Fidan, "Esasen Filistin meselesinin çözüme kavuşturulmasının önündeki en büyük engel, ABD'nin halihazırda İsrail'e verdiği kayıtsız şartsız destektir. Maalesef, Amerika'nın ve bazı Batılı ülkelerin siyasi sistemleri, İsrail'in hukuk dışı tasarruflarının tümüne kör ve sağır kalma esasına göre dizayn edilmiş durumdadır. Batı'nın bu yaklaşımı, ahlaki pusulanın sapmasına yol açmış, uluslararası sistemi ayakta tutan hukuki ilkeleri ve değerleri zedelemiştir." değerlendirmesinde bulundu.

Fidan, Türkiye'nin bu şartlar altında ahlaki değerlere bağlı, rasyonel ve etkili dış politika izlemesinin her zamankinden daha kıymetli hale geldiğini aktardı.

Hakan Fidan, "Gazze'deki zulüm karşısında sesimizi yükseltmemizin nedeni de budur. Her ne pahasına olursa olsun, doğruya 'doğru', yanlışa 'yanlış' demekten asla çekinmeyeceğiz. Filistinli kardeşlerimizin daima yanlarında olduk, önümüzdeki süreçte de yanlarında olmaya devam edeceğiz." dedi.

Fidan, Gazze'deki saldırıların ilk gününden itibaren yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüklerini, bölgesel ve küresel mekanizmaları harekete geçirdiklerini, bu çerçevede İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi sonucunda kurulan Temas Grubu'ndaki meslektaşlarıyla birlikte uluslararası girişimlerde bulunmayı sürdürdüklerini kaydetti.

İslam ülkelerinin geçmişten farklı olarak aldıkları kararların takipçisi olacak ortak bir platformun ilk kez ihdas edilmiş olduğuna işaret eden Fidan, "Temas Grubu, İslam ülkelerinin ortak tavır sergileyerek birlikte diplomatik girişim yapmalarına imkan sağlamıştır. Bu sayede kınamanın ötesine geçilmiş, Filistin meselesinde toplumlarımızın hissiyatı ve beklentisi doğrudan muhataplara aktarılmış, Batı dahil, önde gelen aktörler üzerinde baskı oluşturulmuş, uluslararası toplum tavır almaya zorlanmıştır." ifadelerini kullandı.

Fidan, İsrail işgali son bulmadan sorun çözülemeyeceğini, egemen ve bağımsız Filistin devletinin bir an önce kurulması gerektiğini, bölge ülkelerinin de çözümün ortağı olmasının artık stratejik bir zaruret haline geldiğine dikkati çekti.

Türkiye olarak gündeme taşıdıkları garantörlük mekanizmasının tam da bunu hedeflediğini vurgulayan Fidan, "Türkiye olarak bugüne kadar 2 bin 500 ton insani yardım ulaştırdık. Ayrıca El Ariş limanına Kuveyt ile birlikte 1107 ton yardım ilettik. 283 kanser hastası ve yaralıları ülkemize getirdik. Gazze'de sahra hastanesi kurma çalışmalarımız da sürüyor. Bugüne kadar toplam 1149 kişinin Gazze'den tahliyesini gerçekleştirdik. Geride kalan vatandaşlarımızın ve aile bireylerinin tahliye işlemleri de sürüyor." şeklinde konuştu.

- "Suriye'nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğine bağlılığımız tamdır"

Türkiye'nin Suriye'ye yönelik politikaların ana unsurlarını anlatan Fidan, "Suriye'nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğine bağlılığımız tamdır. PKK/YPG başta olmak üzere terör örgütleriyle mücadelemiz sürecektir. Suriye'den ülkemize göç akışını önlemeye ve ülkemizdeki Suriyelilerin gönüllü geri dönüşünü sağlamaya önem veriyoruz. Suriye'de iç barışın sağlanması için BM Güvenlik Konseyi kararı dahil siyasi süreçleri destekliyoruz. Bu hedefler doğrultusunda hem sahada hem masada çabalarımızı sürdürmekteyiz. Suriye'nin kuzeyinde bir terör devleti teşkil edilmesini engellemeye yönelik mücadelemizi yürütmekteyiz. DEAŞ'la mücadele kisvesi altında PKK/YPG/SDG terör örgütünü desteklemenin stratejik bir hata olduğunu başta ABD olmak üzere tüm muhataplarımıza vurgulamaya devam edeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.

Fidan PKK terör örgütü ve uzantılarına yönelik mücadelenin Irak'ta da hız kesmeden sürdüğünü, gerekli gördükleri güvenlik önlemlerini uygulamakta tereddüt etmediklerini söyledi.

Bakan Fidan, Libya'da ülkenin birlik ve bütünlüğünü korumak, ülkenin tekrar çatışmalara sürüklenmesini önlemenin temel öncelikleri olduğunu belirterek, "Libya'nın doğu, batı ve güneyindeki tüm kesimlerle diyaloğumuzu geliştirmeyi sürdüreceğiz. Bingazi Başkonsolosluğumuzu yakın zamanda yeniden faaliyete geçireceğiz." dedi.

Türkiye'nin Avrupa-Atlantik coğrafyasındaki ittifak ve ikili ilişkilerinin son 70 yıldır Türk dış politikasının önemli başlıklarından birisi olduğunu anımsatan Fidan, TSK'nın NATO'nun faaliyetlerine katılmaya devam ettiğini, İsveç'in NATO'ya Katılım Protokolü ile ilgili süreçte ise nihai kararın Yüce Meclis tarafından verileceğini kaydetti.

NATO'nun politikalarına değinen Fidan, "Bazı NATO ülkelerinin son yıllarda uyguladığı politikalara baktığımızda Suriye'de PKK/YPG'ye verilen destek ve Türkiye'ye savunma sanayinde uygulanan yaptırımlar bir çelişki oluşturmaktadır. Bu çelişkiyi her platformda dile getirmekle kalmayıp, bunun jeo-stratejik risklerini ve NATO ülkelerinin güvenliğini zedelediğini de izah etmekteyiz." dedi.

Fidan, AB ile bütünleşme sürecini ilerletme konusunda kararlı olduklarını ancak bunun için AB'nin de gerekli iradeyi sergilemesi gerektiğini vurguladı.

Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"AB'nin bazı üyelerinin dar çıkar hesaplarından kaynaklanan stratejik vizyon ve sağduyu eksikliğinden kurtulması elzemdir. AB, diğer aday ülkeler için attığı teşvik edici adımları Türkiye için maalesef atmıyor. Birlik, ülkemizin üyelik sürecini canlandıracak somut adımlar atarsa, bunun her iki taraf için de yeni fırsatlar doğuracağına inanıyorum. Ancak AB'nin Türkiye'yi ortak değil rakip olarak görmesi ve bazı NATO müttefiklerimizin güvenlik hassasiyetlerimizi dikkate almaması, ülkemizi daha fazla kabiliyet ve alternatif stratejiler geliştirmeye yöneltmektedir. Bu, bizim için bir tercih değil, devletimizin ve milletimizin bekası için zorunluluk haline gelmiştir."

Türkiye'nin Mısır ile ilişkilerine de değinen Fidan, bölgede istikrar ve refah ortamını güçlendirme hedefi doğrultusunda, Mısır ve Körfez ülkeleriyle ilişkileri geliştirmeye ve derinleştirmeye özellikle gayret ettiklerini belirtti.

- "Kardeş Azerbaycan'la ilişkilerimizi her alanda geliştirmekteyiz"

Azerbaycan ile Ermenistan arasında İkinci Karabağ Savaşı'ndan sonra beliren tarihi barış fırsatının daha da güçlendiğine işaret eden Fidan, "Kardeş Azerbaycan'la müttefiklik seviyesine yükselttiğimiz ilişkilerimizi, her alanda geliştirmekteyiz. İşgalden kurtarılan toprakların yeniden imarına ve ihyasına destek vermekteyiz. Ermenistan'la başlattığımız normalleşme sürecini, Azerbaycan'la yakın eşgüdüm içerisinde bölgesel gelişmeleri de dikkate alarak yürütmeye devam edeceğiz." dedi.

Fidan, bazı üçüncü ülkelerin 1915 olaylarıyla ilgili asılsız iddiaları ısıtarak tekrar gündeme getirmesinin, normalleşme sürecini baltalayacağı uyarısında bulunarak, bu ülkelerin Ermenistan'a iyilik yapmadığını kaydetti.

İran'la ilişkilere değinen Fidan, "Güney Kafkasya'da Azerbaycan'la birlikte öncülüğünü yaptığımız 3+3 Bölgesel İşbirliği Platformu, ilk kez Dışişleri Bakanları düzeyinde Tahran'da toplanmıştır. Bir sonraki toplantıyı ise 2024 yılı içinde ülkemizde düzenleyeceğiz. İran Cumhurbaşkanı Sayın Reisi, Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi 8. Toplantısı vesilesiyle yakın zamanda ülkemizi ziyaret edecektir." dedi.

Fidan, Türkiye'nin dış politikasında özel bir yere sahip olan Afrika'daki ağırlığının giderek pekiştiğini, kıtayla güvenlikten sağlığa her alanda devam eden işbirliğinin eşit ortaklık ve karşılıklı fayda temelinde sürdüğünü aktardı.

Çin Halk Cumhuriyeti'yle ekonomik ilişkileri derinleştirdiklerini, siyasi diyaloğu arttırdıklarını belirten Fidan, bunu yaparken aynı zamanda Uygur Türklerinin temel hak ve özgürlüklerinin korunmasına ilişkin hassasiyetlerini de her platformda vurguladıklarını hatırlattı.

Fidan, küresel sistemin dönüşümüne tesir etme stratejisi çerçevesinde tüm dünyadaki gelişmeleri bütüncül bakış açısıyla takip ettiklerini söyledi.

Türkiye'nin 261 dış temsilciliği ile dünyada en geniş dış temsil ağına sahip ilk 5 ülke arasında yer aldığını anımsatan Fidan, bu sayede yurt dışında yaşayan vatandaşların çıkarlarını koruduklarını ve en üst standartlarda konsolosluk hizmetleri verdiklerini kaydetti.

Fidan, dış temsilciliklerde, vatandaşlara 70'i aşkın türde konsolosluk hizmeti sunduklarını, 2023 yılı başından bu yana gerçekleştirdikleri konsolosluk işlemi sayısının 3 milyona ulaştığını kaydetti.

Genel Kurulda, bütçe üzerindeki konuşmaların ardından soru-cevap bölümüne geçildi.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğunu belirterek, "Anayasa'nın 154. maddesi; Yargıtay kararları bağlayıcıdır. Tüm mahkeme kararları bağlayıcıdır." dedi.

Tunç, 4 Aralık'ta Marmara Denizi'nde meydana gelen 5,1 büyüklüğündeki depremde İmralı Cezaevi'nde herhangi bir hasar oluşmadığını bildirdi.

Tunç, cemevleri konusunda daha önce Mecliste önemli düzenlemeler yapıldığını anımsatarak, özellikle imar planlarında cemevlerine yer verilmesi noktasında yasal düzenlemenin gerçekleştirildiğini, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde "Cemevleri Başkanlığı", "Alevi Bektaşi Başkanlığı" şeklinde bir başkanlık oluşturulduğunu anlattı.

Adalet Bakanı Tunç, hapishanelerde Kürtçenin engellendiği iddialarına ilişkin, "Bu, geçmişte yaşanan bir durumdu. Anneler çocuklarıyla, çocuklar babalarıyla cezaevlerinde kendi dillerinde konuşamıyorlardı. Hatta sizler siyaset yapamıyordunuz, propaganda yapamıyordunuz. Artık ana dilde cezaevlerinde konuşmak yasak değil. Böyle bir durum söz konusu değil." diye konuştu.

Arabuluculuk uygulamasının 2013 yılından bu yana başarıyla sürdüğünü belirten Tunç, uyuşmazlıklar bakımından bugüne kadar 107 bin 845 arabuluculuk başvurusu yapıldığını kaydetti. Tunç, "Bu başvuruların 83 bin 50'si kira uyuşmazlıklarıyla ilgili. 36 bin 368 dosya anlaşmayla sonuçlandı. Bu, 72 bin vatandaşımızın, kiracı ve kiralayanın yargıya gitmeden, anlaşarak sorunu çözdükleri anlamına geliyor. Son 3,5 ayda da kira davaları bakımından 16 bin 245 dava açılmış. Ağustos ayında 20 bin civarında kira davası açılmıştı. Burada yargının iş yükünün azaldığını ve vatandaşlarımızın arabulucu önüne gittiğinde anlaştıklarını görüyoruz. Bu da memnuniyet verici bir durum. Bu, aynı zamanda toplumsal barışa da hizmet ediyor." şeklinde konuştu.

Tunç, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını titizlikle uyguladığını söyledi. Tüm ülkeler bakımından AİHM'e 31 bin 670 dosyanın gönderildiğini, Bakanlar Komitesinin bu dosyaların 25 bin 233'ünü, icra edileceği gerekçesiyle kapattığını kaydeden Tunç, bu kapsamda tüm ülkeler bakımından 6 bin 437 kararın icra sürecinin devam ettiğini bildirdi. Tunç, şunları kaydetti:

"Bireysel başvuru hakkını kabul ettiğimiz 1987 yılından sonra ülkemiz hakkında 4 bin 367 kararın icra süreci Bakanlar Komitesine gönderilmiş. Bu kararların 3 bin 908'i icra edilmiş. Bu, Bakanlar Komitesi tarafından tescil edilen, resmi sayfasından olan rakamlar. Şu anda Türkiye'nin icrasını beklediği karar sayısı sadece 459. Türkiye'nin kararları icra oranı yüzde 89,48. Tüm ülkeler bakımından ise yüzde 79,67. Türkiye tüm ülkelerin kararları uygulaması bakımından daha iyi noktada. Türkiye'ye AİHM'de en yüksek ihlal oranına sahip ülke olarak bakılması da tamamen bir algı, bir propaganda. AİHM kurulduğu günden beri tüm üyeler bakımından 996 bin 892 başvuru sonuçlandırmış. Bunlardan 21 bin 784'ü ihlal kararı. Tüm ülkeler bakımından yüzde 2,18. Türkiye'yle ilgili 2012 yılından itibaren 90 bin 771 başvuruyu sonuçlandırmış, bunlardan 1054'ü hakkında ihlal kararı verilmiş. İhlal oranı yüzde 1,16."

- "Deprem bölgesi birinci önceliğimiz"

Deprem anından itibaren Adalet Bakanlığı olarak yoğun bir gayret gösterdiklerini belirten Tunç, bölgeye 1000 hakim ve savcı, 984 bilirkişi, 538 adli tıp uzmanı gönderdiklerini, cezaevleri arama kurtarma personelinin 41 vatandaşı kurtardığını kaydetti. Depremlerde 2'si müstakil 15 adalet sarayının ağır hasar gördüğünü, 2 denetimli serbestlik hizmet binası, 11 ceza infaz kurumu ve 253 daireli adalet personeli konutlarının hasar gördüğünü, bunların yeniden inşa süreçlerini başlattıklarını ifade eden Tunç, "Deprem bölgesi bizim birinci önceliğimiz. Orada hasar gören tüm binalarımızı onardık, ağır hasarlıları yıktık. İhale süreçlerini başlattık. Hızlı şekilde bu süreçler devam ediyor." dedi.

Bakanlığın 2024 yılı yatırım programı teklifleri arasında 58 adliye binası, 7 ceza infaz kurumu, 4 adli tıp kurumu, toplam 69 mahalde inşaat yatırımı teklifi bulunduğunu belirten Tunç, 91 adliye binası, 2 adli tıp kurumu, 31 ceza infaz kurumu, toplam 124 mahalde proje yatırımı teklifi olduğunu söyledi. Tunç, "Deprem sonrası OHAL ilan edilen 11 il dahil olmak üzere lojman ihtiyacı tespit edilerek 118 mahalde 3 bin 408 dairenin yatırım programına alınması teklifimiz var. Bunlardan 2 bin 304 daire deprem bölgesini kapsamaktadır." diye konuştu.

- "Türkiye'nin sınır ötesi operasyonlarıyla Gazze'deki olayları kıyaslamak büyük bir talihsizlik"

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye'nin, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barış sürecini yakından takip ettiğini; Azerbaycan ile eş güdümle bu süreci yürüttüğünü söyledi.

Azerbaycan ile birlikte çalışmaya devam edeceklerini belirten Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kelimenin tam anlamıyla, savaşta ve barışta Azerbaycanlı kardeşlerimizin yanında olmaya devam ediyoruz. Barış sürecinde de onlarla beraber çalışmayı sürdürüyoruz. Özellikle son 1,5 yıldır çeşitli dünya başkentlerinde görüşmeler oldu. Geçen hafta Azerbaycan'a ziyarette bulunmuştum. Orada Sayın Aliyev ve meslektaşım Sayın Bayramov ile uzun görüşmelerimiz oldu. Geldikleri noktada, aslında barışa her zamankinden daha yakın olduklarına ilişkin yorumlarını da aldım. Tabii ki Azerbaycan'ın Ermenistan'la barış anlaşmasını imzalamasına paralel olarak Türkiye de Ermenistan'la normalleşme konusunda gerekli adımları atacaktır."

Fidan, DEM Parti Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş'ın, Türkiye'nin Suriye ve Irak'ta yürüttüğü sınır operasyonlarına ilişkin eleştirilerine yönelik sözlerine de tepki gösterdi.

Bakan Fidan, şunları kaydetti:

"Türkiye'nin Suriye ve Irak'ta yürüttüğü sınır ötesi operasyonlarla Gazze'de olan olayları kıyaslamak büyük bir talihsizlik. Biz yıllardır Türkiye olarak sınırın ötesindeki silahlı tehditle mücadele ederken hiçbir şekilde sivil kayıplarına mahal bırakmamaktayız. Ben yıllardır sınır ötesi harekatların içerisinde bulundum, hiçbir şekilde sivil kaybı konusunda bir şey olmadı. Şunu da açıkça söylemek istiyorum; PKK terör örgütü silahlı tehdit varlığını devam ettirdiği müddetçe oradaki faaliyetlerimiz devam edecek. Örgüt mensupları hedef alınırken çok titiz ve meşakkatli bir istihbari süreçten geçiriliyor. Şu ana kadar vurduğumuz hiçbir örgüt mensubu, 'örgüt mensubu' değildir diye ilan edilmedi. Sınır ötesinde vurulanların hepsi örgüt mensubuydu. Bunlar gizli saklı değil, hepsinin isimleri, resimleri gazetelerde yayınlanıyor. Bir kişi çıkıp da bunlar 'örgüt mensubu değil' demedi. Hepsi örgüt mensubu."

Konuşmaların ardından TBMM, Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı ile bağlı kurumların 2024 yılı bütçeleri kabul edildi. Daha sonra TBMM Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca, birleşime ara verdi.

Aranın ardından Kültür ve Turizm ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarının 2024 yılı bütçelerinin görüşmelerine başlandı.