2016-10-13 - 16:20
TBMM GENEL KURULU...
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Ahmet Aydın başkanlığında toplandı. Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) ilk 3 maddesi kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Ahmet Aydın başkanlığında toplandı.

Gündemdışı söz alan HDP Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan, OHAL sonrasında cezaevlerinde ihlallerin arttığını savundu.

AK Parti Ankara Milletvekili Nevzat Ceylan, Ankara'nın başkent oluşunun 93. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada, "Bağımsızlık harekatının karargahı olan Ankara, milli mücadeleye yön vermiş, vatanımızın ve milletimizin kurtuluşunda önemli bir merkez olmuştur." ifadesini kullandı.

CHP İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci ise kent politikaları ve mekanın sosyolojik etkileri hakkında gündem dışı söz alarak, "Başkanlık sistemi, yani dikta rejimi, öncelikle mekanla getirilmek isteniyor. Anayasa değişikliğinden önce başkanlık sistemi, Ankara'nın kent planının değiştirilmesiyle getirilmek isteniyor. " diye konuştu.

Konuşmaların ardından grup başkanvekilleri yerinden söz alarak gündemdeki konuları değerlendirdi.

MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, Ankara'nın başkent oluşunun 93. yıl dönümünün kutlandığını vurgulayarak, "Ankara, Kurtuluş Savaşı'ndan itibaren aynı zamanda milletimizin birliğinin, devletimizin varlığının ve TBMM'nin de sembolü olmuştur." dedi.

Akçay, Danıştayın devlet nişanlarında, Atatürk silueti ve Türkiye Cumhuriyeti ibaresinin kaldırılması nedeniyle açılan davaya ilişkin verdiği kararı önemsediklerini vurguladı.

HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, partilerine yönelik birçok merkezde yapılan operasyonda aralarında il, ilçe eş başkanları ile belediye başkanlarının bulunduğu 181 kişinin gözaltına alındığını söyledi.

CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, Ankara'nın tarih içinde tekrar tekrar doğmuş bir kent olduğunun ve en önemli geleneklerinden birinin ise cumhuriyetçilik olduğunun altını çizdi.

AK Parti Grup Başkanvekili İlknur İnceöz, Ankara'nın başkent oluşunun 93. yıl dönümünün kutlandığını belirterek, "Nasıl ki Ankara o dönemde İstiklal Mücadelemizi başarıya ulaştıran bir merkez olmuşsa, 15 Temmuz kanlı darbe ve işgal girişiminin bastırılmasında da yine önemli bir rol üstlenmiştir. Atatürk ve o dönemin parlamento mensuplarını şükranla ve rahmetle anıyorum." değerlendirmesinde bulundu.

"15 Temmuz, seçilmiş Cumhurbaşkanı, hükümet, siyasi partiler ve topyekün 79 milyonunun hedef alındığı bir darbe girişimiydi. Aynı zamanda sadece bir darbe girişimi değil en kanlı darbe girişimi ve bir terör saldırısıydı." diyen İnceöz, bu sinsi terör örgütü ve diğer terör örgütleriyle mücadelede, 79 milyonun ve parlamentonun ortak bir dille, soruşturmaların ve kovuşturmaların kesintiye uğratılmaması için o geceye karşı hep birlikte yek duruş sergilenmesi gerektiğini vurguladı.

Başkanvekili Aydın da divan olarak Ankara'nın başkent oluşunun 93. yıl dönümü kutladıklarını ve o günden bugüne istiklal ve istikbal mücadelesi veren tüm şehitleri rahmetle, minnetle ve şükranla andıklarını kaydetti.

AB Bakanı Ömer Çelik, "Esad ile dolaylı, doğrudan, kapı arkasında gizli, açık diplomasi şeklinde hiçbir temasımız olmamıştır ve bundan sonra da olmayacaktır. Kendi halkını savaş uçaklarıyla katleden, halkına karşı kimyasal silah kullanan ve tamamen gayrimeşru durumdaki birisiyle temas etmemiz mümkün değildir."dedi.

TBMM Genel Kurulunda, gündemdışı konuşmaların ardından, Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin Birinci Bölümü üzerinde görüşmeler yapıldı.

HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, gruplar adına konuşmaların ardından söz alarak, Çelik'in, dünden beri uluslararası basında yazılan bir konuyla ilgili bilgi vermesini istedi. Suriye meselesinde Beşşar Esed ile AK Parti Hükümeti arasında resmi dışişleri heyetlerinin devreye gireceği temasların başlamak üzere olduğuna ilişkin ulusal ve uluslararası basında haberlerin yer aldığını belirten Baluken, "Türkiye'nin himayesindeki çetelerin çekilmesi karşılığında Kürtlere karşı bir ortak savaş tutumu üzerine politika geliştirildiği yazılıp çiziliyor. Eğer bu bilgiler doğruysa çok vahim" dedi.

Bakan Çelik, yaptığı konuşmada, Suriye konusundaki tavırlarının net olduğunu belirterek, "Esad rejimi bir katliam rejimidir. Esad bir katildir. Esad ile dolaylı, doğrudan, kapı arkasında gizli, açık diplomasi şeklinde hiçbir temasımız olmamıştır ve bundan sonra da olmayacaktır. Kendi halkını savaş uçaklarıyla katleden, halkına karşı kimyasal silah kullanan ve tamamen gayrimeşru durumdaki birisiyle temas etmemiz mümkün değildir. Uluslararası basında çıkan haberlerin bu bakımdan hiçbir geçerliliği yoktur." diye konuştu.

Soru sorulurken siyasi, teknik ve hükümetin yürüttüğü dış politika bakımından son derece vahim birkaç yanlış olduğunu ifade eden Çelik, "Türkiye'nin orada himaye ettiği çeteler şeklindeki bir kavramı tabii ki kabul etmiyoruz. Türkiye orada öteden beri meşru muhalefeti ve meşru muhalefete bağlı olarak Özgür Suriye Ordusu'nu desteklemektedir. Meşru muhalefet ve ÖSO'nun desteklenmesi, sadece Türkiye'nin politikası da değildir. Bu pek çok müttefikimiz tarafından da kabul gören bir politikadır. Buradaki tutumumuz da nettir. Suriye halkının genel iradesinin yansıtılacağı bir politik tablonun ortaya çıkmasını ifade ediyoruz. Bir geçiş süreci olması gerektiğini ifade ediyoruz" dedi.

Çelik, sıkça ifade edilen "Hükümetin Suriye'de Kürt düşmanlığı yaptığı" şeklindeki iddiaya işaret ederek, bunun "kavramsal çarpıtma" olduğunu vurguladı. Ömer Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti oradaki Kürt, Arap, Türkmen, Alevi, Sünni, Nusayri unsurların hepsini kardeş görmektedir. Çok açık bir şekilde ifade etmek isterim, benim de şahit olduğum bir konudur bu. Arap devrimleri başladığında biz Suriye'de bir karışıklığın olacağını öngördüğümüz için o zaman, henüz bu olaylar başlamamışken, henüz halkına kurşun sıkmıyorken Esad ile de görüşüyorduk. Esad ile görüşmeler sırasında yapılmak istenen şuydu: Suriye'de, komşu bir ülkede bir karışıklık meydana gelmesin ve anlamlı bir geçiş süreci yaşansın diye... Burada Esad'a teklif edilen ve benim de şahit olduğum, Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı dönemindeki tekliflerden biri şuydu: 'Birincisi siyasi partilere izin ver, ülkende reformlar gerçekleştir, siyasi grupları serbest bırak, Arap ve Türkmenlerin statülerinin güçlenmesine müsaade et' ve önemlisi de şuydu: Henüz Türkiye'de hiç kimsenin gündeminde yokken, Sayın Cumhurbaşkanının başbakanlığı döneminde bu maddeyi de gündeme getiriyordu; 'Senin ülkende Kürtlerin herhangi bir statüsü yok, vatandaşlık hakları bile yok. Kürtlere bu hakları ver' şeklinde Cumhurbaşkanımız tarafından bu gündeme getiriliyordu. Üstelik o zaman Suriye Kürtleri, Türk dış ve iç politikasında tartışılan bir konu bile değildi. Bu, Esad ile yapılan ve basına yansımayan görüşmelerde gündeme getiriliyordu. Bu şahit olduğum olayları niye anlatıyorum size? Şunun için anlatıyorum; çünkü Kürtlerin statüsünün de Suriye'de verilmesi gerektiğini, Arapların, Türkmenlerin aynı şekilde hakları olması gerektiği zaten Cumhurbaşkanımız başbakanlığı döneminde Esad'a tavsiye, telkin ediyordu ve bu şekilde hareket etmesi gerektiğini söylüyordu."

Çelik, Türkiye'nin Suriye'de Kürtlere karşı bir tavrı olmadığını vurgulayarak, "Suriye'deki tavrımız PYD'ye karşıdır. PYD bir terör örgütüdür. Ama PYD'yi Kürtlerle eşitliyorsak, o zaman bunu şöyle açmamız lazım. Kobani olayları sırasında bile Rudaw haber ajansına Suriye'deki diğer Kürt grupların yaptığı açıklamalar vardır. Oradaki Kürt grupları diyorlar ki 'Burada adeta sadece bir PKK/PYD hakimiyeti kurmak için bizim buranın kurtarılmasına dönük olarak yardım taleplerimiz bile kabul edilmiyor.' Şu anda PYD'nin şimdiye kadar yürüttüğü politika çerçevesinde Arap ve Türkmenleri ve diğerlerini taciz ettiği gibi PKK çizgisinin dışındaki Kürt unsurlarını taciz ettiği açık bir durumdur." dedi.

Bir kavramın açık şekilde ortaya koyulması gerektiğine dikkati çeken Çelik, sözlerini şöyle tamamladı:

"Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Suriye halkının ortak kararıyla, bugünkü kaos ortamında hiç kimse fiili bir durum yaratmaksızın, bir politik geçiş sürecinden sonra Suriye'de Araplar nerede, Türkmenler nerede, Kürtler nerede pozisyon alacak, Alevi, Sünni, Nusayriler nerede pozisyon alacak buna Suriye halkının ortak iradesiyle karar verilmesini savunmaktadır. Bu şekilde oradaki bütün etnik grupların statüsünün ve haklarının korunması konusundaki politikamızın altını çiziyoruz. Bir kere daha ifade ediyorum: Orada terör örgütlerine karşıyız, DAEŞ'e karşıyız, Nusra'ya karşıyız ve PYD'ye karşıyız. Oradaki herhangi bir etnik grupla veya da mezhep grubuyla herhangi bir sorunumuz yoktur."

Avrupa Birliği (AB) Bakanı Ömer Çelik, "Esad rejimi, PYD'yi, Suriye'nin kuzeyinde Özgür Suriye Ordusu'na ve Suriye halkına karşı kullanmıştır. Arkasından silah depolarını açmıştır ve PYD'ye bu imkanları vermiştir." dedi.

Çelik, Suriye'de ilk olarak Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ortaya çıktığında kuzeyde Esed rejiminin, kendi askerlerini oradan çekerek, buraya PYD'nin yerleşmesine müsaade ettiğini vurguladı.

Bakan Çelik, "Esad rejimi, PYD'yi, Suriye'nin kuzeyinde Özgür Suriye Ordusu'na ve Suriye halkına karşı kullanmıştır. Arkasından silah depolarını açmıştır ve PYD'ye bu imkanları vermiştir." dedi.

Çelik şöyle devam etti:

"Rudaw Haber Ajansı, Kürt haber ajansı diye geçer. Açın orada, Kobani olayları olduğu zamandaki, diğer Kürt grupların ve diğer siyasi partilerin yakınmalarına bakın. Salih Müslim ile görüşüldüğü zaman da Salih Müslim'e bunlar telkin edilmiştir. 'Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Suriye'deki bütün etnik grupların kardeşidir. Sizin de herhangi bir şekilde Türkiye'ye karşı husumet anlamına gelen eylemlerden vazgeçip, Türkiye ile dostluk ilişkilerinizi tesis etmenizi bekliyoruz' diye ama bu olmamıştır.

PYD aynı DEAŞ gibi aynı El-Nusra gibi Türkiye'ye karşı düşmanlık üreten bir tutum içerisine girmiştir. Dolayısıyla, şunun altının çizilmesi gerekir, DEAŞ'a karşı olmamızı herhangi bir şekilde Araplara karşı olmak olarak kimse ifade edemez. Bu mantıksal bir çarpıtma olur. Aynı şekilde de PYD'ye karşıtlığımız, PYD bir terör örgütü olduğu içindir."

TBMM Genel Kurulu'nda, olağanüstü hal (OHAL) kapsamında alınması gereken tedbirlere ilişkin kanun hükmünde kararnamenin (KHK) 1. Bölümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı.

"Temel Kanun" olarak görüşülen KHK 1. Bölümü üzerinde konuşan MHP Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak, 15 Temmuz darbe girişimini lanetlediğini belirterek, hain girişimde gereken cesaret ve kararlığı gösteren Türk milleti önünde saygıyla eğildiğin vurguladı.

Parsak, darbe girişimine kadar geçen süreçte FETÖ'nün her alanda faaliyet gösterdiğinin ortaya çıktığını, kapatılan kurum, kuruluş, dernek ve sendikalar ile kamudan ilişiği kesilen insanların sayısı göz önünde bulundurulduğunda bu kadar geniş bir yapının yurt dışından kontrolünün mümkün olmadığını savundu.

Parsak, "Darbe girişimine karışan, destekleyen, koruyan ve kollayan kim varsa ismi ve unvanı ne olursa olsun yargı önünde hesap vermesi kaçınılmazdır. Hukukun üstünlüğünün ihmali gibi konularda ileride ciddi sorun yaratabilecek duruma karşı azami dikkat ve özen gösterilmeli."dedi.

Darbe girişimin beyni, planlayıcısı konusundaki belirsizliklerin hala sürdüğünü belirten Parsak, anayasal müessese olan OHAL'in hukukun askıya alındığı süreç olmadığını, milletin vicdanını yaralayacak uygulamaların hayata geçirilmesinin vicdanları yaralayacağını ve FETÖ'nün ekmeğine yağ süreceğini söyledi.

HDP İstanbul Milletvekili Celal Doğan da yaptığı konuşmada, Türkiye'nin yeniden inşasına yönelik kararlarla karşı karşıya kalındığını, darbe girişimi değerlendirilirken siyasi yönünün önemli olduğunu savunarak, "15 Temmuz'a nasıl gelindiğini ortaya koyamazsak meseleye doğru teşhis koymamış oluruz." diye konuştu.

İktidarın muhalefete zerre kadar değer vermediğini savunan Doğan, sorumluluğunu yerine getirmediğini ve AK Parti milletvekillerinin iradelerini ipotek noktasına taşıdığını öne sürdü.

Doğan, "Hangi yönetim değişikliği yaparsanız yapın akibet buysa, Türkiye'yi bir yere taşımaz. AK Parti, 15 Temmuz için 'bilmiyorduk' diyor. 2004 yılında alınan kararlar var. Bu anlayışla bir yere varamazsınız. Suç tarihi belirliyorsunuz. Hangi hakla, sıfatla yargıya ve TBMM uhdesindeki yetkiyi ilan ediyorsunuz? Bu sizin yetkinizde değil. Başkanlık sistemini gündeme getiriyorsunuz ama bir türlü ne istediğinizi anlamıyoruz. Getirin görelim. Bahçeli'in ortaya attığı bence yanlış anlaşılmıştır." değerlendirmesinde bulundu.

CHP Grubu adına konuşan Ankara Milletvekili Murat Emir ise OHAL uygulamasının gerekmediğini belirterek, 15 Temmuz darbe girişimine karşı tüm ülkenin kararlılıkla karşı durduğunu söyledi.

Darbe girişimi sonrasında çıkarılan ilk KHK'de açık hukuksuzluklar bulunduğunu savunan Emir, temel hak ve özgürlüklere dokunulamayacağını savundu. "Terörle mücadele için hangi yasayı çıkaramadınız?" diye soran Emir, iktidarın tüm sorunları OHAL ile çözme arayışına girdiğini iddia ederek, tüm muhalefet kesimlerini susturma gayretinde olduğunu söyledi.

İktidarın FETÖ ile samimi şekilde mücadele etmediğini öne süren Emir, keyfilik yaptığını, kuru ile yaşın birlikte yandığını, bunların AİHM'den döneceğini, iktidarın yanlışları yüzünden FETÖ'cülerin de devlet mekanizmasına geri döneceğini ileri sürdü.

CHP'nin başvurusuyla ilgili Anayasa Mahkemesinin dün verdiği kararı "garabet" olarak nitelendiren Emir, mahkemenin "majestelerin mahkemesi" olduğunu açıkça gösterdiğini, KHK içindeki bazı düzenlemelerin OHAL ile ilgisi olmadığını savundu.

Bölüm üzerinde görüşmeler tamamlanarak maddelerine geçildi.

OHAL kapsamında çıkarılan ilk ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de yapılan değişiklikle, 53 özel okul ile bir özel öğrenci yurdu, kapatılan kuruluşlar arasından çıkarıldı.

TBMM Genel Kurulunda 667 sayılı KHK'nin görüşmelerinde Hükümet adına Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci imzasıyla bir değişiklik önergesi verildi. Önergede, 15 Ağustos 2016 tarihinde çıkarılan 673 sayılı KHK'deki milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenen listede özel öğretim kurum ve kuruluşları ile özel öğrenci yurdunun çıkarılması yer aldı.

Önergenin gerekçesinde, 668 ve 673 sayılı KHK'lerdele yapılan değişikliklerin yansıtılmasının amaçlandığı ifade edildi.

Muhalefet grup başkanvekilleri söz alarak, kapatılan kurum ve kuruluşların yaratılan intibadan kurtulamayacaklarını belirterek, idarenin hata yapmaması gerektiğini, kamuoyunda kurumların itibarının zedelendiğini ifade ettiler.

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi, önergeyle ilgili yaptığı konuşmada, FETÖ ile mücadelede sonuna kadar gideceklerini ve her noktada da mücadele edeceklerini belirterek, düzenlemenin FETÖ ya da başka terör örgütüyle anlaşma olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Tüfenkci, "Terör örgütüne iltisak ve irtibatı olmadığını düşündüğümüz ve araştırmalar neticesinde bu yapıyla alakası olmayan özel öğretim kurumlarının çıkarılmasından ibaret. İnsanın olduğu her yerde hata olabilir. Hata olmaması için azami gayret gösteriyor ve göstermeye de devam edeceğiz. Takdir edersiniz ki böyle bir yapıyla mücadelede elbette çok titiz ve acımasız davranmak lazım." dedi.

15 Temmuz'u herkesin yaşadığını belirten Tüfenkci, "Bu yapı her bünyeye sızabilecek bir yapı. Hatayı en aza indirmek adına bütün titizliği gösteriyoruz. Buradaki tek amaç araştırmalar neticesinde iltisakı olmadığı anlaşılan kurumların tekrar bu listeden çıkarılmasından ibarettir" diye konuştu.

AK Parti Grup Başkanvekili İlknur İnceöz de önerge üzerinde yaptığı konuşmada, "KHK'larda olur ki herhangi bir şey olursa düzeltme imkanı olduğunu söyledik. Bu KHK'de 53 özel öğretim kurumu ve bir özel öğrenci yurdunun FETÖ/PDY ile herhangi bir iltisakının olmadığı tespit edilmiş. Diğer KHK'larla yaptığımız düzenlemelerle uyumlu hale getiriyoruz. Bir yanlıştan dönülmüştür." ifadelerini kullandı.

Önerge, kabul edildi.

Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) ilk 3 maddesi kabul edildi.

TBMM Genel Kurulunda 667 sayılı KHK'nin görüşmelerinde Hükümet adına Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci imzasıyla 3 ve 4. maddelerde değişiklik önergesi verildi.

Kabul edilen önergelerle; ilgili maddeler, 668, 670 ve 673 sayılı KHK'larla yapılan değişiklilerle uyumlu hale getirildi.

Verilen aranın ardından, TBMM Başkanvekili Ahmet Aydın, komisyonun yerini almaması üzerine, 18 Ekim Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere birleşimi kapattı.