2013-03-21 - 12:35
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında Emniyet Genel Müdürlüğü'nde 10 Mart 2013 tarihinde yapılan Komiser Yardımcılığı sınavı ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında Emniyet Genel Müdürlüğü'nde 10 Mart 2013 tarihinde yapılan Komiser Yardımcılığı sınavı ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, birkaç yıldan bu yana ÖSYM bağlantılı olarak yapılan Yargıçlık-TUS, Emniyet sınavlarında usulsüzlüklerin yapıldığını ve soruların önceden belli gruplara servis edildiğini iddia etti.
CHP'li Kart, "Türkiye'de AKP İktidarları döneminde 2006-2007 yıllarından itibaren Kamu Personeli alımında, tayin ve terfi işlemlerinde organize bir şekilde nüfuz suiistimalleri yapılmaktadır." dedi
CHP'li Kart, sözlerine şöyle devam etti:
"Size, 10 Mart 2013 tarihindeki Komiser Yardımcılığı Sınavına giren Emniyet Mensuplarının önemli bir bölümünün feryadını aynen aktarıyorum;
"Komiser Yardımcılığı sınavında bizim yani bileğinin hakkıyla, alnının teriyle, evinden, çocuklarından, eşinden feragat ederek sınava hazırlanan arkadaşlarımız için, adalet için?Maalesef aynı sorunlar ve haksızlıklar daha da çoğalarak 10 Mart 2013 tarihinde yapılan sınavda da kendisini acımasızca göstermiştir. İçinde nasıl bir vicdan, nasıl bir şahsiyet, nasıl bir acımasızlık bulunduğunu bilemediğimiz zalim insanlar, 2013 yılındaki sınavda da yapacaklarından geri durmamışlardır.
Emeğimize, alın terimize, göz nurumuza, zor çalışma şartlarımıza rağmen evimizden, eşimizden, çocuklarımızdan esirgediğimiz zamanlarda, geceli-gündüzlü çalışmalarımıza rağmen bu zalimler yine hakkımıza tecavüz etmişlerdir?Allah'tan korkmayan, kuldan utanmayan vicdansızlar karşısında elimiz kolumuz bağlı, içimiz kan ağlamaktadır. 2013 yılındaki sınava ilişkin bazı bilgiler vermek isteriz; Sınav 10 Mart 2013'de yapıldı. Ve sınav sonuçları 8 Nisan'da açıklanacak?" diye devam ediyor.
Kimdir bu Allah'tan korkmayan, kuldan utanmayan vicdansızlar? Bu zalimleri, bu Allah'tan korkmayanları, utanmayanları himaye edenler kimlerdir? Bu iklimi ve bu mekanizmayı kimler yaratmıştır? Türkiye'de aynı fotoğraf ve aynı tablo, 6-7 yıldan bu yana kararlılıkla devam ediyor?
Birkaç yıldan bu yana ÖSYM bağlantılı olarak yapılan Yargıçlık-TUS, Emniyet sınavlarında usulsüzlüklerin yapılmasını, soruların önceden belli gruplara servis edilmesini ısrarla takip ediyoruz. En son bilindiği gibi; 6 Mayıs 2012 tarihinde yapılan Avukatlıktan Yargıçlığa geçiş sınavlarında o kadar bariz bulgular ortaya çıktı ki, ÖSYM sınavı iptal etmek zorunda kaldı. Sonra ne oldu? Sonra olay Savcılığa intikal ettirildi.
Savcılık ise; "?ÖSYM topu Bize atıyor. Soruları sızdıranları bulmak ÖSYM'nin işi. Şüpheliyi bulmak Bizim görevimiz değil. Varsayım üzerinden hareket edemeyiz?" demiştir.
Bu sürecin anlamı şudur; Türkiye'yi yönetenler eliyle vicdansızlık, adaletsizlik, haksızlık ve zulüm yapılmaktadır. İnsanlarımız arasında ayırımcılık yapılmaktadır. Parti üzerinden ayırımcılık, Cemaat üzerinden ayırımcılık acımasızca sürdürülmektedir. Türkiye'de AKP İktidarları döneminde 2006-2007 yıllarından itibaren Kamu Personeli alımında, tayin ve terfi işlemlerinde organize bir şekilde nüfuz suiistimalleri yapılmaktadır.
Artık, ÖSYM, KPSS, TUS, Yargıçlık sınavlarıyla Emniyet odaklı Komiser Yardımcılığı sınavlarında nüfuz suiistimallerinin ötesinde sorular belli gruplara servis edilmektedir. Bu anlamda. Adalet Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, ÖSYM odaklı "çeteleşme" anlayışının ağırlıklı olarak Emniyet bünyesinde odaklandığını görüyoruz.
Kamu Personeli Yapılanmasında kıdem ve liyakat dışlanarak, Devlet yetkisinin kötüye kullanılması suretiyle kadrolaşma anlamında kullanıyoruz. Yetkin ve uzman nitelikte olmayan yapılanma sebebiyle, Türkiye'de artık Kamu Yönetiminde "Parti ve Cemaat Memuru" yapılanması egemen durumdadır. Hükümet eliyle, Devletin önemli ve kritik birimlerinde "çeteleşme" anlayışı ve uygulaması yaratılmıştır.
Şimdi bu iktidar odakları, Siyasi İktidar ile "mevzi ve strateji" savaşını sürdürmektedir. Bu illegal yapılanmayı neden ısrarla sorguluyoruz? Çünkü, bu yapılanma Yargı'yı kontrol ediyor. Bu yapılanma Emniyet'i kontrol ediyor. Bu yapı Medyayı yönlendiriyor.Bu yapılanma toplumsal barışımızı tehdit ediyor. Bu yapılanma Türkiye'yi ayrıştırıyor?
Böyle bir yapılanmadan, toplumsal barış çıkabilir mi? Adalet tecelli edebilir mi? Elbette ve maalesef adalet de tecelli etmez, barış da çıkmaz? Zira bu yapılanma kin üzerine, husumet üzerine, intikam üzerine çalışıyor. Rövanş duygularıyla çalışıyor. Gözdağı ve tehdit anlayışıyla çalışıyor ve çıkar örgütlenmesiyle çalışıyor.
Üstelik bu yapı, yurtdışı istihbarat dinamikleriyle işbirliği içine girdiği zaman, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını ve toplumsal barışını tehdit eden boyutlara ulaşıyor. Türkiye bu süreci yaşıyor. İşte bu kaygı ve uyarılarla; bu yapıyı sorgulamaya, teşhir etmeye, sorumlu ve faillerini ortaya çıkarmaya gayret ediyoruz. Unutulmamalıdır ki, bu yapılanmadan bugün yararlananlar da bir müddet sonra kullanılır hale geldiklerini göreceklerdir. Ankara Başsavcılığı soruşturma yapmaktan kaçıyor? Delil toplamaktan, araştırma yapmaktan kaçıyor?
"Delil toplamak Benim işim değil" diyerek aslında varlık sebebini ve misyonunu inkâr ediyor? Türkiye'de Savcılık mekanizmalarının bir bölümü artık Devlet'in, Cumhuriyet'in, Hukukun Savcısı değildir.
"Hükümet'in Ajanı" konumuna gelmişlerdir. Hiyerarşik yapıya ve siyasi güce tâbi olarak görev yapar hale gelmişlerdir. Bu çürümüş yapıyı, bu sakat hukuk düzenini baştan sona değiştirmek artık zorunlu hale gelişmiştir? Bu düzen değişmelidir? Bu düzen, onarılabilir olmaktan çıkmıştır. Bir diğer husus; insanların istikballerini, emeklerini çalanların ve bu yapıyı himaye edenlerin Türkiye'de barış ve adaleti tesis etmeleri söz konusu olamaz. 8 Nisan tarihine kadar Komiser Yardımcılığı sınavıyla ilgili yeni bulguların ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır.
Bu sebeple "iyi niyetli olduğuna" inanmak istediğimiz İçişleri Bakanı'nı uyarıyoruz; Sınav sürecini denetle? Haksızlıkların, yasa dışı müdahalelerin yapılmasını engelle? Yapılmış olan haksızlıkları ortaya çıkart ve Emniyet Camiasına güven ver? Tüm Emniyet çalışanlarının Bakan'ı olduğunu göster?Kimsenin adamı olmadığını göster?"
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının takipsizlik kararına karşı, yapılan bütün karartmalara ve müdahalelere rağmen itiraz yollarını sürdüreceğiz. Üstümüze düşen görevi yapmaya devam edeceğiz." şeklinde konuştu. CHP'li Kart, gazetecilerin sorularını da cevapladı. Bir gazetecinin Diyarbakır'daki Nevruz kutlamaları ile ilgili sorusuna Kart, ''Yurttaşların tamamına yakını barışı ister, bunun aksi düşünülemez. Sorun şu; orada acaba gerçekten barışın tesisine yönelik kalıcı, ciddi bir çalışmamıyapılıyormu?
CHP'li Kart, devletin örgütle doğrudan muhatap olmasının, ileride örgütün meşruiyet kazanması sonucunu doğuracağını da ifade etti.
H. Alper Durmaz
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, birkaç yıldan bu yana ÖSYM bağlantılı olarak yapılan Yargıçlık-TUS, Emniyet sınavlarında usulsüzlüklerin yapıldığını ve soruların önceden belli gruplara servis edildiğini iddia etti.
CHP'li Kart, "Türkiye'de AKP İktidarları döneminde 2006-2007 yıllarından itibaren Kamu Personeli alımında, tayin ve terfi işlemlerinde organize bir şekilde nüfuz suiistimalleri yapılmaktadır." dedi
CHP'li Kart, sözlerine şöyle devam etti:
"Size, 10 Mart 2013 tarihindeki Komiser Yardımcılığı Sınavına giren Emniyet Mensuplarının önemli bir bölümünün feryadını aynen aktarıyorum;
"Komiser Yardımcılığı sınavında bizim yani bileğinin hakkıyla, alnının teriyle, evinden, çocuklarından, eşinden feragat ederek sınava hazırlanan arkadaşlarımız için, adalet için?Maalesef aynı sorunlar ve haksızlıklar daha da çoğalarak 10 Mart 2013 tarihinde yapılan sınavda da kendisini acımasızca göstermiştir. İçinde nasıl bir vicdan, nasıl bir şahsiyet, nasıl bir acımasızlık bulunduğunu bilemediğimiz zalim insanlar, 2013 yılındaki sınavda da yapacaklarından geri durmamışlardır.
Emeğimize, alın terimize, göz nurumuza, zor çalışma şartlarımıza rağmen evimizden, eşimizden, çocuklarımızdan esirgediğimiz zamanlarda, geceli-gündüzlü çalışmalarımıza rağmen bu zalimler yine hakkımıza tecavüz etmişlerdir?Allah'tan korkmayan, kuldan utanmayan vicdansızlar karşısında elimiz kolumuz bağlı, içimiz kan ağlamaktadır. 2013 yılındaki sınava ilişkin bazı bilgiler vermek isteriz; Sınav 10 Mart 2013'de yapıldı. Ve sınav sonuçları 8 Nisan'da açıklanacak?" diye devam ediyor.
Kimdir bu Allah'tan korkmayan, kuldan utanmayan vicdansızlar? Bu zalimleri, bu Allah'tan korkmayanları, utanmayanları himaye edenler kimlerdir? Bu iklimi ve bu mekanizmayı kimler yaratmıştır? Türkiye'de aynı fotoğraf ve aynı tablo, 6-7 yıldan bu yana kararlılıkla devam ediyor?
Birkaç yıldan bu yana ÖSYM bağlantılı olarak yapılan Yargıçlık-TUS, Emniyet sınavlarında usulsüzlüklerin yapılmasını, soruların önceden belli gruplara servis edilmesini ısrarla takip ediyoruz. En son bilindiği gibi; 6 Mayıs 2012 tarihinde yapılan Avukatlıktan Yargıçlığa geçiş sınavlarında o kadar bariz bulgular ortaya çıktı ki, ÖSYM sınavı iptal etmek zorunda kaldı. Sonra ne oldu? Sonra olay Savcılığa intikal ettirildi.
Savcılık ise; "?ÖSYM topu Bize atıyor. Soruları sızdıranları bulmak ÖSYM'nin işi. Şüpheliyi bulmak Bizim görevimiz değil. Varsayım üzerinden hareket edemeyiz?" demiştir.
Bu sürecin anlamı şudur; Türkiye'yi yönetenler eliyle vicdansızlık, adaletsizlik, haksızlık ve zulüm yapılmaktadır. İnsanlarımız arasında ayırımcılık yapılmaktadır. Parti üzerinden ayırımcılık, Cemaat üzerinden ayırımcılık acımasızca sürdürülmektedir. Türkiye'de AKP İktidarları döneminde 2006-2007 yıllarından itibaren Kamu Personeli alımında, tayin ve terfi işlemlerinde organize bir şekilde nüfuz suiistimalleri yapılmaktadır.
Artık, ÖSYM, KPSS, TUS, Yargıçlık sınavlarıyla Emniyet odaklı Komiser Yardımcılığı sınavlarında nüfuz suiistimallerinin ötesinde sorular belli gruplara servis edilmektedir. Bu anlamda. Adalet Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, ÖSYM odaklı "çeteleşme" anlayışının ağırlıklı olarak Emniyet bünyesinde odaklandığını görüyoruz.
Kamu Personeli Yapılanmasında kıdem ve liyakat dışlanarak, Devlet yetkisinin kötüye kullanılması suretiyle kadrolaşma anlamında kullanıyoruz. Yetkin ve uzman nitelikte olmayan yapılanma sebebiyle, Türkiye'de artık Kamu Yönetiminde "Parti ve Cemaat Memuru" yapılanması egemen durumdadır. Hükümet eliyle, Devletin önemli ve kritik birimlerinde "çeteleşme" anlayışı ve uygulaması yaratılmıştır.
Şimdi bu iktidar odakları, Siyasi İktidar ile "mevzi ve strateji" savaşını sürdürmektedir. Bu illegal yapılanmayı neden ısrarla sorguluyoruz? Çünkü, bu yapılanma Yargı'yı kontrol ediyor. Bu yapılanma Emniyet'i kontrol ediyor. Bu yapı Medyayı yönlendiriyor.Bu yapılanma toplumsal barışımızı tehdit ediyor. Bu yapılanma Türkiye'yi ayrıştırıyor?
Böyle bir yapılanmadan, toplumsal barış çıkabilir mi? Adalet tecelli edebilir mi? Elbette ve maalesef adalet de tecelli etmez, barış da çıkmaz? Zira bu yapılanma kin üzerine, husumet üzerine, intikam üzerine çalışıyor. Rövanş duygularıyla çalışıyor. Gözdağı ve tehdit anlayışıyla çalışıyor ve çıkar örgütlenmesiyle çalışıyor.
Üstelik bu yapı, yurtdışı istihbarat dinamikleriyle işbirliği içine girdiği zaman, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını ve toplumsal barışını tehdit eden boyutlara ulaşıyor. Türkiye bu süreci yaşıyor. İşte bu kaygı ve uyarılarla; bu yapıyı sorgulamaya, teşhir etmeye, sorumlu ve faillerini ortaya çıkarmaya gayret ediyoruz. Unutulmamalıdır ki, bu yapılanmadan bugün yararlananlar da bir müddet sonra kullanılır hale geldiklerini göreceklerdir. Ankara Başsavcılığı soruşturma yapmaktan kaçıyor? Delil toplamaktan, araştırma yapmaktan kaçıyor?
"Delil toplamak Benim işim değil" diyerek aslında varlık sebebini ve misyonunu inkâr ediyor? Türkiye'de Savcılık mekanizmalarının bir bölümü artık Devlet'in, Cumhuriyet'in, Hukukun Savcısı değildir.
"Hükümet'in Ajanı" konumuna gelmişlerdir. Hiyerarşik yapıya ve siyasi güce tâbi olarak görev yapar hale gelmişlerdir. Bu çürümüş yapıyı, bu sakat hukuk düzenini baştan sona değiştirmek artık zorunlu hale gelişmiştir? Bu düzen değişmelidir? Bu düzen, onarılabilir olmaktan çıkmıştır. Bir diğer husus; insanların istikballerini, emeklerini çalanların ve bu yapıyı himaye edenlerin Türkiye'de barış ve adaleti tesis etmeleri söz konusu olamaz. 8 Nisan tarihine kadar Komiser Yardımcılığı sınavıyla ilgili yeni bulguların ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır.
Bu sebeple "iyi niyetli olduğuna" inanmak istediğimiz İçişleri Bakanı'nı uyarıyoruz; Sınav sürecini denetle? Haksızlıkların, yasa dışı müdahalelerin yapılmasını engelle? Yapılmış olan haksızlıkları ortaya çıkart ve Emniyet Camiasına güven ver? Tüm Emniyet çalışanlarının Bakan'ı olduğunu göster?Kimsenin adamı olmadığını göster?"
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının takipsizlik kararına karşı, yapılan bütün karartmalara ve müdahalelere rağmen itiraz yollarını sürdüreceğiz. Üstümüze düşen görevi yapmaya devam edeceğiz." şeklinde konuştu. CHP'li Kart, gazetecilerin sorularını da cevapladı. Bir gazetecinin Diyarbakır'daki Nevruz kutlamaları ile ilgili sorusuna Kart, ''Yurttaşların tamamına yakını barışı ister, bunun aksi düşünülemez. Sorun şu; orada acaba gerçekten barışın tesisine yönelik kalıcı, ciddi bir çalışmamıyapılıyormu?
CHP'li Kart, devletin örgütle doğrudan muhatap olmasının, ileride örgütün meşruiyet kazanması sonucunu doğuracağını da ifade etti.
H. Alper Durmaz
