2009-04-30 - 13:27
CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, Parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin hakkında,
''İletişimin ülke genelinde sınırsız tespiti, yargıç ve savcıların dinlenmesi ile Deniz Feneri davasının Türkiye'deki faillerine ulaşılmasında, görevi kötüye kullandığı'' gerekçesiyle, Meclis Başkanlığına sundukları gensoru önergesinin gerekçesini okudu.
CHP, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin hakkında,
''İletişimin ülke genelinde sınırsız tespiti, yargıç ve savcıların dinlenmesi ile
Deniz Feneri davasının Türkiye'deki faillerine ulaşılmasında, görevi kötüye
kullandığı'' gerekçesiyle, gensoru önergesi verdi.
CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, TBMM'de düzenlediği basın
toplantısında, Meclis Başkanlığına sundukları gensoru önergesinin gerekçesini
okudu.
Önergenin gerekçesinde, iletişimin ülke genelinde sınırsız tespitinin, 4
Haziran 2008'de alınan kararla kaldırılmasına karşın Adalet Bakanlığının, Ceza
Muhakemesi Kanunu (CMK) ve bakanlık genelgelerinin gereğini yerine getirmediği
belirtildi. 24 Nisan 2008'de verilen ve 24 Temmuz 2008 tarihine kadar geçerli
olan sınırsız izleme kararlarına karşı, kanun yararına bozma isteminde bulunmayan
Adalet Bakanlığının, bu kararıyla, anayasayla güvenceye alınan temel hakların
ihlaline göz yumduğu, 70 milyon yurttaşı şüpheli konumuna soktuğu ve güvenlikten
sorumlu kamu birimleri arasında ayrımcılık yaptığı ileri sürüldü.
''Bu girişimleri örgütleyen ve zemin hazırlayanın; Adalet Bakanlığı
bürokrasisini yöneten Bakan olduğuna kuşku yoktur'' denilen önergede, Adalet
Bakanı Şahin döneminde, bakanlık bürokrasisinin, bugüne kadar görülmedik ölçüde,
yargıç ve savcılar üzerinde baskı unsuru olarak kullanıldığı iddia edildi.
-''YARGI BAĞIMSIZLIĞINI ORTADAN KALDIRIYOR''-
Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliği değiştirilerek, adalet
müfettişlerine iletişimin tespiti ve dinlenmesi için yetki verildiği anımsatılan
gerekçede, şunlar kaydedildi:
''Hakimler ve Savcılar Kanununda adalet müfettişlerine tanınmayan
yetkilerin, yönetmelikle verilmesi hukuksuzluğun ulaştığı noktayı gözler önüne
sermektedir. Adalet Bakanı'nın onayıyla harekete geçen, yöneticilerini Adalet
Bakanı'nın belirlediği Teftiş Kuruluna, inceleme aşamasında bile iletişimi
dinleme ve tespit isteminde bulunma yetkisinin verilmesinin, yargı bağımsızlığını
ve yargıç güvencesini ortadan kaldırdığı açık bir gerçekliktir. Bu şekilde alınan
yetkilerle kaç yargıç ve savcının telefonunun dinlendiğinin bile bilinmediği bir
ülkede, yargı bağımsızlığı ve kişi özgürlüklerinden söz etme imkanı yoktur.
Yönetmeliğe dayanak alan uygulamalar, bu tespitleri doğrulamaktadır. Adalet
müfettişlerinin, suç ve fail hanesi boş olan istem belgesiyle 25 yargıç ve
savcının telefonlarının dinlenmesini talep etmesi, yargıç güvencesi ilkesinin
ayaklar altına alındığı olaylardan sadece birisidir. Yine, adalet müfettişlerince
Adana'da görevli savcıların iletişiminin izlenmesi ve dinlenmesi için Ankara
Sincan Sulh Ceza Mahkemesinden karar çıkarılması, inceleme ve soruşturmaların
bakanlık bürokrasisi üzerinden yargıyı baskı altına alma amaçlı kurgulandığı
şüphelerinin doğruluğunu ortaya koymaktadır.''
-DENİZ FENERİ DAVASI-
Önergede, Almanya Deniz Feneri Derneği davasının 17 Eylül 2008'de
sonuçlandığı, Türkiye'deki ilişkilere ışık tutacak dosyanın 24 Şubat 2009'da
Türkiye'ye getirtilebildiğini, ancak 2 ayı aşan bir süre geçmesine rağmen hala
tercümesinin tamamlanmadığı anımsatıldı.
Adalet Bakanı'nın, ''Söylem, üslup ve özel ilgisi nedeniyle bu davada
taraf görüntüsü verdiği, delillerin karartılmasına ortam hazırladığının'' ileri
sürüldüğü önergede, şöyle denildi:
''Adalet Bakanı, Almanya Deniz Feneri Davasına ilişkin olarak Alman
makamları nezdinde girişimde bulunarak davayı yönlendirmeye çalışmış, Almanya'dan
adli yardım çerçevesinde gelen talep konusunda kamuoyunu yanlış bilgilendirmiş,
Türkiye'deki asıl faillerin ortaya çıkarılması noktasında himayeci bir yaklaşım
sergileyerek, yargı üzerinde baskı oluşturmaya çalışmıştır. Almanya'da asrın
dolandırıcılık davası olarak nitelendirilen, Türkiye ayağı; siyasetin finansmanı
ve bir ideolojiyi yaymak için medya yaratılmasına kadar varan, mütedeyyin
yurttaşlarımızı sömürme üzerine kurulu bu önemli davaya ilişkin bakanlığına gelen
belgeler konusunda yurttaşlarımıza yanıltıcı açıklamalarda bulunulması, basit bir
hata olarak değerlendirilemez.''
Önergede, Şahin'in ''İletişimin ülke genelinde sınırsız tespiti,
yargıç-savcıların iletişiminin tespiti ve dinlenmesiyle, Deniz Feneri davasının
Türkiye'deki asıl faillerine ulaşılması konularında görevini kötüye kullandığı''
öne sürülerek, hakkında gensoru açılması istendi.
-''NİYE DENİZ FENERİNDE EVLER BASILMIYOR?''-
Önergeyi okumasının ardından Anadol, Frankfurt Savcılığının, Ankara'ya
gönderdiği adli yardım talebinde, RTÜK Başkanı Zahid Akman'ı, ''Meslek edinilmiş
şekilde dolandırıcılık yapmakla'' suçladığını ifade etti. RTÜK'ün bugün kuruluş
yıldönümü olduğunu anımsatan Anadol, ''Şimdi, Başbakan'ın deyimiyle sap gibi
durmaya Anıtkabir'e gitti'' dedi.
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in, ''Türkiye'de hiç kimse dokunulmaz
değildir'' dediğini belirten Anadol, Akman ile ilgili gazetelerde çıkan haberleri
göstererek, ''Al sana dokunulmaz. Nasıl dokunulmaz? Frankfurt Savcılığının
suçladığı RTÜK Başkanı'nın soruşturulması için Başbakan'ın izni gerekiyor.
Milletvekilliği, bakanların dokunulmazlığı yetmiyor. RTÜK'ün üst kuruluna
getirdikleri, adı Almanya Deniz Feneri davasında defalarca geçen, Frankfurt
Savcılığı tarafından suçlanan kişi dokunulmaz. Bir tarafta Ergenekon, bir tarafta
Deniz Feneri'' diye konuştu.
Anadol, Ergenekon soruşturması ve davasında, gizlilik kararına, yayın
yasağına işaret ederek, avukatların, dosyaları, müvekillerinin ifadelerini
okuyamadığını ancak haber bültenlerinde, ''çarşaf çarşaf'' izleyebildiğini
söyledi. Anadol, sözlerini şöyle tamamladı:
''Zekeriya Öz'den dosyayı alamıyorlar ama o ifadeleri televizyondan
izliyorlar. Deniz Feneri davası açılmadı, soruşturmasında gizlilik kararı var.
Ses yok. Neden? Servisi kimlerin yaptığı ortaya çıkıyor. Niye Deniz Feneri
davasında sabaha karşı 'delilleri karartma ihtimali var' diye, evler basılmıyor,
arama yapılmıyor, Frankfurt Savcılığının çarşaf çarşaf yayınladığı isimlerden bir
tanesi çağrılıp, ifadesi alınmıyor?
Adalet Bakanı, tercüme ettirilip gelmiş dosya için, 'tercüme ettiriyoruz'
diyebiliyor, bunun için gensoru istiyoruz. Türkiye'de iyice siyasete
bulaştırılmış yargı uygulamasına karşı, CHP olarak mücadelemizi vereceğiz. Yargı,
siyasetten arındırılmadıkça, Türkiye'de demokrasi var denilemez. Gensoruyu, bunun için verdik.''
''İletişimin ülke genelinde sınırsız tespiti, yargıç ve savcıların dinlenmesi ile
Deniz Feneri davasının Türkiye'deki faillerine ulaşılmasında, görevi kötüye
kullandığı'' gerekçesiyle, gensoru önergesi verdi.
CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, TBMM'de düzenlediği basın
toplantısında, Meclis Başkanlığına sundukları gensoru önergesinin gerekçesini
okudu.
Önergenin gerekçesinde, iletişimin ülke genelinde sınırsız tespitinin, 4
Haziran 2008'de alınan kararla kaldırılmasına karşın Adalet Bakanlığının, Ceza
Muhakemesi Kanunu (CMK) ve bakanlık genelgelerinin gereğini yerine getirmediği
belirtildi. 24 Nisan 2008'de verilen ve 24 Temmuz 2008 tarihine kadar geçerli
olan sınırsız izleme kararlarına karşı, kanun yararına bozma isteminde bulunmayan
Adalet Bakanlığının, bu kararıyla, anayasayla güvenceye alınan temel hakların
ihlaline göz yumduğu, 70 milyon yurttaşı şüpheli konumuna soktuğu ve güvenlikten
sorumlu kamu birimleri arasında ayrımcılık yaptığı ileri sürüldü.
''Bu girişimleri örgütleyen ve zemin hazırlayanın; Adalet Bakanlığı
bürokrasisini yöneten Bakan olduğuna kuşku yoktur'' denilen önergede, Adalet
Bakanı Şahin döneminde, bakanlık bürokrasisinin, bugüne kadar görülmedik ölçüde,
yargıç ve savcılar üzerinde baskı unsuru olarak kullanıldığı iddia edildi.
-''YARGI BAĞIMSIZLIĞINI ORTADAN KALDIRIYOR''-
Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliği değiştirilerek, adalet
müfettişlerine iletişimin tespiti ve dinlenmesi için yetki verildiği anımsatılan
gerekçede, şunlar kaydedildi:
''Hakimler ve Savcılar Kanununda adalet müfettişlerine tanınmayan
yetkilerin, yönetmelikle verilmesi hukuksuzluğun ulaştığı noktayı gözler önüne
sermektedir. Adalet Bakanı'nın onayıyla harekete geçen, yöneticilerini Adalet
Bakanı'nın belirlediği Teftiş Kuruluna, inceleme aşamasında bile iletişimi
dinleme ve tespit isteminde bulunma yetkisinin verilmesinin, yargı bağımsızlığını
ve yargıç güvencesini ortadan kaldırdığı açık bir gerçekliktir. Bu şekilde alınan
yetkilerle kaç yargıç ve savcının telefonunun dinlendiğinin bile bilinmediği bir
ülkede, yargı bağımsızlığı ve kişi özgürlüklerinden söz etme imkanı yoktur.
Yönetmeliğe dayanak alan uygulamalar, bu tespitleri doğrulamaktadır. Adalet
müfettişlerinin, suç ve fail hanesi boş olan istem belgesiyle 25 yargıç ve
savcının telefonlarının dinlenmesini talep etmesi, yargıç güvencesi ilkesinin
ayaklar altına alındığı olaylardan sadece birisidir. Yine, adalet müfettişlerince
Adana'da görevli savcıların iletişiminin izlenmesi ve dinlenmesi için Ankara
Sincan Sulh Ceza Mahkemesinden karar çıkarılması, inceleme ve soruşturmaların
bakanlık bürokrasisi üzerinden yargıyı baskı altına alma amaçlı kurgulandığı
şüphelerinin doğruluğunu ortaya koymaktadır.''
-DENİZ FENERİ DAVASI-
Önergede, Almanya Deniz Feneri Derneği davasının 17 Eylül 2008'de
sonuçlandığı, Türkiye'deki ilişkilere ışık tutacak dosyanın 24 Şubat 2009'da
Türkiye'ye getirtilebildiğini, ancak 2 ayı aşan bir süre geçmesine rağmen hala
tercümesinin tamamlanmadığı anımsatıldı.
Adalet Bakanı'nın, ''Söylem, üslup ve özel ilgisi nedeniyle bu davada
taraf görüntüsü verdiği, delillerin karartılmasına ortam hazırladığının'' ileri
sürüldüğü önergede, şöyle denildi:
''Adalet Bakanı, Almanya Deniz Feneri Davasına ilişkin olarak Alman
makamları nezdinde girişimde bulunarak davayı yönlendirmeye çalışmış, Almanya'dan
adli yardım çerçevesinde gelen talep konusunda kamuoyunu yanlış bilgilendirmiş,
Türkiye'deki asıl faillerin ortaya çıkarılması noktasında himayeci bir yaklaşım
sergileyerek, yargı üzerinde baskı oluşturmaya çalışmıştır. Almanya'da asrın
dolandırıcılık davası olarak nitelendirilen, Türkiye ayağı; siyasetin finansmanı
ve bir ideolojiyi yaymak için medya yaratılmasına kadar varan, mütedeyyin
yurttaşlarımızı sömürme üzerine kurulu bu önemli davaya ilişkin bakanlığına gelen
belgeler konusunda yurttaşlarımıza yanıltıcı açıklamalarda bulunulması, basit bir
hata olarak değerlendirilemez.''
Önergede, Şahin'in ''İletişimin ülke genelinde sınırsız tespiti,
yargıç-savcıların iletişiminin tespiti ve dinlenmesiyle, Deniz Feneri davasının
Türkiye'deki asıl faillerine ulaşılması konularında görevini kötüye kullandığı''
öne sürülerek, hakkında gensoru açılması istendi.
-''NİYE DENİZ FENERİNDE EVLER BASILMIYOR?''-
Önergeyi okumasının ardından Anadol, Frankfurt Savcılığının, Ankara'ya
gönderdiği adli yardım talebinde, RTÜK Başkanı Zahid Akman'ı, ''Meslek edinilmiş
şekilde dolandırıcılık yapmakla'' suçladığını ifade etti. RTÜK'ün bugün kuruluş
yıldönümü olduğunu anımsatan Anadol, ''Şimdi, Başbakan'ın deyimiyle sap gibi
durmaya Anıtkabir'e gitti'' dedi.
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in, ''Türkiye'de hiç kimse dokunulmaz
değildir'' dediğini belirten Anadol, Akman ile ilgili gazetelerde çıkan haberleri
göstererek, ''Al sana dokunulmaz. Nasıl dokunulmaz? Frankfurt Savcılığının
suçladığı RTÜK Başkanı'nın soruşturulması için Başbakan'ın izni gerekiyor.
Milletvekilliği, bakanların dokunulmazlığı yetmiyor. RTÜK'ün üst kuruluna
getirdikleri, adı Almanya Deniz Feneri davasında defalarca geçen, Frankfurt
Savcılığı tarafından suçlanan kişi dokunulmaz. Bir tarafta Ergenekon, bir tarafta
Deniz Feneri'' diye konuştu.
Anadol, Ergenekon soruşturması ve davasında, gizlilik kararına, yayın
yasağına işaret ederek, avukatların, dosyaları, müvekillerinin ifadelerini
okuyamadığını ancak haber bültenlerinde, ''çarşaf çarşaf'' izleyebildiğini
söyledi. Anadol, sözlerini şöyle tamamladı:
''Zekeriya Öz'den dosyayı alamıyorlar ama o ifadeleri televizyondan
izliyorlar. Deniz Feneri davası açılmadı, soruşturmasında gizlilik kararı var.
Ses yok. Neden? Servisi kimlerin yaptığı ortaya çıkıyor. Niye Deniz Feneri
davasında sabaha karşı 'delilleri karartma ihtimali var' diye, evler basılmıyor,
arama yapılmıyor, Frankfurt Savcılığının çarşaf çarşaf yayınladığı isimlerden bir
tanesi çağrılıp, ifadesi alınmıyor?
Adalet Bakanı, tercüme ettirilip gelmiş dosya için, 'tercüme ettiriyoruz'
diyebiliyor, bunun için gensoru istiyoruz. Türkiye'de iyice siyasete
bulaştırılmış yargı uygulamasına karşı, CHP olarak mücadelemizi vereceğiz. Yargı,
siyasetten arındırılmadıkça, Türkiye'de demokrasi var denilemez. Gensoruyu, bunun için verdik.''
