2016-04-23 - 15:16
TBMM'NİN AÇILIŞININ 96. YIL DÖNÜMÜ DOLAYISIYLA GENEL KURUL ÖZEL GÜNDEMLE TOPLANDI
TBMM Genel Kurulu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve TBMM'nin açılışının 96. yıl dönümü dolayısıyla, Meclis Başkanı İsmail Kahraman, başkanlığında özel gündemle toplandı.
TBMM Genel Kurulu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve TBMM'nin açılışının 96. yıl dönümü dolayısıyla, Meclis Başkanı İsmail Kahraman, başkanlığında özel gündemle toplandı.

TBMM Başkanı Kahraman, milletin hür ve bağımsız iradesinin en güçlü ve etkili bir şekilde temsil edildiği, Meclis'in kuruluşunun 96'ıncı yılını idrak etmenin bahtiyarlığına ulaşmış bulunduklarını hatırlatarak, "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız, kutlu olsun." ifadesini kullandı.

23 Nisan tarihinin milli egemenlik kavramına yaptığı, güçlü vurgu ve çocuklara armağan edilmiş bir bayram olması nedeniyle önemli olduğunun altını çizen Kahraman, şöyle devam etti:

"TBMM, milli iradenin tek temsilcisi ve milli hakimiyetin, tecelligahı olması itibariyle, ülkemizdeki, bütün kurum, kuruluş ve şahısların iradesinin üstündedir. Bu Meclis'te aynı çatı altında bulunan değerli milletvekillerinin ortak hedefi, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne inanarak, milletimizin refahı, devletimizin bekası, vatanımızın bölünmez bütünlüğü ve ayyıldızlı bayrağımızın göklerimizde ilelebet dalgalanması için çalışmaktır.

Milli hakimiyet, ancak ve ancak milletimizin iman, inanç ve ruh köküne bağlı kalınması suretiyle gerçekleşebilir, pekiştirilebilir. 23 Nisan?dan günümüze gelene kadar devlet ve milletçe büyük zorluklarla ve engellerle karşılaşmış olsak da bunları aşmasını bildik ve önemli mesafeler kat ettik. Milli ruhla, müsbet ilimle, nefse hakimiyetle, birçok başarıya ulaştık. Ruha muhalefet delilik, akla muhalefet gerilik, nefse muhalefet ise veliliktir. Zorluklar ancak inanç ve iman kuvveti ile aşılır. Zorluklar, başarının değerini artıran süslerdir. Aşılmasına imkan olmayan hiçbir duvar yoktur. Engelleri aşamayanlar onları aşamamak korkusunda olanlardır. Korku, elbette vardır fakat mühim olan korkudan korkmamak, ona karşı galip gelmektir."

TBMM Başkanı Kahraman, Türk milletinin zirve bir medeniyetin sahibi, mirasçısı olduğunu, tarihe nice şanlı sayfalar eklediğini, üç kıtada, yedi denize adaletle, insaniyetle hükmettiğini belirterek, "Dünkü topraklarımızda bugün elli üç devlet var. Bizden dostça ve kardeşçe, rehberlik ve önderlik bekleyen geniş bir kültür coğrafyamız var." dedi.

Türkiye'nin geçmişte olduğu gibi bugün de açık veya örtülü, birçok saldırının hedefi durumunda olduğuna dikkati çeken Kahraman, "Bugün, kökü dışarıda olan dış güçler tarafından, kimi zaman açıkça, kimi zaman da örtülü biçimde desteklenen terör eylemlerine maruz kaldığımız bir süreci yaşıyoruz. Otuz yıldan fazladır, terör belası ile uğraşıyoruz. Bunun yanı sıra, sözde ileri, sözde medeni bazı devletler, çözüme ulaşmamızı engellemek için, terör çeteleri lehine her türlü destek ve çalışmayı yapıyor, maalesef, içimize de nüfuz ediyorlar. Sosyal ve siyasal bünyemizi tahrip edici, milli birlik ve beraberliğimizi, bozma gayeli faaliyetleri cesaretlendirecek tutumlar, sergiliyorlar." değerlendirmesinde bulundu.

Bugünün dünyasına bakıldığında Mehmet Emin Yurdakul'un "Anadolu" başlıklı şiirindeki serzenişini hatırladığını belirten Kahraman, "Yazık, sana ağlamayan, şiire / Yazık, sana titremeyen, vicdana / Yazık, sana uzanmayan, ellere / Yazık, seni kurtarmayan, insana" dizelerini okudu.

Kahraman, "Kendi ülkelerindeki, terör eylemlerine karşı, hiddet ve şiddetle ayaklanan, dünyayı, velveleye verenler, bizdeki teröristlere ve terör hareketlerine karşı, lakayt ve biganeler. Oysa; ismi ne olursa olsun, ne denirse denilsin, terör, terördür. Milliyeti, dini, mezhebi ve ırkı, yoktur. Bizim bu şekilde, farklı devletlerin, iç huzurunu, düzenini ve asayişini bozacak şekilde, terör örgütlerini destekleme gibi bir politikamız, hiçbir zaman olmamıştır. Tam aksine, komşumuz olsun olmasın, her devletin huzur ve selametini kendi huzurumuz ve selametimiz olarak, görmüşüzdür." diye konuştu.

Türkiye'nin dünyanın neresinde olursa olsun, zulme ve haksızlığa maruz kalanlara, açlık ve sefalet içinde inleyenlere, katliam ve yağmalar yüzünden yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalanlara elinden geldiğince kol kanat germeye çalıştığını ifade eden Kahraman, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bunu yaparken de asla; ırk, din, mezhep ve etnik köken ayrımı yapmadık. Mesela son dönemde, Suriye'den gelen her etnik kökenden ve inanç grubundan insanlara biz, kapılarımızı açtık. Bu bizim ecdadımızdan tevarüs ettiğimiz bir hasletimizdir. Bugün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti?nin, dünya genelindeki ihtiyaç sahiplerine, kendi ekonomik imkanları çerçevesinde, en çok yardım eden ülkeler arasında yer almakta oluşu, milletimizin, manevi ve milli değerlerinin, devletimizin tarihten gelen misyonunun üstünlüğünü ve değerini, ortaya koymaktadır.

Dünya, güçlünün güçsüzü ezdiği, güçlü olmanın haklı olmak anlamına geldiği bir dünya olmaktan çıkmalı. Sömürünün yerini yardımlaşma almalıdır. Küresel sorunlara medeni dünya olarak elbirliğiyle çözüm aramak varken, kimi devletlerin, terörü, örtülü biçimde, başka ülkelere müdahale ve siyasi operasyonlar için bir araç olarak kullandıklarını görüyoruz. Ne yazık ki bu tür operasyonlara maruz kalan ülkelerden biri de biziz. Huzur ve asayişi sağlamak için şehitler veriyorsak, bunun temel nedeni, dış dünyanın terörle mücadelemizde bize destek vermemiş olmalarıdır. Ancak terör ve terörist eylemlerle mücadelemizde gevşeklik göstermeyecek, boyun eğmeyeceğiz."

TBMM Başkanı Kahraman, ne zaman bayrağa sarılı bir tabut görse Mehmet Akif Ersoy?un, "Ey, şehid oğlu şehid, isteme benden, makber, / Sana aguşunu açmış, duruyor Peygamber." dizelerini hatırladığını aktararak, "Devletlerin, büyüklükleri ile dertleri doğru orantılıdır. Devletimiz, tarihi derinliği olan, zirve bir medeniyetin mirasçısı durumundaki bir devlettir. Bu sayededir ki güçlüdür, azimlidir, kararlıdır. Mutlaka terör belasının da üstesinden gelecektir. Terör, basit bir mesele değildir. Günümüzde, terör konusu, dünya devletlerinin, samimiyetle ele alması gereken, ortak mesele haline gelmiştir." dedi.

Mülteci meselesinin de dünyanın ortak çözüm üretmesi gereken bir diğer problem olduğuna dikkati çeken Kahraman, "Aylan bebeğin, sahile vuran cansız, minik bedeni, hala gözlerimizin önünde. O fotoğrafı gördüğü halde içi sızlamayanın, vicdanının varlığından şüphe etmek, yanlış olmaz. Benzeri trajediler her gün yaşanmaktadır. Türkiyemiz, üç milyonu aşan mülteciye kucak açmıştır. Bütün devletlerin, bu sorunun çözümüne, elbirliğiyle katılması gerekmektedir." ifadesini kullandı.

Mustafa Kemal Atatürk'ün 23 Nisan'ı 1927 yılında bayram olarak çocuklara armağan ettiğini hatırlatan Kahraman, "Çocuklarımız; geleceğimizdir. İnancımıza göre yavrularımız günahsız olarak doğarlar. Dimağları ve hissiyatları temiz birer sayfadır. TBMM olarak, çocuk ve gençlerimizin, sağlıklı gelişimini temin edecek kararları almak, başta gelen, görevlerimizdendir. Onlara yapılan her yatırım, daha güçlü ve müreffeh bir Türkiye için yapılan, yatırımdır." diye konuştu.

Çocukları her türlü istismar ve şiddetten korumanın anayasamın amir bir hükmü olduğunu vurgulayan Kahraman, şunları kaydetti:

"TBMM, çocuklarımızı maddeten ve manen korumak, bedenen, ruhen ve zihnen sağlıklı nesiller yetiştirmek için, her türlü tedbiri alma kararlılığı, içindedir. Çocukların, korunması hususu, devlet olarak, en çok önem verdiğimiz ve üzerinde hassasiyetle durduğumuz konulardan biridir. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. 23 Nisan gününü Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlamakla, istikbalimiz demek olan çocuklarımıza, milli hakimiyet gibi en temel bir değerimiz kadar, önem vermekte olduğumuzu göstermekteyiz.

Bu vesileyle, İstiklal Savaşı?mıza, milli mücadele vasfı kazandıran, onu milli irade temeline dayandıran, TBMM'nin kurucularını, İstiklal mücadelemizi yürüten Gazi Meclis?in, bütün mebuslarını ve aziz şehitlerimizi minnet ve şükranla yad ediyorum. Ülkemizin ve devletimizin hürriyet ve istiklalini korumak için, Gazi Meclis?in yönetimi altında hayatını ortaya koymuş ve her türlü fedakarlığı yapmış olan bütün şehitlerimize ve gazilerimize Allah?tan rahmetler niyaz ediyorum. Mekanları cennet olsun."

AK PARTİ Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, milleti birleştiren, zorluklara karşı güçlü kılan, geleceğe ümitle bakan ortak tarihi hikayenin hiç unutulmaması gerektiğini belirterek, "Meclis'in adı Gazi Meclis oldu. Çünkü her biri gerçek anlamda gaziydi. Kimi savaşa girmiş çıkmış, şehitlik ümidiyle gittiği savaştan gazi olarak dönmüş, kimisi gazi olmak için yerini yurdunu terk etmişti. Hepimizin dedelerine bakınız, hepsinde bu hikayeler vardır." dedi.

TBMM'nin açılışının 96. yıl dönümü nedeniyle özel birleşimle toplanan TBMM Genel Kurulu'nda konuşan Davutoğlu, bugün çok özel bir günde bir arada olunduğunu söyledi.

"Gazi Meclisimizin kuruluşunun 96. yılı, sizlere, milletimize, mazlum milletlere ve bütün insanlığa hayırlı olsun." diyen Davutoğlu, çocukların bayramını da onların nurlu yüzlerinde hep tebessüm görmek duası ve temennisiyle kutladı.

Davutoğlu, özel günlerin sadece anmak için olmadığını, muhasebe imkanı da verdiğini söyledi.

Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Onun için sizleri 100 yıl öncesine, siyasi düşüncelerimizin, parti kimliklerimizin, geldiğimiz yörelerin, illerin getirdiği yerel kimliklerin ötesinde tek tek milletvekilleri olarak, sadece 78 milyonun değil, bugüne kadar ülkemizde yaşamış bütün aziz vatandaşlarımızın bütün ecdadını da burada temsilen bulunma bilinciyle bir tefekküre davet ediyorum. Bir an için bu kürsüyü sadece, temsilinden büyük onur duyduğum AK Parti Genel Başkanı olarak değil, bu milletin vekili olarak, hitap ederek hepimizi bir muhasebeye davet ediyorum.

100 yıl önce Bu Meclis Ulus'ta toplanmıştı, Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tü. Meclis'in üyelerinin hepsi, o zaman vatan toprağı olan, bir kısmı da sınırlarımızın dışında işgal altında kalmış beldelerden gelen insanlarla, temsilcilerle doluydu. Her birinde hüzün vardı. Çünkü bin yılı aşkın bir süre kader birliği yapmış insanların toprakları işgal edilmiş, savunulan değerler zulme uğramış, tahkir edilmiş, vatan topraklarının her bir yöresinden acı işgal haberleri geliyordu. Dersimli Diyap Ağa bir taraftaydı, Rumeli çocuğu, milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy bir taraftaydı, Diyarbakır Milletvekili Mehmet Zülfü Tigrel bir başka köşede, yine Dersimli Mustafa Zeki Saltuk bir başka kenarda, Erzincanlı Nakşi Şeyhi Şeyh Hacı Ahmet Baysoy yine orada. Her biri farklı hikayelere sahip ama hepsinin şahsi hikayelerinden öte, inandıkları bir milletin tarihi hikayesi vardı."

Davutoğlu, "Çünkü onlar biliyorlardı ki şahsi hikayeleri aşan tarihi bir hikaye olmadıkça milletler var olamazlar. Çünkü onlar biliyorlardı ki şahsi çıkarlardan öte ortak kaygılar, idealler olmazsa bir millet onur içinde yaşayamaz. Hepsi zorlu savaşların içinden çıkıp gelmişlerdi. Dış dünya, dayanacak güçlerinin olmadığını zannediyordu. Meclis'in adı Gazi Meclis oldu sonra. Çünkü her biri gerçek anlamda gaziydi. Kimi savaşa girmiş çıkmış, şehitlik ümidiyle gittiği savaştan gazi olarak dönmüş, kimisi gazi olmak için yerini yurdunu terk etmişti. Hepimizin dedelerine bakınız, hepsinde bu hikayeler vardır. Trablusgarp'ta 1911'de bir seferberlikle başlayan, Balkan Savaşları ile devam eden, Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal harbi ile devam eden bir çizgi." ifadelerini kullandı.

Rahmetli anneannesini hatırladığını belirten Başbakan Davutoğlu, "Dedemi anlatırken, oğlum derdi, 'evlendik, sonra askere gitti, genç bir kızdım; (taze bir gelindim) derdi kendi ifadesiyle. Döndüğünde epey yaşlı hanım olmuştum.' Geçen 14 yıl, Trablusgarp'a gitmiş, döndüğünde, her ikisi de rahmetli olan dedelerim birlikte gitmişler, birlikte farklı cephelerde çatışıp döndüklerinde farklı bir Türkiye bulmuşlardı. Hepimizin hikayesi budur. Bu Meclis çatısı altında bir araya gelen bizlerin, hepsinin dedesinin hikayesi budur." diye konuştu.

Davutoğlu, herkesin ortak tarihi bir hikayesi olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Bizi birleştiren, zorluklara karşı güçlü kılan, geleceğe ümitle bakan ortak tarihi hikayemizi hiç unutmayalım. Trablusgarp, Balkan acıları, İstanbul'u savunmak için bütün bir kadim kültürün milletleri Çanakkale'ye aktılar. Akamayanlar Trablusgarp'ta, Muhammad İkbal gibi Lahor'da oturup, 'Ya Rab, eğer ahiret günü geldiğinde bana sorarlarsa dünyadan en aziz neyi getirdin, Edirne ve Trablusgarp şehidi Türk kardeşlerimin kanını getirdim ya Resulallah' diyerek, Anadolu'da yüreği çarpan Muhammed İkbal vardı."

Başbakan Davutoğlu, Çanakkale'de, İstanbul'u savunanların Kut'ül Amara'da, Bağdat'ı savunduklarını belirterek, "Çanakkale savunması, sadece milletimizin İstanbul'un savunması değil, sadece bizim milletimizin İstanbul savunması değil, bütün kadim değerlerin, insanlık onurunun sömürgecilere, emperyalistlere karşı şanlı bir direnişiydi. Kut'ül Amara, hani bugün kutlayalım mı kutlamayalım mı diye tartışmalar yaptığımız Kut'ül Amara var ya 1916'da aynen İstanbul'un savunması gibi, Bağdat'ın savunulması esnasında bütün Orta Doğu halklarının omuz omuza verdiği son savaştı. Türk, Arap, Kürt, Sünni, Şii, Keldani, Ermeni herkes Kut'ül Amara'da, Bağdat'ı savundu ve uzun yıllar Çanakkale gibi anıldı. Şimdi sadece TSK büyük zafer olarak anıyor. Tekrar Kut'ül Amara'yı, Çanakkale ruhunu bu anlamda tefekkür etmeliyiz." ifadesini kullandı.

Gazi Meclis'in birinci özeliğinin bütün kadim beraberliği temin etmesi, ikinci özelliğinin ise bütün mazlum milletleri temsil etmesi olduğuna işaret eden Davutoğlu, toplandığında Azerbaycan'dan, Buhara Müslümanlarından, Hint Müslümanlarından yardımlar aldığını belirtti.

"Çünkü onlar çok iyi biliyorlardı, bu Gazi Meclis başarıya ulaşırsa, onların da istiklal ve onur ümidi olacaktı. Bu Gazi Meclis başarısızlığa uğrarsa, onları da hüsran bekliyordu" diyen Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu iki tarihi boyuttan hareketle baktığımızda, geliniz hep beraber ciddi muhasebe yapalım. 100 sene önce dedelerimizin oturduğu bu Meclis, bugün 100 sene sonra yine değişik tehditlerle karşı karşıya kalan bir ülkenin Meclisidir, hepimizin Meclisidir. Gazi Meclis'in devamı olarak da bugün istiklal mücadelesi vermek anlamında beka Meclisidir. Onun için siyasi düşüncelerimiz arasındaki farkları bir kenara koyarak, hep beraber bu ülkenin istiklali, bu milletin onuru için omuz omuza verelim. Nereden ve hangi şekilde gelirse gelsin tehdit, hep beraber karşı duralım. Bu ülkenin insanlarına kim saldırırsa, hep beraber onun karşısında omuz omuza verelim. Terörün her türlüsünü hep beraber lanetleyelim. Gazi Meclis'in içinde eminim, 'bu toprakların bir parçasının kaderi diğerinden ayrıdır' diye düşünen çıksaydı, önce o Gazi Meclis'in üyeleri isyan ederdi. Dersimli Diyap Ağa'nın o güzel ifadeleriyle....'(Gavur, Anadolu'yu sardı, hepimizi bir düşünce aldı, din ve diyanet, ırz ve namus, Türklük tehlikeye düştü. İşittik ki Erzurum taraflarında can kurtaran arşa çıkmış, Meclis kuracakmış. Herkes korktu. İhtiyar halimle vatanı kurtaranların yanına koşmayı hatta başımı vermeyi göze aldım. Bana 'gitme ölürsün' dediler. Zaten herkes mahvoluyor. Varam, gidem, onlara ulaşam, hep beraber ölek' dedim) diyor Dersimli Diyap."

Başbakan Davutoğlu konuşmasına şöyle devam etti:

"Arkadaşlar bu milletin kaderi birdir. Ya hep beraber var olacağız ya hep beraber öleceğiz. Kim bu milletin bir parçasını diğerinden ayırt edip, onların kaderini diğerlerinden ayırt ederse, Gazi Meclis'e en büyük ihaneti yapmış olur. Hep beraber sesimizi yükseltelim. Kaderimiz ortak diyelim, tarihi hikayemiz ortak, istikbalimiz ortak diyelim, kim bizim aramıza nifak koyacaksa, onların karşısında da omuz omuza bir aradayız diyelim. Benim ilk çağrım budur. İkinci çağrım, yine bu tarihi hikayeye uygun olarak, bu Meclisin mazlum milletlerin Meclisi olduğunu unutmadan, mazlum milletlerden kimin başı dara girmişse, kimin başı sıkışmış, kim özgürlük, hatta hayatını kurtarma çabası içine girmişse bu Meclis ve ve bu ülke ona da aittir diyelim. Bu, Suriyeli mülteciler için de geçerlidir, Irak'tan gelen Kürt mülteciler için de Boşnak mülteciler için de Kafkasya'nın, Balkanların, Orta Asya'nın, Orta Doğu'nun çocuklarını hep beraber mazlum milletlerin meclisinde buluşturalım. "

Başbakan Davutoğlu, Meclisin tefrik edici üçüncü özelliğinin bütün baskılara rağmen, özgürlüğü ve demokrasiyi savunmuş olması olduğuna işaret ederek, Meclisin içinden, darbe teşebbüslerinden sonra onurla idam sehpasına yürüyen selefi Başbakan ve bakanların çıktığını anımsattı.

Davutoğlu, şunları söyledi:

"Hep beraber Cumhuriyetimizi birlik ve beraberlik için nasıl savunuyorsak, cumhuru bütün unsurlarıyla nasıl savunuyorsak, demokrasimizi de aynı kararlılıkla savunmalı ve her türlü darbe teşebbüslerine karşı demokrasimizi de güçlü kılmalıyız. Bunu yaptığımız zaman bu Meclisi birliğimizin kalesi, karargahı kıldığımız zaman, bu Meclisi mazlum milletlerin adalet ve vicdan teşebbüslerinin nihai tecelligahı kıldığımız zaman ve bu Meclisi özgürlüklerin, insan haklarının ve demokrasinin kalesi kıldığımız zaman emin olunuz, siyasi görüş ayrılıklarımız ne olursa olsun, hep beraber çok güzel bir geleceğe yürüyeceğiz. Yapmamız gereken şey basittir. 96 yıl önce bir araya gelenleri hiç unutmamak ve bu onları bir araya getiren ruhu yaşatmak. Daha sonra Meclisin kapanmasına kadar giden acıları hiç unutmamak, onların bir daha yaşanmaması için demokrasiyi, birliği savunmak. Muhalefete özellikle çağrımda, güzel işler olduğunda bizi takdir ediniz ki eleştirilerinize biz de her zaman değer verelim. Biz de özeleştiri yapalım, biz de sizin yapıcı eleştirilerinizi her zaman dikkate alalım ki bu Gazi Meclis'ten yükselen yeni Türkiye'yi kuralım. Eminim biz bu tarihi hikayemizi unutmazsak, tarih hep bizim yanımızda olacak, bizim için akacak ve tarihin nesnesi değil öznesi olacağız. 96 sene önce bu Meclisi kuranlar tarihin öznesi oldular. "

TBMM Başkanı İsmail Kahraman ile Şanlıurfa'ya istiklal madalyasını götürürken taşıdıkları onura vurgu yapan Başbakan Ahmet Davutoğlu, "İstanbul'un işgal edilmesinden hemen sonradır ve meclisin kurulmasından hemen öncedir. Şanlıurfa'yı, Gaziantep'i, Kahramanmaraş'ı bütün şehirlerimizi kutluyorum. O istiklal madalyası için destek veren tüm milletvekilleri ve partilere teşekkürü bir borç biliyorum. İşte o zaman 16 Mart'ta İstanbul işgal edildiğinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 'geldikleri gibi gidecekler' demişti. Şimdi biz de aynı şeyi söylüyoruz, kimse bu topraklara göz dikemeyecek, bölmek isteyenlere böldürmeyeceğiz, tökezletmek isteyenlere tökezletmeyeceğiz. Al bayrağı kıyamete kadar özgürlüğümüzün sembolü olarak, Gazi Meclis'imizi de kıyamete kadar, milli iradenin nihai karargahı olarak muhafaza edeceğiz. " dedi.

Meclisin dualarla açıldığını anımsatan Başbakan Davutoğlu, konuşmasını, "Yine dualarla kapatmak için söylüyorum: Allah birliğimizi, beraberliğimizi daim etsin. Bir daha Gazi Meclis kurmak zorunda bizi bırakmasın. Meclisimizi gazi ve demokratik bir meclis olarak milli iradenin her zaman sözcüsü olmak misyonunu getirenlerden eylesin. Bütün milletimizin mili egemenlik bayramını, çocuklarımızın çocuk bayramını kutluyor, güzel bir geleceğe el ele yürüme temennisiyle hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum." sözleriyle tamamladı.

****HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDE BULABİLİRSİNİZ.****