2012-06-13 - 13:21
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında terör olayları ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında terör olayları ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, "AKP, CHP ve BDP'ye göre Güneydoğu'da vuku bulan terör olayları etnik sorunlar yüzünden çıkmaktadır."
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, "MHP, Güneydoğu'da vuku bulan ayrılma ve kopuş amaçlı bölücü terör olayını "Kürt Sorunu" olarak tarif etmeyi reddediyor. Bölge halkının sorunlarıyla bölücü ve ayrılıkçıların sorunlarını birbirinden ayrı tutmayı özellikle vurgu yapıyor." dedi
MHP'li yeniçeri sözlerinde şunları kaydetti:
"Geçtiğimiz haftaya CHP lideri Kılıçdaroğlu ile Başbakan Erdoğan arasında vukubulan görüşmeler damgasını vurmuştu. "Kürt Sorunu"nun çözümü için üretilmeye çalışılan mutabakatlarla ilgili olarak ikilinin bu görüşmeleri çeşitli tartışmaları da beraberinde getirdi.
"Kürt sorunu" temelinde bu görüşmelere MHP ve BDP'de katılsın, Akil Adamlar ile TBMM Mutabakat komisyonları kurulsun ve böylece sorun çözülsün! Analar ağlamasın! Temeli olmayan, basit, içeriksiz, yüzeysel ve tehlikeli de olan bu girişim AKP ile CHP'nin konuya aynı biçimde yaklaştığının da kanıtıdır. Kılıçdaroğlu'nun teklifleri Oslo'da yapılan görüşmeler ve varıldığı iddia edilen mutabakat metinleriyle neredeyse birebir örtüşmektedir. Bu yönü itibarıyla yeni bir içeriğe sahip de değildir.
Bilindiği gibi MİT ile PKK'lı militanları arasında Oslo'da yapılan müzakereler de ne konuşulduğu basına düşmüştü. Bu müzakerelerde varılan dört numaralı mutabakat aynen şöyledir: "Taraflar, ayni süre içinde yukarıda adı geçen taslaklarda zikredilen Anayasa Konseyi, Barış Konseyi, Hakikat ve Adalet komisyonu için isim düzeyinde çalışma yaparlar ve netleştirdikleri isim önerilerini sunarlar".
"Akil adamlar"ın kurulmasına ilişkin öneri ise Murat Karayılan tarafından ortaya atılmıştı. İmralı'daki hükümlünün de buna benzer açıklamaları medyaya sızdırılmıştı. AKP, CHP ve BDP arasında bazı konularda fikir benzerliği de dikkatlerden kaçacak gibi değildir.
Bölücü ya da BDP'lilerin "Demokratik Özerklik" ya da "Özerk Kürdistan" dedikleri yapıyı AKP "Yerel Yönetimlerin Güçlendirilmesi adı altında" adı konmamış bir biçimde savunuyor. CHP ise bunu Kılıçdaroğlu'nun ağzından "Avrupa yerel özerklik şartına yönelik çekincelerin kaldırılacağı"nı açıklayarak onay vermiş oluyor. Üçüzler benzer düşünüyor. Son zamanlarda olanın bitenin ne anlama geldiğini anlamak için Oslo'da üzerinde tartışılan konuları kısaca hatırlamakta yarar vardır.
Başbakan Erdoğan'ın "sır küpüm" dediği ve üç gün içinde yasa çıkararak savcının elinden aldığı adamı, Oslo'da görüşürken söyledikleri iddia edilenler şunlardı: "biz şundan emin olmak istiyoruz yani geliştirilen bir özgürlük alanı açıldı. Bu açılan özgürlük alanı içerisinde örgütün alt birimleri eski alışkanlıklarından hareketle daha fazla mevzi kazanalım daha fazla örgütlenelim mantığı içerisinde. Bir noktaya kadar hani tolare edebiliyorsunuz çünkü dediğim gibi alandaki valiler emniyet müdürleri bu noktada gerçekten çok değerli insanlar. Yani şu anda sizi bilmiyorum spesifik olarak isim vererek şikayet edebileceğiniz şu adam düşmandır bu adam şeydir". Bu sözlerden şunlar anlaşılıyor: PKK'lılar için bizzat MİT bölgede özgür alanı açmış ve PKK örgütlenmesini "tolera" etmiş, PKK'nın yerel milislerinin daha fazla örgütlenerek bu alanı genişletmeleri sorun olarak görülmüyormuş, Paralel çatı devleti yapılanması (KCK) bu örgütlenme sonucu meydana gelmiş, Bölgeye atanan bürokratlar "çok değerli" yani PKK'nın ihtiyaçlarına uygun insanlarmış, Alanlardaki Vali ve Emniyet müdürleri, PKK için şikâyet edilemeyecek kadar iyi insanlarmış. Başbakanın görevlendirdiği zamanın müsteşar yardımcı bu konuda çok iddialı laflar ediyor.
Başbakan Erdoğan doğru söylüyor. Talimatı veren, sınırları çizen, neyin, nasıl yapılması gerektiğini kendisi müsteşara O söylüyor. Müsteşar talimat adamı, o da Erdoğan taleplerini yerine getiriyor. Başbakan bu sözleriyle açıkça ben "devlet içinde devletim" demiş oluyor. Mevcut devletin hukuku değil, kendi sınırlarını çizdiği hukukla kendisini bağlı hissediyor. Devletin savcının kendisi hakkında işlem yapmaya gücü yetmeyeceğini ifade etmiş oluyor. Başbakan Erdoğan'ın görüşmeleriyle gerçekleştirilen bu görüşmelerde varılan mutabakatın kodlarından birisini 10 Haziran 2012 tarihli Taraf Gazetesinde Emre Uslu şöyle anlatıyor: Erdoğan, "MİT-PKK görüşmelerinde yazılı bir belge verme, taviz verme söz konusu değil" diyor. Bunu açıklarken "MİT-PKK arasındaki mutabakat metinlerinde altına imza atılmış bir belge yoktur" diyor.
Aksi takdirde AKP iktidarının Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğüne karşı komplo kurmakla suçlanmaktan kurtulamayacağını bir kez daha hatırlatıyorum.
MHP, çok açık bir biçimde, çok da haklı olarak Başbakan Erdoğan'ı, Oslo Sürecinden ve Habur ihanetinden sorumlu tutuyor. MHP'ye göre Başbakan Erdoğan, Oslo ve Habur sürecinde milletin ve devletin birliğine karşı suç işlemiştir ve bunun hesabı Erdoğan'dan sorulmalıdır. Başbakan Erdoğan, Kılıçdaroğlu kendi ayağıyla gelmişken MHP'yi de kendi geldiği noktaya getirmesi için Kılıçdaroğlu'na karşı öneri sunar. Başbakan Erdoğan eğer MHP'de katılırsa Kılıçdaroğlu'nun getirdiği akil adamlar, TBMM'de mutabakat komisyonu kurulması önerilerine sıcak yaklaşacağını açıklar. Böylece AKP bir taşla birkaç kuş vurmuş, Oslo/İmralı/Habur sürecini de meşrulaştırmış olacaktır.
Kılıçdaroğlu ve ekibi aldıkları bu işaretle hemen MHP'ye yönelik çağrılara başladılar. MHP'nin içeriği bir yana adında bile mutabık olmadığı bu tür mutabakatı başında reddetmiştir. AKP/CHP/BDP üçlüsünün soruna yaklaşım biçiminin aynı ve yanlış olduğunu da açıklamıştır. Bunun üzerine CHP lideri MHP'yi soruna dahil etmek için sorunun adını değiştirebileceğini ifade ederek çağrı da bulunur. Bu yaklaşım tarzı CHP liderinin sorunu ne kadar basite aldığını göstermesi bakımından ilginçtir. Kılıçdaroğlu'nun bu yaklaşımı MHP'ye ne kadar yabancı olduğunu da gösteriyor. AKP, CHP ve BDP'ye göre Güneydoğu'da vuku bulan terör olayları etnik sorunlar yüzünden çıkmaktadır. Bu nedenle de olanlar "Kürt sorunu" olarak ifade edilmelidir. MHP, Güneydoğu'da vukubulan ayrılma ve kopuş amaçlı bölücü terör olayını "Kürt Sorunu" olarak tarif etmeyi reddediyor. Bölge halkının sorunlarıyla bölücü ve ayrılıkçıların sorunlarını birbirinden ayrı tutmayı özellikle vurgu yapıyor. Diğer yandan MHP, Türkiye'nin sorunlarını mezhep, etnisite, bölge, meşrep, cinsiyet temelinde ele almaya da şiddetle karşı çıkıyor. Bölgede vukubulan terörün, saldırının, katliam ve cinayetlerin nedenini 'Kürtlerin Kürt' olmasından kaynaklanan, statülerinin, kimliklerinin ve haklarının tanınmamasından doğan sorun olarak nitelemek hem gerçekçi hem de doğru değildir. Etnisite sıfatlı sorun tanımlamalar ardından kaçınılmaz olarak diğer etnisiteleri de harekete geçirmiş olacaktır. Sorunu Kürt sorunu olarak ortaya koyarsanız, Çerkez, Gürcü, Boşnak, Alevi, Arap, Laz, Karadenizli, Egeli, Doğulu sorun ve talepleriyle ülkeyi karşı karşıya getirmiş olursunuz.
"Kürt Sorunu", Özerk Kürdistan ilan etmek sorunu mudur? Bağımsız Kürdistan sorunu mudur? Türkiye'nin bölünmesi sorunu mudur? Ana dilde eğitim ya da kimlik sorunu mudur? Nedir bu sorun? Türk ile Kürt eşitliği, ortak vatan, eşit yurttaşlık temelinde "Türklerin bir devleti varsa Kürtlerin de olmalıdır. Türklerin bir bayrağı varsa Kürtlerin de olmalıdır. Türklerin bir anayasası varsa Kürtlerin de olmalıdır" aksi takdirde diye başlayan cümleler hangi anlama geldiği açıklanmalıdır. Bir milleti bölmenin yolu etnik bir kimliğinin milli kimlik haline getirilmesiyle başladığını bilenlerdeniz!
Bölücü jargon, neoliberal dayatma ve medyatik modanın peşinden giderek bir "Kürt sorunu" icat etmek barışa ve huzura olduğu kadar gerçeklere de fena halde ihanet etmek anlamına gelmektedir. CHP kendi iradesiyle Habur, Oslo ve İmralı sürecine ortak olmuştur. Kendi takdirleridir Buna MHP'yi de ortak etmeye çalışmaları ise yanlıştır. Kılıçdaroğlu önyargısız ve ön koşulsuz görüşme yapılsın istiyor. Sorun da zaten buradadır. MHP, ülkenin bütünlüğü, devletin varlığı, milletin birliği ve Mustafa Kemal Atatürk konusunda taraftır.
Kaldı ki tecrübeler her şeye açık görüşmelerin sonuç değil sorun çıkardığını göstermektedir. Çizgisiz, ilkesiz, sınırsız ve istikametsiz hareketler de aslında yok hükmündedir. Herkesi Türk milletinin egemenliği, vatanın bütünlüğü ve devletin varlığı konusunda taraf olmaya çağırıyoruz." (12:21)
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, "AKP, CHP ve BDP'ye göre Güneydoğu'da vuku bulan terör olayları etnik sorunlar yüzünden çıkmaktadır."
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, "MHP, Güneydoğu'da vuku bulan ayrılma ve kopuş amaçlı bölücü terör olayını "Kürt Sorunu" olarak tarif etmeyi reddediyor. Bölge halkının sorunlarıyla bölücü ve ayrılıkçıların sorunlarını birbirinden ayrı tutmayı özellikle vurgu yapıyor." dedi
MHP'li yeniçeri sözlerinde şunları kaydetti:
"Geçtiğimiz haftaya CHP lideri Kılıçdaroğlu ile Başbakan Erdoğan arasında vukubulan görüşmeler damgasını vurmuştu. "Kürt Sorunu"nun çözümü için üretilmeye çalışılan mutabakatlarla ilgili olarak ikilinin bu görüşmeleri çeşitli tartışmaları da beraberinde getirdi.
"Kürt sorunu" temelinde bu görüşmelere MHP ve BDP'de katılsın, Akil Adamlar ile TBMM Mutabakat komisyonları kurulsun ve böylece sorun çözülsün! Analar ağlamasın! Temeli olmayan, basit, içeriksiz, yüzeysel ve tehlikeli de olan bu girişim AKP ile CHP'nin konuya aynı biçimde yaklaştığının da kanıtıdır. Kılıçdaroğlu'nun teklifleri Oslo'da yapılan görüşmeler ve varıldığı iddia edilen mutabakat metinleriyle neredeyse birebir örtüşmektedir. Bu yönü itibarıyla yeni bir içeriğe sahip de değildir.
Bilindiği gibi MİT ile PKK'lı militanları arasında Oslo'da yapılan müzakereler de ne konuşulduğu basına düşmüştü. Bu müzakerelerde varılan dört numaralı mutabakat aynen şöyledir: "Taraflar, ayni süre içinde yukarıda adı geçen taslaklarda zikredilen Anayasa Konseyi, Barış Konseyi, Hakikat ve Adalet komisyonu için isim düzeyinde çalışma yaparlar ve netleştirdikleri isim önerilerini sunarlar".
"Akil adamlar"ın kurulmasına ilişkin öneri ise Murat Karayılan tarafından ortaya atılmıştı. İmralı'daki hükümlünün de buna benzer açıklamaları medyaya sızdırılmıştı. AKP, CHP ve BDP arasında bazı konularda fikir benzerliği de dikkatlerden kaçacak gibi değildir.
Bölücü ya da BDP'lilerin "Demokratik Özerklik" ya da "Özerk Kürdistan" dedikleri yapıyı AKP "Yerel Yönetimlerin Güçlendirilmesi adı altında" adı konmamış bir biçimde savunuyor. CHP ise bunu Kılıçdaroğlu'nun ağzından "Avrupa yerel özerklik şartına yönelik çekincelerin kaldırılacağı"nı açıklayarak onay vermiş oluyor. Üçüzler benzer düşünüyor. Son zamanlarda olanın bitenin ne anlama geldiğini anlamak için Oslo'da üzerinde tartışılan konuları kısaca hatırlamakta yarar vardır.
Başbakan Erdoğan'ın "sır küpüm" dediği ve üç gün içinde yasa çıkararak savcının elinden aldığı adamı, Oslo'da görüşürken söyledikleri iddia edilenler şunlardı: "biz şundan emin olmak istiyoruz yani geliştirilen bir özgürlük alanı açıldı. Bu açılan özgürlük alanı içerisinde örgütün alt birimleri eski alışkanlıklarından hareketle daha fazla mevzi kazanalım daha fazla örgütlenelim mantığı içerisinde. Bir noktaya kadar hani tolare edebiliyorsunuz çünkü dediğim gibi alandaki valiler emniyet müdürleri bu noktada gerçekten çok değerli insanlar. Yani şu anda sizi bilmiyorum spesifik olarak isim vererek şikayet edebileceğiniz şu adam düşmandır bu adam şeydir". Bu sözlerden şunlar anlaşılıyor: PKK'lılar için bizzat MİT bölgede özgür alanı açmış ve PKK örgütlenmesini "tolera" etmiş, PKK'nın yerel milislerinin daha fazla örgütlenerek bu alanı genişletmeleri sorun olarak görülmüyormuş, Paralel çatı devleti yapılanması (KCK) bu örgütlenme sonucu meydana gelmiş, Bölgeye atanan bürokratlar "çok değerli" yani PKK'nın ihtiyaçlarına uygun insanlarmış, Alanlardaki Vali ve Emniyet müdürleri, PKK için şikâyet edilemeyecek kadar iyi insanlarmış. Başbakanın görevlendirdiği zamanın müsteşar yardımcı bu konuda çok iddialı laflar ediyor.
Başbakan Erdoğan doğru söylüyor. Talimatı veren, sınırları çizen, neyin, nasıl yapılması gerektiğini kendisi müsteşara O söylüyor. Müsteşar talimat adamı, o da Erdoğan taleplerini yerine getiriyor. Başbakan bu sözleriyle açıkça ben "devlet içinde devletim" demiş oluyor. Mevcut devletin hukuku değil, kendi sınırlarını çizdiği hukukla kendisini bağlı hissediyor. Devletin savcının kendisi hakkında işlem yapmaya gücü yetmeyeceğini ifade etmiş oluyor. Başbakan Erdoğan'ın görüşmeleriyle gerçekleştirilen bu görüşmelerde varılan mutabakatın kodlarından birisini 10 Haziran 2012 tarihli Taraf Gazetesinde Emre Uslu şöyle anlatıyor: Erdoğan, "MİT-PKK görüşmelerinde yazılı bir belge verme, taviz verme söz konusu değil" diyor. Bunu açıklarken "MİT-PKK arasındaki mutabakat metinlerinde altına imza atılmış bir belge yoktur" diyor.
Aksi takdirde AKP iktidarının Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğüne karşı komplo kurmakla suçlanmaktan kurtulamayacağını bir kez daha hatırlatıyorum.
MHP, çok açık bir biçimde, çok da haklı olarak Başbakan Erdoğan'ı, Oslo Sürecinden ve Habur ihanetinden sorumlu tutuyor. MHP'ye göre Başbakan Erdoğan, Oslo ve Habur sürecinde milletin ve devletin birliğine karşı suç işlemiştir ve bunun hesabı Erdoğan'dan sorulmalıdır. Başbakan Erdoğan, Kılıçdaroğlu kendi ayağıyla gelmişken MHP'yi de kendi geldiği noktaya getirmesi için Kılıçdaroğlu'na karşı öneri sunar. Başbakan Erdoğan eğer MHP'de katılırsa Kılıçdaroğlu'nun getirdiği akil adamlar, TBMM'de mutabakat komisyonu kurulması önerilerine sıcak yaklaşacağını açıklar. Böylece AKP bir taşla birkaç kuş vurmuş, Oslo/İmralı/Habur sürecini de meşrulaştırmış olacaktır.
Kılıçdaroğlu ve ekibi aldıkları bu işaretle hemen MHP'ye yönelik çağrılara başladılar. MHP'nin içeriği bir yana adında bile mutabık olmadığı bu tür mutabakatı başında reddetmiştir. AKP/CHP/BDP üçlüsünün soruna yaklaşım biçiminin aynı ve yanlış olduğunu da açıklamıştır. Bunun üzerine CHP lideri MHP'yi soruna dahil etmek için sorunun adını değiştirebileceğini ifade ederek çağrı da bulunur. Bu yaklaşım tarzı CHP liderinin sorunu ne kadar basite aldığını göstermesi bakımından ilginçtir. Kılıçdaroğlu'nun bu yaklaşımı MHP'ye ne kadar yabancı olduğunu da gösteriyor. AKP, CHP ve BDP'ye göre Güneydoğu'da vuku bulan terör olayları etnik sorunlar yüzünden çıkmaktadır. Bu nedenle de olanlar "Kürt sorunu" olarak ifade edilmelidir. MHP, Güneydoğu'da vukubulan ayrılma ve kopuş amaçlı bölücü terör olayını "Kürt Sorunu" olarak tarif etmeyi reddediyor. Bölge halkının sorunlarıyla bölücü ve ayrılıkçıların sorunlarını birbirinden ayrı tutmayı özellikle vurgu yapıyor. Diğer yandan MHP, Türkiye'nin sorunlarını mezhep, etnisite, bölge, meşrep, cinsiyet temelinde ele almaya da şiddetle karşı çıkıyor. Bölgede vukubulan terörün, saldırının, katliam ve cinayetlerin nedenini 'Kürtlerin Kürt' olmasından kaynaklanan, statülerinin, kimliklerinin ve haklarının tanınmamasından doğan sorun olarak nitelemek hem gerçekçi hem de doğru değildir. Etnisite sıfatlı sorun tanımlamalar ardından kaçınılmaz olarak diğer etnisiteleri de harekete geçirmiş olacaktır. Sorunu Kürt sorunu olarak ortaya koyarsanız, Çerkez, Gürcü, Boşnak, Alevi, Arap, Laz, Karadenizli, Egeli, Doğulu sorun ve talepleriyle ülkeyi karşı karşıya getirmiş olursunuz.
"Kürt Sorunu", Özerk Kürdistan ilan etmek sorunu mudur? Bağımsız Kürdistan sorunu mudur? Türkiye'nin bölünmesi sorunu mudur? Ana dilde eğitim ya da kimlik sorunu mudur? Nedir bu sorun? Türk ile Kürt eşitliği, ortak vatan, eşit yurttaşlık temelinde "Türklerin bir devleti varsa Kürtlerin de olmalıdır. Türklerin bir bayrağı varsa Kürtlerin de olmalıdır. Türklerin bir anayasası varsa Kürtlerin de olmalıdır" aksi takdirde diye başlayan cümleler hangi anlama geldiği açıklanmalıdır. Bir milleti bölmenin yolu etnik bir kimliğinin milli kimlik haline getirilmesiyle başladığını bilenlerdeniz!
Bölücü jargon, neoliberal dayatma ve medyatik modanın peşinden giderek bir "Kürt sorunu" icat etmek barışa ve huzura olduğu kadar gerçeklere de fena halde ihanet etmek anlamına gelmektedir. CHP kendi iradesiyle Habur, Oslo ve İmralı sürecine ortak olmuştur. Kendi takdirleridir Buna MHP'yi de ortak etmeye çalışmaları ise yanlıştır. Kılıçdaroğlu önyargısız ve ön koşulsuz görüşme yapılsın istiyor. Sorun da zaten buradadır. MHP, ülkenin bütünlüğü, devletin varlığı, milletin birliği ve Mustafa Kemal Atatürk konusunda taraftır.
Kaldı ki tecrübeler her şeye açık görüşmelerin sonuç değil sorun çıkardığını göstermektedir. Çizgisiz, ilkesiz, sınırsız ve istikametsiz hareketler de aslında yok hükmündedir. Herkesi Türk milletinin egemenliği, vatanın bütünlüğü ve devletin varlığı konusunda taraf olmaya çağırıyoruz." (12:21)
