2012-12-05 - 12:28
MHP'Lİ YENİÇERİ'NİN BASIN TOPLANTISI?
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında "Dokunulmazlıklar ve Dış Politika" konularında değerlendirmelerde bulundu.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Parlamentoda düzenlediği basın toplantısında "Dokunulmazlıklar ve Dış Politika" konularında değerlendirmelerde bulundu.

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, "Birileri katilleri cezalandırıyoruz fakat cinayetler devam ediyor, yolsuzlukları cezalandırıyoruz ama yolsuzluklar devam ediyor, çeteleri cezalandırıyoruz ama çetecilik faaliyetleri sürüyor. O halde cinayeti, yolsuzlukları ve çeteleşmeyi cezalandırmanın faydası yok diyorlar." dedi

MHP'li Yeniçeri, Haşimi yüzünden Irak'la, Hamas yüzünden İsrail'le; NATO'nun Patriotları yüzünden Rusya'yla, ABD'nin Füze Kalkanı yüzünden İran ile Türkiye'nin ilişkilerinin bozulduğunu savunarak "Ermenistan ile imzalanan protokoller ise Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerini zehirlemiştir." dedi

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, sözlerinde şunları kaydetti:

"Teröristlerle kucaklaşmanın hangi olaylar bağlamında meydana geldiğini kısaca özetlemekte yarar var. O sıralarda, CHP Milletvekili Hüseyin Aygün, ilk defa dağa çıkmış ya da çıkarılan bir milletvekili söz konusuydu. Yine ilk kez Şemdinli'de, PKK'lı teröristler TSK'ya karşı onlarca gün süren cephe savaşı yapıyorlardı. İşte tam da bu sırada BDP'lilerin bir gurup PKK'lı ile buluşup kucaklaşmaları söz konusu oldu. Bu buluşmanın hemen ardından BDP'nin Genel Başkanı Demirtaş, 400 kilometrelik bölgenin PKK'nın denetimde olduğu açıklaması geldi. PKK'lılarla BDP'li vekillerin kucaklaşmasının amacı bölgenin PKK denetiminde olduğu propagandasını yapmaktı.

Silahlı PKK'lılarla kucaklaşan BDP'liler, kucaklaşma sırasında PKK'lı militanlarını özgürlük savaşçısı, gerilla olarak niteleyerek "sizinle özgürlük gelecek" anlamına gelen sözler etmişlerdi. Teröristlerle kucaklaşan bu milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılacağı Başbakan tarafından açıklanınca büyük bir tartışma başladı. BDP "Parlamentondan çekiliriz!", "Biz gidersek daha kötüleri gelir" türden tehdit edici açıklamalar gelmiştir.

Medyadan da, "Dokunduk da ne oldu!", "Dokundukça büyüdüler" benzeri yorumlar yapılmıştır. BDP'lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının 94 öncesine dönüş olarak niteleyenler çıkıyor. Birileri katilleri cezalandırıyoruz fakat cinayetler devam ediyor, yolsuzlukları cezalandırıyoruz ama yolsuzluklar devam ediyor, çeteleri cezalandırıyoruz ama çetecilik faaliyetleri sürüyor. O halde cinayeti, yolsuzlukları ve çeteleşmeyi cezalandırmanın faydası yok diyorlar. Bir kısım medya ve malum çevreler BDP'liler ne yaparsa yapsın, hangi suçu işlerse işlesinler "onlara dokunmayın" diyorlar. BDP'li vekillere dokunmanın ülkeyi kargaşaya sebep olacağından söz ediyorlar.

Bu çevreler resmen devletin ve milletin blöfe ve şantaja boyun eğmesini istiyorlar. Türkiye Cumhuriyetinin yasalarından da adeta BDP'lilerin muaf tutulmasını istiyor ve aksi takdirde dağın yolu açılmış olur diye de aba altından sopa gösteriyorlar. Bu yaklaşım tarzı, BDP'li vekilleri devlete, hukuka ve millete meydan okur hale getirmiştir. Bugün, BDP Milletvekilleri resmen suç makinesine dönüşmüş bulunmaktadır. Bundan daha bir hafta önce bir BDP Milletvekili halka "silahlanın!" çağrısında bulunma cüretini kendinde gördüğü televizyonlara yansımıştır. Silahı siyaset, demokrasiyi şiddet olarak algılayan bu yapı hastalıklıdır. Kimseye hukuka, anayasaya ve devlete meydan okuma hakkı verilemez.

Başbakan Erdoğan'ın, terör destekçilerinin dokunulmazlıklarını komisyona havale etmesi, dokunulmazlıkların kaldırılmasını zamana yayarak, sulandırmak anlamına gelmektedir. Başbakan Erdoğan, PKK ve BDP ile yapacağı pazarlıklarda elini güçlü tutmak amacıyla böyle bir yöntem uyguladığı anlaşılmaktadır. Bu arada Başbakan Erdoğan "Biz yola çıktığımız andan itibaren Türk milliyetçiliğinin de Kürt milliyetçiliğinin de karşısındayız" diye bir açıklama yaptı. Türk Milliyetçiliği, Türk milletinin çıkarlarını öncelemek, Türkiye'den yana olmak ve Türk milletini sevmek ve yüceltmeye çalışmaktır. Türk milleti içinde, Atatürk'ün de dediği gibi Türkiye'yi kuran herkes vardır. Başbakan Eroğan'ın neye karşı olduğu ya da olacağı kendi bileceği bir iştir.

Putin'in gelmesi, Rusya'nın ekonomik ve ticari çıkarlarıyla daha çok ilgiliydi. Zira Rusya, Türkiye'nin ikinci büyük ticaret ortağı, Türkiye ise Rusya'nın yedinci büyük ticaret ortağı konumunda. Dolayısıyla, Putin'in Türkiye ziyareti, Erdoğan ile Suriye sorununu görüşmenin yanı sıra, politik anlaşmazlıkların ikili ticari ilişkileri olumsuz etkilememesini amaçlıyor. Putin'in ziyaretinin sonuçları daha çok ticari ve ekonomik olmuştur.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Erbil'den Kerkük'e gidince Irak Hükümeti, "Davutoğlu'nu tutuklama hakkımız var" dedi. Son olarak Enerji Bakanı Taner Yıldız'ın uçağının Erbil'e inmesine Irak Hükümeti izin vermedi. Taner Yıldız da, Bağdat yerine Kayseri'ye indi. Küresel güç Türkiye, bölgesel aktör Erdoğan, İslam ülkelerinin parlayan yıldızı AKP'nin ülkeyi içine düşürdüğü durum budur. Türkiye bir yandan da, Suriye gibi bir ülkeye karşı sınırlarını korumak için canhıraş bir biçimde NATO'dan yardım dileniyor. AKP, ancak NATO'nun Patriotlarıyla Suriye sınırını koruyabileceğini düşünüyor.

ABD'nin eski Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice: "İran'a karşı, Suudi Arabistan, Katar ve diğer komşu ülkeler, Sünni muhalifleri destekliyor. Türkler de, Suriye'deki Kürtlerin özgürlük mücadelesinin Türkiye'deki Kürtleri de etkileyeceğinden duyduğu endişe nedeniyle çatışmanın içine çekilmiş durumdadır. Füzeler, Türkiye ve İsrail sınırları boyunca giderek daha sık görülüyor. Ankara'nın yardım konusunda çığlıkları sonunda NATO'yu etkiledi", diyor.

Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi Esat rejimini kast ederek "Bıçağın kemiğe dayandığını, sözün bittiği yerde olduklarını" söylediler. Tam da bu sırada Suriye, Türkiye'ye ait bir savaş uçağını düşürdü. Suriye Hükümeti uçağı, "biz düşürdük" dedi. Türkiye uzun süredir, "Kim düşürdü? Nasıl düşürdü? Ne ile düşürüldü?" konusunu tartışıyor. Sonunda Suriye'nin, Türk savaş uçağını düşürdüğü ilan edildi. Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi noter gibi durum tespiti yapıp geçtiler. Davutoğlu Kıbrıs'ı, "Kırk yıllık çözülmeyen sorun" olarak ilan etti ve "Çözümsüzlük çözüm değildir" dediler. Rumlarla birleşik bir devlet halinde yaşamaya Kıbrıs'ta evet dedirttiler ama Rumlar reddettiler!

Davos'ta Başbakan Erdoğan, İsrail Cumhurbaşkanına "One Minute" çekiyor. İsrail'in buna misillemesi Mavi Marmara gemisinde dokuz Türk vatandaşını kurşuna dizmek oluyor. Türkiye, "özür dile, tazminat öde, Gazze'ye ablukayı kaldır, ilişkiler sürsün" diyor. Türkiye, uluslararası komisyon kurulmasına razı oluyor. Komisyon İsrail'i haklı buluyor.

İsrail gelinen aşamada Erdoğan'ın sözlerine, Davutoğlu'nun gözyaşlarına ve blöflerine aldırmadığını Gazzeyi yeniden bombalayarak ortaya koyuyor. İsrail öldüreceği kadar öldürüyor, yıkacağı kadar yıkıyor. Devreye Türkiye girmek istiyor. Ancak inisiyatifi Mursi marifetiyle Mısır ele alıyor. Oyun kurucu Erdoğan ve Davutoğlu hayalleriyle avunmak durumunda kalıyor! Oyun kurucular kendi oyunlarına gelmiş oluyor! Filistin devletinin gözlemci statü kazanmasına Doğu Kudüs'e Yahudi yerleşim yerleri açarak cevap veriyor!

Suriye'de Kürt Ulusal Konseyi, PYD ve Barzani arasında dolaylı bir mutabakat sağlıyor. Bölgede PYD hâkimiyet alanlarını giderek genişletmesine karşın Erdoğan'ın payına Suriye'yi sığınmacılara beş yüz milyon dolara yakın yardım yapmak oluyor. Türkiye'nin payına zaman zaman Suriye'nin attığı havan ve top mermileri düşüyor. Haşimi yüzünden Irak'la, Hamas yüzünden İsrail'le; NATO'nun Patriotları yüzünden Rusya'yla, ABD'nin Füze Kalkanı yüzünden İran ile Türkiye'nin ilişkileri bozulmuştur. Ermenistan ile imzalanan protokoller ise Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerini zehirlemiştir. Erdoğan ve Davutoğlu tam da 'sıfıra sıfır elde var sıfır' politikası izliyor."

H. Alper Durmaz