2014-01-31 - 13:00
Faik Öztrak: "Başbakan kendisini değil, artık ülkesini düşünmelidir. Ülkede istikrarı sağlamak için gereken uzlaşı iklimini yaratmak amacıyla ne yapması gerektiğini öğrenmek istiyorsa Ukrayna'daki meslektaşının ne yaptığına bakması yeterli olacaktır. Kenara çekilmelidir."
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak Meclis'te düzenlediği basın toplantısında ekonomiye ilişkin son gelişmeleri değerlendirdi.
Bu hafta ekonomide çok önemli gelişmeler yaşandığını kaydeden Öztrak, hafta başında Türk lirasının hızla değer yitirdiğini ve Merkez Bankası rezervlerinin de hızla eridiğini, bu gelişmeler karşısında Merkez Bankası'nın 28 Ocak gece yarısı politika faizini yüzde 100'den fazla arttırmak zorunda kaldığını hatırlattı. CHP'li Faik Öztrak, bu duruma nasıl gelindiğini şöyle açıkladı:
"AKP iktidara geldiğinde hazır güvenilir bir reçete buldu. 2003'te bol likiditeyi arkasına aldı. 2007'ye kadar bununla geldi. Başarı benim dedi. 2009'da Türkiye yüzde 4,8'le en çok daralan gelişen ekonomilerden biri oldu. Sorumlu küresel kriz dedi, sorumluluktan kaçtı. Krizde gelişmiş ekonomiler trilyonlarca dolar para bastı. Bunlar sıcak para olarak bizim gibi ekonomilere aktı. AKP ve Başbakan 2010-2011'de ekonomiyi bu sıcak para ile şişirdi, başarı benim dedi."
2002'de ailelerin her 100 liralık geliri karşılığında borcunun 5 lira olduğunu, 2013'te borcun 51 liraya çıktığını kaydeden Öztrak, 22 Mayıs 2013'te Türkiye'nin dünyanın en kırılgan ekonomisi haline geldiğini belirtti. "Ülkeyi sıcak paraya müptela edip bunu istikrar diye pazarlayan iktidar şaşırdı kaldı" ifadelerine yer veren Öztrak, "Olağanüstü cari açığı ve yetersiz döviz rezervlerinden söz dahi etmedi. Bu defa da sorumlu faiz lobisi oldu" dedi.
Öztrak şunları kaydetti:
"Mayıs ayında başlayan fırtınadan korunmak için tedbir almak gerekirken geçen Haziran'da Gezi Parkı karıştı. Başbakan bozulduğunu hissettiği ekonomik istikrarın faturasını kesecek yer bulmuştu. Uzlaşmak anlaşmak yerine bu ülkenin umudu olan gençleri ezdi. Sosyal olaylarla baş etme kapasitesinin olmadığını gösterdi. İstikrarsızlığını arttırdı. Geçtiğimiz Temmuz ayında TCMB'nin bağımsızlığını Dolmabahçe'de rehin aldı. Aynı Başbakan 28 Ocak faiz operasyonundan bir hafta önce Brüksel'de çıktı, benim alanım ekonomi. Merkez Bankası'nın faiz arttırmamasını tebrik ediyorum dedi. TCMB'nin kendinden bağımsız ir iş yapamayacağını iyice pekiştirdi. 17 Aralık'ta yolsuzluk ve rüşvet skandalı patladı. Dört Bakan istifa etmek zorunda kaldı. Başbakan bu sefer kalktı hukuk devletini ezdi. Devlet krizi çıkardı. İstikrarsızlığını arttırdı."
Türkiye'de artan istikrarsızlıklarla beraber sınırlı döviz rezervlerinin de eridiğini kaydeden Öztrak, eriyenin sadece rezerv olmadığını, Türk Lirası'nın değerinin de eridiğini ve doların karşısında yüzde 23 değer kaybettiğini söyledi. "İşler o kadar çığırından çıktı ki faiz artışından en çok mağdur olacak iş adamları faizlerdeki rekor artışa sevinir hale geldi" ifadelerine yer veren Öztrak, "11 yıllık Başbakan, TCMB'den faiz arttırdı diye hesap soramayacağını hala öğrenememiş. Soracağı tek hesap enflasyonu neden tutturamadığının hesabıdır" diye konuştu.
Başbakan'ın "B ve C planlarımız var" sözleri ile piyasaların risk algısını arttırdığını belirten Öztrak piyasaların sermaye hareketlerine kontrol gelebileceğinden korkmaya başladığını söyledi. Öztrak, "Küresel likiditenin hızla azaldığı ve döviz ihtiyacının bu kadar yüksek olduğu bir ortamda sermaye hareketleri ile ilgili oyun kurallarının değiştirileceğine dair müphem ifadeler bir felaketi tetikleyebilir. Başbakan, yarattığı tehlikenin farkında bile değil" dedi.
Türkiye'nin istikrarının önündeki en büyük tehdidin "Recep Tayyip Erdoğan" olduğunu kaydeden Öztrak, "Başbakan durdurulmadıkça ne dolar; ne de faizler durur" şeklinde konuştu.
Öztrak, döviz piyasasında hükümetin çıkardığı yangını söndürmek için yapılmak zorunda kalınan faiz artırımının faturasının, önce Türkiye'nin en büyük borçlusu olan devlete çıkacağını, Hazine'nin üstüne binecek faiz yükünün de vergilerle vatandaşın sırtına aktarılacağını ifade etti.
Faizdeki artışın, önümüzdeki günlerde daha az yatırım, daha düşük büyüme ve daha büyük işsizlik olarak millete fatura edileceğini savunan Öztrak, "Faiz artırımından önce bankaların tüketici kredi faizi yüzde 15 civarında idi. Bu yeni faiz artışından sonra tüketici kredi faizi yüzde 17-18 civarına gelecektir. Ticari kredi faizi yüzde 13 civarında idi. Bu da yüzde 15-16'lara yükselecektir" diye konuştu.
Öztrak, Başbakan'ın ülkeyi yönetme kabiliyetinin kalmadığı ileri sürerek, "Başbakan tüm enerjisini, muhatap olduğu yolsuzluk ve rüşvet iddialarından kurtulmaya harcamaktadır. Her gün yeni bir ses kaydı ve tapeler, Türkiye'nin içine düştüğü kirliliği gözler önüne sermektedir. Bu sızan bilgiler doğru ise Başbakan'ın kendi medyasını oluşturmak için müteahhitlere haraç havuzu yaptırdığı, kesilen bu haraçlar karşılığında kamu ihalelerini paylaştırıldığı anlaşılmaktadır. Bunlar korkunç iddialardır" dedi.
Bu tapeler doğruysa, üstü örtülmek istenen suçların, Yüce Divanlık suçlar olduğunu ifade eden Öztrak, "Başbakan'ın artık kendine duyulan güvenin tamamen bittiğini, ekonomik ve sosyal yaşamı derin bir istikrarsızlığa sürüklediğini görmesi lazım. Başbakan kendisini değil, artık ülkesini düşünmelidir. Ülkede istikrarı sağlamak için gereken uzlaşı iklimini yaratmak amacıyla ne yapması gerektiğini öğrenmek istiyorsa Ukrayna'daki meslektaşının ne yaptığına bakması yeterli olacaktır. Kenara çekilmelidir" diye konuştu.
F. Banu Doğan
Bu hafta ekonomide çok önemli gelişmeler yaşandığını kaydeden Öztrak, hafta başında Türk lirasının hızla değer yitirdiğini ve Merkez Bankası rezervlerinin de hızla eridiğini, bu gelişmeler karşısında Merkez Bankası'nın 28 Ocak gece yarısı politika faizini yüzde 100'den fazla arttırmak zorunda kaldığını hatırlattı. CHP'li Faik Öztrak, bu duruma nasıl gelindiğini şöyle açıkladı:
"AKP iktidara geldiğinde hazır güvenilir bir reçete buldu. 2003'te bol likiditeyi arkasına aldı. 2007'ye kadar bununla geldi. Başarı benim dedi. 2009'da Türkiye yüzde 4,8'le en çok daralan gelişen ekonomilerden biri oldu. Sorumlu küresel kriz dedi, sorumluluktan kaçtı. Krizde gelişmiş ekonomiler trilyonlarca dolar para bastı. Bunlar sıcak para olarak bizim gibi ekonomilere aktı. AKP ve Başbakan 2010-2011'de ekonomiyi bu sıcak para ile şişirdi, başarı benim dedi."
2002'de ailelerin her 100 liralık geliri karşılığında borcunun 5 lira olduğunu, 2013'te borcun 51 liraya çıktığını kaydeden Öztrak, 22 Mayıs 2013'te Türkiye'nin dünyanın en kırılgan ekonomisi haline geldiğini belirtti. "Ülkeyi sıcak paraya müptela edip bunu istikrar diye pazarlayan iktidar şaşırdı kaldı" ifadelerine yer veren Öztrak, "Olağanüstü cari açığı ve yetersiz döviz rezervlerinden söz dahi etmedi. Bu defa da sorumlu faiz lobisi oldu" dedi.
Öztrak şunları kaydetti:
"Mayıs ayında başlayan fırtınadan korunmak için tedbir almak gerekirken geçen Haziran'da Gezi Parkı karıştı. Başbakan bozulduğunu hissettiği ekonomik istikrarın faturasını kesecek yer bulmuştu. Uzlaşmak anlaşmak yerine bu ülkenin umudu olan gençleri ezdi. Sosyal olaylarla baş etme kapasitesinin olmadığını gösterdi. İstikrarsızlığını arttırdı. Geçtiğimiz Temmuz ayında TCMB'nin bağımsızlığını Dolmabahçe'de rehin aldı. Aynı Başbakan 28 Ocak faiz operasyonundan bir hafta önce Brüksel'de çıktı, benim alanım ekonomi. Merkez Bankası'nın faiz arttırmamasını tebrik ediyorum dedi. TCMB'nin kendinden bağımsız ir iş yapamayacağını iyice pekiştirdi. 17 Aralık'ta yolsuzluk ve rüşvet skandalı patladı. Dört Bakan istifa etmek zorunda kaldı. Başbakan bu sefer kalktı hukuk devletini ezdi. Devlet krizi çıkardı. İstikrarsızlığını arttırdı."
Türkiye'de artan istikrarsızlıklarla beraber sınırlı döviz rezervlerinin de eridiğini kaydeden Öztrak, eriyenin sadece rezerv olmadığını, Türk Lirası'nın değerinin de eridiğini ve doların karşısında yüzde 23 değer kaybettiğini söyledi. "İşler o kadar çığırından çıktı ki faiz artışından en çok mağdur olacak iş adamları faizlerdeki rekor artışa sevinir hale geldi" ifadelerine yer veren Öztrak, "11 yıllık Başbakan, TCMB'den faiz arttırdı diye hesap soramayacağını hala öğrenememiş. Soracağı tek hesap enflasyonu neden tutturamadığının hesabıdır" diye konuştu.
Başbakan'ın "B ve C planlarımız var" sözleri ile piyasaların risk algısını arttırdığını belirten Öztrak piyasaların sermaye hareketlerine kontrol gelebileceğinden korkmaya başladığını söyledi. Öztrak, "Küresel likiditenin hızla azaldığı ve döviz ihtiyacının bu kadar yüksek olduğu bir ortamda sermaye hareketleri ile ilgili oyun kurallarının değiştirileceğine dair müphem ifadeler bir felaketi tetikleyebilir. Başbakan, yarattığı tehlikenin farkında bile değil" dedi.
Türkiye'nin istikrarının önündeki en büyük tehdidin "Recep Tayyip Erdoğan" olduğunu kaydeden Öztrak, "Başbakan durdurulmadıkça ne dolar; ne de faizler durur" şeklinde konuştu.
Öztrak, döviz piyasasında hükümetin çıkardığı yangını söndürmek için yapılmak zorunda kalınan faiz artırımının faturasının, önce Türkiye'nin en büyük borçlusu olan devlete çıkacağını, Hazine'nin üstüne binecek faiz yükünün de vergilerle vatandaşın sırtına aktarılacağını ifade etti.
Faizdeki artışın, önümüzdeki günlerde daha az yatırım, daha düşük büyüme ve daha büyük işsizlik olarak millete fatura edileceğini savunan Öztrak, "Faiz artırımından önce bankaların tüketici kredi faizi yüzde 15 civarında idi. Bu yeni faiz artışından sonra tüketici kredi faizi yüzde 17-18 civarına gelecektir. Ticari kredi faizi yüzde 13 civarında idi. Bu da yüzde 15-16'lara yükselecektir" diye konuştu.
Öztrak, Başbakan'ın ülkeyi yönetme kabiliyetinin kalmadığı ileri sürerek, "Başbakan tüm enerjisini, muhatap olduğu yolsuzluk ve rüşvet iddialarından kurtulmaya harcamaktadır. Her gün yeni bir ses kaydı ve tapeler, Türkiye'nin içine düştüğü kirliliği gözler önüne sermektedir. Bu sızan bilgiler doğru ise Başbakan'ın kendi medyasını oluşturmak için müteahhitlere haraç havuzu yaptırdığı, kesilen bu haraçlar karşılığında kamu ihalelerini paylaştırıldığı anlaşılmaktadır. Bunlar korkunç iddialardır" dedi.
Bu tapeler doğruysa, üstü örtülmek istenen suçların, Yüce Divanlık suçlar olduğunu ifade eden Öztrak, "Başbakan'ın artık kendine duyulan güvenin tamamen bittiğini, ekonomik ve sosyal yaşamı derin bir istikrarsızlığa sürüklediğini görmesi lazım. Başbakan kendisini değil, artık ülkesini düşünmelidir. Ülkede istikrarı sağlamak için gereken uzlaşı iklimini yaratmak amacıyla ne yapması gerektiğini öğrenmek istiyorsa Ukrayna'daki meslektaşının ne yaptığına bakması yeterli olacaktır. Kenara çekilmelidir" diye konuştu.
F. Banu Doğan
