2012-11-14 - 11:30
Demir Çelik: "Eğer idam sadece Öcalan için düşünülüyorsa, ve bu Kürt sorununu çözecekse, onun idamından önce bedenimizi ölüme sermeye hazırız."
BDP Muş Milletvekili Demir Çelik düzenlediği basın toplantısında, hükümetin ve hükümete yakın medyanın BDP ve BDP'li belediyeleri terörize ettiğini öne sürdü.
Van depremi sonrasında BDP'li bazı belediyelere baskın yapılarak, belediyelerin yardım malzemelerinin terör örgütü PKK'ya gönderilmesi ile suçlandığını belirten Çelik, "BDP'ye yönelik bu karalama ve itibarsızlaştırma anlayışı Başbakan'dan başlayarak bakanlara, tüm yetkililere ve yandaş medyaya ulaşıyor" dedi.
Van Özat Belediyesi'ne yapılan baskının ardından Cizre Belediyesi'ne de baskın yapıldığını ve belediyede bulunan hard disk ve bilgisayarlara el konulduğunu ileri süren Çelik, "Bu yaklaşımlar sürekli devam ediyor. Başbakan belediyeleri hizmet üretmemekle suçluyor. Belediyenin hizmet üretememesinin nedeni bu şekilde irade kırmaya yönelik faaliyetlerdir" dedi.
70'i aşkın cezaevinde devam eden açlık grevlerinin 64.gününe ulaştığını belirten Çelik, grevlerin artık yaşam riskinden çıktığını ölümlerin her an yaşanabileceğini söyledi. Başbakan'ın 'varsın ölsünler' yaklaşımı içinde olduğunu savunan Çelik, "Ortadoğu'ya model olma iddiasında olan bir ülkenin Başbakan'ının insan yaşamına yaklaşımı, Kürtlere ve Kürt sorununa yaklaşımı aynıdır. Cezaevindeki tutsakların devletin emanetinde olması gerekir. Başbakan'ın bu yaklaşımı 90 yıllık inkarcı zihniyetin değişmediğinin kanıtıdır. Kürt sorunu üzerinden yeni acılar yaşanması istenmiyorsa bu bakış açısı değiştirilmelidir" şeklinde konuştu.
Anadilde savunma hakkının Meclis Adalet Komisyonu'na gelmesi ile ilgili görüşleri sorulan Çelik şunları söyledi: "Biz anadilde savunma hakkını insan haklarının temeli sayıyoruz. Konunun bir an önce Genel Kurul'a taşınması için gereken çabayı göstereceğiz. Ancak söz konusu metinde anadilde savunma ifadesi yer almıyor. Kişinin en iyi bildiği dil şeklinde geçiyor. Ayrıca bu durum sadece sözlü savunma ile sınırlı kalmamalı. Kişinin dilini seçmesi halinde tercümanı dışarıdan sağlaması ve bedelini kendi olanaklarıyla ödemesi ifadeleri de var. Bu durum Anayasa'nın eşitlik ilkesine terstir."
Çelik, BDP'li milletvekillerinin devam eden açlık grevlerini bırakıp bırakmayacakları yönündeki bir soruyu ise şu sözlerle cevapladı: "7 Kasım'da BDP'li milletvekilleri cezaevlerinde açlık grevlerini sürdüren kişilere bir çağrı yaptı ve 'nöbeti biz devraldık, siz bırakın' dediler. Ancak cezaevlerinde açlık grevi yapanlar, Öcalan'a tecritin kaldırılması ve diyalog müzakere yolunun açılması talepleri gerçekleşmeden bırakmayacaklarını söylediler. Bu çağrımıza devam ediyoruz."
Bir soru üzerine, idam ile ilgili tartışmalara da değinen Çelik, "İnsanın en temel hakkı yaşama hakkıdır. Bu hakkın kişiden alınıyor olması kabul edilemez. Eğer idam sadece Öcalan için düşünülüyorsa, ve bu Kürt sorununu çözecekse, onun idamından önce bedenimizi ölüme sermeye hazırız. Bu yolla toplumsal sorunları çözemezsiniz. Dil barışçı bir dil olmalıdır" diye konuştu. (11:30)
Meltem SALİMOĞLU
Van depremi sonrasında BDP'li bazı belediyelere baskın yapılarak, belediyelerin yardım malzemelerinin terör örgütü PKK'ya gönderilmesi ile suçlandığını belirten Çelik, "BDP'ye yönelik bu karalama ve itibarsızlaştırma anlayışı Başbakan'dan başlayarak bakanlara, tüm yetkililere ve yandaş medyaya ulaşıyor" dedi.
Van Özat Belediyesi'ne yapılan baskının ardından Cizre Belediyesi'ne de baskın yapıldığını ve belediyede bulunan hard disk ve bilgisayarlara el konulduğunu ileri süren Çelik, "Bu yaklaşımlar sürekli devam ediyor. Başbakan belediyeleri hizmet üretmemekle suçluyor. Belediyenin hizmet üretememesinin nedeni bu şekilde irade kırmaya yönelik faaliyetlerdir" dedi.
70'i aşkın cezaevinde devam eden açlık grevlerinin 64.gününe ulaştığını belirten Çelik, grevlerin artık yaşam riskinden çıktığını ölümlerin her an yaşanabileceğini söyledi. Başbakan'ın 'varsın ölsünler' yaklaşımı içinde olduğunu savunan Çelik, "Ortadoğu'ya model olma iddiasında olan bir ülkenin Başbakan'ının insan yaşamına yaklaşımı, Kürtlere ve Kürt sorununa yaklaşımı aynıdır. Cezaevindeki tutsakların devletin emanetinde olması gerekir. Başbakan'ın bu yaklaşımı 90 yıllık inkarcı zihniyetin değişmediğinin kanıtıdır. Kürt sorunu üzerinden yeni acılar yaşanması istenmiyorsa bu bakış açısı değiştirilmelidir" şeklinde konuştu.
Anadilde savunma hakkının Meclis Adalet Komisyonu'na gelmesi ile ilgili görüşleri sorulan Çelik şunları söyledi: "Biz anadilde savunma hakkını insan haklarının temeli sayıyoruz. Konunun bir an önce Genel Kurul'a taşınması için gereken çabayı göstereceğiz. Ancak söz konusu metinde anadilde savunma ifadesi yer almıyor. Kişinin en iyi bildiği dil şeklinde geçiyor. Ayrıca bu durum sadece sözlü savunma ile sınırlı kalmamalı. Kişinin dilini seçmesi halinde tercümanı dışarıdan sağlaması ve bedelini kendi olanaklarıyla ödemesi ifadeleri de var. Bu durum Anayasa'nın eşitlik ilkesine terstir."
Çelik, BDP'li milletvekillerinin devam eden açlık grevlerini bırakıp bırakmayacakları yönündeki bir soruyu ise şu sözlerle cevapladı: "7 Kasım'da BDP'li milletvekilleri cezaevlerinde açlık grevlerini sürdüren kişilere bir çağrı yaptı ve 'nöbeti biz devraldık, siz bırakın' dediler. Ancak cezaevlerinde açlık grevi yapanlar, Öcalan'a tecritin kaldırılması ve diyalog müzakere yolunun açılması talepleri gerçekleşmeden bırakmayacaklarını söylediler. Bu çağrımıza devam ediyoruz."
Bir soru üzerine, idam ile ilgili tartışmalara da değinen Çelik, "İnsanın en temel hakkı yaşama hakkıdır. Bu hakkın kişiden alınıyor olması kabul edilemez. Eğer idam sadece Öcalan için düşünülüyorsa, ve bu Kürt sorununu çözecekse, onun idamından önce bedenimizi ölüme sermeye hazırız. Bu yolla toplumsal sorunları çözemezsiniz. Dil barışçı bir dil olmalıdır" diye konuştu. (11:30)
Meltem SALİMOĞLU
