2013-06-24 - 12:30
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, Taksim Gezi Parkı olaylarına değinerek, "Tazyikli su, biber gazı, Çarşı, Duran Adam derken Türkiye'de iktidara karşı protestolar kurumsallaşmıştır." değerlendirmesinde bulundu.
MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, Taksim Gezi Parkı olaylarına değinerek, "Tazyikli su, biber gazı, Çarşı, Duran Adam derken Türkiye'de iktidara karşı protestolar kurumsallaşmıştır." değerlendirmesinde bulundu.
Yeniçeri, iktidarın kendisine karşı çıkanlara 'göze göz, dişe diş' stratejisi uygulamaya sokmasının ilginç olduğunu ifade ederek, "Başbakan, Gezi Parkı dolaysıyla ortaya çıkan sosyal ve sivil tepkiyi algılayıp gerekeni yapıp sükûnetin avdeti için gereğini yapacak yerde durumu güvenlik güçlerine havale etmiş bulunmaktadır." diye konuştu.
Tomalar, biber gazları ve tazyikli su ile sivil ve sosyal tepkilerin bastırılmaya çalışıldığını söyleyen Yeniçeri, "Sorunun çözümü, halk tepkisini alanlara taşıyan nedenleri, ortadan kaldırmaktan geçiyor. Ortaya konan tepkiyi polis şiddeti kullanarak bastırmak sorunu azaltmaz, artırır. Hükümet sorunu çözmek yerine sorunun görünen aktörlerini dövmek gibi bir yol izliyor. Bu yol sorunu geçici bir süre bastırır ama ortadan kaldırmaz. Freud 'ten bu yana "Bastırılan her şeyin bir gün geri döneceği" biliniyor." şeklinde konuştu.
Yeniçeri sözlerine şöyle devam etti:
"Başbakan Erdoğan'ın çözüm ortaklarından birisi de BDP'li Sırrı Süreyya Önder'di. Kandil ve Öcalan arasında mektup taşımak, Nevruz'da Diyarbakır Meydanında kitle katliamcısı Öcalan'ın mektubunu Başbakanın verdiği izin ve sağladığı imkânla okuyan da oydu. Sırrı Süreyya Önder, daha ilk günlerde Taksim'de greyderlerin önündeydi. Başbakan Erdoğan'dan sonra çözüm sürecinin en ateşli savunucusu olan Sırrı Süreyya Önderdir. Bu durum bile yalnız başına Başbakan Erdoğan'ın Taksim'deki tepkiyi ve nedenlerini kavrayamadığını göstermesine yeterlidir.
Gezi Parkı olaylarını kendi amaçları, kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek isteyen, bu olayları kullanmak isteyen yerel, bölgesel ve küresel güçler var. Ama bu Gezi Parkı olaylarıyla açığa çıkan toplumsal tepkiyi açıklamaya yetmiyor. Taksim Olaylarının Sosyal Maliyeti giderek artıyor. Bunun siyasi maliyetinin de olacağını Başbakan bir türlü göremiyor."
PKK terör örgütünün ülke dışına çıkmasıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Yeniçeri, "Türkiye süratle bir felakete sürükleniyor. Terör örgütü çekildi, çekiliyor, çekilecek derken yaşanan şantiye baskını, askeri helikopter saldırısı, Hükümeti elinde oynatan kitle katliamcısı Öcalan ve medyaya yansımayan terörist aktiviteler yaşanacakların habercisi niteliğindedir. Yaklaşık iki aydır, çekildi, çekiliyor, çekilmek üzere denilen terör örgütü mensupları nasıl oluyor da askeri araçlara saldırabiliyor, şantiye basabiliyor. Askeri helikoptere PKK'nın ateş açması, 'eylem kapasitemiz yerli yerinde duruyor. İstediğimiz an vurabiliriz' mesajıdır. Teröristler istemiş olsalar roket atar ya da daha etkili silahlarla içinde generallerin de bulunduğu bu helikopteri düşürebilirlerdi. Bu olayı "münferit" olay olarak görenler, saflar ve gafillerdir. Başbakan 'terör bitti, dağlarda çiçek açtı' havasında, terör örgütü ise şartlarını dayatıyor ve gereğinin yerine getirilmemesi halinde "yeniden eylemlere başlayacağız" mesajı veriyor." şeklinde konuştu.
Hükümetin Gezi Parkı olayları ile ilgili yangına körükle gittiğini savunan Yeniçeri, "Hükümet, Gezi Parkı olayları dolaysıyla ortaya çıkan krizi, berbat bir biçimde yöneterek, krizi bütün Türkiye'ye yaymıştır. Şimdi de mitinglerle felaketi zafere çevirmeye çalışmaktadır. İktidar sorunu marjinalleştirecek, hedef küçültecek yerde, kendisini marjinalleştirmiş, işin içine iş adamlarını ve sanatçıları da katarak hedef büyütmüştür. " diye konuştu.
Yeniçeri, sözlerini şöyle sürdürdü:
"AKP'nin hesaba katmadığı şey, bu defa toplumun uyuyan bütün unsurlarının uyandığı, ekonominin olan bitenden olumsuz biçimde etkilendiği ve dış şartlarında hükümetin istediği biçimde şekillenmediğidir.
Başbakan Erdoğan, hükümetini muhafaza için canhıraş bir mücadele verirken, hükümetinin de dayandığı meşru zemin olan TC devletini müdafaa için kılını dahi kıpırdatmıyor. Aksine bizzat TC kavramını devlet binalarından kendi elleriyle indiriyor. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve otoritesinin Güneydoğu'da hain masalarda param parça edilmesini seyrediyor hatta teşvik ediyor.
Her türlü bölücülük, ayrımcılık ve devlet yıkıcılığı devletin gözetimi altında serbestçe yapılıyor. Türkiye'de devlet içinde devlet, millet içinde millet inşa etme faaliyetleri alabildiğine sürmektedir.Gelişmeler AKP iktidarının terör ve terörist kurtulmak adı altında ülkeyi tam bir felakete sürüklediğini göstermektedir.
İmralı'daki kitle katliamcısı Öcalan ile varılan, sözde "Çözüm Süreci" mutabakatı kapsamında AKP ile PKK ikilisinin düzenlettikleri konferansların ikincisi Diyarbakır'da yapıldı. Türkiye'nin her taşını oynatacak bu bölücü konferansa ve yayınlanan sonuç bildirisine yönelik olarak hükümetten hiç ses gelmemektedir. İktidar durumu sessiz sedasız geçiştirmeye çalışmaktadır. Zilleti bilerek ve isteyerek kendisi sineye çekmekte, halkın da gözünden saklamaya çalışmaktadır.
Türkiye'nin Güneydoğu Bölgesini, "Kuzey Kürdistan" olarak niteleyen bu konferansa Türkiye'nin bölünmesini isteyen bütün guruplar katılmıştır. Bölgenin adı "Kuzey Kürdistan", uydu devlet bürokrasinin adı KCK, Silahlı Kuvvetlerinin adı PKK/HPG, düzenlenen konferans ise "Kürdistan Büyük Millet Meclisi" olarak işlev görecektir. Nitekim Diyarbakır'da düzenlenen bu konferansın daha sonraki süreçte bir tür yerel parlamento gibi çalışacağı açıklanmış bulunmaktadır.
AKP'nin "çözüm süreci" adını verdiği bu olgunun "Bağımsız Birleşik Kürdistan"ın inşa süreci olduğu ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Türkiye'de halka doğruları söylemeyen bir iktidar iş başındadır. Öcalan ile "biz görüşmedik", -halkın zekâsıyla alay eder gibi- "emrimiz altındakiler görüştü" diyorlar. Sanki görüşenlere "görüşün" talimatını uzaydakiler veriyor!
Bir yandan terör örgütüne "hiç söz vermedik", Öcalan ile sağlanmış mutabakat yok diyorlar. Diğer yandan İmralı'daki kitle katliamcısının mektubunu Diyarbakır'daki meydanda halka okutulmasına izin veriyorlar. MİT'in katkılarıyla Kandildeki teröristlere kitle katliamcısının mesajlarını iletiyorlar.
Paralel Kürt Devleti kurmaktan içeri alınan KCK'lılar, Öcalan'ın açıkladığı biçimde aşamalı olarak hapishanelerden salıveriliyor. Hapishaneden çıkan KCK'lılar Kürdistan devlet bürokrasisindeki yerlerine derhal almış oluyorlar.
"Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı" Kitle katliamcısı Öcalan'ın yapılmasını istediği konferansların ikincisiydi. AKP hükümeti, hiç söz vermeden, mutabakat sağlamadan ve haberi dahi olmadan Öcalan'ın istediği konferansların yapılmasına izin vermiş oluyor.
"Silahlarını mağaralara bıraksınlar ya da gömüp çekilsinler"den "sınırlardan nasıl girdilerse öyle çıksınlar" söylemleri bizzat Başbakanın ağzından çıkmıştır.
Başbakanın bu sözleri ya da PKK'nın bu süreçte eylem yapmaması, hiç kuşkusuz tek taraflı bir kararın sonucu değildir. Yani PKK, Öcalan'dan ve AKP'den bağımsız olarak hareket etmiş değildir.AKP'nin, Kürt kökenli yurttaşların temsilcisi olarak kitle katliamcısı Öcalan'ı alması en büyük stratejik hata olmuştur. Böylece terör örgütüyle Kürt vatandaşları AKP'nin sayesinde aynı konsepte bir araya getirilmiştir.
Kitle katliamcısı Öcalan ise konferansa gönderdiği mesajda tek başına karar almasının demokratik ve gerçekçi olamayacağından söz ederek, "konferansta alınacak ortak kararlar, her birimizin arkasında duracağı perspektif olacaktır" demiştir. Böylece bizzat AKP, Güneydoğu'daki halkı kitle katliamcısı Öcalan'ın arkasında toplanmaya zorlamıştır. Böylece bölgedeki bütün bölücü örgütler ve aktörler Türkiye Cumhuriyetine karşı Öcalan odaklı güç birliğine gitmişlerdir.
AKP, kitle katliamcısını muhatap alarak, onun mesajlarını Diyarbakır'da kitlelere okutarak, İmralı'ya BDP'li heyetlerin ziyaretine izin vererek fiilen Öcalan'ı ve PKK'yı meşrulaştırmıştır. Durum vahimdir!"
M. Fatih Kılıç
