2020-12-12 - 13:33
2021 YILI BÜTÇESİ TBMM GENEL KURULUNDA
TBMM Genel Kurulunda Sağlık Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ile bu bakanlıklara bağlı kurumların bütçeleri kabul edildi.
Genel Kurul AK Parti Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç başkanlığında toplandı.

Bütçe görüşmelerinin beşinci turunda bugün; Sağlık Bakanlığı, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü; İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Afet Ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının bütçeleri ele alındı.

Bütçe üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Ahat Andican, salgının, yalnızca doktorlardan oluşan Bilim Kurulu ile halledilemeyeceğini, kurulda her kesiminden temsilcilerin yer alması gerektiğini söyledi.

Salgınla mücadelede ancak devlet ve milletin bütün öğeleriyle el ele verilerek bir dayanışma halinde başarılı olunabileceğini dile getiren Andican, "İktidar, doktorların yüzde 80'ini temsil eden Türk Tabipleri Birliğini yok sayıyor, haklı uyarılarını da 'vatan hainliği' şeklinde tanımlıyor hatta daha ileri giderek kapatılmasını istiyor." diye konuştu.

Andican, iktidarın pandemiye yönelik hiçbir stratejisi bulunmadığını, yalnızca duruma göre refleks olarak cevap verme yaklaşımı bulunduğunu savundu.

Sağlık Bakanlığının, Kovid-19'u meslek hastalığı olarak kabul etmek konusunda ayak sürüdüğünü ifade eden Andican, "Sayın Bakan, bu insanlar görevlerinin başında şehit olmuyorlar mı? Bu konuda en kısa zamanda gerekli adımlar atılmalı." dedi.

Son dönemde sağlık çalışanlarının ve ailelerinin rutin test taramasından geçirilmediği, Kovid-19'a yakalanıp 10 gün geçtikten sonra pozitifliği devam etse bile çalışmaya zorlandıkları yönünde duyumlar olduğunu anlatan Andican, "Üç kuruşluk maskeyi dağıtmayı beceremeyen, grip aşılarını karneye bağlayan bir iktidarın 83 milyonluk nüfus için gerekli 160 milyon doz aşıyı ithal edebileceğine, ithal etse bile milleti düzgün şekilde aşılayabileceğine güvenim yok." dedi.

İYİ Parti Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu, şiddetin, son yıllarda birçok sektörde olduğu gibi sağlık alanında da yaşandığını ve tırmanarak devam ettiğini söyledi.

Bunun doktorların, hemşirelerin, hastane çalışanlarının verimliliklerini etkilediği gibi hastaların zararına da bir durum olduğunu ifade eden Kabukcuoğlu, "Hükümetin 2002'den sonra yarattığı popülizm gereği vatandaş önünde sağlıkta şiddet kapısı sonuna kadar açıldı." görüşünü savundu.

Sağlıkta şiddete başka ülkelerde gerekli cezaların verildiğini anlatan Kabukcoğlu, hükümetin, şiddet karşısında esaslı bir tavır alamadığını öne sürdü.

Bugün gıda, silah ve ilacın, stratejik ürünler olduğunu, ilaç ve aşıya önem verilmesi gerektiğini vurgulayan Kabukcoğlu, Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsünün kapatılması nedeniyle başlangıçta kuvvetli olan aşı endüstrisinin, daha sonra gerekli ihtimamdan uzak kaldığını ve Türkiye'nin aşı için tamamen dışa bağımlı duruma geldiğini belirtti.

İYİ Parti Muğla Milletvekili Metin Ergun, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı çevresel sorunlar ve risklerin adeta bir beka meselesi haline geldiğini söyledi.

Bunların başında su kaynaklarının kirlenmesi ve çeşitli şekillerde yok edilmesinin geldiğini aktaran Ergun, gıda güvenliği ve ekonomik büyüme gibi birçok meselenin temelinde su kaynaklarının sürdürülebilirliği ve temiz suya erişimin yattığını dile getirdi.

Türkiye'nin, su stresi yaşayan ülke olmaktan çıktığına, "su fakiri" bir ülke konumuna geldiğine dikkati çeken Ergun, "Yaşadığımız şiddetli kuraklık ormansızlaştırmanın, vahşi sulamaya dayalı tarımsal üretimin ve bir bütün olarak yanlış çevre politikalarının bir sonucudur. Birkaç ay daha böyle devam ederse kuraklık neticesinde kentsel suya olan ihtiyaç artacak, tarımsal üretim azalacak, gıda enflasyonu görülmemiş şekilde artacaktır." değerlendirmesinde bulundu.

Ergun, iktidarın tehlikeli bir madencilik politikası uyguladığını, üzerine titremesi gereken ormanları hiç kaygı duymadan madenciliğe açtığını öne sürdü.

Daha sürdürülebilir bir yaşam için radikal dönüşümlerin gerçekleştirilmesi gerektiğine değinen Ergun, "Çevre kirlilikleri, deprem riski ve iklim krizi gibi konularda zaman her geçen gün aleyhimize işliyor. İYİ Parti olarak çevre politikalarının yalnızca bir bakanlığın sorumluluğunda olmamasını, siyaset üstü bir konumda ve kamu yönetiminin merkezinde yer alması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak bu şekilde karşı karşıya kalacağımız çevresel ve tabii riskleri azaltabilir, sürdürülebilir bir ekonomiye ve toplumsal hayata kavuşabiliriz." diye konuştu.

İYİ Parti Mersin Milletvekili Behiç Çelik, İçişleri Bakanlığının siyaseten eski ağırlığını kaybettiğini, illerin idaresinin yetki genişliğine sahip olduğunu, valilerin bu yetkilerini kullanamadıklarını ve WhatsApp grubundan verilen talimatları yerine getiren bürokratlar haline sokulduğunu iddia etti.

Halkın, daha önce İçişleri Bakanlığı ve mülki makamlarını, hacet kapısı ve devletin müşfik eli olarak gördüğünü söyleyen Çelik, "Şimdi partizanlığın ve tarafgirliğin kör ettiği bir devlet yapısı mevcut. Bu yapının karargahı da maalesef İçişleri Bakanlığı ve valilikler. Artık hacet kapısı kapandı, kalmadı." dedi.

İYİ Parti Adana Milletvekili Mehmet Metanet Çulhaoğlu da "kamu denetimi kanunu"na ihtiyaç olduğunu, polis ve jandarmanın güç ve caydırıcılığının artırılması gerektiğini belirtti.

Terörle mücadeleye yeni bir perspektif getirilmesi ve "mülki kolluk usul kanunu" çıkarılmasını isteyen Çulhaoğlu, "Yolsuzluk ve kayıt dışılıkla mücadele zorunludur. Polis mülki makamlarla güçlendirilmeli, İl İdaresi Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Kanunu'nda yeni düzenleme yapılmalıdır." diye konuştu.

Çulhaoğlu, ülke güvenliği için hayatlarını ortaya koyan muvazzaf uzman jandarmaların, iktidardan 3600 ek gösterge, okulda geçen sürelerinin fiili hizmetten sayılması, karışıklığın giderilmesi için "jandarma yardımcı astsubay" olarak isim ve statülerinin değiştirilmesini beklediğini kaydetti.

TBMM Genel Kurulunda Sağlık Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ile bu bakanlıklara bağlı kurumların bütçelerinin görüşmelerinde MHP milletvekilleri söz aldı.

MHP Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan, hastalığı tedavi ederek Kovid-19 salgınının durdurulamayacağını, virüs bulaşmasının önlenmesi gerektiğini söyledi.

Kurallara uymayan, gerekli önlemleri almayan, bunu ciddiye almayan ve dalga geçen kişilerin sorumluluğu olduğunu ifade eden Aycan, "Sağlık teşkilatı elinden geleni yapıyor ama virüs dolaşmaya devam ederse bu salgın devam edecektir. Filyasyon en az tedavi kadar önemlidir. Salgını durduracaksak kaynak aramayı sürdürmek, virüs bulaşmış her kişiyi bulmak ve ayırmak zorundayız yoksa bununla ilgili başarılı olma şansımız da olmaz." dedi.

Aycan, şu an için maskenin etkin korunma yöntemi olduğunu dile getirerek şunları söyledi:

"Tabii ki korunma açısından bir diğer önemli yöntem aşıdır ama aşı üzerinde dikkatli konuşmak lazım. Polemik yapmak, aşıyı olduğundan fazla abartmak da zararlıdır ya da bir aşıyı ülkesinden dolayı kötülemek de kamu sağlığı açısından zararlıdır. Ulusal bir program yürütüyoruz. Burada lider davranışı çok önemlidir. Ulusal programlarda liderlik, siyasetçinin tavrı önemlidir. Aşıyla ilgili gerekli gereksiz konuşmaların hiçbir anlamı yoktur. Burada liderlik gösterdiği için Genel Başkanım sayın Devlet Bahçeli'ye teşekkür ediyorum. Genel Başkanımız aşı olacağını açıkladı. Siyasi liderlere düşen görev de aşı kampanyasına destek vermek, liderlik göstererek motive etmek, örnek olmaktır."

Bir aşı için "Yüzde 90-95 koruyucu." demenin yanlış olduğunu ifade eden Aycan, antikor oluşmasının kişiyi koruyacağı anlamına gelmediğini vurguladı.

Aşı firmalarının yöneticilerinin "Bu aşının ne kadar koruyacağını bilmiyoruz." derken Türkiye'de akademisyenler ve bazı insanların "Aşı yapılırsanız ömür boyu Kovid-19 olmayacaksınız." açıklamasının yerinde olmadığını dile getiren Aycan, "Aşıyı antikor oluşturmak için yapıyoruz ama antikor ömürlü bir şeydir, hastalığı geçirenlerde bile antikorun koruyuculuğu 3-4 aydır." dedi.

Sefer Aycan, bir aşıyı üretildiği ülkeden dolayı kötülemenin de yanlış olduğunu belirterek, "Hele hele Türkiye'nin alacak olmasından dolayı herhangi bir ülkenin aşısını kötülemenin de bir yararı yoktur. Onun için ister hastalık geçirin ister aşı olun ama maskenizi takmaya devam edin." ifadesini kullandı.

MHP Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan, Kovid-19 tedavisinden de aşısından da önem arz edenin "salgını sahada önleyici tedbirlerle kontrol altına alabilip yenmek" olduğunu vurguladı.

Hastanelerde artan şiddet vakalarının ülke gündeminden çıkarılması için şiddet oluşmadan önce tedbirlerin alınmasının, sağlık çalışanlarının güven ortamında çalışmalarının sağlanmasının hayati önem taşıdığını söyleyen Taşdoğan, "Sağlıkta şiddeti önleme daire başkanlığının kurulmasının, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet eylemlerinin önlenebilmesi açısından her türlü hukuki, idari ve sosyal tedbirlerin alınması için ihtiyaçları karşılayabileceğini düşünmekteyiz." diye konuştu.

Ekim ayı sonunda Sağlık Bakanlığına 12 bin yeni personel alınacağının açıklanmasının, sağlık meslek lisesi mezunlarını ve pek çok değişik branştan mezun gençleri heyecanlandırdığını anlatan Taşdoğan, "Kalifiye sağlık personellerinin atamaları, gençlerimizin mağduriyetlerini giderecek, hasta memnuniyetini de en üst seviyeye çıkaracaktır." değerlendirmesini yaptı.

MHP İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz, hep Türk tıbbının Avrupa'nın çok önünde olduğunu söylediğini aktararak, "Koronavirüsle ilgili mücadelemiz bunu misliyle göstermiştir. Biz Avrupalılar ya da ABD gibi hastalarımızı parklarda, bahçelerde terk etmedik; zengin-fakir, yaşlı-genç ayrımı yapmadık. Şu anda sağlık hizmetlerinde ve koronavirüsle ilgili mücadelemizde dünya bizi gıptayla seyrediyor." dedi.

İstanbul Sancaktepe'de ve Atatürk Havalimanı'nda iki ayda iki ayrı büyük pandemi hastanesi yapıldığını anımsatan Arkaz, "15 günde yerli imkanlarla solunum cihazı, ventilatör cihazı yaptık. Bu da dünyaya örnektir." ifadesini kullandı.

Bazı siyasilerin "bir anayasa taslağı çalışması yaptığını" belirten Arkaz, şöyle konuştu:

"Anayasa'nın ilk 4 maddesinden Türklük ve Atatürk'ün isminin çıkartılmak istendiğini gördük ve bundan çok rahatsız olduk. Buna izin vermemiz için bizim bedenimize basılıp geçilmesi lazım. Bunu yapmak isteyenlerin amacı bellidir, bölücülüktür, devlete, vatana yapılan ihanettir. Biz kapı arkasında vatan hainleriyle kimin iş birliği yaptığını biliyoruz, o da nettir. Uyuşturucu ticareti yapan, çocuklarımızı, öğretmenlerimizi, askerlerimizi, sağlıkçılarımızı kurşuna dizen, başta FETÖ olmak üzere tüm terör örgütlerini şiddetle kınıyorum. Dünyanın her yerinde teröriste 'terörist' diyemeyen kim varsa, o terörist ilan edilmiştir.

Yasin Börü'nün, Eren Bülbül'ün, Bedirhan bebeğin, Necmettin öğretmenin, Aybüke öğretmenin daha mübarek kanları kurumadı. Hiçbir hain örgüt devlete meydan okuyamaz. Hem bu memleketin ekmeğini yiyeceksiniz hem suyunu içeceksiniz hem de kanımızı içen düşmanlarla beraber olup başta Gazi Meclis olmak üzere milletin başına bomba yağdıracaksınız; bu asla kabul edilemez, bunu şiddetle kınıyorum ve lanetliyorum.

Bu memlekette Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya 'Atatürk' demekten utananlar var. Biz Türk milliyetçileri olarak ve Türk dünyası olarak Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya 'Atatürk' demekten şeref duyarız, onur duyarız."

MHP Ankara Milletvekili Sadir Durmaz, "Çevre ve şehir kavramları ilk bakışta birbirinin zıddı, birbirini yok eden anlayışların yan yana gelmesi gibi görünse de bizim kültür ve medeniyetimiz bu iki alanı dengeli bir şekilde birleştirmeyi başarmıştır. Son yıllarda Bakanlığın çalışmalarında bu dengenin korunmaya çalışıldığını görmek elbette memnuniyet vericidir." dedi.

Türkiye'nin tamamını kapsayacak bir çalışma yaparak fay hatları, dere yatakları, kıyı şeritleri, tarım alanları ve doğal yapılar gibi imara uygun olmayan alanların tespit edilip yerleşime kapatılması, üst ölçekli planların tamamlanarak yer seçiminde yaşanan karmaşanın giderilmesi, düzenli kentleşmenin altyapısının oluşturulması gerektiğini belirten Durmaz, "Şehirler de yaşayan birer organizma gibidir. Kentsel alanlarda dönüşümler, yenilemeler yaparken mutlaka o kentin kimliği korunarak hareket edilmelidir. Aksi takdirde gelecekte kimliksiz ve birbirine benzeyen şehirler söz konusu olacaktır." diye konuştu.

Durmaz, kentsel dönüşüm çalışmalarının, başta deprem olmak üzere sel ve heyelana dönük afet öncelikli olarak insan hayatını her şeyin önüne koyan bir anlayışla hızla tamamlanması gerektiğini vurgulayarak, "Bu yönde mevzuat dahil var olan eksiklikler ivedilikle giderilmelidir. Kentsel dönüşüm öncesinde ilgili yerleşim yerlerinde yaşayanların sürece dahil edilmesi, karar alma aşamalarında etkili olmaları uygulamada karşılaşılan pek çok sorunu kendiliğinden ortadan kaldıracaktır." değerlendirmesini yaptı.

MHP Gaziantep Milletvekili Sermet Atay, terörle topyekûn mücadelede kararlılık ilkesinden taviz verilmediğini, Türkiye'yi bölme, istikrarsızlaştırma hedefiyle harekete geçen terör odaklarına karşı en güzel cevabın sahada verildiğini söyledi.

Nokta atışı operasyonlarla terör bileşenlerinin kaynağında yok edildiğini dile getiren Atay, "Kesintisiz operasyonlarla terörü kaynağında yok etme stratejisi benimsenmiş, böylece sürekli olarak alan hakimiyeti sağlanmıştır. Savunmadan ziyade sürekli taarruz haliyle kararlı bir şekilde terörle mücadeleye devam edilmiştir ve edilmeye devam edilmektedir. Buna bağlı olarak hareket alanı kısıtlanan teröristlerin maddi destekleri azalmış, lojistik destekleri kesilerek aktarım kapasiteleri daraltılmıştır." dedi.

Atay, uzman çavuş ve erbaşların özlük haklarında iyileştirme yapılmasını istedi.

***HABERİN DEVAMINA İLGİLİ DOKÜMANLAR KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ***