2012-06-08 - 11:42
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Türkiye-ABD arasında ki Yargıç ve Savcılar değişim programıyla ilgili parlamentoda basın toplantısı düzenledi.
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Türkiye-ABD arasında ki Yargıç ve Savcılar değişim programıyla ilgili parlamentoda basın toplantısı düzenledi.
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, 26 Nisan 2012 tarihinde, 6699 sayılı 5 sayfalık Başbakan'a yönelttiği yazılı soru önergesini hatırlatarak "Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in, 2-3 Aralık 2010 tarihinde 24 saatliğine ABD Başkentine gidip, ABD'li Meslektaşıyla 1 saat görüşmesi ve bu görüşme içeriğinin kamuoyuyla neden paylaşmadığını, neden gizlediğini, Türkiye ile ABD arasında Yargıç ve Savcıların katıldığı değişim programlarının niteliği ve niceliği ve ABD dışında, başka hangi ülke ile bu nitelikte değişim programlarının olduğu açık bir şekilde sorulmuştur."
CHP'li Kart, önergelerinin usul ve içtüzük hükümlerine uygun olduğunu ve TBMM Başkanlığı tarafından işleme alındığını anımsatarak " Bugüne kadar önergemize herhangi bir karşılık verilmemiştir." dedi.
İçtüzük gereği Başbakan'a verilen 10 günlük ek cevap süresinin ise 14 Haziran 2012 tarihinde sona ereceğini belirtti.
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, sözlerine şöyle devam etti:
" Başbakan'ın her nedense! Önergeye cevap vermek istemediği anlaşılmaktadır. Başbakan'ın cevaplandırmak istemediği önergede dile getirilen soruların özüne yönelik açıklama ise, ilginçtir, başka bir gerekçeyle ABD Büyükelçiliğinden gelmiştir.
ABD Büyükelçiliği tarafımıza gönderdiği davette 14 Haziran saat 18:30'da, ABD-Türkiye Değişim Programlarına katılan Hakim ve Savcı'lar onuruna, ABD Büyükelçiliğinde resepsiyon düzenlediğini dile getirmiştir. ABD Elçiliği, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin uzun yıllardan bu yana gizlemeye çalıştığı değişim programını açık bir şekilde kamuoyuyla paylaşmıştır.
Banglore ve Budapeşte ilkelerine göre; yapılacak değişim programlarının şeffaf ve denetlenebilir olması esastır. Bu programlar kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Peki, Türkiye'nin yaptığı bu mudur? Ya da yaptığı nedir? 26 Nisan 2012 tarihli önergemizde dile getirdiğimiz iddialar, açıkladığımız gerekçe ve gerçeklerle bir kez daha ve maalesef doğrulanmıştır.
ABD Hükümeti kendi kayıtlarında bu değişim programını açıkladığı halde, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bu değişim programlarını kamuoyundan neden gizlemektedir? Temel sorun budur.
Bunun anlamı şudur; Türkiye, gerçek anlamda değişim programı uygulamasını yapmamaktadır. Zira Türkiye, yargı, istihbarat ve güvenlik konularında kendi iradesiyle hareket etmemektedir. Değişim programını Türkiye gizliyor, açıklamıyor, açıklayamıyor? Biz, ABD Elçiliğinden öğreniyoruz. Bir hükümet, meşru ve yasal nitelikte olan bir değişim programının içeriğini ve gelişmelerini neden gizler? Çünkü 2005-2006'lı yıllardan bu yana, Türkiye'nin istihbarat ve kolluk birimleri illegal dinamiklerin yönlendirmesiyle hareket etmektedir. Bağlı olarak da, Yargı, kaçınılmaz olarak bu yönde hareket etmektedir. Zira ceza yargılaması esas itibariyle kolluk soruşturmasına dayalı olarak yürümektedir.
Türkiye, demokratikleşme ve toplumsal barışını, yabancı istihbarat birimlerinin insaf ve adaletiyle mi gerçekleştirecektir? Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti yönetimi adına bir utanç tablosu değil midir? Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti yönetimi adına bir âcz ve teslimiyet değil midir? Yargı, istihbarat ve emniyet birimlerinde mevcut olan bu ilişkiler ağı sürekli hale gelmiş olup, mutad ve kabul edilebilir nitelikte değildir. Hiçbir ülkeyle bu nitelikte ve bu yoğunlukta adli yardım ya da güvenlik ilişkisi mevcut değildir. Mevcut ilişkilerin niteliği ve yoğunluğu sebebiyle, Türkiye ile ABD arasında; yargı, emniyet ve istihbarat alanında Türkiye aleyhine doğmuş olan "bağımlılık" ilişkisi artık "kronik" hale gelmiştir.
Türkiye, maalesef bu anlamda artık "egemen bir ülke" değildir. Adalet Bakanlığı bünyesinde ya da iştirakiyle, ABD'li üst düzey yetkili ve hukukçularla 2005 yılından bu yana yapılan toplantı sayısı nedir? Bu toplantılara kaç Yargıç ve Savcı katılmıştır? Bu toplantılara 831 Yargıç ve Savcı'nın katıldığı doğru mudur? Bu toplantılara katılan Yargıç ve Savcı'lar hangi Mahkemelerde görev yapmışlardır, halen hangi görevdedirler? Silivri, KCK soruşturma ve kovuşturmalarında görev yapan Savcı ve Yargıçlar da, bu değişim programı kapsamında eğitim görmüşler midir? Halen değişim programı uygulanmakta mıdır? Türkiye, ABD'den başka, hangi ülke yetkilileriyle ve hukukçularıyla, bu nitelikte ve bu yoğunlukta görüşmeleri yapmıştır ya da yapmaktadır? Türkiye, böylesine ciddi sonuçları olan dönüşüm programını ABD Elçiliğinin resepsiyon davetiyle mi öğrenecektir? Türkiye'nin, toplumsal barışını etkileyen ve gelecek nesillere yansımaları olacak bu soruşturmaların ve yargılamaların; ABD'li hukuk danışmalarının inisiyatiflerine ve yönlendirmelerine bırakılması, Türkiye'nin "egemen ülke" olma vasfıyla bağdaşır mı? İstihbarat ve yargı yapılanması bu hale gelen bir ülkenin bağımsızlığından söz edilebilir mi?" (11:42)
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, 26 Nisan 2012 tarihinde, 6699 sayılı 5 sayfalık Başbakan'a yönelttiği yazılı soru önergesini hatırlatarak "Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in, 2-3 Aralık 2010 tarihinde 24 saatliğine ABD Başkentine gidip, ABD'li Meslektaşıyla 1 saat görüşmesi ve bu görüşme içeriğinin kamuoyuyla neden paylaşmadığını, neden gizlediğini, Türkiye ile ABD arasında Yargıç ve Savcıların katıldığı değişim programlarının niteliği ve niceliği ve ABD dışında, başka hangi ülke ile bu nitelikte değişim programlarının olduğu açık bir şekilde sorulmuştur."
CHP'li Kart, önergelerinin usul ve içtüzük hükümlerine uygun olduğunu ve TBMM Başkanlığı tarafından işleme alındığını anımsatarak " Bugüne kadar önergemize herhangi bir karşılık verilmemiştir." dedi.
İçtüzük gereği Başbakan'a verilen 10 günlük ek cevap süresinin ise 14 Haziran 2012 tarihinde sona ereceğini belirtti.
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, sözlerine şöyle devam etti:
" Başbakan'ın her nedense! Önergeye cevap vermek istemediği anlaşılmaktadır. Başbakan'ın cevaplandırmak istemediği önergede dile getirilen soruların özüne yönelik açıklama ise, ilginçtir, başka bir gerekçeyle ABD Büyükelçiliğinden gelmiştir.
ABD Büyükelçiliği tarafımıza gönderdiği davette 14 Haziran saat 18:30'da, ABD-Türkiye Değişim Programlarına katılan Hakim ve Savcı'lar onuruna, ABD Büyükelçiliğinde resepsiyon düzenlediğini dile getirmiştir. ABD Elçiliği, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin uzun yıllardan bu yana gizlemeye çalıştığı değişim programını açık bir şekilde kamuoyuyla paylaşmıştır.
Banglore ve Budapeşte ilkelerine göre; yapılacak değişim programlarının şeffaf ve denetlenebilir olması esastır. Bu programlar kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Peki, Türkiye'nin yaptığı bu mudur? Ya da yaptığı nedir? 26 Nisan 2012 tarihli önergemizde dile getirdiğimiz iddialar, açıkladığımız gerekçe ve gerçeklerle bir kez daha ve maalesef doğrulanmıştır.
ABD Hükümeti kendi kayıtlarında bu değişim programını açıkladığı halde, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bu değişim programlarını kamuoyundan neden gizlemektedir? Temel sorun budur.
Bunun anlamı şudur; Türkiye, gerçek anlamda değişim programı uygulamasını yapmamaktadır. Zira Türkiye, yargı, istihbarat ve güvenlik konularında kendi iradesiyle hareket etmemektedir. Değişim programını Türkiye gizliyor, açıklamıyor, açıklayamıyor? Biz, ABD Elçiliğinden öğreniyoruz. Bir hükümet, meşru ve yasal nitelikte olan bir değişim programının içeriğini ve gelişmelerini neden gizler? Çünkü 2005-2006'lı yıllardan bu yana, Türkiye'nin istihbarat ve kolluk birimleri illegal dinamiklerin yönlendirmesiyle hareket etmektedir. Bağlı olarak da, Yargı, kaçınılmaz olarak bu yönde hareket etmektedir. Zira ceza yargılaması esas itibariyle kolluk soruşturmasına dayalı olarak yürümektedir.
Türkiye, demokratikleşme ve toplumsal barışını, yabancı istihbarat birimlerinin insaf ve adaletiyle mi gerçekleştirecektir? Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti yönetimi adına bir utanç tablosu değil midir? Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti yönetimi adına bir âcz ve teslimiyet değil midir? Yargı, istihbarat ve emniyet birimlerinde mevcut olan bu ilişkiler ağı sürekli hale gelmiş olup, mutad ve kabul edilebilir nitelikte değildir. Hiçbir ülkeyle bu nitelikte ve bu yoğunlukta adli yardım ya da güvenlik ilişkisi mevcut değildir. Mevcut ilişkilerin niteliği ve yoğunluğu sebebiyle, Türkiye ile ABD arasında; yargı, emniyet ve istihbarat alanında Türkiye aleyhine doğmuş olan "bağımlılık" ilişkisi artık "kronik" hale gelmiştir.
Türkiye, maalesef bu anlamda artık "egemen bir ülke" değildir. Adalet Bakanlığı bünyesinde ya da iştirakiyle, ABD'li üst düzey yetkili ve hukukçularla 2005 yılından bu yana yapılan toplantı sayısı nedir? Bu toplantılara kaç Yargıç ve Savcı katılmıştır? Bu toplantılara 831 Yargıç ve Savcı'nın katıldığı doğru mudur? Bu toplantılara katılan Yargıç ve Savcı'lar hangi Mahkemelerde görev yapmışlardır, halen hangi görevdedirler? Silivri, KCK soruşturma ve kovuşturmalarında görev yapan Savcı ve Yargıçlar da, bu değişim programı kapsamında eğitim görmüşler midir? Halen değişim programı uygulanmakta mıdır? Türkiye, ABD'den başka, hangi ülke yetkilileriyle ve hukukçularıyla, bu nitelikte ve bu yoğunlukta görüşmeleri yapmıştır ya da yapmaktadır? Türkiye, böylesine ciddi sonuçları olan dönüşüm programını ABD Elçiliğinin resepsiyon davetiyle mi öğrenecektir? Türkiye'nin, toplumsal barışını etkileyen ve gelecek nesillere yansımaları olacak bu soruşturmaların ve yargılamaların; ABD'li hukuk danışmalarının inisiyatiflerine ve yönlendirmelerine bırakılması, Türkiye'nin "egemen ülke" olma vasfıyla bağdaşır mı? İstihbarat ve yargı yapılanması bu hale gelen bir ülkenin bağımsızlığından söz edilebilir mi?" (11:42)
