TBMM üyeleri olarak, yüce Meclis'in çatısı altında, Cumhuriyetin 100. yıl bütçesini, AK Parti'nin ise veda bütçesini görüştüklerini savunan Dervişoğlu, Türk milletinin egemenliğinin hiçbir kişiye, kuruma, aileye ya da zümreye terk edilemeyeceğini belirtti. Dervişoğlu, "tek adam rejiminin" anayasal çerçevesi olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile Meclis'in bütçe yapma yetkisinin fiilen elinden alındığını ileri sürdü.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nden önce görüşülen bütçelerin toplumu heyecanlandırarak, milletin, bütçenin, sorunlarına çözüm getirmesini ümit ettiğini dile getiren Dervişoğlu, yeni sistemde bütçe teklifinin, hiç kimse tarafından merak edilmediğini, sıradan ritüele dönüştüğünü iddia etti.
"Vatandaşlarımız 2023 bütçesini neden merak etsin? Bütçe teklifi kabul edilmezse hükümet düşecek mi? Bütçe tekraren düzenlenerek Meclis'in onayına sunulacak mı?" sorularını yönelten Dervişoğlu, "Hayır. Açıkça görülmektedir ki bu ucube siyasal sistem, gazi Meclis'in iradesinin hilafınadır. Bu düzende bütçe yapma yetkisi gazi Meclis'ten alınmış, yeniden değerleme nispetinde iktidara verilmiş bir yetkiye dönüşmüştür." diye konuştu.
Dervişoğlu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin, egemenliğin şahsileştirilmesi üzerine kurulduğunu, kararnamelerle yasamanın etkisizleştirildiğini, atama yetkileriyle yargının bağımlı hale getirildiğini, yürütmedeki tüm siyasi gücün tek bir kişinin iradesine terk edildiğini öne sürdü.
İYİ Parti'li Dervişoğlu, "20 yıl önce 3 Y'yi; yoksulluğu, yolsuzluğu, yasakları yok etmek için geldiniz ama başka bir 3 Y'yi yani yasama, yürütme ve yargıyı yok edip gidiyorsunuz. Yasama Recep Bey, yürütme Tayyip Bey, yargı da Sayın Erdoğan oldu." görüşünü savundu.
Türkiye'de her alanda olduğu gibi adalet sisteminde de büyük bir erozyon yaşandığını, yargı kararlarının siyasetin tasallutu altına girdiğini, yargının, muhalefete karşı adeta sopa olarak kullanıldığını öne süren Dervişoğlu, "Yaptığınız 2022 bütçesinin ömrü 6 ay dahi sürmedi, ek bütçe getirmek zorunda kaldınız. Ek bütçe için iktidar tarafından belirtilen sebep ne? Türkiye'deki yüksek enflasyon artışı. Biliyoruz ki hesap kitap yapmayı unuttunuz, devlet yönetme ehliyetinizi kaybettiniz, hiç olmazsa izan ve idrak hasletlerinizi muhafaza etseydiniz." ifadesini kullandı.
Bu bütçede milletin olmadığını iddia eden Dervişoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"20 yıldır Türkiye'yi tek başınıza yönettiniz ve iktidarınızda 2 trilyon 504 milyar dolar vergi topladınız. 131 milyar dolar borç kullandınız. 63 milyar dolarlık özelleştirme yaptınız. Kendinizden önceki 57 hükümetin 79 yılda harcadığı paranın dört katını 20 yılda harcadınız. Son 20 yılda hiçbir hükümete nasip olmayan kaynakları ve zamanı kullandınız. Türkiye'yi, dünyanın ilk 20 ekonomi liginden düşürdünüz. Türk milletini enflasyon ve kredi yükü altında ezdirdiniz. Türk lirasını tarihin en değersiz seviyesine getirdiniz.
Cumhuriyetin birikimlerini, kamu mallarını haraç mezat sattınız. Türkiye'nin en büyük şirketlerini, fabrikalarını, limanlarını, enerji üretim tesislerini, telekomünikasyon ağını, elektrik ile doğal gaz dağıtım şebekelerini sattınız. İktidarınızın son kertesinde Türkiye'ye bıraktığınız dış borç yükü 500 milyar dolara yaklaştı. Cari açık ise 255 milyar dolar. '2023'te Türkiye'yi en büyük 10 ekonomi arasına sokacağız' diyerek milletimize söz vermiştiniz. 1990 yılında en büyük 20 ekonomi arasına giren Türkiye'yi 22. sıraya düşürdünüz. 'Kişi başına düşen milli gelir 25 bin dolara çıkaracağız' dediniz. 10 bin doların dahi altında kaldı."
İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta ise tarihi bir gün yaşadıklarını vurgulayarak, bugünün iktidar açısından millete hesap verme, muhalefet açısından da hesap sorma günü olduğunu söyledi.
Cumhuriyetin 100'üncü bütçesini görüştüklerine işaret eden Usta, şunları kaydetti:
"100'üncü bütçeyi görüştüğümüz bugünlerde hükümet, Türk milletine veya kamu maliyesi tarihine bir ayıbı yaşattı. Bu ayıp da şu; bu yılın bütçesi geçen yılın bütçesine göre yüzde 155 artıyor. Bütçenin bu kadar büyümesi hizmetin büyümesinden değil, ekonomik göstergelerin son derece bozuk olmasından kaynaklanıyor. Bu durum 100 yıllık tarihimizde bir defa olmuş, ikincisini de AK Parti'nin 21'inci bütçesinde görüyoruz. İkinci ayıp ise 2022 bütçesinde çok büyük bir sapma var. Hükümetin getirdiği harcama tutarı, 2022 bütçesinin başlangıç bütçesinin yüzde 179'u kadar. Bu da 1943 yılından beri yani İkinci Dünya Savaşı yıllarından beri ilk defa yaşadığımız bir şey."
İYİ Parti'li Usta, bu bütçeyi AK Parti açısından millete "veda", kendileri açısından ise "merhaba" olarak gördüklerini anlattı.
Usta, bütçede; israfın, yandaş kayırmanın ve faiz lobisinin olduğunu, bunlara karşın esnafa, çiftçiye, emekliye ve çalışana yer verilmediğini savundu.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde, kurum, kural, koordinasyon, akıl, bilim, istişare, denge ve denetlemenin değil, inadın olduğunu ileri süren Usta, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bu sistem, kuvvetler ayrılığını tamamen bitirmiş bir sistemdir. Bu sistem, milleti fakirleştirmiş, gelir dağılımını bozmuş, üretken yatırımları kovmuş, ranta yol vermiştir. Bu sistem Türkiye'yi yalnızlaştırmış, bağımsız dış politika yapmamıza engel olmuş, gençlerimizi bu ülkeden kaçmak ister hale getirmiştir. İşte, bu yüzden parlamenter sistemi istiyoruz.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nden önce yani haziran 2018'de tüketici enflasyonu yüzde 15,4'tü. Bu yıl ekimde yüzde 85,5'e çıktı, kasımda ise yüzde 84,4 oldu. Yurt içi üretici enflasyonunda bütün zamanların en yüksek enflasyon rakamını gördük. Ekim ayı itibarıyla yüzde 157,7'leri gördük. Yani bu millete tüm zamanların en yüksek enflasyonunu yaşattınız. Bu enflasyonu yüzde 30'larda aldınız. Tarımsal maliyetler de aynı şekilde. Haziran 2018'de tarımsal maliyetlerin yıllık artışı yüzde 19,5'ti. Bu rakam şu anda yüzde 128,6'ya ulaşmış durumda."
Dünyadaki enflasyonun yüzde 9,1 civarında seyrettiğini, Türkiye'de ise resmi rakamlara göre enflasyonun yüzde 84 olduğunu belirten Usta, hükümetin, aradaki bu farkı açıklaması gerektiğini dile getirdi.
Usta, "Bizdeki enflasyon, dünyadan kaynaklanan bir enflasyon değildir. Türkiye'nin yaşadığı enflasyon, Türkiye'nin kötü yönetilmesinden kaynaklanan, Türkiye'nin kendi sorunlarından kaynaklanan bir enflasyondur." görüşünü paylaştı.
MHP Grubu adına söz alan Grup Başkanvekili Erkan Akçay, bütçenin tümü üzerinde yaptığı konuşmada, 2023 yılı bütçesinin Cumhuriyetin 100. yılının bütçesi olarak özel bir anlam ifade ettiğini; bu bütçeyi, milli tarih şuuruyla, dün-bugün-yarın perspektifiyle ele aldıklarını söyledi.
Dünyanın, salgınlar, savaşlar ve ekonomik buhranların neden olduğu küresel krizlerle boğuştuğunu, derinleşen krizlerin Asya'dan Avrupa'ya, Amerika'dan Afrika'ya pek çok ülke yönetiminde istikrarsızlığa yol açtığını belirten Akçay, AB ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkede hükümet krizlerinin çıktığını, siyasi çalkantıların yaşandığını ifade etti.
Birçok ülkede hükümetlerin görev sürelerinin "marul ve kabağın bozulma süresi"nden daha kısa sürdüğünü dile getiren Akçay, "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sağladığı istikrar ile adeta bir çınar gibi kök salmakta, özgün bir model olarak tüm dünyaya örnek olmaktadır." dedi.
Parlamenter sistemden kaynaklanan sorunlar nedeniyle çok sayıda hükümet krizine maruz kalındığını, istikrarsız hükümetlerin deneme yanılma yöntemiyle ülke meselelerinin adeta yap boz tahtasına çevrildiğini anlatan Akçay, o dönemlerde memleketin temel meselelerinin ortada kaldığını söyledi.
Parlamenter sistemde hükümetlerin ortalama görev süresinin 1 yıl 3 aya tekabül ettiğini vurgulayan Akçay, "Parlamenter sisteme dönme arzusu; siyasi bir körlük, müzmin bir ufuksuzluk, geçmiş deneyimlerden ders almayan bir akılsızlıktır. Bu sisteme 'ucube' diyenler, eski sistemin kısır tartışmalarını yeni sistem üzerinden yürüten ucube bir tutum takınmaktadırlar." diye konuştu.
Erkan Akçay, Türkiye'nin milli çıkarları ve hedefleri doğrultusunda, güçlü bir şekilde, kendi çizdiği yolda ilerlemeye devam ettiğini söyledi.
Çok yönlü, aktif ve dinamik politikalarıyla inisiyatif alan Türkiye'nin, başka ülkelerin gündemine mahkum olmadığının altını çizen Akçay, yerli ve milli kalkınma hamleleriyle yüksek teknolojinin ve savunma sanayinin gelecek vizyonunun şekillendirildiğini aktardı.
Geçmişte manda ve himayeyi savunanların, bugün ittifak halinde "iktidara gelirsek AB'nin Türkiye hakkındaki bütün kararlarını derhal uygulayacağız" diyerek Brüksel'e selam durduklarını savunan Akçay, şunları kaydetti:
"Bugün 'Türkiye, Suriye'de nüfus mühendisliği yapıyor' diyenler, Hatay'ın anavatana katılmasına da kesinlikle karşı çıkarlardı. Bugün 'Türkiye'nin bir beka sorunu yok' diyenler, dün Samsun'daki ilk adımı, Amasya, Erzurum ve Sivas'taki bağımsızlık çağrısını da gereksiz, hatta zararlı bulacaklardı. Türk ordusunun kimyasal silah kullandığı iftirasını atan hainler, dün Kuvayımilliye'ye de alçakça iftiralar atmışlardı. Kahraman ordumuza defalarca 'katil' ve 'satılık' diyen güruh, Taksim'deki saldırıyı devletin planladığını ima ederek teröristlere kalkan olmaktadırlar. Politikalarını yabancı ülkelerden atanan siyasi komiserlere emanet edenleri milletimiz ibretle izliyor. Aklını ve vicdanını yabancılara ipotek ettiren bu siyasi rehinelere Türk milleti geçit vermeyecektir. Kendini ve ülkesini küçük görüp, Batı'ya bakmaktan boynu tutulan mandacılara milletimizin tahammülü kalmamıştır."
Erkan Akçay, küresel ekonomik krizlerin Türkiye üzerindeki olumsuz etkilerinin, sanayide kesintisiz bir şekilde dönen çarklarla büyük ölçüde bertaraf edildiğini dile getirdi.
Küresel ekonomideki durgunluğa rağmen sanayi üretimindeki artışın devam ettiğini vurgulayan Akçay, şöyle konuştu:
"Türkiye bir yandan küresel krizlerle mücadele yürütürken diğer yandan küresel para simsarlarının ve işbirlikçilerinin organize saldırılarıyla mücadele etmektedir. Bir kısım zincir marketler, kartel oluşturarak fahiş fiyat artışları yaratmakta, piyasalardaki suni dalgalanmaları bahane ederek hayat pahalılığını körüklemektedir. Öyle ki bu tekelci marketler zincirinin haddini bilmez küstah bir sözcüsü, ekonomik gerçekleri çarpıtarak yavuz hırsız misali suç bastırmaya kalkışmıştır. Bu malum şahıs; enflasyonun dizginlendiği, petrol fiyatlarının düşüşe geçtiği, döviz kurunun yatay seyir izlediği olumlu bir süreçte temel gıda ürünlerine yaptıkları zamları meşru göstermeye çalışmıştır. İlk üretimden son zincire kadar kurdukları kartel yapıyla ekonomik gücünü ülkesine ve vatandaşımıza karşı silah olarak kullananlardan adli ve idari olarak hesap sorulmalıdır. Bu işbirlikçilerin küresel bağlantıları ve başta FETÖ olmak üzere terör örgütleri ile iltisakı araştırılmalıdır. Unutulmasın ki Türkiye kriz fırsatçılarına, faiz lobilerinin döviz operasyonlarına ve küresel tefecilere asla geçit vermeyecektir. 'Bittik, tükendik, mahvolduk' söylemleriyle milletimizi karamsarlığa sürüklemeye çalışanlar hayal kırıklığına uğrayacaktır."
MHP Grup Başkanvekili Muhammed Levent Bülbül, küresel enflasyonun bu yıl sonunda yüzde 8,8'e yükseleceği, 2023'te ise yüzde 6,5'e gerileyeceğinin tahmin edildiğini söyledi.
Türkiye'de ise 2022 yılı sonunda baz etkisinin yanı sıra döviz kuru gelişmeleri ve gıda fiyatlarında beklenen düzeltme etkisiyle enflasyonda düşüş gerçekleşmesinin beklendiğini bildiren Bülbül, piyasada hakim durumda bulunan ve bu hakim durumlarını kötüye kullanan yapıların üzerine kararlılıkla gidilmesi gerektiğini söyledi.
Bülbül, "Haksız fiyat artışlarıyla vatandaşımızı ve devletimizi zor duruma sokmaya çalışan ahlaksızlar tespit edilip ifşa edilmeli ve hukuken hesap sorulmalıdır. Bekamıza yönelik tehdit ve saldırılara karşı çetin bir mücadele içerisinde olduğumuz bu dönemde, Cumhur İttifakı olarak vatandaşımızın ekonomik ve sosyal ihtiyaç ve taleplerine cevap vermek için de azami gayret sarf etmekteyiz." dedi.
Bülbül, partisinin de taahhütleri arasında yer alan birçok düzenlemenin 27. yasama döneminde Cumhur İttifakı'nın oylarıyla Gazi Meclis'te kabul edildiğine dikkati çekerek, "Yakın zamanda hayata geçirilmesini beklediğimiz emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetinin giderilmesi; kamuda kadro alamayan taşeron işçiler, 4/B'li, vekil, sözleşmeli, fahri ve geçici statüde çalışanların kadroya geçirilmesi; emekli aylıklarındaki eşitsizliklerin giderilmesi; şehit ailelerinin ekonomik ve sosyal haklarının iyileştirilmesi gibi düzenlemelerin vatandaşlarımızı memnun edeceğine inanıyoruz ve bu doğrultuda yapılacak olan çalışmalara katkıda bulunmaya devam etmekteyiz." diye konuştu.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sayesinde hızlı ve etkin karar alma imkanlarıyla yönetimde bir zafiyetin oluşmasına fırsat verilmediğine işaret eden Bülbül, "Türkiye'nin lider ülke olma hedefine yürüme azmine ket vuracak veya zaman kaybettirecek hiçbir köhne girişime milletimiz tarafından rağbet edilmeyecektir." değerlendirmesinde bulundu.
MHP Grup Başkanvekili Bülbül, Türk Dünyası 2040 Vizyonu Belgesi kapsamında yakın gelecekte ortak para biriminin kullanılması, ticari ilişkilerin geliştirilmesi, iktisadi, kültürel ve siyasi birlikteliğin ilerlemesi ve kurumlar arası koordinasyonun artırılması gibi adımların atılmasının beklendiğini anımsatarak, partisinin, Türk Devletleri Teşkilatı'nın yaptığı bu çalışmaları heyecanla takip ettiğini ve gönülden desteklediğini bildirdi.
Türkiye'nin etkin ve başarılı diplomatik girişimlerinin, dünya kamuoyunda büyük bir takdir topladığını, başta BM olmak üzere birçok devlet tarafından minnet ve şükran ifadeleriyle karşılık bulduğunu belirten Bülbül, "Diplomaside oldukça etkin ve itibarlı olan devletimizin etik değerlere saygılı, insanı merkeze alan, dengeli ve milli çıkarlarımızı gözeten dış politika anlayışını memnuniyetle karşılıyor, açık bir şekilde destekliyoruz." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin, tüm terör örgütlerine karşı aynı anda başarılı bir mücadele verdiğini kaydeden Bülbül, "Yurtiçi ve yurt dışında terör, uyuşturucu gibi birçok alanda yürütülen başarılı operasyonlara imza atan devletimize karşı köşeye sıkışan terör örgütleri ve arkalarındaki odakların kara propaganda faaliyetlerine de hız verdiği görülmektedir. Ne yazık ki içeride muhalif olmak adına bu kara propaganda faaliyetlerine alet olanlar, yalan haberleri yayanlar, milletimize kötülük etmekte, terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürmektedirler." dedi.
Türkiye'nin nüfus istiklalini korumak zorunda olduğunu, Türkiye'nin "göçmen kampı" haline gelmesini kabul etmelerinin asla söz konusu olmayacağını dile getiren Bülbül, bu doğrultuda geçici barınma statüsünde bulunan Suriyelilerin ülkelerine sağ salim, güvenli ve gönüllü bir şekilde dönmeleri gerektiğini vurguladı.
Bülbül, "Demografik geleceğimizin teminat altına alınması yönünde atılan her türlü adımın destekçisiyiz." ifadelerini kullandı.
HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, TBMM Genel Kurulunda 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin tümü üzerinde HDP Grubu adına söz aldı.
Bütçenin sorunlara çözüm sunmayacağını, yoksulluğu, adaletsizliği, eşitsizliği büyüteceğini ileri süren Buldan, bütçede sosyal adalet, sosyal devlet, refah ve huzurun olmadığını iddia etti.
Bütçenin AK Parti döneminin kapanış bütçesi olduğunu savunan Buldan, "İç barışı tesis eden ve demokratik siyaseti esas alan bir bütçenin hazırlıklarına şimdiden başladık." dedi.
Türkiye'nin yaşadığı çoklu krizlerin sebebini iktidarın açıklamayacağını belirten Buldan, "Yasama, yürütme, yargı, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırdınız yerine yürütme, saklama, aklama sistemini kurdunuz. Meclisin denetim yetkisini elinden aldınız, yeni bir vesayet rejimi kurdunuz, talimatlı bir yargı düzeni yarattınız, hukuksuz yargı aracılığıyla demokratik siyasete ve topluma karşı bir darbe mekanizması kurdunuz. Kolluk güçlerine siyasetinizin destek gücü haline getirdiniz. Yolsuzlukları merkezden yerele kadar tüm kurumlara yaydınız." iddiasında bulundu.
AK Parti'nin toplumsal barış sistemine zarar verdiğini savunan Buldan, "Kürt halkına yaşatılan acıların üzerini adaletsizlikle örtmek istiyorsunuz ama şunu bilin ki biz acılarımızı asla unutmayız, unutturmayız. Kürt halkı kapandı demeden gerçek bir yüzleşme, hesaplaşma ve adalet sağlanmadan bu dosyalar kapanmaz, kapanmayacaktır." ifadesini kullandı.
Milyonlarca insanın açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verdiğini öne süren Buldan, şunları kaydetti:
"Yandaşlarınızın beslenme çantasında yok yoktur ama çocuklar okula aç gitmektedir, sütü, peyniri, yumurtayı lüks tüketim haline getirdiniz. Çocukların sütünden, yumurtasından kestiğiniz vergileri ise kur korumalı mevduat adı altında zenginlere pay ettiniz. Yandaşlarınız tonlarla götürürken halkın yaşamını ise grama bağladınız. Yoksulun sofrasındaki soğanı da elinden aldınız. Kış geldi sobalar, kombiler yanmıyor çünkü halkın cebini yaktınız. Çiftçiyi, üreticiyi, esnafı, emekliyi borç batağına sürüklediniz. Bir de durmadan çıkıp 'enflasyona ezdirmeyeceğiz' diyorsunuz. O halde buyurun asgari ücreti HDP'nin teklifi olan 12 bin 500 lira yapalım ama yapmayacağınızı ve yapamayacağınızı biliyoruz çünkü siz ancak halktan toplamayı bilirsiniz."
Bütçede savunma ve güvenlik harcamaları için 470 milyar lira kaynak ayrıldığını anımsatan Buldan, "Yüksek enflasyonun, işsizliğin ve yoksulluğun nedenlerinden biri de budur, halka, istihdama değil savaşa bütçe tam da budur." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Eğer 8 yıl öncesi asgari ücretle aldığın yumurtadan, aldığın sütten, aldığın ekmekten bugün daha az alıyorsan bize oy verme." ifadesini anımsatan Buldan, "Büyük ekonomist bir kez de olsa doğruyu söylemiş, bu ekonomisti bir seferlik de olsa dinlemekte fayda var, halkımız bunun gereğini kesinlikle yapmalıdır." şeklinde konuştu.
"Kürt sorunu"nun Türkiye'de tüm iktidarların kaza yaptığı ortak bir viraj olduğunu ileri süren Buldan, şu ifadeleri kullandı:
"Yaklaşan seçimler öncesi Suriye'de yine macera peşindesiniz. Enflasyonu, doları düşüremediniz 'haydi Suriye'ye Kobani'yi düşürmeye' diyorsunuz. Siz iktidardan gidersiniz ama Kobani öyle kolay kolay düşmez, buna inanmanızı istiyorum. Amacınızı gayet iyi biliyoruz, Rojava'da Kürt halkının demokratik bir statü kazanmamasıdır, diğer halklarla ortak demokratik bir gelecek oluşturmamasıdır. Kuzey ve doğu Suriye'ye yapılan her operasyonun sonucu yeni yıkımlar, ölümler, binlerce yeni mültecinin Türkiye'ye, çevre ülkelere göç etmek zorunda bırakılması olacaktır. Aynı zamanda Türkiye'de halkın sofrasından ekmeğin daha da küçülmesi olacaktır. Şunu da aklınızdan çıkarmayın; kuzey ve doğu Suriye'de Kürt halkının statüsü üzerine iktidar statünüzü kuramazsınız, oradan size bir statü asla çıkmayacaktır, orada halkların demokratik kazanımı ve ortak geleceği vardır, bunu da siz engelleyemeyeceksiniz."
Buldan, Kürt sorununa çözüm üretemeyenlerin gelecekte asla söz sahibi olamayacaklarını savundu.
HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Türkiye'nin her gün daha fazla yoksulluk, açlık, sefalet ve yolsuzlukla tarihinin en önemli seçimine doğru gittiğini söyledi.
İşsizler, emekçiler, emekliler, engelliler, gençler, kadınlar, çocuklar, çiftçiler ve küçük esnafın çok büyük bir krizle karşı karşıya olduğunu öne süren Sancar, iktidarın adaletsizliği, eşitsizliği ve sömürüyü her alanda derinleştirdiğini iddia etti.
Bütçeyi "otoriterleşme ve savaş bütçesi" olarak tanımlayan Sancar, "Bu, bir faiz bütçesidir, seçim bütçesidir, enflasyonist bir bütçedir. Bu bütçe, sermayeye kaynakların daha çok aktarıldığı bir bütçedir." dedi.
Bütçeye ilişkin eleştirilerde bulunan Sancar, şunları kaydetti:
"2023 merkezi yönetim bütçesiyle asıl kaynak aktarılan 2 büyük kesim, savaş ve faiz lobileridir. Bu bütçe halktan aldığı vergilerden faiz lobilerine 565 milyar lira aktarıyor. Savaş lobilerine ise 468,7 milyar lira aktarmayı öngörüyor. Yani bütçe gelirleri kapsamında halktan toplanan her 3 Türk lirası verginin 1 lirası faiz lobilerine, savaş baronlarına altın tepsilerle servis ediliyor. Milyonlarca emekçinin ve emeklinin sofrasına düşen 3 ekmekten 1'i işte bu 2 lobiye aktarılıyor, bu 2 lobi arasında paylaşılıyor. Bu yetmezmiş gibi 660 milyar lira bütçe açığı öngörülüyor. Ne demektir bu? Bu bütçe bir seçim bütçesidir. Yani seçim yatırımı olarak yapılacak harcamalar bütçeye bir açık kalemi olarak önceden konulmuş durumdadır."
Yeni sosyal konut projesine de değinen Sancar, "Barınma sorununun sorumlusu kim? Bugüne kadar ev sahipleri ile kiracıları birbirine düşüren, bu nedenle hayat kayıplarının dahi yaşandığı sorunu bu iktidar değilse kim yarattı? Peki, İstanbul'da en düşük kiranın 5 bin, Ankara'da 4 bin lira seviyesinde olduğu bu düzeni kim yarattı?" sorularını yöneltti.
Sancar, insanların haklarının seçim malzemesi yapılmaması gerektiğini belirterek, "Tüm siyasal ve toplumsal güçler iktidarın yolsuzluklarını, talanını, açlığı, yoksulluğu, adaletsizliği savaşla perdelemeye, muhalefeti de bu oyun sahası içerisinde tutmaya çalıştığı görmelidir. Bu savaş siyasetinin peşinden gidenler aynı zamanda toplumun barış içerisinde bir arada yaşama hakkının tehdit edildiğini ve buna onay verildiğini de anlamak zorundadır. Biz HDP olarak bu zihniyete, çatışma ve savaş politikalarında, çözümsüzlükte ısrar eden her türlü yaklaşıma karşı durmaya devam edeceğiz." diye konuştu.
Kürt sorununun demokratik zeminde siyasal mekanizmalarla ve ülke halklarının tümünün mutabakatıyla çözülmesini hedeflediklerini dile getiren Sancar, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bu ülke halklarının barış hakkının sözcüsü ve bu konumda ısrarcı bir siyasi güç olmanın sözünü veriyoruz. Ülke halklarının barış hakkının sözcüsüyüz. Bu tutumumuzda ve politikamızda da sonuna kadar ısrarcıyız. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, bütçe hakkını gasbeden bir sistem; bütçe hakkı gasbedildikçe savaş politikaları derinleşiyor, otoriterlik ilerliyor. Birlikte yürürsek eşitsizlikleri de adaletsizlikleri de bu otoriter gidişatı da mutlaka durduracağız. Karşımızda meşruiyet krizi yaşayan, talepleri yok sayan, her türlü baskıcı ve adaletsiz yola başvuran bir iktidar var.
Bu seçimler, eşit yurttaşlık ve barış içinde bir arada yaşama iradesi ile otoriterliğin kurumsallaştığı tekçi bir sistemin kurulmasını isteyenler arasında olacaktır. Toplumsal ve siyasal muhalefetin bu gerçeği bilerek, sorumluluklarının farkında olarak hareket etmesi gerekiyor. Kısa vadeli hesaplar ve dışlayıcı tutumlar sadece ve sadece bu düzenin devamına hizmet eder; bu da bu tutumda olan herkesi tarih ve halk önünde büyük bir vebal altına sokar. Herkes atacağı adımları bu hakikati göz önünde bulundurarak atmalı, önümüzdeki tarihi fırsatı heba edecek her türlü sorumsuzluktan kaçınmalıdır."
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM Genel Kurulunda, 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi üzerinde yaptığı konuşmada, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilmesinin 88'inci yıl dönümünü kutlayarak, TBMM'de, hangi partiden olursa olsun çok daha fazla kadın milletvekilinin olmasını arzu ettiğini söyledi.
Bütçenin, bir ülkenin ekonomisi açısından en temel yasa olduğunu ve anayasada, bütçe teklifinin yasalaşması için özel bir prosedür olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, eskiden bakanlar kurulunun bütçeyi Meclis'e sevk ettiğini, ardından da başbakanın Meclis'e gelerek her türlü eleştiriye karşı bütçesini savunduğunu, şimdi ise hükumetin bütçe için Meclis'e bile gelmediğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başdanışmanı Mehmet Uçum'un "Bu tek kişilik hükumettir" dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, "Tek kişilik hükumetse parlamentoya gelecek, onuruyla kendi bütçesinin arkasında duracak ve bütçesini savunacak. Parlamentoda, atamayla gelmiş olanların, halkın oy vermediği kişilerin bu kürsüye çıkıp bizden oy istemesi kadar abes bir şey yok. Sayın Cumhurbaşkanı gelecek, 'benim bütçem şudur, ben şunları yapacağım' diyecek ve bütçesinin arkasında duracak. Bütçesinin arkasında hükumet yok. Atanmışlar buraya gelmiş bize bütçeyi sunuyorlar." eleştirisinde bulundu.
Bakanların çoğunun da atanmış olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, "Talimat almadan hiçbir bakan parmağını bile kaldıramaz. Çünkü hiçbirisinin yetkisi yok. Yangın söndürmeye gidiyorlar, 'Sayın Cumhurbaşkanı'mızın talimatıyla yangını söndürmeye başladık' diyorlar. Talimat gelmese yangını söndürmeyecek misiniz? Söndürmezler." dedi.
Kılıçdaroğlu, bir ülkenin geleceği için bütçenin çok önemli olduğunu vurgulayarak, "Biz paranın nerelere harcandığını bilmiyoruz. Parayı harcayan irade buraya gelmeyince biz hangi bütçeyi konuşacağız? 'Bütçe' diye geldiler, burada anlattılar, ağızlarından bal akıyor ama çıkın sokağa tam tersi bir tablo... Sarayda oturan kişi, halkın arasına inmeyen kişi halkın derdini bilemez. İkili bir yapı çıktı ortaya; bir halk, bir saray. Seçilen bir Cumhurbaşkanının parlamentoya gelip kendi bütçesini savunmaması her şeyden önce parlamentoya saygısızlıktır." ifadelerini kullandı.
Bakanların "seçilmiş" değil "atanmış" oldukları için "Meclisi takmadığını"; 29 Kasım itibarıyla bakanlarca cevaplanmayan soru önergesi sayısının 701 olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, bu duruma tüm milletvekillerinin itiraz etmesi gerektiğini söyledi.
Kılıçdaroğlu'nun, Meclis Başkanı Mustafa Şentop'u eleştirirken kullandığı "Başkan diyemez. Çünkü başkanı başkan yapan yine aynı irade" sözleri üzerine AK Parti'li bazı milletvekilleri "Biz seçtik başkanı" diye bağırdı.
AK Parti sıralarına dönerek, "Ben nasıl seçtiğinizi de çok iyi biliyorum, sizin de nasıl milletvekili seçildiğinizi de çok iyi biliyorum" karşılığını veren Kılıçdaroğlu, kendisine tepki gösteren AK Parti'li milletvekillerine "ağlamayın" diye yanıt verdi.
Parlamentonun kabul ettiği bütçenin yasalara uygun olarak harcanıp harcanmadığının Sayıştay tarafından denetlendiğini hatırlatan Kemal Kılıçdaroğlu, Sayıştayın, 315 kamu kurumunun faaliyet raporlarına baktığını ancak 17 kurumun faaliyet raporunun hiç yayımlanmadığını ileri sürdü.
Kamu-Özel İş Birliği projelerini eleştiren Kılıçdaroğlu, "Dolar garantisi veriyorsunuz, avro garantisi veriyorsunuz; dolar garantisi verdiğinize Amerika'daki enflasyonu da bu milletin sırtına yıkıyorsunuz, avro garantisi verdiğine Almanya'daki enflasyonu da bu milletin sırtına yıkıyorsunuz. Diyorlar ya 'dünyada enflasyon var' diye. Dünyada enflasyon var da siz o enflasyonu getirip bizim milletin sırtına yıkıyorsunuz." diye konuştu.
Devlet harcamalarının neye göre yapıldığını bilmeleri gerektiğini anlatan Kılıçdaroğlu, "Devletin temeli hukuk ilkelerinden yola çıkar, yani belirliliktir. Üç kuralı vardır belirliliğin; hukuk normlarının belirli olması lazım, bilinebilir olması lazım, öngörülebilir olması lazım. Cumhurbaşkanlığı makamı ve Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Devlet İhale Kanunu'na tabi değil, Harcırah Kanunu'na tabi değil, Taşıt Kanunu'na tabi değil, Kamu Konutları Kanunu'na tabi değil, Kamu İhale Kanunu'na tabi değil, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'na tabi değil, hiçbirine tabi değil bunlar. Peki, biz yetki vermişiz, parayı nasıl harcıyorlar? 'Efendim, yönetmelik var.' Siz hiç Resmi Gazete'de bir yönetmelik gördünüz mü? Görmediniz." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'de "sarayda yaşayanlar ve sarayın dışında yaşayanlar" diye ikili bir yapının oluştuğunu iddia eden Kılıçdaroğlu, bir yanda beşli çetelerin, bir elleri yağda bir elleri balda olanların yaşadığı bir Türkiye olduğunu diğer yanda ise günlük hayatta kalma kavgasının yaşandığı, milyonlarca yoksul ve aç insanın bulunduğu bir Türkiye olduğunu savundu.
"Bu saray Türkiye'sine karşı başka bir Türkiye vizyonu açıkladık. Bu Türkiye için 70 kişilik ekip 7 gün 24 saat çalışacak ve dünyanın en iyileriyle çalışacak." ifadelerini kullanan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir futbol ligindeki gibi anlatayım size, malum, Dünya Kupası var. Ronaldo ve Messi Türkiye için oynayacaklar ve birinci Türkiye'nin ikinci Türkiye'yi sadakaya bağlama programını yırtıp atacaklar. O Türkiye'de dijital teknoloji, yapay zeka, makine öğrenimi, finansal teknolojiler ve yeşil enerji var. Herkes daha iyi bir yaşam, daha iyi bir düzen için çalışacak. Çocuklara yeni bir Türkiye hayalini vereceğiz. Yeni bir siyaset üstü anlayışla ve liyakatle Türkiye'yi büyüteceğiz. O Türkiye'nin takımında siyasiler de var, siyaset üstü insanlar da var. Orada Daron Acemoğlu da var, Hakan Kara da var, Jeremy Rifkin de var, Refet Gürkaynak da var, Hacer Foggo da var, bizim bu işin uzmanları ve bilim insanları var. Şampiyonlar ligi takımı karşısında gözleri ışıldayan fotoromanlar var, vallahi tam bir amatör küme var karşımızda. Hor gördükleri, üstten baktıkları, vergilerini, en temel haklarını gasbettikleri o ikinci Türkiye, bu yarattıkları saray Türkiye'sini yenecek ve göreceksiniz, daha açık, daha net söyleyeyim; hak gelecek, batıl zail olacak."
Kılıçdaroğlu, dünyanın en aşağılık insanlarının uyuşturucu kaçakçıları olduğunu, uyuşturucunun insan onurunu öldürdüğünü söyledi.
"Türkiye'de uyuşturucu baronlarının cirit attığını" öne süren Kılıçdaroğlu, "yapılan yasal düzenlemelerle uyuşturucu baronlarının paralarının ülkeye sokulduğunu" iddia etti.
"Uyuşturucuyu da uyuşturucu baronunu da bu pisliğin önünü açanların tamamını da deftere yazdık, hepsinin hesabını soracağız, hiç kimse endişe etmesin." diyen Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Dört soru soruyorum: İçinizde yürekli bir kişi varsa şu kürsüye gelir, İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken 'Bu soruları Kılıçdaroğlu sordu, cevabını ver.' diye sorar; Süleyman Soylu'nun 'Cumhuriyet tarihinin en büyük uyuşturucu operasyonu' dediği operasyonda nasıl oldu da herkes serbest kaldı? Ne oldu? İddianamede çıkarılan sanıklarla Soylu'nun oğlunun ne ilişkisi var? İstanbul Emniyeti, Soylu'nun oğlunun aracını sanıklara kiraladığı için mi aradı? Soylu'nun 'Türkiye'den gönderdik' dediği Sırbistan'daki uyuşturucu çetesi lideri nasıl oldu da İstanbul'un göbeğinde, kendine özel bir hayat kurdu, İstanbul'dan uyuşturucu faaliyetlerini yönetti? Rakip çetesi nasıl elini kolunu sallayarak Türkiye'ye gelip onu öldürdü? Kolombiya'da yakalanan 5 ton kokainin gerçek sahibi kim? Mustafa Çalışkan, yürekli bir Emniyet Müdürü. Mustafa Çalışkan ile ne derdiniz var? FETÖ'yle, uyuşturucuyla mücadele eden bu kişiyi neden bu konuma getiriyorsunuz?"
Kılıçdaroğlu, TBMM Genel Kurulunda 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin tümü üzerinde yaptığı konuşmada, uyuşturucuyla mücadele konusunda 2018'den bugüne çok sayıda araştırma önergesi verdiklerini söyledi.
Uyuşturucunun "milli güvenlik sorunu" olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, "Tonlarca uyuşturucu geliyor. Mersin Limanına, Kocaeli'ne geliyor; İran kapısından, Afganistan'dan geliyor. Sınırları yolgeçen hanına döndürdünüz." diye konuştu. Kılıçdaroğlu, bunlara karşılık sadece "torbacıların" yakalandığını, sorunun torbacı değil torbacıyı kullanan kişi olduğunu belirtti.
Türkiye'de "ahlak" kavramının yıpratıldığını ve Meclisin itibarına büyük darbeler vurulduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Bu Meclise 'Gazi Meclis' diyorsunuz değil mi? 'Gazi Meclis' şudur; Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Meclisi feshetme yetkisi ister tek başına. Milletvekilleri kürsüye çıkar, derler ki 'Bu Meclis yetkisini milletten almıştır. Bir kişi TBMM'yi asla feshedemez.' Ve oy çokluğuyla o teklif reddediliyor. İşte o Meclis Gazi Meclistir. İki, Milli Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal Atatürk gelir der ki 'bana başkomutanlık yetkisini verin.' Milletvekilleri itiraz ederler. 'Bu Meclis Gazi Meclistir. Biz başkomutanlık yetkisini sadece 3 ay süreyle veririz'. İşte o Meclis Gazi Meclistir. O Meclisin Kuvayımilliye ruhu vardır. O Meclisin beraber olma ruhu vardır. O Meclise kanun geldiği zaman öyle el kaldırıp indirme yoktu. Yeri geldiğinde kürsüye çıkıp Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü reddediyorlardı. Siz Meclisi feshetme yetkisini Erdoğan'a vermediniz mi? Oyladınız, kabul ettiniz."
Tepki gösteren AK Parti milletvekillerine, "Bir insan haklı söylemler karşısında tepki veriyorsa bir sorun var demektir. Ahlaki bir sorunumuz var demektir." şeklinde karşılık veren Kılıçdaroğlu, "Bırakalım bu ayakları. Gazi Meclis bellidir. Ne olduğu da bellidir. Kimin gazi olup olmadığı da bellidir. 'Gazi Meclis' diyorsanız gaziler arasında ayrım yapmayan bir Meclis olması lazım. Gaziler arasında, şehitler arasında ayrım yaptınız." dedi.
Yolsuzluklara, kul hakkı yiyene karşı ortak tavır sergilenmesi gerektiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, "AK Parti ve MHP'li milletvekillerinin iradesiyle yolsuzlukları yasallaştıran bir kanun çıktığını" ileri sürdü.
İktidar milletvekillerini "siz sadece el kaldırıp indiriyorsunuz" şeklinde eleştiren Kılıçdaroğlu, "Rüşveti, yolsuzluğu, hırsızlığı meşrulaştıran bir kanuna 'evet' dediniz." ifadesini kullandı.
AK Parti milletvekillerinin tepkisi üzerine, bunların gerçekler olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, "Bırak ağlasınlar, ağlamak da fazilettir." diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, "Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesi Hakkında Kanun"a yönelik eleştirilerde bulunarak, "Şimdi, soruyorum: Aldığınız aylık helal mi? Niye buna 'evet' dediniz? Biz bunu Anayasa Mahkemesine gönderdik. Şimdi buradan Anayasa Mahkemesi Başkanına ve değerli üyelerine sesleniyorum: Bu ayıbı süratli bir şekilde görüşün ve kaldırın. Bu kanun Parlamentonun itibarına gölge düşürmüştür." dedi.
AK Parti milletvekillerinden gelen tepkilerine karşılık "Millet İttifakı olarak göreceksiniz, temiz, herkesin mutlu olduğu bir Türkiye'yi yeniden, beraber, birlikte, 'sen, ben' demeden inşa edeceğiz." ifadelerini kullanan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
"Sloganlarla geldi. Sloganları, krizlerden yorulmuş halkımızın en derin özlemlerini yansıtıyordu; bireysel özgürlük ve zenginlik vadediyordu; yoksullukla mücadele vadediyordu. 'Yolsuzlukla mücadele edeceğim' diye vaatleri vardı. 'Yasaklarla mücadele edeceğim' diye vadediyordu. Peki, sonuç ne oldu? En önce tüm yol arkadaşlarını eledi. Mecliste kurduğu Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu Başkanını bir daha milletvekili yapmadı. Tüm liyakatli bürokratları temizledi ve devlet vasat bir bürokrasiye teslim edildi; liyakati tümüyle öldürdü. Devleti devlet yapan tüm sistemleri yok etti. En iyi üniversiteleri yok etti. Neredeyse saat başı değişen kişiye özel kararnamelerle üniversitelere rektör atandı. Adamına göre kararname çıkararak rektör atandı."
"Rüşvet alandan büyükelçi yapıldığı; bir milletvekilinin her ay mafyadan 10 bin dolar aldığı" iddialarını dile getiren Kemal Kılıçdaroğlu, milletvekillerinin suç ortağı olmadığını ancak ses çıkarmadıkları andan itibaren suçu onaylayıp ortak olduklarını ileri sürdü.
Kılıçdaroğlu, "devleti bir kişinin iki dudağından çıkacak talimatlara teslim eden bir sistem bulunduğunu" öne sürerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik "Onun halkı kandıran tüm vaatleri çöp oldu. Vaat kalmayınca hem ekonomik hem de siyasi zorbalıkla halkı eziyor şimdi. Halk kan ağlıyor ama halktan kopuşu o kadar sert oldu ki halkı anlamak için şefkatten ve enerjiden yoksun. Ne yapacak? Tabii ki savaş ve din kisvesine daha çok bürünmek zorunda kalıyor, sürekli de bunu yapıyor." ifadelerini kullandı.
Kimsenin kendisini kandırmamasını isteyen Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
"Vatansever olsa dün küfrettiklerinin bugün elini öpmek için sıraya girmezdi. Vatan toprağını düşmana terk edip Süleyman Şah Türbesi'ni kaçırmazdı. Terörle mücadele kapsamında yabancı askerlerin Türkiye'ye davet edilmesi için buradan tezkere çıkarmazdı. Bir ideolojileri ve felsefesi yok. 'En çok parayı nasıl götürürüm ve en çok erişimi nasıl satın alırım?' Kafası, sadece buna odaklı. Tiranlar her zaman böyle davranırlar, gerçeği reddederler, krizleri reddederler. O da tümüyle Türkiye'den koptu, her şeyi reddediyor, ekonomiyi reddediyor, açlığı reddediyor, yoksulluğu reddediyor, işsizliği reddediyor, getirdiği sığınmacıların bir sorun olduğunu da reddediyor. Onun reddetmeyeceği bir gerçeği söyleyeyim: Tiranlar, zorbalar hep giderler, o da 6 ay içinde gidecek."
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonunda partisinin milletvekillerince ayakta alkışlandı.
Kılıçdaroğlu'nun hitabının ardından Meclis Başkanı Mustafa Şentop oturuma ara verdi.
Öte yandan Kılıçdaroğlu, TBMM Genel Kurulundaki konuşması öncesinde muhalefet kulisinde, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesinin 88. yıl dönümü dolayısıyla partisinin kadın milletvekilleriyle fotoğraf çektirdi ve sohbet etti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, "altılı masanın aday belirleme anketi için oy verecek olsa sınıf arkadaşına oy vereceğini" söylediğinin bir gazeteci tarafından hatırlatılmasına Kılıçdaroğlu, "Haberim var, yorum yok." karşılığını verdi.
AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, "Türkiye Yüzyılı, nasıl içeride vesayet odaklarıyla mücadele ettiysek, dış vesayet odaklarıyla da mücadele ederek, daha hakkaniyetli, daha adil ve daha insani bir sistem kurmak için küresel mücadele yüzyılıdır." dedi.
Kurtulmuş, 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin TBMM Genel Kurulu'ndaki görüşmelerinde AK Parti Grubu adına söz aldı.
Numan Kurtulmuş, Cumhuriyetin yüzüncü yılının bütçesi, aynı zamanda "Türkiye Yüzyılı"nın da ilk bütçesi bu bütçenin, hayırlı, uğurlu, bereketli olmasını diledi.
5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü ve Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilişinin 88. yılını kutlayan Kurtulmuş, Türk kadınının siyasette daha fazla yer almasını teşvik eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a teşekkür etti.
Kendisinden önce kürsüye çıkan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasına işaret eden Kurtulmuş, "Sürekli olarak gergin bir üslupla, hatta zaman zaman üstten hakarete varan sözlerle AK Parti Grubu'nu bir şekilde muhatap alarak konuşmanın doğru olmadığını, hele hele Türkiye'nin ikinci büyük partisinin Genel Başkanına yakışmadığını ifade etmek isterim." diye konuştu.
Kurtulmuş, milletvekillerinin kimler tarafından belirlendiği ve seçildiğinin aşikar olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
"Biz bu Meclis'te hiçbir milletvekiline hakaret etmedik, hakaret etmeyi de aklımızdan geçirmedik. 'Milletvekillerini kim belirliyor?' derseniz, sizin milletvekillerinizi de kimin, nasıl belirlediğini herkes biliyor. Sosyal medyaya kadar düşmüş olan, şu anda partinizle alakası bulunmayan iki değerli yöneticinizin nasıl, ne şekilde milletvekilleri seçildiğini biliyoruz. Milletvekilleri partilerin kurullarında seçiliyor, genel başkanların, parti kurullarının kararıyla, milletin helal oylarıyla seçiliyor. Her bir milletvekilini seçen milletin kendisidir."
Hiç kimsenin Meclis'e hakaret etmeye hakkı olmadığını ifade eden Kurtulmuş, şunları kaydetti:
"Arkadaşlar Gazi Meclis'e saygıdan bahsettiğinde, 'Gazi Meclis' lafını duyduğu zaman 'Bırakın bu ayakları' diyen Türkiye'nin ikinci partisinin Genel Başkanıdır. Bu Meclis, gazi bir Meclis'tir. AK Partilisiyle, CHP'lisiyle, HDP'lisiyle, MHP'lisiyle, İYİ Partilisiyle 15 Temmuz'da hep beraber direnmiş bir Meclis'tir. Bu Meclis'in gaziliğine saygı duymuyorsanız, Allah aşkına neye saygı duyacaksınız? Sözlerimi en baştan alıyorum, Gazi Meclis'i saygıyla selamlıyorum.
Sayın Kılıçdaroğlu konuşmalarının sonunda sürekli 'diktatör' dediği Cumhurbaşkanına bir sıfat daha ekleyerek, 'tiran' dedi. Halkta karşılığının kalmadığını söyledi. Biz de Kılıçdaroğlu'na diyoruz ki madem Recep Tayyip Erdoğan'ın halkta karşılığı yoktur, buyrun er meydanına, adaylığınızı ilan edin. Zaten Sayın Kılıçdaroğlu'nun buradaki konuşması, bir Genel Kurul bütçe konuşması değil, bir cumhurbaşkanlığı adaylığı konuşmasıydı."
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun, cumhurbaşkanının Meclis'i feshetme yetkisinden bahsettiğini belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:
"Daha geçen gün altılı masanın anayasa teklifinde, kendilerinin de Meclis'i gerektiğinde cumhurbaşkanının feshetmesi yetkisini unutmuş görünüyor.
Biz, milletin gönlüne girerek, milletin gönlünde kalmayı başararak, milletin çarşısında, pazarında, düğününde, cenazesinde olarak seçimleri kazanır ve Meclis'e geliriz. Biz, milletin iradesiyle sandıklardan çıkarız, halkın helal oylarıyla iktidara geliriz ve bundan başka bir yol tanımayız. Ne 367'nin gölgesine ne sözde cumhuriyet mitinglerinin gölgesine sığınırız ne Türkiye'deki birtakım vesayet odaklarının, küresel vesayet odaklarının önünde el pençe divan dururuz."
AK Parti Genel Başkanvekili Kurtulmuş, "yüz kızarmasından" bahsedenler olduğuna işaret ederek, "Keşke Maraş niye kapalıydı, yüzünüz o zaman niye kızarmadı deseydiniz. Biz, şimdi KKTC'nin Maraş bölgesini açarak, iftiharla milletin önüne çıkıyoruz. Keşke Karabağ, 30 yıl niçin Ermeni işgalinde kaldı, niye buna göz yumuyoruz deseydiniz. Şimdi Karabağ, ilanihaye Azerbaycan'ın yurdudur." değerlendirmesinde bulundu.
CHP milletvekillerinin "Zindaşti", "Harun kim, Karun kim?" şeklindeki sloganları nedeniyle TBMM Başkanı Mustafa Şentop, "İçtüzüğe göre çalışma düzenini bozmaktan işlem yapacağım." uyarısında bulundu.
Şentop, CHP'li milletvekillerinin Genel Kurul sıralarına vurarak slogan atmayı sürdürmesi üzerine, "Uyarma cezası vereceğim, tatbik edeceğim." dedi.
AK Parti'ye yönelik "Kürt düşmanı" eleştirilerine Kurtulmuş, "Bunu kategorik olarak reddettiğimizi ifade etmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olan Kürt kardeşlerimiz de bu coğrafyada yaşayan kardeşlerimiz de bizim kardeşlerimizdir. Bu ülkenin Kürt vatandaşları birinci sınıf vatandaşlarımızdır, kardeşlerimizdir. Türkiye'deki 85 milyon vatandaşımızın hiçbirinden bir farkı yoktur." karşılığını verdi.
İnsanları etnik kökenlerine göre asla ayırmadıklarını vurgulayan Kurtulmuş, "İnsanları mezhep kökenlerine ve etnik yapılarına göre ayırmak emperyalizmin oyunudur. Türk de Kürt de bu bölgedeki Arap da Türkmen de Acem de Ezidi de Şii de Sünni de Alevi de hepsi birdir ve aynı coğrafyanın insanlarıdır." değerlendirmesinde bulundu.
Kurtulmuş, Türkiye'nin başından itibaren gelişmeleri çok iyi takip ederek, dünyada yerel üretimde gücünü artıran ve bu dönemin getirdiği riskleri fırsata dönüştüren bir ülke olduğuna dikkati çekerek, "Başından itibaren tezgahı dağıttırmamak, üretim, istihdam, ihracat ve cari fazla vasıtasıyla büyüme potansiyelini artırmak isteyen bir politikayla yürüyoruz. Tezgahı dağıttırmadık, dağıttırmayacağız ve daha güçlü üretimler yapacağız." dedi.
Büyük milletlerin, büyük hayalleri, rüyaları, hülyaları, hedefleri, ülkülerinin olduğunu dile getiren Kurtulmuş, "Yeniden güçlü, büyük Türkiye istikametinde 20 yılda yapılanlar ortadadır. Eğer kağıtlardan anlamıyorsak bunları gidip yerlerinde görebiliriz." diye konuştu.
AK Parti Genel Başkanvekili Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Soru şu: Millet aynı millet, bütçe aynı bütçe, devlet aynı devlet. Geçen dönemlerde niye yapılamıyordu da şimdi yapılıyor? Bunların yapılabilmesinin arkasındaki temel neden AK Parti hükümetlerinin Türkiye'de gerçekleştirmiş olduğu zihniyet devrimidir ve vesayet odaklarıyla mücadeledeki başarıdır. Bu memlekette vesayet odakları sadece şurayı bombalayan FETÖ'nün eli kanlı katilleri değildir. Bu memleketteki vesayet odakları, ekonomide, siyasette, ticarette ülkenin kanını emen bir avuç azınlıktır. Ona karşı mücadele ettiğimiz için bunlar yapılabilmiştir."
Kurtulmuş, dün Devrim arabasının yapılmasını engelleyen odaklarla, bugün Türkiye'nin ileriye gitmesini istemeyen vesayet odaklarının temsilcileri arasında zerre fark olmadığını söyledi.
Kurtulmuş'un konuşması sırasında CHP sıralarından laf atılması üzerine AK Parti ile CHP milletvekilleri arasında tartışma yaşandı. Meclis Başkanı Şentop'un verdiği arada da tartışma devam etti.
Aranın ardından konuşmasını sürdüren Kurtulmuş, "Türkiye Yüzyılı, nasıl içeride vesayet odaklarıyla mücadele ettiysek, dış vesayet odaklarıyla da mücadele ederek, daha hakkaniyetli, daha adil ve daha insani bir sistem kurmak için küresel bir mücadele yüzyılıdır." değerlendirmesinde bulundu.
"Dünya 5'ten büyüktür" sözüne atıfta bulunan Kurtulmuş, "Allah'ın izniyle Birleşmiş Milletler'in de Dünya Bankasının da IMF'nin de bütün uluslararası kurum ve kuruluşların da çok yakın bir zamanda yeniden yapılacağını ya da yeniden kurulacağını göreceksiniz. Adaletin ve hakkaniyetin öncüsü olan Türkiye, Türkiye Yüzyılı ile hayata geçecektir. Daha fazla dayanışmanın, işbirliğinin, paylaşmanın merkeze alındığı yeni bir küresel ekonomik ve siyasi mimariyi mutlaka kuracağız. Türkiye bunun öncüsü olacaktır." ifadelerini kullandı.
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, "Gönül ister ki ülke olarak güvenlik risklerimiz daha az olsa ve bu alana ayrılan payı başka alanlarda kullanabilseydik. Ancak bulunduğumuz coğrafyada kimseye boyun eğmeden durabilmemiz için savunma harcamalarımız her zamankinden daha önemli hale gelmiştir." dedi.
Destici, TBMM Genel Kurulunda, 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi üzerinde yaptığı konuşmada, 2023 bütçesini, tüm dünyayla birlikte Türkiye ekonomisini de derinden etkileyen pandeminin ve Rusya-Ukrayna arasında süren savaşın neden olduğu olumsuz şartlar altında görüştüklerini söyledi.
Bölgedeki savaşlardan kaçan sivillerin Türkiye'ye sığınmalarının, Türkiye'nin 40 yıldır devam eden terörle mücadelesinin, Suriye, Irak, Ermenistan ve Yunanistan'ın durumları ve politikaları nedeniyle savunma bütçesinin artmasına neden olduğuna işaret eden Destici, "Bulunduğumuz bölgede devletimizin ve milletimizin haklarını korumamız, bu istikamette inisiyatif kullanır hale gelmemiz dolayısıyla maruz kaldığımız yaptırımların maliyetleri, bugün ekonomiyle ilgili yaşadığımız problemlerin önemli bir bölümüne zemin hazırlamıştır." diye konuştu.
Bütçe giderleri arasında en fazla dikkati çeken kalemlerden birinin de faiz giderleri olduğunun altını çizen Destici, "Gönül ister ki hiç faiz giderimiz olmasın fakat her ne kadar son yıllarda bir yükseliş olsa da son 15 yılın ortalamasının altında, üstelik enflasyonun bu kadar yüksek olduğu bir dönemde gerçekleşmesiyle tahmin edilen bir faiz gideri kalemi bütçede yer almaktadır." ifadesini kullandı.
Destici, hane halkının kullandığı elektrik ve doğal gaz faturalarının önemli bir kısmının bütçeden sübvanse edilmesine, 2023 bütçesinde de devam edileceğini memnuniyetle gördüklerini dile getirerek, desteklemelerin hane halkı asgari geçim tutarı, kullanım miktarı ve gelir düzeylerine göre yapılmasını istedi.
Bütçeden en fazla ödenek ayrılan 5 kurum içerisinde Milli Eğitim, Sağlık ve Milli Savunma bakanlıklarının yer almasını ve toplam giderler içerisinde tarım destek paylarının her geçen yıl daha da yükselmesini önemli bulduklarını vurgulayan Destici, şöyle devam etti:
"Gönül ister ki ülke olarak güvenlik risklerimiz daha az olsa ve bu alana ayrılan payı başka alanlarda kullanabilseydik. Ancak bulunduğumuz coğrafyada kimseye boyun eğmeden durabilmemiz için savunma harcamalarımız her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. ABD de, emperyalist diğer devletler de, onların uşağı terör örgütleri ya da içerideki uzantıları da ne kadar rahatsız olurlarsa olsunlar, kendi İHA'larımızı, SİHA'larımızı, kendi savaş uçağımızı, kendi füzelerimizi yapmaya; ülkemizin ve milletimizin varlığına savaş açmış olanları dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar bulup yok etmeye devam edeceğiz."
Destici, 2023 bütçesinde toplam gelirlerin yaklaşık yüzde 84'lük kısmının, vergi gelirlerinden oluştuğunu, bunun büyük kısmının da halen dolaylı vergilerden karşılandığını belirterek, bu oranın, gelişmiş ülkeler ortalaması olan yüzde 35-40 seviyesine çekilmesi gerektiğini söyledi.
Ana muhalefet partisi Genel Başkanı'nın ekonomi yönetimini yabancı bir danışmanın kılavuzluğunda yürüteceğini açıklamasının, en hafif tabirle Türk bürokratlarına ve Türk akademisyenlerine yapılmış saygısızlık olduğunu savunan Destici, "Kendileri Genel Kurulda 'Ronaldo'yu, Messi'yi getireceğim' dedi. Biz Kurtuluş Savaşı'nı da öz evlatlarımızla kazandık, istikbalimizi de öz evlatlarımızla kuracağız. Biz, Ronaldolarla, Messilerle değil; Ardalarla, Emirhanlarla, Keremlerle, Abdulkadirlerle kazanacağız." diye konuştu.
Uyuşturucuyla mücadelenin, herkesin en öncelikli işlerinden biri olması gerektiğini anlatan Destici, "Ancak Türk Devleti'ni, Türk İçişleri Bakanı'nı, polisimizi ve askerimizi uyuşturucu ticaretine aracılık ettiğini ve bununla cari açığın kapatıldığını söylemek tıpkı Türk Silahlı Kuvvetlerinin kimyasal silah kullandığı iftirasında olduğu gibi ülkemizin ve milletimizin itibarına politik hırslarla yapılmış bir suikasttır." dedi.
BBP Genel Başkanı Destici, bütçe görüşmelerinde, Meclis kürsüsünde "Türkiye halkları" ifadesinin kullanıldığına işaret ederek, şunları kaydetti:
"Bu ülkede bir tane halk vardır o da Türk halkıdır, bir tane millet vardır o da Kürt'üyle, Türkmen'iyle, Çerkez'iyle, Laz'ıyla Türk milletidir. Her konuda olduğu gibi bütçeyi de terör propagandasına dönüştüren terör uzantılarının gazi Meclis'teki varlıkları Türkiye için bir milli güvenlik meselesidir. Terör örgütünün siyasi şubesinin avukatlığını ve sözcülüğünü yapmaya soyunduğunuz PKK terör örgütünün ülkemize ve milletimize maliyeti, Türkiye'nin dış, iç, özel, kamu borçlarından, bütçede eleştirdiğiniz açıklardan katbekat fazladır. Okullarında bombalı saldırılarda katledilen çocukların katillerine bile terörist diyemeyenlerin, bütçenin, savaş ve faiz lobilerinin bütçesi olduğunu söylemesi utanmazlıktır."
Öte yandan bütçe üzerinde şahsı adına söz alan HDP Mardin Milletvekili Ebrü Günay, 2023 bütçesinin bir seçim bütçesi olduğunu ve grup olarak 'hayır' oyu vereceklerini söyledi.
